- Bu konu 335 yanıt içerir, 24 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Haziran 2011: 08:53 #793118
Anonim
Felsefe ile din ilimleri birbiriyle barışmalı
14 Haziran 2011 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersi…Bismillahirrahmanirrahim
Reis-i Cumhura ve Başvekile,
Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki:
Size iki hakikati beyan ediyorum:
Evvelâ: Sizlerin Pakistan ve Irak’la gayet muvaffakiyetkârâne ittifakını, bu millete kemâl-i samimiyetle, sürûr ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh-u canımızla tebrik ediyoruz. Bu ittifakınızı, inşaallah dört yüz milyon İslâmın sulh-u umumiyesine ve selâmet-i âmmenin teminine kat’î bir mukaddeme olarak ruhumda hissettim. Ve namaz tesbihatındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur kaldım.
Otuz kırk seneden beri dünyayı ve siyaseti terk ettiğim halde, şiddetli bir alâka ile bu ihtar-ı kalbînin sebebi: Elli seneden beri imanı kurtarmak için gayet kısa bir yolu bulan ve Kur’ân’ın bu zamanda bir mu’cize-i mâneviyesi olan Risale-i Nur’un Arabistan ve Pakistan’da her yerden daha ziyade tesiratı olduğu ve makbul olması, hattâ aldığımız habere göre, mahkemece tesbit edilen miktarın üç misli Risale-i Nur’un talebelerinin o havalide bulunmalarıdır. Bu sır için âhir hayatımda kabir kapısında bu netice-i azîmeyi görmek ve beyan etmeye ruhen mecbur oldum.
Saniyen: Irkçılık fikri, Emevîler zamanında büyük bir tehlike verdiği ve hürriyetin başında “kulüpler” suretinde büyük zararı görülmesi ve Birinci Harb-i Umumîde yine ırkçılığın istimaliyle mübarek kardeş Arapların mücahid Türklere karşı zararı görüldüğü gibi, şimdi de uhuvvet-i İslâmiyeye karşı istimal edilebilir ve istirahat-i umumiye düşmanları gizli dinsizler, yine o ırkçılıkla büyük zarar vermeye çalıştıklarına emareler görünüyor. Halbuki, menfî hareketle başkasının zararıyla beslenmek ırkçılığın seciye-i fıtrîsi olduğu halde, evvelâ başta Türk milleti dünyanın her tarafında Müslüman olduğundan onların ırkçılıkları İslâmiyetle mezc olmuş, kabil-i tefrik değil. Türk, Müslüman demektir. Hattâ Müslüman olmayan kısmı, Türklükten de çıkmışlar. Türk gibi Araplarda da Araplık ve Arap milliyeti İslâmiyetle mezc olmuş ve olmak lâzımdır. Hakikî milliyetleri İslâmiyettir. O kâfidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azîmdir.
Sizin bu defaki Irak ve Pakistan’la pek kıymettar ittifakınız, inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def edecek ve dört beş milyon ırkçıların yerine, dört yüz milyon kardeş Müslümanları ve sekiz yüz milyon sulh ve müsalemet-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hıristiyan ve sâir dinler sahiplerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına ruhuma kanaat geldiğinden, size beyan ediyorum.
Salisen: Altmış beş sene evvel bir vali bana bir gazete okudu. Bir dinsiz müstemlekât nâzırı Kur’ân’ı elinde tutup konferans vermiş. Demiş ki: “Bu İslâmların elinde kaldıkça, biz onlara hakikî hâkim olamayız, tahakkümümüz altında tutamayız. Ya Kur’ân’ı sukut ettirmeliyiz veyahut Müslümanları ondan soğutmalıyız.”
İşte bu iki fikirle, dehşetli ifsat komitesi bu biçare fedakâr, mâsum, hamiyetkâr millete zarar vermeye çalışmışlar. Ben de, altmış beş sene evvel bu cereyana karşı, Kur’ân-ı Hakîm’den istimdat eyledim. Hakikate karşı kısa bir yol ve bir de pek büyük bir “Dârülfünun-u İslâmiye” tasavvuru ile, altmış beş senedir, âhiretimizi kurtarmak ve onun bir fâidesi olarak hayat-ı dünyeviyemizi de istibdad ı mutlaktan ve dalâletin helâketinden kurtarmaya ve akvam-ı İslâmiyenin mâbeynindeki uhuvvetini inkişaf ettirmeye iki vesileyi bulduk.
Birinci vesilesi: Risale-i Nur’dur ki, uhuvvet-i imaniyenin inkişafına kuvvet-i iman ile hizmet ettiğine kat’î delil, emsalsiz bir mazlumiyet ve âcizlik hâletinde telif edilmesi ve şimdi âlem-i İslâmın ekseri yerlerinde ve Avrupa ve Amerika’ya da tesirini göstermesi ve ihtilâlcilere ve dinsiz felsefeye ve otuz seneden beri dehşetli bir surette maddiyun ve tabiiyun gibi dinsizlik fikrine karşı galebe çalması ve hiçbir mahkeme ve ehl-i vukuf dahi onları cerh edememesidir. İnşaallah bir zaman da, sizin gibi uhuvvet-i İslâmiyenin anahtarını bulan zatlar, bu mu’cize-i Kur’âniyenin cilvesini âlem-i İslâma işittireceksiniz.
