- Bu konu 2,186 yanıt içerir, 35 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Haziran 2012: 14:39 #779222
Anonim
.
Büyük velîlerden Ahmed bin Mesrûk (rahmetullahi teâlâ aleyh) insanları gafletten sakındırır; “Gafletin sebebi cahilliktir.” buyururdu.
Evliyânın büyüklerinden Alâeddîn Âbizî (rahmetullahi teâlâ aleyh) sık sık şöyle derdi: “Allahü teâlâdan gâfil olmayan, O’nu unutmayan Cennet’tedir.”
17 Haziran 2012: 14:41 #779586Anonim
.
Kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin beşincisi olan Sultân-ül-Ârifîn Bâyezîd-i Bistâmî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki “
Allahü teâlânın kendileri sebebiyle nefsimi cezâlandırdığı bütün şeyler üzerinde düşündüm. Onların en şiddetlisi olarak gafleti buldum. Allahü teâlâdan bir an gâfil olmak (bir an O’nu unutmak) Cehennem ateşinden daha şiddetlidir.”
Yine buyurdular ki: “İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Bunun, gaflet olduğunu anladım. Gafletin insana yaptığı zararı, Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabûl eyle.”
17 Haziran 2012: 14:44 #779587Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Cüneyd-i Bağdâdî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
“Allahü teâlâdan gâfil olmak, ateşte olmaktan beterdir.“İskenderiye’de yetişen büyük velîlerden Dâvûd-i İskenderî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
“Gönül kapılarının açılmasında elde edilebilecek en büyük nasîb, gaflet hâlinden kurtulabilmektir.”
Endülüs, Mısır ve Filistin taraflarında yaşamış büyük velîlerden Ebû Abdullah el-Kureşî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
Mâsiyetin, günâh işlemenin sebebi gaflettir. Yâni Allahü teâlâyı unutmaktır.17 Haziran 2012: 14:45 #779588Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Ebû Ali Cürcânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “İnsanların çoğunun gâfil dolaştıklarını gördüm. Bu yolda dayandıkları şey, bir zan ve tahminden ibârettir. Durumları bu iken, hakîkat üzere olduklarını anlatır ve kendilerine göre mükâşefeden (keşifden) bahsederler. Ne var ki, işin aslından habersizdirler.”
17 Haziran 2012: 15:01 #779589Anonim
.
İran’da yaşayan büyük velîlerden Ebû Bekr Tamistânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri Ölümü, Allahü teâlâya kavuşturan bir kapı olarak vasıflandırarak buyurdu ki:
“Ölüm, âhiret kapılarından bir kapıdır. Bu kapıdan geçmeyen Allahü teâlâya kavuşamaz.”.Dünyâya ve dünyâda bulunanlara aslâ meyletmeyen Ebû Bekr Tamistânî hazretleri, dünyâyı îmâr etmenin gaflet ehlinin işi olduğunu bildirerek buyurdu ki: “Gaflet, gaflet ehlinin işi olduğu gibi, dünyâya önem vermek ve ona bel bağlayarak îmâr etmek de gaflet ehlinin işidir.Ancak her dünyâya çalışan gaflet ehli sayılmaz. Dünyâ ehli bir sanat ehlidir. Bir sanat ehli, yaptığı sanatla kullara faydalı olmayı niyetine almalıdır. İş böyle olunca, ona gaflet ehli denmez. Ancak dünyâya gönül verip, onu elinde toplamak isterse, dünyâ ehli olur ve gaflet ehli sayılır. Yaptığı sanatla kullara faydalı olmayı niyetine alan kimse, hem dünyâyı hem de âhireti îmâr etmiş olur.
17 Haziran 2012: 15:03 #779590Anonim
.
Kuzey Afrika’da yetişen büyük velîlerden Ebü’l-Hasan-ı Şâzilî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki: “
Bizim bildiğimiz ve bildirdiğimiz bilgilerden haberi olmayan zavallılar, büyük günahlarda ısrar ederek devâm ettikleri halde vefât ederler. Çünkü onlar iyiliğin kıymetini, kötülüğün zarârını, yâni bunları anlamaya yarayan bilgileri öğrenmemişlerdir. Böylece nefislerinin hevâ ve arzularına tâbi olarak günahlara dalmışlar ve ömürleri bu gaflet ve câhillik içinde geçip gitmiştir.”
17 Haziran 2012: 15:04 #779591Anonim
.
Tâbiînin büyüklerinden, hadîs ve fıkıh âlimi Eyyûb-i Sahtiyânî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
“Ömürlerini gaflet içinde geçiren, kulluk vazîfesini yapmayıp, ibâdetten mahrum kalan âsî insanların hallerine çok acırım.”
17 Haziran 2012: 15:05 #779592Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Ferîdüddîn-i Attâr (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:“Ey gâfil! Sen nefs sâhibisin. Bu dünyâda kendini hesâba çek. Kalbindeki pislikleri temizlemek için mücâhede et. Büyükleri de kendine kıyas etme. Zîrâ bir velî, zehir de yese o zehir bal olur.”
17 Haziran 2012: 15:05 #779593Anonim
.
Büyük velîlerden Mansûr el-Betâihî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri gaflete düşmekten sakındırırdı. Bu hususta; “İnsanın müptelâ kılındığı en çetin şey gaflettir. Allahü teâlâ bir kulunu severse, onu gafletten korur.” buyurdular.
17 Haziran 2012: 15:07 #779594Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Muhammed Şüveymî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerinden çok kimseler istifâde etmişdir. Talebelerine devâmlı olarak; “Allahü teâlâyı çok hatırlayınız. Buna devâm ederseniz O’ndan gâfil olmazsınız. Yâni günahlara dalmazsınız. Böylece bütün ihtiyaçlarınız, bütün sıkıntılarınız hallolur.” buyururdu.
