- Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Eylül 2012: 17:14 #807853
Anonim
İnsanlık Değeri Tevâzû
Yahya îbn-i Muaz -kuddise sırruhu-
-“En yüksek takva tevazudur” buyurmuştur.
Hamdun Kassar -kuddise sırruhu-
-“Tevazu, ne dünyada ne de ahirette hiç kimseyi kendine muhtaç görmemendir” buyurmuşlardır.
Tevazu hakkında, Ahmed-el-Farukî Serhendî -kuddise sırruhu-
-“Toprak ol toprak ki, gül bitsin sende topraktan başka kansan yok güle” buyurmuşlardır.İsa -aleyhisselam- buyuruyor:
-“Mahsul, ovadaki sulu ve yumuşak toprakta yetişir.
Dağlarda, sert topraklarda yetişmez.
Bunun gibi hikmet de mütevazi olanların kalblerinde gelişir, kibirlilerin kalblerinde gelişmez.
Bir kimse başını yükseğe kaldırırsa tavana değer ve yaralanır.
Fakat başını eğerse tavan ona gölgelik olur ve kendini korur” buyurmuşlardır.
Amr İbn’i Şeybe -kuddise sırruhu- anlatır:
-“Mekke’de Safa ile Merve arasında bulunuyorduk.
Bir adamın katır üzerinde geldiğini, etrafındaki hizmetçilerin herkese karşı sert davrandıklarını,
adamın da heybet ve ithişam içinde olduğunu gördük.
Aradan yıllar geçti, deve üzerinde Bağdat’a girdim.
Orada başı açık, yalın ayak, uzun saçlı, pejmürde bir adam gördüm.
Tanıyacak gibi oldum. Kendisine dikkatle bakıyordum.
Adam bakışımın sebebini sordu.
Ben de kendisine “seni birisine benzetiyorum” dedim ve kime benzettiğimi anlattım.
O adam da: “İşte o gördüğün benim. Tevazu gösterilmesi gereken yerde kibirlendim. Şimdi bu hale düştüm” dedi.
22 Eylül 2012: 17:15 #807854Anonim
İnsanlık Değeri Tevâzû
Gene tevazu hakkında Mustafa Necati Bursalı efendi der ki:
Gökten gevherler yağsa, taş yine vermez çiçek
Toprak ol ki, toprakta nice güller bitecek…
Ve Muhammed Bahaüddin -kuddise sırruhu-buyururlar ki:
-Bu kadar iflas ve bî-hasıllık ki bende var; layık değildir ki, kimse benim selamımı ala.
Lakin Hak teala beni halk arasında rüsvay edip, halkı bana meşgul kıldı. Kimseler benden haberdar değildir.
Gene buyurdular:
-Bu tankta kusur sahibi olan kimseye gerektir ki, tazarru ve tezellül edip acz ve kusurlarını idrak ederek sülük eder.
Halk der ki “bizim tankımızda rizayat yoktur”
Bundan büyük riyazat mı olur ki? Hatırı cemî masivadan kesip, nisbet-i huzur-u maallah’ı hıfz ede…
Şam Ziyaretleri
ŞAM şehri, evliyaullah’ın pek bol bulunduğu mübarek bir beldedir.
Meczüblan, abdalları, ehl-i keşifleri ile meşhurdur.
Her hac yolculuğunda Şam’ı şerîfe uğranılır, birkaç gün kalınır, ehibba ve esdika ziyaretleri yapılırdı.
Bilal-i Habeşî gibi bir çok ashab-ı kiram ve meşayih-i zevi’l-ihtiram hazeratırının kabirleri ziyaret edilirdi.
Muhterem Üstaz Hazretlerinin yolu Şam’a uğradığı zaman oranın yüksek sınıfı, ma’neviyat ehli, adeta bayram yaparlar, büyük toplantılar tertîb ederler, ziyafet verirlerdi.
O zamanın kalbur üstü Şeyh Mekkî Kettanî, Şeyh Abdülvehhab Salahı, Şeyh Said Burhanî, Şeyh Bedreddin Galeyanî, Şeyh Ahmed Güftarî, Şeyh Hasan Habennekî, Şeyh İzzet ve refikleri, Şeyh Abdurrahman Meczüb ve daha bir çok mümtaz, ilmiye sınıfına mensüb eşhas bu ma’nevî ziyafet meclisinde bulunurlardı.
