• Bu konu 1,655 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 1,657)
  • Yazar
    Yazılar
  • #770796
    Anonim

      Ne gönlün seyranı ne vecdin hicranı!



      Dalıp gidiyordum suskun halimle
      Alıp götüren, düşünceleri derinleştirip hicrana bürüyen emsaliyle
      İçimin titremeleri, gözlerin dökmeleri vakti gelmişti, diyarın kutsiyetli rüknünden
      Bazen duruyor, nazarlarım bir yerleri süzüyor, dil haliyle sükût ederek, kalbimi dinliyordu


      Ne kadar okuduğum risale varsa
      Dirliğim için kitaplar en faziletli derya olsalar da, ibret bir başka
      Yanımda kimse yokken, refakatçiler kendi emellerinde nefeslenirken ve her demden
      Anlatmaya muaf fak olamadığım ve fakat takatsiz kalana kadar çırpındığım halden uzaktı


      Ne kuşun feryadı ahundan anlıyor
      Ne nefesi kesilen mevtanın ibrete amade halinden ders çıkartıyor
      Her nasılsa şakımayı marifet sayıyor ve sukutun o eşsiz çığlığına bigane kalıyordu
      Kalbin soluklarından bihaber olarak hayatı yaşıyor, ruhun mukadderatına hiç banmıyordu


      Ne seherin ulviyetinden bahseder
      Ne kaderin mukadderatından bahsederek gerekçeyi terennüm eder
      Aşk ve muhabbet için sadece bir heves der, hakikatin rahlesinden içtinap eder gider
      Ne gülmesini, ne sükût ettiği vakit, serdettiği esrarı mucibe sini gizler nedense kelam etmezdi


      Çocuğun feryadına dayanamazdı
      Nisanın çığlığına bigane kalamazdı, o an boynunu büker ağlardı
      Nice sevdaları yâd ederek ve fezlekelerini şehrederek, hak ve hakikatleri açıklardı
      Ne yanmanın, ne bağırmanın, ne çığlık atarak yerlere atılmanın burukluğunu süzerek akıtırdı


      Dağın sesine, nefesine bigane kalma
      Suyun aşkına ram olmadan nefesi arza bırakma, idrakini yokla
      Ne ziyaretçinin, ne davet edilen misafirin yanında edebi sakın ha kimseye bırakma
      Lafazanlığa bulaşarak şekli yeti yudumlama ve her nazarın bir gerekçesi var sakın uzaklaşma


      Ne Ahmet’i, ne Mehmet’i ayıplama
      Nisanın nefesinden, hasrettiği muhabbetten sudur ettiği halden
      Aldatmaya ramak bıraktıran dilden hazlanma, onun kalbi latifliğini hemen anla
      Çiçeği sadece uzaktan ve sessizliğinin kadrinden lütfedilen güzellikten mahrum bırakma kokla



      Mustafa CİLASUN

      #770835
      Anonim

        Unutmak için gönül vermedim!



        Aşinası olduğum neler varsa
        Temaşa etmek ne kadar kabil olsa da vicdanın firakıyla
        Umudun tılsımı, esinin algısı yüreğimi elen vursa, hicranın perdesi ruhumda
        Hüznün odağı, hazanın ram eğlediği bahtımda efkârın sultasında bilmem ne aransa


        Ne sancısıyla harlaştığım ar
        Ne edebin deruniliğinde sinemi dağlayan en latif bahar
        Bilmem ki niçin yağıyor haşmetiyle naif kar, ruhumun serencamında elem var
        Çekilen çilelerde, pervanesi olduğum heveslerde hikmet esrarıyla kalbimi niye yakar


        Ne şairin hissiyatını anlarım
        Ne edibin hülyalarında sabahlar kalırım, halime ağlarım
        Tevdi edilen ne varsa, gönlümün türap olduğu aşk narsa, korkular yaşamaksa
        Vehimler sinemden hayli uzaklarda, açık denizler berraklığında, sevdanın salasında


        Bilmem ki ne kadar kolaydır
        Unutmanın, unutabilmenin ferahlığı kimler için bir kardır
        Suskun sokakların hicranı ne elemli dramdır, serdetmek bilmem niye buhrandır
        Sorma halimin perişanlığını, kanayan yaramı, dağlanan hıçkırıklarımdaki meramı


