- Bu konu 97 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Ağustos 2012: 08:22 #806901
Anonim
Kaybedenler de olacak
İmtihan olunca elbette kaybedenler de olacaktır. Kimse sınıfta kalmasın diye okul açılmazsa, herkes cahil kalacaktır. Bir okulda sadece iki kişi âlim olarak yetişse ve bin kişi ise gereken başarıyı gösteremese yine o okulun açılması maslahattır. Hattâ bir üniversitede dünya çapında bir fenci veya Eflâtun gibi bir dâhi yetişeceği bilinse, diğer bütün talebeler belge de alsalar o üniversite açılacaktır. Çünkü, o üniversiteden yetişecek o tek kişi, binlerce kişi kıymetindedir ve bütün insanlığın medar-ı iftiharıdır. Faydası bütün beşeriyetedir.Dünya denilen bu imtihan meydanının açılmasına ve bu sebeple çokların Cehenneme düşmelerine bu misâlle bir derece bakılabilir.
21 Ağustos 2012: 08:22 #806902Anonim
Nefsin âdi bir bahanesi
Bir talebe, okula gitmediği takdirde sınıfta kalacağını bildiği için, okuluna muntazam devam ediyor ve derslerine çalışıyor. Kaderim nasılsa öyle olur deyip okula devam etmeme cihetine gitmiyor. Aynı talebe, namaz mevzuuna gelince: Kaderimde varsa kılarım, deyip kadere yapışıyor ve namazdan kaçıyor. Bu hal, namaz kılmamak için nefs-i emmâre tarafından uydurulmuş âdi bir bahaneden başka bir şey değildir.
21 Ağustos 2012: 08:23 #806903Anonim
Yarını düşünmek
Bir günümüzü oyun ve eğlence ile geçirdiğimizde ertesi gün elimizde bir hiç kalır. O günü ticaretle geçirsek kazandığımız kârla servetimize bir şeyler ilâve etmiş ve yarınımızın maddî ihtiyaçlarını karşılamış oluruz.
Bu dünyanın yarını da ahiret olduğuna göre, yarın elimizde kalacak, yani hasenat defterimize kâr olarak geçecek işlere ne derece müteveccih olmamız gerektiği açıktır.21 Ağustos 2012: 12:16 #806906Anonim
@genc_kalem 364123 wrote:
Yarını düşünmek
Bir günümüzü oyun ve eğlence ile geçirdiğimizde ertesi gün elimizde bir hiç kalır. O günü ticaretle geçirsek kazandığımız kârla servetimize bir şeyler ilâve etmiş ve yarınımızın maddî ihtiyaçlarını karşılamış oluruz.
Bu dünyanın yarını da ahiret olduğuna göre, yarın elimizde kalacak, yani hasenat defterimize kâr olarak geçecek işlere ne derece müteveccih olmamız gerektiği açıktır.vel hasıl hocam;
Bu gün imtihan tarlasını iyi ekmek gerek .iyi ekelim ki yarın mahşerde iyi hasat alalım inşl;
24 Ağustos 2012: 08:21 #806979Anonim
@tebliğ 364130 wrote:
vel hasıl hocam;
Bu gün imtihan tarlasını iyi ekmek gerek .iyi ekelim ki yarın mahşerde iyi hasat alalım inşl;
Amin hocam inşaAllah..
24 Ağustos 2012: 08:22 #806980Anonim
Hususî kıyamet
Bize yetmiş sene sonra kıyâmetin kopacağı haber verilse, bütün sefahet ve zevkleri bırakıp Allah’ın (C.C.) rızasını tahsile çalışır ve ancak ölmeyecek kadar dünya ile uğraşırdık. Halbuki yetmiş seneye kalmadan bizim kıyâmetimiz kopacak ve kendi hususî dünyamız başımıza yıkılacaktır. Öyle ise neden uhrevî amellerde lâkaydlık gösteriyoruz?
