• Bu konu 335 yanıt içerir, 24 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 331 ile 337 arası (toplam 337)
  • Yazar
    Yazılar
  • #793118
    Anonim

      Felsefe ile din ilimleri birbiriyle barışmalı
      14 Haziran 2011 / 00:01
      Günün Risale-i Nur dersi…

      Bismillahirrahmanirrahim
      Reis-i Cumhura ve Başvekile,
      Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki:
      Size iki hakikati beyan ediyorum:
      Evvelâ: Sizlerin Pakistan ve Irak’la gayet muvaffakiyetkârâne ittifakını, bu millete kemâl-i samimiyetle, sürûr ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Bu ittifakınızı, inşaallah dört yüz milyon İslâmın sulh-u umumiyesine ve selâmet-i âmmenin teminine kat’î bir mukaddeme olarak ruhumda hissettim. Ve namaz tesbihatındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur kaldım.
      Otuz kırk seneden beri dünyayı ve siyaseti terk ettiğim halde, şiddetli bir alâka ile bu ihtar-ı kalbînin sebebi: Elli seneden beri imanı kurtarmak için gayet kısa bir yolu bulan ve Kur’ân’ın bu zamanda bir mu’cize-i mâneviyesi olan Risale-i Nur’un Arabistan ve Pakistan’da her yerden daha ziyade tesiratı olduğu ve makbul olması, hattâ aldığımız habere göre, mahkemece tesbit edilen miktarın üç misli Risale-i Nur’un talebelerinin o havalide bulunmalarıdır. Bu sır için âhir hayatımda kabir kapısında bu netice-i azîmeyi görmek ve beyan etmeye ruhen mecbur oldum.
      Saniyen: Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor. Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil. Türk, Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Araplarda da Araplık ve Arap milliyeti İslâmiyetle mezc olmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.
      Sizin bu defaki Irak ve Pakistan’la pek kıymettar ittifakınız, inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def edecek ve dört beş milyon ırkçıların yerine, dört yüz milyon kardeş Müslümanları ve sekiz yüz milyon sulh ve müsalemet-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sâir dinler sahiplerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına ruhuma kanaat geldiğinden, size beyan ediyorum.
      Salisen: Altmış beş sene evvel bir vali bana bir gazete okudu. Bir dinsiz müstemlekât nâzırı Kur’ân’ı elinde tutup konferans vermiş. Demiş ki: “Bu İslâmların elinde kaldıkça, biz onlara hakikî hâkim olamayız, tahakkümümüz altında tutamayız. Ya Kur’ân’ı sukut ettirmeliyiz veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız.”
      İşte bu iki fikirle, dehşetli ifsat komitesi bu biçare fedakâr, mâsum, hamiyetkâr millete zarar vermeye çalışmışlar. Ben de, altmış beş sene evvel bu cereyana karşı, Kur’ân-ı Hakîm’den istimdat eyledim. Hakikate karşı kısa bir yol ve bir de pek büyük bir “Dârülfünun-u İslâmiye” tasavvuru ile, altmış beş senedir, âhiretimizi kurtarmak ve onun bir fâidesi olarak hayat-ı dünyeviyemizi de istibdad ı mutlaktan ve dalâletin helâketinden kurtarmaya ve akvam-ı İslâmiyenin mâbeynindeki uhuvvetini inkişaf ettirmeye iki vesileyi bulduk.
      Birinci vesilesi: Risale-i Nur’dur ki, uhuvvet-i imaniyenin inkişafına kuvvet-i iman ile hizmet ettiğine kat’î delil, emsalsiz bir mazlumiyet ve âcizlik hâletinde telif edilmesi ve şimdi âlem-i İslâmın ekseri yerlerinde ve Avrupa ve Amerika’ya da tesirini göstermesi ve ihtilâlcilere ve dinsiz felsefeye ve otuz seneden beri dehşetli bir surette maddiyun ve tabiiyun gibi dinsizlik fikrine karşı galebe çalması ve hiçbir mahkeme ve ehl-i vukuf dahi onları cerh edememesidir. İnşaallah bir zaman da, sizin gibi uhuvvet-i İslâmiyenin anahtarını bulan zatlar, bu mu’cize-i Kur’âniyenin cilvesini âlem-i İslâma işittireceksiniz.
      İkinci vesilesi: Altmış beş sene evvel Câmiü’l-Ezhere gitmek istiyordum. Âlem i İslâmın medresesidir diye, ben de o mübarek medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenâb-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki:
      Câmiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir darülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya’da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile
      “Ancak mü’minler kardeştirler.” (Hucurât Sûresi, 49:10.) Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikiyle tam musalâha etsin. Ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye, vilâyât-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan’ın ortasında, Medresetü’z-Zehra mânâsında, Câmiü’l-Ezher üslûbunda bir darülfünun, hem mektep, hem medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım. En evvel bunun kıymetini (Allah rahmet etsin) Sultan Reşad takdir edip yalnız binasını yapmak için yirmi bin altın lira verdiği gibi, sonra ben eski Harb-i Umumîdeki esaretimden döndüğüm vakit, Ankara’da mevcut iki yüz meb’ustan yüz altmış üç meb’usun imzası ile yüz elli bin lira, o zaman paranın kıymetli vaktinde, aynı o üniversite için vermeyi kabul ve imza ettiler. Mustafa Kemal de içinde idi. Demek, şimdiki para ile beş milyon liraya yakın bir tahsisat vermekle, tâ o zamanda böyle kıymetdar bir üniversitenin tesisine herşeyden ziyade ehemmiyet verdiler. Hattâ dinde çok lâkayt ve garplılaşmak ve an’anattan tecerrüd etmek taraftarı bulunan bir kısım meb’uslar dahi onu imza ettiler. Yalnız onlardan ikisi dediler ki:
      “Biz şimdi ulûm-u an’ane ve ulûm-u diniyeden ziyade garplılaşmaya ve medeniyete muhtacız.”
      Ben de cevaben dedim:
      Siz, farz-ı muhal olarak, hiçbir cihette ihtiyaç olmasa da, ekser enbiyanın Asya’da, şarkta zuhuru ve ekser hükemanın ve feylesofların garpta gelmelerinin delâletiyle Asya’yı hakikî terakki ettirecek, fen ve felsefenin tesiratından ziyade hiss-i dinî olduğu halde, bu fıtrî kanunu nazara almayarak garplılaşmak namıyla an’ane-i İslâmiyeyi bıraksanız ve lâdinî bir esas yapsanız dahi, dört beş büyük milletlerin merkezinde olan vilâyat-ı şarkiyede millet, vatan selâmeti için dine, İslâmiyetin hakaikine kat’iyen tarafdar olmak, size lâzım ve elzemdir. Binler misallerinden bir küçük misal size söyleyeceğim:
      Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim.
      Dedi: “Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar.”
      Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum.”
      Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.
      Ey sual soran meb’uslar! Şarkta beş milyona yakın Kürt var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hintliler var. Yetmiş milyon Arap var. Kırk milyon Kafkas var. Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van’daki medreseden aldığı ders-i dinî mi daha lâzım? Veyahut o milletleri karıştıracak ve ırktaşlarından başka düşünmeyen ve uhuvvet-i İslâmiyeyi tanımayan, sırf ulûm-u felsefeyi okumak ve İslâmî ilimleri nazara almamak olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir? Sizden soruyorum.
      İşte bu cevabımdan sonra, an’ane aleyhinde ve her cihetle garplılaşmak fikrini taşıyanlar, kalktılar, imza ettiler. İsimlerini söylemeyeceğim. Allah kusurlarını affetsin; şimdi vefat etmişler.
      Râbian: Mâdem Reisicumhur gayet mühim mesâil-i siyasiye içinde Şark Üniversitesini en ehemmiyetli bir mesele yapıp hattâ harika bir tarzda altmış milyon liranın o üniversiteye sarfı için bir kanun çıkarmak derecesinde fevkalâde bir hizmetle medresenin medâr-ı iftiharı ve kendisine büyük bir şeref verdiren bu medrese-i İslâmiyeye, eski hocalık hissiyatıyla başlaması, bütün şark hocalarını minnettar etmiş. Ve şimdi orta şarkta sulh-u umumînin temel taşı ve birinci kalesi olan bu üniversiteyi yine mesâil-i azîme-yi siyasiye içinde yeniden nazara alması, elbette bu vatan, bu devlete, bu millete bu azîm, fâideli hizmeti netice verecek. Ulûm-u diniye o üniversitede esas olacak. Çünkü hariçteki kuvvet tahribatı mânevîdir, imansızlıkladır. O mânevî tahribata karşı atom bombası, ancak mânevî cihetinde mâneviyattan kuvvet alıp o tahribatı durdurabilir.