        Şu yaralı gönlümü gel de avut
        Nerden bilecek ve hissiyatımı terennüm edecek kutlu yakut
        Ne gamın, hasredilen hicranın, firakıyla abat olduğum nisyanın farkında değil
        Göçüp götüren sinenin feyzini bitiren esinin lahutiliğinde ikamet ettiren dertte mehil


        Hani yetim vardır boynu bükük
        Niye garibin gizlediği o meramı bin bir ayrışmayla sökük
        Dile gelen ve fakat bir türlü söylenemeyen, yüreğin imbiğinde seğirten ve titreten
        Sükûtun hıçkırığıyla, kalbin telaşı yaşatarak korkutur ya, aşkın lahikası okunurken



        Mustafa CİLASUN

        #770884
        Anonim

          Ki bir ilaç sun artık sine-i payeme!


          Şehre demediğim duyuların ilzamındayım
          Kâh fakirliğime yanarım, kâh bahtıma boyun büker ağlarım
          Halim için zehredilen ne varsa sadakatimle tavım, bilmem ki niye yanarım
          Sükût eğlediğim, efkârımla demlendiğim, sine-i melalimle kederlenip ve çile çektiğim


          Kime sunayım, derdi figanımla yanayım
          Suskunluğun pervazında bir ah çekerek hıçkırığa boğulayım
          Bakışlarımı kör akşamların sultasında, halin hicran çığlığında avunayım
          Bir tebessümün perdesinde soluk alıp ferahlayım, yine vicdanımla baş başa kalanım


          Ne yanlılığın şarkısı, nede aşkın bahanesi
          Ummanın esrarında vücut bulan hüznün fulyası ve gözyaşı
          Düşülen çukurlar, set çekilen bentler, anlamsız gerekçeler kimlerin arkadaşı
          Vehimler toprağında sabahlamak, naralar atarak şakımak ve ön yargılarla ayılmak


          Ne dil gelen her hecenin meali, ne edebi hali
          Tavaf edilen, talan içinde zikredilen, aşktan habersiz nefeslenilen
          Hareket ve kuvvetin, evdi edilmiş takatin, her haliyle kaydedilen sahifenin
          Mizan sahnesinde, hicranın perdesinde, dil gelen meramın asliyesi neyse edebi halde


          Ne çilenin sevdasında harlaşan kutlu nefesin
          Ne arifin gönlünde sudur eden inşirahın sahnesinin, ecir kim için
          İnayet boyun büktürmez, kalp onsuz aşkın ülfetine erişemez, suhulet gelmez
          Firakına ram olduğun, bin hüzün içinde acı varlığın, idraki savsakladığın kar etmez


          Bilmem ki ne vakit erişecek sana meramım
          Ne yazılmış namelerin hicranındayım, ne üflenen ney’i anlarım
          Dile gelen mızrap ne söylüyorsa, açık denizlerin sabrından inkişaf eden arsa
          Çaresiz susmalıyım, kalbin hüznüyle ayılıp, hülyaların latifliğinde sabahlamalıyım


          Kimseye söz etmeden, yüreğin burukluğu demken
          Muhtacın sancısını, yetimin nidasını, garibin umudunu anlamalıyım
          Hissiyatın perdesini aralayarak, kalbi inşirah için sahibime el açarak ağlamalıyım
          Ne tutkuların, ne zevki hazların, gözlerimin önünde parçalanan zehabı yaşamalıyım


          Mustafa CİLASUN

          #770911
          Anonim

            Ruhumun Hicran Damlaları!




