- Bu konu 101 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
2 Haziran 2012: 11:48 #804814
Anonim
Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iaşemikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini,Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.
Hem nasıl ki dört yüz bin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silâhı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mu’cizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzaklarını ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini vecihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak verdiği o acip ordu veordugâh, şüphesiz, bedahetle o harika kumandanı gösterir, takdirkârâne sevdirir.
Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâhında ve her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni ordu-yu Sübhânîde nebatat ve hayvanat milletlerinden dört yüz binnev’in çeşit çeşit elbise, erzak, esliha, talim, terhisleri gayet mükemmel vemuntazam ve hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek kumandan-ı âzamtarafından verilen küre-i arzın bahar ordugâhı, ne derece mezkûr insan ordu veordugâhından büyük ve mükemmel ise, sizin okuyacağınız fenn-i askerî mikyasıyla dikkatli ve aklı başında olanlara o derece küre-i arzın Hâkimini ve Rabbini veMüdebbirini ve Kumandan-ı Akdesini hayretler ve takdislerle bildirir ve tahmid vetesbihle sevdirir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâkim: herşeyi hükmü altında tutup idare eden ve yargılayan ve herşeye galip olan Allah[/TD]
[TD]Kumandan-ı Akdes: bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah[/TD]
[TD]Müdebbir: idare eden, yöneten ve ilmiyle herşeyin sonunu görüp, ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[TD]Rahmânî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[TD]cihazat: donanımlar; cihazlar, âletler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dükkân-ı Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın bir dükkân gibi düzenleyerek bütün ihtiyaç maddelerimizi depoladığı yeryüzü[/TD]
[TD]erzak: rızıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esliha: silâhlar[/TD]
[TD]fenn-i askerî: askerlik ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenn-i iaşe: gıda bilimi, gıda mühendisliği[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]iaşe: rızık, gıda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kumandan-ı âzam: her yere ve herşeye hükmeden en büyük kumandan[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[TD]mikyas: ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizekâr: mu’cize gösteren[/TD]
[TD]nebatat: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
[TD]ordu-yu Sübhânî: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Cenabı Allah’ın ordusu, mahlukatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ordugâh: karargâh, ordunun bulunduğu yer[/TD]
[TD]sefine-i Sübhaniye: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Allah’ın bir gemi gibi yaratarak uzayda gezdirdiği dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[TD]tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]takdirkârâne: takdir ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[TD]talim: eğitim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talimat: bildiriler, emirler[/TD]
[TD]terhis: göreve son verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terhisat: göreve son verme[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]2 Haziran 2012: 11:49 #804815Anonim
Hem nasılki bir harika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her yeri gezerler. Yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları ve fabrikası, şeksiz, bedahetle elektriği idare eden ve seyyar lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mu’cizekâr ustayı ve fevkalâdekudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir.
Aynen öyle de, bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı—kozmoğrafyanın dediğine bakılsa—küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuzkozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne derece omisâlden daha büyük, daha mükemmeldir; o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız, fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i âzam-ı kâinatın Sultanını,Münevvirini, Müdebbirini, Sâniini, o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır,tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur’âniye yazılmış. Gayet mânidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli ve iktidarlı gösteren bir acîp mecmua, şeksiz, gündüz gibi kâtip ve musannifinikemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır. Mâşâallah, bârekâllah cümleleriyle takdir ettirir.
Aynen öylede, bu kâinat kitab-ı kebîri ki, birtek sahifesi olan zemin yüzünde[TABLE]
[TR]
[TD]Müdebbir: idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
[TD]Münevvir: herşeyi maddî ve mânevî nurlandıran, sonsuz nur sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan: hükümdâr, yönetici; Allah[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: şaşırtıcı, hayret verici[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
[TD]bârekallah: Allah ne mübarek yaratmış, ne kadar hayırlı ve mübarek kılmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenn-i elektrik: elektrik bilimi[/TD]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hüner: beceri, ustalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştial: yanma, tutuşma[/TD]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat[/TD]
[TD]kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâtip: yazan, yazıcı[/TD]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış[/TD]
[TD]mecmua: kitap, dergi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşher-i âzam-ı kâinat: büyük kâinat sergisi[/TD]
[TD]mikyas: ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misafirhane-i Rahmâniye: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kulları için bir konak gibi hazırladığı dünya[/TD]
[TD]misal: örnek, benzetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musannif: sınıflandıran, düzenleyen[/TD]
[TD]mu’cizekâr: mu’cize gösteren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânidar: anlamlı[/TD]
[TD]müellif: telif eden, yazan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, parlak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perestiş ettirmek: sevdirmek[/TD]
[TD]seyyar: gezen, dolaşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûre-i Kur’âniye: Kur’ân’ın sûresi[/TD]
[TD]takdisat: kutsamalar, Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]teyid etmek: desteklemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]zemin: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]şehr-i muhteşem: muhteşem şehir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeksiz: kuşkusuz, şüphesiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]2 Haziran 2012: 11:51 #804816Anonim
ve birtek forması olan baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam birfihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsizmânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bumücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidar ise, o derecede—sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet genişmikyaslarıyla ve dürbîn gözleriyle—bu kitab-ı kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsizkemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir.
İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususiâyinesiyle ve dürbünlü gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâliniesmâsıyla bildirir, sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.
İşte bu muhteşem ve parlak bir burhan-ı vahdâniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan çok tekrarla, en ziyade
1 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ ve
2 رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ
âyetleriyle Hàlıkımızı bize tanıttırıyor, diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamıyla kabul edip tasdik ederek “Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, tam kudsîve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden razı olsun” dediler.
