• Bu konu 1,655 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 1,657)
  • Yazar
    Yazılar
  • #771117
    Anonim

      İdrake meftun bıraktıran ülfetin!



      Sazendenin figanıyla derdest oldum
      Mızrabın dokunuşla hicranın akışıyla, yüreğin çığlındaydım
      Nağmenin hüzzam oluşu, efkârı yavaş yavaş sunuşu ruhuma teselli oluyordu
      Kalbimin suskun yanıyla, elemin hüzün sayfasında nefesleniyor ve sendeliyordum


      Halimin fakirliğinde yol alıyordum
      Nice nefeslerin, dile getirilen dertlerin, bakir çilelerin ahıydı
      Ne kadar esrarını şehredemesemde, zerk olunan keder hal diliyle hayli ayandı
      Her badede, ram olunmuş elemde hüzün bir başkaydı, lisanı hal odaklıydı, farklıydı


      “Mazi kalbimde yaradır” derken
      “Söyleyemem derdimi kimseye” güftesini söylerken götürüyordu
      Her çekilen, hevesleri tehir ettiren, düşünceleri kederleştiren hissiyatı sevdaydı
      Aşk ne kadar haki kattı, iradeyi zafiyet için maslahat mıydı, duygusallık sancıydı


      İçtiğim kahvenin hazzıyla baktım
      Saçlarımı okşayan yaprakların hicranıyla bir başkalık yaşamıştım
      Rüzgârın hüznünde, efkârın büyüsünde bir cazibe vardı, seni sana bırakmıyordu
      Anlayan için neleri aralıyor, tefekkür için hesabı güncelliyor ati için ibret saklıyordu


      Bir zamanlar Ortadoğu nasıldı
      Sermayenin sultasında, zevklerin payesinde fevkalade ayrıcalıktı
      O zamanda mazlum yine mazlumdu, sadece ses çıkarmayan ve itaate zorlanandı
      Gasp için eşiklik yapanlardı, ruhunu unutanlar olarak bizarlardı, kalp yürekte hardı


      Tuğyan edenler için fark kulluktu
      Azimetin idrakiyle vecde ram olan gönüller, her şeyin farkındaydı
      “La şerike leh” derken, ruhun aidiyetin şuuruyla nefeslenirken, kalbin sesi aşkken
      Yeisin sağanağında sabahlamak, şafakların çığlığında ayılmak, niye kar etmiyordu



      Mustafa CİLASUN

      #771118
      Anonim

        @sonbaharcı 195019 wrote:

        Maşaallah şiirleriniz çok güzel.Gönlünüze sağlık

        Eyvallah efendim…
        En kalbi duygularımla niyaz eğlerim kardeşim…

        #771121
        Anonim

          Akşam ruhumun kabrinde bir başka güzel!



          Henüz salınışları yeni başlıyordu
          Gölgenin sarhoşluğunda, gözleri kuşatan loşluğunda alımlıydı
          Hali sessizliğindeki cazibe merakımı celbederek ve kalbimi titreterek bağlıyordu
          O kadar kendinden emin, emrin taliminde serin, lütfün sudur unda bir hayli derindi


          Süzülürken al yazması manidardı
          Sanki hat sanatının enginliğinde soluklanan insicamdı, ne aşktı
          Sevdanın tüm müştemilatını terennüm ederek, edebi zindeliği yeğleyen bir farktı
          Nezaketin tarifsizliği, hassasiyetin suhuleti, kadirşinaslığın asudeliği yüce sanattı


          Cazibesine kapılan her şey onundu
          Ne hicranın, ne vicdanın, ne aymazın, ne yalnızın halinde gamdı
          Aidiyetinin farkında lığında olan, teslimiyetinin ferahlığını yaşayan bir vakıaydı
          Asırlardır suskunluğunu sakladı, sırlarına meftun bırakan hakikatle muhabbet tattı


          İnsanlığın her halinden haberdardı
          Zira koşulsuz onlarla içli dışlı olmak zorundaydı, aşk başkaydı
          Neye şahit olduysa, sırların delaletiyle hicran yaşadıysa ve hüzünle sabahladıysa
          Aldığı emanetin kutsiyetinden hiçbir an habersiz gibi davranmadı, aziz saydı, kandı


          Şeref sahiplerinin kalbinde nasıldı
          Hangi lisanı konuşsalar, asırların derdiyle nefeslerini yorsalar
          Sahipsizliğin nedametini duyan, kimlik sorunu yaşayan, ruhun idrakinden kaçan
          Asrın her sayfasında, esrarın farkı aklın ve izanın olsa da, muhakeme vicdani aşkta


          Neyi saklarsan sakla anlamadıkça
          Aşkın hikmetine ram olarak, hilmin bereketine kanmadıkça ağla
          Her akşamdan sabaha ölüyorsun nasıl olsa, adaletin farkını ülfetle anmasan da
          Ruhun ilzam eden zadeliği, ikram edilmiş güzelliği, güneşin haşyetini anlamayınca



          Mustafa CİLASUN


          #751524
          Anonim

            Açık denizler aşkın dilini şehrederler!



