- Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Eylül 2012: 13:10 #807876
Anonim
Tefekkür-i Mevt
Rabia’yı Adviyye-kuddise sirruha-, Süfyan-ı Sevri kuddise sirruh’a şöyle demişdir:
“Senin ömrün ancak sayılı günlerden ibaretdir. Bir gün geçince senin ömrünün bir kısmı gider.
Ömrünün bir kısmı gidince, yakında tamamı gidecekdir. Sen bilgili insansın, amel işle, düşün.
Dinarım, dirhemim gitti, malım makamım zayi’ oldu deme. Bilakis günüm gitdl, ne yapdim- Zira bir günle, ömür biter,” de.
Abid bir zat, ölüm gelince şöyle demiştir:
“Hüzünler yurdu olan dünyadan ayrıla-cağıma üzülmüyorum.
Ancak uyuduğum bir gece, oruç tutmayarak geçirdiğim gün ve Allah’ın zikrinden gafil olarak geride bıraktığım bir saat varsa onlara üzülüyorum.”
Ala b. ziyad-rahmetullahi aleyh- şöyle demişdir:
Dünya günlerinden her biri muhakkak gelir, konuşur ve şöyle der. “Ey insanlar! Şüphesiz ki ben yeni bir günüm. Bende işlenen amellere şahitlik edeceğim. Güneşin bat-tığında, kıyamete kadar size dönmeyeceğim.”
“İnsanların en hayırlısı kimdir? Ey Allah’ın Resulü?” sualine Resulü Ekrem sallalla-hü aleyhi ve sellem:
“Ömrü uzun, ameli güzel olandır.” “insanların en şerlileri kimdir,” sualine de:
“Ömrü uzun, ameli kötü, şerrinden korkulan ve hayrı umulmayan kimsedir,” buyurmuşlardır.
Ebu’d-Derda-radıyallahu anh- dan rivayet edildiğine göre şöyle demiş dir:
“Güneş doğan her gün, iki melek nida ederler, îns ve Cin’den başka yer yüzünde bulunan bütün canlılara duyururlar ve şöyle derler.” Ey insanlar Rabbınıza yöneliniz, az olup kafi gelen, çok olup meşgul edenden daha hayırlıdır.
Güneş batan her gün yine iki melek nida eder. Yeryüzünde ins ve cin dahil bütün canlılara duyururlar; Allah’ım, başkalarına, malını harcayarak yardım ede-ne derhal karşılığını ver, harcamyamayıp cimrilik yapanın, malını da helak et.”
23 Eylül 2012: 13:11 #807877Anonim
Tefekkür-i Mevt -devamı-
Kula gereken bu dünya hayatım bir ganimet bilip, ibadet, taat, güzel ahlak gibi vesilelerle Cenab-ı Hakkın rızasını kazanmağa say u gayret etmekdir.
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz bir mescide teşriflerinde bir topluluğun, konuşup, gülüşdüklerini gördü, ve onlara hitaben buyurdular ki:
“Ölümü unutmayın, ölümü hatırlayın, varlığım kudret elinde olan Allah’a yeminle söylerim ki, eğer benim bildiğim! bilseydiniz az güler, çok ağlardınız.”
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve selleme bir adamı medh ü senada bulunmuşlardı. Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:
“Arkadaşınız ölümü anar mı?” buyurdu.
Onu medh edenlerin:
“Biz onun hiç ölümü andığım işitmedik” demeleri üzerine Sevgili Peygamberimiz:
“Sizin arkadaşınız övdüğünüz gibi değil,” buyurur.
23 Eylül 2012: 13:11 #807878Anonim
Tefekkür-i Mevt -devamı-
İbn-i Ömer-radıyallahu anh- anlatır:
“Bir gün ben de içlerinde olduğum halde on kişi Resülullaha gelmiştik. Ensardan birisi dedi ki:
“Ey Allah’ın Resulü insanların en ferasetlisi ve şereflisi kimdir?”
Buyurdular ki:
“Ölümü en çok ananlar, ölüm için en çok hazırlananlar.
İşte ferasetliler ve şerefliler bunlardır. Bunlar dünyada ahret kerametini kazanmış olarak geçerler.”
Ata Horasanî anlatır:
“Bir gün Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir topluluğa uğradı. Bulunanlar kahkahalarla gülüyorlardı. Resülullah sallallahü aleyhi ve sellem:
“Zevk ve eğlence arzularım giderecek şeyi anarak meclisinizi kokulandırınız”, buyurdular.