[BILGI]Dipnot-1 “Gökleri ve yeri yarattı.” En’âm Sûresi, 6:1.Dipnot-2 “Göklerin ve yerin Rabbi.” Ra’d Sûresi, 13:16.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Allahu Ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi ve herşeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı ekber-i âlem: bir Kur’ân gibi olan büyük kâinat kitabı[/TD]
[TD]Kâtib: bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[TD]ayn-ı hakikat: gerçeğin ta kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilfiil: fiilen, gerçekte[/TD]
[TD]burhan-ı vahdâniyet: Allah’ın birliğine ait delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
[TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenn-i hikmetü’l-eşya: felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim[/TD]
[TD]fenn-i kitabet: yazma, hat sanatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fenn-i kıraat: okuma ilmi[/TD]
[TD]fihriste: içindekiler, program[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanî: hayvansal[/TD]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususi: özel[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaside: övgü şiiri[/TD]
[TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]mecmua-i kâinat: kâinat kitabı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[TD]mikyas: ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: benzer, örnek[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
[TD]mübaşeret: temas etme, meşgul olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtî: bitkisel[/TD]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]senâ: övme, methetme[/TD]
[TD]sıfât: sıfatlar, vasıflar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Haziran 2012: 19:52 #779453Anonim
Ben de dedim:
İnsan binler çeşit elemlerle müteellim ve binler nev’î lezzetlerle mütelezzizolacak bir zîhayat makine ve gayet derece acziyle beraber hadsiz maddî-mânevî düşmanları ve nihayetsiz fakrıyla beraber hadsiz zâhirî ve bâtınî ihtiyaçları bulunan ve mütemadiyen zevâl ve firak tokatlarını yiyen bir biçare mahlûk iken, birden iman ve ubudiyetle böyle bir Padişah-ı Zülcelâle intisap edip bütün düşmanlarına karşı bir nokta-i istinat ve bütün hâcâtına medar bir nokta-i istimdat bularak, herkes mensup olduğu efendisinin şerefiyle, makamıyla iftihar ettiği gibi, o da böyle nihayetsiz Kadîr ve Rahîm bir Padişaha iman ile intisap etse veubudiyetle hizmetine girse ve ecelin idam ilânını kendi hakkında terhis tezkeresine çevirse ne kadar memnun ve minnettar ve ne kadar müteşekkirâne iftihar edebilir, kıyas ediniz.
O mektepli gençlere dediğim gibi, musibetzede mahpuslara da tekrar ile derim:
Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır. Hattâ bir bahtiyar mazlum, idam olunurken bedbaht zâlimlere demiş: “Ben idam olmuyorum, belki terhis ile saadete gidiyorum. Fakat, ben de sizi idam-ı ebedî ile mahkûm gördüğümden sizden tam intikamımı alıyorum.” Lâ ilâhe illâllah diyerek sürur ile teslim-i ruh eder.سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
1

[BILGI]Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Padişah-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah[/TD]
[TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtınî: iç, görünmeyen[/TD]
[TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hâli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[TD]iftihar etmek: övünmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intisap etmek: mensup olmak, bağlanmak[/TD]
[TD]mahkûm: hüküm giyen, hükmedilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[TD]mahpus: hapsedilmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mensup: bağlı[/TD]
[TD]minnettar: şükran duyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibetzede: belâya, sıkıntıya düşmüş olan kimse[/TD]
[TD]müteellim: acı çeken[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütelezziz: lezzet alan, lezzetlenen[/TD]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteşekkirâne: teşekkür ederek[/TD]
[TD]nev’î: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]nokta-i istimdad: medet, yardım isteme noktası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sürur: mutluluk, sevinç[/TD]
[TD]terhis: göreve son verme, dünya görevinin sona ermesi, ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teslim-i ruh: ruhunu teslim etme, ölme[/TD]
[TD]tezkere: belge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[TD]zahirî: açık, görünürde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevâl: geçip gitme, kaybolma[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Haziran 2012: 20:15 #779455Anonim
Yedinci Mesele
Denizli hapsinde bir Cuma gününün meyvesidir.
وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ
1مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ
2فَانْظُرْ إِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
3
Bir zaman Kastamonu’da “Hâlıkımızı bize tanıttır” diyen lise talebelerine sâbıkAltıncı Meselede mektep fünununun dilleriyle verdiğim dersi, DenizliHapishanesinde benimle temas edebilen mahpuslar okudular. Tam bir kanaat-i imaniye aldıklarından, âhirete bir iştiyak hissedip, “Bize âhiretimizi de tam bildir. Tâ ki, nefsimiz ve zamanın şeytanları bizi yoldan çıkarmasın, daha böyle hapislere sokmasın” dediler. Ve Denizli hapsindeki Risale-i Nur şakirtlerinin ve sabıkanAltıncı Meseleyi okuyanların arzularıyla, âhiret rüknünün dahi bir hülâsasınınbeyanı lâzım geldi. Ben de Risale-i Nur’dan bir kısacık hülâsa ile derim:
Nasıl ki, Altıncı Meselede biz Hâlıkımızı arzdan, semâvâttan sorduk; onlar fenlerin dilleriyle, güneş gibi Hâlıkımızı bize tanıttırdılar. Aynen biz de âhiretimizi başta o bildiğimiz Rabbimizden, sonra Peygamberimizden, sonra Kur’ân’ımızdan, sonra sair peygamberler ve mukaddes kitaplardan, sonra melâikelerden, sonrakâinattan soracağız.
İşte, birinci mertebede âhireti Allah’tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlarıyla ve bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla, “Evet, âhiretvardır
[BILGI]Dipnot-1 “Kıyâmetin gerçekleşmesi ise göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.Dipnot-2 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.
Dipnot-3 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum sûresi, 30:50.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fünun: fenler, bilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
[TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanaat-i imaniye: imanî kanaat, tatmin[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahpus: hapsedilmiş[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddes kitaplar: dört büyük kitap[/TD]
[TD]nefis: insanı kötülüğe, geçici zevk ve isteklere sevk eden kuvvet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükn: esas, şart[/TD]
[TD]sabıkan: bundan önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâbık: önceki, geçmiş[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Haziran 2012: 20:18 #779449Anonim
ve sizi oraya sevk ediyorum” ferman ediyor. Onuncu Söz, on iki parlak ve kat’îhakikatlerle, bir kısım isimlerin âhirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş. Burada, o izaha iktifaen gayet kısa bir işaret ederiz.
Evet, madem hiçbir saltanat yoktur ki, o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde birsaltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisap ve tâat ile fermanlarına teslim olanlara mükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere demücâzâtı; o rahmet ve cemâle, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak diyeRabbü’l-Âlemin ve Sultanü’d-Deyyân isimleri cevap veriyorlar.