      Mâdem elli beş sene bu meseleye bütün hayatını sarf etmiş ve bütün dekaikiyle ve neticeleriyle tetkik etmiş bir adamın bu meselede reyini almak ve fikrini sormak lâzım gelirken, Amerika’da, Avrupa’da bu meseleye dair istişareye kendinizi mecbur bildiğinizden, elbette benim de bu meselede söz söylemeye hakkım var. Hamiyetkâr olan bütün bir millet namına sizden bekliyoruz. (Emirdağ Lahikası, 2. Cilt, 139. mektup)
      Bediüzzaman S aid Nursi
      LÜGAT:
      Âhir Hayat : Hayatın Sonu
      Beyan Etmek : Açıklamak
      Emare : Belirti, İz
      Hakikî : Asıl, Gerçek
      Havali : Çevre, Yöre
      İhtar-I Kalbî : Kalbe Gelen Uyarı, İkaz
      İstimal : Kullanma
      İstirahat-İ Umumiye : Herkesi İçine Alan Rahatlık, Huzur
      İttifak : Birleşme, Birlik
      Kabil-İ Tefrik : Ayrılabilir Olma, Ayrılması Mümkün
      Kıymettar : Kıymetli, Değerli
      Makbul Olma : Kabul Görme
      Menfî : Olumsuz, Karşıt
      Mezc Olmak : Karışmak, Bütünleşmek
      Misl : Kat, Derece
      Mu’cize-İ Mâneviye : Mânevî Mu’cize; Benzerini Yapma Hususunda Başkalarını Âciz Ve Hayrette Bırakan Olağanüstü Mânâ
      Mücahid : Cihad Eden
      Müsalemet-İ Umumiye : Umumî Barış Ortamı; Herkesi İçine Alan Barış Ve Huzur
      Müstemlekât Nâzırı : Sömürgeler Bakanı
      Netice-İ Azîme : Büyük Netice
      Sâir : Diğer
      Salisen : Üçüncü Olarak
      Saniyen : İkinci Olarak
      Seciye-İ Fıtrî : Doğal, Yaratılıştan Gelen Özellik, Karakter
      Sukut Ettirmek : Düşürmek, Hükümsüz Kılmak
      Sulh : Barış
      Suret : Biçim, Şekil
      Tahakküm : Baskı, Zorbalık
      Tehlike-İ Azîm : Büyük Tehlike
      Tesirat : Tesirler, Etkiler
      Uhuvvet-İ İslâmiye : İslâm Kardeşliği
      Âcizlik : Güçsüzlük
      Âhiret : Öldükten Sonra Sonsuza Kadar Devam Edecek Olan Hayat
      Akvam-I İslâmiye : Müslüman Kavimler, Milletler
      Âlem-İ İslâm : İslâm Dünyası
      Biçare : Çaresiz
      Cenâb-I Hak : Hakkın Ta Kendisi Olan Sonsuz Şeref Ve Yücelik Sahibi Allah
      Cereyan : Akım, Hareket
      Cerh Etmek : Yaralamak, Çürütmek
      Cilve : Görüntü, Akis
      Dalâlet : Hak Yoldan Ayrılma, Sapkınlık
      Darülfünun : Üniversite
      Dârülfünun-U İslâmiye : İslâmî Üniversite
      Ehl-İ Vukuf : Bilirkişi
      Ekser : Çoğunluk
      Emsalsiz : Benzersiz
      Hakikat : Doğru, Gerçek
      Hâlet : Durum, Hâl
      Hamiyetkâr : Din, Aile Ve Vatan Gibi Değerleri Koruma Duygusu Ve Gayreti İçinde Olan
      Hayat-I Dünyeviye : Dünya Hayatı
      Helâket : Mahvolma, Yok Oluş
      İfsat Etmek : Karıştırma, Karışıklık Çıkarma
      İfsat Komitesi : Bozgunculuk Çıkaran Grup
      İhtilâlci : Ayaklanan, Karışıklık Çıkaran
      İnkişaf : Açığa Çıkma, Açılma, Gelişme
      İnşaallah : Allah Dilerse, İzin Verirse
      İstibdad-I Mutlak : Sınırsız Baskı Ve Zulüm
      İstimdat Eylemek : Yardım Dilemek
      Kafkas : Kafkaslar’da Yaşayan Topluluk
      Kat’î : Kesin
      Kudsî : Mukaddes, Kutsal
      Kur’ân-I Hakîm : Her Âyet Ve Sûresinde Sayısız Hikmet Ve Faydalar Bulunan Kur’ân
      Kuvvet-İ İman : İman Gücü
      Mâbeyn : Ara
      Maddiyun : Materyalistler; Her Şeyi Madde İle Açıklamaya Çalışanlar
      Mazlumiyet : Zulme Uğramışlık
      Medrese-İ Umumiye : Herkese Açık Olan Medrese, Okul
      Menfi : Olumsuz, Karşıt
      Milliyet-İ Hakikiye : Gerçek Millet, Hakiki Milliyet
      Mu’cize-İ Kur’âniye : Kur’ân’ın Mu’cizesi
      Müsbet : Olumlu
      Rahmet : İlâhî Şefkat Ve Merhamet
      Suret : Biçim, Şekil
      Tabiiyun : Tabiatı Yaratıcı Olarak Kabul Edenler, Materyalistler
      Tasavvur : Düşünce, Hayal
      Telif Edilmek : Yazılmak
      Uhuvvet : Kardeşlik
      Uhuvvet-İ İmaniye : İmandan Gelen Kardeşlik
      Uhuvvet-İ İslâmiye : İslâm Kardeşliği
      Umumî : Genel
      An’anat : Gelenekler
      Cevaben : Cevap Olarak
      Darülfünun : Üniversite
      Delâlet : Delil Olma, Gösterme
