• Bu konu 101 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 103)
  • Yazar
    Yazılar
  • #805093
    Anonim

      Nasıl ki bir saatin saniyeleri ve dakikaları ve saatleri ve günleri sayan haftalık saatin milleri birbirine benzer, birbirini ispat eder. Saniyelerin hareketini gören,sair çarkların hareketlerini tasdik etmeye mecbur olur. Aynen öyle de, semâvât vearzın Hâlık-ı Zülcelâlinin bir saat-i ekberi olan bu dünyanın saniyelerini sayan günler ve dakikalarını hesap eden seneler ve saatlerini gösteren asırlar ve günlerini bildiren devirler birbirine benzer, birbirini ispat eder. Ve bu gecenin sabahı ve bu kışın baharı kat’iyetinde fâni dünyanın karanlıklı kışının bâki bir baharı ve sermedî bir sabahı geleceğini hadsiz emârelerle haber verir diye, Hafîzismi ile هُوَ اْلأَوَّلُ وَاْلاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ blank.gif1isimleri, biz Hâlıkımızdan sorduğumuz haşir meselesine, mezkûr hakikatle cevap veriyorlar.
      Hem madem gözümüzle görüyoruz ve aklımızla anlıyoruz ki;

      İnsan şu kâinat ağacının en son ve en cemiyetli meyvesi,

      Ve hakikat-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetiyle çekirdek-i aslîsi,

      Ve kâinat Kur’ân’ının âyet-i kübrası,

      Ve İsm-i Âzamı taşıyan âyetü’l-kürsîsi,

      Ve kâinat sarayının en mükerrem misafiri,

      Ve o saraydaki sair sekenelerde tasarrufa mezun en faal memuru,

      Ve kâinat şehrinin zemin mahallesinin bahçesinde ve tarlasında, varidat vesarfiyatına ve zer’ ve ekilmesine nezarete memur,

      Ve yüzer fenler ve binler san’atlarla teçhiz edilmiş en gürültülü ve mes’uliyetlinâzırı,

      Ve kâinat ülkesinin arz memleketinde, Padişah-ı Ezel ve Ebedin gayet dikkat altında bir müfettişi, bir nevi halife-i arzı,



      [BILGI]Dipnot-1
      “O Evveldir, Âhirdir, Zâhirdir ve Bâtındır.” Hadîd Sûresi, 57:3.[/BILGI]

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
      [TD]Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
      [TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Padişah-ı Ezel ve Ebed: varlığının başlangıcı ve sonu olmayan Padişah, Allah[/TD]
      [TD]arz: dünya[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
      [TD]cemiyetli: kapsamlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
      [TD]emare: belirti, iz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]faal: çalışkan, hareketli[/TD]
      [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gayet: son derece[/TD]
      [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
      [TD]hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]halife-i arz: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
      [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
      [TD]mes’uliyet: sorumluluk, yükümlülük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
      [TD]mezun: izinli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müfettiş: teftiş eden, denetleyici[/TD]
      [TD]mükerrem: ikram olunan, saygın[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nevi: tür[/TD]
      [TD]nezaret: gözetim, bakım[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nâzır: bakan, gözeten[/TD]
      [TD]saat-i ekber: en büyük saat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]sarfiyat: giderler, harcamalar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sekene: sakinler[/TD]
      [TD]semâvat: gökler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
      [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
      [TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]varidat: gelirler, kaynaklar[/TD]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zer’ etmek: ekmek, dikmek[/TD]
      [TD]âyet-i kübrâ: en büyük delil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyetü’l-kürsî: Allah’ın varlığından ve bir kısım mühim sıfatlarından bahseden Bakara Sûresinin 255. âyeti[/TD]
      [TD]çekirdek-i aslî: asıl çekirdek, tohum[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #805094
      Anonim

        Ve cüz’î ve küllî harekâtı kaydedilen bir mutasarrıfı,
        Ve semâ ve arz ve cibâlin kaldırmasından çekindikleri emanet-i kübrâyı omuzuna alan,
        Ve önüne iki acip yol açılan, bir yolda zîhayatın en bedbahtı ve diğerinde enbahtiyarı,
        Çok geniş bir ubudiyetle mükellef bir abd-i küllî,
        Ve Kâinat Sultanının İsm-i Âzamına mazhar ve bütün esmâsına en câmi’ bir âyinesi, ve hitabât-ı Sübhâniyesine ve konuşmalarına en anlayışlı bir muhatab-ı hassı,
        Ve kâinatın zîhayatları içinde en ziyade ihtiyaçlısı,
        Ve hadsiz fakrıyla ve acziyle beraber hadsiz maksatları ve arzuları ve nihayetsizdüşmanları ve onu inciten zararlı şeyleri bulunan bir biçare zîhayatı,
        Ve istidatça en zengini,
        Ve lezzet-i hayat cihetinde en müteellimi ve lezzetleri dehşetli elemlerle âlûde,
        Ve bekàya en ziyade müştak ve muhtaç ve en çok lâyık ve müstehak ve devamı vesaadet-i ebediyeyi hadsiz dualarla isteyen ve yalvaran ve bütün dünya lezzetleri ona verilse, onun bekàya karşı arzusunu tatmin etmeyen,
        Ve ona ihsanlar eden Zâtı perestiş derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen çok hârika bir mu’cize-i kudret-i Samedâniye ve bir acûbe-i hilkat,
        Ve kâinatı içine alan ve ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesişehadet eden, böyle yirmi küllî hakikatlerle Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan,


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Kâinat Sultan: kâinatın ve bütün varlıkların sultanı olan Allah[/TD]
        [TD]abd-i küllî: bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
        [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]acûbe-i hilkat: acayip bir yaratılışta olan[/TD]
        [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
        [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]biçare: çaresiz[/TD]
        [TD]cibâl: dağlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihazat-ı insaniye: insana ait cihazlar, duygular[/TD]
        [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
        [TD]cüz’î: az, küçük, ferdî[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
        [TD]emanet-i kübra: büyük emanet; benlik duygusu, başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
        [TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
        [TD]harekât: hareketler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan yüce olan Allah’ın Kendi Zâtına has hitapları, konuşmaları[/TD]
        [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidad: kàbiliyet, ruhsal özellik, yetenek[/TD]
        [TD]küllî: genel, kapsamlı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lezzet-i hayat: hayatın lezzeti[/TD]
        [TD]mazhar: ayna, yansıma ve görünme yeri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhatab-ı has: özel muhatap[/TD]
        [TD]mutasarrıf: tasarruf eden, kullanan, idare eden[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mu’cize-i kudret-i Samedâniye: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
        [TD]mükellef: yükümlü, sorumlu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
        [TD]müteellim: acı çeken[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müştak: arzulu, çok istekli[/TD]
        [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]perestiş: aşırı derece sevmek, tapma[/TD]
        [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâ: gök[/TD]
        [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlûde: bulaşık, karışık[/TD]
        [TD]İsm-i Âzam: Cenab-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #805095
        Anonim

          Ve en küçük zîhayatın en cüz’î ihtiyacını gören ve niyazını işiten ve fiilen cevap veren Hafîz-i Zülcelâlin Hafîz ismiyle mütemadiyen amelleri kaydedilen ve kâinatıalâkadar edecek ef’âlleri o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla yazılan ve herşeyden ziyadeo ismin nazar-ı dikkatine mazhar bulunan bu insanlar, elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, bu yirmi hakikatın hükmüyle, insanlar için bir haşir ve neşir olacak ve Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını vekusuratının mücâzâtını çekecek ve Hafîz ismiyle cüz’î-küllî kayd altına alınan heramelinden muhasebe ve sorguya çekilecek ve dâr‑ı bekàda saadet-i ebediyeziyafetgâhının ve şekavet-i daime hapishanesinin kapıları açılacak ve bu âlemde çok tâifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.

