- Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Ekim 2012: 18:07 #809098
Anonim
Bir Testi Su
Çöl bedevîsinin çölde bin bir çile ile biriktirip halîfeye takdim ettiği bir testi su onun için hayat iksiri idi.
Halbuki Dicle’nin içine dökülünce kaybolup gitti.
İnsanoğlunun beşerî imkanlarla hakîkatine ermeye çalıştığı, ilahî tanzîm ve sanattan anlayabileceği, onun aslî hakîkatı karşısında Dicle’nin bir damlası bile değildir.
Karıncanın kendi ufacık yuvasını, balığın akvaryumunu bir kainat zannetmesi gibi.
İnsan da, gafleti neticesi kendi cüceliğine bakmadan adeta bir dev aynasının yalanlarına kanar.
Misalimizdeki karınca ve balığın durumuna düşer.
Resûlullah (s.a.v.):
“- İlahî, seni tenzîh ve takdîs ederim.
Biz seni, sana layık bir marifetle tanıyamadık.” buyurmuştur.
21 Ekim 2012: 18:07 #809099Anonim
Bir Testi Su
Necip ümmetin yüksek alimleri aczlerini itiraftan çekinmemişlerdir.
İmam Ebû Yusuf’a bir gün Halîfe Harun Reşîd bir mesele sorar. İmam Ebû Yusuf:
“- Bilmiyorum.” diye cevap verir. Halîfenin yardımcısı İmam Ebû Yusuf’a:
“- Maaş ve tahsîsatınız varken bilmiyorum diyorsunuz.” der. Cevaben İmam Ebû Yusuf da:
“- Benim maaşım ilmime göredir. Cehlime göre verilecek olsa hazine yetmezdi” der.
Allame İmam Gazali;
“- Bildiklerime nispetle bilmediklerimi ayaklarımın altına alabilseydim, başım göklere değerdi.” buyurmakla aczini îtiraf edip tevazuunu göstermiştir.
Bu büyük insanlar, bildiklerinin değil bilmediklerinin çokluğunu itiraftan çekinmemişlerdir.
İnsanoğlunun istinad etmek temayülünde bulunduğu amellerine ehemmiyet izafe etmesi Dicle’nin yanında bir testi su değil midir?
21 Ekim 2012: 18:09 #809100Anonim
Bir Testi Su
Allah (c.c) korusun, kesif bulutların güneş ışığına mani olması gibi kalbin şeytana taht olması halinde Rahman’ın hidayeti oraya ne kadar ulaşabilir?
İnsan Dicle’den habersiz olduğu için bir testi suyu umman zannedebilir.
Kendi zannında boğulur gider.
Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri buz satan bir satıcıya rastlar. Satıcı:
“- Sermayesi erimekte olan insana yardım edin.” diye nida eder.
Cüneyd hazretleri bu sözü düyunca düşüp bayılır.
Dünya sermayesini ahiret sermayesine tebdîl edemez isek, dünyadaki gayretler, şeytanların paylaşacakları nasipler olur.
Netice hüsran ve acı bir aldanıştır, israf çılgınlığı ve merhamet yoksulluğu, dünyada baş belası, ahirette azap sermayesidir.
21 Ekim 2012: 18:09 #809101Anonim
Bir Testi Su
Geçmiş günlerimizin dosyaları kapanmıştır.
Bunlarda değişiklik yapabilmenin imkanı yoktur.
Gelecek günlerimizin varlığı ise şüphelidir. An bu andır.
Bu anımızın gönül ve alın terlerini hayat tarlamıza tohumlar isek, inşallah ahiretimizin sırça sarayları olur.
Şeyh Sadi’nin ifade ettiği gibi “Arzın sathı Rabbin umumî sofrasıdır.”
Dünyada “Rahman” şifalının tecellîsi olarak bütün mahlukat bol bol rızıklandırılır, içirilir ve giydirilir.
Dost-hasım, itaatkar ve isyankar ayırt edilmez. Rabbin merhameti bütün mahlukatı ihata etmiştir.
