• Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 227)
  • Yazar
    Yazılar
  • #807464
    Anonim

      İHLÂS VE HÜSN-İ NİYET 3 (devamı)

      Gene buyuruyorlar:
      Mü’min hirs yükünden kurtulmustur. O, dünya için hiç bir zaman hirs beslemez, hirs yükünü yüklenmez,acele de etmez. Esyada kalbi ile zühd eder, yine esyadan özü ile

      yüz çevirir, ne ile emrolundu ise onunla mesgul olur ve bilir ki, kismeti onu mutlaka bulur. Bir baskasina asla gitmez. Onun için, kismetini aramakda yersiz ve lüzumsuz hirslara kapilmaz. Kismetlerini arkasina atar. Öyleki bu kismetler, kendilerini kabul etmesi için ona tevazu gösterirler ve kabul etmesini isterler. (Yirmisekizinci meclis)

      Amellerin esasi, yani temeli, tevhîd ve ihlâsdir. Kimin ki tevhîdi yoksa, ihlâsi yoksa, onun ameli de yokdur.

      Öyleyse sen ey müslüman! Önce amellerinin temelini tevhîd ve ihlâs ile tahkim et, kuvvetlendir. Sonra onlari izzet ve celâl sahibi Allah’in lûtfu, kuvveti ve tevfîki ile bu temel üzerine bina et,kur. Bu noktada, sakin kendi gücüne, kendi iradene dayanma. Mutlak suretde Allah’in iradesine, Allah’in lûtfuna ve kuvvetine dayan… (Altinci sohbet)

      Gene buyuruyorlar:

      Ey ogul! Konusdugun zaman hâlis bir niyetle konus. Sükût etdigin zaman sâlih -hâlis bir niyetle sükût et. Bir seyi islemeden önce sâlih-hâlis bir niyete sahib bulunmayan kisinin ameli yok demekdir. Sen niyetini düzeltmedikçe konussan da, sükût etsen de yine de günah içindesin. Çünkü niyetini düzeltmemissin. Sükût etmen de, konusman da sünnete uygun degil. (Yirmialtinci sohbet)

      Ibrahim Düsûkî kuddise sirruh hazretlerinin ihlâs hakkindaki pek kiymetli kelâmlari ile mevzuu tamamliyoruz. Derdi ki:
      -Bir çok suda duran vardir ki; susuzdur. Susuzlugunu gidermek için yolunu, erkânini bilmek icab eder.

      Burada kasdim ihlâsdir, sadâkatdir. O ki bir illete veya bir sebebe dayanarak Mevlâsina ibâdet eder. Onu nice bulur!

      Bilmeli ki: Hak yoluna girmege, ancak mücadele kilici ile nefsi kesip öldürmekle nâiliyet hasil olur. Bir de nefsin yersiz isteklerini karsiliksiz birakmakla.
      Elinizde daima ihlâs olsun ki, susuzlugun hararetinden kurtulup o suya kanasiniz.

      Bir defa da söyle buyurdu:
      “Oglum,fakr elbisesi giy; ama temiz olsun… Zarif olsun… Is, ne elbise giymekdedir, ne de kubbelerde sâkin olmaktadir, ne de tekkelerde. Hatta zaviyeler de önemli degildir. Aba giymek, kaba giymek de bir mes’ele degildir. Hatta mavili seyleri giymeyi de bir sey saymayiz.

      Biyiklari kisaltmak, bagli ayakkabi giymek, sofi libasi giymek de bizim için önem tasimaz.

      Asil dervislik odur ki: kalben bütün islerinde ihlâs yolunu tutasin.
      Çalismandaki niyetine; sadâkat libâsi giydiresin… ve imânina saglamlik asilayasin.
      musa topbaş erkam yayınevi hizmet insanı

      #807465
      Anonim

        Anne Duâsının Bereketi…

        Gerede’li bir komşumuz vardı. Orta halli bir esnafdı. İki ailesi vardı. Geceleri sabaha kadar içki içer, sabaha kadar bir kenara sızardı.

        Namaz-niyaz, oruç gibi ibâdetlerden mahrûmdu. Kimseye faidesi dokunmaz, herkesin nefretini kazanmışdı.

