- Bu konu 101 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Temmuz 2012: 09:27 #805879
Anonim
suale izahatla cevap vermek murad etmiştim. Fakat bazı ârızalar meydan vermediler. Tahmin ederim ki, Birinci Nokta kâfi bir mikyas olmasından, daha, zekîlere ziyade izaha ihtiyaç kalmadı. Ve tam anlaşıldı ki, bir Müslüman birhakikat-ı imaniyeyi inkâr etse, küfr-ü mutlaka düşer. Çünkü, başka dinlerinicmallerine mukàbil İslâmiyette tam izahat verilmiş, rükünler birbiriyle zincirlenmiş. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımayan, tasdik etmeyen bir Müslüman, Allah’ı da sıfâtıyla daha tanımaz ve âhireti bilmez. Bir Müslümanın imanı o kadar kuvvetli ve sarsılmaz hadsiz hüccetlere dayanıyor ki, inkârda hiçbir özür kalmıyor, âdeta akıl kabulde mecbur oluyor.
ÜÇÜNCÜ NOKTA
Bir zaman Elhamdü lillâh dedim, onun hadsiz geniş mânasına mukàbil gelecek bir nimet aradım. Birden bu cümle hatıra geldi:
اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلَى اْلاِيمَانِ بِاللهِ، وَعَلٰى وَحْدَانِيَّتِهِ، وَعَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ وَعَلٰى صِفَاتِهِ، وَاَسْمَاۤئِهِ، حَمْدًا بِعَدَدِ تَجَلِّيَاتِ اَسْمَاۤئِهِ مِنَ اْلاَزَلِ اِلَى اْلاَبَدِ
1
Ben de baktım, tam mutabıktır. Şöyle ki: ………
[BILGI]Dipnot-1 “Allah’a iman için ve vahdâniyeti için ve vücub-u vücudu için ve sıfâtı ve esmâsı için, ezelden ebede bütün esmâsının tecelliyâtı adedince Ona hamd olsun.”[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]hakikat-ı imaniye: iman hakikatı, gerçeği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
[TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkâr: inanmama, reddetme[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: açıklamalar[/TD]
[TD]kâfi: yeterli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr ve inançsızlık, hiçbir kutsal değere inanmama[/TD]
[TD]mikyas: ölçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[TD]murad etmek: istemek, dilemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutabık: uygun[/TD]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: doğrulama[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:29 #805880Anonim
Onuncu Mesele
Emirdağ Çiçeği
Kur’ân’da olan tekrarata gelen itirazlara karşı gayet kuvvetli bir cevaptır.
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Gerçi bu Mesele, perişan vaziyetimden müşevveş ve letafetsiz olmuş. Fakat o müşevveş ibare altında çok kıymetli bir nevi i’câzı kat’î bildim.Maatteessüf ifadeye muktedir olamadım. Her ne kadar ibaresi sönük olsa da, Kur’ân’a ait olmak cihetiyle, hem ibadet-i tefekküriye, hemkudsî, yüksek, parlak bir cevherin sadefidir. Yırtık libasına değil, elindeki elmasa bakılsın. Eğer münasipse ‘Onuncu Mesele’ yapınız. Değilse, sizin tebrik mektuplarınıza mukàbil bir mektup kabul ediniz. Hem bunu gayet hasta ve perişan ve gıdasız, bir iki gün Ramazan’da mecburiyetle, gayet mücmel ve kısa ve bir cümlede pek çok hakikatleri ve müteaddit hüccetleri derc ederek yazdım. Kusura bakılmasın.HAŞİYE-1Aziz, sıddık kardeşlerim,
Ramazan-ı Şerifte Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyânı okurken, Risale-i Nur’a işaretleri Birinci Şuâda beyan olunan otuz üç âyetten hangisi gelse bakıyorum ki, o âyetin sahifesi ve yaprağı ve kıssası dahi Risale-i Nur’a ve şakirtlerine, kıssadan hisse almak noktasında bir derece bakıyor. Hususan Sûre-i Nur’dan âyâtü’n-nur, on parmakla Risale-i Nur’a baktığı gibi, arkasındaki âyet-i zulümat dahi
muarızlarına tam bakıyor ve ziyade hisse veriyor. Adeta o makam, cüz’iyetten çıkıp
[BILGI]Haşiye-1 Denizli Hapsinin meyvesine Onuncu Mesele olarak Emirdağı’nın ve bu Ramazan-ı Şerifin nurlu bir küçük çiçeğidir. Tekrarat-ı Kur’âniyenin bir hikmetini beyanla ehl-i dalâletin ufûnetli ve zehirli evhamlarını izale eder.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli)[/TD]
[TD]Emirdağ: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[TD]Ramazan-ı Şerif: şerefli Ramazan ayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sûre-i Nur: Kur’ân-ı Kerimin 24. sûresi olan Nur Sûresi[/TD]
[TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’iyet: fertlik, bireysellik[/TD]
[TD]derc etmek: yerleştirmek, içine koymak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler[/TD]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibadet-i tefekküriye: tefekkür ibadeti[/TD]
[TD]ibare: ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
[TD]i’câz: mu’cizelik yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıssa: ibretli hikâye, anlatım[/TD]
[TD]letâfet: hoşluk, güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]libas: elbise[/TD]
[TD]maatteessüf: ne yazık ki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muarız: karşı gelen[/TD]
[TD]muktedir olmak: güç yetirmek, yapabilmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[TD]mücmel: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşevveş: dağınık, karışık, düzensiz[/TD]
[TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadef: inci kabuğu[/TD]
[TD]sıddık: çok doğru ve sadık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıdk: doğruluk[/TD]
[TD]tekrarat: tekrarlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekrarat-ı Kur’aniye: Kur’ân’daki tekrarlar[/TD]
[TD]ufûnet: pis koku, kokuşmuşluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]âyet-i zulümat: dalâlet ve inkâr karanlıklarında bulunan kâfirlerin durumunu açıklayan Nur Sûresinin 39. ve 40. âyetleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyâtü’n-nur: nur âyetleri; Cenâb-ı Hakkın Nûr isminin tecellileri ve mü’minlerin durumlarından bahseden Nur Sûresinin 35, 36, 37 ve 38. âyetleri[/TD]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuâ: ışık, parıltı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:21 #807017Anonim
külliyet kesb eder. Ve bu asırda o küllînin tam bir ferdi Risale-i Nur ve şakirtleridir diye hissettim.
Evet, Kur’ân’ın hitabı, evvelâ Mütekellim-i Ezelînin rububiyet-i âmmesinin geniş makamından, hem nev-i beşer, belki kâinat namına muhatap olan zâtın geniş makamından, hem umum nev-i beşer ve benî Âdemin bütün asırlarda irşadlarınıngayet vüs’atli makamından, hem dünya ve âhiretin, arz ve semâvâtın, ezel ve ebedin ve Hâlık-ı Kâinatın rububiyetine ve bütün mahlûkatın tedbirine dairkavânin-i İlâhiyenin gayet yüksek ihatalı beyanatının geniş makamından aldığıvüs’at ve ulviyet ve ihâta cihetiyle, o hitap öyle bir yüksek i’câz ve şümûl gösterir ki, ders-i Kur’ân’ın, muhataplarından en kesretli taife olan tabaka-i avâmın basitfehimlerini okşayan zâhirî ve basit mertebesi dahi, en ulvî tabakayı da tam hissedar eder. Güya kıssadan yalnız bir hisse ve bir hikâye-i tarihiyeden bir ibret değil, belki bir küllî düsturun efradı olarak her asra ve her tabakaya hitap ederek taze nazil oluyor. Ve bilhassa çok tekrarla اَلظَّالِمِينَ.. اَلظَّالِمِينَ.. deyip tehditleri ve zulümlerinin cezası olan musibet-i semâviye ve arziyeyi şiddetle beyanı, bu asrın emsalsiz zulümlerine, kavm-i Âd ve Semûd ve Fir’avunun başlarına gelen azaplarla baktırıyor. Ve mazlum ehl-i imana, İbrahim ve Mûsâ Aleyhimesselâm gibi enbiyanın necatlarıyla tesellî veriyor.