24 Ağustos 2012: 08:23 #806981Anonim
Sohbetteki lezzet
Sultan Fatih’in kendisi sarayın bir odasında, ziyafet sofrası da diğer bir odasında bulunsa; elbetteki yemek sofrasındaki tad yerine padişahla sohbetteki tad ve lezzete talip olacağız.
İşte, başta Peygamber Efendimiz (S.A.V.) olmak üzere bütün Peygamberler (A.S.), sahabe-i kiram ve diğer nuranî zatlar da Cennette sohbet meclisleri teşkil edecekler ve Cennet ehline hayretengiz hakikatlardan ve hadiselerden bahsedeceklerdir. Cennetteki maddî lezzetlerin bu sohbetler yanında çok küçük kalacağı yukarıdaki misâlden bedahetle anlaşılmaktadır.
24 Ağustos 2012: 08:24 #806982Anonim
Dünyaya sığmayan insan
Farz-ı muhal olarak, bir insan Karadeniz’den çok daha büyük bir balık görse, bu balığın o denizin çok fevkinde diğer bir denize ait olduğuna derhal hükmedecektir.
Aynı şekilde, insanın istidatları da dünyaya sığmamakta ve bu dünya insanını tatmin etmemektedir. O halde bu insan balığı âhireti göstermektedir ve oraya namzeddir.
İnsandaki akıl, hafıza, göz, kulak, dil gibi terazilerle, bunların tarttıkları şeyleri mukayese ettiğimizde, terazilerden birinin tartılan şeylerden daha kıymettar olduğunu görürüz. Yani, insanın herhangi bir aletiyle kazandığı dünyevî zevk ve lezzetler, o âletin kıymetine değmiyor.
Demek ki bu teraziler yalnız bu fâni işler için verilmemiştir. O halde bunların yüzünü ebedî âleme çevirmemiz lâzımdır.
29 Ağustos 2012: 08:04 #807131Anonim
Eğer ahiret olmazsa
Çocuklar da uçak yaparlar, fakat ona binip seyahat edemezler. Onlar da oyuncak kaplarda yemek pişirir ve ellerini ağızlarına götürerek dudaklarını açıp yumarlar, fakat karınları doymaz. Onlar da oynarken aralarından birini kumandan yaparlar, fakat onun kumandanlığı beş para etmez. Ne emri ile ordular harekete geçer ve ne de kendisi kumandanlık maaşı alır.
Eğer ahiret olmazsa, dünyada yaptığımız bütün faaliyetler de böyle bir oyundan ileri geçmez.4 Eylül 2012: 09:07 #807193Anonim
Bina ve şantiyesi
Dünya, ahiretin bir şantiyesi mesâbesindedir. Bir binanın şantiyesi İstanbul kadar olsa, kendisi ne kadar olacaktır? Kıyas ediniz!
İşte âhiretin azametine bu misâlden bir derece bakılabilir.4 Eylül 2012: 09:08 #807194Anonim
Sütten nehirler
O Rezzâk-ı Zülcelâl’in her gün insanî validelerden tâ koyunlara ve kedilere kadar bütün memeli hayvanlar kanalıyla bu dünya yüzüne akıttığı sütleri bir araya toplasanız birçok büyük nehirler meydana gelir.
Cennetteki süt ırmaklarını aklına sığıştıramayanlar her gün yeryüzünde akan bu ve benzeri binlerce nehire hiç nazar etmiyorlar mı?
4 Eylül 2012: 09:10 #807195Anonim
[h=1]İnsan kabir yoluyla ahirete yolcudur[/h]Bir tünele girmeden önce birisi bize bu tünel arkasında mükemmel bir şehir olduğundan bahsetse, tünelden çıktığımızda hakikaten bahsedilen şehri görsek ve bu şehirde bir müddet kalsak; daha sonra şehrin öte başındaki ikinci bir tünel bize gösterilse ve bu tünel arkasında da bu şehirle kıyas kabul etmeyecek diğer bir şehrin mevcudiyetinden bahsedilse ve biz bu haberi tekzib etsek ne derece divânelik etmiş oluruz. İşte birinci şehir dünya, ikinci şehir ise âhirettir. Ana rahminden bu dünyaya gelen insan, kabir yoluyla âhirete yolcudur. Buna inanması veya inanmaması onun yolculuğuna tesir etmez. Fakat âhiretteki istasyonlar Cennet ve Cehennem olmak üzere iki tane olduğundan; bu yolculuğun hangisinde biteceğine tesir eder.
