- Bu konu 274 yanıt içerir, 46 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Haziran 2011: 07:01 #793899
Anonim
tesekurler…
27 Haziran 2011: 14:33 #793915Anonim
Ey nefis! Seni tutup düşmekten muhafaza eden Zat-ı Kayyüma dayan. Senin mevcudiyetinden dokuz yüz doksan dokuz parça Onun uhdesindedir. Senin elinde yalnız bir parça kalır. En iyisi o parçayı da Onun hazinesine at ki rahat olasın.
Mesnevi-i Nuriye
9 Temmuz 2011: 12:21 #794333Anonim
Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, bütün matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.
23 Temmuz 2011: 20:28 #794736Anonim
O kabir, bu dâr-ı fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. 1 Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünyayı, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.
Dipnot-1
* Tırmizî, Zühd 5; İbni Mâce, Zühd 32; Müsned 1:63
Mesnevi-i Nuriye
26 Temmuz 2011: 18:22 #794790Anonim
Hem, meselâ, hırs ve israfta öyle bir cezâ var ki, şekvâlı, meraklı, mânevî ve kalbî bir cezâ insanı sersem eder. Ve haset ve kıskançlıkta öyle bir muaccel cezâ var ki, o haset, haset edeni yakar. Hem tevekkül ve kanaatte öyle bir mükâfat var ki, o lezzetli muaccel sevap, fakr ve hâcâtın belâsını ve elemini izâle eder.Yirmi Sekizinci Lem’a’dan
8 Ağustos 2011: 20:09 #795233Anonim
Sorgu hâkimliğinde, “Sen Risale-i Nurun talebesiymişsin” denildi.
Bediüzzaman Said Nursî gibi bir dâhînin şakirdi olmak liyakatini kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa, iftiharla “Evet, Risale-i Nur şakirdiyim” derim.
Zübeyir Gündüzalp
On Dördüncü Şuâ
11 Ağustos 2011: 22:53 #795334Anonim
”o şecerenin semeresi olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete çekirdek ittihaz etmiştir. Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir, hem esasıdır. Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir. Kalbin ihtiyacat saikasıyla âlemin envâıyla, eczâsıyla pek çok alâkaları vardır. Esmâ-i Hüsnânın bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri, hem de düşmanları vardır. Ancak, Ganiyy-i Mutlak ve Hâfız-ı Hakikiyle itminan edebilir.
Mesnevi-i Nuriye
12 Ağustos 2011: 16:14 #795349Anonim
Yalnız biri iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.
Biri talep et; başkaları layık değiller.
Biri gör ; başkaları her vakit görünmüyorlar,zeval perdesinden saklanıyorlar.
Biri bil; marifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.
Biri söyle ;O’na ait olmayan sözler malayani sayılabilir…17.söz’den
12 Ağustos 2011: 16:17 #795350Anonim
Şu fani dünyada, şu muvakkat misafirhanede, ihtiyarlık zamanında, kısa bir ömürde, az bir lezzet için, ebedi, daimi hayatını ve saadet-i ebediyesini berbat etmek, ehl-i aklın karı değil. 16.mektup
12 Ağustos 2011: 16:19 #795351Anonim
Nefsini itham eden, kusurunu görür. kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. istiğfar eden, istiaze eder. istiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar. itiraf etse, affa müstehak olur. on üçüncü lem’a
12 Ağustos 2011: 20:31 #795361Anonim
“Mâdem gözünüz önünde dağ ve zeminde şu işleri yapar; âhirette dahi bunlara benzer işleri yapar.”
Sözler12 Ağustos 2011: 20:34 #795362Anonim
“Ey kumandanım, bir parça mühlet ver ki, eski işlerin ufak tefeklerini, pırtı mırtılarını temizleyip, dışarı atayım; sonra teşrif ediniz. İşte, atıp senin emrine hazır duruyoruz. Buyurun, ne yaparsanız yapınız. Senin emrine münkâdız. Senin yaptığın işler bütün hak, güzel, maslahattır.”
Sözler
31 Ağustos 2011: 09:13 #795848Anonim
Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zayi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvedar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor -tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darbımesel dillerde destandır ki, “Musibet zamanı çok uzundur; safâ zamanı pek kısa oluyor.”Yirmi Beşinci Lem’a
31 Ağustos 2011: 09:27 #795844Anonim
Bayramınızı tebrik ve hizmetinizi takdir ve muvaffakıyetinize dua ederek Halık-ı Rahim’e hadsiz şükür ederim ki; sizler gibi sebatkar ve fedakar kardeşleri Risalet-in Nur’a sahib ve naşir yapmış. Ben sizleri düşündükçe, ruhum inşirah ve kalbim ferahlarla dolar. Daha dünyadan gitmek benim için medar-ı teessüf olamaz. Sizler kaldıkça ben yaşıyorum diye mevte dostane bakıyorum, ecelimi telaşsız bekliyorum. Allah sizden ebeden razı olsun. Amin, amin, amin.
(Bediüzzaman Said Nursi – Kastamonu lahikasından)4 Eylül 2011: 18:57 #796088Anonim
Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevî istersen; ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen; ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalb etmeyi seversen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâ et. Çünkü, bir muamele-i şer’iyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor, bir nevi ibadet oluyor, uhrevi çok meyveler veriyor.Yirmi Dördüncü Söz
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.