- Bu konu 97 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
28 Eylül 2012: 13:12 #808011
Anonim
Kim Nescediyor ?
Bir tezgâhta dokunan halıdan, tezgâhın da, ipliklerin de haberdar olmaması gibi, ana rahmindeki bir çocuğun teşkilinden de annesi ve diğer maddî vasıtalar bihaberdir. Diğer taraftan, bir insan herhangi bir eseri yaparken, o eserini görmesi, onunla alâkadar olması ve üzerinde tasarrufatta bulunması icabetmektedir. Halbuki, ana rahmindeki bir çocuğu, annesi ne görmekte ve ne de onun üzerinde herhangi bir tasarrufatta bulunmaktadır.
Bu hale göre, şu musannâ ve harika dokumanın Nessac’ını merak etmemek mümkün müdür? Bu merak ateşi ise ancak marifetullah ile söndürülebilir.
28 Eylül 2012: 13:14 #808012Anonim
Başımızı Bekleyenler
Bazı kuş çiftleri, yumurtanın üzerinde sırayla otururlar, ta ki yumurta bozulmasın ve yavruları dünyaya gelebilsin.
İşte, o erkek ve dişi kuş misâli, gece ve gündüz de nöbetle dünyamızın başını bekliyorlar. Ve böylece dünyadaki hayatiyetin bozulmamasına ve zîhayatların yaşamalarına vesile olmuş oluyorlar.
28 Eylül 2012: 13:16 #808013Anonim
Muhâller zinciri
Eşyanın kendi kendine olmasında şöyle bir muhal vardır:
Bir şeyin kendi kendini yaptığı tevehhümü, o şeyin kendi varlığından önce mevcut olması, var olmaya karar vermesi ve kendini yapmaya başlaması gibi birçok muhâlleri tazammun eder.
10 Ekim 2012: 12:47 #808393Anonim
Ya Bu Avize
Dolmabahçe sarayındaki dörtbuçuk tonluk tarihî bir âvizeyi hayranlıkla temaşa eden insanlar, bu ışıksız cisme sırf tarihî oluşu ve san’at değeri itibariyle büyük ehemmiyet verdikleri halde, dünyadan bir milyon defadan ziyade büyük olan, dünya tavanındaki güneş âvizesine neden bakamıyorlar; takdir ve istihsan edemiyorlar?10 Ekim 2012: 12:48 #808394Anonim
Düşünülmesi Gereken
İnsan bir heykele bakınca hemen heykeltraşı hatırlıyor. Buna mukabil âyinede kendisine bakınca, sadece kendisiyle alâkadar oluyor.
Halbuki, bu halde kendisinin yaratıcısı ve sânii olan Allahü Teâlâ’yı hatırlaması icabetmez mi?21 Ekim 2012: 07:20 #809073Anonim
Yanlış Kıyas
Bir kimseye hiç görmediği bir şey tarif edilse, onu kendi malûmu olan şeylere benzetecektir. Meselâ bir balığı şuurlu farzederek ona arslanı tarif etseniz ve pençelerinden, kuyruğundan ve sair âzalarından bahsetseniz, o balık, arslanı ya ahtapota veya Yunus Balığına benzetecektir.
Aynen bunun gibi, insan da, melekleri görmemiş bulunduğundan, onları ne tarzda tasavvur ederse etsin, mutlaka hataya düşecektir. Zira, melekleri kendi etrafında seyrettiği mahlûkata kıyas edeceğinden bütün tasavvurları isabetsiz olacaktır.
21 Ekim 2012: 07:22 #809074Anonim
Tavuk mu, yumurta mı?
Tavuğu yumurtanın, ağacı çekirdeğin, insanı ise bir damla suyun yaptığını iddia etmek; bir eserin, meselâ; bir sobanın kendi ustasını yaptığını iddia etmek kadar, belki ondan ziyade hamâkatdır.
21 Ekim 2012: 07:23 #809075Anonim
Melekler Katında da
Bir adam bize hitaben, ben senin varlığına inanıyorum; çünkü seni görüyorum, dese, asabımız bozulur ve ona şöyle bir soru tevcih ederiz:
Senin gözlerin şu anda kör olsa, benim bu dünyadaki varlığım da sona mı erecek?
İşte, melekleri görmediği için inkâr eden adam, hakikat nazarında olduğu gibi, melekler katında da böyle maskara olmaktadır.3 Kasım 2012: 07:26 #809664Anonim
Yanlış kıyas
Bir kimseye hiç görmediği bir şey tarif edilse, onu kendi malûmu olan şeylere benzetecektir. Meselâ bir balığı şuurlu farzederek ona arslanı tarif etseniz ve pençelerinden, kuyruğundan ve sair âzalarından bahsetseniz, o balık, arslanı ya ahtapota veya Yunus Balığına benzetecektir.
