- Bu konu 295 yanıt içerir, 57 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Temmuz 2009: 10:15 #749994
Anonim
ABİDİN;142679 wrote:Kalbin batınına başka muhabbedlerin girmesine meydan verme.Çünkü batını kalb aineyi Sameddir ve O’na mahsustur.Çok deli bir söz..
21 Temmuz 2009: 19:50 #750252Anonim
anlayamadım deli demekle neyi kastettiniz?
22 Temmuz 2009: 09:02 #751155Anonim
@hatve 145318 wrote:
anlayamadım deli demekle neyi kastettiniz?
Deli Yürek derken deli demekle ne kastediyorsak onu..
22 Temmuz 2009: 16:42 #751185Anonim
Allah kalbin bâtınını iman ve marifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Kalbin zâhirini, sair şeylere müheyya etmiştir. Cinayetkâr hırs kalbi deler, sanemleri içine idhal eder.
Allah darılır, maksudunun aksiyle mücazat eder.
hutbeyi şamiyeden9 Ağustos 2009: 19:04 #752593Anonim
Dostun hassası ve şartı budur ki: Kat’iyyen, Sözler’e ve envâr-ı Kur’âniyeye dâir olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben tarafdar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.
Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakîki olarak Sözler’in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebâiri işlememektir.
Talebeliğin hâssası ve şartı şudur ki: Sözler’i kendi malı ve te’lifi gibi hissedip sâhib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin.
9 Ağustos 2009: 19:04 #752594Anonim
Dostun hassası ve şartı budur ki: Kat’iyyen, Sözler’e ve envâr-ı Kur’âniyeye dâir olan hizmetimize ciddî tarafdar olsun; ve haksızlığa ve bid’alara ve dalâlete kalben tarafdar olmasın, kendine de istifadeye çalışsın.
Kardeşin hassası ve şartı şudur ki: Hakîki olarak Sözler’in neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını eda etmek, yedi kebâiri işlememektir.
Talebeliğin hâssası ve şartı şudur ki: Sözler’i kendi malı ve te’lifi gibi hissedip sâhib çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini, onun neşir ve hizmeti bilsin.
12 Ağustos 2009: 10:17 #752815Anonim
Ey insan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın fenâsını düşünüp hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp, dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Belki, o sefine-i vücudundaki hayat makinesi, Hayy-ı Kayyûma aittir. Masarıf ve levazımatını O tedarik eder. Ve o hayatın pek kesretli gayeleri ve neticeleri var ve Ona aittir. Sen o gemide bir dümenci neferisin. Vazifeni güzel gör, ücretini al, keyfine bak. O hayat sefinesi ne kadar kıymettar olduğunu ve ne kadar güzel faydalar verdiğini ve o sefine sahibi Zâtın ne kadar Kerîm ve Rahîm olduğunu düşün, mesrur ol ve şükret. Ve anla ki, vazifeni istikametle yaptığın vakit, o sefinenin verdiği bütün netâic, bir cihetle senin defter-i amâline geçer, sana bir hayat-ı bâkiyeyi temin eder, seni ebedî ihyâ eder.
12 Ağustos 2009: 10:25 #752822Anonim
Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir,göz ise maneviyatta kördür.
12 Ağustos 2009: 10:52 #752826Anonim
İşte ey dünya hayatının zevkine mübtelâ ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu sâbık Beyânâtta elbette anladınız. Eğer mâzi, yâni geçmiş zamanın hâdisatını, sinema ile halihâzırda gösterdikleri gibi; istikbaldeki ahvâl dahi, meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar. Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, îmân dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir.
12 Ağustos 2009: 11:44 #752876Anonim
Ben de cevaben dedim: Madem lezzet ve zevk için ölümü hatıra getirmeyip dalalet ve sefahete atılıyorsun, kat’iyyen bil ki; senin dalaletin hükmüyle bütün geçmiş zaman-ı mazi ölmüş ve madumdur ve içinde cenazeleri çürümüş bir vahşetli mezaristandır. İnsaniyet alâkadarlığıyle ve dalalet yoluyla senin başına ve varsa ve ölmemiş ise kalbine, o hadsiz firaklardan ve o nihayetsiz dostlarının ebedî ölümlerinden gelen elemler, senin şimdiki sarhoşça, pek kısa bir zamandaki cüz’î lezzetini imha ettiği gibi; gelecek istikbal zamanı dahi itikadsızlığın cihetiyle yine madum ve karanlıklı ve ölü ve dehşetli bir vahşetgâhtır. Ve oradan gelen ve başını vücuda çıkaran ve zaman-ı hazıra uğrayan bîçarelerin başları, ecel celladının satırıyla kesilip hiçliğe atıldığından, mütemadiyen akıl alâkadarlığıyla senin îmansız başına hadsiz elîm endişeler yağdırıyor. Senin sefihâne cüz’î lezzetini zîr ü zeber eder. Eğer dalaleti ve sefaheti bırakıp îman-ı tahkikî ve istikamet dairesine girsen îman nuruyla göreceksin ki; o geçmiş zaman-ı mâzi mâdum ve herşeyi çürüten bir mezaristan değil, belki mevcud ve istikbale inkılab eden nurani bir âlem ve bâki ruhların istikbaldeki saadet saraylarına girmelerine bir intizar salonu görünmesi haysiyetiyle değil elem, belki îmanın kuvvetine göre Cennet’in bir nevi manevî lezzetini dünyada dahi tattırdığı gibi; gelecek istikbal zamanı, değil vahşetgâh ve karanlık, belki îman gözüyle görünür ki; saadet-i ebediye saraylarında hadsiz rahmeti ve keremi bulunan ve her bahar ve yazı birer sofra yapan ve nimetlerle dolduran bir Rahman-ı Rahîm-i Zülcelali Ve’l-ikram’ın ziyafetleri kurulmuş ve ihsanlarının sergileri açılmış, oraya sevkiyat var diye îman sinemasıyla müşahede ettiğinden, derecesine göre bâki âlemin bir nevi lezzetini hissedebilir. Demek hakikî ve elemsiz lezzet, yalnız îmanda ve îman ile olabilir.
12 Ağustos 2009: 11:50 #752881Anonim
” Bu hakikata binaen, bu şehre bir kutub, bir Gavs-ı A’zam gelse, seni on günde velayet derecesine çıkaracağım dese, sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen, Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın.”
12 Ağustos 2009: 13:30 #752891Anonim
Bırak bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül. Zîra feryad, bela ender, hata ender beladır bil!
Bela vereni buldunsa eğer, safa ender, vefa ender, ata ender beladır bil!
Madem öyle, bırak şekvayı, şükret; çün belabîl, dema keyfinden güler hep gül mül.
Ger bulmazsan, bütün dünya cefa ender, fena ender, heba ender beladır bil.
Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçücük bir beladan, gel tevekkül kıl.
Tevekkül ile bela yüzünde gül; ta o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
13 Ağustos 2009: 09:05 #752964Anonim
ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekandır, baki bir meyveyi sünbül vermektir.
13 Ağustos 2009: 09:05 #752965Anonim
biliyor musun vesvesen neye benzer? musibete benzer. ehemmiyet verdikçe şişer. ehemmiyet vermezsen söner.(aliaydemir abiden de Rabbim razı olsun 🙂 ) inş.
13 Ağustos 2009: 09:07 #752970Anonim
şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder. tanımazsan gelir, tanısan gider.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.