Evet, nazar-ı gaflet ve dalâlette vahşetli ve dehşetli bir ademistan ve elîm ve mahvolmuş bir mezaristan olan bütün geçmiş zaman ve ölmüş karnlar ve asırlar, canlı birer sahife-i ibret ve baştan başa ruhlu, hayattar bir acip âlem ve mevcut[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Fir’avun: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Kâinat: evreni ve içindeki herşeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Mûsâ (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah[/TD]
[TD]Semûd: [bk. bilgiler – Salih (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]ademistan: yokluk ülkesi, yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]benî Adem: Âdemoğulları, insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ders-i Kur’ân: Kur’ân dersi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i iman: iman edenler, mü’minler[/TD]
[TD]elîm: acıklı, üzücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezel ve ebed: başlangıcı ve sonu olmama, öncesizlik ve sonsuzluk[/TD]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]güya: sanki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]hikâye-i tarihiye: tarihî hikâye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata: kapsama, kuşatma[/TD]
[TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
[TD]karn: asır, çağ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavm-i Âd: [bk. bilgiler – Hûd (a.s.)][/TD]
[TD]kavânin-i İlâhiye: İlâhî kanunlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
[TD]kesretli: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külliyet: tür hâlinde olma, cins hâline gelme; türsellik[/TD]
[TD]küllî: fertlerden oluşan topluluk, tür, cins[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazlum: zulme uğramış[/TD]
[TD]mevcut: var[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezaristan: mezarlık[/TD]
[TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet-i semâviye ve arziye: gökten ve yerden gelen musibetler, felâketler—sel ve deprem gibi[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı gaflet ve dalâlet: iman hakikatlerine karşı duyarsız davranan ve hak yoldan sapanların bakışı[/TD]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlık türü, insanlar[/TD]
[TD]nâzil olmak: inmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet/rububiyet-i âmme: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]sahife-i ibret: ibret sayfası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]tabaka-i avâm: halk tabakası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[TD]tedbir: idare etme, önlem olarak yönetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulviyet: yücelik, yükseklik[/TD]
[TD]ulvî: yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vahşet: ürküntü, korku[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[TD]zâhirî: görünürde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[TD]İbrahim (a.s.): (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[TD]şümûl: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:22 #807018Anonim
ve bizimle münasebetdar bir memleket-i Rabbâniye sûretinde, sinema perdeleri gibi kâh bizi o zamanlara, kâh o zamanları yanımıza getirerek her asra ve her tabakaya gösterip yüksek bir i’câz ile dersini veren Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, aynıi’câz ile, nazar-ı dalâlette câmid, perişan, ölü, hadsiz bir vahşetgâh olan ve firakve zevâlde yuvarlanan bu kâinatı bir kitab-ı Samedânî, bir şehr-i Rahmânî, birmeşher-i sun’-i Rabbânî olarak o câmidâtı canlandırarak birer vazifedar suretinde birbiriyle konuşturup ve birbirinin imdadına koşturup nev-i beşere ve cin ve meleğe hakikî ve nurlu ve zevkli hikmet dersleri veren bu Kur’ân-ı Azîmüşşanelbette her harfinde on ve yüz ve bazen bin ve binler sevap bulunması; ve bütüncin ve ins toplansa onun mislini getirememesi; ve bütün benî Âdemle ve kâinatla tam yerinde konuşması; ve her zaman milyonlar hâfızların kalblerinde zevkle yazılması; ve çok tekrarla ve kesretli tekraratıyla usandırmaması; ve çok iltibasyerleri ve cümleleriyle beraber çocukların nazik ve basit kafalarında mükemmel yerleşmesi; ve hastaların ve az sözden müteessir olan ve sekeratta olanların kulağında mâ-i zemzem misillü hoş gelmesi gibi kudsî imtiyazları kazanır. Ve ikicihanın saadetlerini kendi şakirtlerine kazandırır.
Ve tercümanın ümmiyet mertebesini tam riayet etmek sırrıyla, hiçbir tekellüf ve hiçbir tasannu ve hiçbir gösterişe meydan vermeden selâset-i fıtriyesini ve doğrudan doğruya semadan gelmesini ve en kesretli olan tabaka-i avâmın basitfehimlerini tenezzülât-ı kelâmiye ile okşamak hikmetiyle, en ziyade sema ve arzgibi en zâhir ve bedihî sahifeleri açıp o âdiyat altındaki hârikulâde mu’cizat-ı kudretini ve mânidar sutûr-u hikmetini ders vermekle lûtf-u irşadda güzel bir i’cazgösterir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şeref sahibi Kur’ân[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]benî Adem: Âdemoğulları, insanlar[/TD]
[TD]cihan: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmidât: cansız varlıklar[/TD]
[TD]fehim: anlayış, kavrayış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâfız: Kur’ân’ı ezberlemiş[/TD]
[TD]hârikulâde: olağanüstü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltibas: karıştırma[/TD]
[TD]imdad: yardım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtiyaz: ayrıcalık, seçkinlik[/TD]
[TD]i’caz: mu’cizelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesretli: çoğunlukta[/TD]
[TD]kitab-ı Samedânî: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kitabı, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[TD]kâh: bazan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]lûtf-u irşad: doğru yolu gösterme lütfu, nimeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]memleket-i Rabbâniye: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ın mülkü, memleketi[/TD]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşher-i sun’-i Rabbânî: herşeyi terbiye eden Allah’ın san’at eserlerinin sergilendiği yer, kâinat[/TD]
[TD]misillü: gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misl: benzer[/TD]
[TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâ-i zemzem: zemzem suyu[/TD]
[TD]mânidar: anlamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı[/TD]
[TD]müteessir: etkilenen, tesir altında kalan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı dalâlet: hak yoldan sapmış, inançsızlık bakışı[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riayet etmek: uymak[/TD]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sekerat: ölüm sarhoşluğu, can çekişme hali[/TD]
[TD]selâset-i fıtriye: doğal bir akıcılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sema: gök[/TD]
[TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sutûr-u hikmet: hikmet satırları[/TD]
[TD]tabakat-ı avâm: halk tabakası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasannu: yapmacık[/TD]
[TD]tekellüf: zahmet, meşakkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekrarat: tekrarlar[/TD]
[TD]tenezzülât-ı kelâmiye: sözün muhatapların seviyelerine uygun olarak ayarlanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahşetgâh: ürkütücü yer[/TD]
[TD]vazifedar: görevli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevâl: geçicilik, yokluk[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
[TD]âdiyat: alışılmış şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmiyet: okuma yazma bilmeme[/TD]
[TD]şakirt: öğrenci[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehr-i Rahmânî: rahmet ve merhameti sınırsız olan Allah’ın şehri, kâinat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:23 #807019Anonim
Tekrarı iktiza eden dua ve dâvet ve zikir ve tevhid kitabı dahi olduğunu bildirmek sırrıyla, güzel, tatlı tekraratıyla birtek cümlede ve birtek kıssada ayrı ayrı çok mânâları, ayrı ayrı muhatap tabakalarına tefhim etmekte ve cüz’î ve âdibir hâdisede en cüz’î ve ehemmiyetsiz şeyler dahi nazar-ı merhametinde ve daire-i tedbir ve iradesinde bulunmasını bildirmek sırrıyla tesis-i İslâmiyette ve tedvin-i şeriatta Sahabelerin cüz’î hâdiselerini dahi nazar-ı ehemmiyete almasında, hemküllî düsturların bulunması, hem umumî olan İslâmiyetin ve şeriatın tesisinde ocüz’î hâdiseler, çekirdekler hükmünde çok ehemmiyetli meyveleri verdiklericihetinde de bir nevi i’câz gösterir.
