• Bu konu 62 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 64)
  • Yazar
    Yazılar
  • #798485
    Anonim

      İntisab-ı imanî vesikasıyla, kadîr-i mutlak öyle bir Sultana intisap edersin ki, zemin yüzünde, her baharda dört yüz bin milletten mürekkep nebâtat ve hayvânat ordularının bütün cihazatlarını kemâl-i intizamla vermekle beraber, başta insan olarak, hayvânâtın muazzam ordusunun bütün erzaklarını, değil, medenî insanların son zamanlarda keşfettikleri et ve şeker ve sair taamların hülâsaları gibi, belki yüz derece o medenî hülâsalardan daha mükemmel ve bütün taamların her nev’inden tohum ve çekirdek denilen Rahmânî hülâsalara koyup ve o hülâsaları dahi, onların pişirmelerine ve inbisatlarına dair kaderî tarifeler içinde sarıp, muhafaza için küçük sandukçalara koyup tevdi eder. O sandukçaların icadı, كُنْ emrinde bulunan ك-ن fabrikasından o kadar çabuk ve kolay ve çoklukla olur ki, Kur’ân der: “Hâlık emreder, meydana gelir.” Madem sen intisab-ı imanî tezkeresiyle böyle bir nokta-i istinad bulabildiğinden, hadsiz bir kuvvete ve kudrete dayanabilirsin.Ben de âyetten bu dersimi aldıkça öyle bir kuvve-i mâneviyeyi buldum ki, değil şimdiki düşmanlarıma, belki dünyaya meydan okuyabilir bir iktidar-ı imanî hissederek, bütün ruhumla beraber 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ dedim.

      ÜÇÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette daimî bir saadete namzet olduğumu iman telkin ettiği hengâmda, tahassür akıtan of, oftan vazgeçip, beşâşet izhar eden oh, oh dedim. Fakat bu gaye-i hayal ve hedef-i ruh ve netice-i fıtratın tahakkuku, ancak


      [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT][TABLE]

      [TR]
      [TD]

      Hâlık: her şeyi yaratan Allah [/TD]
      [TD]

      Rahmânî: Rahmân olan Allah’a ait [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Sultan: her şeyin hâkimi olan Allah [/TD]
      [TD]beşâşet: güler yüzlülük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bâki: sonsuz, devamlı ve kalıcı [/TD]
      [TD]cihazat: cihazlar, organlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
      [TD]dair: ilgili, ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ebedî: sonsuz [/TD]
      [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gaye-i hayal: hayal edilen gaye, hedef [/TD]
      [TD]gurbet: vatanından uzak olma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
      [TD]hayvânat: hayvanlar [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hedef-i ruh: ruhun hedefi [/TD]
      [TD]hengâm: zaman, dönem[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hülâsa: öz olarak hazırlanmış besin maddesi [/TD]
      [TD]icad: var etme, yaratma [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iktidar-ı imanî: imandaki iktidar ve güç [/TD]
      [TD]inbisat: genişleme, büyüme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intisab-ı imanî: iman ederek Allah’a bağlanma [/TD]
      [TD]intisap etmek: bağlanmak [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak [/TD]
      [TD]kaderî: kaderle belirlenmiş [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kadîr-i mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi [/TD]
      [TD]kemâl-i intizam: mükemmel ve eksiksiz düzen [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]keşfetmek: gizli olan bir şeyi ortaya çıkarmak [/TD]
      [TD]kudret: Allah’ın bütün âlemleri kuşatan güç ve iktidarı [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kuvve-i mâneviye: mânevi güç, moral [/TD]
      [TD]mazlumiyet: zulme uğramışlık [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medenî: çağdaş[/TD]
      [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muazzam: azametli, çok büyük [/TD]
      [TD]muhafaza: koruma, saklama [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mükemmel: eksiksiz [/TD]
      [TD]mürekkep: oluşmuş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]namzet olmak: aday olmak[/TD]
      [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]netice-i fıtrat: yaratılışın gaye ve neticesi [/TD]
      [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası [/TD]
      [TD]saadet: mutluluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]sandukça: küçük sandık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]taam: yiyecek[/TD]
      [TD]tahakkuk: gerçekleşme [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahassür: özlem, hasret çekme[/TD]
      [TD]tarife: bir işlemin nasıl gerçekleştirileceğini gösteren belge [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tazyik: baskı[/TD]
      [TD]telkin etmek: fikir aşılamak, öğüt vermek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevdi etmek: vermek[/TD]
      [TD]tezkere: belge[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vesika: belge[/TD]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #798486
      Anonim

        ve ancak bütün mahlûkatının bütün harekâtlarını ve sekenatlarını ve ahvâl ve a’mallerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak nev-i insanı kendine dost ve muhatap eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlakın hadsiz kudretiyle ve insana nihayetsiz inâyet ve ehemmiyet vermesiyle olabilir diye düşünürken, bu iki noktada, yani, böyle bir kudretin faaliyeti ve zâhiren bu ehemmiyetsiz insanın hakikatli ehemmiyeti hakkında imanın inkişafını ve kalbin itminânını veren bir izah istedim. Yine o âyete müracaat ettim. Dedi ki: “حَسْبُنَا’daki نَا’ya dikkat edip, seninle beraber lisan-ı hal ve lisan-ı kàl ile حَسْبُنَا’yı kimler söylüyorlar, dinle” emretti.

        Birden baktım ki, hadsiz kuşlar ve kuşçuklar olan sinekler ve hesapsız hayvanlar ve nihayetsiz nebatlar ve gayetsiz ağaçlar dahi benim gibi lisan-ı hal ile 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ mânâsını yad ediyorlar. Ve herkesin yâdına getiriyorlar ki, bütün şerâit-i hayatiyetlerini tekeffül eden öyle bir vekilleri var ki, birbirine benzeyen ve maddeleri bir olan yumurtalar ve birbirinin misli gibi katreler ve birbirinin aynı gibi habbeler ve birbirine müşabih çekirdeklerden, kuşların yüz bin çeşitlerini, hayvanların yüz bin tarzlarını, nebâtâtın yüz bin nev’ini ve ağaçların yüz bin sınıfını yanlışsız, noksansız, iltibassız, süslü, mizanlı, intizamlı, birbirinden ayrı fârikalı bir surette, gözümüz önünde, hususan her baharda, gayet çok, gayet kolay, gayet geniş bir dairede, gayet çoklukla halk eder, yapar bir kudretin azamet ve haşmeti içinde, beraberlik ve benzeyişlik ve birbiri içinde ve bir tarzda yapılmalarıyla vahdetini ve ehadiyetini bize gösterir. Ve böyle hadsiz mucizâtı ibraz eden bir fiil-i rububiyete, bir tasarruf-u hallâkıyete müdahale ve


        [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT][TABLE]

        [TR]
        [TD]

        Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah [/TD]
        [TD]

        ahvâl: hâller, davranışlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]azamet: büyüklük, yücelik [/TD]
        [TD]a’mal: davranışlar, işler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı görünmesi [/TD]
        [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fiil-i rububiyet: Cenâb-ı Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili [/TD]
        [TD]fârikalı: birbirinden farklı [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gayetsiz: sayısız[/TD]
        [TD]habbe: dane, tohum[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
        [TD]hakikat: asıl, esas, gerçek [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]halk etmek: yaratmak [/TD]
        [TD]harekât: hareketler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşmet: görkem[/TD]
        [TD]hususan: özellikle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ibraz eden: gösteren[/TD]
        [TD]iltibassız: birbirine karışmayan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inkişaf: gelişme, açılma [/TD]
        [TD]intizamlı: düzenli, tertipli [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik [/TD]
        [TD]itminân: tatmin olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izah: açıklama[/TD]
        [TD]katre: damla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kavlen ve fiilen: sözle ve davranışla [/TD]
        [TD]kudret: Allah’ın bütün âlemleri kuşatan güç ve iktidarı [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lisan-ı hal: hâl ve beden dili[/TD]
        [TD]lisan-ı kàl: söz ile anlatım[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûkat: varlıklar [/TD]
        [TD]makam: derece, konum[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]misl: benzer [/TD]
        [TD]mizanlı: ölçülü [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhatap: hitap edilen [/TD]
        [TD]mu’cizât: mu’cizeler, bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şeyler [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müdahale: karışma[/TD]
        [TD]müracaat etmek: başvurmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müşabih: benzer[/TD]
        [TD]nebat: bitki[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
        [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
        [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]noksansız: eksiksiz[/TD]
        [TD]sekenat: sakinlik, hareketsiz oluş [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: biçim, şekil [/TD]
        [TD]tasarruf-u hallâkıyet: Allah’ın yaratıcılığını dilediği şekilde göstermesi [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tekeffül eden: kefil olan[/TD]
        [TD]vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vekil: sözcü, temsilci [/TD]
        [TD]yad etmek: anmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]yâdına getirmek: hatırına getirmek[/TD]
        [TD]zâhiren: görünürde [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âciz-i mutlak: son derece güçsüz [/TD]
        [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şerâit-i hayatiyet: hayat şartları [/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #798487
        Anonim

          iştirak mümkün olmadığını bildirir diye anladım. Her mü’min gibi benim hüviyet-i şahsiyemi ve mahiyet-i insaniyemi anlamak isteyenler ve benim gibi olmak arzu edenler, حَسْبُنَا ’daki نَا cemiyetinde bulunan ene’nin, yani nefsimin tefsirine baksınlar. Ehemmiyetsiz, hakir ve fakir görünen vücudum—her mü’minin vücudu gibi—neymiş, hayat neymiş, insaniyet neymiş, İslâmiyet neymiş, iman-ı tahkikî neymiş, marifetullah neymiş, muhabbet nasıl olacakmış, anlasınlar, dersini alsınlar.