            Nesiller
            İlk tohumun nüvesinden müteşekkil
            Akıl ve mantık zaviyesinden mükelleftiler

            İrade
            İnsan için tanzim edilen saadet tahtı
            Nefsin amade olduğu belagatin üst sanatıdır

            Kalp
            Sarihliğinde yalana tevessül etmeyen
            Ruhun nizamına temayül eden ötenin hazzıdır

            Yaşamak
            Şayet sanat değilse o vakit anlamsızdır
            Nitelik her hususta aranacak bahtiyarlığın adıdır

            Hayat
            Tanzim için amade olunan arzı mekândır
            Düşünmek insana hasredilen en muazzam haktır

            Hürriyet
            Bilinmedikçe tutsaklık her zaman olacaktır
            Kul olmak dirayeti ihsanla anlamlaşan ihlâsı hazdır

            Takva
            Bilinçsizliğe hasım olan kıvamın tek tahtıdır
            Rasgelelik mükellefiyette bulunmamaktadır marazdır

            Hak
            Bahşedilen nefesin adresinde anlamlaşmaktır
            Sahibinden azade olmak, beşer olarak kalma tanımıdır

            Ömür
            Ölümle özleşen, içselliğinde yeşeren hasbidir
            Zamana tabidir, nihayet için haşyetin renginde fetrettir

            Aşk
            Bir nur, hatta onur, hali zilletten koruyandır
            Çileye boyanmanın tadı, fedakârlığın adı, hilmin hazzıdır

            Sevda
            Muhabbete hasredilen tavdır, harı ise rızadır
            Vuslat için kanaati solumaktır, sabrı hazla yudumlamaktır

            İnsan
            Adam olamadıktan sonra ne işe yarayacaktır
            Adamlık cinsiyetten azade bir kimliktir hak edenin azmidir

            Mustafa CİLASUN

            #770916
            Anonim

              Titreten o melalin firkatiyle şad olayım!



              Issız ve bir o kadarda derin sulardayım
              Ne dalmanın, ne avare olmanın serkeşliğinde bulunmaktayım
              Zihnimi işgal eden, yüreğimi inleten, sinemi hicrana sevk eden efkârı solumaktayım
              Bazen ayılıp, yaşadığım sancıları unutup, süruru kuşanıp kansam da yine vurgunum


              Ne yanmanın farkında lığında olanım
              Ne dağlanan yüreğin vurgunluğunda soluyup, asilik yapanım
              Uysallığın kadrinde, tefekkürün teşekkülünde, inşirahın hasretinde nefesi bırakanım
              Müddeti nefesi ömrün hüzünlü sahnesini ve hevesin derdest eden elemini anlatamam


              Aşk bitti diyorlar, bilmem ne yaşıyorlar
              Ruhun insicamından, kalbin suskun çığlığından söz mü ediyorlar
              İradeyi lav eden, gönlü hasrettiren, hissiyatın ülfetini inkişaf ettireni görmüyorlar
              Gönül kapısı açılmayınca, âlemin ufkundaki ayetler okunmayınca, elbet farkı başka


              Ağlamak pek tabii olan bir hissiyattır
              İnsanın yaratılışıyla ilzam olan en mukadder sanattır ve haktır
              Duygusallığın serencamında dile gelen meramın adresinde vücut bulan hicrandır
              Hissedilen ne varsa, edebin deruniliğini kuşanmak farksa, yakarışlar feryatsa hardır


              Esin, hıçkırığın sükûtuyla dağlayandır
              Dil sussa da, gözler baksa da, umutlar kanatlanmayınca acıdır
              Aşk, kalbin mayasıdır, uzletin sadakatine müdrik senasıdır, hissiyat farklıdır
              Akıl ilme, nakil kavle, istişare edebi delile, şura tahkikin fevkindeki kalple furkandır


              Mazlum hale düşmüş millet zanlıdır
              Failin refakatinde, maslahatı methiyede, günü kurtarmak bahanedir
              Bahşedilenin farkını unutarak, âlemi deryanın feryadını duymayarak nefsanîdir
              Ne kalbi suçlamak, ne ruhun hicranıyla yanmak kifayetsizdir, aşk onun için zevktir


              Nisa, sezginin ferahlığında abidedir
              Kalbinin ve iradi tahkikin netliğinde ülfettir, aldanıyorsa hissi nefestir
              Adam, âdemliğin rüknünde, erdemin güdümünde, sadakatin rahlesinde bir sanattır
              Azimet için en kutsi farktır, akidesine sadık değilse bühtandır, sadece beşeri farktır



              Mustafa CİLASUN

              #770919
              Anonim

                Ne vakit boyun büküp gözyaşı döksem!