Dikenli bir kirpinin yavrusunu sînesine bastırması, hatta kafir bile olsa, mazlumun bedduasının kabul olması bu kuşatıcı merhametin muktezasıdır.
Kainattaki ilahî sanat, hikmet ve ibret manzaraları, nefsanî ve suflî his ve davranışlarla, aslî tabiatı bozulmamış insanı, ulviyyet, halvet, safvet, rikkat ve haşyet gibi bediî duygulara gark eder.
21 Ekim 2012: 18:11 #809102Anonim
Bir Testi Su
Hususî sofra ise “Rahîm” sıfatının tecellîsi olarak ahirettedir.
İstifade yalnız mü’minlere aittir.
Bu hususî sofrada beşerî nasiplerin en büyüğü olan “Cennet” ve “Ru’yet-i Cemalullah” yani Cenab-ı Hakkı ayın on dördü gibi görme nimetleri vardır, insan, bütün Esma-ı ilahiyyenin kamil tecellîsi olduğu için büyük bir alemin küçük bir modelidir.
Onun topraktan olan yapısı varlığının dış yüzüdür.
Fani yapısıdır.
Hakîkî varlığı esrar, nur ve ilahî hakikatin gizli bir hazinesidir.
İnsanın mükerremlik vasfı budur.
Yaradılış maksadına uygun marifet denizinden nasip alabilmesi buna bağlıdır.
21 Ekim 2012: 18:12 #809103Anonim
Bir Testi Su
Bir kelebeğin yanma pahasına ışığa ram olması gibi Hallac-ı Mansur da esrar denizinin coşkunluğunda fanî varlığını yok etmeğe adım attı.
İlahî tecellîlerle kendini yaktı.
Ruhu yücelip feyz ile dolunca nefsi zayıflayıp bitim noktasına ulaştı. Kendine yabancılaştı, ondan kurtulmağa çalıştı.
Kesîf tecellîlere tahammül edemedi. Sekre sürüklendi:
“Dostlar, beni öldürün! Zira benim ebedî hayatım ölümdedir.” dedi.
Taşlanırken kendini yaralıyan tek hadise, dostunun kendisine bir karanfil atması oldu.
Dünyevî böyle bir teveccüh ve tebessüm bile kendine ağır geldi.
Bu hal diğer bir ifade ile fani varlığın, ilahî varlığa ram olarak kulun ölümsüzlüğe kavuşmasıdır.
Denize düşen bir damlanın vücudunun suda kaybolması gibi denize dalan kimse de sudan başka bir şey görmez.
21 Ekim 2012: 18:12 #809104Anonim
Bir Testi Su
Bu mertebeye ulaşanlar her şeyi hatta kendisini bile Hakk’dan ibaret görürler.
Fakat bu bir haldir.
O hal geçince, “Hakk Hakk’dır, eşya eşyadır.”
Hadîs-i Şerifte bu halin bir misali şöyle verilmiştir:
“- Yeryüzünde yaşayan bir ölü görmek isteyen Ebûbekir’e baksın.”
Merhamet ve adalette abideleşen Hz. Ömer (r.a.), Şam’a girerken sıra kölesine geldiği için deveye, onu bindirdi.
Kendisi şehre yürüyerek girdi. Halk, köleyi halîfe zannetti.
Hz. Ömer (r.a.)’in vefatından sonra dostları kendisini rüyada gördüler:
“- Rabbimiz sana nasıl muamelede bulundu?” diye sordular. O:
“- Elhamdüllah, “Rahman ve Rahîm” olan Rabbim var.” buyurdu.
21 Ekim 2012: 18:12 #809105Anonim
Bir Testi Su
Mevlana (k.s.) buyurur:
“- Madem ki fakr, cömertlik kereminin aynasıdır. Haberin olsun ki, aynanın üzerine hohlamak zararlıdır.”
Yani, fakîri ve garîbi red için ağızdan çıkacak her ses ve nefes onun kalbini incitir.
Sanki sathına hohlanmış ayna gibi kalp buğulanır.
Parlaklık ve derinliği zayi olur,cömertliğin keremini göstermez olur.
Amellerimiz, infaklarımız daima gözümüzde devleşir.