          DÖRDÜNCÜ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Bir vakit ihtiyarlık, gurbet, hastalık, mağlûbiyet gibi vücudumu sarsan arızalar, bir gaflet zamanıma rast gelip, şiddetle alâkadar ve meftun olduğum vücudumu, belki mahlûkatın vücutlarını ademe gidiyor diye elîm endişe verirken, yine bu âyet-i hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Mânâma dikkat et ve iman dürbünüyle bak.”

          Ben de baktım ve iman gözüyle gördüm ki, bu zerrecik vücudum, her mü’minin vücudu gibi, hadsiz bir vücudun âyinesi ve nihayetsiz bir inbisatla hadsiz vücutları kazanmasına bir vesile ve kendinden daha kıymettar, bâki, müteaddit vücutları meyve veren bir kelime-i hikmet bulunduğunu ve mensubiyet cihetiyle bir an yaşaması, ebedî bir vücut kadar kıymettar olduğunu ilmelyakin ile bildim. Çünkü, şuur-u imanla bu vücudum Vâcibü’l-Vücudun eseri ve san’atı ve cilvesi olduğunu anlamakla, vahşî evhamdan ve hadsiz firaklardan ve hadsiz mufarakat ve firakların elemlerinden kurtulup, mevcudata, hususan zîhayatlara taallûk eden ef’âl ve esmâ-i İlâhiye adedince uhuvvet rabıtalarıyla münasebet peydâ eylediğim, bütün sevdiğim mevcudata, muvakkat bir firak içinde daimî bir visal var olduğunu bildim. İşte, iman ile ve imandaki intisap ile, her mü’min gibi, bu


          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah [/TD]
          [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
          [TD]bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemiyet: çoğul olma anlamı [/TD]
          [TD]cihet: yön[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cilve: görüntü, yansıma [/TD]
          [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ebedî: sonsuz [/TD]
          [TD]ef’âl: fiiler, davranışlar [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ehemmiyetsiz: önemsiz[/TD]
          [TD]elem: acı, keder[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
          [TD]ene: Arapça’da “ben” anlamına gelen kelime[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri [/TD]
          [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]firak: ayrılık [/TD]
          [TD]gaflet: umursamazlık, dalgınlık [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gurbet: yabancılık, vatanından uzak olma[/TD]
          [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakir: küçük, ehemmiyetsiz[/TD]
          [TD]hususan: özellikle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüviyet-i şahsiye: kişinin şahsî hüviyeti, kimliği[/TD]
          [TD]ilmelyakîn: ilim yoluyla kesin bilgi sahibi olma [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma [/TD]
          [TD]inbisat: genişleme, yayılma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
          [TD]intisap: bağlanma [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iştirak: ortak olma, katılma[/TD]
          [TD]kelime-i hikmet: hikmet ifade eden kelime [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kıymettar: değerli [/TD]
          [TD]mahiyet-i insaniye: insana ait özellikler, insanın içyapısı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahlûkat: varlıklar [/TD]
          [TD]marifetullah: Allah’ı bilme ve tanıma [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mağlûbiyet: yenilgi[/TD]
          [TD]meftun: düşkün[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mensubiyet: mensup olmak, bağlı ve ait olmak [/TD]
          [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
          [TD]mufarakat: ayrılık [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muhabbet: sevgi [/TD]
          [TD]muvakkat: geçici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet peydâ etmek: bağlantı kurmak [/TD]
          [TD]müracaat etmek: başvurmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli [/TD]
          [TD]mü’min: Allah’a ve Ondan gelen herşeye inanan [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nefs: kişinin kendisi [/TD]
          [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rabıta: bağlantı[/TD]
          [TD]taallûk eden: ilgilendiren, ait olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tefsir: açıklama, yorum [/TD]
          [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vahşî: ilkel, korkutucu[/TD]
          [TD]vesile: aracı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]visal: kavuşma[/TD]
          [TD]vücud: varlık [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zerrecik: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âyet-i hasbiye: “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” mânâsındaki “Hasbünallâhü ve ni’me’l-vekîl” âyeti[/TD]
          [TD]şuur-u iman: iman şuuru, bilinci [/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #798488
          Anonim

            vücudum dahi hadsiz vücutların firaksız envârını kazanır. Kendi gitse de onlar arkada kaldığından, kendisi kalmış gibi memnun olur.Hülâsa, ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekândır, bâki bir meyveyi sümbül vermektir.

            BEŞİNCİ MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Yine bir vakit hayatım çok ağır şerâitle sarsıldı ve nazar-ı dikkatimi ömre ve hayata çevirdi. Gördüm ki, ömrüm koşarak gidiyor, âhirete yakınlaşmış; hayatım dahi tazyikat altında sönmeye yüz tutmuş. Halbuki, Hayy ismine dair risalede izah edilen hayatın mühim vazifeleri ve büyük meziyetleri ve kıymettar faideleri böyle çabuk sönmeye değil, belki uzun yaşamaya lâyıktır diye müteellimâne düşündüm. Yine üstadım olan 1 حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ âyetine müracaat ettim. Dedi: “Sana hayatı veren Hayy-ı Kayyûma göre hayata bak.”

            Ben de baktım, gördüm ki: Hayatımın bana bakması bir ise, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma bakması yüzdür. Ve bana ait neticesi bir ise, Hâlıkıma ait bindir. Şu halde, marzî-i İlâhî dairesinde bir an yaşaması kâfidir, uzun zaman istemez.

            Bu hakikat dört mesele ile beyan ediliyor. Ölü olmayanlar veyahut diri olmak isteyenler, hayatın mahiyetini ve hakikatini ve hakikî hukukunu o dört mesele içinde arasınlar, bulsunlar ve dirilsinler. Hülâsası şudur ki:

            Hayat, Zât-ı Hayy-ı Kayyûma baktıkça ve iman dahi hayata hayat ve ruh oldukça bekà bulur, hem bâki meyveler verir. Hem öyle yükseklenir ki, sermediyet cilvesini alır; daha ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmaz.

            ALTINCI MERTEBE-İ NURİYE-İ HASBİYE: Mufarakat-i umumiye hengâmında olan harab-ı dünyadan haber veren âhirzaman hâdisâtı içinde mufarakat-i hususiyemi ihtar eden ihtiyarlık ve âhir ömrümde bir hassasiyet-i fevkalâde ile

            [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.[/NOT]
            [TABLE]

            [TR]
            [TD]

            Hayy: gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah [/TD]
            [TD]

            Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah [/TD]
            [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bekà: sonsuzluk, devamlılık ve kalıcılık [/TD]
            [TD]beyan etmek: açıklamak [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bâki: devamlı, kalıcı, sonsuz [/TD]
            [TD]cilve: görüntü, yansıma [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dair: ilgili, ait[/TD]
            [TD]envâr: nurlar [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]firak: ayrılık [/TD]
            [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: gerçek, esas [/TD]
            [TD]hakikî: gerçek [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]harab-ı dünya: dünyanın sonu, kıyametin kopması[/TD]
            [TD]hassasiyet-i fevkalâde: olağanüstü hassasiyet, duyarlılık [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hengâm: zaman, dönem[/TD]
            [TD]hukuk: haklar [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâdisât: hadiseler, olaylar [/TD]
            [TD]hülâsa: özet olarak [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
            [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâfi: yeterli[/TD]
            [TD]kıymettar: değerli [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahiyet: temel özellik[/TD]
            [TD]marzî-i İlâhî: Allah’ın rızasına uygun olan işler [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mertebe-i nuriye-i hasbiye: “Hasbünallahu ve ni’me’l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)” âyetinin mertebesi, derecesi[/TD]
            [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mufarakat-i hususiye: özel ayrılık [/TD]
            [TD]mufarakat-i umumi: geniş çaplı ayrılık [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mühim: önemli[/TD]
            [TD]müracaat etmek: başvurmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müteellimâne: elem duyarak, kederlenerek[/TD]
            [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]netice: son, sonuç[/TD]
            [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sermediyet: daimîlik, süreklilik[/TD]
            [TD]tazyikat: baskılar, sıkıntılar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tebdil-i mekân: yer değiştirme [/TD]
            [TD]visal: kavuşma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücud: varlık [/TD]
            [TD]âhir: son [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat [/TD]
            [TD]âhirzaman: dünya hayatının kıyamete yakın son devresi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
            [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şerâit: şartlar [/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #798489
            Anonim

              fıtratımdaki cemalperestlik ve güzellik sevdası ve kemâlâta meftuniyet hisleri inkişaf ettikleri bir zamanda, daimî tahribatçı olan zeval ve fenâ ve mütemadî tefrik edici olan mevt ve adem, dehşetli bir surette bu güzel dünyayı ve bu güzel mahlûkatı hırpaladığını, parça parça edip güzelliklerini bozduğunu, fevkalâde bir şuur ve teessürle gördüm. Fıtratımdaki aşk-ı mecazî bu hale karşı şiddetli galeyan ve isyan ettiği zamanda bir medar-ı teselli bulmak için, yine bu âyet-i hasbiyeye müracaat ettim. Dedi: “Beni oku ve dikkatle mânâma bak.”