      Ehl-İ Medrese : Medresede İlim Öğrenen Ve Öğretenler
      Ehl-İ Mektep : Okulda İlim Öğrenen Ve Öğretenler
      Ekser : Çoğunluk, Pekçok
      Enbiya : Nebiler, Peygamberler
      Esaret : Esirlik
      Farz-I Muhal : Varsayım
      Feylesof : Filozof; Felsefeci
      Fıtrî : Doğal, Yaratılıştan Gelen
      Fünun : Fenler, İlimler
      Garp : Batı
      Garplılaşmak : Batılılaşmak
      Hakaik : Hakikatler, Esaslar
      Hakikî : Gerçek
      Hindistan :
      Hiss-İ Dinî : Dinî His
      Hükemâ : Felsefeciler, Filozoflar
      İnkişaf : Açığa Çıkma, Açılma, Gelişme
      İttifak Etmek : Birleşmek
      Kanun-U Esasî : Temel Kanun, Esas Prensip, Anayasa
      Kıymetdar : Kıymetli, Değerli
      Lâkayt : Duyarsız, İlgisiz
      Mazhar Olmak : Erişmek, Nail Olmak
      Meb’us : Milletvekili
      Musalâha Etmek : Barışmak
      Nazara Almak : Dikkate Almak
      Şark : Doğu
      Tahsisat : Tahsis Edilen Şeyler; Belli Bir Şey İçin Ayrılan Para, Ödenek
      Tecerrüd Etme : Soyutlanma, Sıyrılma
      Terakki Ettirme : Yükseltme, Yüceltme
      Tesirat : Tesirler, Etkiler
      Tesis : Kurma, Yerleştirme
      Ulûm-U An’ane : Geleneksel İlimler
      Ulûm-U Diniye : Dinî İlimler
      Vilâyât-I Şarkiye : Doğu İlleri
      Zuhur : Belirme, Görünme
      Aksülâmel : Ters Tepki
      Alâkadar : Alâkalı, İlgili
      An’ane : Gelenek
      An’ane-İ İslâmiye : İslâmî Gelenek
      Ders-İ Dinî : Din Dersi
      Elzem : Çok Gerekli
      Esaret : Esirlik
      Fâsık : Günahkâr
      Garplılaşmak : Batılılaşmak
      Hakaik : Hakikatler, Esaslar
      Hamiyet : Din, Aile Ve Vatan Gibi Değerleri Koruma Duygusu Ve Gayreti İçinde Olma
      Hissiyat : Duygular, Hisler
      Irktaş : Aynı Irktan Olan
      Lâdinî : Dinsiz
      Meb’us : Milletvekili
      Medâr-I İftihar : İftihar Sebebi
      Medrese-İ İslâmiye : İslâmî Medrese
      Mesâil-İ Siyasiye : Siyasî Konular
      Meslek : Gidilen Yol, Metot
      Millet-İ İslâmiye : İslâm Milleti; Müslümanlar
      Minnettar Etmek : Mânen Borçlu Kılmak
      Misal : Örnek
      Muallim : Öğretmen
      Nazara Almak : Dikkate Almak
      Râbian : Dördüncü Olarak
      Reisicumhur : Cumhurbaşkanı
      Salih : Dinin Emir Ve Yasaklarına Uygun Hareket Eden, Allah’ın Sevgili Kulu
      Selâmet : Esenlik, Güven
      Sulh-U Umumî : Genel Barış; Herkesi İçine Alan Barış, Huzur
      Şark Üniversitesi : Doğu Üniversitesi
      Şark : Doğu
      Uhuvvet-İ İslâmiye : İslâm Kardeşliği
      Ulûm-U Felsefe : Felsefe İlimleri
      Vilâyat-I Şarkiye : Doğu İlleri
      Alâmet : Belirti, İşaret
      Azîm : Büyük
      Aziz : Çok Değerli, İzzetli
      Beyan Etmek : Açıklamak
      Binaen : Dayanarak
      Dekaik : İncelikler
      Ekser : Çoğunluk
      Hakikî : Gerçek, Asıl
      Hâlet : Durum, Hâl
      Hâlis : İçten, Katıksız, Samimî
      Hamiyetkâr : Din, Aile Ve Vatan Gibi Değerleri Koruma Duygusu Ve Gayreti İçinde Olan
      Hariç : Dış
      Hizmet-İ Kur’âniye : Kur’ân Hizmeti
      İfşa Etmek : Duyurmak, Bildirmek
      İnayet-İ İlâhiye : Allah’ın Yardım Ve Şefkati
      İstişare : Fikir Sorma, Danışma
      Kelimat : Kelimeler
      Men : Yasaklama
      Mesâil-İ Azîme-Yi Siyasiye : Siyasete Ait Büyük Meseleler
      Metanetli : Dayanıklı, Metîn
      Muhlis : Samimî, İhlâslı; İbadet Ve Davranışlarda Sadece Allah’ın Rızasını Gözeten
      Nazara Almak : Dikkate Almak
      Niyaz Etmek : Dua Etmek, Yalvarıp Yakarmak
      Rahmet : İlâhî Şefkat Ve Merhamet
      Rahmet-İ İlâhiye : Allah’ın Her Şeyi Kuşatan Sonsuz Rahmeti
      Rey : Oy
      Sıddık : Çok Doğru Ve Bağlı
      Şekvâ : Şikâyet
      Tahammül : Dayanma, Katlanma
      Tahribat : Tahripler, Yıkıp Bozmalar
      Tamam-I Vazife : Görevin Son Bulması
      Tazammun Eden : İçine Alan
      Tesemmüm : Zehirlenme
      Tetkik Etmek : İncelemek, Derinliğine Araştırmak
      Ulûm-U Diniye : Dinî İlimler
      Vehim : Kuşku, Kuruntu
      Zahirî : Dış Görünüşte Olan

