- Bu konu 295 yanıt içerir, 57 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
19 Aralık 2008: 21:57 #724276
Anonim
Nur-u akıl kalbden gelirZulmetli münevverler bu sözü bilmeliler: Ziyâ-i kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver.
O nur ile bu ziyâ mezc olmazsa zulmettir; zulüm ve cehli fışkırır. Nurun libasını giymiş bir zulmet-i müzevver.
Gözünde bir nehâr var; lâkin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki, bir leyl-i münevver.
O içinde bulunmazsa, o şahmpâre göz olmaz, sende birşey göremez. Basîretsiz basar da para etmez.
Ger fikret-i beyzâda süveydâ-i kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basîret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz.
Lemeât | 646
19 Aralık 2008: 22:02 #724278Anonim
Sakın o makalenin iğlâk-ı uslûbu ve içinde cilveger olan
mesailin elbiselerinin perişaniyeti seni temaşasından müteneffir etmesin.
Zira iğlâk eden, mânâsındaki dikkat ve kıymettir.
Ve perişan eden ve ziynet-i zahiriyeden müstağnî eden, mânâsındaki cemal-i zâtiyesidir.
Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir.
Ve menzilleri dahi kalbin süveydâsıdır.
Muhakemat | Sekizinci Mesele | 74
19 Aralık 2008: 22:35 #724285Anonim
25.söz,birinci şule.birinci şua,ikinci suret,ikinci nokta..
Bİlhasda şu bölümü sizinle paylaşmak istedimDiyor ki: “Ey acz ve hakareti içinde mağrur ve mütemerrid ve zaaf ve fakrı içinde serkeş ve muannid olan ins ve cin! Emirlerime itaat etmezseniz, haydi, elinizden gelirse hudud-u mülkümden çıkınız! Nasıl cesaret edersiniz ki, öyle bir Sultanın emirlerine karşı gelirsiniz; yıldızlar, aylar, güneşler, emirber neferleri gibi emirlerine itaat ederler. Hem tuğyanınızla öyle bir Hâkim-i Zülcelâle karşı mübareze ediyorsunuz ki, öyle azametli mutî askerleri var, faraza şeytanlarınız dayanabilseler, onları dağ gibi güllelerle recmedebilirler. Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâlin memleketinde isyan ediyorsunuz ki, cünudundan öyleleri var, değil sizin gibi küçük, âciz mahlûklar, belki farz-ı muhal olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız, arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri size atabilirler, sizi dağıtırlar. Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, onunla öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi, küreler misilli yıldızları üstünüze Allah’ın izniyle yağdırabilirler.”
dua ile
20 Aralık 2008: 21:53 #724438Anonim
Öyle musibetten kaçınız ki; geldiği vakit zalimlere mahsus kalmaz, masumlar ve mazlumlar da içinde yanar.” Çünki musibet-i âmmeden masumlar hârika bir tarzda yangın içinde selâmette kalsalar, hikmet-i diniye bozulur. Çünki din bir imtihan, bir tecrübedir. O vakit, Ebu Cehil gibi fenalar, aynen Ebu Bekir-i Sıddık Radıyallahü Anh gibi tasdik ederler. Onun için, musibet-i âmmede masumlar da bela çekerler.” (Emirdağ Lâhikası-l sh: 32)
25 Aralık 2008: 15:27 #724821Anonim
işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.
25 Aralık 2008: 15:27 #724822Anonim
hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış.
25 Aralık 2008: 15:27 #724823Anonim
her vakit besmeleye, her saatte la ilahe illAllah’a ihtiyaç vardır
8 Nisan 2009: 09:47 #738006Anonim
Ey insan-i müstekî!
Sen mâdum kalmadin, vücut nimetini giydin, hayati tattin,
câmid kalmadin, hayvan olmadin,
islâmiyet nimetini buldun, dalâlette kalmadin,
sihhat ve selâmet nimetini gördün, ve hâkezâ…Ey nankör!
Daha sen nerede hak kazaniyorsun ki, Cenâb-i Hakkin sana verdigi mahz-i nimet olan vücut mertebelerine mukàbil sükretmeyerek,
imkânât ve ademiyat nev’inde ve senin eline geçmedigi ve
sen lâyik olmadigin yüksek nimetlerin sana verilmediginden,
bâtil bir hirsla Cenâb-i Haktan sekvâ ediyorsun ve küfrân-i nimet ediyorsun?8 Nisan 2009: 09:47 #738007Anonim
Ey kanaatsiz, hirsli ve iktisatsiz, israfli ve haksiz, sekvâli, gafil insan!
Kat’iyen bil ki, kanaat, ticaretli bir sükrandir; hirs, hasâretli bir küfrandir.
Ve iktisat, nimete güzel ve menfaatli bir ihtiramdir. israf ise, nimete çirkin ve zararli bir istihfaftir.
Eger aklin varsa kanaate alış ve rızaya çalış.
Tahammül etmezsen, “Yâ Sabûr” de ve sabır iste, hakkına razı ol, teşekkî etme.
Kimden kime sekvâ ettigini bil, sus.
Herhalde şekvâ etmek istersen, nefsini Cenâb-ı Hakka şekvâ et; çünkü kusur ondadır.23 Haziran 2009: 10:21 #747941Anonim
Üstad çok hasta olur, çok vakitleri de hastalık ve sıkıntı ile geçerdi. Pek az yer; o da bir parça çorba gibi mahdut birşeydi.
