• Bu konu 2,186 yanıt içerir, 35 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 886 ile 900 arası (toplam 2,179)
  • Yazar
    Yazılar
  • #806009
    Anonim

      .

      ”Gönlün dâima mahzûn, bedenin kulluğa güçlü, gözün yaşlı ve kalbin rakik (ince) olmalı. İşin hâlis, duân ilticâ ve libâsın (elbisen) mütevâzî, yoldaşın sâlihler, sermayen zâhirî ve bâtınî (dış ve iç) din ilimleri, evin mescid ve yakının ALLAH dostları olsun!..”.

      Abdulhâlık Gucduvani (k.s.)
      #806011
      Anonim

        .

        Rıza yolunda biraz cefa gördük diye, Allah’a naz mı edeceğiz?..

        Mus’ab bin Umeyr ( r.a )

        #806029
        Anonim
          Hz. Ali r.a. şöyle der:
          Riyakârlar şöyledir:
          Tek başına kaldığı zaman tembellik eder, ibadette gevşeklik gösterir ve nafile namazları oturarak kılar.
          İnsanlarla beraber olduğu zaman tekrar canlanır, canla başla amel eder.
          Biri kendisini methettiğinde daha fazla amel ve ibadet eder. Yerdiğinde ise amellerini azaltır.

          Tenbîhu’l-Muğterrîn
          #806083
          Anonim

            Kibir;
            Bele bağlanmış bir taşa benzer ki,
            İnsan onunla ne uçabilir ne de yüzebilir!”
            Yani gurur ve kibir yükü ile insan -mânen seviye kat etmek bir yana- sefâletlerin birinden diğerine sürüklenir durur.

            Hacı Bayram-ı Velî

            #806092
            Anonim
              Şöhretten kaç ki şeref seni takip etsin
              Ölüme hazırlıklı ol ki sana ebedi hayat bahşedilsin..

              H.z Ömer R.A

              #806127
              Anonim
                “İki şeyi unutma:

                Allah Teâlâ’yı ve ölümü.

                İki şeyi de unut:

                Başkasına yaptığın iyiliği ve başkasının sana yaptığı kötülüğü.”

                Lokman Hekim

                #806130
                Anonim
                  Müridleri Şâh-ı Nakşibend Hazretleri’nden bir kerâmet göstermesini istemişlerdi.

                  Hazret buyurdu ki:

                  “–Bizim kerâmetimiz açıktır. İşte bakınız; omuzlarımızdaki bunca günah yüküne

                  rağmen hâlâ ayakta durabiliyor ve yeryüzünde yürüyebiliyoruz. Bundan büyük

                  kerâmet mi olur?..”

                  Ardından, tasavvufta mühim olanın kerâmet değil, istikâmet olduğunu hatırlatarak

                  şöyle buyurdular:

                  “–Bir kimse bir bahçeye girse ve oradaki ağaçların her bir yaprağının dile gelip; «Ey

                  Allâh’ın velîsi merhabâ!» diye seslendiğini duysa, gerek zâhiren gerek de bâtınen, bu

                  sese aslâ îtibâr etmemelidir! Bilâkis kulluğa olan gayret ve azmini daha da

                  artırmalıdır.”
                  Bunun üzerine bâzı talebeleri:

                  “–Efendim, ne kadar üstünü örtseniz de, sizden de zaman zaman kerâmet zâhir

                  olmakta!..” dediler.

                  O büyük tevâzu âbidesi, edep ve mahviyet hâlini muhâfaza için, kendisindeki mânevî

                  tecellîleri müridlerine izâfe ederek:

                  “–O müşâhede ettikleriniz, müridlerimin kerâmetleridir.” buyurdu.

                  #806204
                  Anonim
                    Sâdât-ı kiramın önde gelenlerinden İmam Cafer-i Sadık k.s. şöyle der:

                    Namaz takva sahiplerinin yakınlık sebebidir.

                    Hac ise tüm zayıf, güçsüz olanların cihadıdır.

                    Bedenin zekâtı oruçtur.

                    Amel etmeksizin dua eden kimse yaysız ok atan kimse gibidir.

                    Mallarınızı zekâtla koruyunuz.

                    İktisat eden, tutumlu davranan fakir düşmez.

                    Tedbir geçimin yarısıdır.

                    Kim anne ve babasını üzerse itaat etmemiş sayılır.

                    Her kim musibet anında ellerini dizlerine vurur dövünürse, kazandığı ecri

                    boşa çıkar, kaybolur.

                    Hiç şüphesiz Allah Tealâ musibet miktarınca sabır indirir.

                    Rızkı da geçimi sağlayacak derecede verir.

                    Her kim maişetini ölçülü şekilde sağlar, israfa kaçmazsa Allah o kimseye

                    rızıklar ihsan eder.

                    Her kim de saçıp savurur, israf ederse Allah ona rızkını daraltır, onu

                    mahrum eder.

