- Bu konu 101 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
6 Ekim 2012: 10:57 #808478
Anonim
HâtimeGayet ehemmiyetli bir nükte-i i’câziyeye dair, birden ihtiyarsız, mağripten sonra kalbe ihtar edilen ve Sûre-i قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ 1 ınzâhir bir mu’cize-i gaybiyesini gösteren uzun bir hakikate kısa bir işarettir.
قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
2
İşte, yalnız mânâ-yı işârî cihetinde bu sûre-i azîme-i hârika, “Kâinatta ademâlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizimuhafaza ediniz” Peygamberimize ve ümmetine emrederek, her asra baktığı gibi,mânâ-yı işarîsiyle bu acip asrımıza daha ziyade, belki zâhir bir tarzda bakar, Kur’ân’ın hizmetkârlarını istiâzeye dâvet eder. Bu mu’cize-i gaybiye, beş işaretle kısaca beyan edilecek. Şöyle ki:
Bu sûrenin herbir âyetinin mânâları çoktur. Yalnız mânâ-yı işarî ile, beş cümlesinde dört defaشَرِّ kelimesini tekrar etmek ve kuvvetli münasebet-i mâneviye ile beraber dört tarzda bu asrın emsalsiz dört dehşetli ve fırtınalı maddî ve mânevî şerlerine ve inkılâplarına ve mübarezelerine aynı tarihle parmak basmak vemânen “Bunlardan çekininiz” emretmek, elbette Kur’ân’ın i’câzına yakışır bir irşad-ı gaybîdir.
Meselâ, baştaقُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ cümlesi, bin üç yüz elli iki veya dört (1352-1354) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrî ile tevafuk edip nev-i beşerde en geniş
[BILGI]Dipnot-1 “De ki: Sığınırım sabahın Rabbine.” Felâk Sûresi, 113:1.Dipnot-2 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. De ki: Sığınırım sabahın Rabbine. Yarattığı şeylerin şerrinden. Karanlığı çöktüğünde gecenin şerrinden. Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden. Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:1-5.
[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hesab-ı ebcedî ve cifrî: (bk. bilgiler – Ebced ve Cifir ilmi)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar edilmek: hatırlatılmak[/TD]
[TD]ihtiyarsız: irade dışı, istemeden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]insî ve cinnî: insanlardan ve cinlerden olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad-ı gaybî: gaybî irşad; gelecekteki hâdiselere işaret etmek suretiyle rehberlik yapma[/TD]
[TD]istiâze: Allah’a sığınma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağrib: akşam[/TD]
[TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i gaybiye: gerçekleri önceden bildirme şeklindeki mu’cize[/TD]
[TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ[/TD]
[TD]mübareze: karşılıklı mücadele, çatışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet-i mâneviye: mânevî ilişki, bağlantı[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte-i i’câziye: ince mânâ[/TD]
[TD]sûre-i azîme-i hârika: harika olan büyük sûre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk etmek: denk gelmek[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerir: şerliler, kötüler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 10:59 #808479Anonim
hırs ve hasetle ve Birinci Harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan İkinci Harb-iUmumiye işaret eder ve ümmet-i Muhammediyeye (a.s.m.) mânen der: “Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica ediniz.” Ve bir mâna-yı remziyle, Kur’ân’nınhizmetkârlarından olan Risale-i Nur şakirtlerine hususi bir iltifatla, onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarihiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha plânının akîm bırakılmasına remzen haber verir, mânen “İstiâze ediniz” emreder gibi bir remiz verir.
Hem meselâمِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ
1 cümlesi (şedde sayılmaz) bin üç yüz altmış bir (1361) ederek bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zâlimâne tahribatına Rûmî ve Hicrî tarihiyle parmak bastığı gibi, aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur’ân’ın hizmetine çalışan Nur şakirtlerinin geniş bir imha plânından ve elîm ve dehşetli bir belâdan veDenizli hapsinden kurtulmalarına tevafukla, bir mânâ-yı remzî ile onlara da bakar, “Halkın şerrinden kendinizi koruyunuz” gizli bir îmâ ile der.Hem meselâاَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ
2 cümlesi (şeddeler sayılmaz) bin üç yüz yirmi sekiz (1328), eğer şeddedeki ل sayılsa, bin üç yüz elli sekiz (1358) adediyle buumumî harpleri yapan ecnebî gaddarların, hırs ve hasetle bizdeki Hürriyet inkılâbının Kur’ân lehindeki neticelerini bozmak fikriyle tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan harpleri ve Birinci Harb-i Umumînin patlamasıyla maddî ve mânevî şerlerini, siyasîdiplomatların, radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle vemukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyâne mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları tarihine tevâfuk ederek
اَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ’in tam mânasına tetâbuk eder.
[BILGI]Dipnot-1 “Yarattığı şeylerin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:2.Dipnot-2 “Düğümlere üfleyen büyücüler…” Felak Sûresi, 113:4.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Birinci Harb/Birinci Harb-i Umumî: (bk. bilgiler – Birinci Dünya Savaşı)[/TD]
[TD]Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Eskişehir Hapsi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akîm: neticesiz, sonuçsuz[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]diplomat: memleket ve millet meseleleri hakkında siyasî söz sahibi[/TD]
[TD]ecnebî: yabancı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
[TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haset: kıskançlık[/TD]
[TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
[TD]iltifat: önem ve değer vererek, lütufla hitap ve muamele etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâb: değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]istiâze etmek: Allah’a sığınmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahvetmek: yok etmek[/TD]
[TD]mukadderat-ı beşer: insanlığın geleceği, kaderi; Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
[TD]mânâ-yı remz: işaret mânâsı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]remzen: işareten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
[TD]tebeddül-ü saltanat: saltanatın el değişmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]telkin etmek: fikir aşılamak, fikren yönlendirmek[/TD]
[TD]terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetâbuk etmek: uygun düşmek[/TD]
[TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ukde: düğüm, çözümü zor iş[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşiyâne: vahşice[/TD]
[TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücuda gelmek: var olmak[/TD]
[TD]zâlimâne: zâlimce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îmâ etmek: işaret etmek[/TD]
[TD]ümmet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’e inanıp onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İkinci Harb-i Umumiye: (bk. bilgiler – İkinci Dünya Savaşı)[/TD]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret[/TD]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâkir: şükreden[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 11:02 #808480Anonim
Hem meselâ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
1 cümlesi (şedde ve tenvinsayılmaz) yine bin üç yüz kırk yedi (1347) edip, aynı tarihte, ecnebî muahedelerinicbarıyla bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine ve aynı tarihte, devletlerde İkinci Harb-i Umumîyi ihzar eden dehşetli hasetler ve rekabetlerin çarpışmaları tarihine bumânâ-yı işârî ile tam tamına tevafuku ve mânen tetabuku, elbette bu kudsî sûrenin birlem’a-i i’câz-ı gaybîsidir.