İkinci vesilesi: Altmış beş sene evvel Câmiü’l-Ezhere gitmek istiyordum. Âlem i İslâmın medresesidir diye, ben de o mübarek medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenâb-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki:
Câmiü’l-Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir darülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya’da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ: Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, menfi ırkçılık ifsat etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile
“Ancak mü’minler kardeştirler.” (Hucurât Sûresi, 49:10.) Kur’ân’ın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fünunu ile ulûm-u diniye birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakaikiyle tam musalâha etsin. Ve Anadolu’daki ehl-i mektep ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye, vilâyât-ı şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan’ın ortasında, Medresetü’z-Zehra mânâsında, Câmiü’l-Ezher üslûbunda bir darülfünun, hem mektep, hem medrese olarak bir üniversite için, tam elli beş senedir Risale-i Nur’un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım. En evvel bunun kıymetini (Allah rahmet etsin) Sultan Reşad takdir edip yalnız binasını yapmak için yirmi bin altın lira verdiği gibi, sonra ben eski Harb-i Umumîdeki esaretimden döndüğüm vakit, Ankara’da mevcut iki yüz meb’ustan yüz altmış üç meb’usun imzası ile yüz elli bin lira, o zaman paranın kıymetli vaktinde, aynı o üniversite için vermeyi kabul ve imza ettiler. Mustafa Kemal de içinde idi. Demek, şimdiki para ile beş milyon liraya yakın bir tahsisat vermekle, tâ o zamanda böyle kıymetdar bir üniversitenin tesisine herşeyden ziyade ehemmiyet verdiler. Hattâ dinde çok lâkayt ve garplılaşmak ve an’anattan tecerrüd etmek taraftarı bulunan bir kısım meb’uslar dahi onu imza ettiler. Yalnız onlardan ikisi dediler ki:
“Biz şimdi ulûm-u an’ane ve ulûm-u diniyeden ziyade garplılaşmaya ve medeniyete muhtacız.”
Ben de cevaben dedim:
Siz, farz-ı muhal olarak, hiçbir cihette ihtiyaç olmasa da, ekser enbiyanın Asya’da, şarkta zuhuru ve ekser hükemanın ve feylesofların garpta gelmelerinin delâletiyle Asya’yı hakikî terakki ettirecek, fen ve felsefenin tesiratından ziyade hiss-i dinî olduğu halde, bu fıtrî kanunu nazara almayarak garplılaşmak namıyla an’ane-i İslâmiyeyi bıraksanız ve lâdinî bir esas yapsanız dahi, dört beş büyük milletlerin merkezinde olan vilâyat-ı şarkiyede millet, vatan selâmeti için dine, İslâmiyetin hakaikine kat’iyen tarafdar olmak, size lâzım ve elzemdir. Binler misallerinden bir küçük misal size söyleyeceğim:
Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim.
Dedi: “Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar.”
Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum.”
Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.
Ey sual soran meb’uslar! Şarkta beş milyona yakın Kürt var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hintliler var. Yetmiş milyon Arap var. Kırk milyon Kafkas var. Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van’daki medreseden aldığı ders-i dinî mi daha lâzım? Veyahut o milletleri karıştıracak ve ırktaşlarından başka düşünmeyen ve uhuvvet-i İslâmiyeyi tanımayan, sırf ulûm-u felsefeyi okumak ve İslâmî ilimleri nazara almamak olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir? Sizden soruyorum.
İşte bu cevabımdan sonra, an’ane aleyhinde ve her cihetle garplılaşmak fikrini taşıyanlar, kalktılar, imza ettiler. İsimlerini söylemeyeceğim. Allah kusurlarını affetsin; şimdi vefat etmişler.
Râbian: Mâdem Reisicumhur gayet mühim mesâil-i siyasiye içinde Şark Üniversitesini en ehemmiyetli bir mesele yapıp hattâ harika bir tarzda altmış milyon liranın o üniversiteye sarfı için bir kanun çıkarmak derecesinde fevkalâde bir hizmetle medresenin medâr-ı iftiharı ve kendisine büyük bir şeref verdiren bu medrese-i İslâmiyeye, eski hocalık hissiyatıyla başlaması, bütün şark hocalarını minnettar etmiş. Ve şimdi orta şarkta sulh-u umumînin temel taşı ve birinci kalesi olan bu üniversiteyi yine mesâil-i azîme-yi siyasiye içinde yeniden nazara alması, elbette bu vatan, bu devlete, bu millete bu azîm, fâideli hizmeti netice verecek. Ulûm-u diniye o üniversitede esas olacak. Çünkü hariçteki kuvvet tahribatı mânevîdir, imansızlıkladır. O mânevî tahribata karşı atom bombası, ancak mânevî cihetinde mâneviyattan kuvvet alıp o tahribatı durdurabilir.
