- Bu konu 101 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
15 Temmuz 2012: 15:10 #805654
Anonim
hattâ yavrulu hayvanat dahi, akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle ve saadetleriyle lezzetlenir, bir cihette mes’ut olur. Şu halde, sen ey mülhid,dalâletin itibariyle ya idam-ı ebedî ile ademe düşeceksin veya Cehenneme gireceksin. Şerr-i mahz olan adem ise, senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derece mes’ut olduğun umum akraba ve asıl ve neslin, seninle beraber idam olmasından, binler derece Cehennemden ziyade senin ruhunu ve kalbini ve mahiyet-i insaniyeni yandırır. Çünkü Cehennem olmazsa Cennet de olmaz. Herşey senin küfrünle ademe düşer. Eğer sen Cehenneme girsen, vücut dairesinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya Cennette mes’ut veya vücut dairelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar. Demek, herhalde Cehennemin vücûduna taraftar olmak sana lâzımdır. Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki, hadsiz dostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır.
Evet, Cehennem ise, hayr-ı mahz olan daire-i vücudun Hâkim-i Zülcelâlininhakîmâne ve âdilâne bir hapishane vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcutülkesidir. Hapishane vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var. Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekàya ait hizmetleri var. Ve zebâni gibi pek çokzîhayatın celâldarâne meskenleridir.
İkinci Nükte
Cehennemin vücudu ve şiddetli azabı, hadsiz rahmete ve hakiki adalete ve israfsız, mizanlı hikmete zıddiyeti yoktur. Belki rahmet ve adalet ve hikmet, onunvücudunu isterler. Çünkü, nasıl bin mâsumların hukukunu çiğneyen bir zâlimi cezalandırmak ve yüz mazlum hayvanları parçalayan bir canavarı öldürmek, adalet içinde mazlumlara bin rahmettir. Ve o zâlimi affetmek ve canavarı serbest bırakmak, birtek yolsuz merhamete mukàbil, yüzer biçarelere yüzer merhametsizliktir.
Aynen öyle de, Cehennem hapsine girenlerden olan kâfir-i mutlak, küfrüyle hemesmâ-i İlâhiyenin hukukuna inkâr ile tecavüz, hem o esmâya şehadet eden[TABLE]
[TR]
[TD]Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah[/TD]
[TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ahbab: dostlar, sevilenler[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: büyüklük, azamet ve haşmet[/TD]
[TD]celâldarâne: haşmetlice, heybetli ve görkemli bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]daire-i vücut: varlık dairesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakîmâne: hikmetli bir şekilde[/TD]
[TD]hayr-ı mahz: mutlak hayır, hayrın tâ kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idam-ı ebedî: dirilmemek üzere sonsuz yok oluş[/TD]
[TD]itibariyle: özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfir-i mutlak: hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı[/TD]
[TD]mahiyet-i insaniye: insanın niteliği, iç yüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[TD]mazlum: zulme uğramış, suçsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesken: ev, mekân[/TD]
[TD]mes’ut: mutlu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var[/TD]
[TD]mizanlı: ölçülü, dengeli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[TD]mülhid: dinsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zebâni: cehennemlikleri Cehenneme atmakla vazifeli melekler[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]zıddiyet: zıtlık, karşıtlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdilâne: adaletli bir şekilde[/TD]
[TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şerr-i mahz: mutlak kötülük, kötülüğün ta kendisi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]15 Temmuz 2012: 15:12 #805655Anonim
mevcudatın şehadetlerini tekzip ile hukuklarına tecavüz ve mahlûkatın o esmâya karşı tesbihkârâne yüksek vazifelerini inkâr etmekle hukuklarına tecavüz ve kâinatın gaye-i hilkati ve bir sebeb-i vücudu ve bekàsı olan tezâhür-ü rububiyet‑i İlâhiyeye karşı ubûdiyetlerle mukabelelerini ve âyinedarlıklarını tekzip ile hukukuna bir nevi tecavüz ettiği haysiyetiyle öyle azîm bir cinayet, bir zulümdür ki, affa kàbiliyeti kalmaz,
1 إِنَّ اللهَ لاَيَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ.. âyetinin tehdidine müstehak olur. Onu Cehenneme atmamak, bir yersiz merhametemukàbil, hukuklarına taarruz edilen hadsiz dâvâcılara hadsiz merhametsizlikler olur. İşte o dâvâcılar Cehennemin vücudunu istedikleri gibi, izzet-i celâl veazamet-i kemâl dahi kat’î isterler.Evet, nasıl bir serseri âsi ve raiyete tecavüz eden bir adam, oranın izzetlihâkimine dese, “Beni hapse atamazsın ve yapamazsın” diye izzetine dokunsa, elbette o şehirde hapis olmasa da o edepsiz için bir hapis yapacak, onu içine atacak. Aynen öyle de, kâfir-i mutlak, küfrüyle izzet-i celâline şiddetle dokunuyor. Ve azamet-i kudretine inkâr ile dokunduruyor. Ve kemâl-i rububiyetine tecavüzüyle ilişiyor. Elbette Cehennemin pek çok vazifeler için pek çok esbab-ı mucibesi vevücudunun hikmetleri olmasa da, öyle kâfirler için bir Cehennemi halk etmek ve onları içine atmak, o izzet ve celâlin şe’nidir.
