- Bu konu 2,186 yanıt içerir, 35 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Ağustos 2012: 20:26 #806963
Anonim
.
[TABLE=”class: tborder, align: center”]
[TR]
[TD=”class: alt1″]Ey insan!
Firdevs Cennetinde, Peygamber ve sıdıklarla bulunmak istiyorsun.
Ama buna karşılık hangi ameli işledin?
Hangi şehevi arzunu kırdın?
Hangi hiddetini yendin?
Sana gelmeyen hangi akrabana gittin?
Kardeşinin hangi kusurunu bağışladın?
Allah için nelerden uzaklaştın?
Ve nelere yaklaştın?
.Fudayl bin İyad (Rahmetullahi Aleyh)
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Ağustos 2012: 20:28 #806964Anonim
.
Su gibi olun.O hep aşağıda durmak ister; ama kıymeti yukarılardadır.
.
Gavs-ı Sânî kuddise sirruhu
23 Ağustos 2012: 20:29 #806965Anonim
.
“Kim, Allahü teâlânın anıldığı bir mecliste bulunursa,Allahü teâlâ, onun bu meclisini, on kötü meclisine karşı keffâret yapar.
Eğer bir kimse, Allahü teâlânın rızâsı peşinde olursa,
Bu hareketi, bulunduğu yedi yüz kötü meclise keffâret olur.”.
Atâ bin Ebu Rebâh Hz.
23 Ağustos 2012: 20:29 #806966Anonim
.
İnsanların her vesileyle sevgiden söz ettiği,Ama hiçbir devirde görülmediği kadar bundan mahrum kaldığı bu çağda,
Bizler sevgi bağını devamlı canlı tutmalı ve
Kalplere sevgi tohumları saçmalıyız.
.
Seyyid Muhammed Sâkî Hâşimî (k.s)
23 Ağustos 2012: 20:31 #806967Anonim
.
Ebû Müslim Havlânî “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyorlar ki, “
Bu ümmeti üç kısım buldum. Birincisi, Cennete hesapsız girerler, ikinci kısmı, azıcık sorguya çekilir, ondan sonra, Cennete girerler. Üçüncü sınıf ise biraz âzâp görüp, ondan sonra Cennete girerler. Ben, birinci kısımda olanlardan olmak isterim. Onlardan olamazsam, az bir hesaba çekilenlerden, onlardan da olamazsam, biraz azab görüp, Cennete girenlerden olmak, isterim.”
23 Ağustos 2012: 20:33 #806968Anonim
.
Gavs-ı Sânî (k.s) Hazretleri buyurdu ki:“Abdest almak için çeşmenin başına gidince biraz durun ve kalbinizden:
‘Yâ Rabbî!
Ben sizin için abdest alıyorum.
Sizin için olmazsa almam.’
diye niyet edin.”
23 Ağustos 2012: 20:34 #806969Anonim
.
Kalp iki kısımdır:Kalb-i hayvani ve Kalb-i insani.
Kalb-i hayvani bir et parçasıdır bu hayvanlarda da bulunur.
Kalb-i insani ise o et parçasının içinde bir nurdur.
Günahlardan dolayı o nur Arş-ı A’la’da dokuz bin yıllık mesafedeki bir ağaca yapışır.
Ancak kalp zikrullahla temizlendikten sonra yerine döner.
.
Gavs-ı Sânî Hz (k.s)
23 Ağustos 2012: 20:35 #806970Anonim
.
Yûsuf bin Esbât “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyorlar ki, “Sâdık olmanın alâmetleri: Sözü ile kalbinden geçenlerin aynı olması. Söz verdiği gibi hareket etmesi, işlerini Allahü teâlânın rızâsı için yapması. Dünyâya düşkün olmayıp, makam, mevki peşinde koşmaması, Nefsin isteklerini yapmaması, mühim olan işleri hemen yapıp, mühim olmayanları sonraya bırakması. Âhıreti, dünyâya tercih etmesidir.”
23 Ağustos 2012: 20:36 #806971Anonim
.
Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyetle ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü âhirete mal edebilir; fani ömrünü bir cihette ibka eder…B. SAİD NURSI
24 Ağustos 2012: 20:31 #806992Anonim
.İmam-i Rabbaniden Hayat Dersleri
Asıl ismi Ahmed Faruk-u Serhendî olan İmam-ı Rabbani Hazretlerin Hz. Ömer’in (r.a.) neslinden gelmektedir. 1563’de Hindistan’ın Serhend şehrinde dünyaya gelmiş ve aynı yerde 1624 tarihinde vefat etmiştir.
İmam-ı Rabbânî’nin zamanında Hindistan’da çok geniş fikrî çalkantılar vardı. Halkı İslâmdan uzaklaştırmaya ve İslâmı tanınmaz hale getirmeye çalışan yönetime karşı İmam-ı Rabbani Hazretleri çok geniş bir hizmet halkası oluşturur. Yetiştirdiği talebelerle, daha sonra hem bu talebelerine, hem de nüfuzlu kişilere yazdığı mektuplarla İslâmı müdafaaya çalıştı.