                Gün geçmiyor ki anmayayım
                Derin sessizliğin sunumlarında sabahlayıp ağlamamayım
                Suallerin prangasında canhıraş kalmayım, nereye baksam halini aramayayım
                Nice yılların sultasında gecenin hicranı yaşatan furyasında kalıp elemle yaşamayım


                Artık ne hakkıyla gül koklarım
                Ne kararan düşlerimle ufukların hülyasında aşkı anarım
                Sevdanın hüzün bağında, hıçkırıklar sağanağında bilmem ki şimdi ne yaparım
                Ne senden kalan anıların ruhumu kuşatan mısraların, kalbimin o hazin duvarlarının


                Sol yanımın sancısına kanmanın
                Susmanın yüreğimde yeksan ettiği efkârı elemle solumanın
                İlhamın en latif halini, gönlümü burkan çilemi, edebin en naif ülfet perdesinin
                Hicranıyla yaşarım, hangi filmi seyretsem, nasıl bir nağme dinlesem seninle coşarım


                Bilmiyorum nasıl geldik bu hale
                Sahnelenen her eserde, güfteleşen buğulu hüzünle yaşardık
                Nazarların en ihtişamlı letafetiyle sabahlardık, uyumayı emanete bırakırdık
                Kalbin en mümbit halinde, inşirahın efsunlu perdelerinde, göçler hülyasına dalardık


                Bakışlar o kadar ehil maharet ki
                Suhuletin enginliğine hasredilen fedakârlık bir bahane bile
                Firakına ram olduğumuz, bin hüzünle umutlandığımız hüzzam sedalar kalpte
                Aşkın esinleşen dilinde, ezber bozduran halinde, bahtın en asudelik sahifesinde senle


                Dile gelen, boyun büktüren meram
                Artık ummanın en kuytu derinliğinde ve sessiz sahnesinde
                Kim nasıl duyar ve hisseder, ibretin en latif halini terennüm ederek yâd eder bilmem
                Bitmeyen bitmeye takati erdirmeyen ayan, nefesin mukadderatı biliyorum ki her an



                Mustafa CİLASUN

                #771026
                Anonim

                  Puslu aynaların hicranında bizarım!



                  Artık beklenen vakit gelmişti
                  Yüreği burkan heves, dirliğe muhtaç nefes biçare kalıyordu
                  Gözler ne kadar okusa da, halin efkârı anlaşılmayınca, sancılar başlıyor acıyla
                  Sızlanmak kar etmiyor, nefes muhabbetten arîleşiyor lakin anlamak kalbe erişmiyor


                  Ne vefasızlığın haline yanarım
                  Ne hicrana gark olan nefesimle, hüzünden vazgeçip cayarım
                  Bahtımın toprağında, sinemin meramında, ulviyetin senasında hakikati sorarım
                  Ne ah çeker ağlarım, ne badı sabah diyerek yanarım, vaktin salasından bir hicranım


                  Gülendam olan sineyi neyleyim
                  Şakımaktan solgunlaşmış halin lütfünden uzak bir fakiriyim
                  Arifin diline, Abidin heybesine, zakirin kederine, nisanın esenliğine niye razıyım
                  Bir çift sözün, nefesin katresinde gizlenen meşkin, sessizliğin ilzamındaki suhuletin


                  Mahcubiyetini yaşayarak akmak
                  Ve edebin her nüshasında, edibin sanatında, mahirin ufkunda
                  Anlam bularak solumak, esini lütfedenin kadriyle kalbi tanımak ve yol almak
                  Gayenin azimliğine soyunarak, metanetin rahlesinde hikmete ram olarak yaşamak


                  Yılların alıp götürdüğü ne varsa
                  İdrakim için bir sığınak olmadıkça, ibret nüshası maslahatsa
                  Düşünme artık geç git yoluna diyorum, içimin titrediğine şahit olup ağlıyorum
                  Derdimi, uhdeleşen meramı halimi anlatamamanın bizarlığını yaşayarak çıkıyorum


                  Kim bilir belki kelimelerim eski
                  İçimi inleten mazi sayfalarım öyle derinlikli ki vazgeçemem
                  Dile gelen ne varsa, ruhumun şahitliği uğrunda ve kalbimden akan hicranla başka
                  Sahipsiz bir nesep gibi, hikâyesiz bir edip misali, vicdanı dağlanan o annenin sitemi


                  Ne söylendiğine bakmıyorum ki
                  Niyetin asliyesinde, sadakatin her sahifesinde yol alıyorum
                  Kimseyi kınamadan ve hatta ayıplamadan kalbi gözlerimi hassaten kaçırıyorum
                  O an, vaki olan zamanda halin perdesinden ve esinin hüzün ahenginden aktarıyorum



                  Mustafa CİLASUN



                  #771046
                  Anonim

                    Hangi günahın azabına metfunum!