        İlk ailesi tesettürlü, vakarlı, herkesin itibar etdiği mütevazi bir hanım efendi idi.
        İkinci karısı ise, kaba saba, hayasızca kocasının içki sofrasını severek hazırlayan bir kadındı. O zamanki tabirle bir Tango idi.

        Bu adam, ilk iffetli karısını küçümser, daima onu tahkir eder, hatta bazan dövdüğü olurdu. Bilhassa kabak çiçeği gibi açılmasını-saçılmasını ister, bu da olmayınca ona karşı husumeti artardı.

        Nihayet bu eza ve tahkirlere tahammül edemiyen, o sabırlı, tertemiz, islâmî vasıflarla temayüz eden, bütün civarın kendisini sevdiği, hürmet gösterdiği nezaketi ve her hareketi ile İstanbul hanımefendisinden ayrıldı. (Hakikatte adam mı boşadı, yoksa kadıncağız ailesinin evine mi döndü orasını bilemiyorum…)
        devamı var

        #807466
        Anonim

          Anne Duâsının Bereketi…
          Bu bahsettiğimiz kimsenin Allah’ın mahluku olan bütün insanlara iyi, kötü demeyip ayırd etmeden şefkat nazarı ile bakan saliha bir annesi vardı. Her şeyin, Allahü Teâlâ hazretlerine iltica, dua yoluyla sonuçlanacağını bilenlerdendi. Ağzından bir defa olsun kötü söz çıkmazdı.

          Tekrar ettiği dua şu olurdu:
          – Ya Rab! Yunus’umun bir defa olsun Cuma namazına gittiğini bana göster!

          Zaman geldi, Rabi-a Adviyye meşrebinde olan bu yaşlı hatun oğlunun istikbaldeki halini göremeden Rabbına kavuşdu.

          Annesinin vefatı, Allah’ın nusreti ile oğlunda öyle bir değişiklik meydana getirdi ki, kısa bir zamanda onun o kötü hal ve görüşleri birden bire hakikat yoluna yöneldi.

          #807467
          Anonim

            Şimdi o, sabahlara kadar içki içilen odanın ışıkları gene yanıyordu, amma bu sefer Yunus Bey namazlar kılıyor, istiğfar ediyodu. Kaza namazları, oruçlar, sadakalar,

            hayır hasenatlar biri birini takib ediyordu. Hanesi misafirlerle dolup dolup taşıyordu. Herkesin evvelce nefretle baktıkları Yunus efendi bu sefer tam tersine

            herkesin sevdiği, hörmet ettiği bir insan olmuştu. Kendisine müracaat eden her darda kalanın yardımına yetişiyordu. Ticâri işleri de günden güne inkişaf etmiş, hayli zenginleşmişti. Amma o bunlarla da tatmin olmuyor Hicaz’a gidip o mübarek

            beldeye yüz sürüp geri kalan ömrünü orada huzur içinde geçirmek istiyordu. Bir sebebini bulup pasaportunu aldı. Çünkü o zamanlar bilhassa hicaza gitmek için hayli kimselere müracaat edip yüzsuyu dökmek icab ediyordu.

            #807468
            Anonim

              Her ne kadar ailesine, Allah’ın rızasını kazandıracak bir islâmî hayata dönmesi telkinatında bulunmuş ise de, onu ikna edemedi. Ve yalnız başına mübarek beldeye hicret etdi. Ve orasının sakinleri tarafından çok sevildi. Namazları mescid-i nebevîde kılıyordu. Sık sık oruçlu oluyor, açları doyuruyor, çıplakları giydiriyordu. Hülasa bütün ahlâk-ı hamide üzerinde toplanmıştı. O zamanlar Hicaz’da aşırı bir fakirlik hüküm sürüyordu. Halk yarı aç, yarı tok bir vaziyette idi. Yılda bir kez entari yaptırabilen pek azdı. Hükümet memurun onbeş-yirmi riyal olan maaşını bile ödeyemiyordu. Çünkü henüz petrol kuyuları açılamamıştı. Böyle bir zamanda Yunus Bey’in İstanbul’dan getirdiği paralar çok faideli oluyordu.
              *
              “Cesedde bir çiğnem et vardır. O salih olursa bütün cesed salih olur. O da kalbdir”, buyurulmuştur. Dil de kalbin tercümanı olduğun göre, dilin vazifesi çok mühimdir. Bütün sürçmeler hatalar, günahlar onunla işlendiği gibi bütün iyilikler sevablar, gönül almalar hep onunla elde edilir.