            Saklamasın kimse, ne kadar kabilse
            Kalp titreyerek feryat etse, gözler nazardan yüz çevirse de aldırış etme
            Halin demlenen dili, esine hasret kederi, yıllara sâri elemli nefesi dinecek gitme
            Umudun hıçkırıklarında kanat çırparken, feryadın sürurunu için akıtırken yakınma


            Hani bir sahibin eseriydin unutma
            Ne kadar mert olsan da, namerdin nefesinin hükümranlığında uyuma
            Yiğitlik cengin, kefilsiz eminliğin, dilsiz salihin, ihlâsta bütünlüğün ifasındadır
            Ne kadar azimeti kuşansan, ilmi garbın ufkundan mücerret olarak okusan sancılan


            Her rivayetin bir hikâyesi vardır
            Çilenin tercümanlık yaptığı, elemin hissiyatı dağladığı bilindiği ardır
            Varlık sıhhatli nefesin en mübariz ilgasıdır, geri kalan safsa satan başka hardır
            Hancının beklentisi, nefesin erdemlisine olan özlemin sudur unda gizlenen aşkadır


            Hami olmak, sahibe yakarmaktır
            Ecrin secdeleştiği vakitler, nefesten arîleşen yeisler takvanın karıdır
            Keramet ehli, kalbin sahibinden bir an dahi habersiz olamaz, nefsi boşlayamaz
            Mürit olan velhasıl olmak için can atan her kimse, hukukunu öncelikle bilmelidir


            Asabiyetlerinden arınmadığı o an
            Her ne kadar bir beklenti içinde geçirdiği netameli zaman aleyhindir
            Füru hallerle uğraşamaz v iştigal edemez, eşref aklın ve idrakin insanlaşmasıdır
            Zaman hesabın, müddeti anlayan aklın, mizanın lütfüne mazhar olan bir sevdadır


            Yüzmeyi bilmeden denize girmek
            Takatini ölçmeden duyguyu önceleyip inşaallahla yetinmek züldür
            Zevkin iştiyakıyla heyecana kapılıp çılgınlık yapan, beşerliğin rahlesindedir
            Pir aşkın her kademesinde secde halinde ve vecdin kemaliyle evladının halindedir



            Mustafa CİLASUN

            #771134
            Anonim

              Bilmem niye bu kadar aşka muhtacım!



              Kuralına uyulmayan bir hayatın içindeyim
              Nice kaleler fetih edilmişken, cenkler nefesleri kesmişken nerdeyim
              Bekleten hakikatin, dilenen maslahatın, tevdi edilen fütuhatın arifesinde miydim
              Vesilelerin şehre dildiği kütüphaneyi, arşivleşmiş her anı nefeslenmek için elemleyim


              Sormuyorum aklıma gelen ürpertiler halini
              Ruhumu mest eden, kalbimin en mümbit sahifelerine sürur ektiren
              Nefes nefese sahnelerin ilzamını zerk eden, hicranın en naif haliyle yüreğe giren
              Uhdelerin, umdenin, tefekkürde gizlenen zarafetin, muhayyiledeki sanatın kitabıydı


              Ne kadar yüce ihtimamla muhafaza edilmiş
              Nesillerin akıbeti öngörülerek sayfalara mütehassıssen eklenmiş
              Ferdi ve içtimai haller, sosyolojik merhaleler, tarihsel hazineler aşkla derlenmiş
              Bilmem gereken ezcümle dillerin, milleti millet şuuruyla birleştiren nesiller sevdaydı


              Ne kadar asabiyet olsa da farkı ne lazımdı
              Hal diline aşina olmayan, kalbin sesiyle mefkûreyi yaşamayan
              Maveranın tedrisatında, varlığın itminanlığında, cehtin takvayı nazarında ardı
              Sevda en bakir tılsımıyla, ruhun idraki sahanlığında, ibretin gönül pınarındaki aşktı