          Yoksa, sineğin sesini işitip hakk-ı hayatını vermekle fiilen cevap verdiği halde, gök gürültüsü kuvvetinde bekàya ait hadsiz hukuk-u insaniyenin, mezkûr yirmi hakikatler lisanlarıyla edilen ve Arşı ve ferşi çınlatan dualarını işitmemek ve ohadsiz hukuku zayi etmek ve sinek kanadının intizamı şehadetiyle sinek kanadı kadar israf etmeyen bir hikmet, bütün o hakikatlerin bağlandıkları insanîistidadatı ve ebede uzanan emelleri ve arzuları ve o istidat ve arzuları besleyen kâinatın pek çok rabıtalarını ve hakikatlerini bütün bütün israf etmek öyle bir haksızlıktır ve imkân haricinde ve zâlimâne bir çirkinliktir ki, Hak ve Hafîz veHakîm ve Cemîl ve Rahîm isimlerine şehadet eden bütün mevcudât onu reddeder, “Yüz derece muhal ve bin vech ile mümtenidir” derler.


          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Arş: göğün en yüksek katı; Allah’ın büyüklük ve yüceliğinin ve herşeyi kuşatan sınırsız egemenliğinin tecellî ettiği yer[/TD]
          [TD]Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hafîz: herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah[/TD]
          [TD]Hafîz-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
          [TD]Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [TD]amel: davranış, iş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bekà: kalıcılık, devamlılık[/TD]
          [TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan yer; âhiret[/TD]
          [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ef’al: fiiller, işler[/TD]
          [TD]emel: arzu, istek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ferş: yer[/TD]
          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakk-ı hayat: yaşama hakkı[/TD]
          [TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet: fayda, gaye; Allah’ın herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı[/TD]
          [TD]hukuk-u insaniye: insan hakları[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]intizam: düzen[/TD]
          [TD]istidadat: istidatlar, kàbiliyetler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
          [TD]kusurat: kusurlar, hata ve günahlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâtibîn-i kiram: insanın yaptığı bütün amelleri yazan melekler[/TD]
          [TD]lisan: dil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mazhar bulunma: ayna olma, nail olma[/TD]
          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
          [TD]muhal: imkânsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muhasebe: hesaba çekilme, sorgulanma[/TD]
          [TD]mücazat: ceza verme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mümteni: imkânsız[/TD]
          [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakışlar[/TD]
          [TD]niyaz: dua, yalvarıp yakarma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rabıta: bağ[/TD]
          [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tâife: grup, topluluk[/TD]
          [TD]vecih: yön, şekil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zabit: subay[/TD]
          [TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
          [TD]ziyafetgâh: ziyafet yeri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâlimâne: zâlimce[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şekavet-i daime: daimi bir sıkıntı, mutsuzluk[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #805096
          Anonim

            İşte biz Hâlıkımızdan haşre dair sorduğumuz suale Hak, Hafîz, Hakîm, Cemîl,Rahîm isimleri cevap verip derler: “Biz hak ve hakikat olduğumuz gibi ve hem bize şehadet eden mevcudâtın tahakkuku misillü, haşir haktır ve muhakkaktır.”
            Hem madem… (Daha yazacaktım, fakat güneş gibi malûm olmasından kısa kestim.)
            İşte geçmiş misâllerde ve madem’lerdeki maddelere kıyasen, Cenâb-ı Hakkın yüz, belki bin esmâsının kâinata bakan isimlerinin herbirisi, nasıl ki mevcudattaki âyine ve cilveleriyle Müsemmâsını bedahetle ispat eder; aynen öyle de, haşri vedâr-ı âhireti de gösterirler ve kat’iyetle ispat ederler.

            Hem nasıl Hâlıkımızdan sorduğumuz sualimize, o Rabbimiz bütün fermanlarıyla ve nazil ettiği bütün kitaplarıyla ve müsemmâ olduğu ekser isimleriyle bize kudsîve kat’î cevap veriyor; aynen öyle de, melâikeleriyle ve onların diliyle daha başka bir tarzda dedirir:
            “Sizin zaman-ı Âdem’den beri hem ruhanîlerle, hem bizimle görüşmenizin yüzertevatür kuvvetinde hâdiseleri var. Ve bizim ve ruhanilerin vücutlarına veubudiyetlerine delâlet eden hadsiz emâre ve deliller var. Ve biz âhiret salonlarında ve bazı dairelerinde gezdiğimizi, birbirimize mutabık olarak sizin kumandanlarınızla görüştüğümüz zaman söylemişiz ve daima da söylüyoruz. Elbette bu gezdiğimiz bâki ve mükemmel salonlar ve bu salonların arkalarındatefriş ve tezyin edilmiş olan saraylar ve menzilller, hiç şüphemiz yoktur ki, gayetehemmiyetli misafirleri o yerlerde iskân etmek üzere bekliyorlar. Size kat’î beyan ediyoruz” diye sualimize cevap veriyorlar.

            Hem madem Hâlıkımız, bize en büyük muallim ve en mükemmel üstad ve şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
            [TD]Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah[/TD]
            [TD]Hafîz: esirgeyen, koruyan, yarattıklarını koruyup gözeten Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Hak: doğru, gerçek; herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
            [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
            [TD]Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan Peygamberimiz Muhammed (a.s.m.)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Müsemmâ: ismin sahibi, isimlenen[/TD]
            [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Rahîm: merhametli; rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
            [TD]bedahet: ap açıklık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
            [TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
            [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
            [TD]emare: belirti, işaret[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
            [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayet: son derece[/TD]
            [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
            [TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâdise: olay[/TD]
            [TD]iskân etmek: yerleştirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
            [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
            [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]malûm: bilinen[/TD]
            [TD]melâike: melekler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]menzil: durak, yer[/TD]
            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]misillü: gibi[/TD]
            [TD]muallim: öğretmen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mutabık olmak: uygun olmak[/TD]
            [TD]nazil etmek: indirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık[/TD]
            [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tefriş: döşeme[/TD]
            [TD]tevatür: çeşitli kanallardan gelen ve doğruluğu kesin olarak kanıtlanan haber[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezyin: süsleme[/TD]
            [TD]ubûdiyet: kulluk[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücut: beden, varlık[/TD]
            [TD]zaman-ı Âdem: Âdem peygamberin zamanı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #805174
            Anonim