              Ben de Sûre-i Nur’daki 1 اَللهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَ اْلاَرْضِ (ilâ âhir) âyetinin rasathanesine girip, imanın dürbünüyle bu âyet-i hasbiyenin en uzak tabakalarına ve şuur-u imanî hurdebiniyle en ince esrarına baktım, gördüm:

              Nasıl ki âyineler, şişeler, şeffaf şeyler, hattâ kabarcıklar, güneş ziyasının gizli ve çeşit çeşit cemâlini ve o ziyanın elvân-ı seb’a denilen yedi renginin mütenevvi güzelliklerini gösteriyorlar; ve teceddüd ve taharrükleriyle ve ayrı ayrı kabiliyetleriyle ve inkisaratlarıyla o cemal ve o güzellikleri tazeleştiriyorlar; ve inkisaratlarıyla güneşin ve ziyasının ve elvân-ı seb’asının gizli güzelliklerini güzel izhar ediyorlar. Aynen öyle de, Şems-i Ezel ve Ebed olan Cemîl-i Zülcelâlin cemâl-i kudsîsine ve nihayetsiz güzel Esmâ-i Hüsnâsının sermedî güzelliklerine âyinedarlık edip cilvelerinin tazelenmesi için, bu güzel masnular, bu tatlı mahlûklar, bu cemalli mevcudat, hiç durmayarak gelip gidiyorlar. Kendilerinde görünen güzellikler ve cemaller kendilerinin malı olmadığını, belki tezahür etmek isteyen sermedî ve mukaddes bir cemâlin ve daimî tecellî eden ve görünmek isteyen mücerret ve münezzeh bir hüsnün işaretleri ve alâmetleri ve lem’aları ve

              [NOT]Dipnot-1 “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Nur Sûresi, 24:35.[/NOT]


              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Cemîl-i Zülcelâl: heybet ve yücelik sahibi, güzelliği sonsuz olan Allah
              [/TD]
              [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Sûre-i Nur: Nur Sûresi, Kur’ân-ı Kerim’in 24. sûresi
              [/TD]
              [TD]adem: yokluk, hiçlik
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]alâmet: belirti, işaret
              [/TD]
              [TD]ayinedarlık: bir şeyin özelliklerini yansıtan, ayna olan
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]aşk-ı mecazî: gerçek olmayan aşk, geçici şeylere âşık olma
              [/TD]
              [TD]cemalperestlik: güzelliğe düşkünlük
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cemâl: güzellik
              [/TD]
              [TD]cemâl-i kudsî: Cenâb-ı Allah’ın her türlü kusur ve eksiklikten münezzeh güzelliği
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cilve: görünme, yansıma
              [/TD]
              [TD]daimî: devamlı, sürekli
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü
              [/TD]
              [TD]elvân-ı seb’a: yedi renk
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esrar: sırlar
              [/TD]
              [TD]fena: gelip geçicilik, yok oluş
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fevkalâde: olağanüstü
              [/TD]
              [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]galeyan: coşup taşma, öfkelenme
              [/TD]
              [TD]hurdebin: mikroskop
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüsün: güzellik
              [/TD]
              [TD]ilâ âhir: sonuna kadar
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inkisarat: kırılmalar
              [/TD]
              [TD]inkişaf etmek: açılmak, ortaya çıkmak
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak
              [/TD]
              [TD]kabiliyet: yetenek
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâlât: mükemmel özellikler
              [/TD]
              [TD]lem’a: parıltı
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlûk: varlık
              [/TD]
              [TD]mahlûkat: varlıklar
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]masnu: sanatla yapılmış, sanat değeri yüksek
              [/TD]
              [TD]medar-ı teselli: teselli kaynağı
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meftuniyet: tutkunluk, düşkünlük
              [/TD]
              [TD]mevcudat: varlıklar
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevt: ölüm
              [/TD]
              [TD]mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mücerret: soyutlanmış
              [/TD]
              [TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müracaat etmek: başvurmak
              [/TD]
              [TD]mütemadî: sürekli bir şekilde
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mütenevvi: çeşit çeşit
              [/TD]
              [TD]nihayetsiz: sınırsız
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rasathane: gözlem evi
              [/TD]
              [TD]sermedî: daimi, sürekli
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: biçim, şekil
              [/TD]
              [TD]taharrük: hareket etme
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahribatçı: her şeyi yıkan, dağıtan
              [/TD]
              [TD]teceddüd: yenilenme
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tecellî etmek: görünmek, yansımak
              [/TD]
              [TD]teessür: üzüntü
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tefrik edici: ayırıcı
              [/TD]
              [TD]tezahür etmek: görünmek
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zeval: yok olma, gelip geçicilik
              [/TD]
              [TD]ziya: ışık
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle
              [/TD]
              [TD]âyet-i hasbiye: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir” mânasındaki “Hasbünallahü ve ni’me’l-vekîl” âyeti
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Şems-i Ezel ve Ebed: Ezel ve Ebed Güneşi; bu tabir ezelden ebede bütün varlık âlemini aydınlatan Cenâb-ı Hak için bir benzetme olarak kullanılır
              [/TD]
              [TD]şeffaf: saydam, parlak
              [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şuur: bilinç
              [/TD]
              [TD]şuur-u imanî: iman şuuru, bilinci
              [/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #798526
              Anonim

                cilveleri olduğunun pek çok kuvvetli delilleri Risale-i Nur’da tafsilen izah edilmiş.

                Burada o burhanlardan üç tanesi, kısaca, gayet mâkul bir surette zikredilmiştir diye beyana başlar. Bu risaleyi gören herbir zevk-i selim ashabı hayrette kalmakla beraber, kendilerinin istifadelerinden başka, gayrılarının da istifadelerine çalışmayı lâzım buluyorlar. Hususan İkinci Burhanda beş nokta beyan ediliyor. Aklı çürük, kalbi bozuk olmayan, herhalde takdir ve tahsin ve tasviple “Mâşaallah, fetebârekâllah” diyecek; fakir, hakir görünen vücudunu teâli ettirecek harika bir mucize olduğunu derk ve tasdik edecek.

                ON BEŞİNCİ RİCA HAŞİYE-1

                Bir zaman Emirdağı’nda ikamete memur ve tek başıma, menzilde adeta bir haps-i münferit ve bana çok ağır gelen tarassutlar ve tahakkümlerle bana işkence vermelerinden, hayattan usandım, hapisten çıktığıma teessüf ettim. Ruh u canımla Denizli hapsini arzuladım ve kabre girmeyi istedim ve “Hapis ve kabir bu tarz-ı hayata müreccahtır” diye, ya hapse veya kabre girmeye karar verirken, inâyet-i İlâhiye imdada yetişti, kalemleri teksir makinesi olan Medresetü’z-Zehrâ şakirtlerinin ellerine yeni çıkan teksir makinesini verdi. Birden, Nurun kıymettar mecmualarından her tanesi, bir kalemle beş yüz nüsha meydana geldi. Fütuhata başlamaları, o sıkıntılı hayatı bana sevdirdi, “Hadsiz şükür olsun” dedirtti.

                Bir miktar sonra, Risale-i Nur’un gizli düşmanları, fütuhat-ı Nuriyeyi çekemediler, hükûmeti aleyhimize sevk ettiler. Yine hayat bana ağır gelmeye başladı. Birden inâyet-i Rabbâniye tecellî etti. En ziyade Nurlara muhtaç olan alâkadar

                [NOT]Haşiye-1 Nurun telif zamanı üç sene evvel bitmiş olmasından, bu On Beşinci Rica, ileride bir Nurcu tarafından İhtiyarlar Lem’asının tekmiline, telifine mehaz olmak üzere yazıldı.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli)
                [/TD]
                [TD]Emirdağ: (bk. bilgiler)
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler)
                [/TD]
                [TD]Mâşaallah: Allah dilemiş ve ne güzel yaratmış
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]aleyhinde: karşısında
                [/TD]
                [TD]alâkadar: alakalı, ilgili
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ashab: sahipler
                [/TD]
                [TD]beyan etmek: açıklamak, anlatmak
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil
                [/TD]
                [TD]cilve: görünme, yansıma
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]derk etmek: anlamak, algılamak
                [/TD]
                [TD]evvel: önce
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fetebârekâllah: şânı ne yücedir Allah’ın
                [/TD]
                [TD]fütuhat: fetihler, zaferler
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fütuhat-ı Nuriye: Nur Risalelerinin yayılması
                [/TD]
                [TD]gayr: başkası
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadsiz: sonsuz
                [/TD]
                [TD]hakir: küçük, değersiz
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haps-i münferit: tek başına hapis, hücre hapsi
                [/TD]
                [TD]haşiye: dipnot
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hususan: özellikle
                [/TD]
                [TD]hükûmet: idare, yönetim
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ikamet: yerleşme
                [/TD]
                [TD]imdada yetişmek: yardım etmek
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inâyet-i Rabbâniye: bütün varlıkların Rabbi olan Allah’ın inayeti, yardımı
                [/TD]
                [TD]inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı ve gözetmesi
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istifade: yararlanma, faydalanma
                [/TD]
                [TD]izah etmek: açıklamak
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kıymettar: değerli
                [/TD]
                [TD]lem’a: parıltı
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mecmua: benzer konularda yazılmış yazıların bir araya getirilmesiyle oluşan eser
                [/TD]
                [TD]mehaz: kaynak
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]menzil: ev, mekân
                [/TD]
                [TD]mu’cize: insanların benzeri yapmakta âciz oldukları Allah’ın olağanüstü eseri
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâkul: akla uygun
                [/TD]
                [TD]müreccah: tercih edilen
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nüsha: kopya
                [/TD]
                [TD]rica: ümit
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]risale: Risale-i Nur’da yer alan bölümlerden her birisi
                [/TD]
                [TD]ruh u can: ruh ve can, büyük bir istek
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sevk etmek: yönlendirmek
                [/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tafsilen: ayrıntılı olarak
                [/TD]
                [TD]tahakküm: zorbalık etmek, baskı yapmak
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahsin: beğenme, birşeyin güzelliğini ilân etme
                [/TD]
                [TD]takdir: birşeyin değerini anlama ve ilân etme
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tarassut: gözetleme
                [/TD]
                [TD]tarz-ı hayat: hayat tarzı
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak
                [/TD]
                [TD]tasvip: uygun bulma
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tecellî etmek: görünmek, yansımak
                [/TD]
                [TD]teessüf etmek: üzülmek
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tekmil: tamamlama
                [/TD]
                [TD]teksir makinesi: yazıları çoğaltmak için kullanılan makine
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]telif etmek: kitap yazma, yazılı eser ortaya koyma
                [/TD]
                [TD]telif zamanı: bir kitabın yazılma zamanı
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teâli ettirmek: yüceltmek
                [/TD]
                [TD]vücud: varlık
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zevk-i selim: en kusursuz, en yüksek derecedeki zevk
                [/TD]
                [TD]zikredilmek: anılmak, belirtilmek
                [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziyade: çok, fazla
                [/TD]
                [TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
                [/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #798527
                Anonim