              #807469
              Anonim

                Anne Duâsının Bereketi… (devamı)

                Dil’in âfetlerinden sakınılmalıdır. Dil hüsn ü isti’mal edilip de Allah’ın rızası yolunda kullanılırsa baha biçilmez ne güzel bir uzuvdur. Allahü Teâlâ’nın has kulları bu hususa çok dikkat ederler.

                Bilhassa beddua etmekten sakınmalıdır. Bazı kadınlar, ağızlarında sakız gibi bu kötü hali itiyad edinmişlerdir, sebebli sebebsiz her şeye bilhassa oğullarına, kızlarına beddua ederler. Bu ne çirkin bir alışkanlıkdır. Halbuki bilmezler ki, o hatalı söz döner dolaşır kendilerine isabet eder, bu yüzden dert ve sıkıntılarının sonu gelmez.
                *
                Bahsi geçen Yunus Bey’in muhterem annesi oğlunun o kötü haline dayanamayıp beddua etse idi belki onun o kötü hali daha da beter olurdu. Halbuki maneviyatlı olgun kadın, gece gündüz oğlunun selahı için dua etdi ve semeresini gördü. Çünkü ısrarla ve samimiyetle yapılan duanın kabul edileceğini biliyordu. İnsanoğlu anne duası bereketiyle ne halden ne hale geliyor, teemmül edelim.
                Çünkü Allahü Teâlâ herşeye kâdirdir.
                altınoluk musa topbaş

                #807470
                Anonim

                  DÜNYA HAYATI

                  Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

                  “-Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüşdür.” (Hadîd: 20)

                  Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh:
                  -Ey dünyaya rağbet edenler! Onunla mağrur olanlar, Ey akıllı ve hesablı kişiler olduklarını söyleyenler, Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin yukarıdaki sözünü işitmediniz mi?

                  Oyun, eğlence ve süs ise aklı başındaki şahıslara değil, cahil çocuklara yaraşır. Ben, size bildiriyorum. Ben size Allah’ın sizi oyun için yaratmadığını söylüyorum. Allah teâlâyı unutarak yalnız dünya ile meşgul olan, oynuyor demekdir. Yalnız dünya ile kanaat edip âhireti ve Allah’ı unutan, hiçbir şey olmayanla kanaat etmiş demektir. Çünkü yarın ölecek ve elinde dünyadan hiçbir şey kalmayacakdır.

                  Âhiretle meşgul olunuz. Kalblerinizle, Allah teâlâya yöneliniz, O’nunla meşgul olunuz. O’nun fazlından ve kerem elinden gelen rızıkları alınız.
                  devamı var

                  #807485
                  Anonim

                    DÜNYA HAYATI (devamı)

                    Bu dünya fânîdir, geçicidir. O belâlar ve müsîbetler diyarıdır. Orada hayat, hiç bir kimse için tam manasıyla hoş, tatlı ve dertsiz değildir. Hele bir de o kişi hikmet ehlinden biri ise.

                    Nitekim denir ki:
                    -Hikmet ehlinden olan kişinin gözü bu dünyada hiç bir zaman aydınlık olmaz. Çünkü onun gözü hep ölümü görüp durmaktadır.

                    Arabînin birisi çadırlı bir kabileye misafir olur. Onu yedirirler, içirirler ve çadırda yatırırlar. Arabî derin bir uykuya dalar. Kabile giderken, üzerinden çadırı söker… güneşin sıcağı kendisine vurunca uyanan arabî:

                    -Dünya hayatı: Kurduğun bir çadırın gölgesine benzer. Bir gün olur, muhakkak senin gölgen de zâil olur, diye söyler.
                    Yunus Emre hazretleri bir şiirinde der ki;

                    Hey yârenler, bu dünyanın
                    Sonu vîran olur bir gün
                    Buna mağrur olanların
                    İşi pişman olur bir gün.

                    Âriflere bu dünya hayal ü düş gibidir
                    Kendini sana veren, hayal ü düşden geçer.
                    Bu dünyanın sevgisi, ağulu aşa benzer
                    Sonunu sayan kişi, ağulu aşdan geçer.