              Vesselâmı tayin etmiş ve en son elçi olarak göndermiş. Biz dahi, ilmelyakînmertebesinden aynelyakîn ve hakkalyakîn mertebelerine terakki ve tekemmül etmek üzere, herşeyden evvel bu üstadımızdan, Hâlıkımızdan sorduğumuz suali sormaklığımız lâzım geliyor. Çünkü o zât, Hâlıkımız tarafından herbiri birernişane-i tasdik olan bin mu’cizatıyla, Kur’ân’ın bir mu’cizesi olarak, Kur’ân’ın hakve kelâmullah olduğunu ispat ettiği gibi; Kur’ân dahi, kırk nevi i’câz ile o zâtın birmu’cizesi olup, onun doğru ve Resulullah olduğunu ispat ederek, ikisi beraber, biriâlem-i şehadet lisanı (bütün hayatında, bütün enbiya ve evliyanın tasdikleri altında) diğeri âlem-i gayb lisanı bütün semâvî fermanların ve kâinathakikatlerinin tasdikleri içinde binler âyâtıyla iddia ve ispat ettikleri hakikat-i haşriye elbette güneş ve gündüz gibi bir kat’iyettedir. Evet, haşir gibi, en acip ve en dehşetli ve tavr-ı aklın haricinde bir mes’ele, ancak ve ancak böyle harika iki üstadın dersleriyle halledilir, anlaşılır.

              Eski zaman peygamberleri ümmetlerine Kur’ân gibi izahat vermediklerinin sebebi, o devirler beşerin bedeviyet ve tufûliyet devri olmasıdır. İptidaî derslerdeizah az olur.
              Elhâsıl: Madem Cenâb-ı Hakkın ekser isimleri âhireti iktiza edip isterler; elbette o isimlere delâlet eden bütün hüccetler, bir cihette âhiretin tahakkukuna dahi delâlet ederler.
              Ve madem melâikeler âhiretin ve âlem-i bekànın dairelerini gördüklerini haber veriyorlar; elbette melâike ve ruhların ve ruhaniyâtın vücut ve ubudiyetlerineşehadet eden deliller, dolayısıyla âhiretin vücuduna dahi delâlet ederler.
              Ve madem Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın bütün hayatında vahdâniyetten

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref sahibi Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
              [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]aynelyakin: gözlem ve müşahedeye dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
              [TD]bedeviyet: göçebelik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
              [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
              [TD]ekser: çoğunluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]elhasıl: özetle, kısaca[/TD]
              [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler[/TD]
              [TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
              [TD]hakikat-i haşriye: haşir gerçeği[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakkalyakîn: bizzat yaşamak suretiyle, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kesin bilme[/TD]
              [TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüccet: kesin, güçlü delil[/TD]
              [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ilmelyakin: ilmî ve sağlam delillere dayanarak, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme[/TD]
              [TD]iptidaî: basit, ilkel; ilköğretim seviyesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izah: açıklama[/TD]
              [TD]izahat: açıklamalar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
              [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kelâmullah: Allah’ın kelamı, Kur’ân[/TD]
              [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [TD]melâike: melekler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü haller[/TD]
              [TD]mu’cizât: mu’cizeler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: tür[/TD]
              [TD]nişane-i tasdik: doğrulayıcı nişan, alâmet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ruhaniyât: maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlıklar[/TD]
              [TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
              [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tavr-ı akl: akıl ölçüsü, akıl çizgisi[/TD]
              [TD]tekemmül etmek: mükemmelleşmek, olgunlaşmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
              [TD]tufûliyet: çocukluk, küçüklük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
              [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının olmayışı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
              [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
              [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i şehadet: gözle gördüğümüz âlem[/TD]
              [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #805175
              Anonim

                sonra en daimî dâvâsı ve müddeâsı ve esası âhirettir; elbette o zâtınnübüvvetine ve sıdkına delâlet eden bütün mu’cizeleri ve hüccetleri, bir cihette, dolayısıyla âhiretin tahakkukuna ve geleceğine şehadet ederler.
                Ve madem Kur’ân’ın dörtten birisi haşir ve âhirettir ve bin âyâtıyla onun ispatına çalışır ve onu haber verir; elbette Kur’ân’ın hakkaniyetine şehadet ve delâlet eden bütün hüccetleri ve delilleri ve burhanları, dolayısıyla âhiretin vücûduna vetahakkukuna ve açılmasına dahi delâlet ve şehadet ederler.
                İşte bak, bu rükn-ü imanî ne kadar kuvvetli ve kat’î olduğunu gör.

                endOfSection.gifendOfSection.gif



                [TABLE]
                [TR]
                [TD]burhan: mantıkî delil, kanıt[/TD]
                [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]delâlet: işaret etme, delil olma[/TD]
                [TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                [TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                [TD]mu’cize: Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü işler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müddeâ: iddia edilen şey[/TD]
                [TD]nübüvvet: peygamberlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rükn-ü imanî: imanın şartı, temel esası[/TD]
                [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #805176
                Anonim
                  Sekizinci Meselenin Bir Hülâsa

                  Yedincide haşri çok makamattan soracaktık. Fakat Hâlıkımızın isimleriyle verdiği cevap o derece kuvvetli yakîn ve kanaat verdi ki, daha başka sorgulara ihtiyaç bırakmadığından, orada kısa kestik. Şimdi bu meselede, âhiret imanının, hem âhiretin saadetine, hem dünyasaadetine dair temin ettiği faideler ve neticelerinden yüzden biri hülâsaedilecek. Saadet-i uhreviyeye ait kısmı, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânınizahatı daha hiç bir beyana ihtiyaç bırakmamış. Onu ona havale ederek ve saadet-i dünyeviyeye ait kısmı izah cihetini Risale-i Nur’a bırakıp, yalnız kısa bir hülâsa ile insanın hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiyesine ait yüzer neticelerinden üç-dört tanesini beyan ederiz.

                  Birincisi

                  İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu misillü, dünya ilealâkadardır. Ve akaribiyle münasebettar olduğu gibi, nev-i beşer ile de ciddî vefıtrî münasebettardır. Ve dünyada muvakkat bekàsını arzuladığı gibi, bir dâr‑ıebedîde bekàsını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve midesinin gıda ihtiyacını temin etmeye çalıştığı gibi, dünya kadar geniş, belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları, akıl ve kalb ve ruh ve insaniyet mideleri için tedarik etmeye fıtratenmecburdur, çabalıyor. Ve öyle arzuları ve matlapları var ki, ebedî saadetten başka hiçbir şey onları tatmin etmiyor. Hattâ, Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, bir zaman, küçüklüğümde, hayalimden sordum: “Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa,bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?” dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden “Ah!” çekti. “Cehennem de olsa bekà isterim” dedi.