                  memurlar, vazifeleri itibarıyla, müsadere edilen Nur Risalelerini kemâl-i merak ve dikkatle mütalâa ettiler. Fakat Nurlar onların kalblerini kendine taraftar eyledi. Tenkit yerine takdire başlamalarıyla Nur dershanesi çok genişlendi, maddî zararımızdan yüz derece ziyade menfaat verdi, sıkıntılı telâşlarımızı hiçe indirdi.

                  Sonra, gizli düşman münafıklar, hükûmetin nazar-ı dikkatini benim şahsıma çevirdiler. Eski siyasî hayatımı hatırlattırdılar. Hem adliyeyi, hem maarif dairesini, hem zabıtayı, hem Dahiliye Vekâletini evhamlandırdılar. Partilerin cereyanları ve komünistlerin perdesinde anarşistlerin tahrikâtıyla o evham genişlendi. Bizi tazyik ve tevkif ve ellerine geçen risaleleri müsadereye başladılar. Nur şakirtlerinin faaliyetine tevakkuf geldi. Benim şahsımı çürütmek fikriyle, bir kısım resmî memurlar, hiç kimsenin inanmayacağı isnatlarda bulundular, pek acip iftiraları işâaya çalıştılar. Fakat kimseyi inandıramadılar.

                  Sonra, pek âdi bahanelerle, zemherîrin en şiddetli soğuk günlerinde beni tevkif ederek, büyük ve gayet soğuk ve iki gün sobasız bir koğuşta, tecrid-i mutlak içinde hapsettiler. Ben küçük odamda günde kaç defa soba yakar ve daima mangalımda ateş varken, zaafiyet ve hastalığımdan zor dayanabilirdim. Şimdi, bu vaziyette, hem soğuktan bir sıtma, hem dehşetli bir sıkıntı ve hiddet içinde çırpınırken, bir inâyet-i İlâhiye ile bir hakikat kalbimde inkişaf etti. Mânen, “Sen hapse medrese-i Yusufiye namı vermişsin. Hem Denizli’de, sıkıntınızdan bin derece ziyade hem ferah, hem mânevî kâr, hem oradaki mahpusların Nurlardan istifadeleri, hem büyük dairelerde Nurların fütuhatı gibi neticeler, size şekvâ yerinde binler şükrettirdi. Herbir saat hapsinizi ve sıkıntınızı on saat ibadet hükmüne getirdi, o fâni saatleri bâkileştirdi. İnşaallah, bu üçüncü medrese-i Yusufiyedeki musibetzedelerin Nurlardan istifadeleri ve teselli bulmaları, senin bu soğuk ve ağır sıkıntını hararetlendirip sevinçlere çevirecek. Ve hiddet ettiğin


                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Dahiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı[/TD]
                  [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Nurlar: Risale-i Nur Külliyatı [/TD]
                  [TD]acip: hayret verici, tuhaf[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]adliye: hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşu [/TD]
                  [TD]anarşist: anarşizm yanlısı, hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzene karşı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bâkileştirmek: sürekli kılmak, kalıcı hale getirmek [/TD]
                  [TD]cereyan: akım[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                  [TD]evhamlandırmak: kuşkulandırmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ferah: rahat[/TD]
                  [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fütuhat: fetihler, yayılmalar [/TD]
                  [TD]hakikat: gerçek, sır [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hiddet: öfke[/TD]
                  [TD]hükûmet: idare, yönetim [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iftira: asılsız suçlama[/TD]
                  [TD]inkişaf etmek: ortaya çıkmak [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı ve gözetmesi [/TD]
                  [TD]inşaallah: Allah izin verirse[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]isnat: dayandırma, suçlama [/TD]
                  [TD]istifade: yararlanma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]itibarıyla: bakımından [/TD]
                  [TD]işâa: bir haberi yayma, duyurma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemâl-i merak: merakın son derecesi [/TD]
                  [TD]komünist: komünizm yanlısı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maarif dairesi: Millî Eğitim Bakanlığı [/TD]
                  [TD]mahpus: hapsedilen kişi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
                  [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]musibetzede: musibete uğrayan[/TD]
                  [TD]mânen: mânevî olarak [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mânevî: mânâya ait [/TD]
                  [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müsadere: toplatma, elden alma[/TD]
                  [TD]mütalâa etmek: okumak, incelemek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nam: ad, isim[/TD]
                  [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]netice: son, sonuç[/TD]
                  [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahrikât: tahrikler, kışkırtmalar[/TD]
                  [TD]takdir: birşeyin değerini anlama ve ilân etme [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tazyik: baskı[/TD]
                  [TD]tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tenkit: eleştiri[/TD]
                  [TD]tevakkuf: durgunluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevkif etmek: tutuklamak[/TD]
                  [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                  [TD]zabıta: polis[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zemherîr: 22 Aralık’tan 31 Ocak’a kadar olan şiddetli kış dönemi[/TD]
                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                  [TD]şakirt: öğrenci[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şekvâ: şikâyet[/TD]
                  [TD]şükretmek: teşekkür etmek, Allah’a karşı minnet duymak [/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #798528
                  Anonim

                    adamlar, eğer aldanmışlarsa, bilmeyerek sana zulmediyorlar; onlar hiddete lâyık değiller. Eğer bilerek ve garazla ve dalâlet hesabına seni incitiyorlar ve işkence yapıyorlarsa, onlar pek yakın bir zamanda ölümün idam-ı ebedîsiyle kabrin haps-i münferidine girip daimî sıkıntılı azap çekecekler. Sen onların zulmü yüzünden hem sevap, hem fâni saatlerini bâkileştirmeyi, hem mânevî lezzetleri, hem vazife-i ilmiye ve diniyeyi ihlâsla yapmasını kazanıyorsun” diye ruhuma ihtar edildi.

                    Ben de bütün kuvvetimle “Elhamdü lillâh” dedim. İnsaniyet damarıyla o zalimlere acıdım, “Yâ Rabbi, onları ıslah eyle” diye dua ettim. Bu yeni hadisede, ifademde Dahiliye Vekâletine yazdığım gibi, on vecihle kanunsuz olduğu ve kanun namına kanunsuzluk eden o zalimler, asıl suçlu onlar olması gibi, öyle bahaneleri aradılar, işitenleri güldürecek ve hakperestleri ağlattıracak iftiraları ve uydurmalarıyla ehl-i insafa gösterdiler ki, Risale-i Nur’a ve şakirtlerine ilişmeye, kanun ve hak cihetinde imkân bulamıyorlar, divaneliğe sapıyorlar.

                    Ezcümle, bir ay bizi tecessüs eden memurlar birşey bahane bulamadıklarından, bir pusula yazıp ki, “Said’in hizmetkârı bir dükkândan rakı almış, ona götürmüş,” o pusulayı imza ettirmek için hiç kimseyi bulamayıp, sonra yabanî ve sarhoş bir adamı yakalamışlar, tehditkârâne “Gel bunu imza et” demişler. O da demiş: “Tövbeler tövbesi olsun, bu acip yalanı kim imza edebilir?” Onları, pusulayı yırtmaya mecbur etmiş.

