- Bu konu 97 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
28 Temmuz 2012: 11:53 #806085
Anonim
İnsan Ağacı
Kayısı çekirdeğinde bir kabiliyet vardır. Bu kabiliyet iyi işlenirse o çekirdek bir kayısı ağacı olabilir. Fakat ne kadar çalışılırsa çalışılsın, kayısı çekirdeğini ceviz ağacı yapmak mümkün değildir.
Buna karşılık insan, irade-i cüz’iyesiyle kendisini her çeşit ağaç yapabiliyor.
İnsan kendisini netice itibariyle isterse Cennet, isterse Cehennem ağacı yapabildiği gibi, dünyada da bir insan kendi iradesiyle fazilet ağacı olabileceği gibi, rezalet ağacı da olabiliyor.
Dünyevî ilimler itibariyle de isterse doktor, isterse mühendis, isterse kimyager olabilir. Misâlleri çoğaltmak mümkündür.
29 Temmuz 2012: 19:25 #806121Anonim
İnsan ve Yükü
Terazinin bir kefesine deve olmakla yük taşımak, diğer kefesine de insan olmakla ibadet etmek konulsa ve seçme ihtiyârı bize bırakılmış olsa idi hangisini seçecektik? Elbetteki insanlığı…
O halde, deve yükünü taşırken, biz niçin ibadetimizi yapmıyoruz?
1 Ağustos 2012: 11:55 #806265Anonim
Ölçü Hangisi?
Cesed, bir cihette ruhun elbisesi, diğer bir cihette de evi mesabesindedir. Bir kimse fevkalâde güzel elbiseler giymesine rağmen kendisi çirkin olsa, o kimseye çirkin hükmü verilir. Elbisenin güzelliği onu güzel etmez.
Veya bir kimse evine fevkalâde ihtimam gösterip her köşesini tezyin ettiği halde, kendi temizliğine hiç dikkat etmezse, bu adama da pis hükmü verilecektir. Evinin temizliği onu temiz etmez.
İşte, sadece bedeniyle alâkadar olup, ruhuna hiç ehemmiyet vermeyen veya onu ikinci plâna atan kimselerin hali bu misâllere benzer.
2 Ağustos 2012: 12:41 #806310Anonim
Bunun İçin Mi?
Bir kimyager büyük bir ihtimam ve çalışma sonucu her yaprağı on milyon lira kıymetinde olan gayet güzel ve eşsiz çiçekler yapsa ve sonra bunları adi bir saman çöpüymüş gibi keçilere yedirse ne kadar abes olur. O halde, her bir azası on milyarla değişilmeyecek kadar kıymetli olan bu insanları, elbette ki Hakîm-i Zülkemâl olan Allah (C.C.), sadece ve sadece toprak altındaki kurt ve böceklere yedirmek için yaratmamıştır.
İşte ahiret olmasa, insanın âkıbeti bu tarzda olur.
5 Ağustos 2012: 14:26 #806426Anonim
İnsanın Şerefi
Çocukluğunda anne ve babasını kaybetmiş ve onların yüzünü hiç görmemiş bir kimseye, senin ebeveynin yok ve sen bu dünyaya kendi kendine geldin, denilse, bu söz o adamı kat’iyyen tatmin etmeyeceği gibi, aynı zamanda ona büyük bir hakaret sayılacak ve o şahıs ise ebeveyninin kim olduğunu öğreninceye kadar rahat etmeyecektir.
Bilindiği gibi, insanın dünyaya gelmesinde ebeveyn sadece birer sebepdir. Bu sebeplerin inkârı bir kimse için büyük bir hakaret addedilirse, müsebbibü’l-esbab olan Kadir-i Zülcelâl’in inkârına giden adamlar kendilerini ne derece büyük bir zillete düşürüyorlar, kıyas ediniz.
İnsan için en büyük şeref, Allah’a (C.C.) kul olma ve bunu idrak etme keyfiyetidir.