Hem mahiyet-i küfür dahi Cehennemi bildirir. Evet, nasıl ki imanın mahiyeti eğer tecessüm etse, lezzetleriyle bir cennet-i hususiye şekline girebilir ve Cennetten bu noktadan gizli haber verir. Aynen öyle de, Risale-i Nur’da delilleriyle ispat ve baştaki meselelerde dahi işaret edilmiş ki, küfrün ve bilhassa küfr-ü mutlakın venifakın ve irtidadın öyle karanlıklı ve dehşetli elemleri ve mânevî azapları var, eğer tecessüm etse, o mürted adama bir hususî cehennem olur ve
[BILGI]Dipnot-1 “Muhakkak ki Allah, Kendisine ortak koşulmasını affetmez.” Nisâ Sûresi, 4:48.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]azamet-i kemâl: kusursuzluk ve mükemmelliğin büyüklüğü[/TD]
[TD]azamet-i kudret: güç ve iktidarın büyüklüğü, yüceliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: büyüklük, haşmet[/TD]
[TD]cennet-i hususiye: özel cennet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab-ı mucibe: gerektirici sebepler[/TD]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaye-i hilkat: yaratılış gayesi[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[TD]haysiyetiyle: itibariyle, özelliğiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması[/TD]
[TD]hâkim: idâreci, yönetici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irtidad: dinden dönme, İslâm dinini terk ederek başka bir dini seçme[/TD]
[TD]izzet: itibar, mağlubiyeti kabul etmeyen bir yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izzet-i celâl: haşmet, azamet ve yüceliğin izzeti[/TD]
[TD]kemâl-i rububiyet: Allah’ın varlıkları terbiye ve idare edişindeki mükemmellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kàbiliyet: kabul edilebilirlik[/TD]
[TD]kâfir-i mutlak: hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr ve dinsizlik[/TD]
[TD]mahiyet: esas, nitelik, özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahiyet-i küfür: küfrün iç yüzü, esası[/TD]
[TD]mahlukât: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]mukabele: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[TD]mürted: dinden çıkan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstehak: lâyık, hak etmiş[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
[TD]raiyet: halk, tabi olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sebeb-i vücud ve bekà: varlık ve varlığın kalıcılık sebebi[/TD]
[TD]taarruz etmek: saldırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecessüm etmek: cisimleşmek, maddi yapı kazanmak[/TD]
[TD]tekzip: yalanlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihkârâne: tesbih ederek[/TD]
[TD]tezâhür-ü rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının açıkça görülmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsi: isyan eden[/TD]
[TD]âyinedarlık: aynalık, yansıtma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
[TD]şe’n: bir şeyin gereği[/TD]
[/TR]
[/TABLE]15 Temmuz 2012: 15:13 #805656Anonim
büyük Cehennemden bu cihette gizli haber verir. Ve bu fidanlık dünyamezraasındaki hakikatçikler âhirette sümbüller vermesi noktasında bu zehirli çekirdek, o zakkum ağacına işaret eder, “Ben onun bir mâyesiyim,” der. “Ve beni kalbinde taşıyan bedbaht için o zakkum ağacının bir hususi nümunesi, benim meyvem olur.”
Madem küfür hadsiz hukuka bir tecavüzdür; elbette hadsiz bir cinayettir. Öyle isehadsiz bir azaba müstehak eder. Madem bir dakika katl, on beş sene cezada (sekiz milyona yakın dakikada) hapis azabını çekmesini adalet-i beşeriye kabul edipmaslahata ve hukuk-u âmmeye muvafık görür. Elbette bir küfür bin katl kadar olması cihetiyle, bir dakika küfr-ü mutlak, sekiz milyara yakın dakikalarda azap çekmesi, o kanun-u adalete muvafık geliyor. Bir sene ömrünü o küfürde geçiren, iki (2) trilyon sekiz yüz seksen (880) milyara yakın dakikada azaba müstehak ve
1 خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًاsırrına mazhar olur.Her ne ise… Kur’ân-ı Hakîmin Cennet ve Cehennem hakkındaki mu’cizâne izahatı ve Kur’ân’ın tefsiri ve ondan gelen Risale-i Nur’un Cennet ve Cehenneminvücutlarına dair hüccetleri, daha başka beyana ihtiyaç bırakmamışlar.
وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَاْلأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
2
رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا اِنَّهَا سَاۤءَتْ مُسْتَقَرّاً وَمُقَامًا
3
gibi pek çok âyetlerin ve başta Resul-i Ekrem (a.s.m.) ve umum peygamberler veehl-i hakikatın, her vakit dualarında en ziyade,
[BILGI]Dipnot-1 “Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.” Nisâ Sûresi, 4:169.Dipnot-2 “Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler. ‘Bu kâinatı boş yere yaratmadın, ey Rabbimiz,’ derler. ‘Seni bütün noksanlardan tenzih ederiz. Sen de bizi Cehennem ateşinin azâbından koru.” Âl-i İmran Sûresi, 3:191.
Dipnot-3 “Cehennem azâbını bizden uzaklaştır. Onun azâbı dâimî bir helâktır. Gerçekten de orası ne kötü bir durak, ne kötü bir konaktır!” Furkan Sûresi, 25:64-65.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adalet-i beşeriye: insanlığın adaleti[/TD]
[TD]bedbaht: kötü bahtlı, talihsiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i hakikat: hak ve doğruluk üzere olan kimseler[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hukuk-u âmme: kamusal haklar, umumun hukuku[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususi: özel[/TD]
[TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izahat: açıklamalar[/TD]
[TD]kanun-u adalet: adalet kanunu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]katl: öldürme[/TD]
[TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür, inkâr ve dinsizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maslahat: fayda, gaye[/TD]
[TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mezra: tarla[/TD]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde[/TD]
[TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek, misal[/TD]
[TD]tefsir: açıklama, yorum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zakkum: Cehennemde bir ağacın ismi[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[/TABLE]15 Temmuz 2012: 15:15 #805657Anonim
اَجِرْنَا مِنَ النَّارِ.. نَجِّنَا مِنَ النَّارِ.. خَلِّصْنَا مِنَ النَّارِ ve vahiy ve şuhuda binaen onlarca kat’iyet kesb eden “Cehennemden bizi hıfz eyle” demeleri gösteriyor ki, nev-i beşerin en büyük meselesi Cehennemden kurtulmaktır. Ve kâinatın pek çok ehemmiyetli ve muazzam vedehşetli bir hakikati Cehennemdir ki, bir kısım o ehl-i şuhud ve keşif ve tahkik onu müşahede eder. Ve bir kısmı tereşşuhatını ve gölgelerini görür, dehşetinden feryat ederler, “Bizi ondan kurtar” derler.
Evet, bu kâinatta hayır-şer, lezzet-elem, ziya-zulmet, hararet-bürudet, güzellik-çirkinlik, hidayet-dalâlet birbirine karşı gelmesi ve içine girmesi, pek büyük birhikmet içindir. Çünkü şer olmazsa hayır bilinmez. Elem olmazsa lezzet anlaşılmaz.Zulmetsiz ziya, ehemmiyeti olmaz. Soğukla, hararetin dereceleri tahakkuk eder. Çirkinlikle, hüsnün tek bir hakikati, bin hakikat ve binler çeşit hüsün mertebeleri vücut bulur. Cehennemsiz, Cennetin pek çok lezzetleri gizli kalır. Bunlara kıyasen, herşey, bir cihette zıddıyla bilinebilir. Ve birtek hakikatı, sümbül verip çokhakikatler olur.
Madem bu karışık mevcudat dâr-ı fâniden dâr-ı bekàya akıp gidiyor. Elbette, nasıl ki hayır, lezzet, ışık, güzellik, iman gibi şeyler Cennete akar; öyle de, şer, elem, karanlık, çirkinlik, küfür gibi zararlı maddeler Cehenneme yağar. Ve bumütemadiyen çalkanan kâinatın selleri o iki havza girer, durur.
Kerametli Yirmi Dokuzuncu Sözün âhirindeki remizli nüktelerine havale ederek kısa kesiyoruz.
Ey bu medrese-i Yusufiyede benim ders arkadaşlarım!