22 Eylül 2012: 17:17 #807855Anonim
İnsanlık Değeri Tevâzû
Bilhassa Üstaz hazretlerinin bulunduğu; meclislere büyük değer verirlerdi.
Sohbetler büyük bir sessizlik içinde olur, herkes kulak kesilirdi.
Üstaz hazretleri arapçayı ağır ağır, düşüne düşüne, tane tane kelimeleri yerli yerinde olarak konuşurlardı.
Şam halkı keramete çok düşkündürler.
Muhterem Üstaz onların bu isteklerini bildikleri için, “efdali sahabe Ebu Bekr Sıddîk radıyallahu anh dan hiç bir keramet görülmediğini” ifade ile “ihlasa ve kulluğa sarılmanın en faideli yol olduğunu” ima ederlerdi.
İlim ve hatm-i hace meclislerinin reisliğini (Üstaz Şam’da kaldığı müddetçe) kendilerine tevdî ederler,
tereddüt ettikleri mühim mevzular hakkında sualler sorarlar ve tam, noksansız olarak cevablar alırlar ve bundan çok müteşekkir kalırlardı.
Muhterem Üstaz kabir ziyaretleri içinde ayrıca bir gün ayırırlardı.
Bilal-i Habeşî, Ebü’d-derda, Muaz İbni Cebel, Şeyhulekber Muhyiddin Arabi, Mevlana Halid ve diğer türbeler ziyaret edilirdi.
Hatta bir gün Mevlana Halid hazretleri ziyaret edilmişti.
Oradan Şemsiye Camii İmamı Ya’kub efendi hazretlerininziyaretine gidilecekti. Taksi çağrıldı, otomobile binildi…
Meğerse şoför ehl-i keşif birisi imiş.
Yolda giderken”ben nur görüyorum, ben nur görüyorum” diye feryad etmeye başladı.
Zorlukla direksiyona hakim oluyordu.
Hepimiz heyecanlanmıştık.
Elhamdülillah, nihayet kazasız, belasız istenilen yere geldik ve Ya’kub Efendi ziyaret edildi…
22 Eylül 2012: 17:18 #807856Anonim
İnsanlık Değeri Tevâzû
Muhterem Üstaz bu Zat’a karşı istisnaî bir hürmet gösterirlerdi, “hallidir” derlerdi.
Bu “hallidir” kelimesini herkese kullanmazlardı.
Halbuki aslen Arnavut olan Ya’kub Efendi gerek Arapça’yı,
gerek Türkçe’yi zorlukla konuşabiliyordu.
Halbuki Şam’da nice fesahat ve belagat ehli insanlar vardı.
Ya’kub Efendi kuddise sırruh 100 yaşını birkaç sene geçtikten sonra ahirete irtihal etmişler ve son senelerine kadar devamlı olarak haccetmişlerdi.
Rabbimiz Teala hazretleri cümlemizi şefaatlarına nail eylesin! Amin…
Büyük Bir Makamda Bir Allah Dostunun Amin Demesi
Bir hac seferimizde Şam’da idik. Her yolculuğumuzda olduğu gibi geneMuhyiddini Arabî hazretlerinin mübarek türbeleri ziyaret ediliyor ve ruhlarına Fatiha-i şerife gönderiliyordu.
Cezayir Fransız harbi uzun zamandan beri devam ediyordu.
Modern, zalim Fransız ordusunun karşısında, kahraman Cezayirliler on binlerce şehid verdikleri halde düşmanı tepelemek hususunda sebat gösteriyorlardı…
Bizler, Şeyh-i Ekber’in türbesinde iken Cezayir’den onbeş kişi kadar bir hey’et gelmiş,
Cenab-ı Hak’tan Muhyiddin-i Arabî hürmetine Cezayir’deki Fransızların hezîmete uğraması zelîl ve mahkür bir vaziyette çekilip gitmesi niyazında bulunuyordu.
Yalvarmavegözyaşları yarım saat kadar devam etti.