                    #807486
                    Anonim

                      DÜNYA HAYATI (devamı)

                      Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

                      -Ey iman edenler, şüphe yok ki, Allah’ın vâ’di bir gerçekdir. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Çok aldatıcı şeytan da sakın sizi Allah’ın (mühleti) ile aldatmasın.

                      Hasan Basrî kuddise sirruh yukarıdaki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra buyurdu ki:
                      -Bunu, yâni “Dünya hayatı sizi aldatmasın!” sözünü kim söylüyor? Dünyayı yaratan söylüyor. Dünya hayatını, onu yaratandan daha iyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!

                      Dünya hayâtının aldatıcı meşgaleleri çokdur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de ona on meşgale daha açar. Ne avâre insan oğlu ki, helâl kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram kazancından dolayıda azab göreceği şu dünya hayatına razı olur. Âhiret kaygusunu hiç hatırlamaz. Yarın Allah’ın huzurunda

                      hesaba çekileceğini düşünmez. Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz. Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz. Fakat dünyalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen başlar ağlayıp sızlanmağa!..

                      Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:

                      “-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır. O bir saati yani kısa ömrü ibâdet ve ubûdiyet ile geçirmeğe bakın. Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esâretinden kurtulmanın bir yolu da cömertlikdir. Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar.

                      Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir huydur ki insanı cehenneme çeker.

                      Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
                      -Şüphesiz ki nûr kalbe girince kalb genişler ve ferahlar.
                      -Ey Allah’ın Resûlü! Bunun belli bir alâmeti var mı? diye sorulunca:

                      Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:
                      -İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedilik âlemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakara tefsiri, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu)

                      Rivayete göre:

                      İsâ aleyhisselâm bir gün gök gürültüsü ve şimşeklerle başlayan şiddetli bir doluya yakalanır. Sığınılacak bir yer arar. İleride bir çadır görür ve oraya koşar. Çadırın içinde bir kadın görür, oradan uzaklaşır. Bir mağara görür, kapısına gider ki, içinde bir arslan var. Hemen mağaranın kapısını kapatır ve:

                      -Ya Rab! Herkese bu kadar nimetler verdin, ama bana bir sığınak bile vermedin, der.

                      Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri:
                      -Senin sığınağın benim rahmetimdir buyurur.
                      (Altınoluk sohbetleri Cilt: 1 s:205)
                      musa topbaş

                      #807487
                      Anonim

                        ÖLÜMSÜZ REÇETELER

                        * Gıybet çok mühim bir hastalıktır. Kimsenin arkasından konuşmamalıyız. Öncelikle kendi hatalarımızı araştırmalıyız ve bunları telafi yoluna gitmeliyiz. Kendi nefsimizin eksik ve hatasını görmek bizi başkalarının kusurunu araştırmaktan men etmelidir.

                        Hanımlar dînî mevzûlarda çok gayretlidirler. Yalnız iki husus, onların bu gayretlerini gölgede bırakır; çarşı-pazarda çok gezmeleri ve dilleri!.. Günde üç-beş defa çarşıda pazarda gezenin kalbi dağılır. Böyle kişide huzur hâli nasıl olur?

                        * Dînî meclislerde dünya kelâmı konuşulmamalıdır. Bu meclisler Allah adının ve âhiretin hatırlandığı yerlerdir. Şayet böyle meclislerde mâlâyânî, dünyevî konular ve maddiyât konuşulmya başlarsa arkasından gıybet ve mâsiyet (günah) gelmeye başlar. İstifade için gelinen bu meclislerden haram işlenerek dönülmüş olur. Böyle

                        Hak meclislerinde âyet-i kerîme, ehâdis-i şerife, evliyâullâh menâkıbı zikredilir. Kişilerin mânevî durumlarına göre bir eser de takip edilebilir. Eğer bu meclisler, âdâbına riâyet edilerek icrâ edilirse insanların mânen büyük derecelere nâil olmasına vesîle olur, biiznillâh!…
                        devamı var

                        #807488
                        Anonim

                          ÖLÜMSÜZ REÇETELER (DEVAMI)

                          * Mânevî yoldan istifâde etmek için az yemelidir. Az yiyen az uyur, az konuşur. Az konuşanın hatası az olur. Akşamları az yemek, teheccüde iştiyakla kalkılmasına vesile olur.