      #793444
      Anonim

        Bismillahirrahmanirrahim
        Aziz, sıddık kardeşlerim,
        Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm.
        Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek;
        ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.
        Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş.
        Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır.
        Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.
        Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır.
        Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.
        Hem, takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var.
        Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a’mâl-i salihadır.
        Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir.
        Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir. Malûmdur ki, bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yirmi adam, yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lâzım gelirken;
        şimdi, binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadır. Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun tamirinde mu’cizevâri muvaffakiyet ve fütuhat görülecekti. (Kastamonu Lahikası)
        Bediüzzaman Said Nursi
        LÜGAT:
        A’mâl-İ Saliha : Dince Makbul Olan İyi, Güzel Ve Faydalı İş
        Amel : İş; Dinin Emirlerini Yapma
        Amel-İ Sâlih : Dince Makbul Olan İyi, Güzel Ve Faydalı İş
        Aziz : Çok Değerli, İzzetli, Saygın
        Biçare : Çaresiz
        Cenâb-I Hak : Hakkın Ta Kendisi Olan Sonsuz Şeref Ve Yücelik Sahibi Allah
        Dehşetli : Korkutucu, Ürkütücü
        Düstur : Kural, Prensip
        Elîm : Acı Veren, Üzücü
        Ezcümle : Bu Cümleden, Meselâ
        Fesad : Bozukluk, Karışıklık
        Fütuhat : Fetihler, Zaferler
        Hâdisât : Olaylar
        Hayat-I İçtimaiye : Toplumsal Hayat
        Hürmet : Saygı
        İçtinab : Kaçınma, Sakınma
        İfsad : Bozma, Fesada Uğratma
        İhlâs : İbadet Ve Davranışlarda Sadece Allah Rızasını Gözetme; Samimiyet
        İnşaallah : Allah Dilerse, İzin Verirse
        İştirâk-İ A’mâl-İ Uhrevî : Âhirete Âit İşlerde Mânen Ortak Olma
        Kast : Amaç, Hedef
        Kebire : Büyük günah
        Malûm : Bilinen
        Medar : Dayanak, Sebep, Vesile
        Menfî : Olumsuz
        Merhamet : Acıma, Şefkat Etme
        Mu’cizevâri : Mu’cize Gibi
        Mukabil : Karşılık
        Mukavemet : Karşı Gelme, Direnç
        Muvaffakiyet : Başarı
        Mücahede : Cihad Etme, Mücadele
        Mütekabil : Karşılıklı
        Nam : Ad
        Niyet-İ İçtinab : Kaçınma, Sakınma Niyeti
        Peder : Baba
        Sedd-İ Kur’ânî : Kur’ân Seddi
        Şakirt : Talebe, Öğrenci
        Şeriat-I Muhammediye : Hz. Muhammed’in (A.S.M.) Getirdiği Din; İlâhî Kanun Ve Hükümler
        Şükür : Nimetlere Karşı Memnunluk Gösterme, Allah’a Teşekkür Etme
        Tahribat : Tahripler, Yıkıp Bozmalar
        Takvâ : Allah’tan Korkup Emir Ve Yasaklarına Titizlikle Uyma
        Tarz-I Hayat-I İçtimaiye : Sosyal Hayat Tarzı, Biçimi
        Tehâcüm : Hücum Etme, Saldırı
        Tesirat : Tesirler, Etkiler
        Tezelzül : Sarsıntı
        Vâcip : Dinî Bakımdan Yapılması Şart Ve Kesin Olan Emir
        Valide : Anne
        Zaman-I Sahabe : Sahabelerin Zamanı
        Zulmet : Karanlık

        #794430
        Anonim

          Berat Kandilinde insanlığın kaderi yazılır
          15 Temmuz 2011 / 00:01
          Günün Risale-i Nur dersi

          Bismillahirrahmanirrahim
          Aziz, sıddık kardeşlerim, bu medrese-i Yusufiyede ders arkadaşlarım,
          Bu gelen gece olan Leyle-i Berat,
          bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde
          ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle,
          Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir.
          Herbir hasenenin Leyle-i Kadirde otuz bin olduğu gibi,
          bu Leyle-i Beratta herbir amel-i salihin ve herbir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar.
          Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar.
          Ve bu kudsî leyâli-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar.
          Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. (Şualar)
          Said Nursî
          SÖZLÜK:
          Amel-i salih : Allah için yapılan iyi işler
          Hasene : sevap, iyilik
          İstiğfar : af dileme, tevbe
          Kudsiyet : kutsal oluş, kutsallık
          Leyâli-i meşhûre : meşhûr, mübârek geceler
          Leyle-i Berat : Berat Gecesi; hicrî ayların sekizincisi olan Şaban ayının on beşinci gecesi
          Leyle-i Kadir : Kadir Gecesi; Kur’ân’ın dünya semâsına indirildiği gece
          Medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
          Mukadderat-ı beşeriye : insanlığın kaderi; Allah tarafından insanlık için takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar
          Şuhûr-u selâse : üç aylar; Receb, Şaban ve Ramazan ayları

          #794443
          Anonim

            TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 9.19.AFYON HAYATI(DEVAMI)
            Büyük Müdafaatından Parçalar(Devamı)
            Elhasıl, madem biz ehl-i dünyanın dünyalarına ilişmiyoruz; onlar da bizim âhiretimize ve imanî hizmetimize bu derece ilişmesinler.

            Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız, evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhâya vesile olan zındıkaya karşı Risale-i Nur’un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır…

            Ben, sizin bana vereceğiniz en ağır cezanıza da beş para vermem ve hiç ehemmiyeti yok. Çünkü ben kabir kapısında, yetmiş beş yaşındayım. Böyle mazlum ve mâsum bir iki sene hayatı şehadet mertebesiyle değiştirmek, benim için büyük saadettir. Risale-i Nur’un binler hüccetleriyle kat’î imanım var ki, ölüm bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer zâhirî idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedî bir saadetin ve rahmetin anahtarı olur. Fakat, siz ey gizli düşmanlar ve zındıka hesabına adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle sebepsiz meşgul eden insafsızlar! Kat’î biliniz ve titreyiniz ki, siz idam-ı ebedî ile ebedî mahkûm oluyorsunuz. İntikamımız sizden pek çok muzaaf bir surette alınıyor görüyoruz. Hattâ size acıyoruz. Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikatinin elbette hayattan ziyade bir istediği var. Ve onun idamından kurtulmak çaresi, insanların her meselesinin fevkinde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zarurîsi ve kat’îsidir. Acaba, bu çareyi kendine bulan Risale-i Nur şakirtlerini ve o çareyi binler hüccetlerle bulduran Risale-i Nur’u âdi bahanelerle ittiham edenler ne kadar kendileri hakikat ve adalet nazarında müttehem oluyor, divaneler de anlar…