Onlar dua ettikçe muhterem Üstazın amin, amin dediği duyuluyordu,
Bir gün sonra Şam gazetelerinde Cezayirlilerin, galip geldiklerini zalim Fransızların bozgun bir vaziyette çekildiklerini ve harpte mağlub olduklarını okuduk.
Halbuki on iki senedir harp devam etmekte idi.
1987 NİSAN ALTINOLUK
22 Eylül 2012: 17:18 #807857Anonim
Tefekkür-i MevtTefekkür-i mevte devam etmek pek mühim ibadetlerdendir.
Ölümü anmağa devam edenin kalbinde, dünyaya karşı olan meyl-i muhabbet azalır.
Dünyanın değer verilmeyecek bir mekan olduğunu yakînen bilir.
Hiç bir gün yoktur ki, bir ahbabımızın veya tanıdığımızın ölümünü, ahirete intikal etdiğini duymuş olmayalım.
Omuzumuzda cenazeleri kabristana götürmemize rağmen kendimiz için bir ibret dersi alıb mütenebbih olabiliyor muyuz?
Bu bizim basiret gözümüzü açıb da, Allahü tealanın rızası yolunda, ahiret için hazırlıklı ol-mamıza sebeb teşkil ediyor mu?
Aynı ölümü kendimizin de tadacağımızı unutuyor muyuz?
Basiret sahihleri için cenaze bir ibret levhasıdır. Ne yazık ki insan oğlu gafildir.
Kendisinin fanî olduğunu bildiği halde, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi var kuvvetiyle dünyaya çalışır.
Ne kadar kaçınırsa kaçınsın akıbet kara toprağa gömülecektir.
devamı var
23 Eylül 2012: 13:01 #807866Anonim
Tefekkür-i Mevt
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem-Efendimiz, ashabı kiram hazeratına hitaben:
“Doğru söyleyin, bizim üzerimize bu ölümü yazmadılar mı, doğru söyleyin! Götürülen bu cenazeler, çabuk dönen misafirler midir? Onları toprağa koyarız, miraslarım yeriz, kendimizin onlar gibi olacağımızı hatırımıza getirmeyiz”.
Tefekkür-i. mevte devam etmek pek mühim ibadetlerdendir.
Ölümü anmağa devam edenin kalbinde, dünyaya karşı olan meyl-i muhabbet azalır.
Daimi olarak tefekkür eden, dünyanın, değer verilmeyecek bir mekan olduğunu yakînen bilir.
Bu bilgi kendisinden hasıl olunca, dünyaya değeri kadar önem verir.
Asıl çaba ve gayretin! ahiret hazırlığına hasreder.
Fani dünyamızda, kısa bir müddete sıkışan istikbalimiz için her türlü zahmetlere katlanarak, hazırlık yapıyor isek daimi bir hayatımız için niçin elimizden gelen gayreti sarfetmiyelim.
Bakî’yi, faniye tercih etmeliyiz.
23 Eylül 2012: 13:01 #807867Anonim
Tefekkür-i Mevt
Bu sözlerimizden dünyayı terk manası anlaşılmamalıdır.
Bir mü’min hiç ölmeyecek-niş gibi dünyaya çalışacak,
yarın ölecekmiş îibi ahirete hazırlanmış olacakdır.
Kalbin tasfiyesi, nefsin tezkiyesi, ihlas île,
Allahü tealanın rızasını celb için yapılan ibadetler ,
içilmeli hizmetler ve hayratlar ahiret hazırlıklarındandır.
Dünya, her ne kadar zemmedilmiş ise, ahretin tarlası mesabesinde olduğu için,
vazifelerimizi en faideli şeylere hasretmesini bilirsek,
işte o vakit dünyaya aldananlar değil dünyadan istifade edenlerden oluruz ve dünyanın bize hizmet ettiğini görürüz.
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular. (Ravî Ebu Zer r.anh’den)
Mezarları ziyaret et ki, bu sayede ahırei hatırlarsın.
Ölüleri yıkal Çünkü düşmüş )lan bedenlerle uğraşmak insana öğüttür.
cenaze namazım kıl, belki o senin kalbine lüzün verir.
