- Bu konu 140 yanıt içerir, 36 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Kasım 2008: 11:21 #714716
Anonim
Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.
Mektubat, s. 256.8 Kasım 2008: 11:22 #714717Anonim
Yalnız Bir’i iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Bir’i çağır; başkaları imdada gelmiyor.
Bir’i talep et; başkaları lâyık değiller.
Bir’i gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
Bir’i bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.
Bir’i söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.
17.Söz
9 Kasım 2008: 12:13 #721591Anonim
Görünen eşya dahi, Cenâb-ı Hakk’ın âsârıdır. “Heme Ost” değil, “Heme Ezost”tur. Yani herşey O değil, belki herşey Ondandır. Çünki hâdisat, ayn-ı Kadîm olamaz.
18. Mektup’tan.
9 Kasım 2008: 17:03 #721609Anonim
Binaenaleyh, insanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvela mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla, sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu in’amlar lisanıyla, sonra mahlükatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sanii hamd ü sena etmektir.
9 Kasım 2008: 18:00 #721621Anonim
Risalet-in-Nur gittikçe parlak, hârikane fütuhat-ı îmaniye yapar. Kendi kendine inşâallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış, kör gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı halde, parlak faaliyetini müşahede ediyorlar. Bu vakit pek ziyade ihtiyat lâzım.
10 Kasım 2008: 08:00 #721701Anonim
بِسْمِ اللّهِ الرّحْمنِ الرّحِيمِفَانْظُرْاِلَى آثَارِ رَحْمَةِ اللّهِ كَيْفَ يُحْيِى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَآاِنَّ ذَلِكَ َلمُحْيِى اْلمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Birader, haşir ve âhireti basit ve avâm lisanıyla ve vâzıh bir tarzda Beyânını ister isen, öyle ise şu temsilî hikâyeciğe nefsimle beraber bak, dinle:
Birzaman iki adam, Cennet gibi güzel bir memlekete (şu dünyaya işarettir)gidiyorlar. Bakarlar ki: Herkes ev, hâne, dükkân kapılarını açıkbırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para, meydanda sahibsiz kalır.O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp, ya çalıyor, yagasbediyor. Hevesine tebaiyet edip her nevi zulmü, sefaheti irtikâbediyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. Diğer arkadaşı ona dedi ki:
“Neyapıyorsun? Ceza çekeceksin; beni de belaya sokacaksın. Bu mallar mîrîmalıdır. Bu ahali çoluk çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar.Şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar.
Onuniçin sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizâm şediddir. Padişahın her yerdetelefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, dehâlet et” dedi. Fakat o sersem inad edip dedi:
“Yok,mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sahibsizdir. Herkes istediği gibitasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men’edecek hiçbirsebeb görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım” dedi. Hem feylesofane çok safsatiyatı söyledi. İkisi arasında ciddî bir münazara başladı. Evvelâ o sersem dedi:
“Padişah kimdir? Tanımam.“
Sonra arkadaşı ona cevaben: “Birköy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harfkâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntâzamşu memleket hâkimsiz olur? Vebu kadar çok servet ki, her saatte bir şimendifer gaibden gelir gibikıymettar, Mûsanna’ mallarla dolu gelir. Burada dökülüyor gidiyor.Nasıl sahibsiz olur? Ve her yerde görünen ilânnameler ve Beyânnamelerve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir? Sen anlaşılıyor ki, bir parça firengî okumuşsun. Bu İslâm yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun…
10 Kasım 2008: 11:38 #721713Anonim
BİRİNCİ NOKTA
Denilmiş: “Niçin siyasetten çekildin, hiç yanaşmıyorsun?”
Elcevap: Dokuz on sene evveldeki Eski Said, bir miktar siyasete girdi. Belki siyaset vasıtasıyla dine ve ilme hizmet edeceğim diye beyhude yoruldu. Ve gördü ki, o yol meşkûk ve müşkülâtlı ve bana nisbeten fuzuliyâne, hem en lüzumlu hizmete mâni ve hatarlı bir yoldur.
Çoğu yalancılık; ve bilmeyerek ecnebî parmağına âlet olmak ihtimali var.
16. Mektup, s.64
10 Kasım 2008: 19:03 #721737Anonim
Evet, herşeyde bir birlik var. Birlik ise biri gösterir. Meselâ, dünyanın lâmbası olan güneş birdir; öyleyse dünyanın mâliki dahi birdir. Meselâ, zemin yüzündeki zîhayatların hizmetçileri olan hava, ateş, su birdir; öyleyse onları istihdam eden ve bizlere musahhar eden dahi birdir.11 Kasım 2008: 10:25 #721772Anonim
Hem Kur’ân’ın verdiği meyveler hem mükemmeldir, hem hayattardır. Öyleyse, Kur’ân ağacının kökü hakikattedir, hayattardır. Çünkü meyvenin hayatı, ağacın hayatına delâlet eder. İşte, bak, her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kâmil zîhayat ve zînur meyveler vermiş.
19. Mektup s.188
11 Kasım 2008: 10:53 #721774Anonim
“Sultan-ı Kâinat birdir.
Herşeyin anahtarı Onun yanında,
herşeyin dizgini Onun elindedir.
Herşey Onun emriyle hâlledilir.
Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.”
20.mektup12 Kasım 2008: 10:47 #721821Anonim
Evet, şu perişan dünyada, âvâre nev-i beşer içinde, semeresiz bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz bir surette, âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder?
İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan olduğunu herkes anlar.
Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha döner ve bir ticaretgâh olur.
20. Mektup’tan.
13 Kasım 2008: 10:22 #721888Anonim
Vücut mertebeleri muhteliftir. Ve vücut âlemleri ayrı ayrıdır. Ayrı ayrı oldukları için, vücutta rüsuhu bulunan bir tabaka-i vücudun bir zerresi, o tabakadan daha hafif bir tabaka-i vücudun bir dağı kadardır ve o dağı istiab eder.
20. Mektup’tan…
14 Kasım 2008: 11:10 #721955Anonim
Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in’ikâs etmemek gerektir. Başkası ondan ders alıp şer işlese, o başka meseledir. Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in’ikâs etmek, şe’nidir. Ve ondandır ki, “Dostun dostu dosttur” sözü durub-u emsal sırasına geçmiştir. Hem onun içindir ki, “Bir göz hatırı için çok gözler sevilir” sözü umumun lisanında gezer.
İşte ey insafsız adam! Hakikat böyle gördüğü hâlde, sevmediğin bir adamın sevimli, mâsum bir kardeşine ve taallûkatına adâvet etmek ne kadar hilâf-ı hakikat olduğunu, hakikatbîn isen anlarsın.
22. Mektup’tan
14 Kasım 2008: 20:44 #721973Anonim
Hattâ, şu memleketin maâbid ve medâris-i diniyesinden başka, makberistanın mezar taşları dahi birer telkin edici, birer muallim hükmündedir ki, o maânî-i mukaddeseyi ehl-i imana ihtar ediyorlar.
15 Kasım 2008: 10:24 #721997Anonim
Siyasetteki TehlikeCây-ı dikkat bir hadise:
Bir zaman, bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhâlif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârâne medhetti.
İşte, siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm,
[Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım.]dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.