- Bu konu 1,655 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Mayıs 2010: 12:17 #770796
Anonim
Ne gönlün seyranı ne vecdin hicranı!
Dalıp gidiyordum suskun halimle
Alıp götüren, düşünceleri derinleştirip hicrana bürüyen emsaliyle
İçimin titremeleri, gözlerin dökmeleri vakti gelmişti, diyarın kutsiyetli rüknünden
Bazen duruyor, nazarlarım bir yerleri süzüyor, dil haliyle sükût ederek, kalbimi dinliyordu
Ne kadar okuduğum risale varsa
Dirliğim için kitaplar en faziletli derya olsalar da, ibret bir başka
Yanımda kimse yokken, refakatçiler kendi emellerinde nefeslenirken ve her demden
Anlatmaya muaf fak olamadığım ve fakat takatsiz kalana kadar çırpındığım halden uzaktı
Ne kuşun feryadı ahundan anlıyor
Ne nefesi kesilen mevtanın ibrete amade halinden ders çıkartıyor
Her nasılsa şakımayı marifet sayıyor ve sukutun o eşsiz çığlığına bigane kalıyordu
Kalbin soluklarından bihaber olarak hayatı yaşıyor, ruhun mukadderatına hiç banmıyordu
Ne seherin ulviyetinden bahseder
Ne kaderin mukadderatından bahsederek gerekçeyi terennüm eder
Aşk ve muhabbet için sadece bir heves der, hakikatin rahlesinden içtinap eder gider
Ne gülmesini, ne sükût ettiği vakit, serdettiği esrarı mucibe sini gizler nedense kelam etmezdi
Çocuğun feryadına dayanamazdı
Nisanın çığlığına bigane kalamazdı, o an boynunu büker ağlardı
Nice sevdaları yâd ederek ve fezlekelerini şehrederek, hak ve hakikatleri açıklardı
Ne yanmanın, ne bağırmanın, ne çığlık atarak yerlere atılmanın burukluğunu süzerek akıtırdı
Dağın sesine, nefesine bigane kalma
Suyun aşkına ram olmadan nefesi arza bırakma, idrakini yokla
Ne ziyaretçinin, ne davet edilen misafirin yanında edebi sakın ha kimseye bırakma
Lafazanlığa bulaşarak şekli yeti yudumlama ve her nazarın bir gerekçesi var sakın uzaklaşma
Ne Ahmet’i, ne Mehmet’i ayıplama
Nisanın nefesinden, hasrettiği muhabbetten sudur ettiği halden
Aldatmaya ramak bıraktıran dilden hazlanma, onun kalbi latifliğini hemen anla
Çiçeği sadece uzaktan ve sessizliğinin kadrinden lütfedilen güzellikten mahrum bırakma kokla
Mustafa CİLASUN17 Mayıs 2010: 09:29 #770835Anonim
Unutmak için gönül vermedim!
Aşinası olduğum neler varsa
Temaşa etmek ne kadar kabil olsa da vicdanın firakıyla
Umudun tılsımı, esinin algısı yüreğimi elen vursa, hicranın perdesi ruhumda
Hüznün odağı, hazanın ram eğlediği bahtımda efkârın sultasında bilmem ne aransa
Ne sancısıyla harlaştığım ar
Ne edebin deruniliğinde sinemi dağlayan en latif bahar
Bilmem ki niçin yağıyor haşmetiyle naif kar, ruhumun serencamında elem var
Çekilen çilelerde, pervanesi olduğum heveslerde hikmet esrarıyla kalbimi niye yakar
Ne şairin hissiyatını anlarım
Ne edibin hülyalarında sabahlar kalırım, halime ağlarım
Tevdi edilen ne varsa, gönlümün türap olduğu aşk narsa, korkular yaşamaksa
Vehimler sinemden hayli uzaklarda, açık denizler berraklığında, sevdanın salasında
Bilmem ki ne kadar kolaydır
Unutmanın, unutabilmenin ferahlığı kimler için bir kardır
Suskun sokakların hicranı ne elemli dramdır, serdetmek bilmem niye buhrandır
Sorma halimin perişanlığını, kanayan yaramı, dağlanan hıçkırıklarımdaki meramı
Şu yaralı gönlümü gel de avut
Nerden bilecek ve hissiyatımı terennüm edecek kutlu yakut
Ne gamın, hasredilen hicranın, firakıyla abat olduğum nisyanın farkında değil
Göçüp götüren sinenin feyzini bitiren esinin lahutiliğinde ikamet ettiren dertte mehil
Hani yetim vardır boynu bükük
Niye garibin gizlediği o meramı bin bir ayrışmayla sökük
Dile gelen ve fakat bir türlü söylenemeyen, yüreğin imbiğinde seğirten ve titreten
Sükûtun hıçkırığıyla, kalbin telaşı yaşatarak korkutur ya, aşkın lahikası okunurken
Mustafa CİLASUN18 Mayıs 2010: 09:23 #770884Anonim
Ki bir ilaç sun artık sine-i payeme!