Bir İhtar
Herbir âyetin müteaddit mânâları vardır. Hem herbir mânâ küllîdir; her asırdaefradı bulunur. Bahsimizde bu asrımıza bakan yalnız mânâ-yı işârî tabakasıdır. Hem o küllî mânada, asrımız bir ferttir. Fakat hususiyet kesb etmiş ki, ona tarihiyle bakar.
Ben dört senedir, bu harbin ne safahatını ve ne de neticelerini ve ne de sulholmuş, olmamış bilmediğimden ve sormadığımdan, bu kudsî sûrenin daha ne kadar bu asra ve bu harbe işareti var diye daha onun kapısını çalmadım. Yoksa bu hazinede daha çok esrar var olduğunu Risale-i Nur’un eczalarında, hususanRumuzât-ı Semaniye risalelerinde beyan ve ispat edildiğinden onlara havale edip kısa kesiyorum.
Hatıra gelebilen bir sualin cevabıdır
Bu lem’a-i i’câziyede, baştakiمِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ
2 da, hem مِنْ, hemشَرِّ kelimeleri hesaba girmesi ve âhirde وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ yalnızشَرِّ kelimesi girmesi وَمِنْ girmemesi ve وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ
3 ikisi de hesap
[BILGI]Dipnot-1 “Haset ettiğinde hasetçinin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:5.Dipnot-2 “Yarattığı şeylerin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:2.
Dipnot-3 “Düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden.” Felâk Sûresi, 113:4.
[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Rumuzât-ı Semâniye: Risale-i Nur’un Yirmi Dokuzuncu Mektubunda yer alan Sekizinci Kısım[/TD]
[TD]asr: yüzyıl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, izah[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecnebî: yabancı[/TD]
[TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[TD]esrar: sırlar, gizemler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haset: kıskançlık[/TD]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususiyet: özellik[/TD]
[TD]icbar: zorlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
[TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
[TD]kudsî: kutsal, bereketli, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: bütün fertleri içine alan; büyük, kapsamlı, tür[/TD]
[TD]lem’a-i i’câz-ı gaybî: gaybî mu’cizelik parıltısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a-i i’câziye: mu’cizelik parıltısı[/TD]
[TD]muahede: iki ya da daha çok devlet arasında yapılan antlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ[/TD]
[TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]safahât: safhalar, aşamalar, gelişmeler[/TD]
[TD]sulh: barış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
[TD]tahavvül: değişim, başkalaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvin: Arapça’da kelimenin sonunu nun gibi okutmak üzere konulan işaret (iki üstün, iki esre, iki ötre)[/TD]
[TD]tetabuk: uygunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
[TD]vücuda gelmek: var olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]İkinci Harb-i Umumî: (bk. bilgiler – İkinci Dünya Savaşı)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 11:04 #808481Anonim
edilmemesi gayet ince ve lâtif bir münasebete ima ve remz içindir. Çünkü, halklardaşerden başka hayırlar da var. Hem bütün şer herkese gelmez. Buna remzen, bâzıyeti ifade eden مِنْ ve شَرِّ girmişler. Hâsid hased ettiği zaman bütün şerdir.Bâzıyete lüzum yoktur. Veاَلنَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ
1 remziyle, kendi menfaatleri için küre‑i arza ateş atan üfleyicilerin ve sihirbaz o diplomatların tahribata ait bütün işleri ayn-i şerdir diye, dahaشَرِّ kelimesine lüzum kalmadı.Bu sûreye ait bir nükte-i i’câziyenin haşiyesidir
Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesiyle bu asrımızın dört büyük şerliinkılâplarına ve fırtınalarına mânâ-yı işârî ile bakar. Aynen öyle de, dört defa tekrarenمِنْ شَرِّ (şedde sayılmaz) kelimesiyle, âlem-i İslâmca en dehşetli olanCengiz ve Hülâgu fitnesinin ve Abbâsî Devletinin inkıraz zamanının asrına dört defamânâ-yı işârî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar.
Evet, şeddesiz شَرِّ beş yüz (500) eder;مِنْ doksandır (90). İstikbale bakan çok âyetler, hem bu asrımıza, hem o asırlara işaret etmeleri cihetinde istikbalden haber veren İmam-ı Ali (r.a.) ve Gavs-ı Âzam (k.s.) dahi, aynen hem bu asrımıza, hem o asra bakıp haber vermişler. غَا سِقٍ اِذَا وَقَبَ
2 kelimeleri bu zamana değil, belkiغَا سِقٍ bin yüz altmış bir (1161) veاِذَا وَقَبَ sekiz yüz on (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî mânevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Milâdi bin dokuz yüz yetmiş bir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatlarıdehşetli olacak.
[BILGI]Dipnot-1 “Düğümlere üfleyen büyücüler…” Felâk Sûresi, 113:4.Dipnot-2 “Karanlığı çöktüğünde gecenin…” Felâk Sûresi, 113:3.
