- Bu konu 295 yanıt içerir, 57 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
17 Ağustos 2008: 15:27 #640555
Anonim
“Altı günde gökleri ve yerleri yarattık” demek olan; hem belki bin ve elli bin sene gibi uzun zamandan ibâret olan eyyâm-ı Kur’aniyye ile insan dünyası ve hayvan âlemi altı günde yaşıyacağına işaret eden hakikat-ı ulviyyesine kanaat getirmek için, birer gün hükmünde olan herbir asırda, herbir senede, herbir günde Fâtır-ı Zülcelâl’in halkettiği seyyal âlemleri, seyyar kâinatları, geçici dünyaları; nazar-ı şuhûdâ gösteriyoruz. Evet güyâ insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir. Her mevsimde Zât-ı Zülcelâl’in emriyle âlem dolar, boşanır.
17 Ağustos 2008: 16:11 #697657Anonim
Kardeşlerim bölümleri inceledim.. Fakat bende bir bölüm açtım burada her gün okuduğunuz risale-i nurdan en fazla istifade ettiğiniz kısımları yazabilirsiniz. Bizde istifade edelim inş.
18 Ağustos 2008: 12:15 #697743Anonim
Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talib bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna… Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarda. Avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez.
18 Ağustos 2008: 17:26 #697751Anonim
Evet, küre-i arz küçüklüğüyle beraber semâvata karşı gelebilir. Çünki nasılki dâimî bir çeşme, varidatsız büyük bir gölden daha büyük denilebilir. Hem bir ölçek ile bir şey ölçerek başka yere nakledilen ve onun elinden geçmiş ve ona girmiş çıkmış bir mahsulâtla, zâhiren binler defa ölçekten büyük ve dağ gibi bir cisimle o ölçek müvaâzeneye çıkabilir. Aynen öyle de: Küre-i arz, Cenâb-ı Hak onu san’atına bir meşher ve îcadına bir mahşer ve hikmetine medâr ve kudretine mazhar ve rahmetine mezher ve Cennetine mezraa ve hadsiz kâinata ve mahlukat âlemlerine ölçek ve mâzi denizlerine ve gayb âlemine akacak bir çeşme hükmünde îcad etmiş. Her sene kat kat ve katmerli yüzbin tarzda, masnuattan dokunmuş gömleklerini değiştirdiği ve çok defa dolup mâziye boşaltarak gayb âlemine döktüğü bütün o müteceddid âlemleri ve arzın müteaddid gömleklerini nazara al; yâni, bütün mâzisini hâzır farzet. Sonra yeknesak ve bir derece basit semâvata karşı müvazene et. Göreceksin ki: Arz, ziyade gelmezse, noksan da kalmaz. İşte رَبُّ السَّمَوَاتِ وَ اْلاَرْضِ sırrını anla. amin inş.
18 Ağustos 2008: 20:20 #697765Anonim
بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِ
اَلصَّلاَةُعِمَادُالدِّينِ
Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu Sûrette bütün sermaye-i ömürünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibkâ eder.18 Ağustos 2008: 20:24 #697767Anonim
Ey nefsim! Deme, “Zaman değişmiş, asır başkalaşmış. Herkes dünyaya dalmış, hayata perestiş eder, derd-i maişetle sarhoştur.” Çünkü ölüm değişmiyor. Firak, bekaya kalb olup başkalaşmıyor. Acz-i beşerî, fakr-ı insanî değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sür’at peydâ ediyor.
Hem deme, “Ben de herkes gibiyim.” Çünkü herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Herkesle musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.18 Ağustos 2008: 20:24 #697768Anonim
Eğer bedbaht kardeş olmak istemezsen ve bahtiyar kardeş olmak istersen, Kur’an’ı dinle ve hükmüne muti ol ve ona yapış ve ahkâmıyla amel et.
18 Ağustos 2008: 20:27 #697770Anonim
Bütün tarikatlerin müntehası ve en büyük maksatları, hakaik-i imaniyenin inkişafıdır. Ve bir mesele-i imaniyenin kat’iyetle vuzuhu, bin kerametlerden ve keşfiyatlardan daha iyidir.