                          * Güzel ahlâk, yumuşak başlılık, öfkeyi yenmek, hizmetli olmak bu yolun önemli düsturlarıdır.

                          * İnsan gününü uyku ile doldurmamalıdır. Haddinden fazla uyuyan gün boyu gevşer, üzerine tembellik çöker ve esner durur. Az uyuyan ise zinde kalır, günü bereketli geçer.

                          * Müslüman, dâima helâli aramalı, ihtiyatla davranmalı ve şüpheli şeylerden uzak durmalıdır.

                          * Eğer varsa, kaza namazlarına dikkat ve itinayla muntazam olarak devam edilmelidir. Eğer kazalarını tamamladıktan sonra fazladan olarak kaza kılmaya devam edilirse, “nurun ala nur” (nûr üstüne nûr) olur.

                          * Misafir ağırlamada sınır yoktur. Biri bir kahve verir, ecrini alır. Kimi de imkânı nisbetinde sofralar açar, Allah’tan karşılığını alır. Konya’da Mevlânâ Hazretlerini ziyaret eden fâsık bir kişi dahî niyetine göre bu ziyâretten mânen nasiplenir.

                          * Üç sınıf insan vardır:
                          Birincisi, Mevlâ’yı seven ve Mevlâ’nın da kendisini sevdiği,
                          İkincisi, kötülüğü gürünce kayan, iyiliği görüce düzelen,
                          Üçüncüsü de katılaşmış olan kalbler!… Rabbim muhâfaza buyursun.

                          * Boş konuşmayı, laf üretmeyi bırakın!.. İnsanları hayatınızla, yaşantınızla ve hâlinizle irşad edin. * En büyük cevher, zikirdir. Her şey güzel ahlâkta bitiyor. Ahlâk güzelleşirse muâmelât da zevk hâline gelir.
                          musa topbaş

                          #807490
                          Anonim

                            .

                            NASİHATLERİNDEN BİR DEMET

                            Mevlâmızın rızası yolunda, seher vakitlerini namaz, zikir ve duâlarla zînetlendirelim. Başta âile efrâdımızın ve aile büyüklerimizin hizmetinde bulunalım.

                            Dünyacılarla, yâni gaflete dalanlarla ülfeti azaltıp, salihlerle oturup kalkalım. Diğer akrabalarımız ile muhtaçların hizmetinde olup, gerek lisânen gerek maddeten

                            yardımda bulunalım. En önemlisi haram ve helâle titizlik gösterelim. Ayrıca çarşı-pazar işlerinde de dikkatli davranalım ki, kulluktan fire vermiş olmayalım.

                            müminin gönül âlemi ve kemâli, davranışlarında sergilenir. Bu güzelliklerin en başta gelenlerinden birkaçı şöyledir:

                            Dâimî olarak alçak gönüllü olması, zamanlarının ve nefeslerinin kıymetini bilip israf etmemesi, Allâh’ın kullarını sevip onlarla çekişmemesi, muhatablarına dinî seviyesine göre muâmele etmesi, kabahat örtücü olması, haram ve helâle dikkat etmesi ve herkesin küçük gördüğü masiyetleri dahi büyük görmesidir. Zîrâ günahını küçük gören -hâşâ- Cenâb-ı Hakk’ın emrini küçük görmüş olur.

                            #807491
                            Anonim

                              .

                              Bütün hatâlar, nisyanlar, bocalamalar; zikirden gâfil olduğumuz, yâni Rabbimizi unuttuğumuz anlarda husûle gelir. Zikrin mânevî hâlini devam ettirenlerde dünyâ kederi, üzüntüsü, hattâ lüzûmundan fazla dünyevî neş’e dahî bulunmaz. Dâimî

                              huzur, sehâvet ve mahlukata şefkatli olmak, o boşluğun yerini doldurur. Yani sevgi, daimâ sevgi… Allâh Teâlâ Hazretleri, kendisini seven kulunu muhabbet deryasına daldırır. Artık o kimse Cenâb-ı Hakk’ın…sevdirdiği nispette sevilmeye lâyık olanları sever.