Hem madem güneş gibi, gündüz gibi, zemin yüzünde bir umumî rahmet ve ihatalıbir şefkat ve kerem gözümüzle görüyoruz. Meselâ, o rahmet, her baharda umumağaçları ve meyveli nebatları cennet hûrileri gibi giydirip, süslendirip, ellerine her çeşit meyveleri verip bizlere uzatıp “Haydi alınız, yiyiniz” dediği gibi; bir zehirli sineğin eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yedirdiği ve elsiz bir böceğin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydirdiği gibi, bir avuç kadar küçücük çekirdeklerde, tohumcuklarda binler batman taamları bizim için saklayan ve ihtiyat zahîresi olarak o küçücük depolarda yerleştiren bir rahmet, bir şefkat, elbette hiç şüphe olamaz ki, bu derece nâzeninâne beslediği bu sevimli ve minnettarları veperestişkârları olan mü’min insanları idam etmez. Belki, onları daha parlakrahmetlere mazhar etmek için, hayat-ı dünyeviye vazifesinden terhis eder diye,Rahîm ve Kerîm isimleri sualimize cevap veriyorlar, “El-Cennetü hakkun” diyorlar.
Hem madem biz gözümüzle görüyoruz ki, umum mahlûklarda ve zemin yüzünde öyle bir hikmet eli işliyor ve öyle bir adalet ölçüleriyle işler dönüyor ki, akl-ı beşeronun fevkinde düşünemiyor. Meselâ, insanın bin cihazatına takılan hikmetlerinden yalnız bir küçük çekirdek kadar kuvve-i hafızasında bütün tarihçe-i[TABLE]
[TR]
[TD]Kerîm: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
[TD]Sultanü’d-Deyyân: mükâfat ve cezayı hakkıyla veren sultan; Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akl-ı beşer: insan aklı[/TD]
[TD]batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: büyüklük, haşmet[/TD]
[TD]cemâl: sonsuz güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
[TD]el-Cennetü hakkun: Cennet haktır, gerçektir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]huri: Cennet kızı[/TD]
[TD]idam etmek: yok etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyat: önlem, tedbir[/TD]
[TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktifâen: yetinerek, yeterli görerek[/TD]
[TD]inkâr etmek: kabul etmemek, reddetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intisap: bağlanma, mensup olma[/TD]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet: üstünlük, yücelik[/TD]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerem: cömertlik, ikram, yardım[/TD]
[TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[TD]mazhar etmek: eriştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[TD]minnettâr: memnuniyet duyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücâzât: ceza verme[/TD]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazeninâne: nazikçesine[/TD]
[TD]nebat: bitki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perestişkâr: tapan, ibadet eden[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet-i mutlaka: sınırsız rablık, Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet, sultanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat[/TD]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terhis etmek: göreve son verme[/TD]
[TD]tâat: itaat, emir ve söz dinleme, emre uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zahîre: azık[/TD]
[TD]zemin: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]22 Haziran 2012: 20:19 #778331Anonim
hayatını ve ona temas eden hadsiz hâdisâtı o kuvvecikte yazıp, onu bir kütüphane hükmüne getirip ve insanın haşirde muhakemesi için neşir olacak olan defter-i a’mâlinin bir küçük senedi olarak her vakit hatırlatmak sırrıyla her insanın eline vererek dimağının cebine koyan bir ezelî hikmet; ve bütün masnuatta gayet hassasmizanlarla âzâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurga kuşuna, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlarla çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenasüp, bir muvazene, bir intizam ve bir cemâl içindemasnuatı bir hüsn-ü san’at yapan ve her zîhayatın hukuk-u hayatını kemâl-i mizanla veren, iyiliklere güzel neticeler ve fenalıklara fena neticeler verdiren veÂdem zamanından beri tâği ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren bir adalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir vechile müsaade etmezler diye, Hakîm ve Hakem ve Adl ve Âdil isimleri bizim sualimizekat’î cevap veriyorlar.
Hem madem bütün zîhayat mahlûkların, elleri yetişmediği ve iktidarları dairesinde olmayan bütün hâcâtlarını, bütün fıtrî matlaplarını bir nevi dua bulunanistidad-ı fıtrî ve ihtiyac-ı zarurî dilleriyle istedikleri vakitte, gayet rahîm ve işitici ve şefkatli bir dest-i gaybî tarafından verildiğinden ve ihtiyarî olan daavât-ı insaniyenin, hususan havasların ve nebîlerin dualarının on adetten altı yedisi hilâf‑ı âdet makbul olmasından kat’î anlaşılıyor ki, her dertlinin âhını, her muhtacın[TABLE]
[TR]
[TD]Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Hakem: her şeyi gayelerine adaletle sevk eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[TD]adalet-i sermediye: sonsuz, daimî adalet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]daavât-ı insaniye: insanların duaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]defter-i amel: insanın iyi ve kötü işlerinin kaydedildiği defter[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürküntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dest-i gaybî: görünmeyen el[/TD]
[TD]dimağ: akıl, bilinç, beyin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]fenalık: kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]havas: seçkinler sınıfı, bilginler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: insanların öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i ezeliye: Allah’ın ezelî hikmeti, herşeyi yerli yerinde ve bir gaye ve faydaya yönelik yapması[/TD]
[TD]hikmetsizlik: anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâf-ı âdet: kuraldışı olarak[/TD]
[TD]hukuk-u hayat: hayat hakkı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâdisât: olaylar[/TD]
[TD]hüsn-ü san’at: san’atın güzelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
[TD]ihtiyac-ı zarurî: yaratılıştan gelen zorunlu ihtiyaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyarî: isteğe ve tercihe bağlı, iradeyle yapılan[/TD]
[TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[TD]istidad-ı fıtrî: doğal yetenek, kàbiliyet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]kemâl-i mizan: mükemmel ve kusursuz bir ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
[TD]matlap: istek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
[TD]mizan: ölçü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhakeme: değerlendirme, yargılama[/TD]
[TD]muvazene: denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebat: bitki[/TD]
[TD]nebî: peygamber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: tür[/TD]
[TD]neşir: yayma, yayılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîm: özel şefkat ve merhamet sahibi[/TD]
[TD]simurga: efsanevî zümrüd-ü anka kuşu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi[/TD]
[TD]tenasüp: uygunluk, uyum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâği: azgın, zulmeden[/TD]
[TD]vech: şekil, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]Âdem: [bk. bilgiler – Âdem (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âdil: sonsuz adalet sahibi, herşeye hakkını veren Allah[/TD]
[TD]âh: inleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzâ: azalar, organlar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:40 #805085Anonim
duasını işiten ve dinleyen bir Semî’ ve Mücîb perde arkasında var, bakar ki, en küçük bir zîhayatın en küçük bir ihtiyacını görür ve en gizli bir âhını işitir, şefkat eder, fiilen cevap verir, memnun eder. Elbette ve herhalde hiçbir şüphe ihtimali kalmaz ki, mahlûkların en ehemmiyetlisi olan nev-i insanın en ehemmiyetli veumumî ve umum kâinatı ve umum esmâ ve sıfât-ı İlâhiyeyi alâkadar eden bekà-i uhreviyeye ait dualarını içine alan ve nev-i insanın güneşleri ve yıldızları ve kumandanları olan bütün peygamberleri arkasına alıp onlara duasına âmin, âmindedirten ve ümmetinden hergün her ferd-i mütedeyyin, hiç olmazsa kaç defa onasalâvat getirmekle onun duasına âmin, âmin diyen ve belki bütün mahlûkat o duasına iştirak ederek “Evet ya Rabbenâ! İstediğini ver; biz de onun istediğini istiyoruz” diyorlar. Bütün bu reddedilmez şerait altında bekà-i uhrevî ve saadet-i ebediye için Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın, haşrin hadsiz esbâb-ı mûcibesinden yalnız tek duası, Cennetin vücuduna ve baharın icadı kadar kudretine kolay olan âhiretin icadına kâfi bir sebeptir diye, Mücîb ve Semî’ ve Rahîm isimleri bizim sualimize cevap veriyorlar.
