- Bu konu 109 yanıt içerir, 16 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Nisan 2011: 21:52 #670277
Anonim
“Ben sözlerimle Muhammed’i (a.s.m.) övmüş olmadım; aslında sözlerimi
Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmla övmüş ve güzelleştirmiş oldum.”
İmam RabbânîEvet, şu Söz güzeldir. Fakat onu güzelleştiren,
güzellerin güzeli olan evsâf-ı Muhammediyedir.
Said NursiO ki (asm); Cenab-ı Hakk’ın en münevver Bürhanı
O ki (asm); Saltanat-ı İlahiyye’nin Dellalı
O ki (asm); Halik-ı Kainatın tercümanı
O ki (asm); Ehl-i imanın en büyük İmamı
O ki (asm); Melek, cin ve beşerin Seyyidi
O ki (asm); Mabud-u Bilhakk’ın en halis Abdi
O ki (asm); Şu kainatın neticesi, en mükemmel meyvesi
O ki (asm); Rahmet-i İlahiyye’nin timsali
O ki (asm); Muhabbet-i Rabbaniye’nin misali
O ki (asm); Sevgililer Sevgilisi
O ki (asm); Hürmetine alemler yaratılan
O ki (asm); En mükemmel, istidadı en yüksek, ahlakı en ulvi olan
O ki (asm); Doğduğu anda da, cennetül ala da da, ‘’Ümmeti Ümmeti’’ diyen
O ki (asm); Ahirzamandaki kardeşlerini düşünüp selam gönderen
O ki (asm); Hem fiilen, hem halen, hem kavlen bize örnek olan
O ki (asm); En büyük sıkıntılara dahi teslimiyet gösteren
O ki (asm); Marifetullah ve Muhabbetullahın kapılarını bizlere ardına kadar açan
O ki (asm); Saltanat-ı uzma ünvanı ile, umumun namına Cenab-ı Hak ile görüşen
O ki (asm); Camiiyyet-i istidat cihetiyle mevcudattaki kemalatın en mükemmel ezcümlesi…
O ki (asm);…Nurundan kainatın yaratıldığı Efendimiz’i anlatmaya zerreler adedince kelimeler bulunsa O’nun (asm) alemleri kuşatan vasıflarını ifade etmekte yetersiz kalır…
Es Selamünaleyküm kardeşler;On dört asır evvel kainata yayılan bir ışık hüzmesinin unutulmaya yüz tuttuğu ya da anlamakta yetersiz kaldığımız fitne-i ahir zamanda gelin hep beraber ‘’Risalet-i Ahmediye Risalesi’’ ile Efendimiz’in peygamberliğini aklımıza, kalbimize, nefs-i emmaremize ve bütün letaifimize sirayet ettirerek, bir kez daha zerrelerine kadar ispat ve ikna edelim..
12 Nisan 2011: 21:59 #788816Anonim
[BILGI]
ON DOKUZUNCU SÖZOn Dört Reşahâtı tazammun eden On Dördüncü Lem’anın
BİRİNCİ REŞHASI:
Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var. Birisi şu kitâb-ı kâinattır ki, bir nebze, şehâdetini on üç lem’a ile, Arabî Nur Risâlesinden On Üçüncü Dersten işittik; birisi şu kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır; biri de Kur’ân-ı Azîmüşşandır. Şimdi, şu ikinci bürhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımalıyız, dinlemeliyiz.
Evet, o bürhanın şahs-ı mânevîsine bak:
Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medîne bir minber; o bürhan-ı bâhir olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imâna imam, bütün insanlara hatip, bütün enbiyâya reis, bütün evliyâya seyyid, bütün enbiyâ ve evliyâdan mürekkeb bir halka-i zikrin serzakiri; bütün enbiyâ hayattar kökleri, bütün evliyâ tarâvettar semereleri bir şecere-i nurâniyedir ki, herbir dâvâsını, mu’cizâtlarına istinad eden bütün enbiyâ ve kerâmetlerine itimad eden bütün evliyâ tasdik edip imza ediyorlar. Zîrâ, o “La İlahe İllâlah” der, dâvâ eder. Bütün sağ ve sol, yani mâzi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nurânî zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ ile mânen “Sadakte ve bil hakkı Netakte” (Doğru dedin ve söylediğin haktır) derler.
Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyid edilen bir müddeâya parmak karıştırsın. [/BILGI]Vasfıyla sadece sözleri değil, kainatı da güzelleştiren
Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ı
anlamak ve anlatabilmek niyetiyle açtığımız bu dersimize iştiraklerinizi bekliyoruz …13 Nisan 2011: 08:13 #788834Anonim
Aleykum selam akna hocam;
Bu güzel ders konusu ne güzel ,ne kadar anlamlı ne kadar hüzünlü ;
Bu sayfaya edeble girmek gerek ,aşkla girmek gerek,adım atarken seyrü sefer için destur çekmek gerek;ağlamak gerek ,selam gerek ,canla başla kurban olmak gerek tıpkı İsmail’ce
İlahi kelam1400 yıl evvel tüm kainata ilan etti ;
SENİ ALEMLERE RAHMET OLARAK GÖNDERDİK EY MUHAMMED………………………
Evet Rahmetin merkezinden ,rahmet nuru doğdu kainata…Kendimizi bildiğimiz yaşlardan itibaren Resul-i Kibriyayı anlatan her acı ve hüzün dolu yaşantısından bir kesit okuduğumda bir müddet kitabı kapatır acı acı yutkunduğumu çoook bilirim;Gönül hanemizin baş tacı en Sevgili;Şu anda bile seni anlatmaya çalıştığımda dahi ellerim hafiften titremeye gönül evimizin teli sızlmaya başladı çoktan;hadi bismillah diyelim Gül-i ranayı anlatmaya;
Beni en çok yetimliğin vurdu önce;
Ey, Islam´ın peygamberi!. Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği!. mahzun,ve kederli..Keder ve hüzün seni hiç terketmedi bir ömür boyu..
ey Andelib-i zişan(sav) senki İnsanlığı sahili selamete çıkaracak olan, Nuh’un gemisi niteliğindeki kudsi sefinesinde insanlığa iman, ahlak ve adalet hizmeti verme adına, yaşadın..senki aldığın emirleri tüm kainata en iyi şekilde tebliğ edip dik durdun iman kalesinde..;
Ey, gönlümün sultanı efendim!. ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim…
Acı dolu mubarek hayatında beni en derinden etkileyenlerden biride seni o çok sevdiğin yurdundan müşrikler acımasızca çıkarmalarıydı…hicrete zorlanmıştın..Hz Ebubekrle(ra) hicret yolculuğuna çıkarken gecenin bir yarısı hira ‘nın en tepesine çıkıpta son kez mekkene bakmıştın gözyşalarınla;
EY MEKKE SEN Kİ ŞEHİRLERİN ANASI :DÜNYA BİR YANA SEN BİR YANA;
İşte şu satırlar okurken kahrolmuştum..bizde mekkeyi çok sevdik,senin sevdiğin her bir şey bizede çok tatlıdır,bizim içinde çok kıymetlidir.seni seven her ümmettininde kaderi oldu ey nebi hicretlerde yaşamak. şu asırda;.
yetimlikte kaderimiz oldu ey Nebi(sav),yetimliğimiz ana babasızlıktan tek değil Efendim!!!En büyük yetimlik sensiz olmaktır..1400 yıllık firakların gölgesinde yaşamaya mecbur olmak yetimliğin en büyüğü…
Merhametini tasvir edebilirmi;toplansın tüm kainat tüm alimler ve mürrekepler ve kalemler ;anlatabilirmi sendeki şefkati merhameti;Anlatamaz efendim anlatamaz;
.Ey, gönlünden gül dökülen resul!.Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa
başsağlığı dileyen, gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!.
Benim de gözümün yaşını siler misin?.
bugün tüm dünya liderlerine bir baksın insanlık birde sana ey Nebii(sav);krallar gibirlerinden yolda nasıl yürüdüklerini şaşırmışlar ;
sen ey Andelibi zişan;sen ki;
Ben kuru ekmek yiyen kadının oğluyum diyecek kadar tevazunu en doruk noktada gösterdin insanlığa..
medinenin en güzel misafiri;
Bir dönem bir hocam sormuştu bize;söyleyin bakalım çocuklar Medine niye çok sıcaktır;
düşündük bulamadık cevabı…ve hocamız verdi cevabı meraklı gözlerle bekleyen biz talebelerine;çünkü;
MEDİNEDE İKİ GÜNEŞ VAR,BİRİ ZAHİRDEKİ KAİNATI ISITAN GÜNEŞ DİĞERİ İSE HEM ARŞIN HEM ARZIN GÜNEŞ RESULU KİBRİYA(sav)
evet senki güneştin;cahiliye karanlıklarını kahreden görünen ve görünmeyen putları deviren ,GÜNEŞ;vahyin güneşi rahmetin güneşi,
kainatın nuru en güzel güneş…
çok özledik seni çoooook..şu ahir zamanda her yalpaladığımızda ;bizler için ashabına (onlar benim kardeşlerimdir deyişiniz ) en büyük tesselli bizlere,;
Ben zannederdimki medineye yanınıza gelince hasret bitermiş..Olmadı bitmedi ;huzuruna gelince Efendim,nasılki ateşin üzerine benzin dökülürde o ateş harlanırsa ,işte gönlümüzdeki o ateşte öyle harlandı…hele ayrılmak zorunda kaldığımız o dakikalar kahredici yanlızlıklar bedeni eritiyor..Dilim bizar olur seni anlatmaya..