              Nice aşklar vuslata erişemeden küllendiler
              Hakikatin cenahında zaman mefhumu izafi değildir, muhkemdir
              Niyetin halisliğinde, nefesin her zerresinde, maksada ram olmak vuslat halidir
              Ne hainin ihaneti, ne velinin meftun bıraktıran meşki, kalbin inkişafındaki kitaptır


              İlliyet hali, nefsin nizamında gerekçedir
              İradi zafiyetler, hissiyatı âlemler, zevki haller aşkı örselememeli
              Sevda namına bahanelere bürünmemeli, ruhun resmettiği idrakle nefeslenmeli
              İrfanın kalbi manada sancısı, mukallidi inanışların yol aldırmamasıdır, esrar vardır



              Mustafa CİLASUN

              #771214
              Anonim

                Dil lal oldu, gönül hicrana gark oldu!



                Bir merhaba demeyi ne kadar çok isterdim
                Yıllara sâri yutkunduğum kederin elemiyle sabahladığım gecelerin
                Anlamaya muktedir olmak için gösterdiğim gayretin, bin hüzünle efkârlı nefesin
                Esaretinde inim inim inletmiştin, ne yapsam ve nereye baksam suçlayandı o melalin


                Gözlerinden dökülen yaşların meali miydim
                Sinem için demlediğim kederin gizeminde arandığın dikenli dilin
                Meşkûk bir halde, halin hazan perdesinde ve hıçkırığın bizar bırakan o kadrinde
                Ruhumun mahzun serinliğinde, kalbimi titreten ve ürküten o haykırışın nedenlerinde


                Ne yapmıştım kalbin ülfetinden arınmıştım
                Suskunluğun rahlesinde sabahlara denk umman sesini aranmıştım
                Firakın abat olduğu, firkatin inşiraha mebni gönüllere ilham olduğu aşkı anmıştım
                Sevdanın yalanlarından, nefesin heyecanlı sunumlarından muzdarip olarak ağladım


                Ne yapmalıyım sualiyle ve edebin kavliyle
                Yıllarca sabrederek, gözlerinin yargılayan halinden kaçarak halime
                Nakşeden ne kadar sancılarım zuhur ettiyse, bir hikmeti gerekçesi vardır mıdır diye
                Umut içinde, hali bizar bıraktıran sahnesinde, çilenin ulviyetine amade aşk esiniyle


                Hiç yazmamıştım, yalnızlığa bırakmıştım
                Gülerken ağlayan, susarken yüreğin yangınlığında dalan hicrandım
                Halimin avareliğine şahit olan kim varsa, hastamı acaba kuşkusuyla bakıyorlardı
                Sense ne derler kaygısıyla ve bilmem ki her nasılsa farklı hülyaların sultasındaydın


                Ne halimin derinliğine vakıftın nede ardın
                Hayatın sosyolojik hallerinden bihaber olan bir can olarak hardın
                Kuşku ve korkularınla, önyargılı savlarınla hiçbir vakit kalbin sesine kanmadın
                Ne kadar aynı dili konuşuyor olsak ta, duygular farklı lehçelerde olunca hoyrattın


                Nasıl anlardım, hiç fırsat vermeyen candın
                Anlatmaya başladığım bir an, hıçkırıkların sergileniyordu an be an
                Bilmem ki hala ne istiyordun, esaretin pençesinde inlettiğin yetmiyordu biliyordum
                Çaresiz susmayı edep telakki edip, bir hikmeti var diyerek sabırla anı bekliyordum



                Mustafa CİLASUN

                #771217
                Anonim

                  Hiç kalbimin esrarı senasını duydun mu ki?



                  Gecenin makûs nidasını duyuyordum
                  Tutmayan uykunun perişanlığında halimce bir yaren arıyordum
                  Lisanın nisasında duyulmayan perdeleri ve hicranı nefesleri merak ediyordum
                  Derdin her sahnesini, çilenin hikmetli payesini, efkârın bizar eden halini soluyordum


                  Zafiyetlerimin hataya duçar eşkâliyle
                  İrademin azimetten yoksun sefilliğiyle, birde hüzün kalbe girince
                  Serabın en zarif haliyle, hasretin dile getirdiği hüzzam güfteyle yoldaş oldum
                  Esinti sinemin en ücra köşesinde yıllara sâri suskun kalan vecdi ruhumda okuyordu


                  Sarsılmış ve şaşırmış bir haldeydim
                  Tenimi okşayan ve halimin en yalnızlığında arkadaş olan farktı
                  Hangi köşeye baksam, gecenin en kuytu karanlığında neyi aransam bir gamdı
                  Hicranın sazendeliğinde, nakkaşın özverisiyle, ressamın yürek sesiyle esini andım