Hem madem, gündüz bedahetle güneşi gösterdiği gibi, zemin yüzünde, mevsimlerin tebeddülünde küllî ölmek ve dirilmekte, perde arkasında birMutasarrıf, gayet intizamla koca küre-i arzı bir bahçe, belki bir ağaç kolaylığında ve intizamında ve azametli baharı bir çiçek suhuletinde ve mîzanlı ziynetinde vezemin sahifesinde üç yüz bin haşir ve neşrin nümune ve misallerini gösteren üç yüz bin kitap hükmündeki nebatat ve hayvanat taifelerini onda yazar, beraber ve birbiri içinde şaşırmayarak, karışık iken karıştırmayarak, birbirine benzemekle beraber iltibassız, sehivsiz, hatasız, mükemmel, muntazam, mânidar yazan birkalem-i kudret, bu azameti içinde hadsiz bir rahmet, nihayetsiz bir hikmetle işlediği
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Mutasarrıf: sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mücîb: bütün dualara, isteklere cevap veren Allah[/TD]
[TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Semî’: herşeyi duyan ve işiten Allah[/TD]
[TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[TD]bedâhet: açıklık, aşikâr olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler[/TD]
[TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferd-i mütedeyyin: dindar şahıs[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yapma sıfatı[/TD]
[TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltibassız: karıştırmadan[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
[TD]kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]küllî: bütün fertleri içine alan; tür, cins; kapsamlı varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: benzer, örnek[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânidar: anlamlı[/TD]
[TD]mîzan: ölçü, ahenk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salâvat: Peygamberimize rahmet ve esenlik dileme[/TD]
[TD]sehivsiz: yanılmaksızın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[TD]sıfat-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları, vasıfları, nitelikleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]tebeddül: değişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]zemin: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmin: “Allah’ım kabul eyle”[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:41 #805086Anonim
gibi; koca kâinatı bir hanesi misillü insana musahhar ve müzeyyen ve tefriş etmek ve o insanı halife-i zemin ederek ve dağ ve gök ve yer tahammülünden çekindikleri emanet-i kübrâyı ona vermesi ve sair zîhayatlara bir derece zabitlik mertebesiyle mükerrem etmesi ve hitâbât-ı Sübhâniyesine ve sohbetine müşerref eylemesiyle fevkalâde bir makam verdiği ve bütün semâvî fermanlarda onasaadet-i ebediyeyi ve bekà-i uhreviyeyi kat’î vaad ve ahdettiği halde, elbette ve hiçbir şüphe olmaz ki, bahar kadar kudretine kolay gelen dâr-ı saadeti o mükerremve müşerref insanlar için açacak ve yapacak ve haşir ve kıyameti getirecek diye,Muhyî ve Mümît ve Hayy ve Kayyûm ve Kadîr ve Alîm isimleri, Hâlıkımızdan sormamıza cevap veriyorlar.
Evet, her baharda bütün ağaçları ve otların köklerini aynen ihya ve nebatî ve hayvanî üç yüz bin nevi haşrin ve neşrin nümunelerini icad eden bir kudret, Muhammed ve Mûsâ Aleyhimesselâtü Vesselâmların herbirinin ümmetinin geçirdiği bin senelik zaman, karşı karşıya hayalen getirilip bakılsa, haşrin ve neşrin binmisalini ve bin delilini iki bin bahardaHAŞİYE-1 gösterdiği görülecek. Ve, böyle birkudretten haşr-i cismânîyi uzak görmek, bin derece körlük ve akılsızlıktır.
Hem madem nev-i beşerin en meşhurları olan yüz yirmi dört bin peygamberlerittifakla saadet-i ebediyeyi ve bekà-yı uhrevîyi Cenâb-ı Hakkın binler vaad ve ahdlerine istinaden ilân edip mu’cizeleriyle doğru olduklarını ispat ettikleri gibi,hadsiz ehl-i velâyet, keşfle ve zevkle aynı hakikate imza basıyorlar. Elbette o hakikat güneş gibi zâhir olur; şüphe eden divâne olur.