İmam-ı Rabbani müceddiddir. Yani Hicri ikinci bin yılın din yenileyicisidir. Dine sokulmaya çalışılan hurafe, bid’at ve batıl inançları reddedip, dinin aslını muhafazaya çalışmış ve o devir insanının ihtiyacı olan dinî meselelerde yeni bir takdim şekli oluşturmuştur. Hizmeti sadece kıta Hindistan’ına bağlı kalmamış, zamanla dünyanın her tarafına kök budak salmıştır.
İmam-ı Rabbani Hazretlerinin fikir, izah ve hizmet esasları bütünüyle mektuplarında mevcuttur. Aslı Farsça olarak üç cilt halinde tertip edilen, 847 mektup, 1670 sayfadan oluşan ve daha sonra Arapça ve Türkçeye da tercüme edilen Mektubat, asıl itibariyle yazıldığı devre ışık tutmakla birlikte, bizlerin de bu eserden öğreneceğimiz pek çok şey vardır.
Mektubat Türk okuyucusuna yabancı değildir. Özellikle Nakşı tarikatına mensup bazı hizmet grupları tarafından kaynak kitap olarak kabul edilmesinin de tanınmasında büyük payı vardır.
Mektubat’ta yer alan mektupların büyük bir kısmı kendi talebelerine yönelik olduğundan “Ey oğul!” şeklinde hitapları bulunmaktadır. Biz daha çok bu şekildeki hitapların bulunduğu paragraflardan seçmeler yaptık. Merhum Abdülkadir Akçiçek’in tercümesi aslına çok yakın bir şekilde tercüme edildiğinden bu kitaptan istifade ettik.24 Ağustos 2012: 20:32 #806993Anonim
.
Dünya bir seraptır
Ey oğul!
Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldızla ve çeşitli yüzlerle süslenmiştir. Sureti nakışlıdır. Çirkin bir kadın gibi kaşı çekilmiş, yanakları boyanmış. İlk bakışta tatlı gelir, göze tazelik ve canlılık hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüş cifeye benzer.
Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptır, Şeker suretinde zehirdir. İçi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasızlığı ile söylenenlerin ve anlatılanların hepsinden şerlidir.
Onun aşıkı sefih ve büyülüdür. Fitneye düşmüş, çıldırmış ve aldatılmıştır. Kim onun görünüşüne aldanırsa ebedi kayıp zehiri ile zehirlenmiştir. Kim onun tazeliğine ve tadına bakarsa sonsuzluğa kadar pişmanlık duyar.
Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razı etsen, diğeri darılır.”24 Ağustos 2012: 20:33 #806994Anonim
.
Dünya nedir?
Ey oğul!
Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz işlerle uğraşmak…
Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah’tan başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dahildir.24 Ağustos 2012: 20:34 #806995Anonim
.
Gençlik tövbesi
Ey oğul!
Cenab-ı Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çağında sana tevbe nasip etti. Şimdi bilmiyorum, o tevbede sebatlı mısın? Yoksa çeşitli muzahrefat ile şeytan seni azdırdı mı?
Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çağ gençlik çağıdır. Dünya malına gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydır, bu manada arkadaşlarının çoğu da uygunsuzdur.24 Ağustos 2012: 20:35 #806996Anonim
.
Sana tefekkür lazım
Ey oğul!
Önemle üzerinde duracağın iş, mübah şeylerin zaruri olan miktarı ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alınmalıdır.
Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanılması olmalıdır. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sıcaktan ve soğuktan korumaktır. Bu ölçüyü diğer zaruri mubah işlerde de devam ettirmelidir.
Sana tefekkür lâzım. Kalbe dayalı işleri yapmak gerek. Aksi halde yarın ziyandan ve pişmanlıktan başka bir şey elde edilmez.24 Ağustos 2012: 20:35 #806997Anonim
.
Gençlik büyük fırsattır
Ey oğul!
İbadete yönelme vakti gençliktir. Akıllı olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira iş önemlidir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim, bir amel işlemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır. Halbuki şu anda derlenip toparlanma durumu vardır, elde eldilmesi kolaydır.
Hele anne-babanın hayatta olmaları Yüce Hakkın nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almıştır. İşte bu mevsim fırsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettiği mevsimdir. Bugünün işini yarına bırakmak için şu andaki durum nasıl bir özür olabilir? Ertelemeye ne gerek var? Resulullah (a.s.m.) bu manada şöyle buyurmuştur: “İşi erteleyen helak olur.”
Evet, bugün ahirete ait işlerle bir meşguliyet varsa, bu düşük dünyanın işini yarına bırakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir şey olur.
Şu zaman gençlik zamanıdır. Nefsin, şeytanın ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanda yapılan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.