Mahzun insanlar ise, Allah’ın
ümayesindedir. (îbn Edi’d-Dünya’dan)Gene buyurdular: (Hazret-i Aişe radiyalla-hu anha’dan):
Kim bir kardeşinin mezarım ziyaret eder /e onun basında oturur ise, ölü onunla ünsiyet eder.
Kalkıncaya kadar onu dinler, kalçınca onu uğurlar, (îbni Abdülberr)
(îbn-1 Melik’den, îbn-i Abbas’dan)Ölülerinizi ziyaret edin ve onlara selam rerm. Zira sizin için onlardan ders almak cardır, (îbni Ebi’d-Dünya)
23 Eylül 2012: 13:03 #807868Anonim
Tefekkür-i Mevt
Hazret-i Aişe radıyallahu anha’dan:
Ölülerinizi ancak iyilikle yad ediniz! Şared onlar cennetlik ise, onlar hakkında kötü söylemekle günahkar olursunuz.
cehennemlik iseler, zaten bulundukları hal kendilerine yeter, (îbni Ebi’d-Dünya)
Bir adamı övdünüz, cennete girmeği hakketti.Ötekini de yerdiniz. O da cehennemi hakketti. Zira yer yüzünde Allah’ın şahitlerisi. (Buharî, Müslim)
Ebû Hüreyre radıyallahu anh:
Bir adam ölür, Allahü teala onun kötü kimse olduğunu bildiği halde cemaat hep ‘nün iyiliğine şahadet eder ise Allahü teala buyurur: “Ey meleklerim şahid olun;
Ben kullarımın bu kulum hakkındaki şahadetlerini kabul etdim ve onun hakkında kendi bildiklerimden vaz geçdim” buyurur. (Ahmed 3asralı)
Sizden biriniz öldüğü vakit; varacağı yer, akşam sabah kendisine gösterilir.
Cennetlik ise, cennetdeki yeri, cehennemlik ise, cehennemdeki yeri gösterilir, ve “îşte kıyamet günü dirilip gideceğin yer burasıdır” denir. (îbn-1 Ebi’d-Dünya)
Ölü mezarında oturur, kendisini defnedip dağılanların ayak seslerim bile duyar.
Kendisiyle, yalnız mezarı konuşur ve der ki “ey ademoğlu yazıklar olsun sana, benimle seni hiç korkutan olmadı mı?
Benim darlığımı, benim koktuğumu, kurt, böcek ve şiddet yeri olduğumu sana anlatan olmadı mı?
Benim için ne hazırladın? (îbni Ebi’d-Dünya)
Allahü Teala ve tekaddes hazretleri buyurur:
“Bir ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse, içinden çıkamayacak bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç?” (el-En’am/183)
“Andolsun ki sizi ilk defa yaratdığımız gibi, ahiretde de yapayalnız, teker teker hu-zurumuza gelmişsinizdir.
Size ihsan etdiğimiz şeyleri de sırtlarınızın arkasından bırakmışsınız dır.” (el-En’am/94)
23 Eylül 2012: 13:03 #807869Anonim
Tefekkür-i Mevt
Ebu Bekir Siddîk radıyallahu anh’ın, son hastalığında, Selman-ı Farisî radıyallahu anh kendisinden nasihat istediğinde şöyle buyurdu:
“Allahü teala size fethetdirecek kapularını açacakdır.
Siz ihtiyacınızdan fazlasını al-mayınız.
Bilmiş ol ki, sabah namızını kılan kimse,
Allah’ın himayesindedir. Allah’ın hakkını küçümseme, zira seni suç üstü cehenneme atar.
“Ömer b. Abdülaziz; ölüm yatağına yatınca ağlamaya başladı.
Etrafındakiler:
“Senin için ağlanacak ne var?
Allahü teala seninle beraber nice sünnetleri ihya etmişdir.
Adaletin ise son haddine yükselmiştir,” dediler.
O ağlamasına devam ederek dedi ki:
“Değil mi Allahü tealanın huzurunda bütün bu milletin hesabım vermek için durdurulacağım.
Hepsi hakkında adil davranabildiğimden emin değilim. Yaptığım kusurlar da ayrı.