Meclisdekiler sordular:
“Zevk ve eğlence arzularım giderecek şey nedir?” Buyurdular ki:
“Ölüm.”
Daimi olarak tefekkürü mevtle meşgul olanların, kalblerinden aşırı ölüm korkuşu ve dünya muhabbeti çıkar. Onun yerine Cenab-ı Hakka yakınlık duygusu belirir, İbadetlerine büyük bir itina gösterirler. Bu suretle ölüme hazırlanmış olurlar. Hatta sabırsızlıkla ölümü bekleyenler olduğu söylenir.
ALTINOLUK PORTAL – BİR GÖNÜL ÇAĞRISI..1997 – 2009
23 Eylül 2012: 13:13 #807880Anonim
Allah Teâlânın Rahmeti
Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Zirâ Allah bütün günâhlarınızı mağfiret eder.” (Sûre-i Zümer: 53)100 KİŞİNİN KATİLİ
Rasûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Sizden evvelkiler içinde bir adam vardı. Doksan dokuz kişiyi öldürmüşdü. Sonra dünyanın en büyük âlimi kimdir? diye soruşturdu. Ona bir rahib gösterildi.Bunun üzerine rahibin yanına gitdi.
Doksan dokuz adam öldürdüm, tevbe etsem olur mu? diye sordu. Rahib:
Tevben kabul olmaz, dedi. Bunun üzerine o adam rahibi de öldürdü. Onunla yüzü doldurdu. Sonra yeryüzü halkının en büyük âlimini sorup araştırdı. Ona âlim bir kimseyi tavsiye etdiler. Âlime sordu. Yüz adam öldürdüm tevbe etsem kabul olur mu? Âlim:Evet seninle tevben arasına kim hâil olabilir? Filân yere git. Orada Allah’a ibâdet ile meşgul insanlar vardır. Onlarla beraber Allah’a ibâdet et. Memleketine dönme. Zirâ orası fena bir yerdir, dedi.
23 Eylül 2012: 13:13 #807881Anonim
Allah Teâlânın Rahmeti
Bunun üzerine, adam yola çıktı.
Yarı yola vardığında öldü.
Rahmet melekleri ile azâb melekleri bu adam hakkında münakaşa etdiler.
Rahmet melekleri:
Bu adam candan tevbe ederek geldi, dediler.
Azab melekleri:
-Bu adam hiç bir iyilik işlememiştir, dediler.
Bunun üzerine insan kıyafetinde bir melek bunların yanına geldi.
Melekler onu aralarında hakem yaptılar.
Melek şöyle dedi:
İki tarafdaki mesâfeyi mukayase ediniz, ölçünüz! Hangi taraf yakın ise adam o tarafındır.
Mesâfeyi ölçdüler.
Adamı varacağı yere daha yakın buldular. Bundan dolayı onu rahmet melekleri aldılar. (Biyaz’üs Sâlihin)
23 Eylül 2012: 13:14 #807882Anonim
Allah Teâlânın Rahmeti
Tabiînden Abban ibn-i Ayyaş’dan naklen:
Basra’da dört gencin cenaze götürdüklerini gördüm. Beraberlerinde hiç kimse yoktu.Basra gibi büyük bir şehirde tek başına bir cenazenin götürülmesine hayret ettim.Bu dört gencin beşincisi de ben olacağım dedim ve arkalarına düştüm.
Mezarda defn muamelesi yapıldıktan sonra, orada bir kadının güldüğünü gördüm ve o kadına gülüşünün sebebini sordum:
Kadın diyor ki:
Bu benim oğlumdur, günâhların hepsini işledi.Üç gündür hasta yatıyordu. Bu sabah vasiyette bulundu:
Benim öldüğümü kimseye söyleme, gelmezler, ölümüme sevinirler. Şu yüzüğümün üzerine “Lâ ilahe illallah, Muhammedür Rasûlullah şehatedini yaz ve kefenimin içine koy. Belki Allahü azze ve celle hazretleri mağfiret eder.
Sonra da “Allah’a isyan edenlerin cezâsı budur” deye ayağınla yüzümün üzerine bas. Beni defin ettikten sonra, Allah’a ellerini kaldır, “Ya Rab! Ben oğlumdan râzı oldum. Sen de razı ol,” de, diye vasiyet eyledi.
Ölümünden sonra bütün vasiyetlerini yerine getirdim. Şimdi “Ya Rab! Ben oğlumdan râzıyım sen de râzı ol,” derken:
Anacığım dargın olmayan, kerim, rahim Rabbımın huzurundayım, dediğini işitim.
Onun için güldüm, demiştir.