                    İkinci bir nümune: Bilmediğim ve şimdi dahi tanımadığım bir zat, atını, beni gezdirmek için vermiş. Ben de, rahatsızlığım için, teneffüs kastıyla, ekser günlerde, yazda bir iki saat gezerdim. O at ve araba sahibine elli liralık kitap vermeye söz vermiştim—tâ kaidem bozulmasın ve minnet altına girmeyeyim. Acaba bu işte hiçbir zarar ihtimali var mı? Halbuki, “O at kimindir?” diye, elli defa bizlerden hem vali, hem adliyeciler, hem zabıta ve polisler sordular. Güya büyük bir hâdise-i siyasiye ve âsâyişe temas eden bir vakıadır! Hattâ, bu mânâsız soruşların kesilmesi için, iki zat, hamiyeten, biri “At benimdir,” diğeri “Araba


                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Dahili Vekâlet: İçişleri Bakanlığı[/TD]
                    [TD]Said: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]acip: tuhaf, şaşırtıcı[/TD]
                    [TD]bâki: devamlı olan, yok olmayan [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihet: yön[/TD]
                    [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkârcılık [/TD]
                    [TD]divanelik: akılsızlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i insaf: insaflı olanlar[/TD]
                    [TD]ekser: çok [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]elhamdü lillâh: Allah’a hamd olsun! [/TD]
                    [TD]ezcümle: örnek olarak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü [/TD]
                    [TD]garaz: kötü kasıt[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadise-i siyasiye: siyasî olay [/TD]
                    [TD]hak: adalet [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakperest: doğruluktan ayrılmayan, hakkı tutan [/TD]
                    [TD]hamiyet: din ve vatan gibi mukaddes değerleri koruma gayreti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haps-i münferid: hücre hapsi; tek başına hapsedilme [/TD]
                    [TD]hiddet: öfke[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hizmetkâr: hizmet yapan kimse[/TD]
                    [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme [/TD]
                    [TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                    [TD]kaide: kural[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kastıyla: amacıyla [/TD]
                    [TD]mecbur etmek: zorunlu kılmak [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetme [/TD]
                    [TD]namına: adına[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nümune: örnek[/TD]
                    [TD]pusula: küçük not kağıdı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tecessüs eden: gizlice araştıran, casusluk yapan[/TD]
                    [TD]tehditkârâne: tehdit ederek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]temas eden: dokunan[/TD]
                    [TD]teneffüs: dinlenme, temiz hava alma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vakıa: olay[/TD]
                    [TD]vazife-i ilmiye ve diniye: ilim ve din görevi [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vecih: yön[/TD]
                    [TD]yabanî: yabancı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]yâ Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’ım [/TD]
                    [TD]zalim: acımasız ve haksız davranan [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zulüm: haksızlık [/TD]
                    [TD]âsâyiş: kanuna uygunluk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ıslah etmek: iyileştirmek, düzeltmek [/TD]
                    [TD]şakirt: öğrenci, talebe[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #798530
                    Anonim

                      benimdir” dedikleri için, ikisini de benimle beraber tevkif ettiler. Bu nümunelere kıyasen, çok çocuk oyuncaklarına seyirci olup gülerek ağladık ve anladık ki, Risale‑i Nur’a ve şakirtlerine ilişenler maskara olurlar.

                      O nümunelerden lâtif bir muhavere: Benim tevkif kâğıdımda sebep “emniyeti ihlâl” suçu yazıldığından, ben daha o pusulayı görmeden müddeiumuma dedim: “Seni geçen gece gıybet ettim. Emniyet müdürü hesabına beni konuşturan bir polise, ‘Eğer bin müddeiumumî ve bin emniyet müdürü kadar bu memlekette emniyet-i umumiyeye hizmet etmemişsem-üç defa-Allah beni kahretsin’ dedim.”

                      Sonra, bu sırada, bu soğukta, en ziyade istirahate ve üşümemeye ve dünyayı düşünmemeye muhtaç olduğum bir hengâmda, garazı ve kastı ihsas eder bir tarzda, beni bu tahammülün fevkinde bu tehcir ve tecrit ve tevkif ve tazyike sevk edenlere, fevkalâde iğbirar ve kızmak geldi. Bir inâyet, imdada yetişti. Mânen kalbe ihtar edildi ki:

                      “İnsanların sana ettikleri ayn-ı zulümlerinde, ayn-ı adalet olan kader-i İlâhînin büyük bir hissesi var.

                      “Ve bu hapiste yiyecek rızkın var; o rızkın seni buraya çağırdı. Ona karşı rıza ve teslimle mukabele lâzım.

                      “Hikmet ve rahmet-i Rabbâniyenin dahi büyük bir hissesi var ki, bu hapistekileri nurlandırmak ve teselli vermek ve size sevap kazandırmaktır. Bu hisseye karşı, sabır içinde binler şükretmek lâzımdır.

                      “Hem senin nefsinin bilmediğin kusurlarıyla onda bir hissesi var. O hisseye karşı istiğfar ve tevbe ile, nefsine ‘Bu tokada müstehak oldun’ demelisin.

                      “Hem gizli düşmanların desiseleriyle bazı safdil ve vehham memurları iğfal ile o zulme sevk etmek cihetiyle, onların da bir hissesi var. Ona karşı Risale-i

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]ayn-ı adalet: adaletin ta kendisi [/TD]
                      [TD]ayn-ı zulüm: zulüm ve haksızlığın ta kendisi [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                      [TD]desise: hile, aldatma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]emniyet: güven [/TD]
                      [TD]emniyet-i umumiye: genel güvenlik [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]emniyeti ihlâl: güvenliği bozma [/TD]
                      [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                      [TD]garaz: kötü kasıt[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gıybet: arkadan çekiştirmek, hazır olmayan birisinin aleyhinde konuşmak [/TD]
                      [TD]hengâm: zaman, dönem[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet ve rahmet-i Rabbâniye: herbir varlığı terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın rahmet ve hikmeti [/TD]
                      [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtar edilmek: hatırlatılmak[/TD]
                      [TD]imdada yetişmek: yardım eli uzatmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik [/TD]
                      [TD]istirahat: dinlenme, rahatlama [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istiğfar: af dileme, tevbe etme [/TD]
                      [TD]iğbirar: gücenme, kırgınlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma [/TD]
                      [TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan bilip o şekilde belirlemesi [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kahretmek: perişan etmek[/TD]
                      [TD]kast: amaç [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lâtif: güzel, hoş [/TD]
                      [TD]maskara olmak: gülünç duruma düşmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhavere: karşılıklı konuşma[/TD]
                      [TD]mukabele: karşılık verme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mânen: mânevî olarak [/TD]
                      [TD]müddeiumumî: savcı [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık [/TD]
                      [TD]nefs: kişinin kendisi [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nurlandırmak: aydınlatmak [/TD]
                      [TD]nümune: örnek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler [/TD]
                      [TD]safdil: saf kalpli, kolay aldanan [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sevk etmek: yönlendirmek[/TD]
                      [TD]tahammül: dayanma, katlanma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tazyik: baskı[/TD]
                      [TD]tecrit: yalnız başına bırakma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tehcir: yurdundan çıkarma, sürgün etme[/TD]
                      [TD]teslim: her şeyiyle Allah’a bağlanma [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş[/TD]
                      [TD]tevkif etmek: tutuklamak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vehham: aşırı derecede vehimli, kuruntulu[/TD]
                      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zulüm: haksızlık [/TD]
                      [TD]şakirt: öğrenci, talebe[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şükretmek: teşekkür etmek, Allah’a karşı minnet duymak [/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #798531
                      Anonim

                        Nur’un o münafıklara vurduğu dehşetli mânevî tokatlar, senin intikamını tamamen onlardan almış. O, onlara yeter.

                        “En son hisse, bilfiil vasıta olan resmî memurlardır. Bu hisseye karşı, onların Nurlara tenkit niyetiyle bakmalarında, ister istemez, şüphesiz, iman cihetinde istifadelerinin hatırı için,
                        1
                        وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ düsturuyla onları affetmek bir ulüvvücenaplıktır.”

                        Ben de bu hakikatli ihtardan kemâl-i ferah ve şükürle, bu yeni medrese-i Yusufiyede durmaya, hattâ aleyhimde olanlara yardım etmek için, kendime mucib‑i ceza, zararsız bir suç yapmaya karar verdim. Hem benim gibi yetmiş beş yaşında ve alâkasız ve dünyada sevdiği dostlarından, yetmişten ancak hayatta beşi kalmış ve onun vazife-i Nuriyesini görecek yetmiş bin Nur nüshaları bâki kalıp serbest geziyorlar ve bir dile bedel binler dille hizmet-i imaniyeyi yapacak kardeşleri, vârisleri bulunan benim gibi bir adama, kabir bu hapisten yüz derece ziyade hayırlıdır. Ve bu hapis dahi, haricinde hürriyetsiz tahakkümler altındaki serbestiyetten yüz derece daha rahat, daha faidelidir. Çünkü, haricinde, tek başıyla yüzer alâkadar memurların tahakkümlerini çekmeye mukabil, hapiste yüzer mahpuslarla beraber, yalnız müdür ve başgardiyan gibi bir iki zâtın, maslahata binaen hafif tahakkümlerini çekmeye mecbur olur. Ona mukabil, hapiste çok dostlardan kardeşâne taltifler, teselliler görür. Hem İslâmiyet şefkati ve insaniyet fıtratı bu vaziyette ihtiyarlara merhamete gelmesi, hapis zahmetini rahmete çeviriyor diye, hapse razı oldum.