Bu dehşetli haps-i ebedîden kurtulmanın kolayı, çaresi, bu dünyevî hapsimizden istifade ederek, elimiz mecburiyetle yetişmeyen çok günahlardan kurtulduğumuzla beraber, eski günahlardan tevbe edip farzlarımızı edâ ederek herbir saat bu hapisteki ömrümüzü bir gün ibadet hükmüne getirmekle o ebedî hapisten[TABLE]
[TR]
[TD]binaen: -dayanarak[/TD]
[TD]bürudet: soğukluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dar-ı fâni: gelip geçici yer, dünya[/TD]
[TD]dehşet: korku, ürküntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret yurdu[/TD]
[TD]edâ etmek: yerine getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[TD]ehl-i şuhud ve keşf ve tahkik: maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip, hakikatleri delilleriyle bilen veli zâtlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feryat etmek: bağırıp çağırmak[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haps-i ebedî: sonsuz bir hapis, Cehennem[/TD]
[TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havale etmek: göndermek[/TD]
[TD]hayır: iyilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidayet: doğru ve hak yol[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn: güzellik[/TD]
[TD]hıfz eylemek: korumak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak[/TD]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl[/TD]
[TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]lezzet-elem: tatlı-acı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
[TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]müşahede etmek: görmek, gözlemlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]nükte: ince anlamlı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remizli: işaretli[/TD]
[TD]tahakkuk etmek: gerçekleşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tereşşuhat: sızıntılar, izler[/TD]
[TD]vahiy: Cenab-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) vasıtası ile peygamberlere gelen bilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut bulmak: var olmak[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şer: kötülük, fenalık[/TD]
[TD]şuhud: kalp gözüyle görme[/TD]
[/TR]
[/TABLE]15 Temmuz 2012: 15:16 #805658Anonim
necatımız ve o nuranî cennete girmemiz için en iyi bir fırsattır. Bu fırsatı kaçırırsak, dünyamız ağladığı gibi âhiretimiz dahi ağlayacak
1خَسِرَ الدُّنْيَا وَاْلاٰخِرَةَ tokadını yiyeceğiz.
Bu makam yazıldığı zaman Kurban Bayramı geldi.
Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber’lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden Allahu ekber dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğünisbetinde o Allahu ekber kelime-i kudsiyesini semâvâttaki seyyarat arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat’ta ve iydde beraber birdenAllahu ekber demeleri, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel âl ve sahabeleriyle söylediği ve emrettiği Allahu ekber kelâmının bir neviaks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü’l-Arz ve Rabbü’l-Âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diyetahayyül ve his ve kanaat ettim.
Sonra, acaba bu kelâm-ı kudsînin bizim meselemizle dahi münasebeti var mı diye tahattur ettim. Birden hatıra geldi ki:
Başta bu kelâm olarak sâir bâkiyat-ı salihat ünvanını taşıyan Lâ ilâhe illâllah, ve’l-hamdü lillâh ve Sübhanallah gibi şêairden çok kelâmlar cüz’î ve küllî, meselemizi ihtar ve tahakkukuna işaret ederler.Meselâ; Allahu ekber’in bir vech-i mânâsı Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi herşeyinfevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Ve korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Demek haşri getirmekten ve bizi ademden kurtarmaktan ve saadet-i ebediyeyi vermekten daha büyüktür. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki herşeyden
[BILGI]Dipnot-1 “O dünyada da, âhirette de ziyana uğramıştır.” Hac Sûresi, 22:11.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Arafat: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbü’l-Arz: dünyanın Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aks-i sadâ: yankı[/TD]
[TD]azamet-i ünvan: ünvanın büyüklüğü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâkiyât-ı sâlihat: ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i ilim: ilim dairesi[/TD]
[TD]fevkinde: üstünde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]ihtar: hatırlatma, uyarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iyd: bayram[/TD]
[TD]kelime-i kudsiye: kutsal söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
[TD]kelâm-ı kudsî: kutsal kelâm, söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı, geniş tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]necat: kurtuluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar, insanlık[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
[TD]nuranî: nurlu, aydınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahâbe: Hz. Peygamber’i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyarat: gezegenler, gök cisimleri[/TD]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahattur etmek: hatırlamak[/TD]
[TD]tahayyül: hayal etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf-u kudret: Allah’ın sonsuz kudretinin tasarrufu[/TD]
[TD]tavr-ı akl: akıl ölçüsü, çizgisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma, görünme[/TD]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vech-i mânâ: mânâ ve anlamlarının bir yönü[/TD]
[TD]ve’lhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]âl: soy, aile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şeâir: işaretler, İslâma sembol olmuş iş ve ibadetler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]15 Temmuz 2012: 15:18 #805659Anonim
daha büyüktür ki,
1 مَا خَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ إِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ âyetinin sarahat-i kat’iyesiyle, nev’i beşerin haşri ve neşri, birteknefsin icadı kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarıyledir ki, darb-ı meselhükmünde büyük musibetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinat yapar.
