- Bu konu 109 yanıt içerir, 16 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
6 Mayıs 2011: 13:47 #790677
Anonim
MUCİZE KARIŞIM ANNE SÜTÜ
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. “Hem Bana, hem anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır.” (Lokman Suresi, 14)Anne sütü, bebeğin besin ihtiyaçlarını eksiksiz olarak gidermek ve bebeği olası enfeksiyonlara karşı korumak üzere Allah’ın yaratmış olduğu benzersiz bir karışımdır. Anne sütündeki besin maddelerinin dengesi en ideal ölçülerdedir ve bebeğin henüz olgunlaşmamış vücut sistemleri için en uygun formdadır. İçeriğindeki besin değerlerinin bebek için ideal ölçülerde olması nedeniyle “mucize karışım” olarak adlandırılabilecek anne sütü, bebeğin beyin hücrelerinin büyümesini sağlayan ve sinir sistemi gelişimini hızlandıran besinler açısından da oldukça zengindir.103 Günümüzün en son teknolojisi ile hazırlanan bebek mamaları dahi bu mucizevi besinin yerini tutamamaktadır.
Araştırmalar sonucunda, anne sütünün bebeğe olan faydalarına her geçen gün yenileri eklenmektedir. Örneğin anne sütü ile emzirilen bebeklerin özellikle solunum ve sindirim yolu enfeksiyonlarından korundukları ortaya çıkmıştır. Çünkü anne sütündeki antikorlar enfeksiyona karşı doğrudan koruma sağlarlar. Anne sütünün diğer anti-enfeksiyon özellikleri ise “normal flora” denilen “iyi” bakteriler için dostça bir ortam sağlarken, zararlı bakteriler, virüsler ya da parazitlerin barınmasına da engel teşkil etmesidir. Ayrıca anne sütünde, bulaşıcı hastalıklara karşı bağışıklık sistemini düzenleyen ve iyi çalışmasını sağlayan faktörler de tespit edilmiştir.104
Anne sütü, bebeğin en kolay sindirebileceği besindir. Çok zengin gıda içeriği olmasına karşın, bebeklerin hassas sistemlerine uygun olarak sindirimi kolaydır. Böylece bebek, besinlerin sindirilmesine daha az enerji kullandığı için, enerjisini diğer vücut faaliyetlerine, büyümeye ve organlarının gelişimine harcamış olur.Erken doğum yapan annelerin sütünde mucizevi bir şekilde, bebeğin ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein, sodyum, klorür ve demir bulunur. Nitekim kendi annelerinin sütüyle beslenen erken doğan (prematüre) bebeklerde, göz işlevlerinin daha iyi gelişmesi, zeka testlerinde daha başarılı olma gibi pek çok üstünlük tespit edilmiştir.
Anne sütünün yeni doğan bebeklerin gelişimi için önemlerinden biri, omega-3 yağ asitlerini içermesidir. Omega-3 yağ asitleri insan beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olmalarından ötürü, özellikle yeni doğan bebekler açısından önemi büyüktür. Omega-3 özellikle hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde gelişimi için de çok önemlidir. Anne sütü de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün önemini özellikle vurgulamaktadırlar.105
Ayrıca Bristol Üniversitesi bilim adamlarının yaptıkları araştırmalarda, anne sütüyle beslenmenin uzun vadedeki faydaları arasında, tansiyon üzerinde olumlu etkisinin bulunduğu ve bu sayede kalp krizi risklerinin azaldığı ortaya konmuştur. Araştırmayı yapan ekip, anne sütünün koruyuculuğunun içeriğinden kaynaklandığını belirtmektedir. Circulation adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, anne sütü ile beslenen bebeklerin kalp hastalıklarına yakalanma riski daha azdır. Anne sütünde damar sertliğini önleyen yağ asitlerinin bulunması, anne sütü ile beslenen bebeklerin daha az sodyum tükettikleri ve aşırı kilo almadıkları için, anne sütünün kalp sağlıkları üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu gerçeğini ortaya konmuştur.106
Bunların yanı sıra ABD’deki Cincinnati Üniversitesi’ne bağlı çocuk hastanesinde görevli Lisa Martin başkanlığındaki ekip, anne sütünde yüksek miktarda “adiponektin” isimli protein hormonu buldu.107 Kanda yüksek miktarda adiponektin bulunması kalp krizi riskinin azalması ile bağlantılı kabul edilir. Obez ve kalp krizi riski yüksek olan kişilerde ise kandaki adiponektin miktarı düşüktür. Bu nedenle anne sütüyle beslenen bebeklerin, ilerde fazla kilolu olma riskinin bu hormona bağlı olarak azaldığı tespit edildi. Bunun yanı sıra anne sütünde leptin denilen ve yağ metabolizmasında çok önemli bir rolü olan bir diğer hormonun da olduğu tesbit edildi. Bilim adamlarınca leptin, vücutta yağ olduğuna dair beyne gönderilen bir sinyaldir. Dolayısıyla Dr. Martin’in açıklamalarına göre, bebekken anne sütü ile alınan bu hormonlar, ileri yaşlarda obezite, 2. tip şeker hastalığı, ensülin direnci ve koroner damar rahatsızlığı gibi hastalıkların riskini azaltmaktadır.108
“En Taze Besin” İle İgili Gerçekler
Anne sütü ile ilgili gerçekler bu kadarla da sınırlı değildir. Anne sütünün bebeğe sağladığı katkı, bebeğin geçirdiği evrelere göre değişmekte ve bebeğin hangi döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği de bu döneme göre farklılık göstermektedir. İdeal sıcaklığı ile her an hazır olan anne sütü, içinde bulunan şeker ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler, bebeğin kemik gelişiminde büyük bir pay sahibidir.Bu mucizevi karışım süt olarak adlandırılmasına rağmen, aslında anne sütünün %90’ı sudan oluşmaktadır. Bu da son derece önemli bir özelliktir. Çünkü bebeklerin besinin yanı sıra sıvı olarak suya da ihtiyaçları vardır. Anne sütü haricinde alınacak su ya da diğer yabancı maddelerin tam anlamda hijyeni sağlanamayabilir. Ancak %90’ı su olan anne sütü ile bebeğin su ihtiyacı da en hijyenik şekilde karşılanmaktadır.