[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Abbâsî Devleti: (bk. bilgiler – Abbâsiler)[/TD]
[TD]Cengiz: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Gavs-ı Âzam: [bk. bilgiler – Abdülkadir-i Geylânî (k.s.)][/TD]
[TD]Hülâgu: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayn-i şer: kötülüğün ta kendisi, tam bir kötülük[/TD]
[TD]bâzıyet: kısımlılık; parça olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hased: kıskançlık[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâsid: hased eden[/TD]
[TD]ima: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: ihtilâl, büyük değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]inkıraz: dağılıp yok olma, son bulma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istikbal: gelecek[/TD]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
[TD]mahsul: ürün, sonuç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam-ı cifrî: cifir ilmine göre harflerin aldığı sayısal değer[/TD]
[TD]mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[TD]nükte-i i’câziye: mu’cizeli ince mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remz: ince işaret[/TD]
[TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[TD]İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ıslah: düzelme, iyileşme[/TD]
[TD]şedde: Arapça’da bir harfin üzerine konan ve o harfi iki kez okutan işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 11:09 #808482Anonim
On Birinci Meselenin Haşiyesinin bir Lâhikasıdır
Âyetü’l-Kürsînin tetimmesi olan
1 لاٰ اِكْرَاهَ فِى (الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ) مِنَ الْغَىِّ bin üç yüz elli (1350),
2 فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ bin dokuz yüz yirmi dokuz (1929) veya (1928),
3 وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ dokuz yüz kırk altı (946) “Risaletü’n-Nur” ismine muvafık;
4 بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى bin üç yüz kırk yedi (1347);
لاَ انْفِصَامَ لَهَا وَاللهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (اَللهُ) (وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا)
5
eğer beraber olsa bin on iki (1012), eğer beraber olmazsa dokuz yüz kırk beş (945) (bir şedde sayılmaz),
6 يُخْرِجُهُمْ مِنَ (الظُّلُمَاتِ) اِلَى النُّورِ bin üç yüz yetmiş iki (1372) (şeddesiz),
7وَالَّذِينَ كَفَرُوا اَوْلِيَاۤءُهُمُ (الطَّاغُوتُ) bin dört yüz on yedi (1417);
8 يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ اِلَى (الظُّلُمَاتِ) bin üç yüz otuz sekiz (1338) (şedde sayılmaz)
9 اُولٰۤئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ bin iki yüz doksan beş (1295) (şedde sayılır) eder. Risaletü’n-Nur’un hem iki kere ismine, hem suret-i mücahedesine, hem tahakkukuna ve telif vetekemmül zamanına
[BILGI]Dipnot-1 “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır.” Bakara Sûresi, 2:256.Dipnot-2 “Kim birer mâbud gibi kıymet verilen tâğutları reddederse…” Bakara Sûresi, 2:256.
Dipnot-3 “Ve kim Allah’a îman ederse, işte o (…) yapışmıştır.” Bakara Sûresi, 2:256.
Dipnot-4 “Sapa sağlam bir kulpa…” Bakara Sûresi, 2:256.
Dipnot-5 “O kopmaz ve kırılmaz. Allah ise herşeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla bilendir. Allah imân edenlerin dostu ve yardımcısıdır.” Bakara Sûresi, 2:256-257.
Dipnot-6 “Onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidâyet nûruna kavuşturur.” Bakara Sûresi, 2:257.
Dipnot-7 “İnkâr edenlerin dostu ise tâğuttur.” Bakara Sûresi, 2:257.
Dipnot-8 “Onları imân nûrundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürüklerler.” Bakara Sûresi, 2:257.
Dipnot-9 “İşte onlar Cehennem ateşinin ehlidir, orada ebediyen kalacaklardır.” Bakara Sûresi, 2:257.
[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâhika: ek, ilâve[/TD]
[TD]muvafık: lâyık, uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret-i mücahede: mücadele şekli[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma[/TD]
[TD]telif: yazma, yazılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetimme: ek[/TD]
[TD]tâğut: ibadet edilen bâtıl şey, put[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Âyetü’l-Kürsî: Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. âyeti[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 11:11 #808483Anonim
tam tamına tevafukuyla beraber, ehl-i küfrün bin iki yüz doksan üç (1293) harbiyleâlem-i İslâmın nurunu söndürmeye çalışması tarihine ve Birinci Harb-i Umumîden istifade ile bin üç yüz otuz sekizde (1338) bilfiil nurdan zulümata atmak için yapılan dehşetli muahedeler tarihine tam tamına tevafuku ve içinde mükerreren nur vezulümat karşılaştırılması ve bu mücahede-i mâneviyede Kur’ân’ın nurundan gelen bir Nur, ehl-i imana bir nokta-i istinat olacağını mânâ-yı işârî ile haber veriyor diye kalbime ihtar edildi. Ben de mecbur oldum, yazdım. Sonra baktım ki, mânâsınınmünasebeti bu asrımıza o kadar kuvvetlidir ki, hiç tevafuk emaresi olmasa da, yine bu âyetler her asra baktığı gibi mânâ-yı işârî ile bizimle de konuşuyor kanaatim geldi.
Evet, evvelâ başta
1 لاٰ اِكْرَاهَ فِى (الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ) cümlesi, makam-ı cifrî ve ebcedî ile bin üç yüz elli (1350) tarihine parmak basar ve mânâ-yı işârî ile der: Gerçi o tarihte, dini, dünyadan tefrik ile dinde ikraha ve icbara ve mücahede-i diniyeye ve din için silâhla cihada muarız olan hürriyet-i vicdan, hükümetlerde birkanun-u esasî, bir düstur-u siyasî oluyor ve hükümet, lâik cumhuriyete döner. Fakat ona mukàbil mânevî bir cihad-ı dinî, iman-ı tahkikî kılıcıyla olacak. Çünkü, dindekirüşd-ü irşad ve hak ve hakikati gözlere gösterecek derecede kuvvetli burhanları izharedip tebyin ve tebeyyün eden bir nur Kur’ân’dan çıkacak diye haber verip bir lem’a-i i’caz gösterir.