                              Bir insan mensub olduğu cemiyete, rıza-yı ilâhî için güzelce hizmet etmeyi pek kıymetli bir vazife bilmelidir. Bir cemiyetin hayatına, intizamına, refahına hizmet eden kimse, o cemiyet arasında pek kıymetli bir varlık sahibi demektir. Binaenaleyh onun ecir ve mükâfâtı da o nisbette büyüktür.

                              Hadis-i şerifte:
                              “Bir kavme hizmet eden kimse, (ecir ve mükâfâta nâiliyet itibâriyle) onların en büyüğüdür” (Deylemî, Müsned, II, 324) buyurulmaktadır.

                              Birçok kimseler, ibâdet ve taata çokça yöneldikleri hâlde, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatı olan “settâru’l-uyûb”, yâni ayıpları örtücülük ve kusurları affedicilik hasletine lâkayd kalıyorlar. Bu sebeple de tam istenildiği gibi terakkî edemiyorlar. Halbuki bağışlamak ve kusur örtmek, güzel ahlâkın en ehemmiyetlilerinden biridir. Allâh Teâlâ biz kullarının sayısız kusur ve hatalarını örtüp affettiği gibi, biz de affedici olmalıyız. Zirâ Allâh sevgisine sâhip olanlar, affetmeyi bilirler. Affedelim ki inşâallâh affolunuruz.

                              #807492
                              Anonim

                                .

                                ZİKRULLAH

                                Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
                                “-Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara: 152)

                                “-Allah’ı çok zikret, ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran: 41)
                                “-Allah’ı nefsinde, içinde huşu’ ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gafillerden olma.” (A’raf: 205)

                                “-İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d: 28)
                                “-Onlar ayakta iken, otururlarken ve yanları üstüne yatarken Allah’ı zikrederler.” (Al-i imran: 191)

                                Kudsî hadis-i şerifler:
                                -Ey Âdem oğlu beni dille zikret ki, ben de seni rızamla zikredeyim.
                                -Beni kalbinle zikret ki ben de likamla seni zikredeyim. Kendini alçaltarak, küçülterek beni an ki ben de seni yükselterek anayım.

                                Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurur:

                                -Allah’ı zikretmeyi seveni, Allah da sever.
                                -Allah’ı zikredenin kalbinden şeytan kaçar, etmiyeninkine girer.
                                -Lâilâhe illallah diyenin kalbinden perde kalkar.

                                Allahü teâlâ buyurur – kudsi hadis-:

                                Kim benim zikrimle meşgul olur ve bu meşguliyet yüzünden benden bir şey istemeğe vakit bulamazsa, ben ona isteyenlere verdiğimden daha fazîletlisini veririm.
                                devamı var

                                #807493
                                Anonim

                                  ZİKRULLAH (devamı )

                                  Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurur: (Ebu’d-Derdâ r. anh’den)

                                  -Ey ümmet ve ashâbım! Size amellerinizin hayırlısını, Allah yolunda amellerinizin en temizini, derecelerinizin en yükseğini, altın ve gümüş sadaka vermekden ve düşmanlarınızla karşılaşıb sizin onların, onların da sizin boyunlarınızı vurmalarından (cihaddan) daha hayırlı olanı haber vereyim mi?

                                  Sahabe sordu:
                                  -Nedir o ey Allah’ın Rasûlü?

                                  Rasûl-i Ekrem Efendimiz buyurdu:
                                  -Devamlı Allah’ı zikretmek.

                                  Bir gün Ebu Hüreyre -radıyallahu anh- çarşıya girer:
                                  -Sizi burada görüyorum, halbuki Rasûlullah’ın mirası mescidde taksim ediliyor, der.

                                  Bunun üzerine halk çarşıda işini bırakarak hemen mescide koşar. Fakat ortada bir şey göremeyince, Ebu Hüreyre’ye:

                                  -Biz mescidde taksim edilen bir şey göremedik, derler. Ebu Hüreyre -radıyallahu anh- onlara:

                                  -Ne gördünüz? diye sorar. Onlar da:

                                  -Allah’ı zikreden bir topluluk gördük, derler. Bunun üzerine Ebu Hüreyre -radıyallahu anh-:

                                  -İşte Rasûlullah’ın mirası budur, buyurur.

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 227)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.