- Bu konu 2,186 yanıt içerir, 35 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Haziran 2012: 10:13 #778949
Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) gıybetten çok sakınırdı.
Bir gün Şenûziyye mescidinde oturmuş cenâze namazı için cemâat bekliyordu. Bu sırada bir fakir gördü. Hâlinden ibâdet ehli olduğu anlaşılıyordu. Fakat dilenmek ile meşguldü. Kendi kendine; “Bu adamcağız böyle dileneceğine çalışıp nefsini bu hâle düşmekten korusa daha iyi olmaz mı? Üstelik sağlığı da yerinde.” diye düşündü. O gece ibâdet yapmak için kalkamadı ve rüyâsında bir tepsi içinde o fakirin eti sunularak; “Ye bunu.” dediler. “Ben onun gıybetini yapmadım ki.” diyecek oldu. “Senin gibisinin böyle düşünmesi bile hoş değil, derhal git ondan helâllik dile.” dediler. Sabah olunca o adamın peşine düştü. Bir yerde bakla yaprağı topladığını gördü. Yanına sokulup selâm verdi. Ona; “Bir daha böyle yapacak mısın?” diye sordu. Cüneyd-i Bağdâdî de; “Hayır.” karşılığını verdi. “Allah beni de seni de bağışlasın.” diye duâ etti.
19 Haziran 2012: 21:42 #778506Anonim
Büyük velîlerden Bişr-i Hâfî (rahmetullahi teâlâ aleyh) bir sohbetinde buyurdular ki: Şaşarım o adamın aklına ki din kardeşini arkasından çekiştirir de yüzüne gelince ona sevgi gösterir, hemen onu övmeye başlar. Kim insanların şeref ve haysiyetiyle oynadığı halde, Allahü teâlânın kendisini sevdiğini iddiâ ederse, şüphesiz o bir yalancıdır. Çünkü o bir şeytandır. Şeytan ise Allahü teâlânın düşmanıdır.
19 Haziran 2012: 21:46 #778507Anonim
–
Evliyânın büyüklerinden Muhammed Zuğdân (rahmetullahi teâlâ aleyh) anlatır.
“Bir gece Resûlullah efendimizi rüyâmda gördüm ve; “Ey Allahü teâlânın Resûlü! Birçok kimse, sizi rüyâda sık sık gördüğüme inanmıyorlar.” dedim. Mübârek elini kalbimin üzerine koydu ve; “Ey evlâdım, gıybet haramdır. Sen, “Ey müminler! Zannın çoğundan sakınınız! Çünkü, zannın çoğu günâh olur. Birbirinizin kusûrunu araştırmayın! Birbirinizi gıybet etmeyin!” (Hucurât-12) meâlindeki âyet-i celîleyi okumadın mı?” buyurdu.
Sonra Resûl-i ekrem şöyle buyurdu: “Eğer başkasının gıybet etmesini dinlemek mecburiyetinde kalırsan, İhlâs ve Mu’âvvezeteyn sûrelerini oku. Hâsıl olan sevâbı, gıybeti edilenlere hediyye eyle. Çünkü gıybet ile sevap, ikisi de birbirlerini tâkib ederler ve Allahü teâlânın izni ile denk olurlar.”19 Haziran 2012: 21:47 #778508Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Şeyh Sa’dî-i Şîrâzî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
“Ey akıllı kimse! İster iyi, ister kötü olsun, kimsenin arkasından konuşma. Çünkü hakkında konuştuğun kişi gerçekten kötü ise, onu kendine düşman etmiş olursun. İyi ise, çok kötü bir iş yapmış olursun.
Biri sana gelip de filân adam kötüdür derse, iyi bil ki, o kendi kusûrunu söylemiş olur.”“Birisi şu ibretli sözü söyledi:
Gıybet edecek olursam, anamdan başkasının gıybetini etmem. Zîrâ böylece sevaplarım anama yazılmış olur!”
Ey iyi insan! Bir insanın iki şeyi dostlarına haramdır. Birisi; onun malını haksız yere alarak yemek, diğeri; arkasından iyi olmayan şekilde konuşmaktır.Biri senin yanında başkasının aleyhinde konuşuyorsa, zannetme ki başkasının yanında seni medheder. Benim nazarımda bu dünyâda en akıllı insan, kendisiyle meşgûl olup, başkalarından gâfil olandır.”
19 Haziran 2012: 21:55 #778509Anonim
.