Hem, tâ
2 خَالِدُونَ kelimesine kadar, Risale-i Nur’daki bütün muvazenelerin aslı, menbaı olarak aynen o muvazeneler gibi mükerreren nur ve zulümat ve iman ve karanlıkları karşılaştırmasıyla gizli bir emaredir ki, o tarihte bulunan cihad-ı mânevîmübarezesinde büyük bir kahraman “Nur” namında Risale-i Nur’dur ki, dinde bulunan yüzer tılsımları keşfeden onun mânevî elmas kılıcı, maddî kılıçlara ihtiyaç bırakmıyor.
[BILGI]Dipnot-1 “Dinde zorlama yoktur; doğruluk sapıklıktan, îman küfürden iyice ayrılmıştır.” Bakara Sûresi, 2:256.Dipnot-2 “Ebediyen kalıcıdırlar.” Bakara Sûresi, 2:257.
[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Birinci Harb-i Umumî: (bk. bilgiler – Birinci Dünya Savaşı)[/TD]
[TD]bilfiil: fiilen, gerçekte[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihad: din uğrunda çaba harcama[/TD]
[TD]cihad-ı dinî: dinî mücadele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihad-ı mânevî: mânevî cihad, mücadele[/TD]
[TD]düstur-u siyasî: siyasî düstur, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i iman: iman edenler, mü’minler[/TD]
[TD]ehl-i küfür: inkârcılar, inanmayanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[TD]hürriyet-i vicdan: vicdan hürriyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icbar: zorlama[/TD]
[TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ikrah: kötü görme[/TD]
[TD]iman-ı tahkîki: inandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
[TD]kanun-u esasî: temel kanun, Anayasa[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfetme: ortaya çıkarma[/TD]
[TD]lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makam-ı cifrî ve ebcedî: ebced hesabı ve cifir ilmine göre harflerin aldığı sayısal değer[/TD]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muahede: iki ya da daha çok devlet arasında yapılan antlaşma[/TD]
[TD]muarız olmak: karşı gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[TD]muvazene: karşılaştırma, ölçme, tartma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânâ-yı işârî: işaretlerle ifade edilen mânâ[/TD]
[TD]mübareze: mücadele, karşı koyma, çarpışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücahede-i diniye: dinle ilgili mücadele[/TD]
[TD]mücahede-i mâneviye: mânevi mücadele, cihad etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükerreren: defalarca, tekrarla[/TD]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rüşd-ü irşad: mükemmel bir şekilde doğru yola sevk etmek[/TD]
[TD]tebeyyün: meydana çıkma, görünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebyin: açıkça anlatma, gösterme, meydana çıkarılma[/TD]
[TD]tefrik: ayırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevafuk: denk gelme, uygunluk[/TD]
[TD]tılsım: sır, gizem, çözülmesi zor konu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulümat: karanlıklar[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 11:14 #808484Anonim
Evet, hadsiz şükürler olsun ki, yirmi senedir Risale-i Nur bu ihbar-ı gaybı ve lem’a-ı i’câzı bilfiil göstermiştir. Ve bu sırr-ı azîm içindir ki, Risale-i Nur şakirtleri dünya siyasetine ve cereyanlarına ve maddî mücadelelerine karışmıyorlar ve ehemmiyetvermiyorlar ve tenezzül etmiyorlar. Ve hakikî şakirtleri, en dehşetli bir hasmına ve hakaretli tecavüzüne karşı ona der:
“Ey bedbaht! Ben seni idam-ı ebedîden kurtarmaya ve fâni hayvaniyetin en süflî veelîm derecesinden bir bâki insaniyet saadetine çıkarmaya çalışıyorum; sen benim ölümüme ve idamıma çalışıyorsun. Senin bu dünyada lezzetin pek az, pek kısa; ve âhirette ceza ve belâların pek çok ve pek uzundur. Ve benim ölümüm bir terhistir. Haydi def ol! Seninle uğraşmam, ne yaparsan yap!” der. O zâlim düşmanına hiddet değil, belki acıyor, şefkat ediyor, “Keşke kurtulsaydı” diyerek ıslahına çalışır.
Sâniyen: [(وَيُؤْمِنْ بِاللهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ) (بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقٰى)]
1
Bu iki kudsî cümleler, kuvvetli münasebet-i mâneviye ile beraber makam-ı cifrî ve ebcedî hesabıyla, birincisi Risaletü’n-Nur’un ismine, ikincisi onun tahakkukuna vetekemmülüne ve parlak fütuhatına mânen ve cifren tam tamına tetâbukları biremâredir ki, Risaletü’n-Nur bu asırda, bu tarihte bir urvetü’l-vüskadır. Yani çokmuhkem, kopmaz bir zincir ve bir hablullahtır. Ona elini atan yapışan, necat bulur diye mânâ-yı remziyle haber verir.
Sâlisen:
2 (اَللهُ) وَلِىُّ الَّذِينَ اٰمَنُوا cümlesi hem mânâ, hem cifirle Risaletü’n-Nur’a bir remzi var. Şöyle ki:…
[Bu makamda perde indi, yazmaya izin verilmedi. Başka zamana tehir edildi.]HAŞİYE-1

[BILGI]Dipnot-1 “Ve kim Allah’a îman ederse, işte o (…) yapışmıştır. Sapa sağlam bir kulpa…” Bakara Sûresi, 2:256.Dipnot-2 “Allah imân edenlerin dostu ve yardımcısıdır.” Bakara Sûresi, 2: 257.
Haşiye-1 Bu nüktenin bâki kısmı şimdilik yazdırılmadığının sebebi, bir derece dünyaya, siyasete temasıdır. Biz de bakmaktan memnuuz. Evet, اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَيَطْغٰى bu tâğûta bakar ve baktırır. (“Muhakkak ki insan azgınlaşır” Alâk Sûresi, 96:6) Said Nursî.