Anne Sütü ve Zeka
Yapılan bilimsel araştırmalar anne sütü içen bebeklerin zeka gelişiminin içmeyen bebeklere oranla daha fazla olduğunu göstermektedir. Kentucky Üniversitesi uzmanlarından Jame Anderson’ın, anne sütüyle beslenen bebekler ile biberonla beslenenler arasında karşılaştırma yapan araştırması sonucunda, “anne sütüyle beslenen bebeklerin IQ’larının, biberonla beslenen bebeklere oranla 5 puan daha fazla olduğu” saptanmıştır. Bu araştırma sonucunda, bebeğin zekasının anne sütüyle gelişiminin 6 aya kadar olabileceği, 8 haftadan az anne sütü emen bebeklerde ise anne sütünün zeka üzerinde yarar sağlamadığı da belirlenmiştir.109
Anne Sütü Kansere İlaç mı?
Yapılan çalışmalar sonucunda, hakkında yüzlerce makale yayınlanan anne sütünün son olarak da bebekleri kanserden koruduğu ispatlanmış, fakat bunun mekanizması henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Araştırmacılar, laboratuvarda yetiştirilen kanser hücrelerinin anne sütü tarafından öldürüldüğünün ispatlanması ile büyük bir potansiyel ortaya çıktığını belirtmişlerdir. İsveç’te Lund Üniversitesi’nde doktor ve immünolog olarak çalışan Catharina Svanborg, anne sütündeki bu mucizevi sırları keşfeden ekipte bulunmuştur. Lund Üniversitesi’ndeki bu ekip normal anne sütünün kanserin her çeşidi için bir koruma sağlamasını mucizevi bir keşif olarak değerlendirmişlerdir.110
Başlangıçta, yeni doğmuş bebeklerden almış oldukları bağırsak-mukoza hücrelerini anne sütü ile işleyen araştırmacılar, neticede Pnemococcus bakterisi tarafından meydana getirilen ve pneumonia (zatürree) olarak adlandırılan hastalığı, anne sütünün çok iyi bir şekilde durdurduğunu gördüler. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebekler, biberonla beslenenlere göre çok daha az duyma güçlüğü ile karşılaşmakta ve solunum sistemi enfeksiyonlarına da çok daha az yakalanmaktaydılar. Birbirini takip eden çalışmalar sonrasında, anne sütünün kansere karşı da bir koruma sağladığını gördüler. (Çocuklukta görülen lenf kanseri riskinin biberon ile beslenen çocuklarda dokuz kat daha fazla olduğunu gösterdikten sonra, aynı sonuçların diğer kanser türleri için de geçerli olduğunu fark ettiler). Çıkan sonuca göre anne sütü kanserli hücrelerin yerini tam olarak belirliyor ve daha sonra da onları öldürüyor. Kanserli hücreleri tespit ederek öldüren ise anne sütünde bol miktarda bulunan alpha-lac (alphalactalbumin) olarak adlandırılan maddedir. Alpha-lac süt içindeki laktoz şekerinin üretilmesine yardım eden bir protein tarafından meydana getirilmektedir.
Bu Eşşiz Nimet Yüce Allah’ın Bir Lütfudur…
Anne sütü ile ilgili başka mucizevi bir özellikse, bebeğin anne sütü ile 2 yıl boyunca beslenmesinin son derece faydalı olduğudur.111 Bilimin yeni keşfettiği bu önemli bilgiyi Allah bizlere Kuran’da “Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler…” (Bakara Suresi, 233) ayetiyle 14 asır önce bildirmiştir.
Korunmaya, beslenmeye muhtaç olarak doğan bebek için, annenin kendisi en ideal gıda olan anne sütünü, vücudunda üretmeye karar vermediği gibi, değişen besin değerlerini de, kuşkusuz annenin kendisi belirlememektedir. Her canlının ihtiyacını bilen ve onları rızıklandıran Yüce Allah, anne sütünü annenin bedeninde, bebek için yaratmaktadır.6 Mayıs 2011: 13:48 #790678Anonim
ÇAMURDAN YARATILIŞ
Allah Kuran’da insanın yaratılışının mucizevi bir biçimde olduğunu haber verir. İlk insan, Allah’ın çamuru şekillendirip insan bedeni haline getirmesi ve ardından bu bedene ruh üflemesiyle yaratılmıştır:
Hani Rabbin meleklere: “Gerçekten ben, çamurdan bir beşer yaratacağım” demişti. “Onu bir biçime sokup, ona ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye kapanın.” (Sad Suresi, 71-72)
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. (Saffat Suresi, 11)
Bugün insan dokuları incelendiğinde, yeryüzünde bulunan pek çok elementin insanın dokularında da bulunduğu ortaya çıkar. Canlı dokuların %95’i karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), nitrojen (N), fosfor (P) ve sülfür (S)’den oluşur ve canlı dokularda toplam 26 element bulunur.99 Kuran’ın bir başka ayetinde şöyle buyrulmaktadır:
Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. (Müminun Suresi, 12)
Ayette “süzme” olarak çevrilen “sulale” kelimesi, “temsili örnek, öz, hulasa, esas” gibi anlamlara gelmektedir. Görüldüğü gibi Kuran’da 14 asır evvel bildirilenler, modern bilimin bize söylediklerini -insanın yaratılışındaki malzeme ile toprağın içerdiği temel elementlerin ortak olduğu gerçeğini- tasdik etmektedir.Aşağıda ortalama 70 kiloluk bir insanın vücudunda bulunan elementlerin dağılımı yer almaktadır.
