- Bu konu 1,655 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Mayıs 2010: 10:08 #771117
Anonim
İdrake meftun bıraktıran ülfetin!
Sazendenin figanıyla derdest oldum
Mızrabın dokunuşla hicranın akışıyla, yüreğin çığlındaydım
Nağmenin hüzzam oluşu, efkârı yavaş yavaş sunuşu ruhuma teselli oluyordu
Kalbimin suskun yanıyla, elemin hüzün sayfasında nefesleniyor ve sendeliyordum
Halimin fakirliğinde yol alıyordum
Nice nefeslerin, dile getirilen dertlerin, bakir çilelerin ahıydı
Ne kadar esrarını şehredemesemde, zerk olunan keder hal diliyle hayli ayandı
Her badede, ram olunmuş elemde hüzün bir başkaydı, lisanı hal odaklıydı, farklıydı
“Mazi kalbimde yaradır” derken
“Söyleyemem derdimi kimseye” güftesini söylerken götürüyordu
Her çekilen, hevesleri tehir ettiren, düşünceleri kederleştiren hissiyatı sevdaydı
Aşk ne kadar haki kattı, iradeyi zafiyet için maslahat mıydı, duygusallık sancıydı
İçtiğim kahvenin hazzıyla baktım
Saçlarımı okşayan yaprakların hicranıyla bir başkalık yaşamıştım
Rüzgârın hüznünde, efkârın büyüsünde bir cazibe vardı, seni sana bırakmıyordu
Anlayan için neleri aralıyor, tefekkür için hesabı güncelliyor ati için ibret saklıyordu
Bir zamanlar Ortadoğu nasıldı
Sermayenin sultasında, zevklerin payesinde fevkalade ayrıcalıktı
O zamanda mazlum yine mazlumdu, sadece ses çıkarmayan ve itaate zorlanandı
Gasp için eşiklik yapanlardı, ruhunu unutanlar olarak bizarlardı, kalp yürekte hardı
Tuğyan edenler için fark kulluktu
Azimetin idrakiyle vecde ram olan gönüller, her şeyin farkındaydı
“La şerike leh” derken, ruhun aidiyetin şuuruyla nefeslenirken, kalbin sesi aşkken
Yeisin sağanağında sabahlamak, şafakların çığlığında ayılmak, niye kar etmiyordu
Mustafa CİLASUN24 Mayıs 2010: 10:18 #771118Anonim
@sonbaharcı 195019 wrote:
Maşaallah şiirleriniz çok güzel.Gönlünüze sağlık
Eyvallah efendim…
En kalbi duygularımla niyaz eğlerim kardeşim…24 Mayıs 2010: 14:33 #771121Anonim
Akşam ruhumun kabrinde bir başka güzel!
Henüz salınışları yeni başlıyordu
Gölgenin sarhoşluğunda, gözleri kuşatan loşluğunda alımlıydı
Hali sessizliğindeki cazibe merakımı celbederek ve kalbimi titreterek bağlıyordu
O kadar kendinden emin, emrin taliminde serin, lütfün sudur unda bir hayli derindi
Süzülürken al yazması manidardı
Sanki hat sanatının enginliğinde soluklanan insicamdı, ne aşktı
Sevdanın tüm müştemilatını terennüm ederek, edebi zindeliği yeğleyen bir farktı
Nezaketin tarifsizliği, hassasiyetin suhuleti, kadirşinaslığın asudeliği yüce sanattı
Cazibesine kapılan her şey onundu
Ne hicranın, ne vicdanın, ne aymazın, ne yalnızın halinde gamdı
Aidiyetinin farkında lığında olan, teslimiyetinin ferahlığını yaşayan bir vakıaydı
Asırlardır suskunluğunu sakladı, sırlarına meftun bırakan hakikatle muhabbet tattı
İnsanlığın her halinden haberdardı
Zira koşulsuz onlarla içli dışlı olmak zorundaydı, aşk başkaydı
Neye şahit olduysa, sırların delaletiyle hicran yaşadıysa ve hüzünle sabahladıysa
Aldığı emanetin kutsiyetinden hiçbir an habersiz gibi davranmadı, aziz saydı, kandı
Şeref sahiplerinin kalbinde nasıldı
Hangi lisanı konuşsalar, asırların derdiyle nefeslerini yorsalar
Sahipsizliğin nedametini duyan, kimlik sorunu yaşayan, ruhun idrakinden kaçan
Asrın her sayfasında, esrarın farkı aklın ve izanın olsa da, muhakeme vicdani aşkta
Neyi saklarsan sakla anlamadıkça
Aşkın hikmetine ram olarak, hilmin bereketine kanmadıkça ağla
Her akşamdan sabaha ölüyorsun nasıl olsa, adaletin farkını ülfetle anmasan da
Ruhun ilzam eden zadeliği, ikram edilmiş güzelliği, güneşin haşyetini anlamayınca
Mustafa CİLASUN
24 Mayıs 2010: 15:45 #751524Anonim
Açık denizler aşkın dilini şehrederler!