Evet, nasıl ki Dokuzuncu Sözde, bu kelime iki arkadaşıyla bütün ibâdâtınfihristesi olan namazın çekirdekleri ve hülâsaları ve içinde ve tesbihatında tekrar ile namazın mânâsını takviye için Sübhânallah, Elhamdü lillâh, Allahu ekber üçmuazzam hakikatlere ve insanın kâinatta gördüğü medar-ı hayret, medar-ı şükranve medar-ı azamet ve kibriyâ, acip ve güzel ve büyük, pek çok fevkalâde şeylerden aldığı hayret ve lezzet ve heybetten neş’et eden suallerine pek kuvvetli cevap verdiği gibi, On Altıncı Sözün âhirinde izah edilen şu: Nasıl bir nefer, bayramda birmüşir ile beraber huzur-u padişaha girer; sair vakitte, zabitinin makamıyla onu tanır. Aynen öyle de, her adam hacda bir derece velîler gibi Cenâb-ı Hakkı Rabbû’l-Arz ve Rabbû’l-Âlemîn ünvanı ile tanımaya başlar. Ve o kibriya mertebeleri kalbine açıldıkça, ruhunu istilâ eden mükerrer ve hararetli hayret suallerine yine Allahu ekber tekrarıyla umumuna cevap verdiği misillü, On Üçüncü Lemanın âhirinde izahı bulunan ki, şeytanların en ehemmiyetli desiselerini köküyle kesip cevab-ı kat’îveren yine Allahu ekber olduğu gibi, bizim âhiret hakkındaki suâlimize de kısa fakat kuvvetli cevap verdiği misillü, Elhamdû lillâh cümlesi dahi haşri ihtar edip ister. Bize der: “Mânâm âhiretsiz olmaz. Çünkü, ezelden ebede kadar her kimden ve her kime karşı bütün hamd ve şükür
[BILGI]Dipnot-1 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, sadece tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir.” Lokman Sûresi, 31:28.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
[TD]Rabbû’l-Arz: dünyanın Rabbi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbü’l-Âlemîn: bütün âlemlerin Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
[TD]cevab-ı kat’i: şüphe bırakmayacak kesin cevap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]darb-ı mesel: meşhur söz, atasözü[/TD]
[TD]desise: hile, aldatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
[TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD]fihriste: içindekiler, içerik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir ve neşir: öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma[/TD]
[TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra âhirette diriltilip muhakeme için Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]huzur-u padişah: padişahın huzuru[/TD]
[TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibâdât: ibadetler[/TD]
[TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
[TD]istilâ etmek: kuşatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itibarıyle: özelliğiyle[/TD]
[TD]izah: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
[TD]kibriyâ: yücelik, büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]makam: konum, rütbe, derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı azamet ve kibriya: haşmet, yücelik ve büyüklük sebebi, kaynağı[/TD]
[TD]medar-ı hayret: hayret sebebi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar-ı şükran: teşekkür sebebi[/TD]
[TD]misillü: gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükerrer: tekrar tekrar, defalarca[/TD]
[TD]müşir: mareşal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[TD]nefs: can, hayat, kişinin kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’i beşer: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]neş’et etmek: çıkmak, yetişmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarahat-i kat’iye: tam bir açıklıkla mânâ ifade etmesi[/TD]
[TD]tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]veli: Allah dostu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zabit: subay[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öteki dünya[/TD]
[/TR]
[/TABLE]15 Temmuz 2012: 15:19 #805661Anonim
ona mahsustur, ifade ettiğimden, bütün nimetlerin başı ve nimetleri hakikî nimetyapan ve bütün zîşuuru ademin hadsiz musibetlerinden kurtaran, yalnız saadet-i ebediye olabilir ve benim o küllî mânâma mukabele eder.”
