- Bu konu 97 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
13 Eylül 2012: 10:33 #807440
Anonim
Sultanlık mı, muhtarlık mı?
Padişah, bir kimseye teveccüh gösterdiği halde, o şahıs, bu teveccühe lâyık olmaya, padişahın daha fazla sevgisine mazhar olarak, onun yanında büyük mevkiler kazanmaya çalışacağı yerde, bütün varlığıyla köyüne muhtar olmak için çalışsa, ne kadar divânelik eder.
Cenab-ı Hakk’ın rahmeti insanlara teveccüh etmiş ve onları ebedî bir hayatta, ebedî saadet ve saltanata namzet kılmıştır. Bu dâvayı mühimsemeyen ve gaflet eden bir kimse, ne ile meşgul olursa olsun, sultan olmaya bedel muhtar olmaya uğraşıyor demektir.14 Eylül 2012: 11:20 #807481Anonim
Yüzmek mi boğulmak mı?Suyun insanı sürükleyip götürmesiyle, insanın suda yüzmesi arasında ne kadar büyük fark olduğu zahirdir. Birinci halde, su insanı boğarken, ikinci halde insan sudan istifade etmekte ve onu yol yaparak mesafe katetmektedir.
İşte, karşılaştığımız her bir hâdise ve başımıza gelen her bir musibet, birer sel mesâbesindedir. Mes’elelere Kur’ân güneşiyle nazar eden insan, bu hâdisat selleri içinde kolaylıkla yüzerek boğulmamakta, bilakis o mes’eleleri kendi hakkında bir terakki basamağı yapmaktadır.
14 Eylül 2012: 11:22 #807482Anonim
[h=1]Farelere ziyafet mi?[/h]
Eğer âhiret olmazsa, kazandığımız servetlerin veya eriştiğimiz ilmî mertebelerin mahiyeti şu gülünç hali alacaktır: İnsan fakir olarak ölse, tarla fareleri fakir insan etiyle; zengin olarak ölmesi halinde ise, zengin insan etiyle beslenirler. Veya okuma yazma bilmeden ölsek, tarla fareleri okumamış insan eti yerler, okuyup profesör olmamız halinde ise, onlara profesör eti takdim etmiş oluruz. Bizim dünyaya gönderiliş gayemiz tarla farelerini beslemek olamayacağına göre, elbette âhiret vardır ve Cenâb-ı Hak bizi oraya namzet etmiştir. Kabre konulan bedenimiz ise, ruhumuzun eskimiş elbisesidir.14 Eylül 2012: 11:24 #807483Anonim
Kavga ile mi?
İmanı zayıf olan bir kimseyle kavga etmek, onun imanını elbette ki kuvvetlendirmez.
O adamın inanmayan veya imanda zafiyeti olan tarafı onun eli, yüzü veya ayağı değildir ki, onlara hücum etmekle dava halledilmiş olsun.Mes’ele akıl ve kalp mes’elesi olduğuna göre, kalbi ve vicdanı nazara alıp, akla hitap etmek iktiza eder.
15 Eylül 2012: 10:44 #807506Anonim
Bir anda!İnsan bir anda yaratılıyor. Yediğimiz gıdalar sperm hücresi haline geldiği anda, biz yaratılmış oluyoruz. Ondan sonraki safhalar ise terakki basamaklarıdır.
15 Eylül 2012: 10:46 #807507Anonim
Bir insan yaratmak
San’atkârın eserden daha mükemmel olması lâzımdır, tâ ki eser vücûd bulabilsin.
Akılsız, şuursuz ve hayatsız olan yumurtanın civciv yapması muhal olduğu gibi, kâinatın da insan yapması imkân haricidir.
O halde yumurta civcivin yaratılmasında, kâinat da insanın yaratılmasında pek çok sebeplerden sadece birer sebep oluyorlar.15 Eylül 2012: 10:48 #807508Anonim
Uçak ile sinekUçağın yapılması için katlanılan ve pek büyük meblâğ tutan masraflar dolayısıyla, bir uçağın devlete çok pahalıya mal olduğu malûmunuzdur. Bu sebeple, o uçağın bir kanadına zarar veren adam, devlet malını tahrib etme suçundan derhal ağır bir ceza görmektedir.