ElementSembolAna Rolü%AğırlıkMakro-minerallerGramOksijen
Karbon
Hidrojen
Nitrojen
Kalsiyum
Fosfor
Potasyum
Sülfür
Klor
Sodyum
Magnezyum
Silikon
OC
H
N
Ca
P
K
S
Cl
Na
Mg
Si
Hücrelerin/dokuların solunumu,
su bileşeni
Organik yapı
Su/doku bileşeni
Protein/doku bileşeni
Kemikler ve dişler
Kemikler ve dişler
Hücre-içi elektrolit
Amino asitler (saç ve deri)
Klorür olarak bir elektrolit
Hücre-içi elektrolit
Metabolizmaya ait elektrolit
Bağ dokusu/kemik65.018.5
9.5
3.3
1.5
1.0
0.35
0.25
0.15
0.15
0.05
0.0543,00012,000
6,300
2,000
1,100
750
225
150
100
90
35
30Mikro-mineraller%MiligramDemir
ÇinkoBakır
Boron
Kobalt
Vanadyum
İyot
Selenyum
Manganez
Molibden
Krom
Fe
ZnCu
B
Co
V
I
Se
Mn
Mo
Cr
Hemoglobin/oksijen taşıyıcısı
Enzim içeriği/DNA sentezi,
bağışıklık desteği
Enzim kofaktörü
Kemik yapısı
B12 vitamin özü
Yağ metabolizması
Tiroid hormonu
Enzim, antioksidan, bağışıklık desteği
Metal içeren enzimler
Enzim kofaktörü
Glikoz tolere eden faktör0.01
0.010.01
0.01
0.01
0.01
0.01
0.01
0.01
0.01
0.014,200
2,40090
68
20
20
15
15
13
8
66 Mayıs 2011: 13:49 #790679Anonim
BİZANS’IN GALİBİYETİ
Kuran’da gelecek hakkında verilen haberlerden biri, Rum Suresi’nin hemen başındaki ayetlerde yer alır. Bu ayetlerde Bizans İmparatorluğu’nun bir yenilgiye uğradığı, ama çok kısa bir zaman sonra tekrar galip geleceği bildirilmiştir:
Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. “Dünyanın en alçak yerinde”. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah’ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. (Rum Suresi, 1-4)

Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslıların, 613-614 yıllarında Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, MS 620 civarında indirilmişti. Ayetlerde Bizans’ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu. Oysa o sırada Bizans o kadar büyük kayıplara uğramıştı ki, değil tekrar galip gelmesi, ayakta kalması bile imkansız görülüyordu. Persler Bizanslıları 613 yılında Antakya’da yenilgiye uğratarak; galibiyetlerini Şam, Kilikya, Tarsus, Ermenistan ve Kudüs’ü ele geçirmeleriyle sürdürmüşlerdi. Özellikle 614 yılında Kudüs’ün kaybedilmesi, Kutsal Mezar Kilisesi’nin tahrip edilmesi ve Hıristiyanlığın sembolü “Gerçek Haç”ın Persler tarafından ele geçirilmesi, Bizanslılar için ağır bir darbe olmuştu.83
O dönemde yalnız Persler değil, Avarlar, Slavlar ve Lombardlar da Bizans Devleti’ne karşı büyük tehdit oluşturmaktaydı. Avarlar İstanbul önlerine kadar gelmişlerdi. Bizans Kralı Heraklius, ordunun masraflarını karşılayabilmek için kiliselerdeki altın ve gümüş süs eşyalarının eritilip paraya çevrilmesini emretmişti. Hatta bunlar da yetmeyince bronzdan heykeller bile para yapımı için eritilmeye başlanmıştı. Pek çok vali, Kral Heraklius’a isyan etmiş, İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti.84
Kısacası, herkes Bizans’ın yok olmasını bekliyordu. Ama tam bu dönemde, Rum Suresi’nin ilk ayetleri vahyedildi ve Bizans’ın dokuz yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız gözüküyordu ki, Arap müşrikleri Kuran’da haber verilen bu zaferin, asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorlardı.

Fakat Kuran’ın tüm haberleri gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti. 622 yılında Heraklius Ermenistan’ı işgal edip Persleri yenerek çeşitli zaferler kazandı.85 627 yılının Aralık ayında, Bizans ve Pers İmparatorlukları arasında, Bağdat yakınında Dicle Nehri’nin 50 km doğusunda bulunan Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu. Bizans ordusu, Persleri burada da yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans’a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldılar.86
Rumların galibiyeti 630 yılında İmparator Heraklius’un Pers hükümdarı II. Khosrow’u yenilgiye uğratarak, Kudüs’ü geri alması ve Hıristiyanlığın sembolü “Gerçek Haç”ı Kutsal Mezar Kilisesi’ne kazandırmasıyla tamamlanmış oldu.87
Böylece Allah’ın Kuran’da bildirdiği “Rum’un zaferi”, ayetteki “üç ile dokuz yıl içinde” ifadesiyle dikkat çekilen zaman aralığında, mucizevi bir şekilde gerçekleşmiş oldu.