                    Henüz karanlığın ilk bakışlarıydı
                    Gün kuşatan kasvetin sancısıyla ve hicranla yol alıyordu
                    Makûs talihin gazası, silinmeyenler olarak anlamlaşan bekası düşündürüyordu
                    Nereye baksam, sinemin en bakir ikliminde demlesem kar etmiyordu zira biliniyordu


                    Dağın bir yüzünde bekleyen ağacın
                    Yalnızlığı içimi burkuyordu, ne gelen, ne giden kimse yoktu
                    Çığlık çığlığa yarışa başlamış, şakımalarıyla sükûneti ayıltan hüznün feryadıydı
                    Temaşasında hayrete düştüğüm ve esrarıyla efkârını merak ettiğim mah kuşatıyordu


                    Yıldızların raksını seyre koyuldum
                    Mümbit toprağın kokunu yüreğimde duyarak sualler açtım
                    Kıt aklımla, irfandan arî varlığımla, ilimden nasipsiz zihnimle tefekküre yöneldim
                    İçimin burukluğunda kat etmiş olduğum onca yılları, bizar bırakan anıları derledim


                    Neydi kalbimi hüzne gark eden hal
                    Ruhumun hicran damlalarını durdurmayan anlamlı melal
                    Sine-i sürurumdan kopan yaprakları, alıp götüren çilenin feryadını yüreğimden al
                    Ağlamanın bizarlığında hıçkırıklarım kesilmiyordu, dil susuyor, gönül konuşuyordu


                    Titremeye başladığımı fark ettim
                    Vakit hayli gecikmişti, ruhum bir nebze olsun durulmuştu
                    Meramın anlaşıldığına vererek ve kalbi hissedişlerime refakat ederek ayaklandım
                    Arz ahengiyle mezardı gecenin kuşatıcılığı o kadar anlamlıydı ki gözyaşları boşladı


                    Nefesin deruniliğinde hakikat vardı
                    Ruhumu şad eden sahneler ne bir rüyaydı ve ne de bir hülya
                    Kapanan kanallar yeniden akmaya başlamıştı, yürek sancının elinde ne anlamlıydı
                    Varlık adına ne yapılsa, yaşamak umut olmaktan çıkıp hırsa koyulunca, aşk uzakta



                    Mustafa CİLASUN

                    #771053
                    Anonim

                      Firkatin aldı götürdü süruru neyleyim!


                      Açılan ellerimle yine hüzün içindeyim
                      Boynu bükülmüş bir seyyah misali nefesin ülfetiyle gezinirim
                      Halin efkârını, derdin ummana akan hicranını nasıl söylerim, hakkı bilirim
                      Sabrın rahlesinde, hasretin terennüm ettirdiği çillerle içime çekilir aşkınla irkilirim


                      Dervişin çilesinde, aşkın elemli iksirinde
                      Kalbin inşiraha tabi olduğu hallerde, gönlün serdettiği biçimde
                      Asanın bekleyen halinde, dilin meftun olduğu hakikatin kadrindeki vecdiyle
                      Suskunluğun duçar bıraktığı her halin vaktinde, umudun senasında firkatin diliyle


                      Asabiyeti neyleyim, aidiyetim kim için
                      Hiziplere bölünmek, şekli yet bürünmek, ne derleri takip etmek
                      İhsan perdesinden yüz çevirerek, heveslerin girdabında nefeslenip yürümek
                      Dil ile söyleneni, nazar ile ifşa edileni görmeyip kalbin latif halini örseleyip ditmek