(El hikem ül Atâiyye)23 Eylül 2012: 13:15 #807883Anonim
Allah Teâlânın Rahmeti
Şeyh Muhyiddin Üftade kuddise sirruh buyurdu ki:
Nefsin ayıplarının açılması, yerlerin ve göklerin açılmasından hayırlıdır.
Zirâ nefsin ayıplarının açılması (meydana çıkması) ile tâlib, o tehlikeden ve yoluna engel olmasından kurtulur.
Yerlerin ve göklerin açılması ise, tamamiyle bir sırdır.
Onda fayda yoktur.
Nefis ıslâh olmadan devamı da yoktur.
Belki zâil olur, gider. Fakat böyle söyleyerek Hakkın mekrinden emin olmağa da gelmez.
Zirâ Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
Yoksa, Allah’ın mekrinden emin mi oldular? Allah’ın mekrinden ancak hüsrana uğrayan kullar emin olabilirler.
(El-A’raf: 99)
23 Eylül 2012: 13:16 #807884Anonim
DÜNYA
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
“-Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüşdür.” (Hadîd/20)Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh:
– Ey dünyaya rağbet edenler! Onunla mağrur olanlar. Ey akıllı ve hesaplı kişiler olduklarını söyleyenler, Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin yukarıdaki sözünü işitmediniz mi?
Oyun, eğlence, ve süs ise aklı başındaki şahıslara değil, cahil çocuklara yaraşır. Ben, size bildiriyorum. Ben size Allah’ın sizi oyun için yaratmadığını söylüyorum.
Allahü Teâlâyı unutarak yalnız dünya ile meşgul olan, oynuyor demekdir. Yalnız dünya ile kanaat edip ahireti ve Allah’ı unutan, hiç bir şey olmayanla kanaat etmiş demektir. Çünkü yarın ölecek ve elinde dünyadan hiçbir şey kalmayacaktır.
Âhiretle meşgul olunuz. Kalblerinizle, Allahü Teâlâya yöneliniz. O’nunla meşgul olunuz. O’nun fazlından ve kerem elinden gelen rızıkları alınız.
Bu dünya fânîdir, geçicidir. O belalar ve musibetler diyarıdır. Orada hayat, hiç bir kimse için tam manasıyla hoş, tatlı ve dertsiz değildir. Hele bir de o kişi hikmet ehlinden biri ise.
Nitekim denir ki:
– Hikmet ehlinden olan kişinin gözü bu dünyada hiç bir zaman aydınlık olmaz. Çünkü onun gözü hep ölümü görüp durmaktadır.
Â’râbinin birisi çadırlı bir kabileye misafir olur. Onu yedirirler içirirler ve çadırda yatırırlar. Arabi derin bir uykuya dalar. Kabile giderken, üzerinden çadırı söker…. güneşin sıcağı kendisine vurunca uyanan Â’râbî:
– Dünya hayatı: Kurduğun bir çadırın gölgesine benzer. Bir gün olur, muhakkak senin gölgen de zalil olur.
1989 – Haziran, Sayı: 040, Sayfa: 024
23 Eylül 2012: 13:16 #807885Anonim
DÜNYA
HZ. İSA İLE YAHUDİ
Bir yahudi İsa Aleyhisselam ile arkadaş olur. O’na “Seninle beraber bulunup seninle beraber sohbet etmek isterim” der.
Hazreti İsa kabul eder. Beraberce yola çıkarlar. Bir nehir kenarına gelip, yemeklerini yemek için otururlar. Yanlarında üç tane yufka vardır, iki tanesini yerler, diğer üçüncüsü kalır, İsa aleyhisselam su içmek üzere nehre gider.
Suyu içer gelir. Fakat kalan yufkanın ortadan kaybolduğunu görür. Adama “Yufkayı kim aldı?” diye sorar. Yahudi “Bilmiyorum” der. Kalkarlar beraberce yola koyulurlar. Biraz gidince İsa aleyhisselam yanında iki yavrusu olan bir geyiği görür.
Yavrulardan birini çağırır. Yavru gelir. Onu keser. Yanındaki adamla yerler. Sonra Hazreti İsa yedikleri geyik yavrusuna (Allah’ın izni ile kalk) der. Yavru kalkar, gider.
Yahudiye der ki:
– Sana bu mûcizeyi gösterenin hakkı için soruyorum. Yufkayı kim aldı? Adam: Bilmiyorum, der.