Bu ayetlerde yer alan bir başka mucize de, o dönemde kimsenin tespit etmesinin mümkün olmadığı coğrafi bir gerçeğin haber verilmesidir. Rum Suresi’nin 3. ayetinde, Rumlar’ın “Dünya’nın en alçak yerinde” yenildikleri belirtilir. Arapçası “edna el-ard” olan bu ifade, bazı meallerde “yakın bir yer” olarak da tercüme edilir. Ancak bu tercüme, orijinal ifadenin tam karşılığı değil, mecazi bir yorumudur. “Edna” kelimesi Arapçada “alçak” demek olan “deni” kelimesinden türemiştir ve “en alçak” anlamına gelir. “Ard” ise yeryüzü demektir. Dolayısıyla “edna el-ard” ifadesi de “yeryüzünün en alçak yeri” manasına gelmektedir.
Bazı tefsirciler söz konusu bölgenin Araplara yakınlığını göz önünde bulundurarak kelimenin “en yakın” anlamını tercih etmektedirler. Ancak kelimenin asıl anlamı, Kuran’ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeğe işaret etmektedir. Çünkü Dünya’nın en alçak yerini araştırdığımızda, bu noktanın Bizanslıların, 613-614 yıllarında yenilgiye uğradığı yerlerden biri olan Lut Gölü (Dead Sea) havzası olduğunu buluruz.88

Bu yenilginin en ağır darbesi, daha evvel de belirttiğimiz gibi, Lut Gölü yakınlarındaki Kudüs’teki yenilgi ile birlikte Hıristiyanlığın sembolü “Gerçek Haç”ın kaybedilmesidir.
Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaşın gerçekleştiği söz konusu yer, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü havzasıdır. Lut Gölü çevresi ise deniz seviyesinden 399 metre aşağıdaki, yeryüzünün “en alçak” bölgesidir.89
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü’nün rakımının, yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü’nün Dünya’nın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran’da “yeryüzünün en alçak yeri” olarak tanımlanmıştır. Bu bilgi, Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunun bir başka delilini oluşturmaktadır.
6 Mayıs 2011: 13:50 #790681Anonim
MEKKE’NİN FETHİ
Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram’a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı. (Fetih Suresi, 27)

Peygamber Efendimiz (sav), Medine’de iken gördüğü bir rüyasında, müminlerin güven içinde Mescid-i Haram’a girdiklerini ve Kabe’yi tavaf ettiklerini görmüş ve müminleri bu haberle müjdelemişti. Çünkü, Mekke’den Medine’ye hicret eden müminler, o zamandan beri Mekke’ye gidemiyorlardı.
Allah, Peygamberimiz (sav)’e Katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi’nin 27. ayetini vahyetmiş ve rüyasının doğru olduğunu eğer Allah dilerse müminlerin Mekke’ye girebileceklerini bildirmiştir. Gerçekten de, bir süre sonra, önce Hudeybiye Barışı ve ardından gelen Mekke’nin fethi ile, Müslümanlar aynı ayette bildirildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram’a girmişlerdir. Böylece Allah, Peygamber Efendimizin önceden haber verdiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Fetih Suresi’nin 27. ayetine dikkat edilirse, Mekke’nin fethinden önce gerçekleşecek bir başka fetihten daha söz edildiği görülecektir. Nitekim ayette haber verildiği gibi Müslümanlar, önce Yahudilerin elinde bulunan Hayber Kalesi’ni fethetmişler, daha sonra da Mekke’ye girmişlerdir.91
Mekke’nin fethinin müjdelendiği diğer ayetlerden bazıları ise şöyledir:
Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke’nin göbeğinde ellerini sizden ve sizin de ellerinizi onlardan çeken O’dur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (Fetih Suresi, 24)
Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana ‘üstün ve onurlu’ bir zaferle yardım etsin. (Fetih Suresi, 1-3)
İsra Suresi’nin 76. ayetinde ise, inkarcıların da Mekke’de kalamayacakları şöyle bildirilmiştir:
Neredeyse seni (bu) yerden (yurdundan) çıkarmak için tedirgin edeceklerdi; bu durumda kendileri de senden sonra az bir süreden başka kalamazlar. (İsra Suresi, 76)
Peygamberimiz (sav) Hicret’in 8. yılında Mekke’ye girerek bu şehri fethetmiştir. İki sene sonra da, Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi inkarcılar Mekke’den çıkmışlardır. Burada önemli olan bir başka nokta ise şudur: Peygamber Efendimiz (sav) müminlere bu müjdeleri verdiğinde, mevcut durum hiç de bu yönde değildir. Hatta, koşullar tam aksini göstermekte, müşrikler müminleri kesinlikle Mekke’ye sokmamakta kararlı görünmektedirler. Bu ise, kalbinde hastalık olanların, Peygamber Efendimiz (sav)’in söylediklerine şüphe ile bakmalarına neden olmuştur. Ancak Peygamberimiz (sav) Allah’a güvenerek, insanların ne diyeceklerini hiç önemsemeden, Allah’ın kendisine bildirdiğine iman etmiş ve bunu insanlara açıklamıştır. Söylediklerinin yakın bir gelecekte gerçekleşmesi de Kuran’ın önemli bir mucizesidir.6 Mayıs 2011: 14:21 #790687Anonim
@akna 248265 wrote:
DOKUZUNCU REŞHA
Hem bilirsin: Küçük bir adam, küçük bir haysiyetle, küçük bir cemaatte, küçük bir meselede, münazaralı bir dâvâda, hicapsız, pervâsız, küçük fakat hacâlet-âver bir yalanı, düşmanları yanında hilesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telâş göstermeden söyleyemez.