[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
[TD]bilfiil: fiilen, gerçekte[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: kalıcı, devamlı; geri kalan[/TD]
[TD]cereyan: akım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cifir: (bk. bilgiler – Cifir ilmi)[/TD]
[TD]cifren: cifir ilmine göre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
[TD]emâre: âlâmet, işâret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[TD]fütûhât: fetihler, zaferler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hablullah: Allah’ın sağlam ipi[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek, doğru[/TD]
[TD]hasm: düşman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvaniyet: hayvanlık[/TD]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[TD]ihbar-ı gayb: gayb âleminden gelen haber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a-i i’câz: mu’cizelik parıltısı[/TD]
[TD]makam-ı cifrî ve ebcedî: ebced ve cifir ilmine göre verilen sayısal değer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memnu: yasaklanmış men edilmiş[/TD]
[TD]muhkem: sağlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
[TD]mânâ-yı remzî: işaretle, rumuzla bildirilen gizli mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebet-i mâneviye: mânevi bağlantı, ilişki[/TD]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remz: işaret[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâlisen: üçüncü olarak[/TD]
[TD]sâniyen: ikinci olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]süflî: alçak, aşağılık[/TD]
[TD]sırr-ı azîm: büyük sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tağut: ibadet edilen bâtıl şey, put[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehir etmek: ertelemek, sonraya bırakmak[/TD]
[TD]tekemmül: mükemmelleşme, olgunlaşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terhis: göreve son verme[/TD]
[TD]tetabuk: uygunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]urvetü’l-vüska: kopmaz sağlam kulp[/TD]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[/TABLE]6 Ekim 2012: 11:16 #808485Anonim
Risale-i Nur kahramanı Hüsrev’in Meyvenin On Birinci Meselesimünasebetiyle yazdığı mektubun bir parçasıdır.
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
2
Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühü.
Çok mübarek, çok kıymettar, çok sevgili Üstadımız Efendimiz,Millet ve memleket için çok büyük güzellikleri ihtiva eden Meyve, Dokuz Meselesi ile, dehşetli bir zamanda, müthiş âsiler içinde en büyük düşmanlar arasında hayret-feza bir surette şakirtlerine necat vermeye vesile olmakla kalmamış. Onuncu ve On Birinci Meseleleri ile, hususuyla Nur’un şakirtlerini hakikat yollarında alkışlamış ve gidecekleri hakiki mekânları olan kabirdeki ahvallerinden ve herkesi titreten ve bilhassa ehl-i gaflet için çok korkunç, çok elemli, çok acıklı bir menzil olan toprak altında, göreceği ve konuşacağı melâikelerle konuşmayı ve refakati sevdirerek bu mekâna daha çok ünsiyet izhar etmekle, bu korkulu ilk menzil hakkındaki fevkalhadkorkularımızı tâdil etmiş, nefes aldırmış. Hususiyle o âlemin nuranî hayatını benim gibi göremeyenlerin ellerinde, şuââtı yüz binlerle senelik mesafelere uzanan bir elektrik lâmbası hükmüne geçmiş. Hem de daima koklanılacak nümunelik bir çiçek bahçesi olmuştur.
Evet, biz sevgili üstadımıza arz ediyoruz ki, hergün dersini hocasına okuyan bir talebe gibi, Nurdan aldığımız feyizlerimizi, her vakit için sevgili üstadımıza arz edelim. Fakat sevgili üstadımız şimdilik konuşmalarını tatil buyurdular.Ey aziz Üstadım,
Risale-i Nur’un hakikati ve Meyvenin güzelliği ve çiçeğinin feyzi, beni minnettârâne, bir parça memleketim namına konuşturmuş ve benim gibi konuşan çok kalblere hayat vermiş. Şimdi muhitimizde Risale-i Nur’a karşı atılan adımlar ve uzatılan eller, Meyvenin on birinci çiçeği ile daha çok metanet kesb etmiş, inkişafetmiş, faaliyete başlamıştır.
Çok hakir talebeniz Hüsrev
[BILGI]Dipnot-1 Her türlü noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.
Dipnot-2 “Kâinatta hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekâtühü: Allah’ın selâmı rahmeti ve bereketi sizlerin üzerine olsun[/TD]
[TD]Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahval: haller[/TD]
[TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elemli: acılı, üzüntülü[/TD]
[TD]fevkalhad: haddin, sınırın üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyz: ilham, bereket[/TD]
[TD]hakir: hor ve değersiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayretfezâ: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]hususuyla: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
[TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
[TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menzil: durak, yer[/TD]
[TD]metanet: sağlamlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]minnetterâne: minnet ve şükran duyarak[/TD]
[TD]muhit: çevre, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]münasebet: ilişki, bağlantı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nam: ad[/TD]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tatil buyurmak: bir şeyi kesip ara vermek[/TD]
[TD]tâdil etmek: normalleştirmek, düzeltmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ünsiyet: alışkanlık, âşinalık[/TD]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuâât: nurlar, ışıklar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]7 Ekim 2012: 16:31 #808576Anonim
Isparta’daki umum Risale-i Nur talebeleri namına Ramazan tebrikimünasebetiyle yazılmış ve on üç fıkra ile tâdil edilmiş bir mektuptur
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
2
Ey âlem-i İslâmın dünya ve âhirette selâmeti için Kur’ân’ın feyziyle ve Risale-i Nur’un hakikatiyle ve sadık şakirtlerin himmetiyle mübarek gözlerinden yaş yerine kan akıtan,
Ve ey fitne-i âhirzamanın şu dağdağalı ve fırtınalı zamanında Hazret-i EyyûbAleyhisselâmdan ziyade hastalıklara, dertlere giriftâr olan ve Kur’ân’ın nuruyla ve Risale-i Nur’un burhanlarıyla ve şakirtlerin gayretiyle âlem-i İslâmın maddî ve mânevî hastalıklarını Hekîm-i Lokman gibi tedaviye çalışan,
Ve ey mübarek ellerinde mevcut olan Nur parçalarının hak ve hakikat olduğunu Kur’ân’ın otuz üç âyetiyle ve keramet-i Aleviye ve Gavsiye ile ispat eden,