Saklamasın kimse, ne kadar kabilse
Kalp titreyerek feryat etse, gözler nazardan yüz çevirse de aldırış etme
Halin demlenen dili, esine hasret kederi, yıllara sâri elemli nefesi dinecek gitme
Umudun hıçkırıklarında kanat çırparken, feryadın sürurunu için akıtırken yakınma
Hani bir sahibin eseriydin unutma
Ne kadar mert olsan da, namerdin nefesinin hükümranlığında uyuma
Yiğitlik cengin, kefilsiz eminliğin, dilsiz salihin, ihlâsta bütünlüğün ifasındadır
Ne kadar azimeti kuşansan, ilmi garbın ufkundan mücerret olarak okusan sancılan
Her rivayetin bir hikâyesi vardır
Çilenin tercümanlık yaptığı, elemin hissiyatı dağladığı bilindiği ardır
Varlık sıhhatli nefesin en mübariz ilgasıdır, geri kalan safsa satan başka hardır
Hancının beklentisi, nefesin erdemlisine olan özlemin sudur unda gizlenen aşkadır
Hami olmak, sahibe yakarmaktır
Ecrin secdeleştiği vakitler, nefesten arîleşen yeisler takvanın karıdır
Keramet ehli, kalbin sahibinden bir an dahi habersiz olamaz, nefsi boşlayamaz
Mürit olan velhasıl olmak için can atan her kimse, hukukunu öncelikle bilmelidir
Asabiyetlerinden arınmadığı o an
Her ne kadar bir beklenti içinde geçirdiği netameli zaman aleyhindir
Füru hallerle uğraşamaz v iştigal edemez, eşref aklın ve idrakin insanlaşmasıdır
Zaman hesabın, müddeti anlayan aklın, mizanın lütfüne mazhar olan bir sevdadır
Yüzmeyi bilmeden denize girmek
Takatini ölçmeden duyguyu önceleyip inşaallahla yetinmek züldür
Zevkin iştiyakıyla heyecana kapılıp çılgınlık yapan, beşerliğin rahlesindedir
Pir aşkın her kademesinde secde halinde ve vecdin kemaliyle evladının halindedir
Mustafa CİLASUN25 Mayıs 2010: 09:33 #771134Anonim
Bilmem niye bu kadar aşka muhtacım!
Kuralına uyulmayan bir hayatın içindeyim
Nice kaleler fetih edilmişken, cenkler nefesleri kesmişken nerdeyim
Bekleten hakikatin, dilenen maslahatın, tevdi edilen fütuhatın arifesinde miydim
Vesilelerin şehre dildiği kütüphaneyi, arşivleşmiş her anı nefeslenmek için elemleyim
Sormuyorum aklıma gelen ürpertiler halini
Ruhumu mest eden, kalbimin en mümbit sahifelerine sürur ektiren
Nefes nefese sahnelerin ilzamını zerk eden, hicranın en naif haliyle yüreğe giren
Uhdelerin, umdenin, tefekkürde gizlenen zarafetin, muhayyiledeki sanatın kitabıydı
Ne kadar yüce ihtimamla muhafaza edilmiş
Nesillerin akıbeti öngörülerek sayfalara mütehassıssen eklenmiş
Ferdi ve içtimai haller, sosyolojik merhaleler, tarihsel hazineler aşkla derlenmiş
Bilmem gereken ezcümle dillerin, milleti millet şuuruyla birleştiren nesiller sevdaydı
Ne kadar asabiyet olsa da farkı ne lazımdı
Hal diline aşina olmayan, kalbin sesiyle mefkûreyi yaşamayan
Maveranın tedrisatında, varlığın itminanlığında, cehtin takvayı nazarında ardı
Sevda en bakir tılsımıyla, ruhun idraki sahanlığında, ibretin gönül pınarındaki aşktı
Nice aşklar vuslata erişemeden küllendiler
Hakikatin cenahında zaman mefhumu izafi değildir, muhkemdir
Niyetin halisliğinde, nefesin her zerresinde, maksada ram olmak vuslat halidir
Ne hainin ihaneti, ne velinin meftun bıraktıran meşki, kalbin inkişafındaki kitaptır
İlliyet hali, nefsin nizamında gerekçedir
İradi zafiyetler, hissiyatı âlemler, zevki haller aşkı örselememeli
Sevda namına bahanelere bürünmemeli, ruhun resmettiği idrakle nefeslenmeli
İrfanın kalbi manada sancısı, mukallidi inanışların yol aldırmamasıdır, esrar vardır
Mustafa CİLASUN27 Mayıs 2010: 11:37 #771214Anonim
Dil lal oldu, gönül hicrana gark oldu!