Şimdi bak bu zâta: Pek büyük bir vazifede, pek büyük bir vazifedar, pek büyük bir haysiyetle, pek büyük emniyete muhtaç bir halde, pek büyük bir cemaatte, pek büyük husumet karşısında, pek büyük meselelerde, pek büyük dâvâda, pek büyük bir serbestiyetle, bilâpervâ, bilâtereddüt, bilâhicap, telâşsız, samimî bir safvetle, büyük bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokunduracak şedit, ulvî bir surette söylediği sözlerinde hiç hilâf bulunabilir mi? Hiç hile karışması mümkün müdür? Kellâ!
اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحٰى 1 Evet, hak aldatmaz, hakikatbîn aldanmaz. Hak olan mesleği hileden müstağnîdir, Hakikatbînin gözüne hayalin ne haddi var ki hakikat görünsün, aldatsın?
1 : “Onun sözü, kendisine vahyolunandan başka birşey değildir.” Necm Sûresi, 53:4.
Efndimizim fetanetinin ayri bir buududa karsisina cikan her türlü problemleri hangi sahaya ait olursa olsun , gayet rahat ve usulünce cözmesidir ki buda risalet görevinin yine apacik bir burhanidir .
Efendimiz de yine beseriyet yönüyle , yiyen icen, alisveris yapan insandir .Ancak ALLAH c.c ayeti celilede buyurdugu gibi ; O asla hevasindan konusmaz . onun konustugu ancak kendisine yapilan vahiydir ( Necm suresi 2-3 ) dedigi bir insandir .
Abdullah bin Amr diyorki ;
Bana Efendimizin agzindan cikan herseyi yaziyorsun ama oda bir beserdir .Yumusak oldugu anda olur öfkeli oldugu anda ,aru etmedigi seylerde söyleyebilir dediler . Bunun üzerine bende hadis yazmayi biraktim .Sonra Efendimizle karsilastigimda durumu haber verdim .Buyurdularki ; Yaz nefsim elinde olan Allaha yemin ederim ki bu agizdan haktan baska birsey cikmaz . (Ebu Davud, İlim, 3 )
Yine ne güzel bir örnektir ; Mirac hadisesinden Efendimizin söyledigi herseyi kayitsiz ve sartsiz hic sorgulamadan o söylediyse dogru söylemistir diyerek sadakat ve sddikiyetini gösteren Ebu Bekir a.s dan hatirlayabiliriz .
6 Mayıs 2011: 14:24 #790688Anonim
Eyvallah allah cÜmlenİzden ve cÜmlemİzden razi olsun İnŞ…
6 Mayıs 2011: 14:30 #790689Anonim
@akna 247892 wrote:
SEKİZİNCİ REŞHA
Bilirsin ki, sigara gibi küçük bir âdeti, küçük bir kavimde, büyük bir hâkim, büyük bir himmetle, ancak daimî kaldırabilir.
[/BILGI]Sigara örneğinin verilmesi de ayrıca çok ilginç. Gerçekten şu zamanın insanları bile bu konu üzerinde o kadar duruyorlar ki ne yaptırım uygulasalar çözüm olmuyor. Mesela benim çalıştığım işyerinde de defalarca sigara yasağı işçilere hatırlatılmış ve yaptırımının ağır olacağı şeklinde uyarılmışlardır. Hatta bikaç kişi sigara ile yakalandığında hem ceza hem de diğer işçilere gözdağı vermek adına işten atılanlar olmuştur. Ne var ki Üstadın küçük olarak nitelendirdiği bu adet insanlara işten çıkarılma pahasına bile bıraktırılamamıştır. Bırakın tamamen sigarayı bırakmayı sadece iş saati esnasında bile yaptırımlar fayda etmiyor. Oysa araplar o kadar adetlerine bağlı idi ki insan öldürmek bile bunlardan biriydi. Sigara ile kıyas yapıldığında çok büyük farklılıklar var. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın bu kadar kısa zamanda, bu derece muvaffakiyetini kavrayabilmek için, Dokuzuncu Reşhayı iyi mütalaa etmek lazım.
9 Mayıs 2011: 13:36 #791037Anonim
“Arkadaş! Aklı başında olan bir adam münazaralı davalarda yalan söyleyemez. Çünki bilâhare yalanının açığa çıkıp mahcub olmasından korkar. Ve keza bir insan yalan söylediği takdirde pervasız, lâübali bir tarzda söyleyemez. Ve keza serbest, heyecanlı söylenmesine girişemez. -Velev âdi bir mes’ele, küçük bir cemaat içinde, küçük bir vazifede bulunan küçük bir şahıs olsun.-
Acaba büyük bir vazife ile vazifedar, pek büyük bir mes’elede, pek büyük bir şeref ve haysiyet sahibi, pek büyük bir cemaat içinde, pek şedid hasımların karşısında iddia ettiği bir davada yalan ve hilaf-ı hakikat söyleyebilir mi?