                  Dönüp arkama hazinliğimi andım
                  Ne bir ses ve hatta nefes duyulmaz olmuştu, kulaklar ne yapsın
                  Kalp itminan olmadıkça, inşirah için talim almadıkça, ruh hicranla yaşadıkça
                  Güneş doğsa, gün aydınlansa, insanlar koşu atları misali solusalar da sancı haktı


                  Hani şairler anlatırlar mısralarla
                  Düşünülen, aklıselim ile nizam edilen, halin dilinden esinlenen
                  Umutların salasında, sevdanın sancısında, aşkın titreten yamaçlarında ağlarken
                  Ömrün sahnesinde ikame edemediği, düşlerin perdesinden seslendiği hissiyat var ya


                  Dürülen bir hayatın acısı başkaydı
                  Ne kadar çok sinemde gün yüzüne hasret kalmış uhdeler sanıktı
                  Artık her şey başkaydı, solgunlaşan hal, eskiye mahal kal, vaktin kıskacındaydı
                  Anlatılmayan her şey zanlıydı, yargıcın müsaadesiyle ve iradeyi hal ile keyfiyetiyle



                  Mustafa CİLASUN







                  #771226
                  Anonim

                    Umudun yolculuğuna çıkmış gönüller!


                    Ulviyetin cenahında cehtin aşkı var
                    Yakar mı hiç böyle kutsi gönülleri yaratan çünkü vecdi ar
                    Ne vicdanın burukluğu, ne meşakkatin yoğunluğu ve nede sevda noksanlığı kar
                    Nar, ruhun mücerret senasında, aşkın ilham sancağında, çilenin ocağında süruru har


                    Kimler çekmedi bu dünyanın kahrını
                    Hiç durma bir göz at, atin için mazinin makûs sayfalarını
                    Talan edilmiş yurtları, yetin bırakılan çocukları, mahzun kalan zavallı nisaları
                    Anaların feryadını, babaların gözyaşlarını, evlatların hissiyat nidasının o çığlığını


                    Yetmedi, garbın eşkâlindeki kahpelik
                    Zulmettiği ve sömürdüğü asırlara nakşetmiş bir kepazelik
                    Zürriyetsiz, ülfetten habersiz, dini müminden nasipsiz, iblisin ahenginde şerefsiz
                    Yağmaladı, bakir bir vatan bırakmadı bayrakları bayrak yapan mefkûreye inanmadı


                    Bir zamanlar zulme abat olmuş nesil
                    Ecdadımın hanifliğinde, kalbi ve kemali yet latifliğindeydi
                    İnayet gösterildi, zulme ve işgale ve hatta daha beterine duçar olan nesli kurtardı
                    Musevi olmak Tevrat’a inanmak ve hatta hiçbir kutsiyete inanmamak suç sayılmadı


                    O kadar lütufkâr davranıldı ki haklı
                    Ticareti maharetin, kazanmak için hırsı cehtin cenahıydılar
                    En müşkül halimizde, işgallerin furyasında, savaşların soldurduğunda yoktular
                    Yalnızca kazanmanın, tahrif edilmiş hülyalarının, hatta tahakküm eden hahamların


                    Sultasında ve emanetin halkasında
                    Devlet kurmak için, nesilleri seküler hale getirmek için çalıştılar
                    Entrika ve desiselerin, zihinleri esir alan sahnelerin, iblise taş çıkartan şerliğin
                    Sultanlığına soyundular, şerefli Filistin halkını ve umutlarında aşklaşan sevdaları
                    Müstekbir maharetiyle dünya milletlerinin sessizliğinde işgal edip mahkûm yaptılar
                    İHH ve sivil toplum kuruluşları ve insani feryatları, imani sedaları yola çıkmışlardı
                    Mazlum Filistin halkına yardım etmek ve yaralarını bir nebze olsun dindirmek İÇİN


                    Mustafa CİLASUN

                    #771307
                    Anonim

                      Gecenin kalbinden deryanın uzletinden dem!