                      Onca bölünmüşlük içinde yine bölmek
                      Muhabbeti esirgeyip buğuz etmeyi yüceltmek, nüfusa eklemek
                      Teraneler içinde aziz nefesi tüketerek, yeni sahneler için desiseler icra etmek
                      Kitabı celilin ruhuna aykırı olarak maslahatlara bürünüp sahnelerde boy göstermek


                      Yönetmek için zafiyeti geçmek gerekir
                      Nefsin şubesinde ve nizama hasret sesinde illet edepten arîdir
                      Hakikatin efkârını hissetmeyen gönül bühtandır, cazibe hani koşulda tavdır
                      Kul olmak, gerekçesiyle yol almak ve akideyi sulandırmadan yaşamak ihlâsa hasır


                      Sosyolojik olarak ölçüler çok değişti
                      İnsanın hilkati, ruhi hali, kalbi ilmihali hiç değişmedi, kavaidi
                      Göreceli olarak, tedrisat dışlanarak, ekranlar boyanarak, nefsanîlik icbar edildi
                      Ne babam, ne annem geçim derdinden bu hıza erişti ve bizarlık içinde oturup seyretti


                      Dünyanın her hali gözler önündeydi
                      Mahremiyetin her hali çarçur edilerek piyasalarda sergilendi
                      Kandırılan gençler, meraka matlup olan niyetler sınırsızlığın illetiyle nefeslendi
                      Kalbura dönmüş nesil, edebi dışlayan cemil, yaşadığı hale gerekçe bulan sefiller erdi


                      Mustafa CİLASUN

                      #771056
                      Anonim

                        Maşallah, yüreğinize sağlık.

                        #771067
                        Anonim

                          Kimi sevsem ülfetiyle aşka erişsem!



                          Hoyrat bir meramın hülyasındaydım
                          Geçmiş yılların şahikasında solumayı bırakıp dolaşmaya çıktım
                          Ruhumun mahzunluğunu, kalbimin bizarlığını unutarak başlangıç yapacaktım
                          Halin fakirliğini, çilenin güzelliğini, sabrın latifliğini, kanaat şevkini anlatacaktım


                          Şöyle bir etrafıma baktım, yalnızdım
                          Kuşların şakımaları, yılgınlaşan köpeğin uzanıp sızmasıyla başladım
                          Kedinin miyavlayarak yakınlaşması, gözlerimden medet ummasıyla dalmıştım
                          Balkondan sarkıtılan sofra bezini fark edip ve bir anda uzaklaşmasıyla hayıflandım


                          Çocukluğumda sevdiğim bir kedi vardı
                          Kurşuni renklere bezeli olduğundan, ismini “duman” olarak koymuştum
                          Ne vakit yalnız kalsam, hüznü yudumlayarak kuytu köşelere saklansan o vardı
                          Sıcaklığıyla kucağıma atılır, yumuşaklığıyla gözlerime takılır anlamak isterdi hali


                          Ne hikmetse çocukluğum hazin geçmişti
                          O yıllarda geçinmek, fırınlarda haftalık ekmeğin pişmesini beklemek vardı
                          Ne kadar bayat olsa da, bir zeytini dört parçayla katık yapsak ta ses çıkmazdı
                          Zavallı babam gecenin bir vaktinde, uyku gözlerinden akarken, sessizce çıkıp giderdi


                          Oyunlarımız masrafsızdı, arzu sınavdı
                          Gelip geçen, sanki görülmüyormuş gibi birde ulu orta reklâm eden satıcılar
                          Bir yelkenli misali gözlerimizin önünden geçip giderken yutkunur öyle kalırdık
                          Ne kadar hevesimiz kabarsa, gözlerimiz umutla aransa, kaybolana kadar beklerdik


                          Yine çaresizce sükût eder, oyuna dönerdik
                          Komşular dayanamayıp çocuklarına aldıkları vakit, biz boyun bükerdik
                          Sıcak bir çorba yetiyordu, akşama aşma makarna veya patates soğanla yeniyordu
                          Çay o vakitler çok kıymetliydi, ağır misafirler için düşünülürdü, ev kaklı için yoktu


                          Pek vahim olarak parti kavgası yaşanırdı
                          Dost, akraba kim varsa ve kendi gibi düşünmüyorsa düşmanlık başlardı
                          İslami yaşam, hukuki kavram, ağalık geleneğinde akşam nüfusla anlamlaşıyordu
                          Söz ve düşüncen kadrin kadar iltifata tabidi, asabiyet her manada önemli gerekçeydi



                          Mustafa CİLASUN

                          #771076
                          Anonim

                            Hani gözyaşlarını unutturacaktın!