                  İşte, madem mahiyet-i insaniyenin bir hizmetkârı olan kuvve-i hayaliyeyi bu dünya lezzetleri tatmin etmiyor; elbette gayet câmi’ mahiyet-i insaniye,ebediyetle

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                  [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                  [TD]akarib: akrabalar, yakınlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                  [TD]bekà: kalıcılık, süreklilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]beyan: açıklama[/TD]
                  [TD]bâki: kalıcı, devamlı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                  [TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dar-ı ebedî: sonsuzluk yurdu[/TD]
                  [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebediyet: sonsuzluk[/TD]
                  [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
                  [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gayet: son derece[/TD]
                  [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hayat-ı şahsiye: kişisel hayat[/TD]
                  [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                  [TD]hülâsa: öz, özet, esas[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                  [TD]izah: açıklama[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]izahat: açıklamalar[/TD]
                  [TD]kuvve-i hayaliye: hayal gücü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahiyet-i insaniye: insanın mahiyeti, iç yüzü[/TD]
                  [TD]makamat: makamlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]matlap: istek[/TD]
                  [TD]meşakkatli: sıkıntılı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]misillü: gibi[/TD]
                  [TD]muhalif olmak: zıt, aykırı olmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                  [TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
                  [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]saadet-i dünyeviye: dünya hayatındaki mutluluk[/TD]
                  [TD]saadet-i uhreviye: âhiret hayatındaki mutluluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                  [TD]tatmin etmek: ikna etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tedarik etmek: elde etmek[/TD]
                  [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]yakîn: şüphesiz ve kesin olarak bilme[/TD]
                  [TD]âdi: basit, değersiz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat

                  [/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #805177
                  Anonim

                    fıtraten alâkadardır. İşte bu hadsiz arzu ve emellere bağlı olduğu halde, sermayesi bir cüz’î cüz-ü ihtiyarî ve fakr-ı mutlak bir insana, âhirete iman ne derece kuvvetli ve kâfi ve vâfi bir hazine, bir medar-ı saadet ve lezzet, bir medar-ı istimdat, birmerci ve dünyanın hadsiz gamlarına karşı bir medar-ı tesellî olduğu öyle bir meyve ve faidedir ki, onu kazanmak yolunda dünya hayatını feda etse yine ucuzdur.
                    İkinci meyvesi ve hayat-ı şahsiyeye bakan bir faidesi:

                    Üçüncü Meselede izah edilen ve Gençlik Rehberinde bir haşiye bulunan çokehemmiyetli bir neticedir.
                    Evet, her insanın, her zaman düşündüğü en ehemmiyetli endişesi, mezaristana giren kendi dostları ve akrabaları gibi o idamhaneye girmek keyfiyetidir. Birtek dostu için ruhunu feda eden o bîçare insanın, binler, belki milyonlar, milyarlar dostları ebedî bir müfarakat içinde idam olmalarını tevehhüm edip Cehennem azabından beter bir elem, o düşünmek ucundan göründüğü vakit, âhirete iman geldi, gözünü açtırdı ve perdeyi kaldırdı… “Bak” dedi. O, imanla baktı. Cennet lezzetinden haber veren bir lezzet-i ruhâniyeyi, o dostları ebedî ölümlerden ve çürümelerden kurtulup mesrurâne bir nuranî âlemde onu da bekliyorlar vaziyetindemüşahedesiyle aldı.
                    Risale-i Nur’da bu netice hüccetlerle izahına iktifaen kısa kesiyoruz.

                    Hayat-ı şahsiyeye ait üçüncü bir faidesi:

                    İnsanın sair zîhayatlar üstündeki tefevvuku ve rütbesi ise, yüksek seciyeleri vecemiyetli istidatları ve küllî ubudiyetleri ve geniş vücudî daireleri itibarıyladır. Halbuki o insan hem mâdum, hem ölü, hem karanlık olan geçmiş ve gelecek zamanların ortasında sıkışmış bir kısa zaman olan hazır vaktin mikyasıyla, ölçüsüyle hamiyeti, muhabbeti, kardeşliği, insaniyeti gibi seciyeler alır.
                    Meselâ, eskiden tanımadığı ve ayrılıktan sonra da hiç göremeyeceği babasını, kardeşini, karısını, milletini ve vatanını sever, hizmet eder. Ve tam sadakate ve

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                    [TD]bîçare: çaresiz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cemiyetli: kapsamlı, geniş[/TD]
                    [TD]cüz-i ihtiyarî: insandaki irade, seçme gücü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
                    [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                    [TD]elem: acı, keder[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                    [TD]fakr-ı mutlak: mutlak, sınırsız fakirlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
                    [TD]gam: sıkıntı, üzüntü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                    [TD]hamiyet: din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayat-ı şahsiye: kişisel hayat[/TD]
                    [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
                    [TD]idamhane: idam yeri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
                    [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
                    [TD]itibarıyla: özelliğiyle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]izah: açıklama[/TD]
                    [TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                    [TD]küllî: büyük ve kapsamlı, tür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lezzet-i ruhâniye: ruhun aldığı lezzet[/TD]
                    [TD]medar-ı istimdat: medet, yardım isteme kaynağı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]medar-ı saadet: mutluluk sebebi[/TD]
                    [TD]medar-ı tesellî: teselli kaynağı, vesilesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]merci: kaynak, başvurulacak yer[/TD]
                    [TD]mesrurâne: sevinçli bir şekilde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mezaristan: mezarlık[/TD]
                    [TD]mikyas: ölçü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                    [TD]mâdum: yok, ölü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müfarakat: ayrılıklar[/TD]
                    [TD]müşahede: gözlem[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
                    [TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                    [TD]seciye: huy, karakter[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sermaye: servet, varlık[/TD]
                    [TD]tefevvuk: üstünlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
                    [TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vâfi: yeterli[/TD]
                    [TD]vücudî: varlıkla ilgili[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                    [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #805178
                    Anonim

                      ihlâsa pek nâdir muvaffak olabilir; o nisbette kemâlâtı ve seciyeleri küçülür. Değil hayvanların en ulvîsi, belki baş aşağı, akıl cihetiyle en biçaresi ve aşağısı olmak vaziyetine düşeceği sırada, âhirete iman imdada yetişir. Mezar gibi dar zamanını, geçmiş ve gelecek zamanları içine alan pek geniş bir zamana çevirir ve dünya kadar, belki ezelden ebede kadar bir daire-i vücut gösterir.
                      Babasını dâr-ı saadette ve âlem-i ervahta dahi pederlik münasebetiyle ve kardeşini tâ ebede kadar uhuvvetini düşünmesiyle ve karısını Cennette dahi en güzel bir refika-i hayatı olduğunu bilmesi haysiyetiyle sever, hürmet eder, merhamet eder, yardım eder. Ve o büyük ve geniş daire-i hayatta ve vücuttakimünasebetler için olan ehemmiyetli hizmetleri, dünyanın kıymetsiz işlerine vecüz’î garazlarına ve menfaatlerine âlet etmez. Ciddi sadakate ve samimi ihlâsa muvaffak olarak, kemâlâtı ve hasletleri, o nisbette, derecesine göre yükselmeye başlar, insaniyeti teâli eder. Hayat lezzetinde serçe kuşuna yetişmeyen o insan, bütün hayvanat üstünde, kâinatın en müntehap ve bahtiyar bir misafiri ve Sahib‑iKâinatın en mahbup ve makbul bir abdi olmasıdır. Bu netice dahi Risale-i Nur’dahüccetlerle izahına iktifaen kısa kesildi.

