- Bu konu 295 yanıt içerir, 57 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
6 Şubat 2010: 04:59 #765921
Anonim
“Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.”
Mektubat6 Şubat 2010: 08:25 #765923Anonim
Şu gecenin sabahı, şu kışın baharı, ne kadar muhakkak ve kat’i ise Haşr’ın sabahı,
berzah’ın baharı da o kadar muhakkak ve kat’idir.7 Şubat 2010: 17:43 #709390Anonim
23. söz 4.nokta
‘her duaya cevap verilecektir denmesi her duanın kabul edilir demek degidir.her duaya cevap ve demek ayrıdır her dua kabul edilir demek ayrı…’
7 Şubat 2010: 17:49 #709347Anonim
her duaya cevap var demek ayrıdır her dua kabul edilir demek ayrı…
23. söz 4.nokta
(yanlış yazmışım bir üst mesajda..hakkınızı helal edin):003:7 Şubat 2010: 18:23 #709196Anonim
”İşte, şu sırdandır ki, mahiyeti nur ve hüviyeti nurâniye olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvâtlarını birden işitir ve Kıyâmette bütün asfiyâ ile bir anda görüşür; biri birisine mâni olmaz. Hattâ evliyâdan, ziyâde nurâniyet kesb eden ve abdâl denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşâhede ediliyormuş. Aynı zât, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.”
(16.Söz)7 Şubat 2010: 18:47 #709225Anonim
Evet bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiç bir şey ağır gelmez. Mesnevi – 94
10 Şubat 2010: 19:04 #766172Anonim
”İşte, şu sırdandır ki, mahiyeti nur ve hüviyeti nurâniye olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvâtlarını birden işitir ve Kıyâmette bütün asfiyâ ile bir anda görüşür; biri birisine mâni olmaz. Hattâ evliyâdan, ziyâde nurâniyet kesb eden ve abdâl denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşâhede ediliyormuş. Aynı zât, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.
Evet, nasıl cismâniyâta cam ve su gibi şeyler ayna olur; öyle de, ruhâniyâta dahi hava ve esîr ve âlem-i misâlin bâzı mevcûdâtı ayna hükmünde ve berk ve hayal süratinde bir vâsıta-i seyir ve seyahat sûretine geçerler. Ve o ruhânîler, hayal süratiyle o merâyâ-i nazîfede, o menâzil-i latîfede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler. ”
On Altıncı Söz
11 Şubat 2010: 14:48 #766239Anonim
Hayatı kim vermiş, yapmış ise rızıkla o hayatı besleyen ve idame edende odur. Ondan başka olamaz… Delilmi istersin…. En zayıf ve apdal hayvan, en iyi beslenir.Meyve kurtları ve balıklar gibi…
11 Şubat 2010: 20:59 #766279Anonim
”Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutîlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Burada yok hükmündedir.
Demek, başka yerde bir mahkeme-i kübrâ vardır. ”
Onuncu Söz12 Şubat 2010: 06:56 #766292Anonim
@zerrat 180921 wrote:
”Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bâhusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden mutîlere mükâfatı ve isyan edenlere mücâzâtı bulunmasın. Burada yok hükmündedir.
Demek, başka yerde bir mahkeme-i kübrâ vardır. ”Onuncu Söz
Allah razı olsun kardeşim … mutlaka okunmalı bu onuncu söz !…ama mutlaka, haksızlık karşısında şaşıran ruhlara şifadır…
Ey arkadaş!
Demek, bu muvakkat memleket bir tarla hükmündedir. Bir tâlimgâhtır, bir pazardır. Elbette arkasında bir mahkeme-i kübrâ, bir saadet-i uzmâ gelecektir. Eğer bunu inkâr etsen; bütün zâbitlerdeki cüzdanları, defterleri techizatları, düsturları belki şu memleketteki bütün intizâmâtı, hattâ hükûmeti inkâr etmeğe mecbur olursun ve bütün vâki olan icraatın vücudunu tekzib etmek lâzımgelir. O vakit sana, insan ve zîşuur denilmez. Sofestâîlerden daha akılsız olursun.
13 Şubat 2010: 11:42 #766438Anonim
bir tek adam seninle hidayete gelse, sahra dolusu kırmızı koyun, keçilerden daha hayırlıdır.(onüçüncü şua)
14 Şubat 2010: 22:16 #759378Anonim
Birinci Bürhan:
”Gel her tarafa bak..her şey’e dikkat et! Bütün bu işler içinde gizli bir el işliyor. Çünki: Bak, bir dirhem (Hâşiye) kadar kuvveti olmıyan, bir çekirdek küçüklüğünde bir şey, binler batman yükü kaldırıyor. Zerre kadar şuuru (Hâşiye:1) olmıyan gayet hakîmane işler görüyor. Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir kudret sahibi vardır. Eğer kendi başına olsa, bütün baştan başa bu gördüğümüz memlekette her iş mu’cize, herşey mu’cizekâr bir hârika olmak lâzım gelir. Bu ise bir safsatadır.(Hâşiye): Ağaçları başlarında taşıyan çekirdeklere işarettir.