Geceleri, Kur’an-ı Kerîm’den vird edindiği sûreleri ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın münacat-ı meşhûresi olan
“Cevşenü’l-Kebîr” namındaki münacatını ve Şah-ı Geylanî ve Şah-ı Nakşibend gibi eazım-ı evliyanın münacat ve hizblerini ve salavat-ı Nuriyeleri ve bilhassa Risale-i Nur’un menbaı olan “Hizbü’n-Nuriye”yi ve ayat-ı Kur’aniyenin lemeatı olan ve bir silsile-i tefekkür bulunan ve Yirmi Dokuzuncu Lem’ada cem edilen hizb ve münacatları okur, bunları tamam edince de yine Risale-i Nur’la meşgul olurdu.
Gündüzleri ise, daima Risale-i Nur’un mütalaası ve tashihi ile meşgul olur; Risale-i Nur hizmetini herşeye tercih eder, Risale-i Nur’a ait yetişecek acele bir iş zamanında diğer meşguliyetlerini bırakır, evvela o işi tamamlardı.23 Haziran 2009: 16:30 #747998Anonim
Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.
26 Haziran 2009: 14:13 #748263Anonim
Şeytanın vücudunda cüz’i şerlerle biçok makasid-i hayriye-i külliye ve kemalat-i insaniye vardır.Evet,bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var ;mahiyet-i insaniyedeki isdidatta dahi ondan daha ziyade meratip var.Belki zerreden şemse kadar dereceleri var.Bu istidadatın inkişafatı,elbette bir hareket ister bir muamele iktiza eder.Ve o muameledeki terakki zembereğinin hareketi,mücahade ile olur.O mücahede ise,şeytanların ve muzir şeylerin vücuduyla olur.Yoksa ,melaikeler gibi,insanların da makamı sabit kalırdı.O halde insan nev’inde binler enva hükmünde sınıflar bulunmayacak…..
Bir şerr-i cüz’i gelmemek için bin hayrı terk etmek,hikmet ve adalet münafidir.Çendan ,şeytan yüzünden ekser insanlar dalalete giderler.Fakat ehemmiyet ve kıymet,ekseriyetle keyfiyete bakar,kemiyete az bakar veya bakmaz .
Nasıl ki,bin ve on çekirdeği bulunan zat,o çekirdekleri toprak altında bir muamele-i kimyeviyeye mazhar etse ,ondan on tanesi ağaç olmuş,bini bozulmuş.O on ağaç olmuş çekirdeklerin o adama verdiği menfaat,elbette bin bozulmuş çekirdeklerin verdiği zararı hiçe indirir.Öyle de nefis ve şeytanlara karşı mücahede ile yıldızlar gibi nev-i insanı şereflemdiren ve tenvir eden on insan-ı kamil yüzünden nev’e gelen menfaat ve şeref ve kıymet,elbette ,haşarat nev’inden sayılacak derecede süfli ehl-i dalaletin küfre girmesiyle insan nev’ine vereceği zararı hiçe indirip göze göstermediği için,rahmet ve kıymet ve adalet-i İlahiye,şeytanların vücuduna müsaade edip tasallutlarına meydan vermiş.26 Haziran 2009: 14:33 #748268Anonim
Elhasıl, âhiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a asker olmaktadır. Öyle ise biz daima “Elhamdü lillâhi ale’t-tâati ve’t-tevfîk” 1 demeliyiz ve Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz.
3.Söz.
26 Haziran 2009: 17:34 #748305Anonim
Hâtime
Cenab-ı Hak hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derceylemiştir. Hem hadsiz nukuş-u esmasını göstermek için insanı öyle bir surette halketmiş ki, hadsiz cihetlerle elemler aldığı gibi, hadsiz cihetlerle de lezzetler alabilir bir makine hükmünde yaratmış. Ve o makine-i insaniyede yüzer âlet var. Herbirinin elemi ayrı, lezzeti ayrı, vazifesi ayrı, mükâfatı ayrıdır. Âdeta insan-ı ekber olan âlemde tecelli eden bütün esma-i İlahiye, bir âlem-i asgar olan insanda dahi o esmanın umumiyetle cilveleri var. Bunda sıhhat ve âfiyet ve lezaiz gibi nâfi’ emirler, nasıl şükrü dedirtir, o makineyi çok cihetlerle vazifelerine sevkeder. İnsan da bir şükür fabrikası gibi olur. Öyle de: Musibetlerle, hastalıklarla, âlâm ile, sair müheyyiç ve muharrik ârızalar ile o makinenin diğer çarhlarını harekete getirir, tehyiç eder. Mahiyet-i insaniyede münderic olan acz ve za’f ve fakr madenini işlettiriyor. Bir lisan ile değil, belki herbir âzânın lisanıyla bir iltica, bir istimdad vaziyeti verir. Güya insan o ârızalar ile, ayrı ayrı binler kalemi tazammun eden müteharrik bir kalem olur. Sahife-i hayatında veyahut Levh-i Misalî’de mukadderat-ı hayatını yazar, esma-i İlahiyeye bir ilânname yapar ve bir kaside-i manzume-i Sübhaniye hükmüne geçip, vazife-i fıtratını îfa eder.
2. LEMA9 Temmuz 2009: 09:01 #749986Anonim
Kalbin batınına başka muhabbedlerin girmesine meydan verme.Çünkü batını kalb aineyi Sameddir ve O’na mahsustur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.