                      Söyleyin âşıklara kederlenip ağlamasınlar
                      Issız köşelere çekilip sine-i melallerini dağlamasınlar, ansınlar
                      Lütfedilen ne varsa, hasret sabrın ilgasında keşfedilen vuslatsa aldırmasınlar
                      Aşkın ülfetinde, sevdanın hazin sesinde, hakikatin lehçesinde bizarlık yaşamasınlar


                      Ruhun insicamında garipliği okumasınlar
                      Kalbin senasında bahşedilen sürurun farkına varsınlar, kansınlar
                      İdrakin rükûsunda, edebin manaya metfun ferahlığında garipliği bulmasınlar
                      Ulviyetin rahlesinde uyuyup kalmasınlar ve inşirahın penceresinden aşkı yazsınlar


                      Temaşa eden bulutların hüznü sevdayadır
                      Hasret çeken gönlün hicranı ram olduğu feryattır, hakikat nardır
                      Hevesin nizamı, zevkin ibrete mahkûm kalanı, dilin halden arî hitabı fermandır
                      Yazılmış her ne varsa, şayet edebin senasından uzaksa ve hakikat aşkın furkanıysa


                      Hiç korkma, bahtın kitabında aşk vuslatsa
                      Niyetin asliyesinde vahdeti vucut sevdalaşan cenahsa, coşkuyla
                      Ne kadar gönül kapın açılsa, kalbin inşirahın sofrasında sultansa aşkı yudumla
                      Esin olan iksir nefesi buğularsa, sine-i hicran mananın inkişafında yolunu bulmuşsa


                      Aşk, iradeden vazgeçmenin ihsası vecdidir
                      Kemali yet ülfetle nefeslenmenin ve ruhun yetisiyle meşk etmektir
                      Keramet takvanın perdesinden serdedilen ve aklın hilkatinden maruz hikmettir
                      Nefes müddetin, heves örfü ananenin, akıl sıratı müstakimin kalp yalnızca sahibinin


                      Hikmet teslimiyetin, uzlet muhakemenin
                      Kudret vaktin hasretinde nefeslenen ibreti edebiyle nasiplenenindir
                      Mühlet bahşedilen her ne varsa, umudun mahcubiyeti kalbi olunca, aşkı adalettir
                      Hakkaniyet, vicdanın sahnesinde ve şehre dilmeye muhtaç olan muştuysa ferasettir



                      Mustafa CİLASUN

                      #771308
                      Anonim

                        Bilmem ki nasıl bir lisan-ı hal ile anlatayım!

                        Tükendi artık şu nakdi ömrüm neyleyim
                        Şehredilmeye muhtaç ahvalimle boyun büküp umuda göçüp gideyim
                        Kimseye ses etmeyim, kalbimin yetimliğini gizleyip inleyim, çaresizce titreyim
                        Yeter ki kimseyi üzmeyeyim, zanlar içinde çürümeyip nefesin ulviyetiyle aşka ereyim

                        Ne hamasetin kör duvarlarında inleyim
                        Ne kıskançlığın esaretinde müddeti nefes için halimi eşkâle söyleyim
                        Ne ülfetten nasipsiz kalbin, nede şereften bihaber halin kadrine muhtaç olayım
                        İncesazın, ruhi cenahın, hukuki ikmalin, vecdi ihsanın, ulvi hazzın aşkıyla yanayım

                        Dilde sermayem yok, halde aşk bir ok
                        Nazarın perdelerinde, efkârın sahnelerinde, sine-i mahzunluk bir şok
                        Ne vakit tezahür ederse, yüreğin hicranı açık denizlerin derdiyle kederlenince
                        Elaman diyen gönüllerin, feryadı duyulmayan nefeslerin ve anlaşılmayan melallerin

                        Vurgun yemiş garipliğin kalbindeyim
                        Neyleyim, ne söyledimse, nasıl kelamı kavlince derledimse anlamadın
                        Hiç okumadın ve anlamak için zanlarından kurtulmadın, sadece haykırdın
                        Yargılayan gözlerinden, muhabbetsiz nefesinden, ülfetsiz kalbinden usandırıp yaktın

                        Ne kadar yakın olsak ta çok uzaktayız
                        Bir başka ifadeyle ayrı dünyaların rahlesinden eğitim alan soluklarız
                        Tashihi kanaatin, zahiri halin, vicdan bakirliğinde dağlanmış nidanın harıyız
                        Akla gelen ne varsa gayretin yıldıran çabasıyla sabredip ve susmaya şimdi muhtacız

                        Çık artık kuytu karanlığın koridorundan
                        Sosyolojik temayüller bilinirken ve hakikatken, hala eskilerde kaldın
                        Tekâmüle inanmadın, teknolojiyi dışladın, insanların muhabbetini ayıpladın
                        Bilgi saraydan anlamadığın gibi, anlayan ve alakadar olan herkesi çetleşiyor sandın

                        Aldın kitabı celili odana kapandın kaldın
                        Hiç anlamaya ihtiyaç duymadan okumaya çalıştın, tilavetler yaptın
                        Hafızı kuranların, namı meşhur solukların, kasetçalarlarını aldın, neyi anladın
                        Kulakları rahatsız edecek kadar teybin sesini açarak, o gözlere şaşkınlığını yaşattın

                        Mustafa CİLASUN

                        #771309
                        Anonim

                          Titreten anın firakında şimdi bizarım!