(Hâşiye 1): Kendi kendine yükselmiyen ve meyvelerin sıkletine dayanmıyan, üzüm çubukları gibi nâzenin nebatatın, ağaçlara lâtif eller atıp sarmalarına ve onlara yüklenmelerine işarettir.”
(YİRMİİKİNCİ SÖZ’ÜN BİRİNCİ MAKAMI)
14 Şubat 2010: 22:21 #759379Anonim
İkinci Bürhan:
Gel bütün bu ovaları, bu meydanları, bu menzilleri süslendiren şeyler üstüne dikkat et. Herbirisinde o gizli Zât’tan haber veren işler var. Âdeta herbiri birer turra, birer sikke gibi, o gaybî zâtdan haber veriyorlar. İşte gözünün önünde: bak: Bir dirhem pamuktan (Hâşiye 1) ne yapıyor? Bak kaç top çuha ve patiska ve çiçekli kumaş çıktı. Bak, ondan ne kadar şekerlemeler, yuvarlak tatlı köfteler yapılıyor ki, bizim gibi binler adam giyse ve yese, kâfi gelir. Hem de bak: Bu demiri, toprağı, suyu, kömürü, bakırı, gümüşü, altını, gaybî avucuna aldı, bir et parçası (Hâşiye: 2) yaptı; bak gör… İşte ey akılsız adam! Bu işler öyle bir zâta mahsustur ki; bütün bu memleket, bütün eczâsiyle onun mu’cize-i kuvveti altında duruyor, her arzusuna râm oluyor.”
16 Şubat 2010: 04:42 #766562Anonim
”Yâ Rab! Garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvanem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,
Bî-ihtiyarem, el’aman gûyem, afv cûyem, meded hâhem zidergâhet İlahî! ”Birden nur-u iman, feyz-i Kur’an, lütf-u Rahman imdadıma yetiştiler. O beş karanlıklı gurbetleri, beş nuranî ünsiyet dairelerine çevirdiler. Lisanım حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ söyledi. Kalbim فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّهُ لاَ اِلهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ âyetini okudu. Aklım dahi ızdırabından ve dehşetinden feryad eden nefsime hitaben dedi:
Bırak bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül. Zira feryad; bela-ender hata-ender beladır bil.
Bela vereni buldunsa eğer; safa-ender, vefa-ender, atâ-ender beladır bil.
Madem öyle, bırak şekvayı şükret, çün belâbil, demâ keyfinden güler hep gül mül.
Ger bulmazsan, bütün dünya cefa-ender, fena-ender, hebâ-ender beladır bil.
Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçücük bir beladan gel tevekkül kıl.
Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün; o güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Hem üstadlarımdan Mevlâna Celaleddin’in nefsine dediği gibi dedim:اُو گُفْتْ اَلَسْتُ و تُو گُفْتِى بَلَى شُكْرِ بَلَى چِيسْتْ كَشِيدَنْ بَلاَ ٭Mektubat ( 25 – 26 )Mektubat ( 25 )17 Şubat 2010: 18:55 #766666Anonim
”Mâdem güneş gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve ruhânî gibi madde ile mukayyed nimnurânî masnu’lar, nurâniyet sırrıyla, bir yerde iken, pek çok yerlerde bulunabilirler; mukayyed bir cüz’î iken, mutlak bir küllî hükmünü alırlar; bir anda cüz’î bir ihtiyâr ile, pek çok işleri yapabilirler. Acaba, maddeden mücerred ve muallâ ve tahdid-i kayd ve zulmet-i kesâfetten münezzeh ve müberrâ; ve şu umum envâr ve bütün nurâniyât Onun envâr-ı kudsiye-i esmâsının bir kesif zılâli; ve umum vücud ve bütün hayat ve âlem-i ervâh ve âlem-i misâl nimşeffaf bir âyine-i cemâli; ve sıfâtı muhîta; ve şuûnâtı külliye olan bir Zât-ı Akdesin irâde-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilm-i muhîtle tecellî-i sıfâtı ve cilve-i ef’âli içindeki teveccüh-ü Ehadiyetinden hangi şey saklanabilir, hangi iş ağır gelebilir, hangi şey gizlenebilir, hangi ferd uzak kalabilir, hangi şahsiyet külliyet kesb etmeden ona yanaşabilir?
Evet, nasıl güneş, kayıtsız nuru, maddesiz aksi vâsıtasıyla, sana senin gözbebeğinden daha yakın olduğu halde, sen mukayyed olduğun için ondan gayet uzaksın, ona yaklaşmak için çok kayıtlardan tecerrüd etmek, çok merâtib-i külliyeden geçmek lâzım gelir; âdetâ mânen yer kadar büyüyüp kamer kadar yükselip, sonra doğrudan doğruya güneşin mertebe-i asliyesine bir derece yanaşabilir ve perdesiz görüşebilirsin; öyle de, Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülkemâl, sana gayet yakındır. Sen Ondan gayet uzaksın. Kalbin kuvveti, aklın ulviyeti varsa, temsildeki noktaları hakikate tatbike çalış.”
(Sözler/16.Söz) -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.