Elbette bunlardan dolayı korkar ve ağlarım.” deyerek ağlamasına devam etti, az sonra da vefat etti.
23 Eylül 2012: 13:04 #807870Anonim
Tefekkür-i Mevt
Ebû Süleyman ed-Daranî ölüm döşeğine yattığı vakit ziyaretine gelenler ona:
“Sana müjdeler olsun ki, mağfireti çok, merhameti bol olan Allah’a gidiyorsun,” dediler.
Cevaben:
“öyle demeyiniz! iğneden ipliğe her şeyin hesabım görüb,
kusurlarından dolayı, seni azab edecek olan Allah’ın huzuruna gidiyorsun, deyiniz,” demiştir.
Ölüm döşeğinde yatan Kettanî kuddise sirruh’a:
“Ne gibi amelin var,” diye sorduklarında:
“Ölümüm yakın olmasa size amelimden bahsetmezdim.
Madem ki ölmek üzereyim, söyleyeyim.
Tam kırk yıl kalbimin kapusunu bekledim.
Ne zaman Allah’dan başka bir şey kalbime girmek istedi ise onu hemen kovdum,” demiştir.
Hazret-i Ali -radıyallahu anh- buyurur:
“Ey Allah’ın kulları, ölüme dikkat, ölüme dikkat… Ondan kurtuluş yokdur.
Ona karşı çıkarsanız, sizi kıskıvrak yakalar… kaçsanız peşinizden kovalar.
Ölüm sizin alınlarınıza bağlıdır.
Acele edin… acele edin! Ölüme çabuk hazırlanın.
Zira arkanızda size talib olan haris birisi, vardır. O, kabirdir.
Kabir: ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. Haberiniz olsun!
O her gün üç defa nida ederek der ki:
“Ben zulmet eviyim! Ben vahşet eviyim! Ben böcek… kurt-haşerat eviyim…
Ey Allah’ın kulları, bu günün arkasın-da, ondan daha sıkıntılı bir gün vardır.
Bu, öyle bir gündür ki onda, gençler ihtiyarlayıverir.
Büyükler sarhoş hale gelir. O günde emzikli bir kadın, kendi basının derdiyle, emzirdiğim unutur.
O günde hamile bir kadın çocuğunu düşürür, insanlar sarhoş olmuş görünürler, halbuki onlar sarhoş olmuş değildirler. Fakat Allah’ın azabı pek çetindir.
23 Eylül 2012: 13:05 #807871Anonim
Tefekkür-i Mevt
Uyanın ey insanlar! Bu gün ertesinde de ateş vardır.
Onun harareti pek şiddetli, derinliği çok büyüktür.
Zîneti demir, suyu irindir.
O günde Allah’ın rahmeti yokdur.”
Hazret-1 All-keremellahü veçhe- hazretleri bunları anlatırken yanında, kendisinl dinleyen müslümanlar, için için ağladılar.
Daha sonra buyurdu ki:
“Bu günün ertesinde de, müminler için cennet vardır. Onun genişliği göklerle, yer kadardır.
Ve takva sahibleri için hazırlanmıştır.
Allah, bizi de, sizi de acıklı azabdan muhafaza etsin!
Bize de, sizlere de cenneti nasîb etsin!”
Bir defa Osman İbni Aftan bir kabrin basında durdu ve ağladı.Yanındakiler kendi-sine dediler ki:
“Sen cenneti, cehennemi hatırladığında ağlamıyorsun da bu kabri görünce niçin ağlıyorsun?’ ‘
Osman Zinnureyn radıyallahu anh, cevaben:
“Kabir ahret yolculuğun daki konakların ilkidir.
Eğer kişi bu ilk konakta paçayı kurtarabilir ise ondan sonrası daha kolaydır.
Eğer orada paçayı kurtaramaz ise ondan sonrası daha zordur.”
23 Eylül 2012: 13:06 #807872Anonim
Tefekkür-i Mevt
Semmak oğlu Muhammed -kuddise sirruh-mezara bakarak şöyle derdi:
“Bu mezarların sessizliği sizi aldatmasın.
Orada pek çok gamlılar vardır. Onların müsavi görünüşleri sizi aldatmasın!