                      Dördüncü bir faidesi ki, insanın hayat-ı içtimaiyesine bakıyor:

                      Risale-i Nur’dan Dokuzuncu Şuâda beyan edilen o neticenin bir hülâsası şudur:
                      Nev-i insanın dörtten birini teşkil eden çocuklar, âhiret imanıyla insanca yaşayabilirler ve insaniyetin istidatlarını taşıyabilirler. Yoksa, elîm endişeler içinde, kendini uyutturmak ve unutturmak için çocukça oyuncaklarıyla, haylâz bir hayatla yaşayacak. Çünkü, her vakit etrafında onun gibi çocukların ölmesiyle onun nazik dimağında ve ileride uzun arzuları taşıyan zayıf kalbinde ve mukavemetsizruhunda öyle bir tesir yapar ki, hayatı ve aklı o biçareye âlet-i azap ve işkence edeceği zamanda, âhiret imanının dersiyle, görmemek için oyuncaklar altında onlardan saklandığı o endişeler yerinde, bir sevinç ve genişlik hissederek der:


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Sahib-i Kâinat: evrenin ve herşeyin sahibi olan Allah[/TD]
                      [TD]abd: kul[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bahtiyar: talihli, mutlu[/TD]
                      [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                      [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
                      [TD]daire-i hayat: hayat dairesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]daire-i vücut: varlık dairesi[/TD]
                      [TD]dimağ: akıl, bilinç, beyin[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dâr-ı saadet ve ebediyet: sonsuzluk ve mutluluk yeri[/TD]
                      [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                      [TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
                      [TD]garaz: kötü kasıt[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haslet: huy, özellik, karakter[/TD]
                      [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
                      [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
                      [TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                      [TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]imdat: yardım[/TD]
                      [TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]izah: açıklama[/TD]
                      [TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                      [TD]mahbup: sevgili[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]makbul: kabul gören, geçerli[/TD]
                      [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mukavemetsiz: karşı konulmaz, direnilmez[/TD]
                      [TD]muvaffak olmak: başarılı olmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
                      [TD]müntehap: seçilmiş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nev-i insan: insanlar, insanlık[/TD]
                      [TD]nisbet: oran, ölçü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş[/TD]
                      [TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]seciye: huy, karakter[/TD]
                      [TD]tesir: etki[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teâli etmek: yücelmek, yükselmek[/TD]
                      [TD]teşkil etmek: meydana getirmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                      [TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vücut: varlık[/TD]
                      [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem-i ervah: ruhlar âlemi[/TD]
                      [TD]âlet-i azap: azap âleti, sıkıntı veren unsur[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #805179
                      Anonim

                        “Bu kardeşim veya arkadaşım öldü, Cennetin bir kuşu oldu. Bizden daha iyi keyf eder, gezer. Ve validem öldü, fakat rahmet-i İlâhiyeye gitti, yine beni Cennette kucağına alıp sevecek ve ben de o şefkatli anneciğimi göreceğim” diye insaniyete lâyık bir tarzda yaşayabilir.
                        Hem insanın bir rub’unu teşkil eden ihtiyarlar, yakında hayatlarının sönmesine ve toprağa girmelerine ve güzel ve sevimli dünyalarının kapanmasına karşı tesellîyi, ancak ve ancak âhiret imanında bulabilirler. Yoksa o merhametli muhterembabalar ve fedakâr şefkatli analar, öyle bir vâveylâ-yı ruhî ve bir dağdağa‑ikalbî çekeceklerdi ki, dünya onlara meyusâne bir zindan ve hayat işkenceli bir azap olurdu. Fakat âhiret imanı onlara der:

                        “Merak etmeyiniz. Sizin ebedî bir gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat venihayetsiz bir ömür sizi bekliyor. Ve zâyi ettiğiniz evlât ve akrabalarınızla sevinçlerle görüşeceksiniz. Ve ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş;mükâfatlarını göreceksiniz” diye, iman-ı âhiret onlara öyle bir tesellî ve inşirahverir ki; her birinin yüz ihtiyarlık birden başlarına toplansa onları meyus etmez.
                        Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, hevesatları galeyanda, hissiyatamağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimaiyede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikede kalır. Bazı, bir dakika lezzeti için bir mes’ut hanenin saadetini mahveder ve bu gibi, hapiste dört beş sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başına alır. “Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım” diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. Bu mânânın dahi Risale-i Nur’da burhanlarıyla izahına iktifaen kısa kesiyoruz.

                        Hem nev-i beşerin ehemmiyetli bir kısmı, hastalar ve mazlumlar ve bizim gibimusibetzedeler ve fakirler ve ağır ceza alan mahpuslar, eğer iman-ı âhiret onların

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Padişah-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Padişah, Allah[/TD]
                        [TD]cüretkâr: cesur, atılgan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dağdağa-i kalbî: kalp sıkıntısı, huzursuzluğu[/TD]
                        [TD]ebedî: sonsuz, sonu olmayan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                        [TD]ehl-i namus: namusuna düşkün olanlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fenalık: kötülük[/TD]
                        [TD]galeyan: coşup taşma, azgınlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hafiye: gizli çalışan[/TD]
                        [TD]hane: ev[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
                        [TD]haysiyet: şeref, onur, itibar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hevesat: heves ve arzular[/TD]
                        [TD]hissiyat: duygular, hisler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
                        [TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]imdad: yardım[/TD]
                        [TD]inşirah: ferahlama, rahatlık, huzur[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]izah: açıklama[/TD]
                        [TD]mahpus: hapsedilmiş, mahkum[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahvetmek: yok etmek[/TD]
                        [TD]mağlûp: yenilen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]melâike: melekler[/TD]
                        [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meyus: ümitsiz[/TD]
                        [TD]meyusâne: ümitsizce[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
                        [TD]muhterem: hürmete lâyık, saygıdeğer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]musibetzede: felâkete uğrayan[/TD]
                        [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nev-i beşer: insanlar, insan türü[/TD]
                        [TD]nev-i insan: insanlar, insanlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                        [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın rahmeti[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rub’: dörtte bir[/TD]
                        [TD]saadet: mutluluk, huzur[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tahattur etmek: hatıra getirmek[/TD]
                        [TD]tecavüz etmek: saldırmak, sataşmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teşkil etmek: yapmak, meydana getirmek[/TD]
                        [TD]vaveylâ-i ruhî: ruhun feryadı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vazifedar: görevli[/TD]
                        [TD]zayi: ziyan, kayıp[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                        [TD]ırz: şan ve şeref, nâmus[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #805180
                        Anonim

                          imdadına yetişmezse, her vakit hastalığın ihtarıyla gözü önüne gelen ölüm ve intikamını alamadığı ve namusunu elinden kurtaramadığı zâlimin mağrurâneihaneti ve büyük musibetlerde boşu boşuna malını, evlâdını kaybetmekle gelenelîm meyusiyeti ve bir-iki dakika veya bir iki saat keyif yüzünden beş on sene böyle bir hapis azabını çekmekten gelen kederli sıkıntı, elbette o biçarelere dünyayı zindan ve hayatı bir işkenceli azaba çevirir. Eğer âhirete iman imdatlarına yetişse, birden onlar nefes alırlar; sıkıntıları, meyusiyetleri ve endişeleri ve intikam hiddetleri, derece-i imanına göre kısmen ve bazan tamamen zâil olur.