Bir merhaba demeyi ne kadar çok isterdim
Yıllara sâri yutkunduğum kederin elemiyle sabahladığım gecelerin
Anlamaya muktedir olmak için gösterdiğim gayretin, bin hüzünle efkârlı nefesin
Esaretinde inim inim inletmiştin, ne yapsam ve nereye baksam suçlayandı o melalin
Gözlerinden dökülen yaşların meali miydim
Sinem için demlediğim kederin gizeminde arandığın dikenli dilin
Meşkûk bir halde, halin hazan perdesinde ve hıçkırığın bizar bırakan o kadrinde
Ruhumun mahzun serinliğinde, kalbimi titreten ve ürküten o haykırışın nedenlerinde
Ne yapmıştım kalbin ülfetinden arınmıştım
Suskunluğun rahlesinde sabahlara denk umman sesini aranmıştım
Firakın abat olduğu, firkatin inşiraha mebni gönüllere ilham olduğu aşkı anmıştım
Sevdanın yalanlarından, nefesin heyecanlı sunumlarından muzdarip olarak ağladım
Ne yapmalıyım sualiyle ve edebin kavliyle
Yıllarca sabrederek, gözlerinin yargılayan halinden kaçarak halime
Nakşeden ne kadar sancılarım zuhur ettiyse, bir hikmeti gerekçesi vardır mıdır diye
Umut içinde, hali bizar bıraktıran sahnesinde, çilenin ulviyetine amade aşk esiniyle
Hiç yazmamıştım, yalnızlığa bırakmıştım
Gülerken ağlayan, susarken yüreğin yangınlığında dalan hicrandım
Halimin avareliğine şahit olan kim varsa, hastamı acaba kuşkusuyla bakıyorlardı
Sense ne derler kaygısıyla ve bilmem ki her nasılsa farklı hülyaların sultasındaydın
Ne halimin derinliğine vakıftın nede ardın
Hayatın sosyolojik hallerinden bihaber olan bir can olarak hardın
Kuşku ve korkularınla, önyargılı savlarınla hiçbir vakit kalbin sesine kanmadın
Ne kadar aynı dili konuşuyor olsak ta, duygular farklı lehçelerde olunca hoyrattın
Nasıl anlardım, hiç fırsat vermeyen candın
Anlatmaya başladığım bir an, hıçkırıkların sergileniyordu an be an
Bilmem ki hala ne istiyordun, esaretin pençesinde inlettiğin yetmiyordu biliyordum
Çaresiz susmayı edep telakki edip, bir hikmeti var diyerek sabırla anı bekliyordum
Mustafa CİLASUN
27 Mayıs 2010: 13:35 #771217Anonim
Hiç kalbimin esrarı senasını duydun mu ki?