Evet, her mü’min, namazlardan sonra, hergün hiç olmazsa yüz elliden ziyadeElhamdü lillâh, Elhamdü lillâh şer’an demesi ve mânâsı da, ezelden ebede kadar bir hadsiz geniş hamd ve şükrü ifade etmesi, ancak ve ancak saadet-i ebediyenin ve Cennetin peşin bir fiyatı ve muaccel bir bahasıdır. Ve dünyanın kısa ve fânielemlerle âlûde olan nimetlerine münhasır olmaz ve mahsus değil; ve onlara da,ebedî nimetlere vesile olmaları cihetiyle bakar, şükreder. Sübhânallah kelime-i kudsiyesi ise, Cenâb-ı Hakkı şerikten, kusurdan, noksaniyetten, zulümden, aczden, merhametsizlikten, ihtiyaçtan ve aldatmaktan ve kemâl ve cemâl ve celâlinemuhalif olan bütün kusurattan takdis ve tenzih etmek mânâsıyla, saadet-i ebediyeyi ve celâl ve cemâl ve kemâl-i saltanatının haşmetine medar olan dâr-ı âhireti ve ondaki Cenneti ihtar edip delâlet ve işaret eder. Yoksa, sâbıkan ispat edildiği gibi, saadet-i ebediye olmazsa, hem saltanatı, hem kemâli, hem celâl, hem cemâl, hem rahmeti, kusur ve noksan lekeleriyle lekedar olurlar.
İşte bu üç kudsî kelimeler gibi, Bismillâh ve Lâ ilâhe illâllah ve sâir kelimat-ı mübareke, herbiri erkân-ı imaniyenin birer çekirdeği ve bu zamanda keşfedilen ethülâsası ve şeker hülâsası gibi, hem erkân-ı imaniyenin, hem Kur’ân hakikatlarınınhülâsaları ve bu üçü namazın çekirdekleri oldukları gibi, Kur’ân’ın dahi çekirdekleri ve parlak bir kısım sûrelerin başlarında pırlanta gibi görünmeleri ve çok sünûhatı tesbihatta başlayan Risale-i Nur’un dahi hakiki madenleri ve esasları ve hakikatlerinin çekirdekleridirler. Ve velâyet-i Ahmediye ve ubudiyet-i
[TABLE]
[TR]
[TD]Bismillâh: Allah’ın adıyla[/TD]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
[TD]Lâ ilâhe illâllah: Allah’tan başka ilâh yoktur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[TD]baha: değer, kıymet, fiyat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celâl: haşmet, görkem[/TD]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihetiyle: yönüyle[/TD]
[TD]delâlet: işaret etme, delil olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı âhiret: öteki dünya, âhiret yurdu[/TD]
[TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
[TD]ezel: başlangıcı olmayan, sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakikî: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
[TD]haşmet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelimat-ı mübareke: mübarek, bereketli kelimeler[/TD]
[TD]kelime-i kudsiye: kutsal kelime[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
[TD]kemâl-i saltanat: saltanatın mükemmelliği, kusursuzluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keşfetmek: açığa çıkarmak[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, mukaddes[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kusurat: kusurlar, eksiklikler[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lekedar: lekeli[/TD]
[TD]medar olmak: dayanak olmak, sebep olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muaccel: peşin[/TD]
[TD]muhalif: aykırı, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münhasır: ait, mahsus, sadece ona bağlı[/TD]
[TD]nimet: iyilik, ihsan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksaniyet: noksanlık, eksiklik[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
[TD]sâbıkan: bundan önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâir: diğer, başka[/TD]
[TD]sünûhat: Allah’ın lütfuyla kalbe gelen mânâlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis ve tenzih etmek: Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek[/TD]
[TD]tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]velâyet-i Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m) velilik yönü[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[TD]âlûde: bulaşık, karışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerik: ortak[/TD]
[TD]şer’an: şeriata göre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şükr: teşekkür, övgü[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:17 #805871Anonim
Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm cihetinde, öyle bir daire-i zikirde, namazdan sonraki tesbihatta bir tarîkat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) virdidirler ki, her namaz vaktinde yüz milyondan ziyade mü’minler beraber, o halka-i kübrâ-yı zikirde, ellerinde tesbihler Sübhânallah otuz üç, Elhamdü lillâh otuz üç, Allahu ekber otuz üç defa tekrar ederler.
İşte böyle gayet muhteşem bir halka-i zikirde, sabıkan beyan ettiğimiz gibi, hem Kur’ân’ın, hem imanın, hem namazın hülâsaları ve çekirdekleri olan üç kelime-i mübarekeyi namazdan sonra otuzüçer defa okumak ne kadar kıymettar ve sevaplı olduğunu elbette anladınız.
Bu risalenin başında Birinci Meselesi namaza dair güzel bir ders olduğu gibi, hiç düşünmediğim halde, adeta ihtiyarsız olarak, onun âhiri de namaz tesbihatına dairehemmiyetli bir ders oldu.
اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰۤى اِنْعَامِهِ
1
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
2
[BILGI]Dipnot-1 “Verdiği nimetler üzerine Allah’a hamd olsun.”Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz, Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Sen herşeyi hakkıyla bilir, her işi hikmetle yaparsın.” Bakara Sûresi, 2:32.[/BILGI]
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
[TD]Sübhânallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i zikir: zikir dairesi[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]halka-i kübrâ-yı zikir: büyük zikir halkası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halka-i zikir: zikir halkası[/TD]
[TD]hülâsa: öz, özet, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelime-i mübareke: mübarek kelime[/TD]
[TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: mektup; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm[/TD]
[TD]sabıkan: bundan önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tarîkat-ı Muhammediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m) yolu, sünneti[/TD]
[TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat: tesbihler; Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
[TD]ubudiyet-i Muhammediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m) Allah’a olan mükemmel kulluğu ve ibadeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vird: devamlı yapılan zikir, dua[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:19 #805872Anonim
Dokuzuncu Mesele
اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَا اُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَنُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ…
1
ilâ âhiri’l-âye…Bu âyet-i ecma’ ve âlâ ve ekberin bir küllî ve uzun nüktesini beyan etmeye, birdehşetli mânevî suâl ve bir azametli ve İlâhî bir nimetin inkişafından neş’et eden bir hal sebebiyet verdiler. Şöyle ki:
Mânen ruha geldi: Neden bir cüz-ü hakikat-ı imaniyeyi inkâr eden kâfir olur ve kabul etmeyen Müslüman olmaz? Halbuki, Allah ve âhirete iman, birer güneş gibi o karanlığı izale etmek lâzım geliyor. Hem neden bir rükün ve hakikat-i imaniyeyi inkâr eden mürted olur, küfr-ü mutlaka düşer ve kabul etmeyen İslâmiyetten çıkar? Halbuki sair erkân-ı imaniyeye imanı varsa, onu küfr-ü mutlaktan kurtarmak lâzım geliyor.
Elcevap: İman, altı rüknünden çıkan öyle bir vahdânî hakikattir ki, tefrik kabul etmez. Ve öyle bir küllîdir ki, tecezzî kaldırmaz. Ve öyle bir külldür ki, kabil-i inkısam olmazlar. Çünkü, herbir rükn-ü imanî, kendini ispat eden hüccetleriyle,sair erkân-ı imaniyeyi ispat eder. Herbiri herbirisine gayet kuvvetli bir hüccet-i âzam olur. Öyle ise, bütün erkânı bütün delilleriyle sarsmayan bir fikr-i bâtıl,hakikat nazarında birtek rüknü, belki bir hakikati iptal edip inkâr edemez. Belkiadem-i kabul perdesi altında gözünü kapamakla, bir küfr-ü inadî yapabilir.
[BILGI]Dipnot-1 “Peygamber, kendisine Rabbinden indirilen Kur’ân’ı tasdik edip ona îmân etti. Mü’minler de onunla beraber îmân ettiler. Onların hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îmân etti. Onlar, ‘Biz Allah’ın peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız; birine inandığımız gibi hepsine de inanırız’ diyerek îmân getirdiler.” Bakara Sûresi, 2:285.[/BILGI][TABLE]
[TR]
[TD]adem-i kabul: kabule yanaşmama, bir hükme varmama[/TD]
[TD]azametli: büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]cüz-ü hakikat-ı imaniye: iman hakikatinin bir parçası, iman esaslarının biri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]ekber: en büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elcevap: bu sorunun cevabı[/TD]
[TD]erkân: esaslar, şartlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
[TD]fikr-i bâtıl: yanlış fikir, sapık düşünce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-i imaniye: iman hakikatı, gerçeği[/TD]
[TD]hüccet: delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet-i âzam: en büyük delil[/TD]
[TD]ilâ âhiri’l-âye: âyetin sonuna kadar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açığa çıkma, ortaya çıkma[/TD]
[TD]izale etmek: ortadan kaldırmak, gidermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabil-i inkisam: bölünebilir, kısımlara ayrılabilir[/TD]
[TD]küfr-ü inadî: inada dayalı küfür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfr-ü mutlak: tam bir küfür ve inkâr, hiçbir dinî değere inanmamak[/TD]
[TD]küll: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı, geniş[/TD]
[TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürted olmak: dinden çıkmak[/TD]
[TD]nazar: bakış, dikkat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neş’et etmek: doğmak, meydana çıkmak[/TD]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükn: esas, şart[/TD]
[TD]rükn-ü imanî: imanın şartı, esası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[TD]tefrik: birbirinden ayırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdânî: Allah’ın birliği ve varlığı ile ilgili[/TD]
[TD]âlâ: yüce, yüksek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet-i ecma’: kapsamlı âyet[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:20 #805873Anonim
Git gide küfr-ü mutlaka düşer, insaniyeti mahvolur; hem maddî, hem mânevî Cehenneme gider. İşte biz bu makamda, gayet muhtasar işaretlerle ve Meyve Risalesinde haşrin ispatında, sair erkân-ı imaniye haşri de ispat ettiklerini kısacıkhülâsalarla beyanı gibi, bu makamda dahi mücmel fezleke ve muhtasarhülâsalarla, Cenâb-ı Hakkın inayetiyle bu nükte-i âzam Altı Noktada beyanedilecek.