Bizi oyalar ve aldatır; bize haz hamallığı yaptırır.
Dicle’den ve onun sahibinden habersiz olduğumuz için bir testi su gözümüzde bir derya olur.
Dünyevî isteklerimiz bitmek ve tükenmek bilmez. Sahip olduğumuz her şeyi kendimizin tabiî hakkı zannederiz.
21 Ekim 2012: 18:13 #809106Anonim
Bir Testi Su
Aksine bizden bir fedakarlık istenince de kendi mülkümüzden isteniyormuş gibi tavrımız değişir.
Emanetin ve sehavetin kristal, berrak ve zarîf aynası lekelenir. Cenab-ı Hakk (c.c.) ayet-i kerîme’de:
“Yetîme kahretme, fakîri reddetme.” buyurur.
Mevlana (k.s.) bir diğer beytinde:
“-Güzeller, saf ve berrak ayna aradıkları gibi, cömertlik de fakîr ve zayıf kimseler ister.
Güzellerin yüzü aynada güzel görünür, in’am ve ihsanın güzelliği de fakîr ve garîblerle ortaya çıkar.” buyurur.
Güzeller, hüsn ve endamlarını seyretmek için aynanın esiri olurlar. Hatta arkası gölgeli camlara bile kendilerini görmek için bakarak geçerler.
Manevî ve aslî güzellik olan cömertlik de, kendisini biçarelerin ve fakîrlerin gönül aynasında seyreder.
21 Ekim 2012: 18:13 #809107Anonim
Bir Testi Su
Yine Mevlana (k.s.) buyurur:
“- O halde fakirler, merhamet-i ilahî’nin, kerem-i Rabbanî’nin aynasıdırlar.
Hakk ile olanlar ve Hakk’da fanî olanlar daima cömertlik halindedirler.”
Hz. Cabir (r.a.)’den naklen Tefsîr-i Hazin’de ‘ deniliyor ki:
“-Küçük bir çocuk Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna geldi. Annesinin bir gömlek istediğini arz etti.
O sırada Rasûlullah (s.a.v.)’ın sırtındaki gömleğinden başka gömleği yoktu. Çocuğa başka bir zaman gelmesini söyledi.
Çocuk gitti. Tekrar gelip, annesinin Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sırtındaki gömleği istediğini söyledi.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Hücre-i Saadete girdi, sırtındaki gömleği çıkarıp çocuğa uzattı.
O sırada Bilal (r.a.) ezan okuyordu. Fakat Rasûlullah (s.a.v.) sırtına alacak bir şey bulamadığı için cemaate çıkamadı.
Ashabdan bir kısım merak edip Hücre-i Saadete girdiler; Rasûlullah (s.a.v.)’i gömleksiz olarak buldular.
21 Ekim 2012: 18:13 #809108Anonim
Bir Testi Su
Servet bir emanettir. Onun saadetine ve lezzetine kavuşabilmek ancak, mahrumların ızdırabından hislenmek kalbimizden onlara bir şefkat ve merhamet penceresi açabilmekle mümkündür.
Mevlana (k.s.) buyurur:
“Şefkat ü merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurlarım örtmekte gece gibi ol.
Sehavet ü cömertlikte akarsu gibi ol.
Hiddet ü asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu’ ve mahviyette toprak gibi ol.OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN;
GÖRÜNGÜĞÜN GİBİ OL”21 Ekim 2012: 18:14 #809109Anonim
İnsan Ol! İnsan!
Adamın biri, büyük bir şehre gelmişti. Çarşıyı gezerken güzel kokular satan attarların sokağına saptı.
Dükkanlardan gül, menekşe, kokuları dalga dalga sokağa dökülüyordu.
Adam birkaç adım attı. Güzel kokular başını döndürmüştü. Fazla dayanamadı, düşüp bayıldı.
Halk, bayılan adamın başına üşüşmüştü. Kimi kalbini yokluyor, bileklerini ovuyor, kimisi de gül suyu ile yüzünü yıkıyordu. Ne yaptılarsa adamı ayıltamamışlardı.