İşte o zât-ı nuranî, okuduğu o hutbe-i ezeliyeyi öyle bir tarz ile okuyor; ne tereddüdü var ne hicabı, ne korkusu var ne teessürü… Hem samimî bir safa-i kalble, hâlis bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokundurmak üzere akıllarını tezyif, nefislerini tahkir edip, izzetlerini kırıyor. Acaba böyle bir davada, böyle bir makamda, böyle bir şahıstan zerre miskal bir hilenin bu mes’eleye karışmasına imkân var mıdır?
Hâşâ, اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحَى Evet hak hileye muhtaç değil, hakkı söylemekte hile ve iğfal ihtimali yoktur. Hakikatı gören bir nazar halkı iğfal etmez, hilaf-ı hakikat söylemez, hayal ile hakikatı temyiz eder; aralarında iltibas olamaz.” Mesnevi-i Nuriye10 Mayıs 2011: 07:39 #791127Anonim
[BILGI]
ONUNCU REŞHAİşte, bak: Ne kadar merak-âver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaikı gösterir ve mesâili ispat eder. Bilirsin ki, en ziyade insanı tahrik eden meraktır. Hattâ, eğer sana denilse, “Yarı ömrünü, yarı malını versen, Kamerden ve Müşteriden biri gelir, Kamerde ve Müşteride ne var, ne yok, ahvâlini sana haber verecek. Hem doğru olarak senin istikbalini ve başına ne geleceğini doğru olarak haber verecek”; merakın varsa, vereceksin. Halbuki, şu zat öyle bir Sultanın ahbârını söylüyor ki, memleketinde Kamer, bir sinek gibi, bir pervane etrafında döner. O Arz olan o pervane ise, bir lâmba etrafında pervaz eder.
Ve o Güneş olan lâmba ise, o Sultanın binler menzillerinden bir misafirhanesinde, binler misbahlar içinde bir lâmbasıdır. Hem öyle acaip bir âlemden hakikî olarak bahsediyor ve öyle bir inkılâptan haber veriyor ki, binler küre-i arz bomba olsa, patlasalar, o kadar acip olmaz. Bak, onun lisanında – اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ – اَلْقَارِعَةُ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ 1 gibi sûreleri işit. Hem öyle bir istikbalden doğru olarak haber veriyor ki, şu dünyevî istikbal ona nisbeten bir katre serap hükmündedir.
Hem öyle bir saadetten pek ciddî olarak haber veriyor ki, bütün saadet-i dünyeviye ona nisbeten bir berk-i zâilin bir şems-i sermede nisbeti gibidir.
1 : “Güneş dürülüp toplandığında…” Tekvir Sûresi, 81:1 • “Gök yarıldığı zaman…” İnfitar Sûresi, 82:1 • “Çarpacak olan felâket…” Kària Sûresi, 101:1.
[/BILGI]anladıklarımızı paylaşmaya Onuncu Reşha’dan devam edelim inşaallah
soru cevap serbest 🙂10 Mayıs 2011: 07:45 #791129Anonim
İşte, bak: Ne kadar merak-âver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaikı gösterir ve mesâili ispat eder.
Efendimiz asm’ın bizlere ispat ettiği ve burada da bahsedilen;
merak uynadırıcı, cazibedar, lüzumlu, dehşetli.. hakikatler ve meseleler nelerdir?10 Mayıs 2011: 08:37 #791139Anonim
Şimdi bir haber gelse bir insan marsa gitmiş,orda yaşıyor.
tüm televizyonlar ve akıllar bu habere merak ederek kilitlenir.
değer verirler.
Efendimiz (s.a.v.) cennetten,cehennemden,mahşerden,haşirden,sırattan,kıyametten,teraziden
ve 1 : “Güneş dürülüp toplandığında…” Tekvir Sûresi, 81:1 • “Gök yarıldığı zaman…” İnfitar Sûresi, 82:1 • “Çarpacak olan felâket…” Kària Sûresi, 101:1.
daha bunun gibi çok hakikatlardan haber verdiği halde kuranın diliyle,çoğu insanlar bu haberlere hiç kulak asıp merak etmiyorlar.divane olmuşlar.
Halbuki peygamber a.s.m efendimizin bahsettiği hakikatlar,bir insanın mars’a gitmesinden çok çok daha büyüktür.
Ebedi cennet hayatı,mars da yaşamaktan daha büyüktür.
Çünkü mars da da olsa insanın eceli gelir.ölür,hazırlıklı değilse,ebedi cennet hayatını kaybeder.ebedi cehenneme düşer.Hazırlıklı olsa kazanır.
10 Mayıs 2011: 08:47 #791141Anonim
ONUNCU REŞHA
İşte, bak: Ne kadar merak-âver(MERAKLI), ne kadar cazibedar(ÇEKİCİ), ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaikı gösterir ve mesâili(MESELELERİ) ispat eder.
Bilirsin ki, en ziyade insanı tahrik eden meraktır.
Hattâ, eğer sana denilse, “Yarı ömrünü, yarı malını versen, Kamerden (AYDAN)ve Müşteriden(JÜPİTER GEZEGENİNDEN) biri gelir, Kamerde ve Müşteride ne var, ne yok, ahvâlini (HALLERİNİ,AYDA,JUPİTERDE NE VAR NE YOK DİYE ANLATIRSA VE SANA HABER VERİRSE)sana haber verecek.
Hem doğru olarak senin istikbalini(GELECEĞİNİ) ve başına ne geleceğini doğru olarak haber verecek”; merakın varsa, vereceksin.