Yürürler. Bir dereye varırlar, İsa aleyhisselam Yahudinin elinden tutar. Suyun üzerinden yürüyerek geçerler. Dereyi geçince; İsa aleyhisselam sorar:
– Sana bu mûcizeyi gösterenin hakkı için soruyorum, yufkayı kim yedi? Yahudi:
– Bilmiyorum.
Devam ederler. Kumluk bir yere gelirler, otururlar, İsa aleyhisselam kumları toplar, bir tepe meydana getirir. Sonra “Allahın izni ile altın ol!” der. Kum tepesi hemen altın olur.
23 Eylül 2012: 13:17 #807886Anonim
DÜNYA
Sonra bunu üçe taksim eder ve:
– Biri benim, biri senin, diğer üçüncü hisse de yufkayı yiyenindir, der. O zaman Yahudi hemen atılır:
– Yufkayı ben yemiştim, der. Bunun üzerine Hazret-i İsa:
– Hepsi senin olsun! buyurur. Ondan ayrılarak bırakır, gider.3 KİŞİNİN HESABI
Yahudi altınların başında iken, biraz sonra iki kişi gelir. Altınları görünce onu alıp öldürmek isterler.
O der ki:
– Altınlar üçümüzündür. Aramızda paylaşalım. Fakat önce birimiz gidip şehirden yiyecek getirsin!? İyice bir karnımızı doyuralım. Ondan sonra da altınları taksim eder, gideriz.
Kabul ederler. Bunlardan biri şehire yiyecek almak için gider. Fakat giderken şöyle bir şeytanlık düşünür:
– Ne diye altınları üçe böleyim. Şehirden alacağım yiyeceğin onlara isabet edecek kısmına zehir koyarım. Onlar yer yemez ölürler. Ben de bu şekilde altınların hepsine sahib olurum.
Dediği gibi yapar. Onlara isabet edecek yiyeceğe zehir koyarak getirir. Fakat o şehre gidince diğer iki kişi şöyle düşünürler.
– Altınları niye üçe taksim edelim. ikiye taksim edersek menfaatimiz daha fazla olur. O, şehirden gelince bir bahane uydurarak onu öldürelim. Getirdiği yemekleri afiyetle yer, sonra altınları aramazda taksim ederiz.
Ve öyle olur, şehre giden dönünce bir bahane ile onu öldürürler. Sonra da zehirli yemeği afiyetle yerler. Biraz sonra da altınların yanında kıvrana kıvrana ölürler. Altın yığını ortada ve üç kişi de ölü olarak onun yanındadır
23 Eylül 2012: 13:17 #807887Anonim
DÜNYA
Biraz sonra İsa aleyhisselam havarileriyle birlikte bu manzaranın üzerine gelir ve şöyle buyurur:
Dünya hayatının aldatıcı meşgaleleri çoktur. Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa, o meşgale de ona on meşgale daha açar.
Ahiret kaygısını hiç hatırlamaz. Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz.
Fakat dünyalık menfaatine bir zarar geldi mi hemen başlar ağlayıp sızlamaya
– İşte bu dünyadır. Ondan sakınınız.YUNUS DER Kİ
Yunus Emre hazretlerinin mühim bir kaç şiiri aşağıdadır.
Bize didar gerek, dünya gerekmez
Bize mâna gerek, dâva gerekmez.Hey yârenler, bu dünyanın
Sonu vîran olur bir gün
Buna mağrur olanların
İşi pişman olur bir gün.Âriflere bu dünya hayal ü düş gibidir
Kendini sana veren, hayal ü düşden geçer.Basında aklı olan, ücretle amel kılmaz.
Hûrilere aldanmaz, göz ile kaştan geçer.Bu dünyanın sevgisî, ağulu aşa benzer
Sonunu sayan kişi, ağulu aşdan geçer.23 Eylül 2012: 13:18 #807888Anonim
DÜNYA
ALLAH’IN HUZURUNA LAYIK OLMAK
İbrahim Metbûli kuddise sirruh buyurur ki:
– Kibri bırak, büyük olursun. Kalbini dünya sevgisinden yana temizle ki iman suyu kalbinde oluklar halinde aka… Bir kimsenn kalbi dünya sevgisinden yana temiz değilse; onun kalbine iman suyu akmaz…
Mevlana Şemseddin Hanefî kuddise sirruh’e soruldu:
– Kime salih denir?
Bu suali şöyle cevablandırdı:
– Salih odur ki: Allahü Teâlâ’nın huzuruna layık ola. Allahü Teâlâ’nın huzuruna o kime layık olur ki: Özünü dünya ve ahiretten yana temizleye…
Eşref-i Rumî kuddise sirruh buyurur:
– Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri bu dünyayı ve bu dünyayı sevenleri sevmemiş iken, dünyaya bağlanmak akıllı olanların işi değildir.