Mâdem elli beş sene bu meseleye bütün hayatını sarf etmiş ve bütün dekaikiyle ve neticeleriyle tetkik etmiş bir adamın bu meselede reyini almak ve fikrini sormak lâzım gelirken, Amerika’da, Avrupa’da bu meseleye dair istişareye kendinizi mecbur bildiğinizden, elbette benim de bu meselede söz söylemeye hakkım var. Hamiyetkâr olan bütün bir millet namına sizden bekliyoruz. (Emirdağ Lahikası, 2. Cilt, 139. mektup)
Bediüzzaman S aid Nursi
LÜGAT:
Âhir Hayat : Hayatın Sonu
Beyan Etmek : Açıklamak
Emare : Belirti, İz
Hakikî : Asıl, Gerçek
Havali : Çevre, Yöre
İhtar-I Kalbî : Kalbe Gelen Uyarı, İkaz
İstimal : Kullanma
İstirahat-İ Umumiye : Herkesi İçine Alan Rahatlık, Huzur
İttifak : Birleşme, Birlik
Kabil-İ Tefrik : Ayrılabilir Olma, Ayrılması Mümkün
Kıymettar : Kıymetli, Değerli
Makbul Olma : Kabul Görme
Menfî : Olumsuz, Karşıt
Mezc Olmak : Karışmak, Bütünleşmek
Misl : Kat, Derece
Mu’cize-İ Mâneviye : Mânevî Mu’cize; Benzerini Yapma Hususunda Başkalarını Âciz Ve Hayrette Bırakan Olağanüstü Mânâ
Mücahid : Cihad Eden
Müsalemet-İ Umumiye : Umumî Barış Ortamı; Herkesi İçine Alan Barış Ve Huzur
Müstemlekât Nâzırı : Sömürgeler Bakanı
Netice-İ Azîme : Büyük Netice
Sâir : Diğer
Salisen : Üçüncü Olarak
Saniyen : İkinci Olarak
Seciye-İ Fıtrî : Doğal, Yaratılıştan Gelen Özellik, Karakter
Sukut Ettirmek : Düşürmek, Hükümsüz Kılmak
Sulh : Barış
Suret : Biçim, Şekil
Tahakküm : Baskı, Zorbalık
Tehlike-İ Azîm : Büyük Tehlike
Tesirat : Tesirler, Etkiler
Uhuvvet-İ İslâmiye : İslâm Kardeşliği
Âcizlik : Güçsüzlük
Âhiret : Öldükten Sonra Sonsuza Kadar Devam Edecek Olan Hayat
Akvam-I İslâmiye : Müslüman Kavimler, Milletler
Âlem-İ İslâm : İslâm Dünyası
Biçare : Çaresiz
Cenâb-I Hak : Hakkın Ta Kendisi Olan Sonsuz Şeref Ve Yücelik Sahibi Allah
Cereyan : Akım, Hareket
Cerh Etmek : Yaralamak, Çürütmek
Cilve : Görüntü, Akis
Dalâlet : Hak Yoldan Ayrılma, Sapkınlık
Darülfünun : Üniversite
Dârülfünun-U İslâmiye : İslâmî Üniversite
Ehl-İ Vukuf : Bilirkişi
Ekser : Çoğunluk
Emsalsiz : Benzersiz
Hakikat : Doğru, Gerçek
Hâlet : Durum, Hâl
Hamiyetkâr : Din, Aile Ve Vatan Gibi Değerleri Koruma Duygusu Ve Gayreti İçinde Olan
Hayat-I Dünyeviye : Dünya Hayatı
Helâket : Mahvolma, Yok Oluş
İfsat Etmek : Karıştırma, Karışıklık Çıkarma
İfsat Komitesi : Bozgunculuk Çıkaran Grup
İhtilâlci : Ayaklanan, Karışıklık Çıkaran
İnkişaf : Açığa Çıkma, Açılma, Gelişme
İnşaallah : Allah Dilerse, İzin Verirse
İstibdad-I Mutlak : Sınırsız Baskı Ve Zulüm
İstimdat Eylemek : Yardım Dilemek
Kafkas : Kafkaslar’da Yaşayan Topluluk
Kat’î : Kesin
Kudsî : Mukaddes, Kutsal
Kur’ân-I Hakîm : Her Âyet Ve Sûresinde Sayısız Hikmet Ve Faydalar Bulunan Kur’ân
Kuvvet-İ İman : İman Gücü
Mâbeyn : Ara
Maddiyun : Materyalistler; Her Şeyi Madde İle Açıklamaya Çalışanlar
Mazlumiyet : Zulme Uğramışlık
Medrese-İ Umumiye : Herkese Açık Olan Medrese, Okul
Menfi : Olumsuz, Karşıt
Milliyet-İ Hakikiye : Gerçek Millet, Hakiki Milliyet
Mu’cize-İ Kur’âniye : Kur’ân’ın Mu’cizesi
Müsbet : Olumlu
Rahmet : İlâhî Şefkat Ve Merhamet
Suret : Biçim, Şekil
Tabiiyun : Tabiatı Yaratıcı Olarak Kabul Edenler, Materyalistler
Tasavvur : Düşünce, Hayal
Telif Edilmek : Yazılmak
Uhuvvet : Kardeşlik
Uhuvvet-İ İmaniye : İmandan Gelen Kardeşlik
Uhuvvet-İ İslâmiye : İslâm Kardeşliği
Umumî : Genel
An’anat : Gelenekler
Cevaben : Cevap Olarak
Darülfünun : Üniversite
Delâlet : Delil Olma, Gösterme
Ehl-İ Medrese : Medresede İlim Öğrenen Ve Öğretenler
Ehl-İ Mektep : Okulda İlim Öğrenen Ve Öğretenler
Ekser : Çoğunluk, Pekçok
Enbiya : Nebiler, Peygamberler
Esaret : Esirlik
Farz-I Muhal : Varsayım
Feylesof : Filozof; Felsefeci
Fıtrî : Doğal, Yaratılıştan Gelen
Fünun : Fenler, İlimler
Garp : Batı
Garplılaşmak : Batılılaşmak
Hakaik : Hakikatler, Esaslar
Hakikî : Gerçek
Hindistan :
Hiss-İ Dinî : Dinî His
Hükemâ : Felsefeciler, Filozoflar