                        Bu üçüncü mahkemeye geldiğim sırada, zaafiyet ve ihtiyarlık ve rahatsızlıktan ayakta durmaya sıkıldığımdan, mahkeme kapısının haricinde, bir iskemlede oturdum. Birden bir hâkim geldi, hiddet etti, “Neden ayakta beklemiyor?” ihanetkârâne dedi. Ben de ihtiyarlık cihetinden bu merhametsizliğe kızdım. Birden baktım, pek çok Müslümanlar, kemâl-i şefkat ve uhuvvetle, merhametkârâne bakıp etrafımızda toplanmışlar, dağıtılmıyorlar. Birden iki hakikat ihtar edildi:


                        [NOT]Dipnot-1 “Öfkelerini yutanlar ve insanları affedenler…” Âl-i İmrân Sûresi, 3:134.[/NOT][TABLE]

                        [TR]
                        [TD]

                        alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                        [TD]

                        alâkasız: ilgisiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilfiil: fiilen, uygulamalı olarak [/TD]
                        [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bâki kalmak: geride kalmak, elde bulunmak [/TD]
                        [TD]cihet: yön, şekil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                        [TD]düstur: kural, prensip[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç [/TD]
                        [TD]hakikat: gerçek, sır [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haricinde: dışında[/TD]
                        [TD]hiddet: öfke[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hisse: pay[/TD]
                        [TD]hizmet-i imaniye: iman hizmeti [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâkim: yargıç [/TD]
                        [TD]hürriyet: özgürlük[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihanetkârâne: haincesine [/TD]
                        [TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kardeşâne: kardeşçesine[/TD]
                        [TD]kemâl-i ferah: tam bir rahatlama [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i şefkat: tam ve mükemmel şefkat, acıma [/TD]
                        [TD]mahpus: tutuklu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maslahat: fayda, gaye [/TD]
                        [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]merhamete gelmek: acımak [/TD]
                        [TD]merhametkârâne: merhametli bir şekilde [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]merhametsiz: acımasız [/TD]
                        [TD]mucib-i ceza: ceza gerektiren [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                        [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nüsha: kopya[/TD]
                        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]serbestiyet: serbestlik[/TD]
                        [TD]tahakküm: baskı, zorbalık [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]taltif: iyilik ve güzellikle muamele etmek [/TD]
                        [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ulüvvücenaplık: büyüklük[/TD]
                        [TD]vasıta: aracı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vazife-i Nuriye: Risale-i Nur yoluyla Kur’ân hizmetinde bulunma [/TD]
                        [TD]vaziyet: durum[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vâris: mirasçı [/TD]
                        [TD]zaafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                        [TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme [/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #798532
                        Anonim

                          Birincisi: Benim ve Nurların gizli düşmanlarımız, benim istemediğim halde hakkımdaki teveccüh-ü âmmeyi kırmakla Nurun fütuhatına sed çekilir diye, bazı safdil resmî memurları kandırıp, şahsımı millet nazarında çürütmek fikriyle, ihanetkârâne böyle muameleye sevk etmişler. Buna karşı inâyet-i İlâhiye, Nurların iman hizmetine mukabil, bir ikram olarak, o birtek adamın ihanetine bedel bu yüz adama bak, hizmetinizi takdirle şefkatkârâne, acıyarak, alâkadarâne sizi istikbal ve teşyî ediyorlar. Hattâ, ikinci gün, ben müstantık dairesinde müddeiumumun suallerine cevap verirken, hükûmet avlusunda, mahkeme pencerelerine karşı bin kadar ahali kemâl-i alâka ile toplanıp lisan-ı hal ile “Bunları sıkmayınız” dediklerini, vaziyetleriyle ifade ediyorlar gibi göründüler. Polisler onları dağıtamıyordular. Kalbime ihtar edildi ki: Bu ahali, bu tehlikeli asırda tam bir teselli ve söndürülmez bir nur ve kuvvetli bir iman ve saadet-i bâkiyeye bir doğru müjde istiyorlar ve fıtraten arıyorlar ve Nur Risalelerinde aradıkları bulunuyor diye işitmişler ki, benim ehemmiyetsiz şahsıma, imana bir parça hizmetkârlığım için, haddimden çok ziyade iltifat gösteriyorlar.

                          İkinci hakikat: Emniyeti ihlâl vehmiyle bize ihanet etmek ve teveccüh-ü âmmeyi kırmak kastıyla tahkirkârâne, aldanmış mahdut adamların bed muamelelerine mukabil, hadsiz ehl-i hakikatin ve nesl-i âtinin takdirkârâne alkışlamaları var diye ihtar edildi.

                          Evet, komünist perdesi altında anarşistliğin emniyet-i umumiyeyi bozmaya dehşetli çalışmasına karşı, Risale-i Nur ve şakirtleri, iman-ı tahkikî kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müthiş ifsadı durduruyor ve kırıyor, emniyeti ve âsâyişi temine çalışıyor ki, pek çok bir kesrette ve memleketin her tarafında bulunan Nur talebelerinden, bu yirmi senede alâkadar üç dört mahkeme ve on vilâyetin zabıtaları, emniyeti ihlâle dair bir vukuatlarını bulmamış ve kaydetmemiş.


                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]ahali: halk [/TD]
                          [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]alâkadarâne: ilgilenerek[/TD]
                          [TD]anarşist: hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bed muamele: kötü uygulama[/TD]
                          [TD]bedel: karşılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dair: ilgili, ait[/TD]
                          [TD]ehemmiyet: önem, değer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehl-i hakikat: her şeyin hakikatini ve gerçeğini araştıran ve ulaşan kişiler [/TD]
                          [TD]emniyet: güven ortamı [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]emniyet-i umumiye: genel güvenlik [/TD]
                          [TD]fütuhat: fetihler, zaferler [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle [/TD]
                          [TD]had: seviye, derece[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                          [TD]hakikat: gerçek, esas [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hizmetkâr: hizmet yapan kimse[/TD]
                          [TD]ifsad: bozulma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihanet: hainlik[/TD]
                          [TD]ihanetkârâne: hainlik ederek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak[/TD]
                          [TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ikram: bağış, ihsan [/TD]
                          [TD]iltifat göstermek: ilgilenmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iman hizmeti: iman hakikatlerini yayma hizmeti [/TD]
                          [TD]iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı, lütfu [/TD]
                          [TD]istikbal: karşılamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kastıyla: amacıyla [/TD]
                          [TD]kemâl-i alâka: eksiksiz ilgi ve alâka [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kesret: çokluk [/TD]
                          [TD]komünist: Komünizm akımını benimseyen kişi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lisan-ı hal: hâl ve beden dili[/TD]
                          [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muamele: davranış, tavır[/TD]
                          [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müddeiumumî: savcı [/TD]
                          [TD]müstantık: mahkemede ilk ifadeyi alan sorgu hâkimi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müthiş: dehşet veren[/TD]
                          [TD]nazar: bakış, görüş [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nesl-i âti: gelecek nesil[/TD]
                          [TD]saadet-i bâkiye: sonsuz mutluluk, âhiret hayatı [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]safdil: saf kalpli, kolay aldanan [/TD]
                          [TD]sed çekmek: engellemek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
                          [TD]tahkirkârâne: hakaret ederek, küçük düşürerek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takdir etmek: bir şeye gerekli değeri göstermek [/TD]
                          [TD]takdirkârâne: takdir ederek [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teveccüh-ü âmme: halkın yönelişi, ilgi göstermesi[/TD]
                          [TD]teşyî: uğurlama, vefat eden kişinin defnedilmesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vaziyet: durum[/TD]
                          [TD]vehim: kuruntu, varsayım[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vilâyet: il[/TD]
                          [TD]vukuat: meydana gelen olaylar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zabıta: polis[/TD]
                          [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âsâyiş: emniyet ve güven ortamı[/TD]
                          [TD]şakirt: öğrenci[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şefkatkârâne: şefkat dolu [/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #798533
                          Anonim

                            Ve üç vilâyetin insaflı bir kısım zabıtaları demişler: “Nur talebeleri mânevî bir zabıtadır. Âsâyişi muhafazada bize yardım ediyorlar. İman-ı tahkikî ile, Nuru okuyan her adamın kafasında bir yasakçıyı bırakıyorlar, emniyeti temine çalışıyorlar.”

                            Bunun bir nümunesi Denizli Hapishanesidir. Oraya Nurlar ve o mahpuslar için yazılan Meyve Risalesi girmesiyle, üç dört ay zarfında iki yüzden ziyade o mahpuslar öyle fevkalâde itaatli, dindarâne bir salâh-ı hal aldılar ki, üç dört adamı öldüren bir adam, tahta bitlerini öldürmekten çekiniyordu. Tam merhametli, zararsız, vatana nâfi bir uzuv olmaya başladı. Hattâ resmî memurlar bu hale hayretle ve takdirle bakıyordular. Hem daha hüküm almadan bir kısım gençler dediler: “Nurcular hapiste kalsalar, biz kendimizi mahkûm ettireceğiz ve ceza almaya çalışacağız, tâ onlardan ders alıp onlar gibi olacağız, onların dersiyle kendimizi ıslah edeceğiz.”

                            İşte bu mahiyette bulunan Nur talebelerini emniyeti ihlâl ile ittiham edenler, herhalde ve gayet fena bir surette aldanmış veya aldatılmış veya bilerek veya bilmeyerek anarşistlik hesabına hükûmeti iğfal edip bizleri eziyetlerle ezmeye çalışıyorlar. Biz bunlara karşı deriz:

                            “Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapanmıyor ve dünya misafirhanesinde yolcular gayet sür’at ve telâşla, kafile kafile arkasında toprak arkasına girip kayboluyorlar; elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Siz zulmünüzün cezasını dehşetli bir surette göreceksiniz. Hiç olmazsa mazlum ehl-i iman hakkında terhis tezkeresi olan ölümün, idam-ı ebedî darağacına çıkacaksınız. Sizin dünyada tevehhüm-ü ebediyetle aldığınız fâni zevkler bâki ve elîm elemlere dönecek.”