Gecenin makûs nidasını duyuyordum
Tutmayan uykunun perişanlığında halimce bir yaren arıyordum
Lisanın nisasında duyulmayan perdeleri ve hicranı nefesleri merak ediyordum
Derdin her sahnesini, çilenin hikmetli payesini, efkârın bizar eden halini soluyordum
Zafiyetlerimin hataya duçar eşkâliyle
İrademin azimetten yoksun sefilliğiyle, birde hüzün kalbe girince
Serabın en zarif haliyle, hasretin dile getirdiği hüzzam güfteyle yoldaş oldum
Esinti sinemin en ücra köşesinde yıllara sâri suskun kalan vecdi ruhumda okuyordu
Sarsılmış ve şaşırmış bir haldeydim
Tenimi okşayan ve halimin en yalnızlığında arkadaş olan farktı
Hangi köşeye baksam, gecenin en kuytu karanlığında neyi aransam bir gamdı
Hicranın sazendeliğinde, nakkaşın özverisiyle, ressamın yürek sesiyle esini andım
Dönüp arkama hazinliğimi andım
Ne bir ses ve hatta nefes duyulmaz olmuştu, kulaklar ne yapsın
Kalp itminan olmadıkça, inşirah için talim almadıkça, ruh hicranla yaşadıkça
Güneş doğsa, gün aydınlansa, insanlar koşu atları misali solusalar da sancı haktı
Hani şairler anlatırlar mısralarla
Düşünülen, aklıselim ile nizam edilen, halin dilinden esinlenen
Umutların salasında, sevdanın sancısında, aşkın titreten yamaçlarında ağlarken
Ömrün sahnesinde ikame edemediği, düşlerin perdesinden seslendiği hissiyat var ya
Dürülen bir hayatın acısı başkaydı
Ne kadar çok sinemde gün yüzüne hasret kalmış uhdeler sanıktı
Artık her şey başkaydı, solgunlaşan hal, eskiye mahal kal, vaktin kıskacındaydı
Anlatılmayan her şey zanlıydı, yargıcın müsaadesiyle ve iradeyi hal ile keyfiyetiyle
Mustafa CİLASUN
28 Mayıs 2010: 12:18 #771226Anonim
Umudun yolculuğuna çıkmış gönüller!
Ulviyetin cenahında cehtin aşkı var
Yakar mı hiç böyle kutsi gönülleri yaratan çünkü vecdi ar
Ne vicdanın burukluğu, ne meşakkatin yoğunluğu ve nede sevda noksanlığı kar
Nar, ruhun mücerret senasında, aşkın ilham sancağında, çilenin ocağında süruru har
Kimler çekmedi bu dünyanın kahrını
Hiç durma bir göz at, atin için mazinin makûs sayfalarını
Talan edilmiş yurtları, yetin bırakılan çocukları, mahzun kalan zavallı nisaları
Anaların feryadını, babaların gözyaşlarını, evlatların hissiyat nidasının o çığlığını
Yetmedi, garbın eşkâlindeki kahpelik
Zulmettiği ve sömürdüğü asırlara nakşetmiş bir kepazelik
Zürriyetsiz, ülfetten habersiz, dini müminden nasipsiz, iblisin ahenginde şerefsiz
Yağmaladı, bakir bir vatan bırakmadı bayrakları bayrak yapan mefkûreye inanmadı
Bir zamanlar zulme abat olmuş nesil
Ecdadımın hanifliğinde, kalbi ve kemali yet latifliğindeydi
İnayet gösterildi, zulme ve işgale ve hatta daha beterine duçar olan nesli kurtardı
Musevi olmak Tevrat’a inanmak ve hatta hiçbir kutsiyete inanmamak suç sayılmadı
O kadar lütufkâr davranıldı ki haklı
Ticareti maharetin, kazanmak için hırsı cehtin cenahıydılar
En müşkül halimizde, işgallerin furyasında, savaşların soldurduğunda yoktular
Yalnızca kazanmanın, tahrif edilmiş hülyalarının, hatta tahakküm eden hahamların
Sultasında ve emanetin halkasında
Devlet kurmak için, nesilleri seküler hale getirmek için çalıştılar
Entrika ve desiselerin, zihinleri esir alan sahnelerin, iblise taş çıkartan şerliğin
Sultanlığına soyundular, şerefli Filistin halkını ve umutlarında aşklaşan sevdaları
Müstekbir maharetiyle dünya milletlerinin sessizliğinde işgal edip mahkûm yaptılar
İHH ve sivil toplum kuruluşları ve insani feryatları, imani sedaları yola çıkmışlardı
Mazlum Filistin halkına yardım etmek ve yaralarını bir nebze olsun dindirmek İÇİN
Mustafa CİLASUN3 Haziran 2010: 08:48 #771307Anonim
Gecenin kalbinden deryanın uzletinden dem!