İnkişaf : Açığa Çıkma, Açılma, Gelişme
İttifak Etmek : Birleşmek
Kanun-U Esasî : Temel Kanun, Esas Prensip, Anayasa
Kıymetdar : Kıymetli, Değerli
Lâkayt : Duyarsız, İlgisiz
Mazhar Olmak : Erişmek, Nail Olmak
Meb’us : Milletvekili
Musalâha Etmek : Barışmak
Nazara Almak : Dikkate Almak
Şark : Doğu
Tahsisat : Tahsis Edilen Şeyler; Belli Bir Şey İçin Ayrılan Para, Ödenek
Tecerrüd Etme : Soyutlanma, Sıyrılma
Terakki Ettirme : Yükseltme, Yüceltme
Tesirat : Tesirler, Etkiler
Tesis : Kurma, Yerleştirme
Ulûm-U An’ane : Geleneksel İlimler
Ulûm-U Diniye : Dinî İlimler
Vilâyât-I Şarkiye : Doğu İlleri
Zuhur : Belirme, Görünme
Aksülâmel : Ters Tepki
Alâkadar : Alâkalı, İlgili
An’ane : Gelenek
An’ane-İ İslâmiye : İslâmî Gelenek
Ders-İ Dinî : Din Dersi
Elzem : Çok Gerekli
Esaret : Esirlik
Fâsık : Günahkâr
Garplılaşmak : Batılılaşmak
Hakaik : Hakikatler, Esaslar
Hamiyet : Din, Aile Ve Vatan Gibi Değerleri Koruma Duygusu Ve Gayreti İçinde Olma
Hissiyat : Duygular, Hisler
Irktaş : Aynı Irktan Olan
Lâdinî : Dinsiz
Meb’us : Milletvekili
Medâr-I İftihar : İftihar Sebebi
Medrese-İ İslâmiye : İslâmî Medrese
Mesâil-İ Siyasiye : Siyasî Konular
Meslek : Gidilen Yol, Metot
Millet-İ İslâmiye : İslâm Milleti; Müslümanlar
Minnettar Etmek : Mânen Borçlu Kılmak
Misal : Örnek
Muallim : Öğretmen
Nazara Almak : Dikkate Almak
Râbian : Dördüncü Olarak
Reisicumhur : Cumhurbaşkanı
Salih : Dinin Emir Ve Yasaklarına Uygun Hareket Eden, Allah’ın Sevgili Kulu
Selâmet : Esenlik, Güven
Sulh-U Umumî : Genel Barış; Herkesi İçine Alan Barış, Huzur
Şark Üniversitesi : Doğu Üniversitesi
Şark : Doğu
Uhuvvet-İ İslâmiye : İslâm Kardeşliği
Ulûm-U Felsefe : Felsefe İlimleri
Vilâyat-I Şarkiye : Doğu İlleri
Alâmet : Belirti, İşaret
Azîm : Büyük
Aziz : Çok Değerli, İzzetli
Beyan Etmek : Açıklamak
Binaen : Dayanarak
Dekaik : İncelikler
Ekser : Çoğunluk
Hakikî : Gerçek, Asıl
Hâlet : Durum, Hâl
Hâlis : İçten, Katıksız, Samimî
Hamiyetkâr : Din, Aile Ve Vatan Gibi Değerleri Koruma Duygusu Ve Gayreti İçinde Olan
Hariç : Dış
Hizmet-İ Kur’âniye : Kur’ân Hizmeti
İfşa Etmek : Duyurmak, Bildirmek
İnayet-İ İlâhiye : Allah’ın Yardım Ve Şefkati
İstişare : Fikir Sorma, Danışma
Kelimat : Kelimeler
Men : Yasaklama
Mesâil-İ Azîme-Yi Siyasiye : Siyasete Ait Büyük Meseleler
Metanetli : Dayanıklı, Metîn
Muhlis : Samimî, İhlâslı; İbadet Ve Davranışlarda Sadece Allah’ın Rızasını Gözeten
Nazara Almak : Dikkate Almak
Niyaz Etmek : Dua Etmek, Yalvarıp Yakarmak
Rahmet : İlâhî Şefkat Ve Merhamet
Rahmet-İ İlâhiye : Allah’ın Her Şeyi Kuşatan Sonsuz Rahmeti
Rey : Oy
Sıddık : Çok Doğru Ve Bağlı
Şekvâ : Şikâyet
Tahammül : Dayanma, Katlanma
Tahribat : Tahripler, Yıkıp Bozmalar
Tamam-I Vazife : Görevin Son Bulması
Tazammun Eden : İçine Alan
Tesemmüm : Zehirlenme
Tetkik Etmek : İncelemek, Derinliğine Araştırmak
Ulûm-U Diniye : Dinî İlimler
Vehim : Kuşku, Kuruntu
Zahirî : Dış Görünüşte Olan18 Haziran 2011: 01:12 #793444Anonim
Bismillahirrahmanirrahim
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Bugünlerde, Kur’ân-ı Hakîmin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm.
Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek;
ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.
Her zaman def-i şer, celb-i nef’a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü’l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş.
Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır.
Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.
Böyle kebair-i azîme içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır.
Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.
Hem, takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var.
Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli a’mâl-i salihadır.
Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir.
Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir. Malûmdur ki, bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yirmi adam, yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lâzım gelirken;
şimdi, binler tahribatçıya mukabil, Risale-i Nur gibi bir tamircinin bu derece mukavemeti ve tesiratı pek harikadır. Eğer bu iki mütekabil kuvvetler bir seviyede olsaydı, onun tamirinde mu’cizevâri muvaffakiyet ve fütuhat görülecekti. (Kastamonu Lahikası)
Bediüzzaman Said Nursi
LÜGAT:
A’mâl-İ Saliha : Dince Makbul Olan İyi, Güzel Ve Faydalı İş
Amel : İş; Dinin Emirlerini Yapma
Amel-İ Sâlih : Dince Makbul Olan İyi, Güzel Ve Faydalı İş
Aziz : Çok Değerli, İzzetli, Saygın
Biçare : Çaresiz
Cenâb-I Hak : Hakkın Ta Kendisi Olan Sonsuz Şeref Ve Yücelik Sahibi Allah
Dehşetli : Korkutucu, Ürkütücü
Düstur : Kural, Prensip
Elîm : Acı Veren, Üzücü
Ezcümle : Bu Cümleden, Meselâ
Fesad : Bozukluk, Karışıklık
Fütuhat : Fetihler, Zaferler
Hâdisât : Olaylar
Hayat-I İçtimaiye : Toplumsal Hayat
Hürmet : Saygı
İçtinab : Kaçınma, Sakınma
İfsad : Bozma, Fesada Uğratma
İhlâs : İbadet Ve Davranışlarda Sadece Allah Rızasını Gözetme; Samimiyet
İnşaallah : Allah Dilerse, İzin Verirse
İştirâk-İ A’mâl-İ Uhrevî : Âhirete Âit İşlerde Mânen Ortak Olma
Kast : Amaç, Hedef
Kebire : Büyük günah
Malûm : Bilinen
Medar : Dayanak, Sebep, Vesile
Menfî : Olumsuz
Merhamet : Acıma, Şefkat Etme
Mu’cizevâri : Mu’cize Gibi
Mukabil : Karşılık
Mukavemet : Karşı Gelme, Direnç
Muvaffakiyet : Başarı
Mücahede : Cihad Etme, Mücadele
Mütekabil : Karşılıklı
Nam : Ad
Niyet-İ İçtinab : Kaçınma, Sakınma Niyeti
Peder : Baba
Sedd-İ Kur’ânî : Kur’ân Seddi
Şakirt : Talebe, Öğrenci
Şeriat-I Muhammediye : Hz. Muhammed’in (A.S.M.) Getirdiği Din; İlâhî Kanun Ve Hükümler
Şükür : Nimetlere Karşı Memnunluk Gösterme, Allah’a Teşekkür Etme
Tahribat : Tahripler, Yıkıp Bozmalar
Takvâ : Allah’tan Korkup Emir Ve Yasaklarına Titizlikle Uyma
Tarz-I Hayat-I İçtimaiye : Sosyal Hayat Tarzı, Biçimi
Tehâcüm : Hücum Etme, Saldırı
Tesirat : Tesirler, Etkiler
Tezelzül : Sarsıntı
Vâcip : Dinî Bakımdan Yapılması Şart Ve Kesin Olan Emir
Valide : Anne
Zaman-I Sahabe : Sahabelerin Zamanı
Zulmet : Karanlık15 Temmuz 2011: 07:34 #794430Anonim
Berat Kandilinde insanlığın kaderi yazılır
15 Temmuz 2011 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersiBismillahirrahmanirrahim
Aziz, sıddık kardeşlerim, bu medrese-i Yusufiyede ders arkadaşlarım,
Bu gelen gece olan Leyle-i Berat,
bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde
ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle,
Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir.
Herbir hasenenin Leyle-i Kadirde otuz bin olduğu gibi,
bu Leyle-i Beratta herbir amel-i salihin ve herbir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar.
Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar.
Ve bu kudsî leyâli-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar.
Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. (Şualar)
Said Nursî
SÖZLÜK:
Amel-i salih : Allah için yapılan iyi işler
Hasene : sevap, iyilik
İstiğfar : af dileme, tevbe
Kudsiyet : kutsal oluş, kutsallık
Leyâli-i meşhûre : meşhûr, mübârek geceler
Leyle-i Berat : Berat Gecesi; hicrî ayların sekizincisi olan Şaban ayının on beşinci gecesi
Leyle-i Kadir : Kadir Gecesi; Kur’ân’ın dünya semâsına indirildiği gece
Medrese-i Yusufiye : Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane
Mukadderat-ı beşeriye : insanlığın kaderi; Allah tarafından insanlık için takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar
Şuhûr-u selâse : üç aylar; Receb, Şaban ve Ramazan ayları15 Temmuz 2011: 11:19 #794443Anonim
TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ 9.19.AFYON HAYATI(DEVAMI)
Büyük Müdafaatından Parçalar(Devamı)
Elhasıl, madem biz ehl-i dünyanın dünyalarına ilişmiyoruz; onlar da bizim âhiretimize ve imanî hizmetimize bu derece ilişmesinler.Evet, biz bir cemaatiz. Hedefimiz ve programımız, evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferitten kurtarmak ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmek ve iki hayatımızı imhâya vesile olan zındıkaya karşı Risale-i Nur’un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır…