            Lügatler :
            âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
            anarşilik : hiçbir kayıt ve kural tanımama, kargaşa çıkarma
            âsâyiş : emniyet, düzen
            berzahî : kabir âlemine ait
            Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
            daimî : devamlı, sürekli
            divane : akılsız, deli
            ebedî : sonu olmayan, sonsuz
            ehemmiyetli : önemli
            ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
            elhasıl : kısaca, özetle
            enâniyet : kendini beğenme, benlik
            evvelâ : ilk olarak
            fevkinde : üstünde
            feyz : mânevî gıda, lütuf
            hakikat : gerçek, asıl ve esas
            haps-i münferit : tek başına hapis, hücre hapsi
            hodfuruşluk : kendi kendini beğenme
            hüccet : güçlü delil, kanıt
            idam : yok oluş
            idam-ı ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
            ihtiyac-ı zarurî : zarurî ihtiyaçlar
            imanî : imanla ilgili, imana dair
            imhâ : yok etme
            inâyet : Allah’ın yardım ve şefkati
            ittiham etmek : suçlamak
            kat’i : şüphesiz, kesin
            mahviyet : tevazu, alçak gönüllülük
            mâsum : günahsız, suçsuz
            mazlum : zulme, haksızlığa uğrayan
            mertebe : derece, makam
            mezaristan : mezarlık
            muvakkat : geçici
            muzaaf : katmerli, kat kat
            müttehem : ittiham olunan, kendisinden şüphe edilen
            nazar : bakış, düşünce
            nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
            rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
            saadet : mutluluk
            suret : biçim, görünüş
            şakirt : öğrenci, talebe
            şehadet : şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etme
            şöhretperestlik : şöhret düşkünlüğü
            terhis tezkeresi : göreve son verme belgesi
            zahirî : görünürde, dış görünüşte
            zındıka : dinsizlik, inançsızlık
            ziyade : fazla, çok


            #794446
            Anonim

              OTUZ BİRİNCİ SÖZ MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
              6.2.ON DOKUZUNCU VE OTUZ BİRİNCİ SÖZLERİN ZEYLİ(DEVAMI)
              ŞAKK-I KAMER MU’CİZESİNE DÂİRDİR(A.S.M.)(DEVAMI)
              ÜÇÜNCÜ NOKTA
              Mu’cize, dâvâ-yı nübüvvetin ispatı için, münkirleri ikna etmek içindir, icbar için değildir. Öyle ise, dâvâ-yı nübüvveti işitenler için, ikna edecek bir derecede mu’cize göstermek lâzımdır. Sair taraflara göstermek veyahut icbar derecesinde bir bedâhetle izhar etmek, Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine münâfi olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhaliftir. Çünkü, akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak, sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı kameri, feylesofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir iki saat öyle bıraksaydı ve beşerin umum tarihlerine geçseydi, o vakit sair hâdisât-ı semâviye gibi, ya dâvâ-yı nübüvvete delil olmazdı, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) hususiyeti kalmazdı; veyahut bedâhet derecesinde öyle bir mu’cize olacaktı ki, aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek; Ebu Cehil gibi kömür ruhlu, Ebu Bekr-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi olacaktı. İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi.

              DÖRDÜNCÜ NOKTA
              Şu hadise, gece vakti, herkes gaflette iken, âni bir surette vuku bulduğundan, etraf-ı âlemde elbette görülmeyecek. Bazı efrada görünse de, gözüne inanmayacak. İnandırsa da, elbette böyle mühim bir hadise, haber-i vahid ile tarihlere bâki bir sermaye olmayacak.

              Bazı kitaplarda “Kamer iki parça olduktan sonra yere inmiş” ilâvesi ise, ehl-i tahkik reddetmişler. “Şu mu’cize-i bâhireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münafık ilhak etmiş” demişler.1
              Hem meselâ, o vakit cehalet sisiyle muhat İngiltere, İspanya’da yeni gurup, Amerika’da gündüz, Çin’de, Japonya’da sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbab-ı mâniaya binaen elbette görülmeyecek.

              Şimdi bu akılsız muterize bak: Diyor ki, “İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvâmın tarihleri bundan bahsetmiyor; öyle ise vuku bulmamış.” Bin nefrin onun gibi Avrupa kâselislerin başına!
              Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :

              1 : bk. el-Vâdiî, el-Mualle 1:80; Derviş el-Hût, Esna’l-Metâlib 1:378, 1606; el-Medenî, Tahzîru’l-Müslimîn 1:163; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s.398.

              Lügatler :

              akvâm : kavimler, milletler
              âlem : dünya
              bâki : sürekli, kalıcı
              bedâhet : ap açıklık
              beşer : insanlık

              binaen : –dayanarak
              cehalet : cahillik
              dâvâ-yı nübüvvet : peygamberlik iddiası
              efrad : fertler, kişiler
              ehl-i tahkik : gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler

              esbab-ı mânia : engel olan sebepler
              etraf-ı âlem : dünyanın her tarafı
              Fâtır-ı Hakîm : herşeyi hikmetle ve hârika üstün san’atıyla yaratan Allah
              feylesof : felsefeci
              gaflet : dalgınlık
              haber-i vahid : tek kişi vasıtasıyla aktarılan haber
              hâdisât-ı semâviye : gökyüzünde meydana gelen olaylar
              hadise : olay
              Hakîm-i Zülcelâl : sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah
              hevesat : hevesler, arzular
              hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
              hususiyet : özel oluş
              icbar : zorlama
              ihtilâf-ı metâli : Ay’ın doğuşunun zaman olarak, farklı yerlerde farklı oluşu
              ihtiyar : irade, tercih, seçme gücü
              iktiza etmek : gerektirmek
              ilhak : eklemek, ilave etmek
              inşikak-ı kamer : Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
              izhar etmek : göstermek
              kamer : ay