                            Maatteessüf gizli münafık düşmanlarımız, bu dindar milletin yüzer milyon velî makamında olan şehidlerinin, kahraman gazilerinin kanıyla ve kılıcıyla kazanılan ve muhafaza edilen hakikat-i İslâmiyete bazan tarikat namını takıp ve o güneşin tek bir şuâı olan tarikat meşrebini o güneşin aynı gösterip, hükûmetin bazı dikkatsiz memurlarını aldatıp, hakikat-i Kur’âniyeye ve hakaik-i imaniyeye


                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Denizli Hapishanesi: (bk. bilgiler – Denizli)[/TD]
                            [TD]anarşist: anarşizm yanlısı, hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzene karşı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bâki: devamlı ve kalıcı olan, sonsuz [/TD]
                            [TD]dindarâne: dinine bağlı, dindarca[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler [/TD]
                            [TD]elem: acı, keder[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
                            [TD]emniyet: güven [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                            [TD]fâni: geçici olan, ölümlü [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri, esasları [/TD]
                            [TD]hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikati doğru gerçeği [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat-i İslâmiyet: İslâm’ın doğru gerçeği [/TD]
                            [TD]hüküm: karar [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş [/TD]
                            [TD]ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iman-ı tahkikî: imana dair bütün meseleleri inceleyip delil ve burhan ile inanma [/TD]
                            [TD]insaflı: vicdanlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itaatli: emirlere uyan[/TD]
                            [TD]ittiham etmek: suçlamak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iğfal: gaflete düşürerek kandırma, aldatma [/TD]
                            [TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]maatteessüf: ne yazık ki[/TD]
                            [TD]mahiyet: nitelik, özellik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahkûm etmek: hapis cezası vermek [/TD]
                            [TD]mahpus: tutuklu[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]makam: derece[/TD]
                            [TD]mazlum: suçsuz, zulme uğrayan [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]meşreb: hareket tarzı, metod[/TD]
                            [TD]muhafaza etmek: korumak [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen[/TD]
                            [TD]nam: isim, ünvan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nâfi: faydalı[/TD]
                            [TD]nümune: örnek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]salâh-ı hâl: durumun düzelmesi [/TD]
                            [TD]suret: biçim, şekil [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]takdir: övgü [/TD]
                            [TD]tarikat: mânevî ilerlemeye götüren yol [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]terhis tezkeresi: görevin bittiğini gösteren belge[/TD]
                            [TD]tevehhüm-ü ebediyet: sonsuza kadar yaşayacağını sanmak [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]uzuv: organ[/TD]
                            [TD]velî: Allah dostu [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vilâyet: il[/TD]
                            [TD]zabıta: polis[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                            [TD]âsâyiş: emniyet ve güven ortamı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ıslah etmek: düzeltmek [/TD]
                            [TD]şuâ: ışık, parıltı[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #798534
                            Anonim

                              tesirli bir surette çalışan Nur talebelerine “tarikatçi” ve “siyasî cemiyetçi” namını vererek aleyhimize sevk etmek istiyorlar. Biz, hem onlara, hem onları aleyhimizde dinleyenlere, Denizli mahkeme-i âdilesinde dediğimiz gibi deriz:

                              “Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikate başımız dahi feda olsun. Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silâh etmeyecek ve vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler inşaallah!”

                              İşte, ihtiyarlığımın sezgüzeştliğinden gelen ağrılara ve meyusiyetlere, imandan ve Kur’ân’dan imdada yetişen kudsî tesellilerle bu ihtiyarlığımın en sıkıntılı bir senesini, gençliğimin en ferahlı on senesine değiştirmem. Hususan hapiste farz namazını kılan ve tevbe edenin herbir saati on saat ibadet hükmüne geçmesiyle ve hastalıkta ve mazlumiyette dahi herbir fâni gün, sevap cihetinde on gün bâki bir ömrü kazandırmasıyla, benim gibi kabir kapısında nöbetini bekleyen bir adama ne kadar medar-ı şükrandır, o mânevî ihtardan bildim, “Hadsiz şükür Rabbime” dedim, ihtiyarlığıma sevindim ve hapsime razı oldum. Çünkü ömür durmuyor, çabuk gidiyor. Lezzetle, ferahla gitse, lezzetin zevâli elem olmasından, hem teessüf, hem şükürsüzlükle, gafletle, bazı günahları yerinde bırakır, fâni olur, gider. Eğer hapis ve zahmetli gitse, zevâl-i elem bir mânevî lezzet olmasından, hem bir nevi ibadet sayıldığından, bir cihette bâki kalır ve hayırlı meyveleriyle bâki bir ömrü kazandırır. Geçmiş günahlara ve hapse sebebiyet veren hatalara kefaret olur, onları temizler. Bu nokta-i nazardan, mahpuslardan farzı kılanlar, sabır içinde şükretmelidirler.

                              ON ALTINCI RİCA

                              Bir zaman, ihtiyarlık vaktinde, Eskişehir hapsinden, bir sene cezayı çekip çıktım. Beni Kastamonu’ya nefyettiler. Polis karakolunda iki üç ay misafir ettiler. Benim gibi, sadık dostlarıyla görüşmekten sıkılan bir münzevî ve kıyafetinin tebdiline tahammül etmeyen bir adam, böyle yerlerde ne kadar azap çeker, anlaşılır.


                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Eskişehir Hapsi: (bk. bilgiler)
                              [/TD]
                              [TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Rab: Her bir varlığın her türlü ihtiyacını karşılayan, onları terbiye ve idare edip egemenliği altında tutan Allah
                              [/TD]
                              [TD]azap: acı, sıkıntı
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bâki: devamlı ve kalıcı olan, sonsuz
                              [/TD]
                              [TD]cemiyetçi: belli bir görüşe sahip olanların bir araya gelmelerini savunan
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cihet: taraf, yön
                              [/TD]
                              [TD]elem: acı, keder
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]farz: Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey
                              [/TD]
                              [TD]ferah: rahatlık
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fâni: geçici olan, ölümlü
                              [/TD]
                              [TD]gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadsiz: sayısız
                              [/TD]
                              [TD]hakikat: doğru gerçek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hakikat-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikati, esası
                              [/TD]
                              [TD]hayır: iyilik
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hususan: özellikle
                              [/TD]
                              [TD]hüküm: karar
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ibadet: Allah’a kulluk etme
                              [/TD]
                              [TD]ihtar: hatırlatma
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]inşaallah: Allah’ın dilemesiyle
                              [/TD]
                              [TD]kefaret: günahlardan ve hatalardan arınma vasıtası
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kudsî: kutsal, her türlü kusur ve noksandan uzak
                              [/TD]
                              [TD]mahkeme-i âdile: adaletli mahkeme
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahpus: tutuklu
                              [/TD]
                              [TD]mazlumiyet: zulme uğramışlık
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]medar-ı şükran: teşekkürün, şükrün kaynağı, sebebi
                              [/TD]
                              [TD]meyusiyet: ümitsizlik
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münzevî: bir köşeye çekilip vaktini ibadetle geçiren
                              [/TD]
                              [TD]nam: isim, ünvan
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nefyetmek: sürmek, sürgüne göndermek
                              [/TD]
                              [TD]nevi: çeşit, tür
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nokta-i nazar: bakış açısı
                              [/TD]
                              [TD]rica: ümit
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sergüzeşt: bir kimsenin başından geçen hâl ve olaylar
                              [/TD]
                              [TD]sevk etmek: yöneltmek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]suret: biçim, şekil
                              [/TD]
                              [TD]tahammül: dayanma, katlanma
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tebdil: değiştirme
                              [/TD]
                              [TD]teessüf etmek: üzülmek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tesirli: etkili
                              [/TD]
                              [TD]teslim-i silâh etmek: yenilgiyi kabul edip silâhını teslim etmek
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vazife-i kudsiye: kutsal vazife
                              [/TD]
                              [TD]zevâl: geçicilik, yokluk
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zevâl-i elem: acının bitmesi
                              [/TD]
                              [TD]zındıka: dinsizlik
                              [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şükretmek: teşekkür etmek, Allah’a karşı minnet duymak
                              [/TD]
                              [TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
                              [/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #798535
                              Anonim

                                İşte ben bu meyusiyette iken, birden, inâyet-i İlâhiye ihtiyarlığımın imdadına geldi. O karakoldaki komiser, polislerle beraber, sadık dost hükmüne geçtiler. Hiçbir vakit şapkayı başıma koymayı ihtar etmedikleri gibi, benim hizmetçilerim misilli, istediğim zaman beni şehrin etrafında gezdiriyordular.

                                Sonra, o karakolun karşısında, Kastamonu’nun medrese-i Nuriyesine girdim, Nurların telifine başladım. Feyzi, Emin, Hilmi, Sadık, Nazif, Salâhaddin gibi Nurun kahraman şakirtleri, Nurların neşri, teksiri için o medreseye devam ettiler. Gençlikte eski talebelerimle geçirdiğim kıymettar müzakere-i ilmiyeyi daha parlak bir surette gösterdiler.

                                Sonra gizli düşmanlarımız bazı memurları ve bir kısım enaniyetli hocalar ve şeyhleri aleyhimize evhamlandırdılar. Bizi Denizli hapsine, beş altı vilâyetlerden gelen Nur talebelerini, o medrese-i Yusufiyede toplanmaya vesile oldular. Bu On Altıncı Ricanın tafsilâtı, Kastamonu’dan gönderip lâhikaya geçen ve Denizli hapsinde, oradaki kardeşlerime gizli gönderdiğim küçük mektuplar ve mahkemesindeki Müdafaa Risalesidir ki, bu Ricanın hakikatini parlak gösteriyorlar. Tafsilâtını lâhikaya, müdafaama havale edip, gayet kısa işaret edeceğiz.