4 Eylül 2012: 09:11 #807196Anonim
İstesek de istemesek de
Ana rahminde iken bu dünyada lâzım bütün cihâzatla techiz edildiğimiz gibi, dünyaya geldiğimizde annemizin memelerinde sütümüzü hazır bulduk. Bu işler bizim ihtiyârımızla olmadı. Çocuk olduk, ihtiyârımızla değil; genç olduk, ihtiyârımızla değil; yaşlandık, yine ihtiyârımızla değil… Aynı şekilde, ihtiyârımız olmadan ölecek ve tekrar dirileceğiz.
Bahsettiğimiz hallerin hiçbirinde hiçbir tasarrufa sahip olamayan insan, (hâşâ) ahireti inkâr etmekle de dirilmekten kurtulamayacaktır.Üzerinde bulunduğumuz dünya gemisi ahirete müteveccihen hareket etmektedir. Biz bu gemiye kendi irademizle değil, Allah’ın (C.C.) iradesiyle binmiş bulunuyoruz. Yolculuğumuz da O’nun iradesiyle devam ediyor.
O Sultan-ı Sermedî, bizi bu gemiyle ahiret alemine götürdüğünü, Kur’ân-ı Kerîm’in de beyan buyurduktan sonra, bunun aksi iddialarda bulunmak beş para etmemektedir. Zira, bir kimse bu gemi içinde hangi tarafa koşarsa koşsun ve ne gibi iddialarda bulunursa bulunsun, gideceği yer, ölüm rıhtımı ve onun arkasındaki âhiret alemidir. Gitmemek, karşı koymak,irade ve ihtiyârımızda değildir.
Bu mecburi yolculukta, bizim dünyevî makamlarımız gemideki mevkilere benzetilebilir. Mühim olan husus gideceğimiz yerin selamet sahili olmasıdır. Bu sahile birinci mevkide gitmekle, ikinci veya üçüncü mevkide gitmek arasında bir fark yoktur.
Aksi halde, yani cezaya ve felakete gitmemiz halinde, hiçbir mevki bizi tatmin edemez ve derdimize deva olamaz.
5 Eylül 2012: 15:06 #807262Anonim
Takip edilecek yol
Aklen hareket etmek isteyen bir kimsenin takip edeceği yol, Hâlik-ı Kâinat’ın emir ve nehiylerine harfiyen riayet etmektir. Zira, insanlara İlâhî bir hediye olan aklın muktezası budur.
5 Eylül 2012: 15:08 #807263Anonim
Ey yolcu dikkat et!
İnsan, halife-i arz olduğu için her hareketi zaptediliyor.
Bilindiği gibi, bir başkanın seyahati esnasında basın mensupları onu adım adım tâkip ederek, müspet veya menfî bütün hareketlerinin, sözlerinin ve davranışlarının pozunu alıyorlar. Bu sebeple o da, her hareketine dikkat ettiği gibi, değil bir cümle, bir tek kelime dahi menfî veya lüzumsuz söz söylememeye ihtimam gösteriyor. Bununla beraber, aynı gün uçakla veya diğer vesaitle daha binlerce insan seyahat ettiği halde, onların hiçbirinin peşine gazeteciler takılmıyor.Aynen bunun gibi, her bir insan da melekler tarafından devamlı murakabe altında tutuluyor ve bütün hareketleri ve sözleri zaptediliyor. Bu durum, hayvanat ve nebatat için söz konusu olmuyor.
İşte, mezkûr başkanın yolculuk esnasındaki hassasiyetini, bizim de bütün ömrümüz boyunca göstermemiz lâzım geliyor. Tâ ki, ahirette kendimize ait menfî tablolarla karşılaşmayalım ve onlardan hesaba çekilmeyelim. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.