Tabiînden, hadîs ve fıkıh âlimi, velî Mutarrif bin Abdullah (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “
Günahkârlara karşı nefsinde merhamet duymayan kimse, hiç olmazsa onların lehine (onlar için) tövbe ve istiğfâr ile duâ etsin. Zîrâ yeryüzündekilere Allahü teâlâdan mağfiret dilemek meleklerin ahlâkındandır.”
20 Haziran 2012: 20:47 #778431Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine bir kimse, “Bu zamanda hakîki kardeşlikler azaldı. Nerede o, Allah için yapılan kardeşlikler?” deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; “Eğer senin sıkıntılarına katlanacak, ihtiyaçlarını giderecek birini arıyorsan, bu zamanda öyle bir kardeşi, arkadaşı bulamazsın. Ama, kendisine Allah için yardım edeceğin, sıkıntılarına Allah rızâsı için katlanacağın bir kardeşlik istiyorsan böyleleri çoktur.” buyurdu.20 Haziran 2012: 22:04 #778436Anonim
21 Haziran 2012: 21:29 #778352Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden İbn-i Atâullah İskenderî(rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
“Allahü teâlâ, her uzva vefâyı lâzım kıldı. Kalbin vefâsı; dünyâ ile meşgûl olmaması, hîle ve hased yapmamasıdır.
Dilin vefâsı; gıybet etmemesi, yalan söylememesi, lüzumsuz boş şeyler konuşmamasıdır.
Âzâların vefâsı; günah olan yerlere gitmemesi, müslüman kardeşine eziyet etmemesidir.”
21 Haziran 2012: 21:47 #778353Anonim
.
Şems-i Tebrîzî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine bir kimse; “Efendim! Mârifeti bana anlatır mısınız?” dedi. O da;
“Bir gönül ki, Allahü teâlânın muhabbetiyle yanıp, onunla hayat buluyorsa, bu mârifettir.” buyurdu. Soruyu soran; “Peki ben ne yaparsam bu mârifeti elde edebilirim?” diye tekrar sordu. “Bedeni terk ederek. Çünkü Allahü teâlâ ile kul arasındaki perde, kişinin bedenidir. Allahü teâlâya vâsıl olmasına mâni olacak şey dört tânedir:
1) Şehvet,
2) Çok yemek.
3) Mal ve makam,
4) Ucb ve gurûr.İşte bu dört şey, kulun cenâb-ı Hakk’a ulaşmasına mânidir.” buyurdular.
25 Haziran 2012: 03:19 #779642Anonim
:
Evliyânın büyüklerinden Hâris el-Muhâsibî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
Nefsini hesâba çeken muhâsebe ehlinin belli hasletleri vardır. Bunları tecrübe ve tatbik edince, Allahü teâlânın ihsânıyla şerefli makamlara ulaşmışlardır. Her şey güçlü bir azimle ve nefsânî arzuları tamâmen terk etmekle elde edilir. Çünkü azmi sağlam olanların nefsin hevâ ve hevesine karşı durmaları basitleşir. O halde kuvvetli bir azimle şu hususlara uy:
1) Doğru ve yalan yere yemin etme.
2) Yalan söylemekten sakın.
3) Zulüm bile yapmış olsa hiç bir kimseye lânet etme.
4) Vefâkâr olmak imkânı bulduğun müddetçe ahdinden dönme.
5) Ne sözle ne de hareketle hiçkimseye bedduâ etme. Yaptığın iyilik için mükâfât, karşılık bekleme. Allahü teâlânın rızâsı için tahammüllü ol.
6) Kâfir olsun, müşrik veya münâfık olsun, hiçbir kimsenin aleyhinde şâhidlik yapma. Halka karşı merhametli ol. Allahü teâlânın gazabından uzak kalmak için en uygun yol budur.
7) Ne içinden ne de dışından aslâ günah işlemeye yönelme, âzâlarının tamâmını günahtan uzak tut.
Hiç kimseyi incitme. İster az ister çok olsun veya ihtiyacın olsun yâhud da olmasın hiçbir halde kendi yükünü kimseye yükleme.
9) İnsanlardan hiçbir şey bekleme ve sâhib oldukları hiçbir şeye göz dikme.
10) Dünyâ ve âhirette makam ve izzet yüksekliği, Allahü teâlânın dilemesine, vermesine bağlıdır. Bu bakımdan kendini karşılaştığın hiçbir insandan daha üstün görme.