Bir adama kimin oğlu olduğu sorulduğunda, şayet o adamın amcası, babasına nazaran daha meşhur bir kimse ise, onun vereceği cevap, falan zatın yeğeniyim, şeklinde olacaktır. Bu cevap, intisaptaki şerefi takdir etmenin bir ifadesidir.Bir insan, amcasının şerefiyle iftihar eder ve ona intisap ile şereflenmek isterse, Hâlik-ı Küll-i şey olan Hakim-i Ezelîye iman ile intisab eden kimselerin ne derece şeref kazandıklarını kıyas ediniz.
Bu şereften istifade etmemek aklın kârı değildir.
7 Ağustos 2012: 19:34 #806534Anonim
İnsandaki Cihâzatın Kıymettarlığı
İnsandaki zahirî ve bâtınî duygulardan her biri dünyadan daha kıymettardır. İnsan ne görmesini, ne işitmesini, ne aklını, ne hafızasını ve ne de sevgi, korku gibi herhangi bir hissini dünya saltanatı ile değişmez.Her biri, dünyadan çok daha kıymettar olan bu cihazatın tamamını, dünyanın cüz’î bir mes’elesine nasıl sarfediyoruz? Yukarıda bahsettiğimiz cihazattan biri olan akıl, Cennetten de kıymetlidir. Akılsız bir kimseyi Cennete koysanız ne derece istifade edebilir.
Şu hale göre, her bir cihâzat-ı insaniye, insanın sırf bu dünya için yaratılmış olmadığına ve onun esas vazifesinin rızâ-i İlâhiye’yi tahsil ve irfan meydanında terakki etmek olduğuna birer şahittir.
7 Ağustos 2012: 19:36 #806535Anonim
[h=1]Dünyayı Kesben Değil, Kalben Kerketmeli[/h]İnsan dünyaya çalışmalı, muvaffakiyetin şartlarını hakkıyla yerine getirmeli, fakat asla ona kalbini bağlamamalıdır.
Bilindiği gibi insan, ineğin sütünü sağar, etinden istifade eder, fakat onu odasının başköşesine bağlamaz. İneğin yeri oda değil, ahırdır.
Öyle de, insan dünyadan istifade eder, para kazanır, mal mülk sahibi olur. Bunlar dünya hayatı için gereklidir, fakat insan bunları vesile olarak bilmeli, gaye yapmamalıdır. İnsan parasını kalbine değil, kasasına koymalı. Keza, sarayını gönlüne değil arsasına kurmalıdır. Zira, kalb Samediyetin âyinesidir, marifet ve muhabbete mahal olmak için yaratılmıştır.
İnsan, Beytullah mesabesindeki kalbine servet, makam, teveccüh-ü nas gibi şeyleri koymamalı ve o kalbin nezahetine halel vermemelidir.
7 Ağustos 2012: 19:37 #806536Anonim
Cihad-ı Ekber Nedir?
İnsanın kendi nefsiyle mücadelesine büyük cihad (cihad-ı ekber), düşmanla çarpışmasına ise küçük cihad (cihad-ı asgar) deniliyor. Bunun bir sebebi şudur: İnsan haricî düşmanla çarpışırken ölürse, şehit olup, Cennete gidiyor. Nefsiyle çarpışırken mağlûp olduğunda ise, ebedî hayatını kaybediyor. İnsanın bu ikinci cihadı mutlaka kazanması lâzım geliyor.Diğer taraftan, haricî düşmanla yapılacak cihadda muzaffer olmak için de, önce dahildeki harbi kazanmak icab ediyor. Yani, ancak nefsiyle yaptıkları cihaddan muzaffer çıkan kimseler, düşman karşısında arslanlar gibi çarpışmaya muvaffak oluyorlar.