Söyleyin âşıklara kederlenip ağlamasınlar
Issız köşelere çekilip sine-i melallerini dağlamasınlar, ansınlar
Lütfedilen ne varsa, hasret sabrın ilgasında keşfedilen vuslatsa aldırmasınlar
Aşkın ülfetinde, sevdanın hazin sesinde, hakikatin lehçesinde bizarlık yaşamasınlar
Ruhun insicamında garipliği okumasınlar
Kalbin senasında bahşedilen sürurun farkına varsınlar, kansınlar
İdrakin rükûsunda, edebin manaya metfun ferahlığında garipliği bulmasınlar
Ulviyetin rahlesinde uyuyup kalmasınlar ve inşirahın penceresinden aşkı yazsınlar
Temaşa eden bulutların hüznü sevdayadır
Hasret çeken gönlün hicranı ram olduğu feryattır, hakikat nardır
Hevesin nizamı, zevkin ibrete mahkûm kalanı, dilin halden arî hitabı fermandır
Yazılmış her ne varsa, şayet edebin senasından uzaksa ve hakikat aşkın furkanıysa
Hiç korkma, bahtın kitabında aşk vuslatsa
Niyetin asliyesinde vahdeti vucut sevdalaşan cenahsa, coşkuyla
Ne kadar gönül kapın açılsa, kalbin inşirahın sofrasında sultansa aşkı yudumla
Esin olan iksir nefesi buğularsa, sine-i hicran mananın inkişafında yolunu bulmuşsa
Aşk, iradeden vazgeçmenin ihsası vecdidir
Kemali yet ülfetle nefeslenmenin ve ruhun yetisiyle meşk etmektir
Keramet takvanın perdesinden serdedilen ve aklın hilkatinden maruz hikmettir
Nefes müddetin, heves örfü ananenin, akıl sıratı müstakimin kalp yalnızca sahibinin
Hikmet teslimiyetin, uzlet muhakemenin
Kudret vaktin hasretinde nefeslenen ibreti edebiyle nasiplenenindir
Mühlet bahşedilen her ne varsa, umudun mahcubiyeti kalbi olunca, aşkı adalettir
Hakkaniyet, vicdanın sahnesinde ve şehre dilmeye muhtaç olan muştuysa ferasettir
Mustafa CİLASUN3 Haziran 2010: 09:31 #771308Anonim
Bilmem ki nasıl bir lisan-ı hal ile anlatayım!
Tükendi artık şu nakdi ömrüm neyleyim
Şehredilmeye muhtaç ahvalimle boyun büküp umuda göçüp gideyim
Kimseye ses etmeyim, kalbimin yetimliğini gizleyip inleyim, çaresizce titreyim
Yeter ki kimseyi üzmeyeyim, zanlar içinde çürümeyip nefesin ulviyetiyle aşka ereyimNe hamasetin kör duvarlarında inleyim
Ne kıskançlığın esaretinde müddeti nefes için halimi eşkâle söyleyim
Ne ülfetten nasipsiz kalbin, nede şereften bihaber halin kadrine muhtaç olayım
İncesazın, ruhi cenahın, hukuki ikmalin, vecdi ihsanın, ulvi hazzın aşkıyla yanayımDilde sermayem yok, halde aşk bir ok
Nazarın perdelerinde, efkârın sahnelerinde, sine-i mahzunluk bir şok
Ne vakit tezahür ederse, yüreğin hicranı açık denizlerin derdiyle kederlenince
Elaman diyen gönüllerin, feryadı duyulmayan nefeslerin ve anlaşılmayan melallerinVurgun yemiş garipliğin kalbindeyim
Neyleyim, ne söyledimse, nasıl kelamı kavlince derledimse anlamadın
Hiç okumadın ve anlamak için zanlarından kurtulmadın, sadece haykırdın
Yargılayan gözlerinden, muhabbetsiz nefesinden, ülfetsiz kalbinden usandırıp yaktınNe kadar yakın olsak ta çok uzaktayız
Bir başka ifadeyle ayrı dünyaların rahlesinden eğitim alan soluklarız
Tashihi kanaatin, zahiri halin, vicdan bakirliğinde dağlanmış nidanın harıyız
Akla gelen ne varsa gayretin yıldıran çabasıyla sabredip ve susmaya şimdi muhtacızÇık artık kuytu karanlığın koridorundan
Sosyolojik temayüller bilinirken ve hakikatken, hala eskilerde kaldın
Tekâmüle inanmadın, teknolojiyi dışladın, insanların muhabbetini ayıpladın
Bilgi saraydan anlamadığın gibi, anlayan ve alakadar olan herkesi çetleşiyor sandınAldın kitabı celili odana kapandın kaldın
Hiç anlamaya ihtiyaç duymadan okumaya çalıştın, tilavetler yaptın
Hafızı kuranların, namı meşhur solukların, kasetçalarlarını aldın, neyi anladın
Kulakları rahatsız edecek kadar teybin sesini açarak, o gözlere şaşkınlığını yaşattınMustafa CİLASUN
3 Haziran 2010: 09:32 #771309Anonim
Titreten anın firakında şimdi bizarım!