Ben, sizin bana vereceğiniz en ağır cezanıza da beş para vermem ve hiç ehemmiyeti yok. Çünkü ben kabir kapısında, yetmiş beş yaşındayım. Böyle mazlum ve mâsum bir iki sene hayatı şehadet mertebesiyle değiştirmek, benim için büyük saadettir. Risale-i Nur’un binler hüccetleriyle kat’î imanım var ki, ölüm bizim için bir terhis tezkeresidir. Eğer zâhirî idam da olsa, bizim için bir saat zahmet, ebedî bir saadetin ve rahmetin anahtarı olur. Fakat, siz ey gizli düşmanlar ve zındıka hesabına adliyeyi şaşırtan ve hükümeti bizimle sebepsiz meşgul eden insafsızlar! Kat’î biliniz ve titreyiniz ki, siz idam-ı ebedî ile ebedî mahkûm oluyorsunuz. İntikamımız sizden pek çok muzaaf bir surette alınıyor görüyoruz. Hattâ size acıyoruz. Evet, bu şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm hakikatinin elbette hayattan ziyade bir istediği var. Ve onun idamından kurtulmak çaresi, insanların her meselesinin fevkinde en büyük ve en ehemmiyetli ve en lüzumlu bir ihtiyac-ı zarurîsi ve kat’îsidir. Acaba, bu çareyi kendine bulan Risale-i Nur şakirtlerini ve o çareyi binler hüccetlerle bulduran Risale-i Nur’u âdi bahanelerle ittiham edenler ne kadar kendileri hakikat ve adalet nazarında müttehem oluyor, divaneler de anlar…
Lügatler :
âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki hayat
anarşilik : hiçbir kayıt ve kural tanımama, kargaşa çıkarma
âsâyiş : emniyet, düzen
berzahî : kabir âlemine ait
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
daimî : devamlı, sürekli
divane : akılsız, deli
ebedî : sonu olmayan, sonsuz
ehemmiyetli : önemli
ehl-i dünya : dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler
elhasıl : kısaca, özetle
enâniyet : kendini beğenme, benlik
evvelâ : ilk olarak
fevkinde : üstünde
feyz : mânevî gıda, lütuf
hakikat : gerçek, asıl ve esas
haps-i münferit : tek başına hapis, hücre hapsi
hodfuruşluk : kendi kendini beğenme
hüccet : güçlü delil, kanıt
idam : yok oluş
idam-ı ebedî : dirilmemek üzere sonsuz yok oluş
ihtiyac-ı zarurî : zarurî ihtiyaçlar
imanî : imanla ilgili, imana dair
imhâ : yok etme
inâyet : Allah’ın yardım ve şefkati
ittiham etmek : suçlamak
kat’i : şüphesiz, kesin
mahviyet : tevazu, alçak gönüllülük
mâsum : günahsız, suçsuz
mazlum : zulme, haksızlığa uğrayan
mertebe : derece, makam
mezaristan : mezarlık
muvakkat : geçici
muzaaf : katmerli, kat kat
müttehem : ittiham olunan, kendisinden şüphe edilen
nazar : bakış, düşünce
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
saadet : mutluluk
suret : biçim, görünüş
şakirt : öğrenci, talebe
şehadet : şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etme
şöhretperestlik : şöhret düşkünlüğü
terhis tezkeresi : göreve son verme belgesi
zahirî : görünürde, dış görünüşte
zındıka : dinsizlik, inançsızlık
ziyade : fazla, çok
15 Temmuz 2011: 11:27 #794446Anonim
OTUZ BİRİNCİ SÖZ MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
6.2.ON DOKUZUNCU VE OTUZ BİRİNCİ SÖZLERİN ZEYLİ(DEVAMI)
ŞAKK-I KAMER MU’CİZESİNE DÂİRDİR(A.S.M.)(DEVAMI)
ÜÇÜNCÜ NOKTA
Mu’cize, dâvâ-yı nübüvvetin ispatı için, münkirleri ikna etmek içindir, icbar için değildir. Öyle ise, dâvâ-yı nübüvveti işitenler için, ikna edecek bir derecede mu’cize göstermek lâzımdır. Sair taraflara göstermek veyahut icbar derecesinde bir bedâhetle izhar etmek, Hakîm-i Zülcelâlin hikmetine münâfi olduğu gibi, sırr-ı teklife dahi muhaliftir. Çünkü, akla kapı açmak, ihtiyarı elinden almamak, sırr-ı teklif iktiza ediyor. Eğer Fâtır-ı Hakîm, inşikak-ı kameri, feylesofların hevesatına göre bütün âleme göstermek için bir iki saat öyle bıraksaydı ve beşerin umum tarihlerine geçseydi, o vakit sair hâdisât-ı semâviye gibi, ya dâvâ-yı nübüvvete delil olmazdı, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) hususiyeti kalmazdı; veyahut bedâhet derecesinde öyle bir mu’cize olacaktı ki, aklı icbar edecek, aklın ihtiyarını elinden alacak, ister istemez nübüvveti tasdik edecek; Ebu Cehil gibi kömür ruhlu, Ebu Bekr-i Sıddık gibi elmas ruhlu adamlar bir seviyede kalıp, sırr-ı teklif zayi olacaktı. İşte bu sır içindir ki, hem âni, hem gece, hem vakt-i gaflet, hem ihtilâf-ı metâli, sis ve bulut gibi sair mevânii perde ederek umum âleme gösterilmedi veyahut tarihlere geçirilmedi.DÖRDÜNCÜ NOKTA
Şu hadise, gece vakti, herkes gaflette iken, âni bir surette vuku bulduğundan, etraf-ı âlemde elbette görülmeyecek. Bazı efrada görünse de, gözüne inanmayacak. İnandırsa da, elbette böyle mühim bir hadise, haber-i vahid ile tarihlere bâki bir sermaye olmayacak.Bazı kitaplarda “Kamer iki parça olduktan sonra yere inmiş” ilâvesi ise, ehl-i tahkik reddetmişler. “Şu mu’cize-i bâhireyi kıymetten düşürmek niyetiyle, belki bir münafık ilhak etmiş” demişler.1
Hem meselâ, o vakit cehalet sisiyle muhat İngiltere, İspanya’da yeni gurup, Amerika’da gündüz, Çin’de, Japonya’da sabah olduğu gibi, başka yerlerde başka esbab-ı mâniaya binaen elbette görülmeyecek.Şimdi bu akılsız muterize bak: Diyor ki, “İngiltere, Çin, Japon, Amerika gibi akvâmın tarihleri bundan bahsetmiyor; öyle ise vuku bulmamış.” Bin nefrin onun gibi Avrupa kâselislerin başına!
Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :1 : bk. el-Vâdiî, el-Mualle 1:80; Derviş el-Hût, Esna’l-Metâlib 1:378, 1606; el-Medenî, Tahzîru’l-Müslimîn 1:163; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s.398.