                          Hattâ diyebilirim ki, benim ve bir kısım kardeşlerimin bu sebepsiz hapsimizde vedehşetli musibetimizde, eğer iman-ı âhiret yardım etmeseydi, bir gün dayanmak, ölüm kadar tesir edip bizi hayattan istifa etmeye sevk edecekti. Fakat hadsizşükür olsun, benim canım kadar sevdiğim pek çok kardeşlerimin bu musibetten gelen elemlerini de çektiğim ve gözüm kadar sevdiğim binler Risale-i Nur risaleleri ve benim yaldızlı ve süslü ve çok kıymettar kitaplarımın ziyaları ve ağlamalarındanteessüflerini çektiğim ve eskiden beri az bir ihaneti ve tahakkümü kaldıramadığım halde; sizi kasemle temin ederim ki, iman-ı bil’âhiret nuru ve kuvveti bana öyle bir sabır ve tahammül ve tesellî ve metanet, belki mücahidâne, kârlı bir imtihan dersinde daha büyük mükâfatı kazanmak için bir şevk verdi ki, ben bu risalenin başında dediğim gibi, kendimi medrese-i Yusufiye ünvanına lâyık bir güzel ve hayırlı medresede biliyorum. Arasıra gelen hastalıklar ve ihtiyarlıktan neş’et eden titizlikler olmasaydı, mükemmel ve rahat-ı kalb ile derslerime daha ziyadeçalışacaktım. Her ne ise, bu makam münasebetiyle saded harici girdi; kusura bakılmasın.

                          Hem her insanın küçük bir dünyası, belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı âhiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı, herbiri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elîm endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner veyahut muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur. Devekuşu gibi avcıyı görür, kaçamıyor, uçamıyor. Başını kuma sokar, tâ görünmesin. Başını gaflete sokar, tâ ölüm ve zevâl ve firak onu görmesin. Divanece, muvakkat iptal-i his nev’inden bir çare bulur. Çünkü, meselâ

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]alâkadarlık: ilgili olma[/TD]
                          [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                          [TD]derece-i iman: iman derecesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]divanece: akılsızca, delice[/TD]
                          [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]elem: acı, keder[/TD]
                          [TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]firak: ayrılık[/TD]
                          [TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                          [TD]hane: ev[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hükmetmek: hâkim olmak, egemen olmak[/TD]
                          [TD]ihtar: hatırlatma, uyarıp ikaz etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iman-ı bil’âhiret: “âhiret gününe iman”[/TD]
                          [TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]imdad: yardım[/TD]
                          [TD]iptal-i his: hisleri uyuşturma, duyguları vazifelerini yapamaz hâle getirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kasem: yemin[/TD]
                          [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mağrurâne: gururlu bir şekilde[/TD]
                          [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishaneye verilen ad[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]metanet: sağlamlık, kararlılık[/TD]
                          [TD]meyusiyet: ümitsizlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                          [TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                          [TD]mücahidâne: cihad edercesine[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                          [TD]nev’î: tür[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]neş’et etmek: çıkmak, yetişmek[/TD]
                          [TD]rahat-ı kalb: kalp rahatlığı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                          [TD]saded: asıl mevzu, konu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sefahet: gayrı meşru zevk ve eğlenceye düşkünlük[/TD]
                          [TD]tahakküm: baskı, zorbalık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahammül: dayanma, katlanma[/TD]
                          [TD]teessüf: eseflenme, üzülme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tenvim etmek: uyutmak, uyuşturmak[/TD]
                          [TD]zevâl: geçip gitme, yok olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ziya: ışık[/TD]
                          [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zâil olmak: geçip gitmek, yok olmak[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #805181
                          Anonim

                            valide, ruhunu feda ettiği evlâdını daima tehlikelere mâruz gördükçe titrer. Ve pederini ve kardeşini eksik olmayan belâlardan kurtaramayan evlâtlar, daim bir keder, bir korkaklık hisseder. Buna kıyasen, bu dağdağalı, kararsız hayat-ı dünyeviyede, o mes’ut zannedilen aile hayatı çok cihetlerle saadetini kaybeder. Ve kısacık bir hayattaki münasebet ve karâbet dahi, hakiki sadakati ve samimî ihlâsı ve garazsız bir hizmeti ve muhabbeti vermez. Ahlâk o nisbette küçülür, belki sukut eder.
                            Eğer âhirete iman o haneye girse, birden ışıklandıracak. Ortalarındaki münasebetve şefkat ve karâbet ve muhabbet, kısacık bir zaman ölçüsüyle değil, belki dâr-ı âhirette, saadet-i ebediyede dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle samimî hürmet eder, sever, şefkat eder, sadakat eder, kusurlarına bakmaz gibi ahlâk yükseklenir. Hakikî insaniyet saadeti o hanede başlar inkişafa.
                            Bu mânâ dahi hüccetlerle Risale-i Nur’da beyanına binaen kısa kesildi.

                            Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse, güzel ahlâkın esasları olan ihlâs, samimiyet, fazilet,hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlâhî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır.Zâhirî âsâyiş ve insaniyet altında anarşistlik ve vahşet mânâları hükmeder; ohayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylâzlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamaya başlarlar.
                            Buna kıyasen, memleket dahi bir hanedir ve vatan dahi bir millî ailenin hanesidir. Eğer iman-ı âhiret bu geniş hanelerde hükmetse, birden samimî hürmet ve ciddî merhamet ve rüşvetsiz muhabbet ve muavenet ve hilesiz hizmet ve muaşeret veriyâsız ihsan ve fazilet ve enâniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta inkişafa başlarlar.

                            Çocuklara der: “Cennet var, haylazlığı bırak.” Kur’ân dersiyle temkin verir.