Bütün ilimlerin ve mârifetlerin ve kemalât-ı insaniyenin en büyüğü imandır ve iman-ı tahkikîden gelen tafsilli ve burhanlı mârifet-i kudsiyedir18 Ağustos 2008: 20:39 #697773Anonim
Bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlâs ile vazife-i fıtriyesi itibarıyla kendini evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki, hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir.19 Ağustos 2008: 13:04 #697808Anonim
«Ey insanlar! Bana tam abd olan bir hemcinsinize, onun nübüvvetinin ismetine ve saltanatının tam adâletine medâr olmak için, mülkümdeki muazzam mahlûkatı ona müsahhar edip konuşturuyorum ve cünûdumdan ve hayvanatımdan çoğunu ona hizmetkâr veriyorum. Öyle ise, herbirinize de mâdem gök ve yer ve dağlar hamlinden çekindiği bir emanet-i kübrâyı tevdi etmişim, halife-i zemin olmak istidadını vermişim. Şu mahlûkatın da dizginleri kimin elinde ise, ona râm olmanız lâzımdır. Tâ onun mülkündeki mahlûklar da size râm olabilsin ve onların dizginleri elinde olan zâtın nâmına elde edebilseniz ve istidadlarınıza lâyık makama çıksanız… Mâdem hakikat böyledir. Mânâsız bir eğlence hükmünde olan fonoğraf işlettirmek, güvercinlerle oynamak, mektub postacılığı yapmak, papağanları konuşturmaya bedel; en hoş, en yüksek, en ulvî bir eğlence-i mâsumâneye çalış ki, dağlar sana Dâvudvâri birer muazzam fonoğraf olabilsin ve hava-i nesîminin dokunmasıyla eşcar ve nebâtattan birer tel-i musikî gibi nağamat-ı zikriye kulağına gelsin ve dağ, binler dilleriyle tesbihat yapan bir acâib-ül mahlukat mahiyetini göstersin ve ekser kuşlar, Hüdhüd-ü Süleymânî gibi birer munis arkadaş veya muti’ birer hizmetkâr sûretini giysin. Hem seni eğlendirsin, hem müstaid olduğun Kemâlâta da seni şevk ile sevk etsin. Öteki lehviyat gibi, insâniyetin iktiza ettiği makamdan seni düşürtmesin.
19 Ağustos 2008: 19:12 #697832Anonim
Kur’an-ı Hakîm, hakîmdir. Herşeye, kıymeti nisbetinde bir makam verir. İşte Kur’an, binüçyüz sene evvel, istikbâlin zulümâtında müstetir ve gaybî olan semerat ve terakkiyat-ı insâniyeyi görüyor ve gördüğümüzden ve göreceğimizden daha güzel bir Sûrette gösterir. Demek Kur’an, öyle bir zâtın kelâmıdır ki; bütün zamanları ve içindeki bütün eşyayı bir anda görüyor.
İşte mu’cizât-ı Enbiya yüzünde parlayan bir lem’a-i i’câz-ı Kur’an…
اَللَّهُمَّ فَهِّمْنَا اَسْرَا رَ الْقُرْاَنِ وَ وَفِّقْنَا لِخِدْمَتِهِ فِى كُلِّ اَنٍ وَ زَمَانٍ
سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَآ اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَآ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَآ اِنْ نَسِينَآ اَوْ اَخْطَاْنَا
اَللَّهُمَّ صَلِّ وَ سَلِّمْ وَ بَارِكْ وَ كَرِّمْ عَلَى سَيِدِنَا وَ مَوْلَينَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ نَبِيِّكَ وَ رَسُولِكَ النَّبِىِّ اْلاُمِّىِّ وَ عَلَى اَلِهِ وَ اَصْحَابِهِ وَ اَزْوَاجِهِ وَ ذُرِّيَّاتِهِ وَ عَلَى النَّبِيِّنَ وَ الْمُرْسَلِينَ وَ الْمَلَئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَ اْلاَوْلِيَآءِ وَ الصَّالِحِينَ. اَفْضَلَ صَلاَةٍ وَ اَزْكَىَ سَلاَمٍ وَ اَنْمَى بَرَكَاتٍ بِعَدَدِ سُوَرِ الْقُرْاَنِ وَ اَيَاتِهِ وَ حُرُوفِهِ وَ كَلِمَاتِهِ وَ مَعَانِيهِ وَ اِشَارَاتِهِ وَ رُمُوزِهِ وَ دَلاَلاَتِهِ وَاغْفِرْلَنَا وَارْحَمْنَا وَ الْطُفْ بِنَا يَآ اِلَهَنَا يَا خَالِقَنَا بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَا بِرَحْمَتِكَ يَآ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ
وَ الْحَمْدُ ِللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ اَمِينَ
(Haşiye): Ebu Cehil-i Laîn ile Ebu Bekir-i Sıddık müsavi görünecek. Sırr-ı teklif zayi’ olacak.