                    Ebu Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ

                    #806236
                    Anonim
                      Sâdî-i Şîrâzî şöyle anlatır:

                      “Çocukluğumda da zühde, riyâzâta, gece ibâdetine düşkündüm. Bir gece

                      babamın

                      yanında oturuyordum. Bütün gece gözümü yummamış, Kur’ân-ı Kerîm’i

                      elimden

                      bırakmamıştım. Birtakım kimseler ise, etrafımızda uyuyorlardı. Babama:

                      «–Şunların bir tanesi bile başını kaldırıp iki rekât teheccüd namazı kılmıyor;

                      sanki ölü

                      gibi uyuyorlar.» dedim. Bu sözüm üzerine babam kaşlarını çattı ve:

                      «–Oğlum Sâdî! Başkalarının dedikodusunu edeceğine, keşke sen de onlar

                      gibi

                      uyusaydın! (Zîrâ senin hor gördüklerin, şu andaki ilâhî rahmetten

                      mahrûmiyet

                      içindelerse de, onlara Kirâmen Kâtibîn melekleri menfî bir şey yazmıyor.

                      Senin amel

                      defterine ise, din kardeşlerini küçük görme ve gıybet günâhı yazıldı.)»

                      karşılığını

                      verdi.”

                      #806343
                      Anonim
                        Birgün İbn-i Mes’ûd -radıyallâhu anh- tâbiînden dostlarına dedi ki:

                        “–Sizler Rasûlullâh’ın ashâbından daha çok oruç tutuyor, namaz kılıyor ve sâlih amellere

                        gayret ediyorsunuz. Ancak onlar sizden daha hayırlıydı.”

                        Onlar:

                        “–Bu nasıl olur?” diye sorduklarında:

                        “–Onlar dünyaya karşı sizden çok daha zâhid, âhirete de sizden daha çok rağbetli

                        idiler.” buyurdu.
                        (Hâkim, Müstedrek, 4/135)

                        #806345
                        Anonim

                          Cumaniz mubarek ey mubarek insanlar!!!

                          #806683
                          Anonim

                            İnsanı gıybetten ve başkalarını kötülemekten iki şey alıkoyar:

                            Birincisi, kendi kusurlarını

                            düşünmek ve

                            onların tedavisiyle meşgul olmak, ikincisi de zikrullah ile arkadaş olup dilini tutmak.

                            İmam Gazali.

                            #806684
                            Anonim
                              Sana Allah’ı hatırlatacak bir arkadaş bulunca ona sımsıkı sarıl, ondan ayrılma, onu

                              küçümseme. Onu kendin için bir devlet bil. Böyle kimseler mü’min için bir ganimettir. İyi

                              arkadaş yalnızlıktan hayırlıdır.

                              İmam Gazali.

                              #806685
                              Anonim
                                Dünyalık elde etmek için sakın dininden ve edebinden bir şey verme. Böyle yaparsan değil

                                Allah katında, kendilerine şirin gözükmek istediğin insanların gözünde de düşmüş olursun.

                                Ayrıca eline de bir şey geçmez. Hem dinden, hem dünyalıktan olursun. Böyle davranmakla

                                eline dünya malı geçerse, hayırlı olanı verip adi olanı almış olursun ki, sonuç yine zarardır.

                                İmam Gazali

                                #806736
                                Anonim
                                  Hazret-i Îsâ (a.s), sanki kendisini bir aslan kovalıyormuş gibi canhıraş bir şekilde kaçıyordu. Adamın biri, merakla ardından koşarak kimden kaçmakta olduğunu sordu. Îsâ (a.s):

                                  “–Ahmaktan kaçıyorum!..” deyince bu sefer adam:

                                  “–Sen, nefesi ile körlerin ve sağırların şifa bulduğu, duâsıyla ölülerin dirildiği «Mesih» değil misin? İstediğin her şeyi yapabildiğin hâlde niçin kaçıyorsun?” diye sordu. Îsâ (a.s):

                                  “–Yemin ederim ki, İsm-i Âzam’ı sağır ve köre okudum; onlar iyileşti; bir ölüye okudum, dirildi; bir fakire okudum, zengin oldu. Fakat o duâyı bir ahmağın kalbine binlerce defa okuduğum hâlde fayda vermedi. O ahmak, katı bir taş kesildi de ahmaklığından vazgeçmedi!” dedi.

                                  Hayreti daha da artan adam, Hazret-i Îsâ’ya tekrar sordu:

                                  “–İsm-i Âzam duâsı, her hastanın şifâ bulmasına vesîle olduğu hâlde niçin ahmaklığa tesir etmiyor? Bunun hikmeti nedir?”

                                  Îsâ (a.s) cevap verdi:

                                  “–Ahmaklık, kahr-ı ilâhî olan bir hastalıktır. Diğerleri ise kahr-ı ilâhî’ye uğramayan iptilâlardır. İptilâ da bir hastalıktır; ancak sadece müptelâsına acınır. Ahmaklığa gelinçe, o da bir hastalıktır, lâkin ekseriyâ başkasını yaralar ve zarar verir.”

                                  Bunun içindir ki ârif zâtlar şöyle buyurmuşlardır.
                                  “Şu üç kişi, Allah dostu olamaz: Kibirli, cimri ve ahmak.”

                                15 yazı görüntüleniyor - 886 ile 900 arası (toplam 2,179)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.