- Bu konu 295 yanıt içerir, 57 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Ağustos 2008: 20:49 #698049
Anonim
Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o îmân tılsımı ile, Sâni-i Zülcelâl’in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu’cizat-ı nakşını,havarik-ı kudretini, tecelliyat-ı Rahmetini, Kemâl-i lezzetle seyr ve temaşaya vasıta Sûretini alır. Evet Güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder. Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür.Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine îtimaddır.
23 Ağustos 2008: 23:58 #684953Anonim
başlığı gördüğümde risale en çok hangi alanda faydalı oldu şeklinde anladım, ben Ufkumu açtı, dünyaya bakışımı daha doğrusu dünyanın ne kadar boş ve geçici bir durak olduğunu onun yanında ahiretin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamamı sağladı.. diyecektim..
ama konunun bu hali de oldukça güzel,, nurum-nur Allah razı olsun..
24 Ağustos 2008: 11:45 #698074Anonim
sizide görmek isteriz Tarihci abi (: Allah sizden de razı olsun inş.
İnsan çendan fânidir. Fakat beka için halkedilmiş ve bâki bir zâtın âyinesi olarak yaratılmış ve bâki meyveleri verecek işleri görmekle tavzif edilmiş ve bâki bir zâtın, bâki esmasının cilvelerine ve nakışlarına medar olacak bir suret verilmiştir. Öyle ise böyle bir insanın hakikî vazifesi ve saadeti: Bütün cihazatı ve bütün istidadatıyla o Bâki-i Sermedî’nin daire-i marziyatında esmasına yapışıp, ebed yolunda o Bâki’ye müteveccih olup gitmektir.
25 Ağustos 2008: 16:20 #698092Anonim
İstikbalimiz, nazar-ı gafletle onun (Hz.Yunus’un) gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir.
26 Ağustos 2008: 20:34 #698281Anonim
Cenab-ı Hakk’a yüz binler şükür olsun ki risale-i nuri kendine tevessü ediyor,her tarafta fütuhatı var.ehl-i dalaletin hileleri,onu durdurmuyor,bilakis çok dinsizler teslim-i silah ediyorlar.hafız ali’nin dediği gib,korkuları pek ziyadedir.şimdi,dinsizlik taassubiyle değil,korku cihetiyle ilişiyorlar.
27 Ağustos 2008: 19:39 #698347Anonim
Benim gibi bir tercümanın hissesi yalnız şükürdür. Hiçbir cihetle fahre, temeddühe, gurura hakkı yoktur ve olamaz. Gelecek âyetlerin işaratına bu nokta-i nazarla bakmak gerektir. Yoksa beni hodbinlik ile ittiham edenlere hakkımı helâl etmem. Bu çok ehemmiyetli suale karşı iki-üç saat zarfında birden Kur’an’ın âyât-ı meşhuresinden “Sözler” adedince otuzüç âyetin hem manasıyla, hem cifr ile Risâle-i Nur’a işaretleri uzaktan uzağa icmalen görüldü. Ayrı ayrı tarzlarda otuzüç âyet müttefikan Risâle-i Nur’u remizleriyle gösterdiği hayal meyal görüldü.
28 Ağustos 2008: 09:09 #698360Anonim
İşte Hazret-i Yunus Aleyhisselâm’ın birinci vaziyetinden yüz derece daha müdhiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz, istikbaldir. İstikbalimiz, nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha korkuludur. Bizim heva-yı nefsimiz, hutumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hutundan bin derece daha muzırdır. Çünki onun hutu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim hutumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor. Madem hakikî vaziyetimiz budur; biz de Hazret-i Yunus Aleyhisselâm’a iktidaen, umum esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbib-ül Esbab olan Rabbimize iltica edip
لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَ
demeliyiz ve aynelyakîn anlamalıyız ki; gaflet ve dalaletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve heva-yı nefsin zararlarını def’edecek yalnız o zât olabilir ki; istikbal taht-ı emrinde, dünya taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir.
28 Ağustos 2008: 20:00 #698388Anonim

Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
1.lema28 Ağustos 2008: 20:02 #698389Anonim
Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti itibarıyla, sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizâzâtından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrâsından müteellim oluyor. Ve nasıl ki hurdebinî bir mikroptan korkar, ecrâm-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasıl ki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasıl ki küçük bahçesini sever; öyle de, hadsiz ebedî Cenneti dahi müştakane sever. Elbette, böyle bir insanın Mâbudu, Rabbi, melcei, halâskârı, maksudu öyle bir Zat olabilir ki, umum kâinat Onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyârat dahi taht-ı emrindedir. Elbette öyle bir insan daima Yunusvâri
demeye muhtaçtır. 1 Senden başka ilâh yoktur.