Halbuki, şu zat (PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V.)öyle bir Sultanın (ALLAHIN) ahbârını (HABERLERİNİ) söylüyor ki, memleketinde Kamer(AY), bir sinek gibi, bir pervane (DÜNYA) etrafında döner.
O Arz olan o pervane ise, bir lâmba(GÜNEŞ) etrafında pervaz eder.(DÖNER)Ve o Güneş olan lâmba ise, o Sultanın binler menzillerinden bir misafirhanesinde, binler misbahlar(LAMBALAR) içinde bir lâmbasıdır.
Hem öyle acaip bir âlemden hakikî olarak bahsediyor ve öyle bir inkılâptan haber veriyor ki, binler küre-i arz bomba olsa, patlasalar, o kadar acip olmaz. Bak, onun lisanında – اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ – اَلْقَارِعَةُ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ 1 1 : “Güneş dürülüp toplandığında…” Tekvir Sûresi, 81:1 • “Gök yarıldığı zaman…” İnfitar Sûresi, 82:1 • “Çarpacak olan felâket…” Kària Sûresi, 101:1.
gibi sûreleri işit.
Hem öyle bir istikbalden (GELECEKTEN) doğru olarak haber veriyor ki, şu dünyevî (DÜNYADAKİ) istikbal (GELECEĞİMİZ) ona nisbeten bir katre(DAMLA) serap hükmündedir.Hem öyle bir saadetten pek ciddî olarak haber veriyor ki, bütün saadet-i dünyeviye(DÜNYA SAADETLERİ,CENNETİN YANINDA HİÇ DEĞERİ YOKTUR) ona nisbeten bir berk-i zâilin(ANİ ŞİMŞEĞİN) bir şems-i sermede (DAİMİ, GÜNEŞE)nisbeti gibidir.(ANİ ŞİMŞEĞİN,DAİMİ GÜNEŞ YANINDA NE DEĞERİ VARDIR.AYNI ŞEKİLDE DÜNYANIN TÜM SAADETİ DE,CENNETİN YANINDA BİR HİÇTİR)
10 Mayıs 2011: 10:37 #791153Anonim
“Arkadaş! O zât-ı mürşid, nev-i beşeri korkutmak için pek müthiş hakikatlerden bahsediyor. Ve insanları tebşir için, kalbleri cezb ve akılları celb eden meselelerden haber veriyor.
Yahu! Hakaik ve garaibi keşif için insanlarda öyle bir şevk, öyle bir merak vardır ki, garip bir hakikati keşif yolunda canlarını, mallarını feda ediyorlar. Bu zâtın (a.s.m.) keşf ve ihbar ettiği hakaike ne için ehemmiyet vermiyorlar? Halbuki, bütün enbiyâ ve evliyâ ve sıddıkîn gibi ehl-i şuhud ve ashab-ı ihtisas, bilittifak o zâtı tasdik etmiş ve ediyorlar.
..
..
Ve beşer için öyle bir istikbalden haber veriyor ki, dünyevî istikbal ona nisbeten bir katre hükmündedir. Ve öyle bir saadetten müjde veriyor ki, dünya saadetleri ona nazaran rüyalar gibi olur. Evet, bu kâinatın perdesi altında çok acaip şeyler vardır, bizleri bekliyorlar. Biz de onları intizar ediyoruz. Binaenaleyh, o acaibi görüp bize keyfiyetlerini hikâye etmek için hârikulâde bir insan lâzımdır ki, o harika garaibi görsün ve gördüğü gibi bize de söylesin.
Ve keza, o zât, Hâlıkımızın bizden talep ettiği şeylerden bahsediyor ve çok hakikatlerden, meselelerden haber veriyor ki, onlardan kurtuluş yoktur. Feyâ acaba! Ekser-i nâs neden böyle hak şeylerden göz yumuyorlar, hakikatlerden kulak tıkıyorlar? ” Mesnevi-i Nuriye10 Mayıs 2011: 11:19 #791154Anonim
Bazen televizyon programlarında görüyorum
konular belirleyip oturumlar düzenliyorlar
küresel ısınmadır, hayvan haklarıdır, üniversitelerin durumudur… vs
ve hep söylenen bişey var “Neden böyle? Ne olacak bu hal?”
bizde öyle değilmiyiz aslında..
hafta sonu maçın sonucu ne olacak, sınav sonucu nasıl gelecek, yazın nereye gidicez,
acaba arabamızı değiştirebilecekmiyiz???
hatta bunların yanı sıra uzayda hayat var mı, ayda su var mı, şu gezegen diğerine ne kadar uzaklıkta…
sürekli bişeyleri merak ederiz
öyleki biri gelip dese “sana geleceğini söylicem”, önüne her şeyimizi yığarız öğrenmek için
peki neden fani şeylere, hatta beklide göremeyeceğimiz günlere bu kadar merak gösteriyoruz da,
muhakkak karşılaşacağımız hakikatlere ilgi göstermiyoruz?hakbuki öyle bir Zat asm var ki;
“Ben alemlerin maliki tarafından gönderilmiş bir elçiyim” diyor
ve bizlere, asıl işimize yarayacak ve ihtiyacımız olan şeylerden haber veriyorEfendimiz asm diyor ki; hani bir insan çok uzun bir yolculuğa çıkarda beş dakika bir ağacın altında gölgeleneyim der ya, işte bu dünya hayatı o uzun seyahatteki bikaç dakiaka gölgelenme hükmündedir.