Tiz bir çığlığın şaşkınlığında aranıyordum
Nereye baksam, gözlerimle haşyetin esaretinde aransam olmuyordu
Ses yüreğimi dağlıyor, kulaklarımın çeperlerini hırpalayıp yaralıyor, parçalıyordu
Nasıl bir hissiyatın figanıydı ki, nasıl bir ıstırabın zanlısıydı ki sinemi pençeliyorduBir çırpıda ayağa kalkarak etrafa koştum
Uzaklarda koşuşanlar, telaş içinde bakışan ve sessiz uğultular duydum
O an ve içinde garipliğin her haline duçar bırakan zamanı kalbimde yoklayıp andım
Ne olmuştu nasıl bir bahane sebep olmuştu ve bahtın o sayfaları konuşulup kalmıştıNefesim kesik kesik, çıkarken sızım vardı
Merakın perdelerini aralamaya başlarken, yürümeye devam ediyordum
Yol kenarlarında bekleşenler çocuklar, garipçe bakan köpekler, miyavlayan kediler
Bir şeyler anlatmak istiyorlardı nazarlarıyla ve mazileşen o anın kalan sancılarıylaNihayet kalabalığın mahşerine ulaşmıştım
Acı ve kederde, elem ve dertte, zülüm ve esenlikte, düğün ve kabirlerde
Paydası bir olan, kalbinin sahibiyle anlamlaşan, hüzün ve hicranın sesine ram olan
Mahzun ve masum gönüller seferber olarak ellerinden gelen ne varsa koşturuyorlardıDuyulan seslerden yükselen bir şey vardı
Ve bin hüzünlü gözler yolların her haline muhtaç olarak bakınıyorlardı
Firkatin deminden, firakın kadrinden, keş kelerin çeşitliliğinden salınımlar ordaydı
Acıyla öten siren sesi uğultunun yayılan perdesini yırtarak geldiğini haber veriyorduBahtın ve hikmetiyle inşiraha aç aşkın
Sevdaların hülyasında yalnızlaşan makûs yazgının, izdüşümleri vardı
Ne yazılsa, mum ışığında sabahlara denk sancıyla yığılıp kalınsa, hakikat vuslatsa
Nedametin ve içinden çıkılamayan derdin bahanesi yoktu, ihmal nefesin katlini andıMustafa CİLASUN
3 Haziran 2010: 09:32 #771310Anonim
Merhem koyup onarma sinemdeki yarayı!
Sus sus artık vakit çok geç gün karardı
Ne bir hevesim ve ne de bir içimi sürurla kuşatan umudum kaldı
Vakit daraldı, can-ı hülyada takat kalmadı, gözler afalladı, sinem kan ağladı
Kurşunileşen düşler ağlattı, ruhumu kuşatan hicran sancıların kadrine bırakıp yaktıArtık ne çıkacak, kalp hüzne kalacak
Dağlanan yüreğim, yıllara sâri sabrı celilim, kanaati bereketim
Alıp götürüyor açık denizlerin halime aşina olan ahengindeki suhuletli ülfete
Elem kadrinde, hazan sine-i sahnesindeki asudeliğinde, boynum çaresiz bükülür işteNe çektiysem, bahtın dilinde acizsem
Nefesin firakında, firkatin ruhu ihya eden senasında demdeydim
Hem öksüz ve hem de yetim bir çocuk gibiydim, yıllara taş çıkartan abideydim
Nasılsa yıkılmadım, duvar üstlerinde ve güneşin zevalinde suskunluğu yudumladımSaatlerce uyuyup kaldım ve yalnızdım
Acıyan gözlerin serencamında, yargılayan halin ocağında kaldım
Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun hasretiyle çaresiz bekledim ve kekeledim
Sual edenler için boynumu bükerdim, ne babamın halinden nede annemin derdindenFırsat vermeye çekinir, çeker giderdim
Çünkü onlarda mağdurdu, geçim derdiyle ahvalini unutan kederdi
Hukukun ikamesinden, akaidi muhakemeden, içtimai halden, habersiz nefesti
Hamiyetin zerresine, himmetin ülfetine, hanifliğin kadrine muhtaç canı asudelerdiYıllarca kabuk tutmuş yaramı fark etme
Sancıların dilinden, çilenin seferberliğinden, sabrın her halinden
Sahnelerde rolünü oynayan, bahtın yelpazesinde umutla sükûta sığınan erdim
Hülasa, artık dert etme sessizce ve kimsesizce göçme zamanı zuhur etti, halleştimMustafa CİLASUN
3 Haziran 2010: 09:33 #771311Anonim
Bir sen kaldın içimde kalbim sahibiyle!