Yaşadığımız her bir dakika seni tekrar görebilme umuduyla yaşıyoruz…Yorgun gecelerde titreyen bir yetim bir öksüz yüregimde sevdim seniEy gönül bahcemde büyüttügüm nazli cicek,
Ey sevdamin adi, askin gercek anlami ben yine bir medine sabahı sana koşmak huzuruna gelmek oturup sessizce ravzanın bir köşesine dertleşmek ve ağlamak istiyorum edeple;biliyorumki bizi bir tek sen anlarsın şu cehennemi asırda!!!!
Sen Hakk a yürürken
Seninle yürüdü ne varsa âlemde,
Seninle bitti âlemin nuru
Seninle gitti ümmetinin umudu..
En acı çığlığı sensizliğin
Senin gidişinle duyuldu..
Ne varsa ardından geldi
Önce Hz. Ebu Bekir
Sonra Hz. Ömer terk etti..
Hz. Osman ile Hz. Ali
Birer birer şehitlik şerbeti içti.
Gözün nuru Fatıma, Hasan ile Hüseyin
Birer birer ardından alemi terk etti..
Gidişinle hazan çöktü aleme
Birer birer döküldü yapraklar
Kokmaz oldu güller
Şakımaz oldu bülbüller..
Yas tuttu güneş ve yıldızlar
Boğdu bizi karanlıklar..
Yağmurlar da yıkamıyor artık
Pas tutmuş kalbimizi..
Hakikat sustu
Öksüzler sustu
Vahiyler sustu
Zaman durdu Habibim
yorgun ve hüzün dolu sesimizle selamlarımızı gönderiyoruz EY MEDİNENİN EN GÜZEL MİSAFİRİ…13 Nisan 2011: 16:14 #788888Anonim
Allah razı olsun akna kardeşim..
Bismillah deyip Kainatın Efendisi’ni daha iyi anlamak, kavramak için Risale-i Nur’u vesile ederek bu ummana dalmaya..
Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var.
Birisi şu kitâb-ı kâinattır ki, bir nebze, şehâdetini on üç lem’a ile, Arabî Nur Risâlesinden On Üçüncü Dersten işittik;
birisi şu kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır;
biri de Kur’ân-ı Azîmüşşandır.Şimdi, şu ikinci bürhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımalıyız, dinlemeliyiz.
Efendimiz’i tarif etmek için 2 sıfat kullanılmış.
1. si Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâm…
2. si Bürhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâm…– Bu kelimelerden ne anlıyoruz ? Nasıl izah edebiliriz?
– Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olmak ne demek ?13 Nisan 2011: 16:26 #788889Anonim
Gül_i Ahmedi(sav) anmak ve anlatabilmek..Hangi yönden bakarsak bakalım büsbütün bir nur bir ışık tüm kainata;
Ona aşık olan maşuklar Gül diye isimlendirdiler gül kokan mubarek tenini!!
GÜL OLMASAYDI..
.;
Hira Dağı Cebel-i Nûr olurken, gecelere bürünmüş Mekke semâları uyanmazdı gül yüzlü bir sabaha… Serâ da, süreyyâ da âyet âyet dokunan yeni bir diriliş muştusuyla tekbir almazdı bir daha… İnsanlar, semâvî sevdâlarla serfirâz olmak, vâhyin emsâlsiz güzelliklerinden feyz almak için yol bulamazdı en kutlu felâhâ… Medine’den yayılan İlâhî dâvet, bütün dünyayı kuşatmazdı… Aşkın mi’râcına çıkan gönüller, aklın verâsına ulaşıp secdekâr olmazdı…“Gül” olmasaydı,
“Müjdeleyici”, “davetçi”, “şahit” ve “uyarıcı” olarak gönderilen Hâkikât Güneşi (s.a.v.) ufkumuza doğmazdı… Dînin, duânın ve ibâdetin nûru sînelerimize sağanak sağanak yağmazdı… Kâinata dar gelen Rabb-i Rahîm’in aşkı yumruk kadar bir kalbe sığmazdı… Yürekler “ALLAH” nidasıyla dalgalanmaz, diller her nefeste şükrederek Hakk’ı anmaz, gönüller Muhabbetullah aşkıyla alev alev yanmazdı… Ve insanlık, sevginin bütün kapıları açtığından hiçbir zaman haberdâr olmazdı…13 Nisan 2011: 19:27 #788893Anonim
@Ukbaa 244824 wrote:
Allah razı olsun akna kardeşim..
Bismillah deyip Kainatın Efendisi’ni daha iyi anlamak, kavramak için Risale-i Nur’u vesile ederek bu ummana dalmaya..
Rabbimizi bize tarif eden üç büyük küllî muarrif var.
