- Bu konu 160 yanıt içerir, 12 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
18 Ocak 2010: 18:39 #764829
Anonim
Şu kitâb-ı kebîr-i kâinat, nasıl ki vücud ve vahdete dâir âyât-ı tekviniyeyi bize ders veriyor; öyle de, o Zât-ı Zülcelâlin bütün evsâf-ı kemâliye ve cemâliye ve celâliyesine de şehâdet eder ve kusursuz ve noksansız Kemâl-i Zâtîsini ispat ederler. Çünkü, bedihîdir ki, bir eserde kemâl, o eserin menşe’ ve mebdei olan fiilin kemâline delâlet eder. Fiilin kemâli ise, ismin kemâline; ve ismin kemâli sıfatın kemâline; ve sıfatın kemâli şe’n-i zâtînin kemâline; ve şe’nin kemâli o zât-ı zîşuûnun kemâline hadsen ve zarûreten ve bedâheten delâlet eder.
Meselâ, nasıl ki kusursuz bir kasrın mükemmel olan nukuş ve tezyinâtı, arkalarında bir usta ef’âlinin mükemmeliyetini gösterir; o ef’âlin mükemmeliyeti, o fâil ustanın rütbelerini gösteren ünvanları ve isimlerinin mükemmeliyetini gösterir; ve o esmâ ve ünvanlarının mükemmeliyeti, o ustanın sanatına dâir sıfatlarının mükemmeliyetini gösterir; ve o sanat ve sıfatlarının mükemmeliyeti, o sanat sahibinin şuûn-u zâtiye denilen kabiliyet ve istidad-ı zâtiyesinin mükemmeliyetini gösterir; ve o şuûn ve kabiliyet-i zâtiyenin mükemmeliyeti, o ustanın mahiyet-i zâtiyesinin mükemmeliyetini gösterdiği misilli; aynen öyle de, şu kusursuz, fütursuz,
sırrına mazhar olan şu âsâr-ı meşhude-i âlem, şu mevcudât-ı muntazama-i kâinatta olan san’at ise, bilmüşâhede, bir Müessir-i Zi’l-iktidarın kemâl-i ef’âline delâlet eder; o kemâl-i ef’âl ise, bilbedâhe o Fâil-i Zülcelâlin kemâl-i esmâsına delâlet eder; o kemâl ise, bizzarûre o esmânın Müsemmâ-i Zülcemâlinin kemâl-i sıfâtına delâlet ve şehâdet eder; o kemâl-i sıfat ise, bilyakîn o Mevsuf-u Zülkemâlin kemâline delâlet ve şehâdet eder; o kemâl-i şuûn ise, bihakkalyakîn o Zîşuûnun kemâl-i zâtına öyle delâlet eder ki, bütün kâinatta görünen bütün envâ-ı kemâlât, Onun kemâline nisbeten sönük bir zıll-i zaif sûretinde âyât-ı kemâli ve rumuz-u celâli ve işârât-ı cemâli olduğunu gösterir.Sözler | Yirmi İkinci Söz | 275
18 Ocak 2010: 21:24 #764854Anonim
sadakte sualinizi alalım!
18 Ocak 2010: 21:59 #764858Anonim
Sual:Kalbin nasıl bir kabiliyeti vardır ?
20 Ocak 2010: 14:28 #764965Anonim
@zerrat 177137 wrote:
Sual:Kalbin nasıl bir kabiliyeti vardır ?
kalbin telefonuyla vâsıtasız münâcât eden bir velî der:
Kalbim benim Rabbimden haber veriyor.” Demiyor, “Rabbü’l-âlemînden haber veriyor.” Hem der: “Kalbim, Rabbimin aynasıdır, arşıdır.” Demiyor, “Rabbü’l-âlemînin arşıdır.” Çünkü, kabiliyeti miktarınca ve yetmiş bine yakın hicabların nisbet-i ref’i derecesinde, mazhar-ı hitâb olabilir. 12. Söz21 Ocak 2010: 20:35 #765072Anonim
@zerrat 177137 wrote:
Sual:Kalbin nasıl bir kabiliyeti vardır ?
Ve keza o kalbin öyle bir kabiliyeti vardır ki, bir harita veya bir fihriste gibi bütün âlemi temsil eder. Ve Vâhid-i Ehad’den başka merkezinde bir şeyi kabul etmiyor. Ebedî, sermedî bir bekadan maada bir şeye razı olmuyor.
(Mesnevi-i Nuriye – 117)21 Ocak 2010: 21:00 #765075Anonim
sual:Muhabbetin sebebi nedir?