Şehre demediğim duyuların ilzamındayım
Kâh fakirliğime yanarım, kâh bahtıma boyun büker ağlarım
Halim için zehredilen ne varsa sadakatimle tavım, bilmem ki niye yanarım
Sükût eğlediğim, efkârımla demlendiğim, sine-i melalimle kederlenip ve çile çektiğim
Kime sunayım, derdi figanımla yanayım
Suskunluğun pervazında bir ah çekerek hıçkırığa boğulayım
Bakışlarımı kör akşamların sultasında, halin hicran çığlığında avunayım
Bir tebessümün perdesinde soluk alıp ferahlayım, yine vicdanımla baş başa kalanım
Ne yanlılığın şarkısı, nede aşkın bahanesi
Ummanın esrarında vücut bulan hüznün fulyası ve gözyaşı
Düşülen çukurlar, set çekilen bentler, anlamsız gerekçeler kimlerin arkadaşı
Vehimler toprağında sabahlamak, naralar atarak şakımak ve ön yargılarla ayılmak
Ne dil gelen her hecenin meali, ne edebi hali
Tavaf edilen, talan içinde zikredilen, aşktan habersiz nefeslenilen
Hareket ve kuvvetin, evdi edilmiş takatin, her haliyle kaydedilen sahifenin
Mizan sahnesinde, hicranın perdesinde, dil gelen meramın asliyesi neyse edebi halde
Ne çilenin sevdasında harlaşan kutlu nefesin
Ne arifin gönlünde sudur eden inşirahın sahnesinin, ecir kim için
İnayet boyun büktürmez, kalp onsuz aşkın ülfetine erişemez, suhulet gelmez
Firakına ram olduğun, bin hüzün içinde acı varlığın, idraki savsakladığın kar etmez
Bilmem ki ne vakit erişecek sana meramım
Ne yazılmış namelerin hicranındayım, ne üflenen ney’i anlarım
Dile gelen mızrap ne söylüyorsa, açık denizlerin sabrından inkişaf eden arsa
Çaresiz susmalıyım, kalbin hüznüyle ayılıp, hülyaların latifliğinde sabahlamalıyım
Kimseye söz etmeden, yüreğin burukluğu demken
Muhtacın sancısını, yetimin nidasını, garibin umudunu anlamalıyım
Hissiyatın perdesini aralayarak, kalbi inşirah için sahibime el açarak ağlamalıyım
Ne tutkuların, ne zevki hazların, gözlerimin önünde parçalanan zehabı yaşamalıyım
Mustafa CİLASUN19 Mayıs 2010: 07:49 #770911Anonim
Ruhumun Hicran Damlaları!