Birisi şu kitâb-ı kâinattır ki, bir nebze, şehâdetini on üç lem’a ile, Arabî Nur Risâlesinden On Üçüncü Dersten işittik;
birisi şu kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmdır;
biri de Kur’ân-ı Azîmüşşandır.Şimdi, şu ikinci bürhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâmı tanımalıyız, dinlemeliyiz.
Efendimiz’i tarif etmek için 2 sıfat kullanılmış.
1. si Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâm…
2. si Bürhan-ı nâtıkı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâm…– Bu kelimelerden ne anlıyoruz ? Nasıl izah edebiliriz?
– Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olmak ne demek ?Allah razı olsun ,maşallah ne güzel bir ders olmuş Allah razı olsun;
“Şu kitab-ı kebîrin âyet-i kübrası olan Hatemü’l-Enbiyâ Aleyhisselâtü Vesselâm’dır.”
Peygamber Efendimiz (asm) bu büyük kitabın en büyük âyetidir, Allah’ı bildiren en büyük delildir, Allah’ı gösteren en büyük işaretçidir.
Çünkü madem ki bu kâinat bir kitab-ı kebîrdir. Bu kitab-ı kebîre bir muallim, bir öğretici, bir öğretmen gerekiyor.
Çünkü “anlaşılmaz bir kitap, muallimsiz olsa, manasız bir kâğıttan ibaret kalır.”
Öyleyse bu büyük kitabın varlığı, öğretmeninin varlığını zorunlu kılıyor.
Öyle ki, eğer öğretmeni olmayacak idiyse, bu kitap da olmamalıydı!
Nitekim aynen bu mânâyı hadis-i kudside Cenâb-ı Mevlâ:
“Sen olmasaydın ben âlemi yaratmazdım!”
tarzında ifade buyuruyor.
Bu büyük kitap için öğretmenin (asm) varlığı o kadar önemlidir ki, onun mübarek vücudu bu kitabın vücuduna sebeptir; insanların onun öğrettiklerini dinlemesi ve tâbi olması da bu kitabın vücudunun devamına sebeptir.
Keza onun (asm) duâsı bu âlemin yaratılmasına sebeptir; onun (asm) ibadeti de öteki âlemin, yani âhiretin yaratılmasına sebeptir.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “Öyle ise, denilebilir ki, şu üstad olmasaydı, o Melîk-i Zişan, şu kasrı bina etmezdi. Hem, yine denilebilir ki, o üstadın talimatını, ahali dinlemedikleri vakit, elbette o kasr, tebdil ve tahvil edilecek.”İşte Hazret-i Muhammed (asm) bu büyük kâinat kitabının düzgün anlaşılması için Allah’ın seçtiği büyük tanıtıcıdır, tarif edicidir, üstaddır, rehberdir, habercidir, peygamberdir.
13 Nisan 2011: 23:33 #788904Anonim
Rabbimizi cc bizlere tanıtan 3 büyük tarif ediciden biri Efendimiz asm’dır
çünkü Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin azami mertebede tecellisi Efendimiz asm’da görünür
hatta Allah’ın Zat’ının tecellisi görünür
buna istinaden bu kadar güzel, bu kadar sevgili, bu kadar şefkatli, bu kadar nurlu… bu kadar değerlidir
çünkü kaynağı mükemmel ve kusursuzdur14 Nisan 2011: 04:55 #788906Anonim
Üstad Bediüzzaman her neyi ele almışsa onu en güzel ve en mükemmel bir şekilde izah etmiştir. Onu okuyup da hayran olmamak mümkün değil. Onun, Allah’ı, ruh ve melekleri, kitapları, özellikle Kur’an’ı, kaderi, öldükten sonra dirilişi, nübüvvet meselesini, özellikle Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizi anlatmasına doyamazsınız.
Yaklaşık 1184-1272 yılları arasında yaşayan Şeyh Sadi-i Şirazî çok iddialı bir söz söylemiş ve demiştir ki: “Mâna gülistanı açıldı açılalı hiçbir bülbül Sadî kadar güzel terennüm etmemiştir.”
Bu sözün sahibi Sadî’nin doğru ve haklı olduğuna inanırım. Ama inandığım bir şey daha var. O da şudur: Eğer Sadî kendisinden 9 küsür asır sonra gelen Bediüzzaman Said Nursî’yi görse ve eserlerini okusaydı eminim aynı sözü Bediüzzaman için söyleyecek ve şöyle diyecekti: Osmanlı’dan sonra hiçbir bülbül Bedüzzaman gibi şakımadı, onun kadar hiç kimse gür sedalı olamadı, Peygamber ve Kur’an hakkında onun kadar hiç kimse güzel söz söyleyemedi.”