21 Ocak 2010: 21:45 #765083Anonim
Halbuki, muhabbetin sebebi, ya kemâldir-zîrâ kemâl zâtında sevilir-yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir, ya bunlar gibi bir sebep tahtında muhabbet edilir. Şimdi, ey nefis! Birkaç sözde katî ispat etmişiz ki, asıl mahiyetin kusur, naks, fakr, aczden yoğrulmuştur ki, zulmet karanlığın derecesi nispetinde nurun parlaklığını gösterdiği gibi, zıddiyet itibâriyle sen onlarla Fâtır-ı Zülcelâlin kemâl, cemâl, kudret ve rahmetine âyinedarlık ediyorsun. Demek ey nefis! Nefsine muhabbet değil, belki adâvet etmelisin; veyahut acımalısın; veyahut mutmainne olduktan sonra, şefkat etmelisin. Eğer nefsini seversen-çünkü senin nefsin lezzet ve menfaatin menşeidir; sen de, lezzet ve menfaatin zevkine meftunsun-o zerre hükmünde olan lezzet ve menfaat-i nefsiyeyi nihayetsiz lezzet ve menfaatlere tercih etme. Yıldız böceği gibi olma. Çünkü o, bütün ahbabını ve sevdiği eşyayı karanlığın vahşetine gark eder, nefsinde bir lem’acık ile iktifâ eder. Zîrâ, nefsî olan lezzet ve menfaatinle beraber bütün alâkadar olduğun ve bütün menfaatleriyle intifâ ettiğin ve saadetleriyle mes’ud olduğun bütün kâinatın menfaatleri, nimetleri iltifatına tâbi bir Mahbub-u Ezelîyi sevmekliğin lâzımdır. Tâ, hem kendinin, hem bütün onların saadetleriyle mütelezziz olasın. Hem, Kemâl-i Mutlakın muhabbetinden aldığın nihayetsiz bir lezzeti alasın.
Sözler | Yirmi Dördüncü Söz | 32321 Ocak 2010: 22:02 #765086Anonim
Sual:Nâsihlerin nasihatlerinin şu zamanda tesirsiz kalmasının sebebi nedir ?
21 Ocak 2010: 22:04 #765088Anonim
@zerrat 177666 wrote:
Sual:Nâsihlerin nasihatlerinin şu zamanda tesirsiz kalmasının sebebi nedir ?
Ahlâksız insanlara derler: “Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!” Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca mâlâyutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: “Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.” Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.
(Mektubat – 34)21 Ocak 2010: 22:05 #765089Anonim
Sual:İnsan hasenata nasıl sahip olur.
21 Ocak 2010: 22:21 #765091Anonim
kendinden sudûr eden kemâlât ve hasenât ile gururlanmamak için kadere bakar, fahr yerine şükreder.
26. söz
22 Ocak 2010: 18:26 #765129Anonim
@Sirac 177672 wrote:
kendinden sudûr eden kemâlât ve hasenât ile gururlanmamak için kadere bakar, fahr yerine şükreder.
26. söz
Burasınıda ilave ettik mi maksadımıza vasıl oluruz.İnşaallah
İnsan yalnız
dua ile,
iman ile,
şuur ile,
rıza ile
onlara sahib olur.
(Sözler – 464)
sual sorabilirsiniz!22 Ocak 2010: 22:54 #765145Anonim
Cevabı tam veremedik ama, suâlsiz kalmasın mâdem..
Suâl: Bediüzzaman’ın r.a. tahsil hayatında, âlimlik alâmeti cübbeyi giymesini isteyen kimdir..?
27 Ocak 2010: 06:51 #765204Anonim
İkincisi: Eski zamanda ondört yaşımda iken icazet almanın alâmeti olan üstad tarafından bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. Yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığını; sâniyen, o zaman büyük âlimler bana karşı üstadlık vaziyetini değil, ya rakib veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için, bana bir cübbe giydirmek ve üstadlık vaziyetini alacak kendilerine güvenenler bulunmadı ve evliya-yı azîmeden dört-beş zâtın da vefat etmeleri cihetiyle ellialtı senedir icazetin zâhir alâmeti olan cübbeyi giymek, bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabûl etmek hakkımı, bu günlerde yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyaeddin kendi cübbesini pek garib bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini, bâzı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de o mübarek yüz yaşında (Hâşiye) cübbeyi giyiyorum, Cenâb-ı Hakka şükrediyorum.
(Sikke-i Tasdik-i Gaybi – 167)27 Ocak 2010: 07:24 #765206Anonim
sual:ziya, hava, su, toprak gibi kuvvetli ve şümullü dört anasır-ı maneviye nedir?
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.