Cenab-ı Hak bu dünyayıdüşman tutmuşdur.
Çünkü dünya onun dostlarını saptırmaktadır. Yani dünya sevgisi insanları Allahü Teâlâ’ya ibadet etmekten alıkoymaktadır.
23 Eylül 2012: 13:18 #807889Anonim
DÜNYA
FIRSAT ELDE İKEN
Dünyada, dünya mallarına sahip olmak için çırpınanlar, helal-haram demeden dünya malı toplayanla topraklar altında türlü azaplarla inleyecek ve diyecekler ki:
– Ya Rabbi, bizi kısa bir müddet için olsa dahi dünyaya göndersen de biraz ibadet etsek ve senin rızanı kazanmak için gecemizi gündüzümüze katsak ne olur? (Yani namaz kılmak, kelime-i tevhii getirmek isteyecekler). Onların bu şekilde yalvarıp yakarmalarına şöyle cevap verilecek:
– Sizler dünyada hiç de az kalmadınız. Ama bu ömrü dünya muhabbeti uğruna, bile bile israf ettiniz. Sizlere bitmez tükenmez nasîhatlar verildi.
Tatmakda olduğunuz zapların mutlaka başınıza geleceği sizlere tekrar tekrar anlatıldı. Bu şartlar altında artık mazeret beyan etmeğe hakkınız yokdur.
Çünkü dünya kulluk yeri idi, halbuki burası hesab yeridir.
Ama işlerin hakikatini toprak altına girdikten sonra anlamanın insan oğluna hiç bir faidesi tasavvur olunamaz.
Eşref-i Rumî hazretleri devam ediyor:
– Ey aziz, bu dünyaya her kim gönül verip, biriktirmiş ise sonunda pişmanlık taşı ile başını çok döver. Ama son pişmanlık fayda vermez. Bu gün fırsat elde iken dünya maı esaretinden kurtulmağa bak.
Mezarları gez, ömrünü, haram-helal demeden dünya malı toplamak için geçirenlerin sonunu yakından gör. Onların haram-helal demeden biriktirdikleri bunca malların mirasçıları elinde kaldığını bil.
23 Eylül 2012: 13:19 #807890Anonim
DÜNYA
DÜNYANIN ÖMRÜ BİR SAAT
Resûlü Ekrem salallahu aleyhi ve sellem:
“-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır. O bir saati yani kısa ömrü ibadet ve ubudiyet ile geçirmeğe bakın.
Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esaretinden kurtulmanın bir yolu da cömertliktir.
Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar.
Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir huydur ki insanı cehenneme çeker.
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular:
– Şüphesiz ki nur kalbe girince kab genişler ve ferahlar.
-Ey Allahın Resûlü! Bunun belli bir alameti var mı? diye sorulunca:
Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:
-İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedîlik alemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakra Tefsiri, Mahmûd Sami.)
23 Eylül 2012: 13:20 #807891Anonim
DÜNYA
NİCE PEYGAMBERLER
Eşref-i Rumî kuddise sirruh gene buyurur:
– Bu dünyaya bizden evvel pek çok peygamber geldi. Ve bu Peygamberlere dünya malı verildi. Ama onlar dünya malını yanlarında saklamadılar.
Dünya malı ile zevk ü sâfâyadalmadılar. Onlar, Allahu Teâlânın verdiği nimetlerini yine Allah rızası için harcadılar. Kendileri arpa ekmeği yediler ve aba giydiler.
Bütün dünya Süleyman aleyhisselamın hükmü altında idi. İnsanlar, cinler, vahşi hayvanlar ve kuşlar emrinde idi. Hepsnin lisanından anlardı. Buna rağmen kendisi zenbil örer, o şekilde rızıklanırdı.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, gazalardan ganimet malı alır, onları hemen fakirlere, ihtiyaç sahiplerine devrederdi, kendisivakit olur dokuz günde bir arpa ekmeği yerdi.
Gene buyurdular ki:
– Bu dünyada nefsinin arzularına uyanlar ve nefsini rahat ettirenler, ölünce öyle bir derde ve azaba düşerler ki, bu dertten kurtulmak çok zor, belki de imkansızdır.
Ama bu dünyada öyle zahmet çeke, fakirlik ve miskinlik ile bağrı yananlar, doyuncaya kadar yiyecek ve içecek bulamayanlar, sonu gelmeyen bir rahata kavuşurlar.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.