18 Haziran 2012: 10:01 #778954Anonim
.
Evliyânın büyüklerinden Ali Dede Bosnevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretlerine, uykuda nasıl yatılacağı hakkında sordular. Buyurdular ki: “
Evlatlarım! Dört çeşit uyku şekli vardır. Birincisi kafa üzere uyumak yâni sırtüstü yatmak. Bu peygamberlerin uyumasıdır. Böyle yatarken göklerin ve yerlerin yaratılışı ve dolayısıyla Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünürler
. İkincisi, sağ taraf üzerine yatmak. Bu, âlimlerin ve âbidlerin, çok ibâdet edenlerin uykusudur
. Üçüncüsü sol tarafa yatmak. Bu, meliklerin, hükümdârların uyuma şeklidir. Bunların mideleri dolu olduğu için daha kolay hazmedilmesi maksadıyla böyle uyurlar.
Dördüncüsü, yüzükoyun uyumak. Bu da şeytanların uyuma şeklidir. Siz her zaman birinci ve ikinci şekli tercih ediniz.”
18 Haziran 2012: 10:03 #778955Anonim
.
Tâbiînin meşhurlarından olan Âmir bin Abdullah (rahmetullahi teâlâ aleyh) kendisine; “Gecelerin uykusuzluğuna, uzun ve sıcak günlerin susuzluğuna nasıl dayanıyorsun.” diye sordukları zaman, cevâbında;“Ben yer değiştirdim, gündüz yemeğini geceye, gece uykusunu gündüze aldım. Bunda bir zorluk yoktur.” cevâbını verdi. Yâni geceleri uyumam, gündüzleri de oruçlu olduğum için bir şey yemem demek istedi.
Geceleri uyumazdı, bütün gecelerini ibâdetle geçirir devamlı gözyaşı dökerdi. Niçin hiç uyumadığını soranlara; “Cehennem’in harâreti uykularımı kaçırttı.” cevâbını verdi.
Her gördüğü şeyden ibret, karşılaştığı her hâdiseden âhiret için hisse alırdı. Yine İmâm-ı Mâlik (r.aleyh) haber veriyor ki: “Âmir bin Abdullah cenâzelerin önünde durur, kendinden geçer giderdi. (Âhirette olacak şeyler tek tek aklına gelir. Kabrin sıkması, suâl meleklerine nasıl cevap verilir, Mahşerde insânın hâli ne olur, Mîzânda hesâbı nasıldır, amel defteri hangi taraftan verilir, sırâtı nasıl geçer. Bütün bunları düşünür göz yaşı dökerdi.) Cenâzelerin affı için Allahü teâlâya yalvarır, sırtındaki abası düşer de farkında olmazdı.”
18 Haziran 2012: 10:07 #778946Anonim
.
Hindistan evliyâsından ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerden Abdullah-ı Dehlevî (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri, müslümanlara çok şefkatli idi. Seher vakti onlara duâ ederdi. Kötülük gördüklerine de iyilik yapardı. Hâkim Kudretullah Han Abdullah-ı Dehlevî hazretlerinin komşusu idi. Çoğu zaman Abdullah-ı Dehlevî’yi gıybet eder, aleyhinde konuşurdu. Bir gün hapse düştü. Abdullah-ı Dehlevî hazretleri onu hapishâneden çıkartmak için çok uğraştı. Fakat bunu ona söylemedi.
Abdullah-ı Dehlevî’nin meclisinde dünyâ ile ilgili sözler konuşulmazdı. Birisi gıybet etse ona mâni olur, gıybet edene; “O dediğine ben daha layıkım.” derdi. Bir gün yanında; pâdişahı kötülediler. O gün oruçlu idi. Kötüleyene dönerek; “Eyvâh orucumuz gitti!” buyurdu. “Siz kimseyi kötülemediniz ki!” dendiğinde; “Evet, biz gıybet etmedik, ama dinledik. Gıybette söyleyende dinleyen de aynıdır.” buyurdu.
18 Haziran 2012: 10:09 #778947Anonim
.
Tebe-i tâbiînin büyüklerinden Abdullah bin Mübârek (rahmetullahi teâlâ aleyh) hazretleri buyurdular ki:
“Eğer gıybet etseydim, anamı, babamı gıybet ederdim. Çünkü sevâblarımın onlara verilmesi daha hayırlı olur.”
18 Haziran 2012: 10:11 #778948Anonim
.
Evliyânın meşhûrlarından Ahmed bin Âsım Antâkî (rahmetullahi teâlâ aleyh) buyurdular ki:
“İnsanın en kötü işlerinden birisi gıybet etmesidir. Bu yüzden, dünyâ ve âhirette zarara uğrar. Hattâ o yüzden ona buğzedilir. Melekler ondan uzaklaşır. Şeytanlar sevinir.
Gıybet, amelleri boşa çıkarır. Herkes yanında sevgisini kaybeder. Değeri kalmaz. Gıybet ile nemime (söz taşımak), birbirine yakındır. İkisi de aynı şeyden doğar. İkisi de taşkınlık ve azgınlıktır. Azgın olmayan kimse bunlarla uğraşmaz.Söz taşıyan, kâtil gibidir. Gıybet eden ise, leş yiyen gibidir. Azgın kimse kibirlidir. İnsan nefsini bu hastalıklara kaptırınca, iftirâ günahına da girer. Böylece gıybet, kişinin nefsini temize çıkarmak istemesinden ve kendisini beğenmesinden doğar.
Gıybetten, en büyük belâdan kaçar gibi kaçmak lazımdır.
Çünkü o Kur’ân-ı kerîmde haram kılınmıştır.”
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.