7 Ağustos 2012: 19:40 #806537Anonim
Bizlere Hazırlanan Sofralar
Allahü Teâlâ, biz daha doğmadan, lûtuf ve keremiyle, bizlere şefkatli sineler ve o sinelerde süt çeşmeleri hazırlamıştır. Dünyaya geldiğimizde latif, nâzif, nezih ve leziz sütü o çeşmelerden bizlere akıtmıştır. Keza, dünya sahifesi kapanıp ahiret sahifesi açılmadan da bizlere hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kalbin tahattur etmediği, taşı ve toprağıyla hayattar, hurilerle müzeyyen bir dâr-ı saadet hazırlamıştır. O saadet yeri elan hazırdır ve bizleri beklemektedir.
7 Ağustos 2012: 19:43 #806538Anonim
Nefis
Nefis, ateş gibidir. Yakıcılığı ve zararlılığı her zaman mevcuttur. Bu nefis, İslâmiyet sobasıyla kuşatılırsa, ondan istifade edilir. Yani o halde nefis, insan için terakki vasıtası olur.
Nefsini yenerek tahkiki iman kazanan kimse, ateş ortasında fidan yetiştirmiş gibidir.7 Ağustos 2012: 19:45 #806539Anonim
[h=1]Teneffüs ve İbadet
Havayı, teneffüs etmek insanın en mühim bir gıdası olmakla beraber, insana bir sevap kazandırmadığı gibi, ibadet, taat ve zikirle gıdalanan melekler de yaptıkları bu ibadetler dolayısıyla sevap kazanıp terakki etmiyorlar.
[/h]
7 Ağustos 2012: 19:47 #806540Anonim
Huzur
Rütbece kendilerinden bir derece büyük olan bir insan karşısında, bütün hareketlerini kontrol eden bu âciz insanlar, Hâlik-ı Zülcelâl’in huzurunda olduklarını bildikleri halde, nasıl O’nun emri hilâfına hareket edebiliyorlar?
12 Ağustos 2012: 14:29 #806726Anonim
Buna Rağmen
İnsanın sofrasıyla kedinin sofrasını mukayese ediniz. Buna rağmen, ikincisi büyük bir memnuniyet gösterirken, birincisi isyan etmekte…
Çemberi Yarmak
İnsan, bir harpte çembere alındığı takdirde hayatı pahasına da olsa o çemberi yarmak zorundadır. Biz de ebedî felâkete atılmak üzere, nefis, şeytan, günahlar ve isyanlar tarafından kuşatılma durumundayız veya kuşatılmış bulunuyoruz. Ne pahasına olursa olsun bu harbi kazanmak ve bu çemberi yarmak mecburiyetindeyiz.
15 Ağustos 2012: 12:38 #806770Anonim
Gayemize Dikkat
Okumak üzere herhangi bir fakülteye kayıt olan bir talebenin esas gayesi, tahsilinde muvaffak olmak ve mezuniyet diplomasını alabilmektir. Bu gaye onun yüzünü kesretten vahdete çevirir ve yeme, içme vesair ihtiyaçlarına ancak lüzumu kadar vakit ayırır. Aksi halde, yani bu talebenin kesret içinde boğulması halinde, okulundan mezun olamayacağı açıkça anlaşılır. İnsanlar da kendilerinin ahirete yolcu olduklarını ve bu dünyada imtihan edildiklerini unutmamalı ve kesret içinde boğulmamalıdır.
16 Ağustos 2012: 09:39 #806821Anonim
Âkıbetten korkmak
Dünyevî âkıbetten korkmak insan fıtratının icabıdır. Bir kimse otobüsle, gemiyle veya uçakla bir menzile müteveccihen seyahat etse, o menzile mutlaka ulaşacağını garanti edemez. Her an bir trafik kazası veya bir fırtına sebepiyle o seyahat sona erebilir ve o insan da ölümü tadabilir.
İşte aynı şekilde, Cenâb-ı Hakk’ın emir ve nehiylerine riayet etmekle Cennete müteveccihen yol alan bir mü’min de bu yolculuğun Cennetle son bulacağını garanti edemez. Her an mânevî bir musibet veya fırtına, insanı yarı yolda koyabilir. Bu seyahatta da âkıbetimizden daima korkmalı ve Rahîm-ı Zülcemal’in dergâhına iltica ve ondan istimdad etmeliyiz.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.