Evet, ihtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren ve kocakâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek, dünyayı kaldırıp onun yerine azametli âhireti kuracak ve zerrattan yıldızlara kadar bütün cüz’iyat vekülliyatı tek bir Zâtın elinde ve tasarrufunda bulunduğunu ispat edecek ve kâinatı ve arz ve semâvâtı ve anâsırı kızdıran ve hiddete getiren nev-i beşerin zulümlerine, kâinatın netice-i hilkati hesabına gazab-ı İlâhîyi ve hiddet-i Rabbâniyeyi gösterecek hadsiz, harika ve nihayetsiz, dehşetli ve geniş bir inkılâbıntesisinde, binler netice kuvvetinde bazı cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kısım âyetleri tekrar etmek, değil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i’caz vegayet yüksek bir belâğat ve mukteza-yı hâle gayet mutabık bir cezâlettir, birfesâhattir.Meselâ, birtek âyet iken yüz on dört defa tekrar edilen Bismillâhirrahmânirrahîmcümlesi, Risale-i Nur’un On Dördüncü Lem’asında beyan edildiği gibi, Arşı ferş ile bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her dakika herkes ona muhtaç
[TABLE]
[TR]
[TD]Arş: göğün en yüksek katı; Cenâb-ı Hakkın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecellî ettiği yer[/TD]
[TD]Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sahabe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
[TD]anâsır: unsurlar, elementler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]azametli: büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım[/TD]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’iyat: ferdî, küçük şeyler[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i tedbir: tedbir, idare ve yönetim dairesi[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferş: yer[/TD]
[TD]fesâhat: dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]gazab-ı İlâhî: Allah’ın gazabı, kahrı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hiddet-i Rabbâniye: Rab olan Allah’ın hiddeti, gazabı[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâb: değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]külliyât: türler, cinsler, kapsamlı varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı[/TD]
[TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması, kâinatın ölümünden sonra, bütün ölülerin dirilip ayağa kalkmaları, mahşerde toplanmaları[/TD]
[TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukteza-yı hâl: hâlin gereği[/TD]
[TD]mutabık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükerrer: tekrar tekrar, defalarca[/TD]
[TD]nazar-ı ehemmiyete almak: dikkate almak, önemsemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı merhamet: merhametli bakış[/TD]
[TD]netice-i hilkat: yaratılış neticesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
[TD]tedvin-i şeriat: İslâmî hükümlerin bir araya getirilmesi, yazılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefhim etmek: anlatmak[/TD]
[TD]tekerrür: tekrarlanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekrarat: tekrarlar[/TD]
[TD]tesis: kurma, yerleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesis-i İslâmiyet: İslâmiyetin yapılandırılması[/TD]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]zarfında: içinde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
[TD]âdi: basit, kıymetsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:24 #807020Anonim
olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç var. Değil yalnız ekmek gibi hergün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyakvardır.
Hem meselâ, Sûre-i طٰسۤمۤ de sekiz defa tekrar edilen şu
1 إِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُâyeti, o sûrede hikâye edilen peygamberlerin necatlarını ve kavimlerinin azaplarını, kâinatın netice-i hilkati hesabına ve rububiyet-i âmmenin nâmına o binler hakikat kuvvetinde olan âyeti tekrar ederek izzet-i Rabbâniye, o zâlim kavimlerin azabını ve rahîmiyet-i İlâhiye dahi enbiyanın necatlarını iktiza ettiğini ders vermek için binler defa tekrar olsa yine ihtiyaç ve iştiyak var ve i’cazlı, îcazlı bir ulvî belâğattır.
Hem meselâ, Sûre-i Rahmân’da tekrar edilen
2 فَبِأَىِّ اٰلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ âyeti ile Sûre-i Mürselât’ta
3 وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ âyeti, cin ve nev-i beşerin, kâinatı kızdıran ve arz ve semâvâtı hiddete getiren ve hilkat-ı âlemin neticelerini bozan ve haşmet-i saltanat-ı İlâhiyeye karşı inkâr ve istihfafla mukabele eden küfür ve küfranlarını ve zulümlerini ve bütün mahlûkatın hukuklarına tecavüzlerini asırlara ve arz vesemâvâta tehditkârâne haykıran bu iki âyet, böyle binler hakikatlerle alâkadar ve binler mesele kuvvetinde olan bir ders-i umumîde binler defa tekrar edilse yine lüzum var ve celâlli bir îcaz ve cemâlli bir i’câz-ı belâğattır.
Hem meselâ, Kur’ân’ın hakiki ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur’ân’dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşenü’l-Kebîr namındaki münâcât-ı Peygamberîde (a.s.m.) yüz defa
[BILGI]Dipnot-1 “Rabbin ise, şüphesiz ki, kudreti herşeye galip olan ve rahmeti herşeyi kuşatan Allah’tır.” Şuarâ Sûresi, 26:9.Dipnot-2 “Ey insanlar ve cinler, Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” Rahmân Sûresi, 55:13.
Dipnot-3 “Yazıklar olsun o gün yalanlayanlara!” Mürselât Sûresi, 77:15.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Cevşenü’l-Kebir: büyük zırh anlamında Peygamberimize vahiyle gelen büyük ve önemli bir dua[/TD]
[TD]Sûre-i Mürselât: Kur’ân-ı Kerimin 77. sûresi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sûre-i Rahmân: Kur’ân-ı Kerimin 55. sûresi[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: büyüklük, haşmet, yücelik[/TD]
[TD]cemâl: sonsuz güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ders-i umumî: genel ders[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet-i saltanat-ı İlâhiye: Allah’ın saltanatının ihtişamı ve görkemi[/TD]
[TD]hilkat-i âlem: âlemin yaratılışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: öz, özet, esas[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istihfaf: hafife alma, küçük görme[/TD]
[TD]izzet-i Rabbâniye: Rab olan Allah’ın haysiyeti, şeref ve yüceliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
[TD]i’câz: mu’cizelik özelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz-ı belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesindeki mu’cizelik[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfran: iyilik bilmeme, nankörlük[/TD]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
[TD]münâcât: Allah’a yakarış, dua[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâcât-ı Peygamberî: Peygamberimizin Allah’a olan yakarışı, duası[/TD]
[TD]nam: ad[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[TD]netice-i hilkat: yaratılışın gayesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insan türü, insanlar[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahîmiyet-i İlâhîye: Allah’ın şefkat ve merhameti ediciliği[/TD]
[TD]rububiyet-i âmme: umumî Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[TD]tehditkârane: tehdit ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:26 #807021Anonim
سُبْحَانَكَ يَا لاَۤ إِلٰهَ إِلاَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا، اَجِرْنَا، نَجِّنَا مِنَ النَّارِ
1
cümlesinin tekrarında, tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatınrububiyete karşı tesbih ve tahmid ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden enehemmiyetli vazifesi ve şekavet-i ebediyeden kurtulmak gibi nev-i insanın endehşetli meselesi ve ubudiyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunmasıcihetiyle, binler defa tekrar edilse yine azdır.İşte tekrarat-ı Kur’âniye bu gibi metin esaslara bakıyor. Hattâ bazen bir sahifedeiktiza-yı makam ve ihtiyac-ı ifham ve belâğat-ı beyan cihetiyle yirmi defa sarîhanve zımnen tevhid hakikatini ifade eder; değil usanç, belki kuvvet ve şevk ve halâvet verir. Risalei’n-Nur’da, tekrarat-ı Kur’âniye ne kadar yerinde ve münasipve belâğatça makbul olduğu, hüccetleriyle beyan edilmiş.
Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın Mekkiye sûreleriyle, Medine sûreleri belâğatnoktasında ve i’caz cihetinde ve tafsil ve icmal vechinde birbirinden ayrı olmasının sırrı ve hikmeti şudur ki:Mekke’de, birinci safta muhatap ve muarızları, Kureyş müşrikleri ve ümmîleri olduğundan, belâğatça kuvvetli bir üslûb-u âlî ve i’cazlı, muknî, kanaat verici biricmal; ve tespit için tekrar lâzım geldiğinden, ekseriyetçe Mekkiye sûreleri erkân-ı imaniyeyi ve tevhidin mertebelerini gayet kuvvetli ve yüksek ve i’cazlı bir îcaz ile ifade ve tekrar ederek, mebde’ ve meâdı, Allah’ı ve âhireti, değil yalnız bir sahifede, bir âyette, bir cümlede, bir kelimede, belki bazan bir harfte ve
[BILGI]Dipnot-1 “Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdat etsin. El-aman, el-aman! Bizi azap ateşinden ve Cehennemden halâs et, kurtar ve bize necat ver .”[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[TD]Medine: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mekke: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Mekkiye sûreler: Mekke’de inen sûreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz-i beşer: insanın âcizliği[/TD]
[TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]belâğat-ı beyan: açıklama ve ifadenin yerine ve hedefine ulaşması[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]ekseriyetle: çoğunlukla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hikmet: gaye, fayda, sır; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[TD]icmal: kısaca, özet olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyac-ı ifham: meselenin anlaşılmasına olan ihtiyaç[/TD]
[TD]iktizâ-yı makam: makamın gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’caz: mu’cize oluş[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[TD]makbul olmak: kabul görmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebde’: başlangıç[/TD]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meâd: âhiret, dönülecek yer[/TD]
[TD]muarız: karşı gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muknî: ikna edici[/TD]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşrik: Allah’a ortak koşan[/TD]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]sarîhan: açıklıkla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
[TD]tahmid: Allah’ı övme ve Ona şükürlerini sunma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis: Allah’ı her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce tutma[/TD]
[TD]tekrarat-ı Kur’âniye: Kur’ân’daki tekrarlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[TD]vech: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zımnen: gizlice, dolaylı olarak[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma[/TD]
[TD]ümmî: okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üslûb-u âlî: yüksek ifade tarzı[/TD]
[TD]şekavet-i ebediye: sonsuz sıkıntı, mutsuzluk[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:28 #807022Anonim
takdim, tehir ve târif ve tenkir ve hazf ve zikir gibi heyetlerde öyle kuvvetli ispat eder ki, ilm-i belâğatın dâhî imamları hayretle karşılamışlar. Risalei’n-Nur ve bilhassa Kur’ân’ın kırk vech-i i’câzını icmalen ispat eden Yirmi Beşinci Sözzeyilleriyle beraber ve Kur’ân’ın nazmındaki vech-i i’câzı hârika bir tarzda beyanispat eden Arabî Risalei’n-Nur’dan İşârâtü’l-İ’câz tefsiri bilfiil göstermişler ki, Mekkî olan sûre ve âyetlerde en âlî bir üslûb-u belâğat ve en yüksek bir i’câz-ı îcâzî vardır.
Amma, Medîne sûre ve âyetlerde, birinci safta muhatap ve muarızlar; Allah’ı tasdik eden Yahudi ve Nasârâ gibi ehl-i kitap olduğundan, mukteza-yı belâğat veirşad ve mutabık-ı makam ve halin lüzumundan sade ve vâzıh ve tafsilli bir üslûpla ehl-i kitaba karşı dinin yüksek usûlünü ve imanın rükünlerini değil, belki medar-ı ihtilaf olan şeriatın ve ahkâmın ve teferruatın ve küllî kanunların menşeleri ve sebepleri olan cüz’iyatın beyanı lâzım geldiğinden, o Medîne sûre ve âyetlerde, ekseriyetçe tafsil ve izah ve sade üslûpla beyanat içinde, Kur’ân’a mahsusemsalsiz bir tarz-ı beyanla, birden o cüz’î teferruat hâdisesi içinde yüksek, kuvvetli bir fezleke, bir hâtime, bir hüccet ve o cüz’î hâdise-i şer’iyeyiküllîleştiren ve imtisâlini iman-ı billâh ile temin eden bir cümle-i tevhidiye ve esmâiye ve uhreviyeyi zikreder, o makamı nurlandırır, ulvîleştirir, küllîleştirir.
Risale-i Nur, âyetlerin âhirlerinde ekseriyetle gelen
إِنَّ اللهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
1 إِنَّ اللهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
2
[BILGI]Dipnot-1 “Muhakkak ki Allah herşeye hakkıyla kàdirdir.” Bakara Sûresi, 2:20.Dipnot-2 “Şüphesiz ki Allah herşeyi hakkıyla bilir.” Ankebut sûresi, 29:62.