26 Haziran 2012: 03:25 #777274Anonim
.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinin oğlu Sultân Veled anlatır:
“Ben beş yaşında idim. Bir gün babamın, talebelerine şöyle dediğini duydum: “Ben yedi yaşımda iken, nefsim tamâmiyle rûhuma tâbi oldu. Nefsî isteklerimden kurtuldum.” Bunu dinleyen talebelerden biri; “Efendim! Biz, sizi devamlı nefsinizle mücâhede eder hâlde görüyoruz. Bu sözünüzü nasıl anlamak icâbeder?” dedi.
Bu suâle; “Nefs, yaratıkların içinde en ahmak olanıdır. Hep kendi zararını ister. Onun yakasını bırakmağa gelmez. Çünkü en büyük düşman nefstir. Büyüklerimiz, ölünceye kadar nefsle mücâdele etmiştir. Biz de öyle yaparız.” cevâbını verdi.
Mevlânâ Celâleddîn Muhammed Rûmî hazretleri buyurdular ki; “Nefsi mağlûb etmek için, onu rahatsız etmelidir. İstediği şeyi vermemelidir. En tesirlisi, gündüzleri oruç tutmak, geceleri az uyuyup namaz kılmaktır.”
27 Haziran 2012: 22:49 #805073Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) bir gece uyandı. Uyumak istiyor, uyuyamıyordu. Oturmak istiyor, oturamıyordu.
Bir zaman sonra kapıyı açıp dışarı çıkınca; birinin üzerine bir aba örtüp, büzüldüğünü gördü. Cüneyd-i Bağdâdî’yi görünce başını kaldırdı ve; “Ey efendim! Bu kadar bekletilir mi?” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Gece geç vakitte geldiniz.” buyurdu.
O kimse; “Kalplere hareket veren Allahü teâlâdan, sizin kalbiniz bana teveccüh etsin diye taleb ettim.” dedi. Cüneyd-i Bağdâdî; “Ne istiyorsunuz?” diye sordu.
O kimse; “Nefsin hastalığına ilaç yok mudur?” deyince, Cüneyd-i Bağdâdî; “Nefsin ilacı, isteklerine muhâlefet etmektir.” buyurdu.
Bunun üzerine o kimse, kendi kendine; “Ey ahmak nefsim! Bunu ben sana kaç defâ söyledim. Ama sen Cüneyd’den duymayınca inanmadın.” dedi.Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri bir gün Câfer Huldî hazretlerine bir dirhem verdi ve bir mikdâr incir almasını söyledi. O da alıp geldi ve önüne koydu. Cüneyd-i Bağdâdî ondan bir tâne alıp orucunu açmak için ağzına götürdü. O sırada ağlamaya başladı, inciri ağzından çıkarıp attı. Su ile de ağzını iyice çalkaladı.
Câfer Huldî; “Niçin böyle yaptınız?” dediğinde; “Otuz seneden beri hep incir yemek istedim. O zamandan beri de hiç yemedim. Bugün nefsim ağır bastı ve ondan yemek istedim. Ağzıma aldığım zaman gizliden bir ses bana şöyle dedi:
“Allah için yemesini bıraktığın şeyi yemeye utanmıyor musun?”
Bunun üzerine onu ağzımdan çıkarıp attım. Onu yemeyi sözde durmamak kabûl ettim. Bu da bir hıyânettir. Hâin olan kimse de, Allah katında sevilen biri olamaz.” buyurdu.27 Haziran 2012: 22:55 #805074Anonim
.
“Nefis, bir ateş gibidir. Yanar durur.Bir yandan söndürülse de başka taraftan parlar.
Nefis hep böyledir.
Bir taraftan yola getirilse, öbür yandan kötü iz yine görünür.
Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nîmetlerinin en büyüğüdür.
Çünkü nefis, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür.
İnsanın nefsi ölmeden kalbi hayat bulmaz.
Hakîkat, nefsin ölümünden ibârettir.”
Ebû Bekr Tamistânî (rahmetullahi teâlâ aleyh)
28 Haziran 2012: 06:46 #805078Anonim
28 Haziran 2012: 15:05 #805083Anonim
.Büyükleri sevmek, saâdetin sermâyesidir.
Muhabbete müdâhane, gevşeklik sığmaz.
Nefs bir kötülük deposudur.
Kendini iyi sanarak Cehl-i mürekkeb olmuştur.
Nefse, günahlardan kaçmak, ibâdet yapmaktan daha güç gelir.
Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.
Küfür, nefs-i emmârenin isteklerinden hâsıl olur.
Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi saâdet zan etmemeli,
nefse güç ve acı gelenleri de şekâvet ve felâket sanmamalıdır.
İmâm-ı Rabbânî (rahmetullahi teâlâ aleyh)
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.