Nesiller
İlk tohumun nüvesinden müteşekkil
Akıl ve mantık zaviyesinden mükelleftilerİrade
İnsan için tanzim edilen saadet tahtı
Nefsin amade olduğu belagatin üst sanatıdırKalp
Sarihliğinde yalana tevessül etmeyen
Ruhun nizamına temayül eden ötenin hazzıdırYaşamak
Şayet sanat değilse o vakit anlamsızdır
Nitelik her hususta aranacak bahtiyarlığın adıdırHayat
Tanzim için amade olunan arzı mekândır
Düşünmek insana hasredilen en muazzam haktırHürriyet
Bilinmedikçe tutsaklık her zaman olacaktır
Kul olmak dirayeti ihsanla anlamlaşan ihlâsı hazdırTakva
Bilinçsizliğe hasım olan kıvamın tek tahtıdır
Rasgelelik mükellefiyette bulunmamaktadır marazdırHak
Bahşedilen nefesin adresinde anlamlaşmaktır
Sahibinden azade olmak, beşer olarak kalma tanımıdırÖmür
Ölümle özleşen, içselliğinde yeşeren hasbidir
Zamana tabidir, nihayet için haşyetin renginde fetrettirAşk
Bir nur, hatta onur, hali zilletten koruyandır
Çileye boyanmanın tadı, fedakârlığın adı, hilmin hazzıdırSevda
Muhabbete hasredilen tavdır, harı ise rızadır
Vuslat için kanaati solumaktır, sabrı hazla yudumlamaktırİnsan
Adam olamadıktan sonra ne işe yarayacaktır
Adamlık cinsiyetten azade bir kimliktir hak edenin azmidirMustafa CİLASUN
19 Mayıs 2010: 09:18 #770916Anonim
Titreten o melalin firkatiyle şad olayım!
Issız ve bir o kadarda derin sulardayım
Ne dalmanın, ne avare olmanın serkeşliğinde bulunmaktayım
Zihnimi işgal eden, yüreğimi inleten, sinemi hicrana sevk eden efkârı solumaktayım
Bazen ayılıp, yaşadığım sancıları unutup, süruru kuşanıp kansam da yine vurgunum
Ne yanmanın farkında lığında olanım
Ne dağlanan yüreğin vurgunluğunda soluyup, asilik yapanım
Uysallığın kadrinde, tefekkürün teşekkülünde, inşirahın hasretinde nefesi bırakanım
Müddeti nefesi ömrün hüzünlü sahnesini ve hevesin derdest eden elemini anlatamam
Aşk bitti diyorlar, bilmem ne yaşıyorlar
Ruhun insicamından, kalbin suskun çığlığından söz mü ediyorlar
İradeyi lav eden, gönlü hasrettiren, hissiyatın ülfetini inkişaf ettireni görmüyorlar
Gönül kapısı açılmayınca, âlemin ufkundaki ayetler okunmayınca, elbet farkı başka
Ağlamak pek tabii olan bir hissiyattır
İnsanın yaratılışıyla ilzam olan en mukadder sanattır ve haktır
Duygusallığın serencamında dile gelen meramın adresinde vücut bulan hicrandır
Hissedilen ne varsa, edebin deruniliğini kuşanmak farksa, yakarışlar feryatsa hardır
Esin, hıçkırığın sükûtuyla dağlayandır
Dil sussa da, gözler baksa da, umutlar kanatlanmayınca acıdır
Aşk, kalbin mayasıdır, uzletin sadakatine müdrik senasıdır, hissiyat farklıdır
Akıl ilme, nakil kavle, istişare edebi delile, şura tahkikin fevkindeki kalple furkandır
Mazlum hale düşmüş millet zanlıdır
Failin refakatinde, maslahatı methiyede, günü kurtarmak bahanedir
Bahşedilenin farkını unutarak, âlemi deryanın feryadını duymayarak nefsanîdir
Ne kalbi suçlamak, ne ruhun hicranıyla yanmak kifayetsizdir, aşk onun için zevktir
Nisa, sezginin ferahlığında abidedir
Kalbinin ve iradi tahkikin netliğinde ülfettir, aldanıyorsa hissi nefestir
Adam, âdemliğin rüknünde, erdemin güdümünde, sadakatin rahlesinde bir sanattır
Azimet için en kutsi farktır, akidesine sadık değilse bühtandır, sadece beşeri farktır
Mustafa CİLASUN19 Mayıs 2010: 10:28 #770919Anonim
Ne vakit boyun büküp gözyaşı döksem!