Aynen bunun gibi, insan da, melekleri görmemiş bulunduğundan, onları ne tarzda tasavvur ederse etsin, mutlaka hataya düşecektir. Zira, melekleri kendi etrafında seyrettiği mahlûkata kıyas edeceğinden bütün tasavvurları isabetsiz olacaktır.
3 Kasım 2012: 07:27 #809665Anonim
Tavuk mu, yumurta mı?
Tavuğu yumurtanın, ağacı çekirdeğin, insanı ise bir damla suyun yaptığını iddia etmek; bir eserin, meselâ; bir sobanın kendi ustasını yaptığını iddia etmek kadar, belki ondan ziyade hamâkattır.
3 Kasım 2012: 07:28 #809666Anonim
Keşif mi icad mı?
Amerika’yı keşfeden adamın, o kıtayı kendisinin vücuda getirdiğinden bahsedilemediği gibi, aynı şekilde elektriği keşfedenin de elektriği icad ettiği iddia edilemez.
Bütün ilimler bu kâinatta mevcut olup, âlimlerin vazifesi sadece bu ilimler üzerindeki perdeyi kaldırmaktan ibarettir.
3 Kasım 2012: 07:30 #809667Anonim
İsabetsiz bakış
Felsefeciler, bir kazığa bağlanmış on tane at ile karşılaşsalar, derhal atları tetkike, kazığı incelemeye ve iplerle meşgul olmaya başlarlar, bu atları bu kazığa kimin ve niçin bağladığı ise hiç hatırlarından geçmez.
İşte, güneş bir kazık, seyyareler birer at, cazibe ve dafia kanunları ise birer ip mesâbesindedir. Dinsiz felsefenin kâinata ve ondaki hâdisata bakış tarzının isabetsizliğine bu misâlle bir derece bakılabilir.3 Kasım 2012: 07:31 #809668Anonim
Usta, eserle kıyaslanmaz
Bir sobayı şuurlu farzederseniz, ona atılan kömürler onun rızkı, ısı vermesi ise onun faaliyeti olur. Böyle bir soba, kendi ölçüleriyle ustasını bihakkın anlamak istese, ustasını kendisine kıyas ederek, onun da her gün kömür yediğini ve ısı verdiğini zannetmekle haddini tecâvüz edecek ve dalâlete düşecektir.
Ustanın eserle kıyas edilmesinin ne derece divanelik olduğunu böylece nazara aldıktan sonra, kendilerinin mahlûk olduğunu unutarak, Hâlik-ı Zülcelâl hakkında bâtıl hayâlata sapanların hallerini buna kıyas ediniz.
3 Kasım 2012: 07:32 #809669Anonim
İtaat
Bir kışlada duran arabalar itaattedirler ve bir sultanı gösterirler. Depolar, silâhlar, talimgâhlar da itaattedirler. Onlar da aynı sultana işaret ederler. Bu cansız eşyanın itaatı yanında askerler de itaattedirler, kumandanlar da. Demek ki bunların hepsine hükmeden bir Sultan vardır.
Bu misâl gibi, kâinatta da güneş, ay ve yıldızlardan denizlere, dağlara, taşlara kadar bütün cansız varlıklar itaatte oldukları gibi, bütün bitkiler, hayvanlar ve insanlar da itaattedirler. İşte bu küllî itaat, bir Sultan-ı Zülcelâl’i bedahatle göstermektedir. Meselâ, bir ağaç otur emri aldığından, yerinden kat’iyyen kımıldamaz. Rüzgara karşı dayanması, sellere mukavemet etmesi, onun itaatteki hassasiyetini gösterir. Bir deve de üzerine yük konulması için çökmekle kendi aleyhine olan bir işe diz kırmakta, böylece itaat kanununa riayet ve dolayısıyla da ibadet etmektedir.
Bir gezegen ise, ağacın hilâfına olarak, gez emri aldığından bu emre harfiyen riayet etmekte ve bir an bile olsun bir durakta konaklamamaktadır.
İnsanlar da, dünyevî hayatlarının idamesi için birçok emirlere hassasiyetle itaat etmektedirler. Mesela; hava içerisinde yaşamakta, gözleriyle görmekte, kulaklarıyla işitmekte, dilleriyle konuşmaktadırlar.
Bütün bu itaatler, kâinatın sultanı olan Sâni-i Zülcelâl’i kör gözlere dahi göstermekte ve bildirmektedir.6 Kasım 2012: 07:51 #809758Anonim
Kime itaat edilecek?
Bir padişah, başkasının askerlerini beslemez, silâhlandırmaz ve barındırmaz. O halde bu kâinatın sahibi kim ise insanları da O terbiye etmektedir. İnsanlar O’nun kuludur ve O’na itaatle mükelleftir.
Cenâb-ı Hakk’ın nimetleriyle beslenip başkasına veya bizzat nefsimize itaat edersek, hesabımız çok çetin olur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.