[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Arabî: Arapça[/TD]
[TD]Medeniye sûre ve âyetler: Medine’de inen sûre ve âyetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mekkiye sûre: Mekke’de inen sûre[/TD]
[TD]ahkâm: hükümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilfiil: fiilen, gerçekte[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cümle-i tevhidiye ve esmâiye ve uhreviye: Allah’ın birliği ve esmâsı ve âhiretle ilgili cümle[/TD]
[TD]cüz’iyat: küçük ve ferdî şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î hâdise-i şer’iye: şeriatın ferdî, bireysel meselesi, olayı[/TD]
[TD]cüz’î teferruat: küçük ayrıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i kitap: Allah’ın varlığına inanan Hıristiyan ve Yahudiler[/TD]
[TD]ekseriyetle: çoğunlukla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emsalsiz: benzersiz[/TD]
[TD]ferdî: bireysel, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fezleke: hülasa, öz[/TD]
[TD]hazf: (Ar. gr.) bir maksat gözeterek bir mânâyı ifade eden kelimeyi zikretmeyip işaret yoluyla göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmalen: kısaca, özetle[/TD]
[TD]ilm-i belâğat: belâğat ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
[TD]imtisal: emre uyma, boyun eğme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câz-ı îcâzî: az sözle çok şey ifade etme mu’cizesi[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllîleştirmek: umumîleştirmek, kapsayıcı hâle getirmek[/TD]
[TD]medar-ı ihtilaf: uyuşmazlık sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menşe: kaynak, esas[/TD]
[TD]muarız: karşı gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
[TD]mukteza-yı belâğat: belâğatın gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutabık-ı makam: sözün konumuna uygun[/TD]
[TD]nazm: diziliş, tertip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tafsil: ayrıntı[/TD]
[TD]takdim: yüklemi öne alma, öne geçirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarif: (Ar. gr.) marife yapma; tanımlama; bir amaca binaen bir ismi belirlilik anlamı katan eliflâm takısı ile birlikte zikretmek[/TD]
[TD]tarz-ı beyan: açıklama biçimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teferruat: ayrıntılar[/TD]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tehir: özneyi sonraya bırakma[/TD]
[TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenkir: (Ar. gr.) nekre yapma; belirsiz kılma; bir amaca binaen bir ismi belirlilik anlamı veren eliflâm takısı ile birlikte zikretmemek[/TD]
[TD]uhreviye: âhiretle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvîleştirmek: yüceltmek, yükseltmek[/TD]
[TD]usul: temel prensipler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vech-i i’câz: mu’cizelik yönü[/TD]
[TD]vâzıh: açık, aşikâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zeyil: ilâve, ek[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]üslûb-u belâğat: belâğat üslûbu, tarzı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:30 #807023Anonim
وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1 وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
2
gibi tevhidi ve âhireti ifade eden fezlekeler ve hâtimelerde ne kadar yüksek birbelâğat ve meziyetler ve cezâletler ve nükteler bulunduğunu, Yirmi Beşinci Sözün İkinci Şûlesinin İkinci Nurunda o fezleke ve hâtimelerin pek çok nüktelerinden vemeziyetlerinden on tanesini beyan ederek, o hülâsalarda bir mu’cize-i kübrâbulunduğunu muannidlere de ispat etmiş.
Evet, Kur’ân, o teferruat-ı şer’iye ve kavânin-i içtimaiyenin beyanı içinde birdenmuhatabın nazarını en yüksek ve küllî noktalara kaldırıp, sade üslûbu bir ulvîüslûba ve şeriat dersinden tevhid dersine çevirerek, Kur’ân’ı, hem bir kitab-ı şeriat ve ahkâm ve hikmet, hem bir kitab-ı akîde ve iman ve zikir ve fikir ve dua ve dâvet olduğunu gösterip, her makamda çok makàsıd-ı irşadiye-i Kur’âniyeyi ders vermesiyle Mekkiye âyetlerin tarz-ı belâğatlarından ayrı ve parlak mu’cizânebir cezâlet izhar eder. Bazan iki kelimede, meselâ,
3 رَبُّ الْعَالَمِينَ ve
4رَبُّكَ de, رَبُّكَ tabiriyle ehadiyeti ve رَبُّ الْعَالَمِينَ ilevâhidiyeti bildirir, ehadiyet içinde vâhidiyeti ifade eder.
Hattâ bir cümlede, bir zerreyi bir gözbebeğinde gördüğü ve yerleştirdiği gibi, güneşi dahi aynı âyetle, aynı çekiçle göğün gözbebeğinde yerleştirir ve göğe bir göz yapar.
Meselâ,
5 خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَâyetinden sonra
6 يُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِى اللَّيْلِ âyetinin akabinde
[BILGI]Dipnot-1 “Onun kudreti herşeye galiptir; O herşeyi hikmetle yapar.” Rum Sûresi, 30:27.Dipnot-2 “Onun kudreti herşeye galiptir, O çok bağışlayıcıdır.” Rum Sûresi, 30:5.
Dipnot-3 “Âlemlerin Rabbi.”
Dipnot-4 “Rabbin.”
Dipnot-5 “Yeri ve göğü yaratan Odur.” Hadîd Sûresi, 57:4.
Dipnot-6 “O geceyi gündüze, gündüzü de geceye geçirir.” Hadîd Sûresi, 57:6.
[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Mekkiye âyetler: Mekke’de inen âyetler[/TD]
[TD]ahkâm: hükümler, kurallar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akabinde: devamında[/TD]
[TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde, hâlin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]cezâlet: güzel ve güçlü ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
[TD]fezleke: hülasa, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerine koyan ilim[/TD]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[TD]izhar etmek: göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kavânin-i içtimaiye: sosyal kanunlar[/TD]
[TD]kitab-ı akîde: inanç esaslarını ele alıp açıklayan kitap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı şeriat: şeriat, kanun kitabı[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makàsıd-ı irşadiye-i Kur’âniye: Kur’ân-ı Kerimin doğruluğu gösterme, uyarma maksatları[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muannid: inatçı, direnen[/TD]
[TD]muhatab: hitap edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i kübrâ: büyük mu’cize[/TD]
[TD]mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[TD]tabiriyle: ifadesiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarz-ı belâğat: belâğat tarzı[/TD]
[TD]teferruat-ı şer’iye: şeriatın, İslâm hukuuknun fer’i meseleleri, detayları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâhidiyet: Allah’ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellisi[/TD]
[TD]zerre: atom[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:32 #807024Anonim
وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ der. Zemin ve göklerin haşmet-i hilkatinde kalbin dahi hâtırâtını bilir idare eder der, tarzında bir beyanat cihetiyleo sade ve ümmiyet mertebesini ve avâmın fehmini nazara alan basit ve cüz’îmuhavere, o tarz ile ulvî ve câzibedar ve umumî ve irşadkâr bir mükâlemeye döner.
Bir sual: “Bazen ehemmiyetli bir hakikat sathî nazarlara görünmediğinden ve bazı makamlarda cüz’î ve âdi bir hâdiseden yüksek bir fezleke-i tevhidi veya küllîbir düsturu beyan etmekte münasebet bilinmediğinden, bir kusur tevehhüm edilir. Meselâ, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm kardeşini bir hile ile alması içinde
1 وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌdiye gayet yüksek bir düsturun zikribelâğatça münasebeti görünmüyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?”
Elcevap: Herbiri birer küçük Kur’ân olan ekser uzun sûrelerde ve mutavassıtlarda ve çok sahife ve makamlarda yalnız iki üç maksat değil, belki Kur’ân, mahiyeti hem bir kitab-ı zikir ve iman ve fikir, hem bir kitab-ı şeriat ve hikmet ve irşadgibi, çok kitapları ve ayrı ayrı dersleri tazammun ederek rububiyet-i İlâhiyenin herşeye ihatasını ve haşmetli tecelliyatını ifade etmek cihetiyle, kâinat kitab-ı kebîrinin bir nevi kıraati olan Kur’ân, elbette her makamda, hattâ bazen bir sahifede çok maksatları takiben marifetullahtan ve tevhidin mertebelerinden ve iman hakikatlerinden ders verdiği haysiyetiyle, öbür makamda, meselâ zâhircezayıf bir münasebetle başka bir ders açar ve o zayıf münasebete çok kuvvetlimünasebetler iltihak ederler, o makama gayet mutabık olur, mertebe-i belâğatı yükselir.