Gün geçmiyor ki anmayayım
Derin sessizliğin sunumlarında sabahlayıp ağlamamayım
Suallerin prangasında canhıraş kalmayım, nereye baksam halini aramayayım
Nice yılların sultasında gecenin hicranı yaşatan furyasında kalıp elemle yaşamayım
Artık ne hakkıyla gül koklarım
Ne kararan düşlerimle ufukların hülyasında aşkı anarım
Sevdanın hüzün bağında, hıçkırıklar sağanağında bilmem ki şimdi ne yaparım
Ne senden kalan anıların ruhumu kuşatan mısraların, kalbimin o hazin duvarlarının
Sol yanımın sancısına kanmanın
Susmanın yüreğimde yeksan ettiği efkârı elemle solumanın
İlhamın en latif halini, gönlümü burkan çilemi, edebin en naif ülfet perdesinin
Hicranıyla yaşarım, hangi filmi seyretsem, nasıl bir nağme dinlesem seninle coşarım
Bilmiyorum nasıl geldik bu hale
Sahnelenen her eserde, güfteleşen buğulu hüzünle yaşardık
Nazarların en ihtişamlı letafetiyle sabahlardık, uyumayı emanete bırakırdık
Kalbin en mümbit halinde, inşirahın efsunlu perdelerinde, göçler hülyasına dalardık
Bakışlar o kadar ehil maharet ki
Suhuletin enginliğine hasredilen fedakârlık bir bahane bile
Firakına ram olduğumuz, bin hüzünle umutlandığımız hüzzam sedalar kalpte
Aşkın esinleşen dilinde, ezber bozduran halinde, bahtın en asudelik sahifesinde senle
Dile gelen, boyun büktüren meram
Artık ummanın en kuytu derinliğinde ve sessiz sahnesinde
Kim nasıl duyar ve hisseder, ibretin en latif halini terennüm ederek yâd eder bilmem
Bitmeyen bitmeye takati erdirmeyen ayan, nefesin mukadderatı biliyorum ki her an
Mustafa CİLASUN20 Mayıs 2010: 09:00 #771026Anonim
Puslu aynaların hicranında bizarım!
Artık beklenen vakit gelmişti
Yüreği burkan heves, dirliğe muhtaç nefes biçare kalıyordu
Gözler ne kadar okusa da, halin efkârı anlaşılmayınca, sancılar başlıyor acıyla
Sızlanmak kar etmiyor, nefes muhabbetten arîleşiyor lakin anlamak kalbe erişmiyor
Ne vefasızlığın haline yanarım
Ne hicrana gark olan nefesimle, hüzünden vazgeçip cayarım
Bahtımın toprağında, sinemin meramında, ulviyetin senasında hakikati sorarım
Ne ah çeker ağlarım, ne badı sabah diyerek yanarım, vaktin salasından bir hicranım
Gülendam olan sineyi neyleyim
Şakımaktan solgunlaşmış halin lütfünden uzak bir fakiriyim
Arifin diline, Abidin heybesine, zakirin kederine, nisanın esenliğine niye razıyım
Bir çift sözün, nefesin katresinde gizlenen meşkin, sessizliğin ilzamındaki suhuletin
Mahcubiyetini yaşayarak akmak
Ve edebin her nüshasında, edibin sanatında, mahirin ufkunda
Anlam bularak solumak, esini lütfedenin kadriyle kalbi tanımak ve yol almak
Gayenin azimliğine soyunarak, metanetin rahlesinde hikmete ram olarak yaşamak
Yılların alıp götürdüğü ne varsa
İdrakim için bir sığınak olmadıkça, ibret nüshası maslahatsa
Düşünme artık geç git yoluna diyorum, içimin titrediğine şahit olup ağlıyorum
Derdimi, uhdeleşen meramı halimi anlatamamanın bizarlığını yaşayarak çıkıyorum
Kim bilir belki kelimelerim eski
İçimi inleten mazi sayfalarım öyle derinlikli ki vazgeçemem
Dile gelen ne varsa, ruhumun şahitliği uğrunda ve kalbimden akan hicranla başka
Sahipsiz bir nesep gibi, hikâyesiz bir edip misali, vicdanı dağlanan o annenin sitemi
Ne söylendiğine bakmıyorum ki
Niyetin asliyesinde, sadakatin her sahifesinde yol alıyorum
Kimseyi kınamadan ve hatta ayıplamadan kalbi gözlerimi hassaten kaçırıyorum
O an, vaki olan zamanda halin perdesinden ve esinin hüzün ahenginden aktarıyorum
Mustafa CİLASUN
21 Mayıs 2010: 08:33 #771046Anonim
Hangi günahın azabına metfunum!