2 Sen her noksandan münezzehsin.3 Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.30 Ağustos 2008: 21:01 #698543Anonim
Her zamanın bir hükmü var. Şu gaflet zamanında musibet şeklini değiştirmiş. Bazı zamanda ve bazı eşhasta bela, bela değil, belki bir lütf-u İlahîdir. Ben şu zamandaki hastalıklı sair musibetzedeleri (fakat musibet, dine dokunmamak şartıyla) bahtiyar gördüğümden, hastalık ve musibet aleyhtarı bulunmak hususunda bana bir fikir vermiyor. Ve bana, onlara acımak hissini îras etmiyor. Çünki hangi bir genç hasta yanıma gelmiş ise, görüyorum; emsallerine nisbeten bir derece vazife-i diniyeye ve âhirete karşı merbutiyeti var. Ondan anlıyorum ki: Öyleler hakkında o nevi hastalıklar musibet değil, bir nevi nimet-i İlahiyedir. Çünki çendan o hastalık onun dünyevî, fâni, kısacık hayatına bir zahmet îras ediyor. Fakat onun ebedî hayatına faidesi dokunuyor, bir nevi ibadet hükmüne geçiyor. Eğer sıhhat bulsa, gençlik sarhoşluğuyla ve zamanın sefahetiyle elbette hastalık haletini muhafaza edemeyecek, belki sefahete atılacak.
30 Ağustos 2008: 21:08 #698548Anonim
Meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmın bir mu’cizesi olarak teshîr-i havayı beyân eden
-1- âyeti, “Hazret-i Süleyman, bir günde havada tayerân ile iki aylık bir mesafeyi kat’ etmiştir” der. İşte, bunda işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır ki, havada böyle bir mesafeyi kat’ etsin. Öyle ise, ey beşer, mâdem sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş!
Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisâniyle mânen diyor: “Ey insan! Bir abdim hevâ-i nefsini terk ettiği için, havaya bindirdim. Siz de nefsin tenbelliğini bırakıp bâzı kavânîn-i âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz.”Hem, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın bir mu’cizesini beyân eden,
-2- (ilâ âhir) bu âyet işaret ediyor ki, zemin tahtında gizli olan rahmet hazînelerinden, basit âletlerle istifade edilebilir. Hattâ, taş gibi sert yerde, bir asâ ile, âb-ı hayat celb edilebilir. İşte şu âyet, bu mânâ ile beşere der ki: “Rahmetin en latîf feyzi olan âb-ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyle ise, haydi çalış, bul!” Cenâb-ı Hak şu âyetin lisân-ı remziyle mânen diyor ki: “Ey insan! Mâdem Bana itimad eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de Benim kavânîn-i rahmetime istinad etsen, şöyle, ona benzer veyahut ona yakın bir âleti elde edebilirsin. Haydi et!”30 Ağustos 2008: 21:45 #698559Anonim
Maşaallah… Abi heva-i nefsimizi terk etsek mertebemiz ne kadar müthiş yükseliyor demek.. Allah razı olsun..
1 Eylül 2008: 19:39 #698857Anonim
Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir; lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir; hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati, birgün ibadet hükmüne getirdiğinden şekva değil, şükretmek gerektir.
2 Eylül 2008: 18:42 #698942Anonim
6. sözden yola çıkıp yazdığım bir mesaj..
İnsanı hayvandan ayıran iki şey vardır.Maddi boyutta akıl, manevi boyutta kulluk yani namaz. Namaz kulluğun gereğidir, kılmazsan yaşamanın anlamı olmaz. Neden biz cennete gidiyoruz da hayvanlar gitmiyor? Çünkü hayvanlardan kulluk istenmemiş bizdense 24 saatten 1 saat tutan namaz istenmiş çok mu? Akıl sahibi olmayan hayvan bile dünyadaki görevlerini yerine getiriyor. Artık süt vermiyorum diyen bir inek, artık bal yapmıyorum diyen bir arı var mı? Ama insan akıl sahibi olmasına rağmen dünyadaki tek asli vazifesini yerine getirmiyor, bu nedenle de akıl sahibi olmamasına rağmen görevini yapan hayvandan daha aşağı düşüyor. Buna da esfeli safilin aşağıların en aşağısı deniyor.. Düşün sen neredesin??
2 Eylül 2008: 18:48 #698943Anonim
Velhasıl …
“Mâdem herşey elimizden çıkacak, fâni olup kaybolacak. Acaba bâkiye tebdil edip ibkâ etmek çaresi yok mu?”
Beş kârımızı ve haseratımızı açıklama gereksinimi hissettim… -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.