                          Tiz bir çığlığın şaşkınlığında aranıyordum
                          Nereye baksam, gözlerimle haşyetin esaretinde aransam olmuyordu
                          Ses yüreğimi dağlıyor, kulaklarımın çeperlerini hırpalayıp yaralıyor, parçalıyordu
                          Nasıl bir hissiyatın figanıydı ki, nasıl bir ıstırabın zanlısıydı ki sinemi pençeliyordu

                          Bir çırpıda ayağa kalkarak etrafa koştum
                          Uzaklarda koşuşanlar, telaş içinde bakışan ve sessiz uğultular duydum
                          O an ve içinde garipliğin her haline duçar bırakan zamanı kalbimde yoklayıp andım
                          Ne olmuştu nasıl bir bahane sebep olmuştu ve bahtın o sayfaları konuşulup kalmıştı

                          Nefesim kesik kesik, çıkarken sızım vardı
                          Merakın perdelerini aralamaya başlarken, yürümeye devam ediyordum
                          Yol kenarlarında bekleşenler çocuklar, garipçe bakan köpekler, miyavlayan kediler
                          Bir şeyler anlatmak istiyorlardı nazarlarıyla ve mazileşen o anın kalan sancılarıyla

                          Nihayet kalabalığın mahşerine ulaşmıştım
                          Acı ve kederde, elem ve dertte, zülüm ve esenlikte, düğün ve kabirlerde
                          Paydası bir olan, kalbinin sahibiyle anlamlaşan, hüzün ve hicranın sesine ram olan
                          Mahzun ve masum gönüller seferber olarak ellerinden gelen ne varsa koşturuyorlardı

                          Duyulan seslerden yükselen bir şey vardı
                          Ve bin hüzünlü gözler yolların her haline muhtaç olarak bakınıyorlardı
                          Firkatin deminden, firakın kadrinden, keş kelerin çeşitliliğinden salınımlar ordaydı
                          Acıyla öten siren sesi uğultunun yayılan perdesini yırtarak geldiğini haber veriyordu

                          Bahtın ve hikmetiyle inşiraha aç aşkın
                          Sevdaların hülyasında yalnızlaşan makûs yazgının, izdüşümleri vardı
                          Ne yazılsa, mum ışığında sabahlara denk sancıyla yığılıp kalınsa, hakikat vuslatsa
                          Nedametin ve içinden çıkılamayan derdin bahanesi yoktu, ihmal nefesin katlini andı

                          Mustafa CİLASUN

                          #771310
                          Anonim

                            Merhem koyup onarma sinemdeki yarayı!

                            Sus sus artık vakit çok geç gün karardı
                            Ne bir hevesim ve ne de bir içimi sürurla kuşatan umudum kaldı
                            Vakit daraldı, can-ı hülyada takat kalmadı, gözler afalladı, sinem kan ağladı
                            Kurşunileşen düşler ağlattı, ruhumu kuşatan hicran sancıların kadrine bırakıp yaktı

                            Artık ne çıkacak, kalp hüzne kalacak
                            Dağlanan yüreğim, yıllara sâri sabrı celilim, kanaati bereketim
                            Alıp götürüyor açık denizlerin halime aşina olan ahengindeki suhuletli ülfete
                            Elem kadrinde, hazan sine-i sahnesindeki asudeliğinde, boynum çaresiz bükülür işte

                            Ne çektiysem, bahtın dilinde acizsem
                            Nefesin firakında, firkatin ruhu ihya eden senasında demdeydim
                            Hem öksüz ve hem de yetim bir çocuk gibiydim, yıllara taş çıkartan abideydim
                            Nasılsa yıkılmadım, duvar üstlerinde ve güneşin zevalinde suskunluğu yudumladım

                            Saatlerce uyuyup kaldım ve yalnızdım
                            Acıyan gözlerin serencamında, yargılayan halin ocağında kaldım
                            Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun hasretiyle çaresiz bekledim ve kekeledim
                            Sual edenler için boynumu bükerdim, ne babamın halinden nede annemin derdinden