Lügatler :akvâm : kavimler, milletler
âlem : dünya
bâki : sürekli, kalıcı
bedâhet : ap açıklık
beşer : insanlık
binaen : –dayanarak
cehalet : cahillik
dâvâ-yı nübüvvet : peygamberlik iddiası
efrad : fertler, kişiler
ehl-i tahkik : gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler
esbab-ı mânia : engel olan sebepler
etraf-ı âlem : dünyanın her tarafı
Fâtır-ı Hakîm : herşeyi hikmetle ve hârika üstün san’atıyla yaratan Allah
feylesof : felsefeci
gaflet : dalgınlık
haber-i vahid : tek kişi vasıtasıyla aktarılan haber
hâdisât-ı semâviye : gökyüzünde meydana gelen olaylar
hadise : olay
Hakîm-i Zülcelâl : sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah
hevesat : hevesler, arzular
hikmet : herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması
hususiyet : özel oluş
icbar : zorlama
ihtilâf-ı metâli : Ay’ın doğuşunun zaman olarak, farklı yerlerde farklı oluşu
ihtiyar : irade, tercih, seçme gücü
iktiza etmek : gerektirmek
ilhak : eklemek, ilave etmek
inşikak-ı kamer : Peygamberimizin (a.s.m.) bir işaretiyle Ay’ın ikiye bölünmesi mu’cizesi
izhar etmek : göstermek
kamer : ay
kâselis : çanak yalayıcı, dalkavuk
mevânî : maniler, engeller
mu’cize : bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey
mu’cize-i bâhire : apaçık mu’cize
muhalif : zıt
muhat: etrafı çevrilmiş, kuşatılmış
muteriz :itiraz eden
münafık: iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kişi
münâfi : aykırı
münkir : inkarcı, inkar eden
nefrin :nefretler, beddualar
nübüvvet : peygamberlik
risalet-i Ahmediye : Peygamberimiz Hz. Muhammed’in peygamberliği
sair : diğer
sermaye : varlık
sırr-ı teklif : kulluk ve imtihan sırrı
suret : şekil, biçim
tasdik : doğruluğunu kabul etme
umum : bütün
vakt-i gaflet : insanların gafil olduğu bir dönem
vuku : olma, meydana gelme
zayi olmak : kaybolmak
16 Temmuz 2011: 12:38 #794481Anonim
OTUZ BİRİNCİ SÖZ
MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
6.3.ON DOKUZUNCU VE OTUZ BİRİNCİ SÖZLERİN ZEYLİ(DEVAMI)
ŞAKK-I KAMER MU’CİZESİNE DÂİRDİR(A.S.M.)(DEVAMI)
BEŞİNCİ NOKTA
İnşikak-ı kamer, kendi kendine, bazı esbaba binaen vuku bulmuş, tesadüfî, tabiî bir hadise değil ki, âdi ve tabiî kanunlarına tatbik edilsin. Belki, şems ve kamerin Hâlık-ı Hakîmi, Resulünün risaletini tasdik ve dâvâsını tenvir için, harikulâde olarak o hadiseyi ika etmiştir. Sırr-ı irşad ve sırr-ı teklif ve hikmet-i risaletin iktizasıyla, hikmet-i Rububiyetin istediği insanlara, ilzam-ı hüccet için gösterilmiştir.O sırr-ı hikmetin iktiza etmedikleri, istemedikleri ve dâvâ-yı nübüvveti henüz işitmedikleri aktâr-ı zemindeki insanlara göstermemek için, sis ve bulut ve ihtilâf-ı metâli haysiyetiyle, bazı memleketin kameri daha çıkmaması ve bazılarının güneşleri çıkması ve bir kısmının sabahı olması ve bir kısmının güneşi yeni gurub etmesi gibi, o hadiseyi görmeye mâni pek çok esbaba binaen gösterilmemiş.
Eğer umum onlara dahi gösterilseydi, o halde ya işaret-i Ahmediyenin neticesi ve mu’cize-i nübüvvet olarak gösterilecekti; o vakit risaleti bedâhet derecesine çıkacaktı, herkes tasdike mecbur olurdu, aklın ihtiyarı kalmazdı iman ise, aklın ihtiyarıyladır sırr-ı teklif zayi olurdu. Eğer sırf bir hadise-i semâviye olarak gösterilseydi, risalet-i Ahmediye ile münasebeti kesilirdi ve onunla hususiyeti kalmazdı.
Lügatler :âdi : basit, sıradan
aktâr-ı zemin : yeryüzünün dört bir tarafı
akvâm : kavimler, milletler
bedâhet : ap açıklık
binaen : –dayanarak
burhan : güçlü delil
cehalet : cahillik
dâvâ-yı nübüvvet : peygamberlik dâvâsı
delâlet : delil olma, işaret etme
elhasıl : özetle, sonuç olarak
esbab : sebepler
esbab-ı mânia : engel olan sebepler
gurup : güneşin batışı
haysiyet : itibar
hikmet-i risalet : peygamberliğin hikmeti
hikmet-i Rububiyet : rububiyetin hikmeti
hususiyet : özel oluş
hüccet : delil
icmâ : fikir birliği
ika etme : yapma, yaptırma
iktiza : gerektirme
ilzam-ı hüccet : delille susturma
imkân : olabilirlik
kamer : ay
kâselis : çanak yalayıcı, dalkavuk
maatteessüf : ne yazık ki
mâni : engel
mu’cize-i nübüvvet : peygamberlik mu’cizesi
nübüvvet : peygamberlik
resul : peygamber
risalet : peygamberlik
risalet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in peygamberliği
sırr-ı hikmet : hikmetin sırrı
sırr-ı irşad : doğruyu ve hakkı gösterme sırrı
sırr-ı teklif : kulluk ve imtihan sırrı
suret : şekil
şems : güneş
tabiî : doğal, tabiat gereği
tasdik : doğrulama
tenvir : aydınlatma
tesadüfî : rastgele