Ferahlatıcı kokular, gülsuları boşuna harcanmış, adam bir türlü kendine gelememişti. Ve baygınlığı daha çok artmıştı.
Çaresiz kaldılar. Etrafa haber salarak akrabalarını arattılar. Hiç kimse adama sahip çıkmıyor, saatler geçtiği halde adam da bir türlü kendine gelemiyordu.
Akşama doğru oradan geçen bir debbağ (derileri terbiye eden) adamı tanımışta. Kalabalığa seslendi:
“- Sakın ona gülsuyu serpmeyin! Ben onun hastalığının ne olduğunu biliyorum.
Siz ona hiç dokunmayın, ben biraz sonra geleceğim…” diyerek uzaklaştı.
Bir vîraneye girdi. Avucuna bir parça gübre aldı.
Attarlar sokağına gelerek, gizlice, gübreyi bayılan adamın burnuna tuttu.
Hayret!.. Adam kendine gelmeye başladı. Biraz sonra da ayağa kalktı. Debbağla birlikte yürüyerek gitti.
21 Ekim 2012: 18:14 #809110Anonim
İnsan Ol! İnsan!
Bayılan adam da bir debbağdı. Yıllarca kokmuş deriler arasında pis kokulara alışmış, attarlar sokağında güzel kokulara dayanamayarak düşüp bayılmıştı.
MESNEVİ:
– Mayıs böceği daima pislik taşır durur. Bu yüzden de gül suyundan bayılır.
Onun ilacı yine pis kokulu şeylerdir.
Çünkü ona alışmıştır, onunla hall ü hamur olmuştur.
Nasîhatçiler de, kasvetli kişiyi, kendisine bir kapı açılması, iyileşmesi ve şifa bulması için hikmetli güzel sözlerle, amberle, gülsuyu ile tedavî etmek isterler.
Kime öğüdün güzel kokusu fayda vermezse, muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır.
Sen de nurdan, öğütten, iyilik ve güzellikten nasîbini al!.. Burnunu pisliğe sokma da, mayıs böceği olma! İNSAN OL, İNSAN!…” (Beyit: 278-281)
devamı var
22 Ekim 2012: 05:25 #809141Anonim
İnsan Ol! İnsan!
Sabah meltemi; gül, karanfil ve nadîde çiçeklerini açmış bir bahçe üzerinden eserek geçtiği zaman, nefis, leziz ve gönüllere bahar ferahlığı veren kokularını estiği yerlere alır götürür.
Gönül erleri, salihler ve arifler de kalplerindeki muhabbet, aşk ve vecdlerini sohbetlerine taşırlar.
Kalplerindeki esrarın nuru cemaate akseder.
İn’ikas ve insibağ (boyanma) neticesinde kabiliyyet ve istidada göre gönüller feyz ve hakikatin nuru ile dolar.
Eshab-ı Kehf’in Kıtmîr’i bir köpek olduğu halde, sadıklarla beraberliğinin ve onlara mağara kapısında sadakatle bekçilik etmesinin bereketi ile cennete girecektir.
22 Ekim 2012: 05:26 #809142Anonim
İnsan Ol! İnsan!
Mevlana (k.s.) bu vakıayı şöyle anlatır:
“Eshab-ı Kehf’in köpeği ki, o cezbe (feyz-i ilahî) sayesinde murdarlıktan kurtuldu.
Ve padişahların sofrasının başına oturdu.”
“O köpek Eshab-ı Kehf’in sohbetini ihtiyar eylemiş olduğu için mağara kapısı önünde çanaksız, çömleksiz olarak rahmet-i ilahiyye suyunu arifler gibi içti.”
Teaffün etmiş (kokuşmuş) mezbele ve leşler üzerinden geçip gelen bir meltem de, onların mülevves kokularını alarak etrafa yayar, nefesleri tıkar ve ruhları daraltır.
Kulluk lezzetinden mahrum fasıkların meclislerinde de çevrelerine kasvet yayılır.
Onlar da birbirlerinin kasvetleri ile hem-hal olurlar.
Kasvetlerinin yarenliği ile lezzetlenirler.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.