[BILGI]Dipnot-1 “Her bilenin üzerinde daha iyi bilen biri vardır.” Yûsuf Sûresi, 12:76.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Hazret-i Yusuf: [bk. bilgiler – Yusuf (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avâm: halk tabakası, sıradan insanlar[/TD]
[TD]belâğat: sözün düzgün, kusursuz, yerinde ve halin ve makamın icabına göre söylenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]beyanat: açıklamalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihetiyle: yönüyle[/TD]
[TD]câzibedar: çekici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: ferdî, küçük, bireysel[/TD]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]ekser: pek çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehm: anlama ve kavrama[/TD]
[TD]fezleke-i tevhid: Allah’ın birliğini gösteren öz, cümle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
[TD]haşmet: görkem, ihtişam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşmet-i hilkat: yaratılışın görkem ve heybeti[/TD]
[TD]hikmet: ilim, fayda, gaye; herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde izah eden ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtırat: hâtıra gelen şeyler, içinden geçenler[/TD]
[TD]ihata: içine alma, kapsama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltihak etmek: katılmak[/TD]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşadkâr: irşad eden, doğru yolu gösteren[/TD]
[TD]kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı zikir: zikir kitabı[/TD]
[TD]kitab-ı şeriat: şeriat kitabı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]küllî: genel, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıraat: okuma[/TD]
[TD]mahiyet: asıl, esas, nitelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe-i belâğat: belâğat derecesi[/TD]
[TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutabık: uygun[/TD]
[TD]mutavassıt: orta; normal uzunluktaki sûreler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâleme: karşılıklıkonuşma[/TD]
[TD]münasebet: bağlantı, ilişki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: tür[/TD]
[TD]rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sathî: yüzeysel[/TD]
[TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelliyât: yansımalar, görüntüler[/TD]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[TD]zemin: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhirce: görünürde[/TD]
[TD]âdi: sıradan, normal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmiyet: okuma yazma bilmeme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:33 #807025Anonim
İkinci bir sual: “Kur’ân’da sarîhan ve zımnen ve işareten, âhiret ve tevhidi vebeşerin mükâfat ve mücâzâtını binler defa ispat edip nazara vermenin ve her sûrede, her sahifede, her makamda ders vermenin hikmeti nedir?”
Elcevap: Daire-i imkânda ve kâinatın sergüzeştine ait inkılâplarda ve emanet-i kübrayı ve hilâfet-i arziyeyi omuzuna alan nev-i beşerin şekavet ve saadet-iebediyeye medar olan vazifesine dair en ehemmiyetli, en büyük, en dehşetlimeselelerinden, en azametlilerini ders vermek ve hadsiz şüpheleri izale etmek vegayet şiddetli inkârları ve inatları kırmak cihetinde, elbette o dehşetli inkılâplarıtasdik ettirmek ve o inkılâplar azametinde büyük ve beşere en elzem ve en zarurimeseleleri teslim ettirmek için, Kur’ân, binler defa değil, belki milyonlar defa onlara baktırsa yine israf değil ki, milyonlar kere tekrarla o bahisler Kur’ân’da okunur, usanç vermez, ihtiyaç kesilmez. Meselâ,
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ…
1
âyetinin gösterdiği müjde-i saadet-i ebediye hakikati, bîçare beşere her dakika kendini gösteren hakikat-i mevtin, “Hem insanı, hem dünyasını, hem bütünahbabını idam-ı ebedîsinden kurtarıp ebedî bir saltanatı kazandırır” dediğinden milyarlar defa tekrar edilse ve kâinat kadar ehemmiyet verilse, yine israf olmaz, kıymetten düşmez.
İşte bu çeşit hadsiz kıymettar meseleleri ders veren ve kâinatı bir hane gibi değiştiren ve şeklini bozan dehşetli inkılâpları tesis etmekte iknaa ve inandırmaya ve ispata çalışan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, elbette sarîhan ve zımnen ve işaretenbinler defa o meselelere nazar-ı dikkati celbetmek, değil israf, belki ekmek, ilâç, hava ve ziya gibi birer hâcet-i zaruriye hükmünde ihsanını tazelendirir.
[BILGI]Dipnot-1 “İmân eden ve güzel işler yapanlar için ise, altından ırmaklar akan Cennetler vardır.” Bürûc Sûresi, 85:11.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan, mu’cize olan Kur’ân[/TD]
[TD]ahbab: dostlar, sevilenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bîçare: çaresiz[/TD]
[TD]celbetmek: çekmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]daire-i imkân: varlığı da yokluğu da eşit olan daire, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet vermek: önem vermek[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elzem: çok gerekli[/TD]
[TD]emanet-i kübrâ: en büyük emanet; Allah’ın insana emaneten verdiği benlik, akıl, bilinç ve dünya egemenliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakikat-i mevt: ölüm gerçeği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: sebep, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olmasının esprisi[/TD]
[TD]hilâfet-i arziye: yeryüzü halifeliği; yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet-i zaruriye: zorunlu ihtiyaç[/TD]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
[TD]inkâr: inanmama, kabul etmeme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp: büyük değişim, dönüşüm[/TD]
[TD]izale etmek: gidermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işareten: işaret edilerek[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[TD]medar: vesile, sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücâzât: cezalandırma[/TD]
[TD]müjde-i saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk müjdesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar-ı dikkat: dikkatle bakış[/TD]
[TD]nazara vermek: dikkate vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarîhan: açıklıkla[/TD]
[TD]sergüzeşt: serüven[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik: onaylama, doğrulama[/TD]
[TD]tesis etmek: kurmak, yapmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma[/TD]
[TD]zarurî: zorunlu, mecburi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zımnen: gizlice, dolaylı olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya; öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
[TD]şekavet: sıkıntı, mutsuzluk[/TD]
[/TR]
[/TABLE]25 Ağustos 2012: 11:34 #807026Anonim
Hem meselâ,
اِنَّ الْكَافِرِينَ
1 فِى نَارِ جَهَنَّمْ
2 وَالظَّالِمِينَ
3 لَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ
4
gibi tehdit âyetlerini Kur’ân gayet şiddet ve hiddetle ve gayet kuvvet ve tekrarla zikretmesinin hikmeti ise, Risale-i Nur’da kat’î ispat edildiği gibi, beşerin küfrü, kâinatın ve ekser mahlûkatın hukukuna öyle bir tecavüzdür ki, semâvâtı ve arzı kızdırıyor ve anâsırı hiddete getirip tufanlarla o zâlimleri tokatlıyor.
اِذَا اُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ
5
âyetinin sarahatiyle, o zâlim münkirlere Cehennem öyle öfkeleniyor ki, hiddetinden parçalanmak derecesine geliyor. İşte böyle bir cinayet-i âmmeye ve hadsiz bir tecavüze karşı beşerin küçüklük ve ehemmiyetsizliği noktasında değil, belkizâlimâne cinayetinin azametine ve kâfirâne tecavüzünün dehşetine karşı, Sultan-ı Kâinat kendi raiyetinin hukukunun ehemmiyetini ve o münkirlerin küfür ve zulmündeki nihayetsiz çirkinliğini göstermek hikmetiyle, fermanında gayet hiddet ve şiddetle o cinayeti ve cezasını değil bin defa, belki milyonlar ve milyarlarla tekrar etse, yine israf ve kusur değil ki, bin seneden beri yüzer milyon insanlar hergün usanmadan kemâl-i iştiyakla ve ihtiyaçla okurlar.Evet, hergün, her zaman, herkes için bir âlem gider, taze bir âlemin kapısı kendine açılmasından, o geçici herbir âlemini nurlandırmak için ihtiyaç ve iştiyaklaLâ ilâhe illâllah cümlesini binler defa tekrar ile o değişen perdelere ve âlemlere herbirisine bir Lâ ilâhe illâllah’ı bir lâmba yaptığı gibi, öyle de, o kesretli, geçici perdeleri ve tazelenen seyyar kâinatları karanlıklandırmamak ve âyine-i hayatındain’ikâs eden suretlerini çirkinleştirmemek ve lehinde şahit olabilen o misafir vaziyetleri aleyhine çevirmemek için, o cinayetlerin cezalarını ve Padişah-ı Ezelînin şiddetli ve inatlarını kıran tehditlerini, her vakit Kur’ân’ı okumaklatahattur edip ve nefsin tuğyanından kurtulmaya çalışmak hikmetiyle, Kur’ân gayetmânidar tekrar eder. Ve bu derece kuvvet ve şiddet ve tekrarla tehdidat-ı
[BILGI]Dipnot-1 “Hiç şüphesiz kâfirler…” Nisâ Sûresi, 4:101.Dipnot-2 “Cehennem ateşindedir.” Tevbe Sûresi, 9:35, 109.