                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]anarşistlik: kural tanımama, her türlü düzen ve otoriteye karşı çıkma[/TD]
                            [TD]beyan: açıklama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
                            [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dağdağalı: karışık, sıkıntılı, gürültülü[/TD]
                            [TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                            [TD]enaniyetsiz: kendini beğenmeme, gurursuz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fazilet: değer ve üstünlük[/TD]
                            [TD]garaz: kötü kasıt, art niyet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakiki: gerçek[/TD]
                            [TD]hamiyet: din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hane: ev[/TD]
                            [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hayat-ı şehriye: şehir hayatı[/TD]
                            [TD]hodgâmlık: bencillik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
                            [TD]ihlâs: içtenlik, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                            [TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkişaf: açığa çıkma, ortaya çıkma[/TD]
                            [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]karâbet: yakınlık[/TD]
                            [TD]kavî: güçlü, kuvvetli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]menfaat: fayda, çıkar[/TD]
                            [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muavenet: yardım[/TD]
                            [TD]muaşeret: birlikte yaşayıp iyi geçinme, görgü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                            [TD]mâruz: birşeyle karşı karşıya kalma, tesir ve etkisinde kalma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]münasebet: ilgi, bağlantı[/TD]
                            [TD]nisbet: kıyas, ölçü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]riya: gösteriş[/TD]
                            [TD]riyâsız: gösterişsiz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rızâ-yı İlâhî: Allah’ın rızası[/TD]
                            [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                            [TD]sadâkat: bağlılık, doğruluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]samimiyet: içtenlik[/TD]
                            [TD]sevab-ı uhrevî: âhiret sevabı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sukut etmek: düşmek, alçalmak[/TD]
                            [TD]tasannu: yapmacık hareket, zorla birşeyi daha iyi göstermeye çalışma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]temkin: ağırbaşlılık, ölçülü heraket[/TD]
                            [TD]vahşet: ürküntü, korku[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zâhirî: görünürde[/TD]
                            [TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âsâyiş: huzur, emniyet[/TD]
                            [TD]şefkat: acıma, merhamet[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #805182
                            Anonim

                              Gençlere der: “Cehennem var, sarhoşluğu bırak.” Aklı başlarına getirir.
                              Zâlime der: “Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin.” Adalete başını eğdirir.
                              İhtiyarlara der: “Senin elinden çıkmış bütün saadetlerinden çok yüksek ve daimî bir uhrevî saadet ve taze, bâki bir gençlik seni bekliyorlar. Onları kazanmaya çalış.” Ağlamasını gülmeye çevirir.
                              Bunlara kıyasen, cüz’î ve küllî herbir taifede hüsn-ü tesirini gösterir, ışıklandırır.Nev-i beşerin hayat-ı içtimaiyesiyle alâkadar olan içtimaiyyun ve ahlâkıyyûnların kulakları çınlasın! İşte, iman-ı âhiretin binler faidelerinden, işaret ettiğimiz beş altı nümunelerine sairleri kıyas edilse, kat’î anlaşılır ki, iki cihanın ve iki hayatınmedar-ı saadeti yalnız imandır.
                              Risale-i Nur’da, Yirmi Sekizinci Sözde ve başka risalelerinde, haşrin cismaniyeticihetinde gelen zayıf şüphelere kuvvetli cevaplarına iktifaen burada yalnız bir kısa işaretle deriz ki:

                              Esmâ-i İlâhiyenin en cemiyetli âyinesi cismâniyettedir. Ve hilkat-i kâinattakimakàsıd-ı İlâhiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbâniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlıkına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretlitohumları yine cismaniyettedir. Mâneviyat ve ruhâniyat âlemlerinin en mütenevviçekirdekleri yine cismaniyettedir.
                              Bunlara kıyasen, yüzer küllî hakikatler cismaniyette temerküz ettiğinden, Hâlık-ı Hakîm, zemin yüzünde cismaniyeti çoğaltmak ve mezkûr hakikatlere mazhar eylemek için, öyle sür’atli ve dehşetli bir faaliyetle kàfile kàfile arkasınamevcudata vücut giydirir, o meşhere gönderir. Sonra onları terhis eder, başkalarını gönderir. Mütemadiyen kâinat fabrikasını işlettirir. Cismanî mahsulâtı dokuyup, zemini âhirete ve Cennete bir fidanlık bahçesi hükmüne getirir. Hattâ insanın

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                              [TD]Hâlık-ı Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ahlâkiyyun: ahlâk bilimciler[/TD]
                              [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]beşer: insan[/TD]
                              [TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cemiyetli: kapsamlı, geniş[/TD]
                              [TD]cihan: dünya[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                              [TD]cismaniyet: bedenle, maddî vücutla ilgili oluş[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cismanî: maddi vücuda sahip[/TD]
                              [TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                              [TD]esmâ-i İlâhiye: Cenab-ı Allah’ın isimleri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]faal: çalışkan, hareketli[/TD]
                              [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hayat-ı içtimaiye: sosyal hayat[/TD]
                              [TD]haşrin cismaniyeti: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hilkat-i kâinat: kâinatın, evrenin yaratılışı[/TD]
                              [TD]hüsn-ü tesir: iyi, güzel tesir[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihsânât-ı Rabbâniye: Allah’ın lütuf ve bağışları[/TD]
                              [TD]iktifaen: yetinerek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
                              [TD]içtimaiyyun: sosyologlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                              [TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kàfile: grup, topluluk[/TD]
                              [TD]küllî: büyük, geniş, kapsamlı, tür[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahsulat: ürünler[/TD]
                              [TD]makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mazhar eylemek: eriştirmek, ayna yapmak[/TD]
                              [TD]medar-ı saadet: mutluluk, huzur kaynağı, vesilesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                              [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]meşher: sergi[/TD]
                              [TD]mâneviyat: mânevî âleme ait olan şeyler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                              [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
                              [TD]ruhâniyat âlemleri: ruhlar âlemi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                              [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                              [TD]temerküz etmek: odaklaşmak, toplanmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]terhis etmek: göreve son vermek[/TD]
                              [TD]teşekkürat: teşekkürler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]uhrevî: âhirete ait[/TD]
                              [TD]vücut giydirmek: var etmek, bir bedene sokmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zemin: yer[/TD]
                              [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #805183
                              Anonim

                                cismânî midesini memnun etmek için o midenin hâl diliyle bekàsına dair duasınıkemâl-i ehemmiyetle dinleyip kabul ederek fiilen cevap vermek için, hadsiz ve hesapsız ve yüz binler tarzlarda ve binler çeşit çeşit lezzetlerde gayet san’atlıtaamları ve gayet kıymetli nimetleri cismaniyete ihzar etmek, bedahetle ve şeksizgösterir ki, dâr-ı âhirette Cennetin en çok ve en mütenevvi lezzetleri cismanîdir. Ve saadet-i ebediyenin en ehemmiyetli ve herkesin istediği ve ünsiyet ettiği nimetleri cismanîdir.