Yani Ölüm var diyor
Eğer Cenab-ı Hakk’ın rızasına muvafık yaşarsanız cennet var diyor, müjde veriyor
Ama isyan ederseniz, harama yönelirseniz, gaflete dalıp dalalete girerseniz cehennem var diyor, ürkütücü bir azaptan haber veriyor
Kıyamet muhakkak gelecek ona göre yaşayın diyor
Mahşer günü çok dehşetli olacak, kadınlar çocuklarını düşürecek, kimse kimseyi görmeyecek ona göre yaşayın diyor
Sizi yaratan Zat cc sizi sizden daha iyi biliyor, size sizden daha yakın ondan hiçbişey gizleyemezsiniz diyor
Evet merhameti, şefkati sonsuz ama çok da adaletli hikmetli, azameti, celali, gazabı çok korkunç O’nun cc emirlerine uyun, rızasından çıkmayın, yoksa helak olursunuz diyorÜstad Hz’de diyorki gözümüzü açmak için, “Sizin merak ettiğiniz o ay, asıl merak etmeniz gereken Zat’ın cc mülkünde sadece bir lamba hükmündedir, neden böyle dehşetli hakikatlere lakayt kalıp, boş şeyleri merak ediyorsunuz???”
12 Mayıs 2011: 15:17 #791389Anonim
@akna 249257 wrote:
[BILGI]
ONUNCU REŞHAİşte, bak: Ne kadar merak-âver, ne kadar cazibedar, ne kadar lüzumlu, ne kadar dehşetli hakaikı gösterir ve mesâili ispat eder. Bilirsin ki, en ziyade insanı tahrik eden meraktır. Hattâ, eğer sana denilse, “Yarı ömrünü, yarı malını versen, Kamerden ve Müşteriden biri gelir, Kamerde ve Müşteride ne var, ne yok, ahvâlini sana haber verecek. Hem doğru olarak senin istikbalini ve başına ne geleceğini doğru olarak haber verecek”; merakın varsa, vereceksin. Halbuki, şu zat öyle bir Sultanın ahbârını söylüyor ki, memleketinde Kamer, bir sinek gibi, bir pervane etrafında döner. O Arz olan o pervane ise, bir lâmba etrafında pervaz eder.
Ve o Güneş olan lâmba ise, o Sultanın binler menzillerinden bir misafirhanesinde, binler misbahlar içinde bir lâmbasıdır. Hem öyle acaip bir âlemden hakikî olarak bahsediyor ve öyle bir inkılâptan haber veriyor ki, binler küre-i arz bomba olsa, patlasalar, o kadar acip olmaz. Bak, onun lisanında – اِذَا السَّمَاۤءُ انْفَطَرَتْ – اَلْقَارِعَةُ اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ 1 gibi sûreleri işit. Hem öyle bir istikbalden doğru olarak haber veriyor ki, şu dünyevî istikbal ona nisbeten bir katre serap hükmündedir.
Hem öyle bir saadetten pek ciddî olarak haber veriyor ki, bütün saadet-i dünyeviye ona nisbeten bir berk-i zâilin bir şems-i sermede nisbeti gibidir.
1 : “Güneş dürülüp toplandığında…” Tekvir Sûresi, 81:1 • “Gök yarıldığı zaman…” İnfitar Sûresi, 82:1 • “Çarpacak olan felâket…” Kària Sûresi, 101:1.
[/BILGI]anladıklarımızı paylaşmaya Onuncu Reşha’dan devam edelim inşaallah
soru cevap serbest 🙂Yaratilis itibari ile herseyle alakadar olan insan , pek cok seyle ilgilenir , pek cok seye merak sarar.Insanin bu merak hissi cok cesitllidir , bu fiiller dünya alemi ve uhrevi alemle irtibatli olmasi insana kainatin sirlarina nüfuz etme istegi verir.
Yüce ALLAHin varliklara yükledigi misyon disinda insana ayri ve farkli bir amac ve misyon yüklemistir , bu misyonda ALLAHin varligini tanimak ve ibadet etmektir .
Insan bu dünyaya gönderilis amacini merak ile anlayabilir , Misalen her insan islam fitrati üzerine doguyor fakat büyüdükleri zaman ailesinin yasamis oldugu sekilde bicimleniyor ve aklini kullanan insan meraki ile gercek hakikate ulasabiliyor , kendisini yaratan hakkinda en iyi sekilde malumat sahibi olmasi yönündende bir rehbere bir klavuza ihtiyac duyuyor.Bu noktada Peygamber efendimiz, hem iman , hem ahlak , hemde ibadette en mükemmel oldugu icin ve alemler onun hürmetine yaratildigi icin ve yaratilis amacini en güzel sekilde temsil ettgi icin koca bir kainatin her bir kösesini ayni isi ayni Isk ile aydinlatan günes misali insanlarin ufkunu aydinlatiyor ve rehber oluyor ,
ve insanin terakkisine ulasmasi icin en güzel sekilde yaratilis gayesini ifa ediyor .Bizede düsen her türlü his ve duygularimizi mesru dairede sarf ederek bizi aydinlatan ve isitan en büyük Günesimiz alemlerin Efendisine tabi olmak ve onun nurlu yolundan ayrilmamak .
Nasilki ay günes sistemin etrafinda dönüyor ise bizimde Efendimizin ulastirmis oldugu düsturlar haberler etrafinda dönmemiz gerekir , yoksa sadece kendi eksenimiz ve benligimiz etrafinda dönersek cok sey kaybetmis oluruz ALLAH muhafaza . -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.