Dipnot-3 “Ve zâlimler…” İnsan Sûresi, 76:31.
Dipnot-4 “Onlar için acı bir azap vardır.” İbrahim Sûresi, 14:22.
Dipnot-5 “Oraya atıldıklarında Cehennemin gürleyişini işitirler ki, kaynayıp duruyor. Neredeyse o Cehennem onlara olan öfkesinden parçalanacak!” Mülk Sûresi, 67:7-8.
[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur[/TD]
[TD]Padişah-ı Ezelî: varlığının başlangıcı olmayan Padişah, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Kâinat: kâinatın sultanı olan Allah[/TD]
[TD]anâsır: unsurlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]cinayet-i âmme: umuma karşı işlenen cinayet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşet: korku, ürkme[/TD]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: çoğunluk[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[TD]in’ikas etmek: yansımak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştiyak: arzu, istek[/TD]
[TD]kemâl-i iştiyak: tam bir istek ve arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesretli: çoğunlukta[/TD]
[TD]kâfirâne: kâfirce, inkâr ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[TD]mânidar: anlamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkir: inkâr eden, inançsız[/TD]
[TD]nefis: insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden kuvvet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
[TD]sarahat: açıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]seyyar: gezen, dolaşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
[TD]tahattur: hatırlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tuğyan: azgınlık, isyan ve inançsızlıkta çok ileri gitme[/TD]
[TD]zâlimâne: zalimce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyine-i hayat: hayat aynası[/TD]
[/TR]
[/TABLE]3 Eylül 2012: 11:21 #807178Anonim
Kur’âniyeyi hakikatsız tevehhüm etmekten, şeytan bile kaçar. Onları dinlemeyenmünkirlere Cehennem azabı ayn-ı adalettir, diye gösterir.
Hem meselâ, Asâ-yı Mûsâ gibi çok hikmetler ve faideleri bulunan kıssa-i Mûsâ’nın (a.s.) ve sair enbiyanın kıssalarını çok tekrarında, risalet-i Ahmediyenin (a.s.m.)hakkaniyetine bütün enbiyanın nübüvvetlerini hüccet gösterip, “Onların umumunu inkâr edemeyen, bu zâtın risaletini hakikat noktasında inkâr edemez” hikmetiyle; ve herkes her vakit bütün Kur’ân’ı okumaya muktedir ve muvaffak olamadığından, herbir uzun ve mutavassıt sûreyi birer küçük Kur’ân hükmüne getirmek için, ehemmiyetli erkân-ı imaniye gibi o kıssaları tekrar etmesi, değil israf, belki mukteza-yı belâğattır ve hâdise-i Muhammediye, bütün benî Âdemin en büyük hâdisesi ve kâinatın en azametli meselesi olduğunu ders vermektir.Evet, Kur’ân’da Zât-ı Ahmediyeye en büyük makam vermek ve dört erkân-ı imaniyeyi içine almakla Lâ ilâhe illâllah rüknüne denk tutulan Muhammedun Resulullah risalet-i Muhammediye kâinatın en büyük hakikati ve zât-ı Ahmediyebütün mahlûkatın en eşrefi ve hakikat-i Muhammediye tabir edilen küllî şahsiyet-i mâneviyesi ve makam-ı kudsîsi, iki cihanın en parlak bir güneşi olduğuna ve bu hârika makama liyakatine dair pekçok hüccetleri ve emareleri, kat’î bir surette Risale-i Nur’da ispat edilmiş. Binden birisi şudur ki: Es-sebebu ke’l-fâil düsturuyla, bütün ümmetinin bütün zamanlarda işlediği hasenatın bir misli onun defter-i hasenatına girmesi ve bütün kâinatın hakikatlerini, getirdiği nurla nurlandırması, değil yalnız cin, ins, melek ve zîhayatı, belki kâinatı semâvât ve arzı minnettar eylemesi ve istidatlisanıyla nebatatın duaları ve ihtiyac-ı fıtrî diliyle
[TABLE]
[TR]
[TD]Asâ-yı Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın asâsı, bastonu [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Muhammedun Resulullah: Muhammed Allah’ın resulüdür[/TD]
[TD]Zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) veli olan zâtı, kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: dünya[/TD]
[TD]ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azametli: büyük[/TD]
[TD]benî Âdem: Âdemoğlu, insanoğlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihan: dünya[/TD]
[TD]cin ve ins: cinler ve insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]defter-i hasenat: sevaplar ve iyiliklerin kaydedildiği defter[/TD]
[TD]düstur: kâide, kural[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emare: belirti, işaret[/TD]
[TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın şartları, esasları[/TD]
[TD]es-sebebü ke’l-fâil: birşeye sebep olan onu yapan gibidir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşref: en şerefli, en üstün[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, doğru, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti[/TD]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasenat: iyilikler, güzellikler[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâdise-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in olayı, peygamberliği[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç[/TD]
[TD]istidat: kàbiliyet, yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıssa: ibretli hikâye[/TD]
[TD]kıssa-i Mûsâ: Hz. Musa’nın kıssası [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan: dil[/TD]
[TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[TD]makam-ı kudsî: kutsal makam, derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]minnettar eylemek: nimetlendirerek, minnet altında bırakmak[/TD]
[TD]misl: benzer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muktedir: gücü yeten, güç ve iktidar sahibi[/TD]
[TD]mukteza-yı belâğat: belâğatın gereği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutavassıt: orta derecede; orta uzunlukta[/TD]
[TD]muvaffak: başarılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münkir: inkâr eden, inançsız[/TD]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nübüvvet: peygamberlik[/TD]
[TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risalet-i Ahmediye/risalet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği[/TD]
[TD]rükn: esas, şart[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tehdidat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın tehditleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevehhüm etmek: kuruntuya kapılmak, zannetmek[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]şahsiyet-i mâneviye: mânevî kişilik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]3 Eylül 2012: 11:22 #807179Anonim
hayvanatın duaları, gözümüz önünde bilfiil kabul olmasının şehadetiyle, milyonlar, belki ruhanîlerle beraber milyarlar fıtrî ve reddedilmez duaları makbul olan sulehâ-yı ümmeti hergün o zâta salât ve selâm ünvanı ile rahmet duaları ve mânevî kazançlarını en evvel o zâta bağışlamaları ve bütün ümmetçe okunan Kur’ân’ın üç yüzbin hurufunun herbirisinde on sevaptan tâ yüz, tâ bin hasene ve meyve vermesinden, yalnız kıraat-i Kur’ân cihetiyle defter-i a’mâline hadsiz nurlar girmesihaysiyetiyle, o zâtın şahsiyet-i mâneviyesi olan hakikat-i Muhammediye (a.s.m.)istikbâlde bir şecere-i tûbâ-i Cennet hükmünde olacağını Allâmü’l-Guyûb bilmiş ve görmüş, o makama göre Kur’ân’ında o azîm ehemmiyeti vermiş ve fermanında onatebaiyeti ve sünnet-i seniyyesine ittibâ ile şefaatine mazhariyeti en ehemmiyetli birmesele-i insaniye göstermiş ve o haşmetli şecere-i tûbânın bir çekirdeği olanşahsiyet-i beşeriyetini ve bidayetteki vaziyet-i insaniyesini ara sıra nazara almasıdır.