Henüz karanlığın ilk bakışlarıydı
Gün kuşatan kasvetin sancısıyla ve hicranla yol alıyordu
Makûs talihin gazası, silinmeyenler olarak anlamlaşan bekası düşündürüyordu
Nereye baksam, sinemin en bakir ikliminde demlesem kar etmiyordu zira biliniyordu
Dağın bir yüzünde bekleyen ağacın
Yalnızlığı içimi burkuyordu, ne gelen, ne giden kimse yoktu
Çığlık çığlığa yarışa başlamış, şakımalarıyla sükûneti ayıltan hüznün feryadıydı
Temaşasında hayrete düştüğüm ve esrarıyla efkârını merak ettiğim mah kuşatıyordu
Yıldızların raksını seyre koyuldum
Mümbit toprağın kokunu yüreğimde duyarak sualler açtım
Kıt aklımla, irfandan arî varlığımla, ilimden nasipsiz zihnimle tefekküre yöneldim
İçimin burukluğunda kat etmiş olduğum onca yılları, bizar bırakan anıları derledim
Neydi kalbimi hüzne gark eden hal
Ruhumun hicran damlalarını durdurmayan anlamlı melal
Sine-i sürurumdan kopan yaprakları, alıp götüren çilenin feryadını yüreğimden al
Ağlamanın bizarlığında hıçkırıklarım kesilmiyordu, dil susuyor, gönül konuşuyordu
Titremeye başladığımı fark ettim
Vakit hayli gecikmişti, ruhum bir nebze olsun durulmuştu
Meramın anlaşıldığına vererek ve kalbi hissedişlerime refakat ederek ayaklandım
Arz ahengiyle mezardı gecenin kuşatıcılığı o kadar anlamlıydı ki gözyaşları boşladı
Nefesin deruniliğinde hakikat vardı
Ruhumu şad eden sahneler ne bir rüyaydı ve ne de bir hülya
Kapanan kanallar yeniden akmaya başlamıştı, yürek sancının elinde ne anlamlıydı
Varlık adına ne yapılsa, yaşamak umut olmaktan çıkıp hırsa koyulunca, aşk uzakta
Mustafa CİLASUN21 Mayıs 2010: 13:36 #771053Anonim
Firkatin aldı götürdü süruru neyleyim!