[BILGI]Haşiye-1 Sabık herbir bahar, kıyameti kopmuş, ölmüş ve karşısındaki bahar onun haşri hükmündedir.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hayy: gerçek hayat sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, herşeyi yapabilen, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Kayyûm: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
[TD]Mümît: ölümü yaratan, can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahd ve vaad etmek: söz vermek[/TD]
[TD]bekà-i uhreviye: âhiretteki devamlılık, kalıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret[/TD]
[TD]divane: deli, akılsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i velâyet: veliler, Allah dostları[/TD]
[TD]emanet-i kübra: benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fevkalade: olağanüstü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]halife-i zemin: yeryüzünün halifesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hane: ev[/TD]
[TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr-i cismânî: âhirette insanların bedenleriyle birlikte diriltilmesi[/TD]
[TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etmek: var etmek, yaratmak[/TD]
[TD]ihya: hayat verme, diriltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istinaden: dayanarak[/TD]
[TD]ittifak: birleşme, birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşf: açığa çıkarma; mânevî âlemlere ait bazı hakikatleri kalb gözüyle görme[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: benzer, örnek[/TD]
[TD]misillü: gibi, benzeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musahhar etmek: emrine vermek, boyun eğdirmek[/TD]
[TD]mu’cize: peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve iş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükerrem: ikram edilen, saygı gösterilen[/TD]
[TD]müzeyyen: süslenmiş, süslü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşerref eylemek: şereflendirmek[/TD]
[TD]nebâtî: bitkisel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvî: İlâhî, Allah tarafından gönderilen[/TD]
[TD]tahammül: yüklenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefriş etmek: döşemek[/TD]
[TD]zabit: gözetici, subay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir olmak: görünmek, ortaya çıkmak[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:43 #805087Anonim
Evet, bir fende ve bir san’atta mütehassıs bir iki zâtın o fen ve o san’ata ait hükümleri ve fikirleri, onda ihtisası olmayan bin adamın, hattâ başka fenlerde âlim ve ehl-i ihtisas da olsalar, muhalif fikirlerini hükümden iskat ettikleri gibi; bir mes’elede, mesela, Ramazan hilâlini yevm-i şekte ispat etmek ve “Süt konservelerine benzeyen ceviz-i hindî bahçesi rû-yi zeminde var” diye dâvâetmekte iki ispat edici, bin inkâr edici ve nefyedicilere galebe edip dâvâyı kazanıyorlar. Çünkü ispat eden yalnız bir ceviz-i hindîyi veyahut yerini gösterse kolayca dâvâyı kazanır. Onu nefiy ve inkâr eden bütün rû-yi zemini aramak, taramakla hiçbir yerde bulunmadığını göstermekle dâvâsını ispat edebildiği gibi; Cenneti ve dâr-ı saadeti ihbar ve ispat eden, yalnız bir izini sinemada gibi keşfen, bir gölgesini, bir tereşşuhunu göstermekle dâvâyı kazandığı halde; onu nefiy ve inkâr eden, bütün kâinatı ve ezelden ebede kadar zamanları görmek ve göstermekle ancak inkârını ve nefyini ispat ile dâvâyı kazanabilir. Ve buehemmiyetli sırdandır ki, “Hususi bir yere bakmayan ve imanî hakikatler gibiumum kâinata bakan nefiyler, inkârlar—zâtında muhâl olmamak şartıyla—ispat edilmez” diye ehl-i tahkik ittifak edip bir düstur-u esasî kabul etmişler.
İşte bu kat’î hakikate binaen, binler feylesofların muhalif fikirleri, böyle imanî meselelerde birtek muhbir-i sâdıka karşı hiçbir şüphe, hattâ vesvese vermemek lâzımken, yüz yirmi bin ispat edici ehl-i ihtisas ve muhbir-i sâdıkın ve hadsiz venihayetsiz müsbit ve mütehassıs ehl-i hakikat ve ashab-ı tahkikin ittifak ettiklerierkân-ı imaniyede, aklı gözüne inmiş, kalbsiz, mâneviyattan uzaklaşmış, körleşmiş birkaç feylesofun inkârlarıyla şüpheye düşmenin ne kadar ahmaklık ve divanelikolduğunu kıyas ediniz.
Hem madem, gözümüzle gündüz gibi, hem nefsimizde, hem etrafımızda birrahmet-i âmme ve bir hikmet-i şâmile ve bir inayet-i daime müşahede ediyoruz vedehşetli bir saltanat-ı rububiyet ve dikkatli bir adalet-i âliye ve izzetli icraat-ı celâliyenin âsârını ve cilvelerini görüyoruz. Hattâ bir ağacın meyveleri ve çiçekleri[TABLE]
[TR]
[TD]adalet-i âliye: yüksek adalet[/TD]
[TD]ashâb-ı tahkik: gerçeği delilleriyle araştıran kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[TD]ceviz-i hindî: Hindistan cevizi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]dar-ı saadet: mutluluk yeri, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç[/TD]
[TD]divanelik: delilik, akılsızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâvâ: iddia[/TD]
[TD]düstur-u esasî: temel prensip, kaide[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: hakikat ehli, doğru ve hak yolda olanlar[/TD]
[TD]ehl-i ihtisas: sahasında uzman olan kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i tahkik: gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler[/TD]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın rükünleri, şartları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
[TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i şâmil: kapsamlı, kuşatıcı hikmet[/TD]
[TD]hilâl: ay; yay şeklinde görülen ay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icraat-ı celâliye: Allah’ın celâl sıfatıyla ilgili işleri, faaliyetleri[/TD]
[TD]ihbar: haber verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtisas: uzmanlık[/TD]
[TD]inayet-i daime: devam edip giden huzur verici düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iskat etmek: düşürmek, ehemmiyetsiz kılmak[/TD]
[TD]ittifak etmek: birleşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfen: keşf ederek[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalif: aykırı, karşıt[/TD]
[TD]muhbir-i sadık: doğru sözlü haber verici, peygamber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhâl olmak: imkânsız olmak[/TD]
[TD]mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsbit: ispat edici[/TD]
[TD]mütehassıs: ihtisas sahibi, uzman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefiy: inkâr, kabul etmeme[/TD]