İşte Kur’ân’ın tekrar edilen hakikatleri bu kıymette olduğundan, tekraratında kuvvetli ve geniş bir mu’cize-i mâneviye bulunmasına fıtrat-ı selime şehadet eder—meğer maddiyyunluk tâunuyla maraz-ı kalbe ve vicdan hastalığına müptelâ ola!
قَدْ يُنْكِرُ الْمَرْءُ ضَوْءَ الشَّمْسِ مِنْ رَمَدٍ وَيُنْكِرُ الْفَمُ طَعْمَ الْمَاۤءِ مِنْ سَقَمٍ
1
kaidesine dahil olur.
[BILGI]Dipnot-1 Bazan insan, göz hastalığından dolayı güneş ışığını inkâr eder. Ağzındaki hastalıktan dolayı da suyun tadını beğenmez.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Allâmü’l-Guyûb: gaybı, görünmeyen şeyleri bilen Allah[/TD]
[TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bidayet: başlangıç[/TD]
[TD]bilfiil: fiilen, gerçekte[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]defter-i a’mâl: amel defteri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fıtrat-ı selîme: bozulmamış yaratılış, karakter[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakikat-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in hakikati, mânevî şahsiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasene: iyilik, sevap[/TD]
[TD]haysiyetiyle: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]haşmetli: büyük, ihtişamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]huruf: harfler[/TD]
[TD]istikbâl: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittibâ: tabi olma, uyma[/TD]
[TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıraat-i Kur’an: Kur’ân’ı okuma[/TD]
[TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi madde ile açıklamaya çalışanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makbul olmak: kabul görmek[/TD]
[TD]maraz-ı kalb: kalbî hastalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: ayna olma, görünme yeri[/TD]
[TD]mesele-i insaniye: insanlık meselesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize-i mâneviye: mânevî mu’cize[/TD]
[TD]müptelâ olmak: bağımlı olmak, tutulmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salât: namaz[/TD]
[TD]sulehâ-yı ümmet: ümmetin salih kişileri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sünnet-i seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler[/TD]
[TD]tebaiyet: tabi olma, uyma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekrarat: tekrarlar[/TD]
[TD]tâun: salgın ve ölümcül hastalık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet-i insaniye: insanlık vazifesi, görevi[/TD]
[TD]şahsiyet-i beşeriyet: insanlık şahsiyeti, beşeri kişiliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet[/TD]
[TD]şecere-i tûbâ: tûba ağacı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i tûbâ-i Cennet: Cennetteki tûbâ ağacı[/TD]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[/TR]
[/TABLE]3 Eylül 2012: 11:26 #807180Anonim
Bu Onuncu Meseleye bir hâtime olarak iki haşiyedir:
Birincisi:
Bundan on iki sene evvel
1 işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur’ân’a karşı suikastını, tercümesiyle yapmaya başlamış ve demiş ki: “Kur’ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin.” Yani, lüzumsuz tekraratı herkes görsün ve tercümesi onun yerinde okunsun diye dehşetli bir plân çevirmiş.
Fakat Risale-i Nur’un cerh edilmez hüccetleri kat’î ispat etmiş ki, Kur’ân’ın hakikîtercümesi kàbil değil, ve lisan-ı nahvî olan lisan-ı Arabî yerinde Kur’ân’ınmeziyetlerini ve nüktelerini başka lisan muhafaza edemez ve herbir harfi, on adetten bine kadar sevap veren kelimât-ı Kur’âniyenin mu’cizâne ve cemiyetli tabirlerinin yerini, beşerin âdi ve cüz’î tercümeleri tutamaz, onun yerinde camilerde okunmaz diye, Risale-i Nur her tarafta intişarıyla o dehşetli plânı akîm bıraktı. Fakat ozındıktan ders alan münafıklar, yine şeytan hesabına Kur’ân güneşini üflemekle söndürmeye aptal çocuklar gibi ahmakane ve divanecesine çalışmaları hikmetiyle, bana gayet sıkı ve sıkıcı ve sıkıntılı bir hâlette bu Onuncu Mesele yazdırıldı tahmin ediyorum. Başkalarıyla görüşemediğim için hakikat-ı hali bilemiyorum.İkinci haşiye:
Denizli hapsinden tahliyemizden sonra, meşhur Şehir Otelinin yüksek katında oturmuştum. Karşımda güzel bahçelerde kesretli kavak ağaçları birer halka-i zikir tarzında gayet lâtif, tatlı bir surette hem kendileri, hem dalları, hem yaprakları havanın dokunmasıyla cezbekârâne ve câzibedârâne hareketle raksları, kardeşlerimin müfarakatlarından ve yalnız kaldığımdan hüzünlü ve gamlı kalbime ilişti. Birden güz ve kış mevsimi hatıra geldi ve bana bir gaflet bastı. Ben o kemâl-i neş’e ile cilvelenen o nâzenin kavaklara ve zîhayatlara o kadar acıdım ki, gözlerim yaşla doldu. Kâinatın süslü perdesi altındaki ademleri, firakları ihtar ve ihsasiyle kâinat dolusu firakların, zevâllerin hüzünleri başıma toplandı.
[BILGI]Dipnot-1 Bu risalenin telifinden on iki sene evvel.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[TD]ahmakâne: ahmakça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akîm bırakmak: neticesiz, sonuçsuz bırakmak[/TD]
[TD]beşer: insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cem’iyetli: kapsamlı[/TD]
[TD]cerh etmek: çürütmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cezbedârâne: kendinden geçerek[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câzibekârâne: cazibeli şekilde[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, küçük, basit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]divanecesine: delicesine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gamlı: üzüntülü[/TD]
[TD]hakikat-ı hal: durumun gerçek yönü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikî: gerçek, doğru[/TD]
[TD]halka-i zikr: zikir halkası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hâlet: durum, hal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsas: hissettirme[/TD]
[TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intişar: yayılma[/TD]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelimât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın kelimeleri[/TD]
[TD]kemâl-i neş’e: tam bir neşe ve sevinç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesretli: çoğunlukta[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı Arabî: Arap dili, Arapça[/TD]
[TD]lisan-ı nahvî: Arap dilinin bir vasfı; girift çok boyutlu cümle yapısı, intizam ve kaidelere bağlı olan belâğat dili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: tatlı, şirin, hoş[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muannid: inatçı, direnen[/TD]
[TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
[TD]müfarakat: ayrılıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse[/TD]
[TD]nâzenin: ince, narin, duyarlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
[TD]raks: dans, oyun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tabir: açıklama, ifade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahliye: serbest bırakma, bırakılma[/TD]
[TD]tekrarat: tekrarlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zevâl: gelip geçicilik[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zındık: dinsiz[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- ‘On Birinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.