Açılan ellerimle yine hüzün içindeyim
Boynu bükülmüş bir seyyah misali nefesin ülfetiyle gezinirim
Halin efkârını, derdin ummana akan hicranını nasıl söylerim, hakkı bilirim
Sabrın rahlesinde, hasretin terennüm ettirdiği çillerle içime çekilir aşkınla irkilirim
Dervişin çilesinde, aşkın elemli iksirinde
Kalbin inşiraha tabi olduğu hallerde, gönlün serdettiği biçimde
Asanın bekleyen halinde, dilin meftun olduğu hakikatin kadrindeki vecdiyle
Suskunluğun duçar bıraktığı her halin vaktinde, umudun senasında firkatin diliyle
Asabiyeti neyleyim, aidiyetim kim için
Hiziplere bölünmek, şekli yet bürünmek, ne derleri takip etmek
İhsan perdesinden yüz çevirerek, heveslerin girdabında nefeslenip yürümek
Dil ile söyleneni, nazar ile ifşa edileni görmeyip kalbin latif halini örseleyip ditmek
Onca bölünmüşlük içinde yine bölmek
Muhabbeti esirgeyip buğuz etmeyi yüceltmek, nüfusa eklemek
Teraneler içinde aziz nefesi tüketerek, yeni sahneler için desiseler icra etmek
Kitabı celilin ruhuna aykırı olarak maslahatlara bürünüp sahnelerde boy göstermek
Yönetmek için zafiyeti geçmek gerekir
Nefsin şubesinde ve nizama hasret sesinde illet edepten arîdir
Hakikatin efkârını hissetmeyen gönül bühtandır, cazibe hani koşulda tavdır
Kul olmak, gerekçesiyle yol almak ve akideyi sulandırmadan yaşamak ihlâsa hasır
Sosyolojik olarak ölçüler çok değişti
İnsanın hilkati, ruhi hali, kalbi ilmihali hiç değişmedi, kavaidi
Göreceli olarak, tedrisat dışlanarak, ekranlar boyanarak, nefsanîlik icbar edildi
Ne babam, ne annem geçim derdinden bu hıza erişti ve bizarlık içinde oturup seyretti
Dünyanın her hali gözler önündeydi
Mahremiyetin her hali çarçur edilerek piyasalarda sergilendi
Kandırılan gençler, meraka matlup olan niyetler sınırsızlığın illetiyle nefeslendi
Kalbura dönmüş nesil, edebi dışlayan cemil, yaşadığı hale gerekçe bulan sefiller erdi
Mustafa CİLASUN21 Mayıs 2010: 15:49 #771056Anonim
Maşallah, yüreğinize sağlık.
22 Mayıs 2010: 08:56 #771067Anonim
Kimi sevsem ülfetiyle aşka erişsem!
Hoyrat bir meramın hülyasındaydım
Geçmiş yılların şahikasında solumayı bırakıp dolaşmaya çıktım
Ruhumun mahzunluğunu, kalbimin bizarlığını unutarak başlangıç yapacaktım
Halin fakirliğini, çilenin güzelliğini, sabrın latifliğini, kanaat şevkini anlatacaktım
Şöyle bir etrafıma baktım, yalnızdım
Kuşların şakımaları, yılgınlaşan köpeğin uzanıp sızmasıyla başladım
Kedinin miyavlayarak yakınlaşması, gözlerimden medet ummasıyla dalmıştım
Balkondan sarkıtılan sofra bezini fark edip ve bir anda uzaklaşmasıyla hayıflandım
Çocukluğumda sevdiğim bir kedi vardı
Kurşuni renklere bezeli olduğundan, ismini “duman” olarak koymuştum
Ne vakit yalnız kalsam, hüznü yudumlayarak kuytu köşelere saklansan o vardı
Sıcaklığıyla kucağıma atılır, yumuşaklığıyla gözlerime takılır anlamak isterdi hali
Ne hikmetse çocukluğum hazin geçmişti
O yıllarda geçinmek, fırınlarda haftalık ekmeğin pişmesini beklemek vardı
Ne kadar bayat olsa da, bir zeytini dört parçayla katık yapsak ta ses çıkmazdı
Zavallı babam gecenin bir vaktinde, uyku gözlerinden akarken, sessizce çıkıp giderdi
Oyunlarımız masrafsızdı, arzu sınavdı
Gelip geçen, sanki görülmüyormuş gibi birde ulu orta reklâm eden satıcılar
Bir yelkenli misali gözlerimizin önünden geçip giderken yutkunur öyle kalırdık
Ne kadar hevesimiz kabarsa, gözlerimiz umutla aransa, kaybolana kadar beklerdik
Yine çaresizce sükût eder, oyuna dönerdik
Komşular dayanamayıp çocuklarına aldıkları vakit, biz boyun bükerdik
Sıcak bir çorba yetiyordu, akşama aşma makarna veya patates soğanla yeniyordu
Çay o vakitler çok kıymetliydi, ağır misafirler için düşünülürdü, ev kaklı için yoktu
Pek vahim olarak parti kavgası yaşanırdı
Dost, akraba kim varsa ve kendi gibi düşünmüyorsa düşmanlık başlardı
İslami yaşam, hukuki kavram, ağalık geleneğinde akşam nüfusla anlamlaşıyordu
Söz ve düşüncen kadrin kadar iltifata tabidi, asabiyet her manada önemli gerekçeydi
Mustafa CİLASUN22 Mayıs 2010: 12:17 #771076Anonim
Hani gözyaşlarını unutturacaktın!