                            Söz vermiştin, peki demiştin
                            Boynunu bükerek tebessümün güzelliğini fark ettirmiştin
                            Sarf ettiğin her nefesi yüreğime kilim misali işlemiştin, sürur vermiştin
                            Ne kadar dile gelen efkârım varsa, edebin sultasında ses çıkartmadan duruyorsa


                            Akşamdan sabaha susuyorsa
                            Düşlerin pervazlarında, hülyalar sağanağında bekliyorsa
                            Her halin, tevdi edilen mukadder nefesin, akli iradenin, hevesi nağmenin
                            Hüzzamlaşan kederin, hicrana daldıran elemim ve suskun bırakan aşkı hikmetin


                            Senasıyla dinliyordum sesini
                            Çünkü edebin her halinde senin aziz nefesini fark ediyordum
                            Mürebbi refleksin, hamiyetli gayretin, sabra ram olmuş yetinle yetiyordun
                            Ne vakit başımı eğsem avareliğin eşiğinde gözyaşı döksem ve sitemle nefeslensem


                            Nasılsa yetişip serinletiyordun
                            Sanki bir başka âlemin perdesini aralayarak içine alıyordun
                            Neler anlatsam, derdi bin bir hüzünle sıralasam, içimin yangınını açıklasam
                            Sanki malum bir halmiş gibi gözlerimin içine bakarak sükûnetle feyiz veriyordun


                            Öyle anlıyordum geçtiğim yollar
                            Ruhumun nidasında yaşadığım haller, kalbi iniltilerim haktı
                            Zaman mefhumu senin için en kudretli vaazdı, insanın farkı akidedeki sanattı
                            Hikâyelerin dilindeki esrarı şehrederek, vecdin firakından söz edip haz veriyordun


                            Bir mezarcıdan şöyle bahsederken
                            Gözyaşlarını hiç gizlemeden zehrediyordun, içimi burkuyordun
                            Titreyen halimle, acizleşen melalimle ne söyleyeceğimi bilememenin bizarıyım
                            Ne yapayım ne kalbim inşiraha tabi olup aşkı anlattı, nede gönül kapım açılmıştı


                            Seninle olmak ve kalbini anlamak
                            Ruhunun ulviyetinde nefeslenerek idrakin lehçesinde sabahlamak
                            Lal olan dilin, mal olmuş halin niteliğinde buluşmak, hikmet lahikasını okumak
                            Vuslatın sesteki ülfetinden, kalpteki hasretinden, ruhun mukadder olacak halinden


                            Mustafa CİLASUN






                            #771078
                            Anonim

                              Vurgun yemiş bir nefesin halindeki aşk!



                              Gözlerimin açıldığı, yüreğin dağlandığı andı
                              İlk evreler batmaya ramak kalmış bir yelkenli andırıyordu hali
                              Merakın her lehçesi şehre dilmişti, dertlerin ve elemin esrar perdesi aralandığında
                              Efkârın busesini dile getirmek harap olmuş bir kalbi yeniden imar etmek hayli zordu


                              Bakışları içimi delercesine ötelere gidiyordu
                              Zikrettiği ne varsa, hüzzam mahzunluğunda olsa da çok hoştu
                              Kelimelerin hülasasından başlayarak, mazi sayfalarını şad ederek nefesleniyordu
                              Bir bir açtığı sayfaların arasına dalarak ve mütebessim bakarak coşkuyu yaşıyordu


                              Bahsettiği konuların içine alarak götürüyordu
                              Nihayetinde bir yolculuğa başlamıştık, kalbin ne kadar hali varmış
                              Umman misali sessiz kalsa da, ülfetine ram olduğu aşkı yaşadıkça bir başkaymış
                              Nefsin iki şubesinden, nizamsız eleminden, idraksiz kavlinden, zafiyeti iradeden aktı