                            Fırsat vermeye çekinir, çeker giderdim
                            Çünkü onlarda mağdurdu, geçim derdiyle ahvalini unutan kederdi
                            Hukukun ikamesinden, akaidi muhakemeden, içtimai halden, habersiz nefesti
                            Hamiyetin zerresine, himmetin ülfetine, hanifliğin kadrine muhtaç canı asudelerdi

                            Yıllarca kabuk tutmuş yaramı fark etme
                            Sancıların dilinden, çilenin seferberliğinden, sabrın her halinden
                            Sahnelerde rolünü oynayan, bahtın yelpazesinde umutla sükûta sığınan erdim
                            Hülasa, artık dert etme sessizce ve kimsesizce göçme zamanı zuhur etti, halleştim

                            Mustafa CİLASUN

                            #771311
                            Anonim

                              Bir sen kaldın içimde kalbim sahibiyle!

                              Ne kadar kalabalığın içindeysem de
                              Hoyratlığın her sahnesine gülüp geçsem de, sinem hasretinde
                              Kalbimi yaralayan, nefesi ziyadesiyle dağlayan, gözyaşlarını çağıran ferdin
                              Bir ömür ve nihayetsiz hüzünle sabrı içtim, kuytu köşelerin ilgasında soluklandım

                              Henüz çok gençlik yıllarındaydım
                              Neyi arar, hangi nazarla bakar, kalbin letafetinden uzaktım
                              Heveslerin heyecanıyla, bahanelerin hülyasında, yüzmeyi bilmeden daldım
                              Ne bir korku ve ne de bir hesap ruhumu hicrana sokardı, ne akıl ve ne de sır akladı

                              Yalnızca hevesin ilgası vakıaydı
                              Güneşin yaktığı gibi, selin yuttuğu gibi, düşün güttüğü gibiydi
                              Nereye baksam, ahengin ilzamıyla farklılaşsam, incesaz misali edebi ansam
                              Ölüm için derinliğin sayfalarını açsam bilinmeyenler için suallere dostluk yapsam

                              İllegali tenin cezbine kapılmasam
                              Her tutkuyu, hevesle korkuyu, alıp götüren umuyu aşk sanmasam
                              Aklın selimliğinde, fikrin hakikate meftun bıraktıran bereketiyle ve vecdiyle
                              Eşrefe nail olmanın, takvanın onuruyla yaşamanın, firkatin kadrinde kavrulmanın

                              Neme lazımcılığın ve aymazlığın
                              Görmezden geldiğimiz, halleşemediğimiz, zevk için tercihlerimiz
                              Mukadder olan vademiz, hakikatin lisanıyla yüzleşemediğimiz kayıplarımız
                              Yüreğimi hırpalarken, içimi kanatırken, kalbimi titretirken düşünceler yolundayım

                              Ne söylesem, yalnızlığımla göçsem
                              Şehredemediğim melalinin elemiyle yüzleşsem kifayet etmeyecek
                              Hani kimsenin olmayan ve fakat her canın yüreğini burkan esin ve iksir misali
                              Vuslatın raddesinden, işaret taşlarının gerekçesinden hala habersizliğim hakikatken

                              Layık olmadığım halde lütfettiniz
                              Engin hamiyetinizle payidar eğlediniz ve kalbimi ihya etmiştiniz
                              Halin dilinden, ruhun ufuk yelpazesinden, kalbin muhteviyatı aşka muhtaç iken
                              Ses verdiniz, özünüzden ikram ettiniz, dağlanan sineme ülfet oldunuz, çok uzakken

                              Mustafa CİLASUN

                              #771312
                              Anonim

                                Ve beklenen barbarlık sergilendi!

                                Vurgun yemiş gönüllerin derdi için
                                Mahzun neslin kanayan yaralarını bir nebze sarmak için
                                İnsanlık adına, mahşeri vicdanla, her ne kadar sessizlik ruhumu hicrana salsa da
                                Umudun yolculuğunda yangın gönüllerin kalbin dilinden anlayıp gayrete soyununca

                                Karınca kararınca, niyet halis olunca
                                İnayet ve ihsanın, çile ve işgalin, insan yüreğindeki yaranın
                                Dünyanın gözleri önünde ve ihanetin her türlü lehçesiyle sergilenen müstekbirliğin
                                Altı yüz yolcunun, dört yüz ellisi Türk ve birçok milletten müteşekkil insan yoldaydı

                                Neydi amaçları ve sadakat duyarlılığı
                                Yeryüzü suskunluğun ve her türlü talanın içinde nefeslenirken
                                Mazlum mümin milletin, işgal altında akseden nidanın sesini duymayan kulakların
                                Hüznüyle ve elden her ne geldiyse, birlik ve beraberlik coşkusuyla, cehde başlanmıştı