Söz vermiştin, peki demiştin
Boynunu bükerek tebessümün güzelliğini fark ettirmiştin
Sarf ettiğin her nefesi yüreğime kilim misali işlemiştin, sürur vermiştin
Ne kadar dile gelen efkârım varsa, edebin sultasında ses çıkartmadan duruyorsa
Akşamdan sabaha susuyorsa
Düşlerin pervazlarında, hülyalar sağanağında bekliyorsa
Her halin, tevdi edilen mukadder nefesin, akli iradenin, hevesi nağmenin
Hüzzamlaşan kederin, hicrana daldıran elemim ve suskun bırakan aşkı hikmetin
Senasıyla dinliyordum sesini
Çünkü edebin her halinde senin aziz nefesini fark ediyordum
Mürebbi refleksin, hamiyetli gayretin, sabra ram olmuş yetinle yetiyordun
Ne vakit başımı eğsem avareliğin eşiğinde gözyaşı döksem ve sitemle nefeslensem
Nasılsa yetişip serinletiyordun
Sanki bir başka âlemin perdesini aralayarak içine alıyordun
Neler anlatsam, derdi bin bir hüzünle sıralasam, içimin yangınını açıklasam
Sanki malum bir halmiş gibi gözlerimin içine bakarak sükûnetle feyiz veriyordun
Öyle anlıyordum geçtiğim yollar
Ruhumun nidasında yaşadığım haller, kalbi iniltilerim haktı
Zaman mefhumu senin için en kudretli vaazdı, insanın farkı akidedeki sanattı
Hikâyelerin dilindeki esrarı şehrederek, vecdin firakından söz edip haz veriyordun
Bir mezarcıdan şöyle bahsederken
Gözyaşlarını hiç gizlemeden zehrediyordun, içimi burkuyordun
Titreyen halimle, acizleşen melalimle ne söyleyeceğimi bilememenin bizarıyım
Ne yapayım ne kalbim inşiraha tabi olup aşkı anlattı, nede gönül kapım açılmıştı
Seninle olmak ve kalbini anlamak
Ruhunun ulviyetinde nefeslenerek idrakin lehçesinde sabahlamak
Lal olan dilin, mal olmuş halin niteliğinde buluşmak, hikmet lahikasını okumak
Vuslatın sesteki ülfetinden, kalpteki hasretinden, ruhun mukadder olacak halinden
Mustafa CİLASUN
22 Mayıs 2010: 13:49 #771078Anonim
Vurgun yemiş bir nefesin halindeki aşk!