Onlar, arasında biri birinden çok farklı olanlar vardır.”
İmam Gazalî-kuddise sirruh- buyurur:
“Ölüm büyük bir işdir.
Büyük bir tehlikedir.
insanlar bunu bilmiyorlar. Hatırlasalar da kalblerine fazla tesir etmiyor.
Çünkü kalbleri dünya meşgalesine öyle dalmışdir ki, kalblerinde başka bir şeye yer kalmamıştır.
Bundan kurtuluş çaresi, bazen bir yere çekilmek ve bir saat kadar dünya meşgalesin-den uzak tutmakdır.”
Nitekim ıssız sahralarda dolaşan bir kimse, başkalarından kendisine bir yardım geleceğini düşünmez.
Basının çaresine bakar. Önceden tedbir alır.îşte tenha bir yerde oturub kendi kendine demelidirki:
Ölüm yaklaşdi.
Belki bugün gelir.
Eğer sana bilmediğin karanlık bir mağaraya gir deseler “îçerisinde kuyu var mı?
Yoksa zehirli veya yırtıcı hayvana rastlar mıyım?
Veya ne var, ne yok bilmiyorum” deyerek, dizlerini-zin bağı çözülür, ölümden sonraki işin, mezardaki korkulu halinin bundan aşağı olmadığı gün gibi meydandadır.
Bunu düşünmemek ne biçim bir cesarettir. Bunun en güzel çaresi, ölen arkadaşlarına bakmak, onları düşünmektir.
Onları hatırlayıp dünyada her birinin mevkl’ini, zenginliğini, işlerini, sıkıntılarım, neş’elerini, dünyada neye kavuştuklarını,
ölümü nasıl unuttuklarını ve beklemedikleri bir zamanda, ahret için ellerinde hiç azık yok iken, ölümün ansızın gelip onları götürdüğünü, düşün!
23 Eylül 2012: 13:07 #807873Anonim
Tefekkür-i Mevt
Şimdi mezardaki hallerinin nasıl olduğunu, azalarının biri birinden nasıl ayrıldığım, etlerini, derilerim,
gözlerini ve dillerini, böceklerin, kurtların nasıl yediğini, onlar bu halde iken varislerinin mallarım taksim edip, rahat rahat yediğini göz önüne getir.
Sonra teker teker bütün arkadaşlarım düşün.
Gülmekden, gafletden ve onların gece gündüz meşgul oldukları faldesiz işlerinden vazgeç, sen de onlar gibisin.
Halbuki onların senden önce gitmesiyle sana ibret alıp kurtulmak seadeti verildi.
(Ne mutlu o kimseye ki bir başkasını ona nasîhate gönderdiler) buyurulmuşdur.
Bir gün gellb de kendllerinin de tabuta gl-rlb taşınacaklarım hesaba katmazlar.
Bunu düşünseler de çok daha sonra olacağım sanırlar. Tabutlarda taşınan ahbablarımn da, hayatda iken ayni görüş ve düşüncede olduklarım hesaba katmazlar.
Halbuki onların da bu zanları boşa çıktı.
Bir tabutun geçtiğini gören kimseye yaraşan, tabut içerisinde kendisini farz etmesidir.
Çünkü mutlak surette kendisi de oradan geçecektir.
Abdülkadir Gaylani-kuddise sirruh-buyurur:
“Ey ahalî! Yakında hepiniz öleceksiniz. ölünce, peşinizden size
ağlanmadan önce, siz kendinize, kendi hallnize ağlayımz!
Akıbeti belirsiz bir çok günahlarınız var.
Bunlar afvedilir mi? Yoksa cezalarınızı çeker misiniz?
Kalbleriniz dünya sevgisi ve dünya hırsı île dolu.
Onları, haramları ve kötülükleri terk ederek ve Allahü tealaya yönelmek suretiyle tedavi ediniz.”
Daimî olarak tefekkürü mevtle meşgul olanların, kalblerinden aşın ölüm korkuşu ve dünya muhabbeti çıkar.
Onun yerine Cenab-ı Hakka yakınlık duygusu belirir, îbadetlerine büyük bir îtina gösterirler.
Bu suretle ölüme hazırlanmış olurlar.