Ne kadar kalabalığın içindeysem de
Hoyratlığın her sahnesine gülüp geçsem de, sinem hasretinde
Kalbimi yaralayan, nefesi ziyadesiyle dağlayan, gözyaşlarını çağıran ferdin
Bir ömür ve nihayetsiz hüzünle sabrı içtim, kuytu köşelerin ilgasında soluklandımHenüz çok gençlik yıllarındaydım
Neyi arar, hangi nazarla bakar, kalbin letafetinden uzaktım
Heveslerin heyecanıyla, bahanelerin hülyasında, yüzmeyi bilmeden daldım
Ne bir korku ve ne de bir hesap ruhumu hicrana sokardı, ne akıl ve ne de sır akladıYalnızca hevesin ilgası vakıaydı
Güneşin yaktığı gibi, selin yuttuğu gibi, düşün güttüğü gibiydi
Nereye baksam, ahengin ilzamıyla farklılaşsam, incesaz misali edebi ansam
Ölüm için derinliğin sayfalarını açsam bilinmeyenler için suallere dostluk yapsamİllegali tenin cezbine kapılmasam
Her tutkuyu, hevesle korkuyu, alıp götüren umuyu aşk sanmasam
Aklın selimliğinde, fikrin hakikate meftun bıraktıran bereketiyle ve vecdiyle
Eşrefe nail olmanın, takvanın onuruyla yaşamanın, firkatin kadrinde kavrulmanınNeme lazımcılığın ve aymazlığın
Görmezden geldiğimiz, halleşemediğimiz, zevk için tercihlerimiz
Mukadder olan vademiz, hakikatin lisanıyla yüzleşemediğimiz kayıplarımız
Yüreğimi hırpalarken, içimi kanatırken, kalbimi titretirken düşünceler yolundayımNe söylesem, yalnızlığımla göçsem
Şehredemediğim melalinin elemiyle yüzleşsem kifayet etmeyecek
Hani kimsenin olmayan ve fakat her canın yüreğini burkan esin ve iksir misali
Vuslatın raddesinden, işaret taşlarının gerekçesinden hala habersizliğim hakikatkenLayık olmadığım halde lütfettiniz
Engin hamiyetinizle payidar eğlediniz ve kalbimi ihya etmiştiniz
Halin dilinden, ruhun ufuk yelpazesinden, kalbin muhteviyatı aşka muhtaç iken
Ses verdiniz, özünüzden ikram ettiniz, dağlanan sineme ülfet oldunuz, çok uzakkenMustafa CİLASUN
3 Haziran 2010: 09:33 #771312Anonim
Ve beklenen barbarlık sergilendi!