                                Acaba hiçbir cihet-i ihtimali ve imkânı var mı ki, bu âdi midenin hal diliyle bekàduasını kabul edip nihayetsiz mu’cizatlı maddî taamlarla onu minnettar ederek, her vakit tesadüfsüz, kastî olarak fiilen cevap veren bir Kadîr-i Rahîm, bir Alîm-i Kerîm, kâinatın en ehemmiyetli neticesi ve arzın halifesi ve o Hâlıkın güzidesi veperestişkârı olan nev-i insanın insaniyet mide-i kübrâsı ile küllî ve yüksek ve daima arzu ettiği ve ünsiyet ettiği ve fıtraten istediği cismanî lezzetleri, dâr-ı bekàda verilmesine dair hadsiz umumî duaları kabul olmasın ve haşr-i cismânî ile fiilen cevap verilmesin, onu ebedî minnettar etmesin? Adeta sineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin! Ve âdi bir neferin kemâl-i ehemmiyetle techizatına baksın; orduya hiç bakmasın, ehemmiyet vermesin! Bu yüz derece muhal vebâtıldır.
                                Evet, blank.gif1 وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ اْلأَنْفُسُ وَتَلَذُّ اْلاَعْيُنُâyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, insan, en ziyade ünsiyet ettiği ve dünyada nümunesini tatmış olduğu cismanî lezzetleri Cennete lâyık bir tarzda görecek, tadacak. Ve lisan, göz ve kulak gibi âzâların ettikleri hâlis şükürler vehususî ibadetlerin mükâfatları, o uzuvlara mahsus cismânî lezzetler ile verilecektir. Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, o derece


                                [BILGI]Dipnot-1 “Orada canların çekeceği, gözlerin zevk alacağı herşey vardır.” Zuhruf Sûresi, 43:71.[/BILGI]

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Alîm-i Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
                                [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Kadîr-i Rahîm: gücü herşeye yeten, rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
                                [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]arz: dünya[/TD]
                                [TD]bedâhet: ap açıklık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bekà: kalıcılık, devamlılık[/TD]
                                [TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet-i ihtimal: ihtimal yönü[/TD]
                                [TD]cismaniyet: bedenle, maddî vücutla ilgili oluş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cismanî: maddi vücuda sahip[/TD]
                                [TD]dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan yer, âhiret[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
                                [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
                                [TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]gayet: son derece[/TD]
                                [TD]güzide: seçilmiş, seçkin[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                                [TD]halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]haşr-i cismanî: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması[/TD]
                                [TD]hususî: özel[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâlis: içten, katıksız, samimi[/TD]
                                [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                                [TD]kastî: bilerek ve isteyerek yapma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâl-i ehemmiyet: tam ve mükemmel bir önem[/TD]
                                [TD]küllî: büyük, geniş, kapsamlı; tür[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lisan: dil[/TD]
                                [TD]mide-i kübrâ: büyük mide[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]minnettar etmek: nimetlendirmek, borçlu kılmak[/TD]
                                [TD]muhal: imkansız[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mu’cizât: mu’cizeler; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
                                [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
                                [TD]nefer: asker, er[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nev-i insan: insanlar, insanlık[/TD]
                                [TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
                                [TD]perestişkâr: tapan, ibadet eden[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                                [TD]sarahat-i kat’iye: kesin açık mânâ[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
                                [TD]techizat: donanım[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
                                [TD]uzuv: organ[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                [TD]âdi: basit, normal[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âzâ: azalar, organlar[/TD]
                                [TD]ünsiyet etmek: alışmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şeksiz: kuşkusuz, şüphesiz[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #805652
                                Anonim

                                  cismanî lezzetleri sarih bir surette beyan eder ki, başka te’villerle mânâ-yızâhirîyi kabul etmemek imkân haricindedir.
                                  İşte, iman-ı âhiretin meyveleri ve neticeleri gösteriyorlar ki, nasıl ki âzâ-yı insanîden midenin hakikati ve ihtiyacatı, taamların vücuduna kat’î delâlet eder; öyle de, insanın hakikati ve kemâlâtı ve fıtrî ihtiyacatı ve ebedî arzuları ve iman-ı âhiretin mezkûr netice ve faidelerini isteyen hakikatleri ve istidatları daha kat’îolarak âhirete ve Cennete ve cismanî bâki lezzetlere delâlet ve tahakkuklarınaşehadet ettiği gibi, bu kâinatın hakikat-i kemâlâtı ve mânidar tekvînî âyâtı veinsaniyetin mezkûr hakikatlerle alâkadar bütün hakikatleri, dâr-ı âhiretinvücuduna ve tahakkukuna ve haşrin gelmesine ve Cennet ve Cehennemin açılmasına delâlet ve şehadet ettiklerini, Risale-i Nur eczaları ve bilhassa Onuncu ve Yirmi Sekizinci (iki makamı), Yirmi Dokuzuncu Sözler ve Dokuzuncu Şuâ veMünacât risaleleri hüccetlerle, parlak ve şüphe bırakmaz bir tarzda ispat etmişler. Onlara havale ederek bu uzun kıssayı kısa kesiyoruz.
                                  Cehenneme dair beyanat-ı Kur’âniye o kadar vâzıh ve zâhirdir ki, başka izahata ihtiyaç bırakmamış. Yalnız bir iki zayıf şüpheyi izale edecek iki üç nükteyi, tafsiliniRisale-i Nur’a havale edip gayet kısa bir hülâsasını beyan edeceğiz.

                                  Birinci Nükte

                                  Cehennem fikri, geçmiş iman meyvelerinin lezzetlerini korkusuyla kaçırmıyor. Çünkü, hadsiz rahmet-i Rabbâniye, o korkan adama der: “Bana gel, tevbe kapısıyla gir. Tâ Cehennemin vücudu, değil korkutmak, belki sana Cennetin lezzetlerini tam bildirsin ve senin ve hukuklarına tecavüz edilen hadsiz mahlûkatın intikamlarını alsın, sizi keyiflendirsin.”
                                  Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan, yine Cehennemin vücudu bin dereceidam-ı ebedîden hayırlıdır ve kâfirlere de bir nevi merhamettir. Çünkü insan,

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                                  [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]beyanat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın açıklamaları[/TD]
                                  [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
                                  [TD]cismanî: maddi vücuda sahip[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
                                  [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
                                  [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ecza: kısımlar, parçalar[/TD]
                                  [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
                                  [TD]hakikat: gerçek yapı, mahiyet[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat-i kemâlât: mükemmelliklerin esası, gerçeği[/TD]
                                  [TD]havale etmek: göndermek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
                                  [TD]hüccet: delil[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hülâsa: özet[/TD]
                                  [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ihtiyacat: ihtiyaçlar[/TD]
                                  [TD]iman-ı âhiret: âhirete iman[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                                  [TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]izahat: açıklamalar[/TD]
                                  [TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
                                  [TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, mükemmel özellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
                                  [TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahlukât: yaratıklar[/TD]
                                  [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mânidar: anlamlı[/TD]
                                  [TD]mânâ-i zâhirî: görünürdeki mânâ[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
                                  [TD]nevi: tür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
                                  [TD]rahmet-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın sonsuz merhamet ve rahmeti[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]risale: mektup; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm[/TD]
                                  [TD]sarih: açık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                                  [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
                                  [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tekvînî âyât: yaratmaya, var etmeye dâir âyetler, deliller[/TD]
                                  [TD]te’vil: yorum[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
                                  [TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âzâ-yı insanî: insanın azaları, organları[/TD]
                                  [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 103)
                                • ‘On Birinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.