                                Garbın afakı, medeniyetin meskûnluğu
                                Böylemi olmalıydı, nerde bir Müslüman katli var ”susarlardı”
                                Ziyadesiyle lafazanlık yaparak ve insanlığın akıbetleriyle oynayarak cayarlardı
                                Bir zamanlar kendi milletlerinin dahi hunharca katline vesile olan, yapanlar onlardı

                                Velhasıl, operasyonla işgal başlamıştı
                                Silahsız ve savunmasız bir vaziyette, hiçbir korku vehmetmeyince
                                Güya devlet olan, hakkı gasp ederek mazlum milletin göğsüne hançer sokan
                                İsrail devleti ve halkı namına olmadık ihanet ve işgallerle terör üstlüğü pazarlayan

                                İnanç uğruna iblis handikabına banan
                                Zulmetin ve nefsi kepazeliğin sultasıyla bakan insanlığı suçlayan
                                Hiçbir dilden anlamadığı gibi, kendi içselliğinde muhalefetin nefesini dışlayan
                                Enteresan ve garaip, tecessüs, irtikap, irtica, abes ve absürt kelimelerine taş çıkartan

                                Onca insanın şahadetine vesile oldular
                                Masum gönüllerin sancılarını hiçe sayarak barbarlığı yansıttılar
                                Bir manada mahkûm oldular ki zaten gönüllerin dilinde bizzat suçlu mahlûktular
                                Elli dört ülkenin temsilcilerini hiçe sayarak dünyaya meydan okuyup, yıkıp yaktılar

                                Mustafa CİLASUN

                                #771313
                                Anonim

                                  Ne bir çiçek kopardım ne kalpte yer aldım!

                                  Kayboldum, kaybolan yıllar içinde
                                  Bazen alıp götüren ve bazen de içimi titreten hüznün nefesiyle
                                  Hem sevdim ve beklide sevildim zannıyla sevinmiştim, aşkın azizliğine verdim
                                  Hasrettiğim mahzun gönlümle, umutların vadesinde, yine gözlerim buğulu bir halde

                                  Neydi yüreğimin dinmeyen ağrısı
                                  Hazanın en suskun sahnesinde ve sinemi ürperten perdesiyle
                                  Boynum bükülmüş bir halde, gözlerim serabın seyrinde, zihnim kaybolmuş halde
                                  Yâd ellere seslenmek, halin efkârından vazgeçerek nefeslenmek, içimi hazza erdirmek

                                  Böyle geçiyordu ve hal diliyordu
                                  Direnişin sukutunda, hıçkırışın çığlığında bu gönül ağlar ya
                                  Açmayan baharlarda, yalnızlığın şafağında, hicranın ruhu dağlayan meramıyla
                                  Bir yerlere ve fakat nereye olduğu bilinmez bir halde, kalbimi yaralayan dertlerimle

                                  Hani bir su akar ya derinlerden
                                  Nerden ilham aldığı henüz aşikâr değilken, sessiz halinden
                                  Aşkın mücerret sahnesinden, sevdanın anlam bulan rahlesinden, esrarı hal iken
                                  Boynu bükük, dili sönük gözleri cezbe ayan bir ferle katreyi payeyle adanmış halde

                                  Bin hüzün esin olacaktır belki de
                                  Aşkın hasreti, şehre dilemeyen lehçesi ve hikmeti marifeti
                                  Can mı dayanır, gönül ağlamaktan nasıl usanır, kalp çileyle elbet anlamlaşır
                                  Ruh sabırla arlanır, nefis vicdanla hesaplaşır, akıl izanın kadrinde kalır sevdalanır

                                  Toprağın zülfünde aşk ikramdır
                                  Kabrin bakir sessizliğinde anlamlaşan hakikati tufandır
                                  Mizan niye vardır, hesap zehrolunan girdaptır, vecdin cenahında ağlayandır
                                  Nasıl ve hangi zamanda vaki olur, dil lal olarak anlam bulur, kalp vuslata soyunur

                                  Arkamdan hiç ağlayıp sızlanma
                                  Dünya denilen mahşeri kalabalıkta, bir hevesim kalmadı anla
                                  Bir ömrün hikâyesinden bahsediyorum şimdi sana, ne kadar yalnız kalsan da
                                  Figan ederek hayıflanma, sırlarım nasıl olsa idrakin sancısıyla yüreğimi dağlayınca

                                  Mustafa CİLASUN

                                15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 1,657)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.