[TD]nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]rahmet-i âmme: her şeyi kaplayan rahmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereşşuh: sızıntı[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
[TD]yevm-i şek: Şaban ayının otuzuncu günü; ramazan olması zannedilip ancak görülmedikçe oruç tutulması münasip olmayan gün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:44 #805088Anonim
sayısınca o ağaca hikmetler takan bir hikmet ve herbir insanın cihazatı vehissiyâtı ve kuvveleri adedince ihsanları, in’âmları ona bağlamış bir rahmet veKavm-i Nuh ve Hûd ve Salih Aleyhimüsselâm ve Kavm-i Âd ve Semûd ve Fir’avun gibi âsi milletlere tokat vuran ve en küçük bir zîhayatın hakkını muhafaza edenizzetli ve inayetli bir adalet ve
وَمِنْ اٰيَاتِهِ أَنْ تَقُومَ السَّمَاۤءُ وَاْلاَرْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ اْلاَرْضِ اِذَا أَنْتُمْ تَخْرُجُونَ
1
âyeti, azametli bir îcâz ile der:Nasıl ki iki kışlada yatan ve duran mutî askerler, bir kumandanın çağırmasıyla silâh başına ve vazife başına boru sesiyle gelmeleri gibi, aynen öyle de, bu iki kışlanın misalinde ve emre itaatinde koca semâvât ve küre-i arz Sultan-ı Ezelînin askerlerine iki mutî kışla gibi, ne vakit Hazret-i İsrafil Aleyhisselâmın borusuyla o kışlalarda ölümle yatanlar çağrılsa, derhal ceset libaslarını giyip dışarı fırlamalarını ispat edip gösteren, her baharda arz kışlası içindekiler, melek-i ra’dın borusuyla aynı vaziyeti göstermesiyle nihayetsiz azameti anlaşılan birsaltanat-ı rububiyet; elbette ve elbette ve herhalde ve hiç şüphe getirmez ki, Onuncu Sözde ispatına binaen o rahmet ve hikmet ve inayet ve adalet ve saltanat-ı sermediyenin gayet kat’î istedikleri dâr-ı âhiret ve daire-i haşir ve neşrin açılmamasıyla o nihayetsiz cemâl-i rahmet nihayetsiz bir çirkin merhametsizliğeinkılâp etmesi ve o hadsiz kemâl-i hikmet, hadsiz kusurlu abesiyete ve faidesizisrafata dönmesi ve o gayet şirin inayet, gayet acı ihanetlere değişmesi ve o gayetmizanlı ve hakkaniyetli adalet, gayet şiddetli zulümlere kalb olması ve o gayet
[BILGI]Dipnot-1 “Yine Onun âyetlerindendir ki, gök ve yer Onun emriyle ayakta durur. Sonra O sizi bir emirle çağırdığında derhal kabirlerinizden çıkarsınız.” Rum Sûresi, 30:25.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun[/TD]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i İsrafil: [bk. bilgiler – İsrafil (a.s.)][/TD]
[TD]Hûd (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kavm-i Fir’avun: (bk. bilgiler – Fir’avun)[/TD]
[TD]Kavm-i Nuh: [bk. bilgiler – Nuh (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kavm-i Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)][/TD]
[TD]Salih (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Allah[/TD]
[TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
[TD]daire-i haşir ve neşr: yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
[TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
[TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]israfat: israflar, savurganlıklar[/TD]
[TD]izzet: kötülüğü redden üstünlük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalb olmak: dönüşmek[/TD]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavm-i Âd: [bk. bilgiler – Hûd (a.s.)][/TD]
[TD]kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[TD]libas: elbise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melek-i ra’d: gök gürültüsü ile vazifeli melek[/TD]
[TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
[TD]mutî: emre uyan, itaatkâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsi: isyan eden, zalim[/TD]
[TD]îcâz: az sözle çok mânâ ifade etme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:46 #805089Anonim
derecede haşmetli ve kuvvetli saltanat-ı sermediye sukut etmesi ve haşrin gelmemesiyle bütün haşmeti kaybolması ve kemâlât-ı rububiyeti acz ve kusur ilelekedar olması, hiçbir cihet-i imkânı yok, hiçbir akıl ihtimal vermez, yüz muhaliçinde birden bulunur, dâire-i imkân haricinde bâtıl ve mümtenidir.
Çünkü nâzenin ve nazdar beslediği ve akıl ve kalb gibi cihazatla saadet-i ebediyeye ve âhirette bekà-i daimîye iştiyak hissini verdiği halde onu ebedî idam etmek, ne kadar gadirli bir merhametsizlik; ve onun yalnız dimağına yüzerhikmetler ve faideler taktığı halde onu dirilmemek üzere bütün cihazatını ve binler faideleri bulunan istidadâtını âkıbetsiz bir ölümle faidesiz, neticesiz, hikmetsiz bütün bütün israf etmek, ne derece hilâf-ı hikmet ve binler vaid ve ahidlerini yerine getirmemekle—hâşâ—aczini ve cehlini göstermek, ne kadar o haşmet-i saltanata ve o kemâl-i rububiyete zıttır, her zîşuur anlar. Bunlara kıyasen, inayetve adâleti tatbik eyle…
İşte, Hâlıkımızdan sorduğumuz âhirete dair sualimize Rahmân, Hakîm, Adl,Kerîm, Hâkim isimleri mezkûr hakikatle cevap veriyorlar; şeksiz, şüphesiz, güneş gibi âhireti ispat ediyorlar.Hem madem biz gözümüzle görüyoruz, öyle ihâtalı ve azametli bir hafîziyethükmeder ki, zîhayat herşeyin ve her hâdisenin çok sûretlerini ve gördüğü fıtrîvazifesinin defterini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı lisan-ı hal ile tesbihatına dairsahife-i a’mâlini misâlî levhalarda ve çekirdeklerinde ve tohumcuklarında ve Levh-i Mahfuzun nümunecikleri olan kuvâ-yı hafızalarında ve bilhassa insanındimağındaki pek büyük ve pek küçük kütüphanesi olan kuvve-i hafızasında ve
[TABLE]
[TR]
[TD]Adl: sonsuz adalet sahibi, adaletle iş gören, herşeyin hakkını veren Allah[/TD]
[TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Kerîm: ikram sahibi; sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
[TD]Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[TD]ahid: verilen söz, andlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azametli: büyük[/TD]
[TD]bekà-i daimîye: devamlı olarak kalma, kalıcı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
[TD]cehl: cahillik, bilgisizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat: cihazlar, organlar[/TD]
[TD]cihet-i imkân: mümkün olma yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat[/TD]
[TD]dimağ: akıl, bilinç, beyin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[TD]gadirli: zulümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet: ihtişam, görkem[/TD]