Ve ey kendisi hasta ve ihtiyar ve zayıf ve gayet acınacak bir halde olduğuna göre herkesten ziyade âlem-i İslâma can feda eder derecesinde acıyarak, kendine fenalıketmek isteyenlere Kur’ân’ın hakikatiyle ve Risale-i Nur’un hüccetleriyle, Nur talebelerinin sadakatlarıyla hayırlı dualar ve iyilik etmek ile karşılayan,Ve yazdığı mühim eserlerinden Âyetü’l-Kübrânın tab’ıyla kendi zâtına ve talebelerine gelen musibette hapishanelere düşen ve o zindanları Kur’ân’ın irşadıyla ve Risale-i Nur’un dersiyle ve şakirtlerin iştiyakıyla bir medrese-i Yusufiyeye çeviren ve bir dershane yapan ve içimizde bulunan cahil olanların hepsini Kur’ân’ı o dershanede hatmettirerek çıkaran ve o musibette Kur’ân’ın kuvve-i kudsiyesiyle ve Risale-i Nur’un tesellîsiyle ve kardeşlerin tahammülleriyle, ihtiyar ve zayıf olduğu halde bütün ağırlıklarımızı ve yüklerimizi üzerine alan ve yazdığı Meyve ve Müdafaanâme risaleleriyle Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın i’câzıyla
[BILGI]Dipnot-1 Her türlü noksandan uzak olan Allah’ın adıyla.Dipnot-2 “Kâinatta hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Hazret-i Eyyûb: [bk. bilgiler – Eyyûb (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hekîm-i Lokman: (bk. bilgiler – Lokman Hekim)[/TD]
[TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[TD]burhan: delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dağdağa: karışıklık, gürültü[/TD]
[TD]fenalık: kötülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyziyle: ilhamıyla, bereketiyle[/TD]
[TD]fitne-i âhirzaman: âhirzaman fitnesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıkra: bölüm, kısım[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayret: hamiyet, şeref, haysiyet[/TD]
[TD]giriftar: tutulmuş, yakalanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[TD]himmet: çalışma, gayret gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: delil[/TD]
[TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
[TD]keramet-i Aleviye ve Gavsiye: Hz. Ali ve Şeyh Abdulkadir Geylânî’nin kerâmeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i kudsiye: mukaddes güç, mânevî kuvvet[/TD]
[TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var[/TD]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]münasebet: ilişki, bağlantı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]namına: adına[/TD]
[TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadık: doğru[/TD]
[TD]selâmet: esenlik, rahatlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tab’: basma, çoğaltma[/TD]
[TD]tahammül: dayanma, katlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâdil etmek: düzeltmek[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]Âyetü’l-Kübrâ: en büyü delil; Risale-i Nur Külliyatı’ndan Yedinci Şuâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[/TABLE]7 Ekim 2012: 16:34 #808578Anonim
ve Risale-i Nur’un kuvvetli burhanlarıyla ve şakirtlerin ihlâsı ile, izn-i İlâhî ile üzerinden kapılarını açtırıp beraat kazandıran ve o günde bize ve âlem-i İslâma bayram yaptıran ve hakikaten Risale-i Nur’ları nûrun alâ nûr olduğunu ispat ederek kıyamete kadar serbest okunup ve yazılmasına hak kazandıran,
Ve âlem-i İslâmın Kur’ân-ı Azîmüşşânın gıda-yı kudsîsiyle ve Nurun uhrevîtaamıyla ve şakirtlerinin iştihasıyla ekmek, su ve hava gibi bu Nurlara pek çok ihtiyacı olduğunu ve bu Nurları okuyup yazanlardan binler kişi imanla kabre girdiğini ispat eden ve kendisine mensup talebelerini hiçbir yerde mağlûp ve mahcup etmeyen ve elyevm Kur’ân’ın semâvî dersleriyle ve Risale-i Nur’un esasatıyla veşakirtlerinin zekâvetleriyle ve Meyvenin Onuncu ve On Birinci Mesele ve çiçekleriyle, firak ateşiyle gece gündüz yanan kalblerimizi âb-ı hayat ve şarab-ı kevsergibi o mübarek Mesele ve Çiçeklerle kalblerimizin ateşini söndürüp sürur ve feraha sevk eden,
Ve ey âlemin—Kur’ân-ı Azîmüşşa’nın kat’î vaadiyle ve tehdidiyle ve Risale-i Nur’un keşf-i kat’îsiyle ve merhum şakirtlerinin müşahedesiyle ve onlardaki keşfü’l-kubur sahiplerinin görmesiyle—en çok korktuğu ölümü, ehl-i iman için idam-ı ebedîden kurtarıp bir terhis tezkeresine çeviren ve âlem-i nura gitmek için güzel bir yolculuk olduğunu ispat eden ve kâfir ve münafıklar için idam-ı ebedî olduğunu bildiren Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânın, bin mu’cizat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmve kırk vech-i i’câzının tasdiki altında ihbarat-ı kat’iyesiyle, ondan çıkan Risale-i Nur’un en muannid düşmanlarını mağlûp eden hüccetleriyle ve Nur şakirtlerinin, çokemarelerin ve tecrübelerin ve kanaatlerinin teslimiyle o korkunç, karanlık, soğuk ve dar kabri, ehl-i iman için Cennet çukurundan bir çukur ve Cennet bahçesinin bir kapısı olduğunu ispat eden ve kâfir ve münâfık zındıklar için Cehennem çukurundan yılan ve akreplerle dolu bir çukur olduğunu ispat eden ve oraya gelecek olan Münker, Nekir isminde melâikeleri[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi büyük olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[TD]Münker Nekir: öldükten sonra insanları iman bakımından sorguya çekecek melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beraat: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
[TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i iman: Allah’a ve iman esaslarına inanan kimseler, mü’minler[/TD]
[TD]elyevm: bu gün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[TD]esasat: esaslar, prensipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[TD]gıda-yı kudsî: kutsal gıda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikaten: gerçekten[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[TD]ihbârât-ı kat’iye: kesin haberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
[TD]izn-i İlâhî: Allah’ın izni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşf-i katî: kesin keşif, kesin bir şekilde ortaya çıkarma, belirtme[/TD]
[TD]keşfü’l-kubur: kabirdeki ölülerin hallerini görme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin birşeyi inkâr eden kimse[/TD]
[TD]mağlup etmek: yenmek, galip gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merhum: rahmete kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
[TD]muannid: inatçı, direnen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m) gösterdiği mu’cizeler[/TD]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
[TD]müşahede: gözlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nûrun alâ nûr: nur üstüne nur, iyiden de iyi[/TD]
[TD]semâvî: İlâhî, Allah tarafından gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sürur: mutluluk, sevinç[/TD]
[TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
[TD]terhis: göreve son verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezkere: belge[/TD]
[TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaad etmek: söz vermek[/TD]
[TD]vech-i i’câz: mu’cizelik yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zekâvet: zekîlik[/TD]
[TD]âb-ı hayat: hayat suyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i nur: nur âlemi[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[TD]şarâb-ı Kevser: Cennetteki Kevser nehrinin sarhoş etmeyen leziz şarabı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]7 Ekim 2012: 16:35 #808579Anonim
ehl-i hak ve hakikat yolunda gidenler için birer mûnis arkadaş yapan ve Risale-i Nur’un şakirtlerini talebe-i ulûm sınıfına dahil edip Münker, Nekir suallerine Risale-i Nur ile cevap verdiklerini merhum kahraman şehid Hâfız Ali’nin vefatıyla keşfeden ve hayatta bulunanlarımızın da yine Risale-i Nur ile cevap vermemizi rahmet-i İlâhiyeden dua ve niyaz eden ve Hazret-i Kur’ân’ı, Kur’ân-ı Azîmüşşanın kırk tabakadan her tabakaya göre bir nevi i’caz-ı mânevîsini göstermesiyle ve umumkâinata bakan kelâm-ı ezelî olmasıyla ve tefsiri olan Risale-i Nur’un Mu’cizat-ı Kur’âniye ve Rumuzât-ı Semâniye risaleleriyle ve Risale-i Nur gül fabrikasınınserkâtibi gibi kahraman kardeşlerin ve şakirtlerin fevkalâde gayretleriyle Asr-ı Saadetten beri böyle hârika bir surette mu’cizeli olarak yazılmasına hiç kimse kadirolmadığı halde Risale-i Nur’un kahraman bir kâtibi olan Hüsrev’e “Yaz!” emir buyurulmasıyla, Levh-i Mahfuzdaki yazılan Kur’ân gibi yazılması ve Kur’ân-ı Azîmüşşanın hak kelâmullah olduğunu ve bütün semâvî kitapların en büyüğü ve enefdali ve bir Fâtiha içinde binler Fâtiha ve bir İhlâs içinde binler İhlâs ve hurufatının birden on ve yüz ve bin ve binler sevap ve hasene verdiklerini hiç görülmedik ve işitilmedik pek güzel ve hârika bir sûrette târif ve ispat eden ve Kur’ân-ı Mûcizü’l-Beyanın, bin üç yüz seneden beri i’câzını göstermesiyle ve muarızlarını durdurmasıyla ve Nurun gözlere gösterir derecede zâhir delilleri ile ve Nurşâkirtlerinin elmas kalemleriyle bu zamana kadar misli görülmedik Risale-i Nur’un dünyaya ferman okuyan ve en mütemerrid ve muannidleri susturan Yirmi Beşinci Söz ve zeyilleri kırk vech ile i’câz-ı Kur’ânî olduğunu ispat eden,
Ve ey Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın hak peygamber olduğuna veumum yüz yirmi dört bin peygamberlerin efdali ve seyyidi olduğuna dair
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Asr-ı Saadet: Peygamberimiz (a.s.m.) yaşadığı dönem, mutluluk asrı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Fâtiha: Kur’ân’ın ilk sûresi olan Fâtiha Sûresi[/TD]
[TD]Hafız Ali: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak)[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı mânevî kader levhası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mu’cizât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın mu’cizeliğini anlatan risale, Yirmi Beşinci Söz[/TD]
[TD]Münker Nekir: öldükten sonra insanları sorguya çekecek melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rumuzât-ı Semâniye: Risale-i Nur’un Yirmi Dokuzuncu Mektubunda yer alan Sekizinci Kısım[/TD]
[TD]efdal: en faziletli, en üstün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hak ve hakikat: hak ve doğruluk üzere olan kimseler[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD]gayret: çalışkanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gül fabrikası: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]hasene: sevap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hurufat: harfler[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın mu’cizeliği[/TD]
[TD]i’câz-ı mânevi: mânevî mu’cizelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kadir: güçlü, gücü yeten[/TD]
[TD]kelâm-ı ezelî: varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın kelâmı, Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâmullah: Allah’ın kelâmı, sözü[/TD]
[TD]keşfetmek: gizli bir şeyi açığa çıkarmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]kâtip: yazar, yazan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]merhum: rahmete kavuşmuş, vefat etmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misl: benzer[/TD]
[TD]muannid: inatçı, direnen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muarız: karşı gelen[/TD]
[TD]mu’cize: benzerini yapma noktasında başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mûnis: canayakın, dost[/TD]
[TD]mütemerrid: inatçı, dik kafalı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev: çeşit, tür[/TD]
[TD]niyaz etmek: dua etmek, yalvarmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti[/TD]
[TD]semâvî: İlâhî, Allah’tan gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]serkâtib: baş kâtib[/TD]
[TD]seyyid: efendi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sûret: biçim, şekil[/TD]
[TD]talebe-i ulûm: ilim talebeleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön[/TD]
[TD]zeyil: ilâve, ek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
[TD]İhlâs: Kur’ân’ın 112. sûresi olan İhlâs Sûresi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[TD]şehid: Allah yolunda canını feda eden Müslüman[/TD]
[/TR]
[/TABLE]7 Ekim 2012: 16:36 #808580Anonim
binler mu’cizelerini Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) namındaki Risale-i Nur’u ile güzel bir surette ispat eden ve Kur’ân-ı Azîmüşşanın, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın rahmeten li’l-âlemîn olduğunu kâinatta ilân etmesiyle ve Nurun baştan nihayete kadar onun rahmeten li’l-âlemîn olduğunu burhanlarla ispat etmesiyle ve oresulün ef’âl ve ahvâli, kâinatta nümune-i iktida olacak en sağlam, en güzel rehber olduğunu hattâ körlere de göstermesiyle ve Anadolu ve hususî memleketlerde Nurunintişarı zamanında belâların ref’i ve susturulmasıyla musibetlerin gelmesi şehadetiyle ve Nur şakirtlerinin gayet ağır müşkülâtlar içinde kemâl-i metanetle hizmet ve irtibatlarıyla o zâtın (a.s.m.) sünnet-i seniyyesine ittibâ etmek ne kadar kârlı olduğunu ve bir sünnete bu zamanda ittibâda yüz şehidin ecrini kazandığını bildiren ve sadakakaza ve belâyı nasıl def ediyorsa Risale-i Nur’un da Anadolu’ya gelecek kazayı, belâyı, yirmi senedir def ettiğini aynelyakîn ispat eden Üstad-ı Ekremimiz EfendimizHazretleri!