Halbuki, bir sinek san’at inceliği cihetiyle uçakla kıyas kabul etmezken, bir insan her gün yüzlerce sinek öldürse de kendisinden, hiçbir kimse tarafından hesap sorulmamaktadır.
Diğer taraftan, sineğin gözleri mikroskobu çok geride bıraktığı cihetle, her gün yüz tane sinek öldüren kimse, her biri en az yüzbin lira kıymetinde olan ikiyüz tane mikroskobu tahrip etmiş hükmünde olduğu halde, kendisi hakkında hiçbir dâva açılmamaktadır.
İşte bu, Ganiyy-i Mutlak olan o Sultan’ı kâinatın nihayetsiz zenginliğine küçük bir işaret.
22 Eylül 2012: 07:53 #807805Anonim
[h=1] Mahkûmiyet [/h] Balıklara su dışında, insanlara da atmosfer dışında yaşayamayacaklarını emreden ancak Sultan-ı Kâinat’tır.
22 Eylül 2012: 07:54 #807806Anonim
Güzel bir harf
İnsan, kâinat kitabının güzel bir harfidir. Kendi güzelliğiyle ve kemâliyle iftihar edemez, gururlanamaz. O güzellik onun kâtibine aittir.
22 Eylül 2012: 07:55 #807807Anonim
Müsebbib’ül-esbab
Sebeplerin âcizliği ve şuursuzluğu bir yarım daire, müsebbebin mükemmeliyeti ve şuurlu olarak yapılmış olması da diğer bir yarım daire yapılırsa, meydana gelen dürbün gözlüğünden Müsebbibü’l-esbabın varlığı görülür.
27 Eylül 2012: 13:55 #807980Anonim
Göz ve Akıl
Göz küçük olmakla beraber, şuurlu farzedildiğinde güneşi ve ziyâsını bilebildiği gibi, akıl da küçüklüğüyle beraber, Cenâb-ı Hakk’ın varlığını ve kudretinin, ilminin ve sair sıfatlarının nihayetsizliğini anlayabiliyor.27 Eylül 2012: 13:56 #807981Anonim
Sermayesiz Şirket
Parasız bin kişinin bir araya gelerek azîm bir şirket kurdukları ve bu şirketin her gün yüz milyar lira kazandığı söylense, bu iddia ne kadar ahmakane ve ona inanan kimse ise ne derece divâne olur.Buna inanan kimseye divâne denilirse, hayatı, şuuru, fikri olmayan güneş, hava, toprak, su ve diğer anasırın bir araya gelip bir sistem kurduklarına ve her gün milyarlarca zîhayat meydana getirdiklerine inanan ve Hâlik-ı Kâinatı tanımayan kimseye ne isim verilecektir?
27 Eylül 2012: 13:58 #807982Anonim
Mânevî kalp
Maddî kalb küçük bir et parçasıdır. Fakat onunla ilgili olan mânevî kalbin dairesi çok geniştir. Kalbi bir ampule teşbih edersek, onda tecelli eden ışık, ampulün maddî dairesiyle kıyaslanmayacak kadar geniş bir sahayı kaplamaktadır.İhata sahasının ampulden ampule farklılık gösterdiği de hatırdan çıkarılmamalıdır.
27 Eylül 2012: 13:59 #807983Anonim
[h=1]Bir âdi resim dahi…[/h] Bir kâğıt üzerindeki alelâde bir gül resminin dahi mutlaka bir ressamı olacağını idrak eden insan, nasıl oluyor da zemin sahifesindeki hayattar gülleri nakkaşsız zannediyor?
27 Eylül 2012: 14:01 #807984Anonim
Ruhu halkeden kim ise..
Bir insanın parmakları eline, eli de koluna ve nihayet bütün bedeni de ruhuna bağlı oluyor. Artık, ruh neye bağlı? şeklinde bir soru sorulmaz. Bu halde teselsüle gidilir.
Öyleyse, ruhu halkeden kim ise, bütün bedenin Hâlikı ve Mâliki de O’dur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.