Bediüzzaman, Peygamberimizin hayatını bir siyerin, bir İslam tarihinin anlattığı gibi anlatmaz. Fakat O, peygamberimizle ilgili öyle tahliller (ve analizler) ortaya koyar ki o analizlerde kullandığı kelimelerden Peygamber’in yaşadığı tarihi, hayat seyrini, verdiği mücadeleyi, takvasını, ahlakını, şemailini, ruhî ve fizikî gerilimini, Hak’la ve halkla ilişkilerdeki mükemmelliğini, çevre anlayışını ve çevreye getirdiği muhteşem düzenlemeleri çok rahat görmeniz mümkündür.
Bediüzzaman, Hz. Peygamberi anlatırken kullandığı her bir kelimesine adetâ İslam tarihini ve Peygamber’in hayatını yükler. Onun her bir kelimesi bir ekran ve bir penceredir. Oradan asr-ı saadeti âdeta görür ve seyredersiniz.
Onun her bir kelimesi, bir çekirdek gibidir. Açarsanız içinden meyvelerle yüklü bir ağaç çıkar. Veya filaşbellek gibidir. Bilgi sayara takarsanız, onda bir çok kitabın yüklenmiş olduğuna şahit olursunuz.
Misal mi istersiniz? Buyurun:
19. sözün birinci reşhasında Peygamberimizi, kâinat kitabının Allah’ı anlatan “en büyük ayeti” İlan eder. Bu ilanıyla Bediüzzaman şunu demek ister:
Kitap ve içindeki her bir cümle yazarını anlattığı gibi; kâinat kitabı ve onun içindeki her bir varlık da yazarını ve yaratanını anlatmaktadır. Tabii bunların içinde bir varlık, yani bir âyet var ki Onun gibi Allah’ı anlatan yok. O da, Hz. Muhammed (s.a.v) efendimizdir. Peygamberimiz, Allah Tealâ’yı sadece diliyle değil, haliyle ve ahlakıyla anlatmıştır. Peygamberimiz, Allah ahlakının bir tezahürüdür. Yüce kitabımız Kur’an’ın da bir ayet-i kübrası=en büyük ayeti vardır. O da âyetü’l-kürsidir. Neden âyetü’l-Kürsî, âyetü’l-kübra olmuştur? Çünkü ayetü’l-kürsî, diğer ayetlere göre Allah’ı daha güzel, daha kapsamlı anlatmakta, birkaç satırla bütün özellik ve güzelliklerini ortaya koymaktadır.
Gelip geçen varlıklar içinde Allah’ı en iyi Peygamberimiz anladığından ve anlattığından dolayı o da kâinat kitabının ayetü’l-kübrası yani en büyük ayeti olmuştur.
Gördünüz mü efendim, Üstad’ın, “kitab-ı kebirin ayet-i kübrası” ifadesinden neler çıktı?
Aynı yerde Üstad, yer yüzünü, Peygamberimizin manevi şahsiyetine bir mescid, Mekke’yi bir mihrab, Medine’yi bir minber, Peygamberimizi, bütün müminlerin imamı ve bütün insanların hatibi, peygamberlerin reisi, evliyanın seyyidi gösterir. Medine minberinde irad ettiği hutbenin adı: “Hutbe-i Ezeliye” dir ki o da Kur’andır. Bu hutbenin müellifi Allah, müfessiri de Hz. Muhammed’dir (s.a.v). Kur’an, ezelîdir, çünkü Ezel’den gelmiştir; ebedîdir, çünkü ebede gidecektir.
İkinci reşhada, yine içinden kitaplar çıkacak ve üzerinde saatlerce konuşabileceğimiz kelimeler görüyoruz. Üstad Bediüzzaman’a göre Sevgili Peygamberimiz, “Nurânî bürhanî tevhid” yani Allah’ın birliğinin nurlu delilidir. Allah’ı inkâr etmek için bu delili karartmanız gerekmektedir. Bu delili karartamayacağınıza göre öyleyse Allah’ı inkâr etmek de mümkün olmayacaktır. Varlık âleminde hiçbir şey olmasa sadece Hz. Muhammed (s.a.v) kalsa, Allah’ın varlığına, birliğine, güzelliğine, mükemmelliğine delil olarak yeter. Güneş inkâr edilemediğine göre, güneşin sahibi ve sanatkârı hiç inkâr edilemez.
Güneş, Süleyman Çelebî’nin de dediği gibi Peygamber’in çevresinde dönen sadece bir pervane olabilir. Güneş bir lambadır. Yüce Allah da Peygamberini bir lamba olarak tanımlamıştır. Güneşi gökte, Hz.Peygamber’i yerde aşkıyla tutuşturan Allah’tır. Yüce Allah kendisini yerdeki ve gökteki güneşlerle tanıtmak istiyor. Bu şahitleri susturmak ve bu lambaları söndürmek mümkün olabilir mi ki Allah da inkâr edilebilsin?
İşte Üstad Bediüüzaman’ın ifadeleri böylesine yüklü. Bir “Nûrânî bürha-ı tevhid” terkibinden neler çıktı?