[TD]haşmet-i saltanat: sultanlığın haşmeti, ihtişamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilâf-ı hikmet: hikmete zıt[/TD]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam etmek: yok etmek[/TD]
[TD]ihâtalı: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan nizam, düzenlilik[/TD]
[TD]istidadât: kàbiliyetler, yetenekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
[TD]kemâlât-ı rububiyet: rablığın, ilâhî terbiyenin mükemmellik ve kusursuzluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
[TD]lekedar: lekeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı hal: hal dili[/TD]
[TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misâlî levha: içlerinde herşeyin fotoğrafının kaydedildiği levha[/TD]
[TD]muhal: imkânsız, akıl dışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mümteni: imkânsız[/TD]
[TD]nazdar: nazlı, cilveli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzenin: ince, narin, duyarlı[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahife[/TD]
[TD]saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
[TD]tatbik eylemek: uygulamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]vaid: korkutma, tehdit etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[TD]âkıbetsiz: sonuçsuz, neticesiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:48 #805090Anonim
sair maddî ve mânevî in’ikâs âyinelerinde kaydeder, yazdırır, zaptederek muhafaza altına alır. Sonra, mevsimi geldikçe bütün o mânevî yazıları maddî bir tarzda da gözümüze gösterip milyonlarla misâller ve deliller ve nümuneler kuvvetiyle
1 وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْâyetindeki en acip bir hakikat-ıhaşriyeyi, kudretin bir çiçeği olan her bahar, kendi çiçek-i ekberinde milyarlar dille kâinata ilân eder. Ve başta nev-i insan olarak eşya, fenaya düşmek ve ademesukut etmek ve hiçlikte mahvolmak ve başta nev-i beşer olarak zîhayatlar idam edilmek için yaratılmamışlar. Belki bekàya terakki ile ve devama tasaffi ile vesermedî vazifeye istidadıyla girmek için halk olunduklarını gayet kuvvetli ispat eder.
Evet, her baharda müşahede ediyoruz ki, güz mevsimi kıyametinde vefat eden hadsiz nebatat, bahar haşrinde herbir ağaç, herbir kök, herbir çekirdek, herbir tohum وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ âyetini okuyup bir mânâsını, bir ferdini kendi diliyle, geçmiş senelerde gördüğü vazifenin misalleriyle tefsir ederek oazametli hafîziyete şehadet eder,
2 هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُâyetindeki dört muazzam hakikatleri herşeyde gösterip hafîziyeti âzami derecede ve haşri bahar kolaylığında ve kat’iyetinde bizlere ders verir.
Evet, bu dört ismin cilveleri en cüz’îden en küllîye kadar cereyan ederler. Meselâ, nasıl ki bu ağacın menşei olan bir çekirdek, اَ ْلأَوَّلُ
3 isminemazhariyetle o ağacın gayet mükemmel programını ve icadının noksansızcihazatını ve teşekkülünün bütün şeraitini câmi’ bir kutucuktur ki, hafîziyetinazametini ispat eder.
[BILGI]Dipnot-1 “Amel defterleri açıldığında.” Tekvir Sûresi, 81:10.Dipnot-2 “O Evveldir; başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim vekudretine bağlıdır. O Âhirdir; sonu olmadığı gibi bütün varlıkların neticesi Ona bakar ve dönüşü Onadır. O Zâhirdir; varlık ve birliğinin delilleri herşeyde ap açık görünür ve bütün varlıklar dış görünüşleri ve san’atlı yapılışlarıyla Onun kudret ve sanatına şâhitlik eder. O Bâtındır; herşeyin hakikatine vâkıftır ve herşeyin içyüzü Onunkudret ve hikmetine şâhitlik eder.” Hadîd Sûresi, 57:3.
Dipnot-3 Evvel: her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey var olmayan Allah.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[TD]bekà: kalıcılık, devamlılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
[TD]cihazat: cihazlar, âletler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]câmi’: kapsamlı, birçok şeyi içine alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
[TD]fena: yokluk, gelip geçicilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i haşriye: haşir gerçeği[/TD]
[TD]halkolunmak: yaratılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam edilmek: yok olmak[/TD]
[TD]in’ikâs: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: sahip olma, üzerinde gösterme[/TD]
[TD]menşe: kaynak, kök[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sermedî: sürekli, devamlı[/TD]
[TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasaffi: saflaşma, temizlenme[/TD]
[TD]tefsir etmek: yorumlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
[TD]teşekkül: oluşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âzami: çok büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]çiçek-i ekber: en büyük çiçek[/TD]
[TD]şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerâit: şartlar, belirtiler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:51 #805091Anonim
وَاْلاٰخِرُ 1 ismine mazhar olan meyvesi ise, çekirdekleriyle o ağacın işlediği bütün fıtrî vazifelerinin fihristesini ve amellerinin listesini ve hayat-ı saniyesinin düsturlarını ihtiva eden bir sandukçuktur ki, âzamî derecede hafîziyete şehadet eder.وَالظَّاهِرُ
2 ismine mazhar olan o ağacın suret-i cismâniyesi ise, öyletenasüplü ve san’atlı ve süslü bir hulle, bir libas ve ayrı ayrı nakışlar ve zîynetler ve yaldızlı nişanlarla tezyin edilmiş, güya yetmiş renkli bir hûri elbisesidir ki,hafîziyet içinde azamet-i kudret ve kemâl-i hikmet ve cemâl-i rahmeti gözlere gösterir.
وَالْبَاطِنُ 3 ismine âyine olan o ağacın içindeki makinesi ise, öylemuntazam ve mükemmel ve mu’cizatlı bir fabrika, bir destgâh, bir kimyahâne ve hiçbir dalı ve meyveyi ve yaprağı gıdasız bırakmayan mizanlı bir kazan-ı erzaktır ki, hafîziyet içinde kemâl-i kudret ve adalet ve cemâl-i rahmet ve hikmeti güneş gibi ispat eder.Aynen öyle de, küre-i arz, senevî mevsimler cihetinde bir ağaçtır. İsm-i Evvelcilvesiyle güz mevsiminde hafîziyete emanet edilen bütün tohumlar ve çekirdekler, bahar çarşafını giyen zemin yüzünün milyarlar dal, budak, meyve veren ve çiçek açan ağacının teşkilatına dair İlâhî emirlerin mecmuacıkları ve kaderden gelendüsturların listeleri ve geçen yazın işlediği vazifelerin küçücük sahife‑i amelleri vedefter-i hidematıdır ki, bilbedahe bir Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkramın hadsiz kudret, adalet, hikmet, rahmet ile iş gördüğünü gösteriyor.