Şimdi şu Risale-i Nur’un beraeti, başta siz sevgili Üstadımızı, sonra biz âciz kusurlu talebelerinizi, sonra âlem-i İslâmı sürura sevk ederek ikinci büyük bir bayram yaptırdığından, siz mübarek Üstadımızın bu büyük bayram-ı şerifinizi tebrik ile ve yine üçüncü bayram olan Ramazan-ı Şerifinizi ve Leyle-i Kadrinizi tebrik, emsâl-i kesiresiyle müşerref olmaklığımızı niyaz ve biz kusurluların, kusurlarımızın affını rica ederek umumen selâm ile mübarek ellerinizden öper ve dualarınızı temenni ederiz, efendimiz hazretleri.
Isparta ve havalisinde bulunanNur Talebeleri
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Anadolu: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Leyle-i Kadir: Kadir Gecesi[/TD]
[TD]Mu’cizat-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m) gösterdiği mu’cizeleri anlatan, Mektubat’ta yer alan On Dokuzuncu Mektup[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Ramazan-ı Şerif: Şerefli Ramazan ayı[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahvâl: haller, davranışlar[/TD]
[TD]aynelyakîn: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bayram-ı şerif: şerefli, değerli bayram[/TD]
[TD]beraet: temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: kesin delil, kanıt[/TD]
[TD]def etmek: kaldırmak, gidermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
[TD]emsâl-i kesire: bir çok örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]havali: civar, çevre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hazret: saygıdeğer[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intişar: yayılma[/TD]
[TD]ittiba etmek: tabi olmak, uymak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i metanet: tam bir kararlılık, sabır ve sebat[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü hâl ve hareket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]müşerref: şereflenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkülât: zorluklar[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma[/TD]
[TD]nümune-i iktida: örnek alınıp uyulacak nümune, örnek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmeten li’l-âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz[/TD]
[TD]ref: ortadan kaldırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]resul: elçi, peygamber[/TD]
[TD]sadaka: Allah rızası için ihtiyaç sahibi kişilere yapılan yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sürur: mutluluk, sevinç[/TD]
[TD]tebrik: mübârek kılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumen: bütünüyle[/TD]
[TD]Üstad-ı Ekrem: kerem sahibi üstad, hoca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz, zavallı[/TD]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: öğrenci, talebe[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehit: Allah’ın yolunda canını fedan eden Müslüman[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
7 Ekim 2012: 16:37 #808581Anonim
Haddimden yüz derece ziyade olan bu mektup muhteviyatını tevazu ile reddetmek bir küfran-ı nimet ve umum şâkirtlerin hüsn-ü zanlarına karşı bir ihanet olması ve aynen kabul etmek bir gurur, bir enâniyet ve benlik bulunması cihetiyle, umum namına Risale-i Nur kâtibinin yazdığı bu uzun mektubu, on üç fıkraları ilâve edip, hem bir şükr-ü mânevî, hem gururdan, hem küfran-ı nimetten kurtulmak için size bir suretini gönderiyorum ki, Meyvenin On Birinci Meselesinin âhirinde “Risale-i Nurun Isparta ve civarı talebelerinin bir mektubudur” diye ilhak edilsin. Ben bu mektubu, bu tâdilâtile yazdığımız halde, iki defa bir güvercin yanımızdaki pencereye geldi. İçeriye girecekti. Ceylân’ın başını gördü girmedi. Birkaç dakika sonra başkası aynen geldi. Yine yazanı gördü, girmedi. Ben dedim: “Herhalde evvelki serçe ve kuddüs kuşu gibi müjdecileridir. Veyahut bu mektup gibimüteaddit mektupları yazdığımızdan, mübarek mektubun tâdili ilemübarekiyetini tebrik için gelmişler” kanaatimiz geldi.
Said Nursî
[TABLE]
[TR]
[TD]Ceylân: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Isparta: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]enâniyet: benlik, gurur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıkra: bölüm[/TD]
[TD]hüsn-ü zan: güzel, iyi düşünce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhak etmek: eklemek, ilâve etmek[/TD]
[TD]kanaat: inanç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuddüs kuşu: kumru[/TD]
[TD]kâtib: yazan, yazıcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük[/TD]
[TD]muhteviyat: içerik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübarek: bereketli, hayırlı[/TD]
[TD]mübarekiyet: bereketlilik, hayırlı olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâdil: düzeltme, değiştirme[/TD]
[TD]tâdilât: değişiklik, düzeltme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[TD]şükr-ü mânevî: mânevî şükür[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- ‘On Birinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.