Üstad Bediüzzaman diyor ki:
Onun Şeriatını:
1-Nebiler ve veliler,
2-Tevrat ve İncil gibi semavî kitaplar,
3-Dünyaya geldiği gün meydana gelen harikulade olaylar (irhasat),
4-Görünmeyen varlıkların, (hatiflerin) ve kâhinlerin ihbarları,
5-Ayın ikiye bölünmesi gibi mucizeleri tasdik etmektedir.
6-Gayet kemaldeki övülmüş ahlakı, (şefkati, merhameti, vefakârlığı, fedakârlığı, Hilmi, sabrı, affı, tevazuu, adaleti, şecaati vs.),
7-Tam güveni ve tam güvenilirliği,
8-Fevkalade takvası,
9-Fevkalade kulluğu ve ibadeti,
10-Fevkalade ciddiyeti,
11-Fevkalade metaneti (Allah’tan başka hiçbir şeyden ve hiçbir kimseden korkmaması)… gibi yüksek seciyeleri de onun davasında son derece doğru olduğunu göstermektedir.
Yine 3. Reşhada: “Hüsn-ü sîret ve cemal-i sûret ile mümtaz bir Zât’ı görüyoruz.” diyor. Yani içi güzel, dışı güzel Muhammed demektir. (s.a.v) Ben Peygamberimizin iç güzelliği ve dış güzelliğine misaller vermeye kalkarsam bir kitap, iki kitap, üç kitap meydana gelir.
Bunun açılımından şemail, ahlak ve siyer kitapları çıkmıştır. Veya onca kitap bu cümlenin izahıdır, diyebiliriz.
Bediüzzaman 4. Reşhada da nefis bir yoruma yer veriyor ve diyor ki:
Hz.Peygamber gelmeden önce kâinat bir matemhane idi. Varlıklar birbirinin düşmanı, cansız varlıklar birer cenaze, canlılar yokluk ve ayrılık sillesiyle ağlayan yetimlerdi. Peygamberimizin verdiği dersle matemhane olan kâinat, şevkli ve cezbeli bir zikirhaneye döndü. Varlıklar, hepsi bir Allah’ın eseri olduğu için birbirinin dostu ve kardeşi oldu. O sessiz, cansız varlıklar birer itaatkâr memur, o ölüm ve ayrılık korkusuyla ağlar görünen yetimler, birer zikreden zakir veya vazife paydosundan şükreden şâkir suretine dönüştü.
Üstad Bediüzzaman’a göre Peygamberimiz,
1-Ebedi saadetin müjdecisi,
2-Bir rahmeti sonsuzun kâşifi, göstericisi,
3-Allah’ın güzelliklerinin dellalı, seyircisi,
4-İlahî isimlerin hazinelerinin keşşafı ve ilancısıdır. (Bu maddelerin her biri bir makale konusudur.)
Kulluğu açısından ona bakıldığı zaman o, bir muhabbet misali, rahmet timsalidir. (Yani sevgi örneği, rahmet ve merhamet sembolüdür.) Peygamberliği açısından bakıldığında Hakk’ın delili, hakikat lambası, hidayet güneşi ve saadet vesilesidir.
(Bu cümlelerde de koca bir İslam tarihi ve peygamber şemaili yatmaktadır.)
Yine der ki Üstad Bediüzzaman: “Hz. Muhammed (s.a.v), güneş gibidir; Zât’ını, Zât’iyle ışıklandırarak gösterir.”
Bu cümle lafzı itibariyle çok kısadır, ama manası itibariyle çok uzundur. İddiası ve isbatı içinde olan cümlelerden biridir. Cümle bedi’dir. Çünkü onu Bediüzzaman söylemiştir. Ve demek istemiştir ki: Güneşin güzelliğini göstermek için hiç başka ışığa ihtiyaç duyulur mu? Güneşin ışığı, kendisini göstermeye yeter.
Yukardaki sözü manası itibariyle destekleyen Bediüzzaman’ın bir bedi sözü de şudur: “Mucize-i Muhammedî, ayn-ı Muhammed’dir. (s.a.v)”
Bu söz, Peygamber’den hak olduğuna dair mucize isteyen zavallılara bir cevap mahiyetinde söylenmiş bir sözdür. Bu cümle ile denilmek istenmiştir ki: Peygamberden mucize istemeye ne gerek vardı? Mucize karşınızda duruyor: Muhammed. (s.a.v)
Adı güzel, tadı güzel, yadı güzel Muhammed. (s.a.v)
Eli güzel, yolu güzel, dili güzel Muhammed. (s.a.v)
Sireti güzel, sûreti güzel, kalbi güzel, kalıbı güzel Muhammed. (s.a.v)
Halkı güzel, hulku güzel. Ahkâmı güzel, ahlakı güzel Muhammed. (s.a.v)
Şeriatı güzel, medeniyeti güzel Muhammed.(s.a.v)
Yine Üstad Nursî’nin bir makalenin boyutlarına sığmayacak derinlikte ve güzellikte bir cümlesi yazımızın hitam-ı miski olsun. Buyurmuşlar ki:
“Evet,evet,evet !…Eğer kainattan Risalet-i Muhammediye´nin (ASM) nuru çıksa, gitse kainat vefat edecek !!! Eğer Kur´an gitse, kainat divane olacak ve küre-i arz, kafasını, aklını kaybedecek. Belki,şuursuz kalmış olan başını bir seyyareye çarpacak,bir kıyameti koparacak.!”