              kâselis : çanak yalayıcı, dalkavuk
              mevânî : maniler, engeller
              mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey
              mu’cize-i bâhire : apaçık mu’cize
              muhalif : zıt

              muhat: etrafı çevrilmiş, kuşatılmış
              muteriz :itiraz eden
              münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi
              münâfi : aykırı
              münkir : inkarcı, inkar eden

              nefrin :nefretler, beddualar
              nübüvvet : peygamberlik
              risalet-i Ahmediye : Peygamberimiz Hz. Muhammed’in peygamberliği
              sair : diğer
              sermaye : varlık
              sırr-ı teklif : kulluk ve imtihan sırrı
              suret : şekil, biçim
              tasdik : doğruluğunu kabul etme
              umum : bütün
              vakt-i gaflet : insanların gafil olduğu bir dönem
              vuku : olma, meydana gelme
              zayi olmak : kaybolmak


              #794481
              Anonim

                OTUZ BİRİNCİ SÖZ
                MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
                6.3.ON DOKUZUNCU VE OTUZ BİRİNCİ SÖZLERİN ZEYLİ(DEVAMI)
                ŞAKK-I KAMER MU’CİZESİNE DÂİRDİR(A.S.M.)(DEVAMI)
                BEŞİNCİ NOKTA
                İnşikak-ı kamer, kendi kendine, bazı esbaba binaen vuku bulmuş, tesadüfî, tabiî bir hadise değil ki, âdi ve tabiî kanunlarına tatbik edilsin. Belki, şems ve kamerin Hâlık-ı Hakîmi, Resulünün risaletini tasdik ve dâvâsını tenvir için, harikulâde olarak o hadiseyi ika etmiştir. Sırr-ı irşad ve sırr-ı teklif ve hikmet-i risaletin iktizasıyla, hikmet-i Rububiyetin istediği insanlara, ilzam-ı hüccet için gösterilmiştir.

                O sırr-ı hikmetin iktiza etmedikleri, istemedikleri ve dâvâ-yı nübüvveti henüz işitmedikleri aktâr-ı zemindeki insanlara göstermemek için, sis ve bulut ve ihtilâf-ı metâli haysiyetiyle, bazı memleketin kameri daha çıkmaması ve bazılarının güneşleri çıkması ve bir kısmının sabahı olması ve bir kısmının güneşi yeni gurub etmesi gibi, o hadiseyi görmeye mâni pek çok esbaba binaen gösterilmemiş.

                Eğer umum onlara dahi gösterilseydi, o halde ya işaret-i Ahmediyenin neticesi ve mu’cize-i nübüvvet olarak gösterilecekti; o vakit risaleti bedâhet derecesine çıkacaktı, herkes tasdike mecbur olurdu, aklın ihtiyarı kalmazdı iman ise, aklın ihtiyarıyladır sırr-ı teklif zayi olurdu. Eğer sırf bir hadise-i semâviye olarak gösterilseydi, risalet-i Ahmediye ile münasebeti kesilirdi ve onunla hususiyeti kalmazdı.

                Lügatler :

                âdi : basit, sıradan
                aktâr-ı zemin : yeryüzünün dört bir tarafı
                akvâm : kavimler, milletler
                bedâhet : ap açıklık
                binaen : –dayanarak
                burhan : güçlü delil
                cehalet : cahillik
                dâvâ-yı nübüvvet : peygamberlik dâvâsı
                delâlet : delil olma, işaret etme
                elhasıl : özetle, sonuç olarak
                esbab : sebepler
                esbab-ı mânia : engel olan sebepler
                gurup : güneşin batışı
                haysiyet : itibar
                hikmet-i risalet : peygamberliğin hikmeti
                hikmet-i Rububiyet : rububiyetin hikmeti
                hususiyet : özel oluş
                hüccet : delil
                icmâ : fikir birliği
                ika etme : yapma, yaptırma
                iktiza : gerektirme
                ilzam-ı hüccet : delille susturma
                imkân : olabilirlik
                kamer : ay
                kâselis : çanak yalayıcı, dalkavuk
                maatteessüf : ne yazık ki
                mâni : engel
                mu’cize-i nübüvvet : peygamberlik mu’cizesi
                nübüvvet : peygamberlik
                resul : peygamber
                risalet : peygamberlik
                risalet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği
                sırr-ı hikmet : hikmetin sırrı
                sırr-ı irşad : doğruyu ve hakkı gösterme sırrı
                sırr-ı teklif : kulluk ve imtihan sırrı
                suret : şekil
                şems : güneş
                tabiî : doğal, tabiat gereği
                tasdik : doğrulama
                tenvir : aydınlatma
                tesadüfî : rastgele
                umum : bütün
                vuku : olma, meydana gelme
                zayi olmak : kaybolmak