umum : bütün
vuku : olma, meydana gelme
zayi olmak : kaybolmak16 Temmuz 2011: 12:40 #794482Anonim
TARİHÇE-İ HAYAT DERSLERİ
9.20.AFYON HAYATI(DEVAMI)
Büyük Müdafaatından Parçalar(Devamı)
Bundan otuz sene evvel, Cenâb-ı Hakkın inayetiyle dünyanın muvakkat şan u şerefinin ve enâniyetli hodfuruşluğunun, şöhretperestliğinin ne kadar faidesiz ve mânâsız olduğunu, hadsiz şükür olsun ki, Kur’ân’ın feyziyle anlamış bir adamın o zamandan beri bütün kuvvetiyle nefs-i emmâresiyle mücadele edip mahviyet etmek, benliğini bırakmak, tasannu ve riyakârlık yapmamak için elden geldiği kadar çalıştığına, ona hizmet eden veya arkadaşlık edenler kat’î bildikleri ve şehadet ettikleri halde ve yirmi seneden beri herkes kendi hakkında hoşlandığı ziyade hüsn-ü zan ve teveccüh-ü nas ve şahsını medh ü senâdan ve kendini mânevî makam sahibi olduğunu bilmekten herkese muhalif olarak bütün kuvvetiyle kaçtığı ve hem has şakirtlerinin onun hakkındaki hüsn-ü zanlarını reddedip, o hâlis kardeşlerinin hatırını kırması ve yazdığı cevabî mektuplarında onun hakkındaki medihlerini ve ziyade hüsn-ü zanlarını kabul etmemesi ve kendini faziletten mahrum gösterip bütün fazileti Kur’ân’ın tefsiri olan Risale-i Nur’a ve dolayısıyla Nur şakirtlerinin şahs-ı mânevîsine verip kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi kat’î ispat ediyor ki, şahsını beğendirmeye çalışmadığı ve istemediği ve reddettiği halde, onun rızası olmadan bazı dostları uzak bir yerden onun hakkında ziyade hüsn-ü zan edip medhetmeleri, bir makam vermeleriyle, acaba hangi kanun ile medar-ı mes’uliyet olur ki, o bîçare hasta ve çok ihtiyar ve garibin münzevî odasına, büyük bir cinayet işlemiş gibi, kilidini kırıp taharri memurlarını sokmak, hem evradından ve levhalarından başka bir bahane bulamamak, acaba dünyada hiç bir kanun, hiç bir siyaset bu taarruza müsaade eder mi?Vatana ve millete ve ahlâka çok zararlı olan dinsizlerin kitaplarının intişarına ve komünistlerin neşriyatına serbestiyet kanunuyla ilişilmediği halde, üç mahkeme medar-ı mes’uliyet olacak içinde hiçbir maddeyi bulmayan ve millet ve vatanın hayat-ı içtimaiyesini ve ahlâkını ve âsâyişini temine yirmi seneden beri çalışan ve bu milletin hakikî bir nokta-i istinadı olan âlem-i İslâmın uhuvvetini ve bu millete dostluğunu iadeye ve o dostluğu takviyesine tesirli bir surette çabalayan ve Diyanet Riyasetinin uleması tenkit niyetiyle, Dahiliye Vekilinin emriyle, üç ay tetkikten sonra, tenkit etmeyerek, tam kıymetini takdir edip “kıymettar eser” diye diyanet kütüphanesine konulan Zülfikar ve Asâ-yı Mûsâ gibi ve-Kabr-i Peygamberî (Aleyhissalâtü Vesselâm) üzerinde alâmet-i makbuliyet olarak Asâ-yı Mûsâ mecmuasını hacılar gördükleri halde-Nur eczalarını evrak-ı muzırra gibi toplayıp mahkeme eline vermek, acaba hiçbir kanun, hiçbir vicdan, hiçbir insaf buna müsaade eder mi?
Lügatler :
alâmet-i makbuliyet : kabul olunduğunu belirten işaret, nişan
âlem-i İslâm : İslâm âlemi
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
Asâ-yı Mûsâ : Mûsâ’nın Asâsı anlamına gelen Risale-i Nur Külliyatında yer alan bir eser
benlik : gurur
bîçare : çaresiz, zavallı
Dahiliye Vekili : İçişleri Bakanı
Diyanet Riyaseti : Diyanet İşleri Başkanlığı
ecza : bütünü oluşturan parçalar
evrad : virdler; zikirler
evrak-ı muzırra : zararlı evraklar, yayınlar
fazilet : güzel ahlâk, üstünlük
hayat-ı içtimaiye : sosyal hayat
hizmetkâr : hizmetçi
hüsn-ü zan : güzel düşünce
intişar : yayılma
Kabr-i Peygamberî : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) mezarı
kıymettar : kıymetli, değerli
mahrum : yoksun
mecmua : kitap
medar-ı mes’uliyet : sorumluluk sebebi
medh ü senâ : övme ve yüceltme
medhetme : övme
medih : övgü
muhalif : aykırı, zıt
münzevî : bir köşeye çekilip ibadetle uğraşan, vaktini ibadetle geçiren
neşriyat : yayma, yayın
nokta-i istinad : dayanak noktası
riyakârlık : gösteriş
serbestiyet : serbestlik
şahs-ı manevî : mânevî kişilik, kollektif kişilik
şakirt : öğrenci, talebe
şehadet : şehitlik, Allah rızası yolunda hayatını feda etme
taharrî : araştırma, inceleme
takdir : belirleme, değer biçme
tasannu : yapmacıklık
tefsir : açıklama, yorum
tenkit : eleştiri
tetkik : inceleme, araştırma
teveccüh-ü nâs : insanların alâkası, yönelmesi
uhuvvet : kardeşlik
ulema : alimler
Zülfikar : Üstad Bediüzzaman’ın Kur’ân’a ve Peygamberimiz’in (a.s.m.) mu’cizelerine dair olan bir eseri -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.