19 Ağustos 2008: 19:13 #697833Anonim
Din bir imtihandır. Teklif-i İlahî bir tecrübedir. Tâ, ervah-ı âliye ile ervah-ı sâfile, müsabaka meydanında birbirinden ayrılsın. Nasılki bir mâdene ateş veriliyor; tâ elmasla kömür, altunla toprak birbirinden ayrılsın. Öyle de bu dâr-ı imtihanda olan teklifat-ı İlahiye bir ibtilâdır ve bir müsabakaya sevktir ki; istidad-ı beşer mâdeninde olan cevâhir-i âliye ile mevadd-ı süfliye, birbirinden tefrik edilsin… Mâdem Kur’an, bu dâr-ı imtihanda bir tecrübe Sûretinde, bir müsabaka meydanında beşerin tekemmülü için nâzil olmuştur. Elbette şu dünyevî ve herkese görünecek umûr-u gaybiye-i istikbaliyeye yalnız işaret edecek ve hüccetini isbat edecek derecede akla kapı açacak. Eğer sarahaten zikretse, sırr-ı teklif bozulur. Âdeta gökyüzündeki yıldızlarla vazıhan لآَاِلَهَ اِلاَّاللَّهُ yazmak misillü bir bedâhete girecek. O zaman herkes ister istemez
tasdik edecek. Müsabaka olmaz, imtihan fevt olur. Kömür gibi bir ruh ile elmas gibi bir ruh (Haşiye) beraber kalacaklar…22 Ağustos 2008: 18:56 #697993Anonim
Risale-i Nur u yazmanın dünyevi ve uhrevi pek çok faydalarından, Risale-i Nur da beyan edilen ve şakirtlerinin tecrübeleriyle tasdik edilen yalnız birkaç tanesini beyan ediyoruz.
BEŞ TÜRLÜ İBADET:
1. En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.
2. Üstadına neşr-i hakikat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.
3. Müslümanlara İmân cihetinde hizmet etmektir.
4. Kalemle ilmi tahsil etmektir.
5. Bazan bir saati bir sene ibadet hükmüne geçen, tefekküri olan bir ibadeti yapmaktır.
BEŞ TÜRLÜ DE DÜNYEVİ FAYDASI VAR: 1. Rızıkta bereket.
2. Kalbde rahat ve sürur.
3. Maişette suhulet.
4. İşlerinde muvaffakiyet.
5. Talebelik faziletini almakla bütün Risale-i Nur talebelerinin has dualarına hissedar olmaktır.22 Ağustos 2008: 21:20 #698000Anonim
İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.
Kur’an-ı Kerim vakta ki يَااَيُّهَاالنّاسُاعْبُدُوا emriyle insanları ibadete davet etti; sanki lisan-ı hal ile: “Ne için ibadet yapalım, illeti nedir?” diye sorulan suali, Kur’an-ı Kerim رَبَّكُمُالَّذِىخَلَقَكُمْ ilh.. cümleleriyle cevablandırmak üzere Sâni’in vücud u vahdetine dair bürhanları zikretmeye başladı.
23 Ağustos 2008: 15:04 #698042Anonim
İ’lem Eyyühel-Aziz!
Dualar, tevhid ve ibadetin esrarına nümunedir. Tevhid ve ibadette lâzım olduğu gibi, dua eden kimse de, “Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir” deyip, Kadir olduğuna itikad etmelidir. Bu itikad, Allah’ın her şeyi bilir ve herşeye kadir olduğunu istilzam eder. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.