                #794482
                Anonim

                  TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ
                  9.20.AFYON HAYATI(DEVAMI)
                  Büyük Müdafaatından Parçalar(Devamı)
                  Bundan otuz sene evvel, Cenâb-ı Hakkın inayetiyle dünyanın muvakkat şan u şerefinin ve enâniyetli hodfuruşluğunun, şöhretperestliğinin ne kadar faidesiz ve mânâsız olduğunu, hadsiz şükür olsun ki, Kur’ân’ın feyziyle anlamış bir adamın o zamandan beri bütün kuvvetiyle nefs-i emmâresiyle mücadele edip mahviyet etmek, benliğini bırakmak, tasannu ve riyakârlık yapmamak için elden geldiği kadar çalıştığına, ona hizmet eden veya arkadaşlık edenler kat’î bildikleri ve şehadet ettikleri halde ve yirmi seneden beri herkes kendi hakkında hoşlandığı ziyade hüsn-ü zan ve teveccüh-ü nas ve şahsını medh ü senâdan ve kendini mânevî makam sahibi olduğunu bilmekten herkese muhalif olarak bütün kuvvetiyle kaçtığı ve hem has şakirtlerinin onun hakkındaki hüsn-ü zanlarını reddedip, o hâlis kardeşlerinin hatırını kırması ve yazdığı cevabî mektuplarında onun hakkındaki medihlerini ve ziyade hüsn-ü zanlarını kabul etmemesi ve kendini faziletten mahrum gösterip bütün fazileti Kur’ân’ın tefsiri olan Risale-i Nur’a ve dolayısıyla Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsine verip kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi kat’î ispat ediyor ki, şahsını beğendirmeye çalışmadığı ve istemediği ve reddettiği halde, onun rızası olmadan bazı dostları uzak bir yerden onun hakkında ziyade hüsn-ü zan edip medhetmeleri, bir makam vermeleriyle, acaba hangi kanun ile medar-ı mes’uliyet olur ki, o bîçare hasta ve çok ihtiyar ve garibin münzevî odasına, büyük bir cinayet işlemiş gibi, kilidini kırıp taharri memurlarını sokmak, hem evradından ve levhalarından başka bir bahane bulamamak, acaba dünyada hiç bir kanun, hiç bir siyaset bu taarruza müsaade eder mi?

                  Vatana ve millete ve ahlâka çok zararlı olan dinsizlerin kitaplarının intişarına ve komünistlerin neşriyatına serbestiyet kanunuyla ilişilmediği halde, üç mahkeme medar-ı mes’uliyet olacak içinde hiçbir maddeyi bulmayan ve millet ve vatanın hayat-ı içtimaiyesini ve ahlâkını ve âsâyişini temine yirmi seneden beri çalışan ve bu milletin hakikî bir nokta-i istinadı olan âlem-i İslâmın uhuvvetini ve bu millete dostluğunu iadeye ve o dostluğu takviyesine tesirli bir surette çabalayan ve Diyanet Riyasetinin uleması tenkit niyetiyle, Dahiliye Vekilinin emriyle, üç ay tetkikten sonra, tenkit etmeyerek, tam kıymetini takdir edip “kıymettar eser” diye diyanet kütüphanesine konulan Zülfikar ve Asâ-yı Mûsâ gibi ve-Kabr-i Peygamberî (Aleyhissalâtü Vesselâm) üzerinde alâmet-i makbuliyet olarak Asâ-yı Mûsâ mecmuasını hacılar gördükleri halde-Nur eczalarını evrak-ı muzırra gibi toplayıp mahkeme eline vermek, acaba hiçbir kanun, hiçbir vicdan, hiçbir insaf buna müsaade eder mi?

                  Lügatler :
                  alâmet-i makbuliyet : kabul olunduğunu belirten işaret, nişan
                  âlem-i İslâm : İslâm âlemi
                  Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
                  Asâ-yı Mûsâ : Mûsâ’nın Asâsı anlamına gelen Risale-i Nur Külliyatında yer alan bir eser
                  benlik : gurur
                  bîçare : çaresiz, zavallı
                  Dahiliye Vekili : İçişleri Bakanı
                  Diyanet Riyaseti : Diyanet İşleri Başkanlığı
                  ecza : bütünü oluşturan parçalar
                  evrad : virdler; zikirler
                  evrak-ı muzırra : zararlı evraklar, yayınlar
                  fazilet : güzel ahlâk, üstünlük
                  hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
                  hizmetkâr : hizmetçi
                  hüsn-ü zan : güzel düşünce
                  intişar : yayılma
                  Kabr-i Peygamberî : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) mezarı
                  kıymettar : kıymetli, değerli
                  mahrum : yoksun
                  mecmua : kitap
                  medar-ı mes’uliyet : sorumluluk sebebi
                  medh ü senâ : övme ve yüceltme
                  medhetme : övme
                  medih : övgü
                  muhalif : aykırı, zıt
                  münzevî : bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, vaktini ibadetle geçiren
                  neşriyat : yayma, yayın
                  nokta-i istinad : dayanak noktası
                  riyakârlık : gösteriş
                  serbestiyet : serbestlik
                  şahs-ı manevî : mânevî kişilik, kollektif kişilik
                  şakirt : öğrenci, talebe
                  şehadet : şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etme
                  taharrî : araştırma, inceleme
                  takdir : belirleme, değer biçme
                  tasannu : yapmacıklık
                  tefsir : açıklama, yorum
                  tenkit : eleştiri
                  tetkik : inceleme, araştırma
                  teveccüh-ü nâs : insanların alâkası, yönelmesi
                  uhuvvet : kardeşlik
                  ulema : alimler
                  Zülfikar : Üstad Bediüzzaman’ın Kur’ân’a ve Peygamberimiz’in (a.s.m.) mu’cizelerine dair olan bir eseri

                7 yazı görüntüleniyor - 331 ile 337 arası (toplam 337)
                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.