Aman herkes dikkat etsin ve çok çalışsın. Kâinatımızdan Peygamberimizin nuru, dünyamızdan da Kur’an çekilip çıkmasın.Vehbi KARAKAŞ14 Nisan 2011: 05:45 #788907Anonim
Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olmak ne demek ?
Bu kainat bir kitap olarak düşünülse,
Kitabın büyük ayeti Peygamber efendimiz(s.a.v.) oluyor.
Çünkü kainatın yaratılmasına sebeb Efendimizdir(s.a.v.).
O olmasaydı,kainatta olmazdı.
14 Nisan 2011: 05:57 #788908Anonim
Evet, o bürhanın şahs-ı mânevîsine bak: (PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V) MANEVİ ŞAHSİYETİNİ ANLATIYOR)
Sath-ı arz(YERYÜZÜ) bir mescid,
Mekke bir mihrab(İMAMIN NAMAZA DURDUĞU YER)
, Medîne bir minber(İMAMIN HUTBE VERDİĞİ YER)
; o bürhan-ı bâhir(AÇIK,HERKESİN GÖRDÜĞÜ DELİL) olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün ehl-i imâna(MÜMİNLERE) imam, bütün insanlara hatip,
bütün enbiyâya(PEYGAMBERLERE) reis,
bütün evliyâya seyyid,
bütün enbiyâ ve evliyâdan mürekkeb bir halka-i zikrin(ZİKİR HALKASININ) serzakiri(BAŞ ZİKREDENİ);
bütün enbiyâ hayattar kökleri, bütün evliyâ tarâvettar(TAZE) semereleri(MEYVELERİ) bir şecere-i nurâniyedir ki(NURANİ AĞAÇTIR Kİ,YANİ EVLİYALARIN VERDİĞİ DERSLERİNİN ESKİMEMESİNİN SEBEBİ O NURLU AĞAÇ OLAN EFENDİMİZDEN(A.S.M) DERS ALMALARIDIR.)
herbir dâvâsını, mu’cizâtlarına istinad eden(DAYANAN,MUCİZE İLE İSPAT EDEN) bütün enbiyâ (PEYGAMBERLER)
ve kerâmetlerine itimad eden(GÜVENEN) bütün evliyâ tasdik edip imza ediyorlar.
Zîrâ(ÇÜNKÜ), o “La İlahe İllâlah” der, dâvâ eder.
Bütün sağ ve sol, yani mâzi(GEÇMİŞ) ve müstakbel(GELECEK) taraflarında saf tutan o nurânî zâkirler(ZİKREDENLER,ALLAHI ANLATANLAR)
, aynı kelimeyi tekrar ederek, icmâ(TÜM PEYGAMBERLER VE EVLİYALAR HEP BERABER) ile mânen “Sadakte ve bil hakkı Netakte” (Doğru dedin ve söylediğin haktır) derler.
Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla teyid edilen bir müddeâya parmak karıştırsın.14 Nisan 2011: 06:01 #788909Anonim
Yeryüzü mescid olmuş,Allah resulu bütün müminlere imam olmuş,bütün insanlara da hatip olmuş onlara hakikatı anlatıyor.Ders veriyor.
Bütün peygamberler ve evliyalar ,Allah resulunun(s.a.v.) arkasında saf tutmuşlardır.
Allah resulu (s.a.v.) ne anlatıyorsa ,bütün evliyalar ve enbiyalar tasdik ediyor,sen doğru söyledin derler.
Allah resulu Allah tan başka ilah yoktur diyor,bütün evliyalar ve enbiyalar evet doğru dedin diye imza atıyorlar.
Şimdi diyor böyle imzalarla tasdik edilen Zattan yani Allah resulundan(s.a.v.) şüphe edilir mi?
14 Nisan 2011: 14:57 #788946Anonim
@Ukbaa 244824 wrote:
Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü’l-Enbiyâ Aleyhissalâtü Vesselâm…
– Bu kelimelerden ne anlıyoruz ? Nasıl izah edebiliriz?