                                Ben, mahrem ve mühim mecmuaları, hususan Süfyâna ve Nurun kerametlerine dair risaleleri kömür ve odunlar altında sakladım, tâ benim vefatımdan veya baştaki başlar hakikati dinleyip akıllarını başlarına aldıktan sonra neşredilsinler diye müsterihâne dururken, birden taharrî memurları ve müddeiumumun muavini, menzilimi bastılar. O gizli ve ehemmiyetli risaleleri odunların altından çıkardılar. Hem beni tevkif edip Isparta Hapishanesine, sıhhatim muhtel bir halde gönderdiler. Ben pek çok müteellim ve Nurlara gelen o zarardan dehşetli müteessir iken, bir inâyet-i İlâhiye imdadımıza yetişti. O gizlenmiş ve ehl-i hükûmet


                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Denizli Hapsi: (bk. bilgiler – Denizli)[/TD]
                                [TD]Emin: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Feyzi: (bk. bilgiler – Mehmed Feyzi)[/TD]
                                [TD]Hilmi: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Isparta Hapishanesi: (bk. bilgiler – Isparta)[/TD]
                                [TD]Kastamonu: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Müdafaa Risalesi: Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur talebelerinin çeşitli mahkemelere sundukları savunmaların yer aldığı risale[/TD]
                                [TD]Nazif: (bk. bilgiler – Ahmed Nazif Çelebi)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Sadık: (bk. bilgiler – Sadık Demirelli)[/TD]
                                [TD]Salâhaddin: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Süfyân: âhirzamanda geleceği ve İslâm dinini yıkmak için çalışacağı sahih hadislerde haber verilen dinsiz ve münâfık bir şahıs[/TD]
                                [TD]dair: ilgili, ait[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                                [TD]ehl-i hükûmet: yöneticiler, hükûmette olanlar [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]enaniyet: benlik, gurur[/TD]
                                [TD]evhamlandırmak: şüphelendirmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakikat: doğru gerçek [/TD]
                                [TD]havale etmek: bir işi başka birine bırakmak, yönlendirmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hususan: özellikle[/TD]
                                [TD]ihtar etmek: uyarmak, hatırlatmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]inâyet-i İlâhiye: Allah’ın yardımı, lütfu [/TD]
                                [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görülen olağanüstü hâl ve hareket [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kıymettar: değerli [/TD]
                                [TD]lâhika: ek, ilave[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mahrem: gizliliği olan [/TD]
                                [TD]mecmua: belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]medrese-i Nuriye: Risale-i Nur’ların okunduğu yerler [/TD]
                                [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]menzil: ev, mekân [/TD]
                                [TD]meyusiyet: ümitsizlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]misilli: benzeri, gibi [/TD]
                                [TD]muavin: yardımcı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhtel: halel gelmiş, bozulmuş[/TD]
                                [TD]müdafaa: savunma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müddeiumumî: iddia makamı, savcı[/TD]
                                [TD]mühim: önemli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müsterihâne: içi rahat olarak, gönül rahatlığı ile[/TD]
                                [TD]müteellim: acı çeken[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müteessir: etkilenen, üzülen[/TD]
                                [TD]müzakere-i ilmiye: ilmî tartışmalar [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]neşir: yayma[/TD]
                                [TD]neşretmek: yaymak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rica: ümit[/TD]
                                [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sadık: bağlı [/TD]
                                [TD]suret: biçim, şekil [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sıhhat: sağlık[/TD]
                                [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]taharrî memurları: araştırma memurları[/TD]
                                [TD]talebe: öğrenci [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]teksir: çoğaltma [/TD]
                                [TD]telif: kitap yazma, yazılı eser ortaya koyma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tevkif etmek: tutuklamak[/TD]
                                [TD]vesile: aracı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vilâyet: il[/TD]
                                [TD]şakirt: öğrenci[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şeyh: bir tarikatın kurucusu ve başı[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #798536
                                Anonim

                                  onları okumaya çok muhtaç olan o ehemmiyetli risaleleri kemâl-i merak ve dikkatle okumaya başlayıp, büyük resmî daireler adeta bir dershane-i Nuriye hükmüne geçti. Tenkit fikriyle takdire başladılar. Hattâ Denizli’de, hiç haberimiz yokken, fevkalâde perde altında, matbu Âyetü’l-Kübrâyı resmî ve gayr-ı resmî pek çok adamlar okudular, imanlarını kuvvetlendirdiler, bizim hapis musibetimizi hiçe indirdiler.

                                  Sonra bizi Denizli hapsine aldılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli, soğuk bir koğuşa soktular. İhtiyarlık, hastalık ve benim yüzümden mâsum arkadaşlarımın zahmetlerinden bana gelen çok teellüm ve Nurların tatil ve müsaderesinden gelen çok teessüf ve sıkıntı içinde çırpınırken, birden inâyet-i Rabbâniye imdada yetişti. Birden o koca hapishaneyi bir dershane-i Nuriyeye çevirip bir medrese-i Yusufiye (a.s.) olduğunu ispat ederek, Medresetü’z-Zehrâ kahramanlarının elmas kalemleriyle Nurlar intişara başladı. Hattâ o ağır şerâit içinde Nurun kahramanı, üç dört ay zarfında yirmiden ziyade Meyve ve Müdafaat Risalesinden yazdı. Hem hapiste, hem hariçte fütuhata başladılar. O musibetteki zararımızı büyük menfaatlere ve sıkıntılarımızı sevinçlere çevirdi.

                                  1 عَسٰۤى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ sırrını tekrar gösterdi.

                                  Sonra birinci ehl-i vukufun yanlış ve sathî zabıtlara binaen aleyhimizde şiddetli tenkitleri ve Maarif Vekilinin dehşetli hücumuyla beraber, aleyhimizde bir beyanname neşretmesiyle, hattâ bazı haberlerle bir kısmımızın idamına çalışıldığı hengâmda, bir inâyet-i Rabbâniye imdadımıza yetişti. Başta Ankara ehl-i vukufunun şiddetli tenkitlerini beklerken, takdirkârâne raporları, hattâ beş sandık Nur Risalelerinde beş on sehiv buldukları halde, mahkemede onların sehiv ve yanlış gösterdikleri noktalar ayn-ı hakikat olduğunu ve onların sehiv ve yanlış dedikleri maddelerde kendileri sehiv ettiklerini ispat ettiğimiz gibi, beş yaprak raporlarında beş on sehiv ve yanlışlarını gösterdik. Ve yedi makamata gönderdiğimiz


                                  [NOT]Dipnot-1 “Bakarsınız, sizin hoşlanmadığınız birşey, hakkınızda hayırlı olur.” Bakara Sûresi, 2:216.[/NOT][TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]

                                  Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [TD]

                                  Denizli Hapsi: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Maarif Vekili: Milli Eğitim Bakanı[/TD]
                                  [TD]Medresetü’z-Zehrâ: (bk. bilgiler)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Meyve Risalesi: On Birinci Şuâ[/TD]
                                  [TD]Müdafaaname Risalesi: Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur talebelerinin çeşitli mahkemelere sundukları savunmaların yer aldığı risale [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Nurlar: Risale-i Nur [/TD]
                                  [TD]Nurun kahramanı: Risale-i Nur’a hizmette çok fedakârlıkta bulunan [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ayn-ı hakikat: gerçeğin kendisi [/TD]
                                  [TD]beyanname: açıklama belgesi [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                                  [TD]dershane-i Nuriye: Risale-i Nur’ların okunduğu yer [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ehemmiyetli: değerli, önemli[/TD]
                                  [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi heyeti[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                                  [TD]fütuhat: fetihler, yayılmalar [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]gayr-ı resmî: resmi olmayan[/TD]
                                  [TD]hariçte: dışarıda[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hengâm: zaman, dönem[/TD]
                                  [TD]intişar: yayılma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inâyet-i Rabbâniye: Allah’ın inâyeti, yardımı [/TD]
                                  [TD]kemâl-i merak ve dikkatle: oldukça meraklı ve dikkatli bir şekilde [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]makamat: makamlar, mertebeler[/TD]
                                  [TD]matbu: basılmış [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân’a hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer; hapishane[/TD]
                                  [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]musibet: belâ, büyük sıkıntı[/TD]
                                  [TD]müsadere: toplama[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]neşretmek: yayınlamak[/TD]
                                  [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden her birisi [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sathî: sığ, yüzeysel[/TD]
                                  [TD]sehiv: hata, yanılgı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]takdir etmek: bir şeye gerekli değeri göstermek [/TD]
                                  [TD]takdirkârâne: takdir edercesine [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tecrid-i mutlak: tam bir yalnızlık, yalnız başına bırakma [/TD]
                                  [TD]teellüm: elem çekme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]teessüf etme: üzülme[/TD]
                                  [TD]tenkit etmek: eleştirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ufunetli: kötü ve pis kokulu[/TD]
                                  [TD]zabıt: tutanak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zarfında: içinde[/TD]
                                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Âyetü’l-Kübrâ: en büyük delil; Risale-i Nur’da Yedinci Şuâ adlı eser [/TD]
                                  [TD]şerâit: şartlar[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 64)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.