[BILGI]Dipnot-1 Âhir: her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerde tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah.Dipnot-2 Zâhir: her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Allah.
Dipnot-3 Bâtın: bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve bununla da isim ve sıfatlarının her türlü noksandan uzak olduğunu gösteren Allah.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hafîz-i Zülcelâl-i ve’l-İkram: sonsuz haşmet, yücelik ve ikram sahibi olan, herşeyi koruyup gözeten ve muhafaza eden Allah[/TD]
[TD]amel: davranış, iş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü[/TD]
[TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]defter-i hidemat: hizmetler defteri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]destgâh: tezgâh[/TD]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fihriste: içindekiler[/TD]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı saniye: ikinci hayat[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hulle: Cennet elbisesi[/TD]
[TD]hûri: Cennet kızı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiva etmek: içine almak[/TD]
[TD]ism-i Evvel: Allah’ın başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim ve kudretine bağlı olduğunu bildiren ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[TD]kazan-ı erzak: erzak kazanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i hikmet: hikmetin mükemmelliği, tam ve yerli yerinde olma[/TD]
[TD]kemâl-i kudret: Allah’ın kudretinin mükemmelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kimyahâne: kimya evi[/TD]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]libas: elbise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olma: erişme, nail olma; ayna olma, yansıma ve görünme[/TD]
[TD]mecmuacık: kitapçık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizanlı: ölçülü[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizât: mu’cizeler; benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
[TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın sonsuz rahmeti, şefkat ve merhameti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahife-i a’mâl: iş ve davranışların yazıldığı sahifeler[/TD]
[TD]senevî: yıllık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret-i cismaniye: dış görünüş[/TD]
[TD]tenasüp: uygunluk, uyum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
[TD]teşkilât: yapı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zîynet: süs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzamî: çok büyük[/TD]
[TD]şehadet etmek: tanıklık, şahitlik etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]28 Haziran 2012: 16:54 #805092Anonim
Ve senevî zemin ağacının âhiri ise, ikinci güzde o ağacın gördüğü bütün vazifelerini ve esmâ-i İlâhiyeye karşı ettiği bütün fıtrî tesbihatlarını ve gelecek bahar haşrinde neşrolabilen bütün sahâif-i amallerini, zerrecik ve küçücük kutucukların içine koyup, Hafîz-i Zülcelâlin dest-i hikmetine teslim eder Hüve’l-Âhir ismini hadsiz dillerle kâinat yüzünde okur.
Ve bu ağacın zâhiri ise, haşrin üç yüz bin misallerini ve emarelerini gösteren üç yüz bin küllî ve çeşit çeşit çiçekler açıp hadsiz rahmâniyet ve rezzâkiyet verahîmiyet ve kerîmiyet sofralarını sererek zîhayatlara ziyafetler vermekle Hüve’z-Zâhir ismini, meyveleri, çiçekleri, taamları sayısınca lisanlarıyla zikredip medh ü senâ eder, gündüz gibi وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ
1 hakikatini gösterir.
Bu haşmetli ağacın bâtını ise, hadsiz ve hesaba gelmez muntazam makineleri vemizanlı fabrikaları kemâl-i dikkat ve intizamla işlettiren öyle bir kazan vedestgâhtır ki, bir dirhemden bin batman taamları pişirir, açlara yetiştirir. Ve öyle bir mizan ve dikkatle işler ki, zerre kadar tesadüfün karışmasına bir yer bırakmıyor. Hüve’l-Bâtın ismini zeminin içyüzüyle, yüz bin dille tesbih eden bazımelâike gibi, yüz bin tarzlarda ilân edip ispat eder.Hem arz, senevî hayatı haysiyetiyle bir ağaç olduğu ve o dört isim içindehafîziyeti ve onunla haşir kapısına bir anahtar yaptığı gibi; aynen öyle de, dehrî ve dünya hayatı cihetiyle yine meyveleri âhiret pazarına gönderilen bir muntazamağaçtır. Ve o dört isme öyle bir mazhar, bir âyine ve âhirete giden bir yol açar ki, genişliğini ihataya ve tabire aklımız kâfi gelmiyor. Yalnız bu kadar deriz:
[BILGI]Dipnot-1 “Amel defterleri açıldığında.” Tekvir Sûresi, 81:10.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah[/TD]
[TD]Hüve’l-Bâtın: O Bâtındır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah’tır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hüve’l-Âhir: O Âhirdir; her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerle tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah’tır[/TD]
[TD]Hüve’z-Zâhir: O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen, Allah’tır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]batman: eskiden kullanılan ve 8 kiloluk ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtın: iç, görünmeyen iç yüzü[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehrî: zaman yönünden, çağları içine alan[/TD]
[TD]dest-i hikmet: hikmet eli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]destgâh: tezgâh[/TD]
[TD]dirhem: eskiden kullanılan ve 3 gramlık ağırlığa karşılık gelen bir ölçü birimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hafiziyet: koruyuculuk[/TD]
[TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmetli: görkemli, heybetli[/TD]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[TD]kemâl-i dikkat ve intizam: tam bir dikkat ve düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerîmiyet: cömertlik[/TD]
[TD]küllî: tür, cins; büyük ve kapsamlı varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü[/TD]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşrolmak: yayılmak[/TD]
[TD]rahmâniyet: şefkat, merhamet edicilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmiyet: merhamet edicilik[/TD]
[TD]rezzâkıyet: rızık vericilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahâif-i a’mâl: amellerin yazıldığı sahifeler[/TD]
[TD]senevî: yıllık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[TD]tesbih etmek: Allah’ı her türlü noksan ve kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]zemin: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: atom[/TD]
[TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- ‘On Birinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.