23 Eylül 2012: 13:08 #807874Anonim
Tefekkür-i Mevt
Gene buyuruyor:
“Uzun emelleri kısalt, hırsım azalt. Her namazı veda namazı olarak kıl!
Sanki bir dahaki namaz vaktine çıkamayacakmış şekilde kıl!-Yazılmış vasıyyeti,
yastığının altında, hazır olmadıkça uyumak, bir mü’mine yakışmaz.
Eğer Allahü teala ve tekaddes hazretleri ona afiyet içinde uykudan kalkmağı nasîb ederse ne a’la,
ne mübarek, aksi halde aile efradı vasiyyetini bulur.
Ölümünden sonra ne yapacakları ve nasıl hareket edecekleri hususunda ondan faydalanırlar, kendisine rahmetler okurlar.
Yeyip, içmen veda yeyip içmesi olsun!
Aile efradının arasındaki bulunuşun veda bulunuşu olsun!
Mü’min kardeşlerinle buluşman veda buluşması olsun!
Kalbine, hep emanet, eğreti olduğunu, ve dalma veda etme halinde bulunduğunu iyice hakket, iyice çak.
Kaderi başkalarının elinde bulunan bir kimse nasıl emanet ve veda halinde olmasın?
Zîra yarın ne olacağım, İşlerinin nereye varacağım,
kaderinin kendisine neler getireceğini bilmemektedir.”
Gene buyuruyor:
“Ölümü hatırlamak, kalbini temizler.
Seni, dünyaya ve insanlara bağlanma felaketin-den kurtarır, yalnız Allah sevgisine bağlar, kalbinden perdeyi kaldırır.
Neticede görürsün ki insanlar da, diğer varlıklarda fanidir,
yok olmağa mahkumdur, acizdir, ne zararları vardır ne de faydaları!…”
23 Eylül 2012: 13:09 #807875Anonim
Tefekkür-i Mevt
Ali kerremellahu vecheh hazretleri buyurur: (îbn-i Asakir’den)
“Ey Allah’ın kulları! Vallahi ölümden kurtuluş yoktur. Önüne dursanız yakalar, kaçarsanız yetişir. Kurtuluş yoluna koşunuz, acele ediniz!
Acele ediniz. Arkanızda, sizi hemen isteyen bir kabir vardır. Onun sıkmasından, karanlığından ve yalnızhğından korununuz.”
Eşref Rumî-kuddise sirruh- buyurur:
Herkesin ecel denilen, öleceği bir vakti vardır ve o vakit saat geldi mi, ölüm ne bir an gecikir ve ne de bir an önce olur. Yani Azrail aleyhisselam vazifesini tam zamanında ifa eder.
O halde yapacağın hayırları, yapacağın ibadetleri bir an evvel yapmağa gayretli ol. Bugün yahut yarın yaparım deye oyalanma.
Bir de ölmeden evvel ölenler, yani ölmeden bu dünya nîmetlerinden ve dünya zevklerin-den el çekerek, kendilerim ibadete verenler vardır. Onlar kendilerim toprak telakki etmişlerdir. Onlar, fukara-i sabirin denilen bahtiyarlardır.
Şöyle bir düşünsen, anan gitti, baban gitti, oğlun, kızın gitti, kardeşlerin, komşuların gitti.
Eşden, dostdan, ahbabdan niceleri gitti. Senden önce gelenler gitti, senden sonra gelenler gitti.
Bu demekdir ki sen de elbette gideceksin. O halde bu fanî, muvakkat dünyaya, gitmeyecekmiş gibi bağlanmanın makul tarafı var mıdır? Lüzumlu olan, bu dünyada ahret hazırlığı yapmakdır.
Ölüm ile kıyamet birbirleri ile alakalı olduklarından, ölümü hatırlarken biraz da kıyametten bahsetmek isabetli olacakdır.
Kıyametin başlangıcı israfil aleyhisselamın sür’unu üfürmesi ile bütün ölülerin dirilmesidir.
Sür’un üfürülmesi ile daha evvel yaşamış sonra ölmüş olan ölüleri dirilecekdir ve mahşer yerinde daha önce kendileri için tesbit edilen yere geleceklerdir.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.