Vurgun yemiş gönüllerin derdi için
Mahzun neslin kanayan yaralarını bir nebze sarmak için
İnsanlık adına, mahşeri vicdanla, her ne kadar sessizlik ruhumu hicrana salsa da
Umudun yolculuğunda yangın gönüllerin kalbin dilinden anlayıp gayrete soyununcaKarınca kararınca, niyet halis olunca
İnayet ve ihsanın, çile ve işgalin, insan yüreğindeki yaranın
Dünyanın gözleri önünde ve ihanetin her türlü lehçesiyle sergilenen müstekbirliğin
Altı yüz yolcunun, dört yüz ellisi Türk ve birçok milletten müteşekkil insan yoldaydıNeydi amaçları ve sadakat duyarlılığı
Yeryüzü suskunluğun ve her türlü talanın içinde nefeslenirken
Mazlum mümin milletin, işgal altında akseden nidanın sesini duymayan kulakların
Hüznüyle ve elden her ne geldiyse, birlik ve beraberlik coşkusuyla, cehde başlanmıştıGarbın afakı, medeniyetin meskûnluğu
Böylemi olmalıydı, nerde bir Müslüman katli var ”susarlardı”
Ziyadesiyle lafazanlık yaparak ve insanlığın akıbetleriyle oynayarak cayarlardı
Bir zamanlar kendi milletlerinin dahi hunharca katline vesile olan, yapanlar onlardıVelhasıl, operasyonla işgal başlamıştı
Silahsız ve savunmasız bir vaziyette, hiçbir korku vehmetmeyince
Güya devlet olan, hakkı gasp ederek mazlum milletin göğsüne hançer sokan
İsrail devleti ve halkı namına olmadık ihanet ve işgallerle terör üstlüğü pazarlayanİnanç uğruna iblis handikabına banan
Zulmetin ve nefsi kepazeliğin sultasıyla bakan insanlığı suçlayan
Hiçbir dilden anlamadığı gibi, kendi içselliğinde muhalefetin nefesini dışlayan
Enteresan ve garaip, tecessüs, irtikap, irtica, abes ve absürt kelimelerine taş çıkartanOnca insanın şahadetine vesile oldular
Masum gönüllerin sancılarını hiçe sayarak barbarlığı yansıttılar
Bir manada mahkûm oldular ki zaten gönüllerin dilinde bizzat suçlu mahlûktular
Elli dört ülkenin temsilcilerini hiçe sayarak dünyaya meydan okuyup, yıkıp yaktılarMustafa CİLASUN
3 Haziran 2010: 09:33 #771313Anonim
Ne bir çiçek kopardım ne kalpte yer aldım!
Kayboldum, kaybolan yıllar içinde
Bazen alıp götüren ve bazen de içimi titreten hüznün nefesiyle
Hem sevdim ve beklide sevildim zannıyla sevinmiştim, aşkın azizliğine verdim
Hasrettiğim mahzun gönlümle, umutların vadesinde, yine gözlerim buğulu bir haldeNeydi yüreğimin dinmeyen ağrısı
Hazanın en suskun sahnesinde ve sinemi ürperten perdesiyle
Boynum bükülmüş bir halde, gözlerim serabın seyrinde, zihnim kaybolmuş halde
Yâd ellere seslenmek, halin efkârından vazgeçerek nefeslenmek, içimi hazza erdirmekBöyle geçiyordu ve hal diliyordu
Direnişin sukutunda, hıçkırışın çığlığında bu gönül ağlar ya
Açmayan baharlarda, yalnızlığın şafağında, hicranın ruhu dağlayan meramıyla
Bir yerlere ve fakat nereye olduğu bilinmez bir halde, kalbimi yaralayan dertlerimleHani bir su akar ya derinlerden
Nerden ilham aldığı henüz aşikâr değilken, sessiz halinden
Aşkın mücerret sahnesinden, sevdanın anlam bulan rahlesinden, esrarı hal iken
Boynu bükük, dili sönük gözleri cezbe ayan bir ferle katreyi payeyle adanmış haldeBin hüzün esin olacaktır belki de
Aşkın hasreti, şehre dilemeyen lehçesi ve hikmeti marifeti
Can mı dayanır, gönül ağlamaktan nasıl usanır, kalp çileyle elbet anlamlaşır
Ruh sabırla arlanır, nefis vicdanla hesaplaşır, akıl izanın kadrinde kalır sevdalanırToprağın zülfünde aşk ikramdır
Kabrin bakir sessizliğinde anlamlaşan hakikati tufandır
Mizan niye vardır, hesap zehrolunan girdaptır, vecdin cenahında ağlayandır
Nasıl ve hangi zamanda vaki olur, dil lal olarak anlam bulur, kalp vuslata soyunurArkamdan hiç ağlayıp sızlanma
Dünya denilen mahşeri kalabalıkta, bir hevesim kalmadı anla
Bir ömrün hikâyesinden bahsediyorum şimdi sana, ne kadar yalnız kalsan da
Figan ederek hayıflanma, sırlarım nasıl olsa idrakin sancısıyla yüreğimi dağlayıncaMustafa CİLASUN
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.