– Kitâb-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olmak ne demek ?“İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, nur-u Muhammedî (a.s.m.) o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.” Mesnevi-i Nuriye
Kitabı kebirin ayeti kübrası, büyük kitabın en büyük ayeti manasına geliyor. En büyük ayet bütün ayetleri de içeriyor aynı zamanda. Kur’andan, kainattan, mevcudattan maksat ne ise, hepsi Allahın o Sevgili kulu, habibi Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemde temerküz etmiş. Nasıl ki Kuranda okuduğumuz herbir ayet bize rehberdir; Efendimiz aleyhissalatü vesselamda yaşantısıyla, her bir hareketiyle bir nevi ayet olmuş, bizlere rehber olmuş. Ayetlerden kastedilen mananın bizzat açıklayıcısı, ilan edicisi, göstericisi olmuş. Ve o ayetlere muhataplık bakımından da bütün insanların üzerinde bir teslimiyet, itaat, ubudiyet, imanla mukabelede bulunmuş ki bu da Onun asm. büyük alem kitabının en büyük ayeti olmasının sebeplerindendir. Bu yüzden bütün enbiyaların reisi ve bütün evliyaların da seyyidi olmuş.
14 Nisan 2011: 21:29 #788961Anonim
2. reşhayla devam edelim inşallah..
[BILGI]
İKİNCİ REŞHA:O nûrânî bürhân-ı tevhid, nasılki iki cenahın icmâ’ ve tevatürüyle teyid ediliyor.
Öyle de, Tevrat ve İncil gibi Kütüb-ü Semâviyenin (Haşiye) yüzler işaratı ve irhasatın binler rumuzatı ve hâtiflerin meşhur beşâratı ve kâhinlerin mütevâtir şehâdâtı ve şakk-ı Kamer gibi binler mu’cizâtının delâlâtı ve şeriatın hakkaniyeti ile teyid ve tasdik ettikleri gibi, zâtında gâyet Kemâldeki ahlâk-ı hamîdesini ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâya-yı galiyesini ve kemâl-i emniyetini ve kuvvet-i îmânını ve gâyet itminanını ve nihayet vüsûkunu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metâneti; dâvâsında nihayet derecede sâdık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor.(Haşiye): Hüseyin-i Cisrî “Risale-i Hamîdiye”sinde yüzondört işârâtı, o kitablardan çıkarmıştır. Tahriften sonra bu kadar bulunsa, elbette daha evvel çok tasrihat varmış. [/BILGI]
14 Nisan 2011: 22:48 #788963Anonim
@Ukbaa 244995 wrote:
2. reşhayla devam edelim inşallah..
[BILGI]
İKİNCİ REŞHA:O nûrânî bürhân-ı tevhid, nasılki iki cenahın icmâ’ ve tevatürüyle teyid ediliyor.
Öyle de, Tevrat ve İncil gibi Kütüb-ü Semâviyenin (Haşiye) yüzler işaratı ve irhasatın binler rumuzatı ve hâtiflerin meşhur beşâratı ve kâhinlerin mütevâtir şehâdâtı ve şakk-ı Kamer gibi binler mu’cizâtının delâlâtı ve şeriatın hakkaniyeti ile teyid ve tasdik ettikleri gibi, zâtında gâyet Kemâldeki ahlâk-ı hamîdesini ve vazifesinde nihayet hüsnündeki secâya-yı galiyesini ve kemâl-i emniyetini ve kuvvet-i îmânını ve gâyet itminanını ve nihayet vüsûkunu gösteren fevkalâde takvâsı, fevkalâde ubûdiyeti, fevkalâde ciddiyeti, fevkalâde metâneti; dâvâsında nihayet derecede sâdık olduğunu güneş gibi âşikâre gösteriyor.(Haşiye): Hüseyin-i Cisrî “Risale-i Hamîdiye”sinde yüzondört işârâtı, o kitablardan çıkarmıştır. Tahriften sonra bu kadar bulunsa, elbette daha evvel çok tasrihat varmış. [/BILGI]
Allah cc razı olsun Ukbaa hocam
* Efendimiz asm’ın Peygamberliğini destekleyen onaylayan unsurlar, ne şekilde işaretlerde, tasdiklerde bulunmuşlardır?
* Efendimiz asm’ın kendi şahsında bulunan ve davasındaki sadakatini destekleyen ulvi özellikleri nelerdir?15 Nisan 2011: 13:54 #789019Anonim
EY MEDİNEDEKİ NUR ;
biz hasreti sevdik ,çileyi sevdik,;O’nun (sav) rızası için derdi sevdik ,dertlenenleri sevdik Ey nebi (sav)Uzaklık mı?..
O bizim için değil !
Biz ‘yürek devleti’yiz ötelere uzanan…
Açarız avucumuzu.
Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…
Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan; bir de gönül selâmımızSELAM OLSUN yerdeki kumlar gökteki yıldızlar adedince
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.