                              Ölümle alakalı ne kadar çok ibretler anlattı
                              Hiçbir korkulacak an bırakmadı ve hatta medarı iftiharla açıkladı
                              Bizler ne kadar farklı şeylere inanıyorduk, korkuyla uzaklaşıp yabancılaşıyorduk
                              Kime sorsak, hangi sohbete rastlasak, ehli denen kulla konuşsak, bıkkınlık başlardı


                              Defin edilen mahalde dahi edepsizlik sardı
                              Musalla taşının suskunluğundan dem vurarak aşkı edebi açıkladı
                              Sevdanın telinden, nefesin zerresindeki kederden, çilenin asudeliğinden sözü haktı
                              Günün her saati, ecelin fetreti, ömrün suhuleti, Abidin niyeti asliyesinden kelam etti


                              Bir avuç toprağı alıp koklayıp bana uzattı
                              Gözyaşları akmaya başlamıştı, kalbim niye bu kadar burukluk yaşadı
                              Tahkikin zaruretinden, ilmin hüccetinden, kitabı celilin evrenselliğindeki demden
                              Bahsederken ne kadar yabancı kaldığımı, şimdiye kadar anlattıklarımın hülasasını


                              Ne kadar zarif ve o kadarda arifçe anlattı
                              Arzın tasnifindeki hikmetten, nefesin müddeti halinden, edebin efendisinden
                              Gülün efsun zerk eden kutsiyetinden ve hatta dikenin ülfetindeki özneden alıp gitti
                              Sanki bir rüya halindeydim, öylece dalıp gitmiştim, ikram ettiği çayla irkilmiştim



                              Mustafa CİLASUN

                              #771113
                              Anonim

                                Neydi fark edemediğim ayrıntı!



                                Yoğun bir uyku bizarlığım vardı
                                Ne kadar çabalamamda, gözlerimi ovalasam da başaramıyordum
                                Meğer ne kadar dalmışım, hangi esinle gecenin hazin yolculuğuna uzanmıştım
                                Düşlerin deryasında, uhdelerin solgunluğunda ve umutların hülya sayfalarındaydım


                                Açılan pencereden sesler geliyordu
                                Bulvarın sakinleri dur durak bilmeden bir yarışla koşturuyorlardı
                                Ahengin kaybolduğu, ruhun anlam bulmadığı melankolik etap taş çıkartıyordu
                                Belki ilkbahar farkı, belki sabah algısı ve beklide heveslerin salkımı açığa çıkıyordu


                                Kuşların şakıması, rüzgârın aşkı
                                Yaprakların bahtındaki sadakat sanatı, ağacın toprak altında ağzı
                                Nebatatın ve hayvanatın ölüm idrakinin olmayışı, yüreğin kan pompalaması
                                Kalbin insan için elzem olan firakı alıp götürüyordu bir yerlere, suskun düşüncelerle


                                Ruhun yetisinde, idrak efsundur
                                Kalbin rahlesinde aşk, her uzvun ve iradeyi zanaatın mukadderatıdır
                                Keramet takva cenahında, ihlâsın sevda sağanağında lütfedilen hali fermandır
                                Beyin zarı, nefesin arlığı, halin suskun sedası, malın ecri kalası aşk figanıyla vardır


                                Fecrin efkâra ram olmuş halinde
                                Muştuların beklenen kadrindeki ahenginde hikmeti nasip hakikattir
                                Rızk sadece yenen ve içilenden ibaret değildir, lütfedilen ise gözle erişilen midir
                                Ruhun suskun yetisinde, kalbin dillere destan olan mukadder halinde aşk fermandır


                                O an temas eden ellerle ayıldım
                                Mütebessim bakam gözlerin derinliğinde bilmem ki neleri arandım
                                Bir kez daha geçmiş yıllarım için, esinleşmemiş kederin mahcubiyetine kandın
                                Dalgınlığımın ve alıp götüren sancının hesabıyla halimin fakirliğini esefle araladım



                                Mustafa CİLASUN

                                #771114
                                Anonim

                                  Maşaallah şiirleriniz çok güzel.Gönlünüze sağlık

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 1,657)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.