Gözlerimin açıldığı, yüreğin dağlandığı andı
İlk evreler batmaya ramak kalmış bir yelkenli andırıyordu hali
Merakın her lehçesi şehre dilmişti, dertlerin ve elemin esrar perdesi aralandığında
Efkârın busesini dile getirmek harap olmuş bir kalbi yeniden imar etmek hayli zordu
Bakışları içimi delercesine ötelere gidiyordu
Zikrettiği ne varsa, hüzzam mahzunluğunda olsa da çok hoştu
Kelimelerin hülasasından başlayarak, mazi sayfalarını şad ederek nefesleniyordu
Bir bir açtığı sayfaların arasına dalarak ve mütebessim bakarak coşkuyu yaşıyordu
Bahsettiği konuların içine alarak götürüyordu
Nihayetinde bir yolculuğa başlamıştık, kalbin ne kadar hali varmış
Umman misali sessiz kalsa da, ülfetine ram olduğu aşkı yaşadıkça bir başkaymış
Nefsin iki şubesinden, nizamsız eleminden, idraksiz kavlinden, zafiyeti iradeden aktı
Ölümle alakalı ne kadar çok ibretler anlattı
Hiçbir korkulacak an bırakmadı ve hatta medarı iftiharla açıkladı
Bizler ne kadar farklı şeylere inanıyorduk, korkuyla uzaklaşıp yabancılaşıyorduk
Kime sorsak, hangi sohbete rastlasak, ehli denen kulla konuşsak, bıkkınlık başlardı
Defin edilen mahalde dahi edepsizlik sardı
Musalla taşının suskunluğundan dem vurarak aşkı edebi açıkladı
Sevdanın telinden, nefesin zerresindeki kederden, çilenin asudeliğinden sözü haktı
Günün her saati, ecelin fetreti, ömrün suhuleti, Abidin niyeti asliyesinden kelam etti
Bir avuç toprağı alıp koklayıp bana uzattı
Gözyaşları akmaya başlamıştı, kalbim niye bu kadar burukluk yaşadı
Tahkikin zaruretinden, ilmin hüccetinden, kitabı celilin evrenselliğindeki demden
Bahsederken ne kadar yabancı kaldığımı, şimdiye kadar anlattıklarımın hülasasını
Ne kadar zarif ve o kadarda arifçe anlattı
Arzın tasnifindeki hikmetten, nefesin müddeti halinden, edebin efendisinden
Gülün efsun zerk eden kutsiyetinden ve hatta dikenin ülfetindeki özneden alıp gitti
Sanki bir rüya halindeydim, öylece dalıp gitmiştim, ikram ettiği çayla irkilmiştim
Mustafa CİLASUN24 Mayıs 2010: 08:56 #771113Anonim
Neydi fark edemediğim ayrıntı!
Yoğun bir uyku bizarlığım vardı
Ne kadar çabalamamda, gözlerimi ovalasam da başaramıyordum
Meğer ne kadar dalmışım, hangi esinle gecenin hazin yolculuğuna uzanmıştım
Düşlerin deryasında, uhdelerin solgunluğunda ve umutların hülya sayfalarındaydım
Açılan pencereden sesler geliyordu
Bulvarın sakinleri dur durak bilmeden bir yarışla koşturuyorlardı
Ahengin kaybolduğu, ruhun anlam bulmadığı melankolik etap taş çıkartıyordu
Belki ilkbahar farkı, belki sabah algısı ve beklide heveslerin salkımı açığa çıkıyordu
Kuşların şakıması, rüzgârın aşkı
Yaprakların bahtındaki sadakat sanatı, ağacın toprak altında ağzı
Nebatatın ve hayvanatın ölüm idrakinin olmayışı, yüreğin kan pompalaması
Kalbin insan için elzem olan firakı alıp götürüyordu bir yerlere, suskun düşüncelerle
Ruhun yetisinde, idrak efsundur
Kalbin rahlesinde aşk, her uzvun ve iradeyi zanaatın mukadderatıdır
Keramet takva cenahında, ihlâsın sevda sağanağında lütfedilen hali fermandır
Beyin zarı, nefesin arlığı, halin suskun sedası, malın ecri kalası aşk figanıyla vardır
Fecrin efkâra ram olmuş halinde
Muştuların beklenen kadrindeki ahenginde hikmeti nasip hakikattir
Rızk sadece yenen ve içilenden ibaret değildir, lütfedilen ise gözle erişilen midir
Ruhun suskun yetisinde, kalbin dillere destan olan mukadder halinde aşk fermandır
O an temas eden ellerle ayıldım
Mütebessim bakam gözlerin derinliğinde bilmem ki neleri arandım
Bir kez daha geçmiş yıllarım için, esinleşmemiş kederin mahcubiyetine kandın
Dalgınlığımın ve alıp götüren sancının hesabıyla halimin fakirliğini esefle araladım
Mustafa CİLASUN24 Mayıs 2010: 09:33 #771114Anonim
Maşaallah şiirleriniz çok güzel.Gönlünüze sağlık
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.