BİRİNCİ NOKTA
İman-ı billâh, kendi hüccetleriyle hem sair rükünlerini, hem iman-ı bil’âhireti ispat eder ki, Meyve Risalesinin Yedinci Meselesinde güzelce göstermiş. Evet, buhadsiz kâinatı bir saray, bir şehir, bir memleket gibi bütün levazımıyla idare eden ve mizan ve intizam dairesinde çeviren ve hikmetlerle değiştiren ve zerrâtı veseyyaratı ve sinekleri ve yıldızları birer muntazam ordu gibi beraber techiz ve idare eden ve emir ve iradesi dairesinde mütemadiyen bir ulvî manevra içindetalim ve tavzifatla faaliyete ve seyir ü cevelâna ve ubudiyetkârâne bir resm-i küşada ve seyahate getiren ezelî ve bâki bir saltanat-ı rububiyet ve ebedî ve daimîbir hâkimiyet-i ulûhiyet, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ve hiçbir ihtimal var mı ki, o ebedî ve sermedî ve bâki ve daimî saltanatın bâki bir makarrı ve daimî bir medarı ve sermedî bir mazharı olan dâr-ı âhiret olmasın? Bin defahâşâ!
Demek Cenâb-ı Hakkın saltanat ve rububiyeti ve—Yedinci Meselede beyan edildiği gibi—ekser isimleri ve vücub-u vücudunun hüccetleri, âhirete şehadet ederler ve isterler. Ve bu kutb-u imanî ne kadar kuvvetli bir nokta-i istinadı var; gör, bil, görür gibi inan.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: kalıcı, devamlı, sürekli[/TD]
[TD]daimî: devamlı, sürekli, zaman üstü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
[TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: pek çok[/TD]
[TD]erkân-ı imaniye: iman rükünleri, temel esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezelî: başlangıcı olmayan, sonsuz[/TD]
[TD]fezleke: hülasa, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşr: yeniden diriliş; insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanması[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkimiyet-i ulûhiyet: Allah’ın sınırsız egemenliği[/TD]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
[TD]iman-ı bil’âhiret: âhirete iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inayet: yardım[/TD]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizam: düzen, tertip[/TD]
[TD]kutb-u imanî: imanın kutbu, esası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]küfr-ü mutlak: kesin ve tam bir inkâr, hiçbir dinî değere inanmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazım: ihtiyaçlar[/TD]
[TD]makarr: karargâh, merkez, payitaht[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: ayna, görünme yeri[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, eksen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mizan: ölçü[/TD]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
[TD]mücmel: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte-i âzam: büyük ince ve anlamlı söz[/TD]
[TD]resm-i küşat: açılış merasimi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]sermedî: daimi, sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyr ü cevelân: dolaşma, gezinme[/TD]
[TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talim: eğitmek, öğretmek[/TD]
[TD]tavzifat: vazifelendirmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]techiz etmek: donatmak, cihazlandırmak[/TD]
[TD]ubûdiyetkârâne: kulluk ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce, yüksek[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:21 #805874Anonim
Hem nasıl iman-ı billâh âhiretsiz olmaz; öyle de, Onuncu Sözde kısa işaretlerle beyan edildiği gibi, hiçbir cihette mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki,ulûhiyet ve mâbudiyetin tezahürü için bu kâinatı öyle bir mücessem kitab-ı Samedânî ki, her sahifesi bir kitap kadar ve her satırı bir sahife kadar mânâları ifade eder ve öyle cismânî bir Kur’ân-ı Sübhânî ki, herbir âyet-i tekvîniyesi ve herbir kelimesi, hattâ herbir noktası, herbir harfi birer mu’cize hükmündedir ve öyle muhteşem ve içi hadsiz âyâtla ve mânidar nakışlarla tezyin edilmiş birmescid-i Rahmânîdir ki, herbir köşesinde bir tâife, bir nevi ibadet-i fıtriye ile iştigal eder bir şekilde halk eden bir Allah, bir Mâbud-u bil’Hak, o kitab-ı kebîrin mânâlarını ders verecek üstadları ve o Kur’ân-ı Samedânînin âyetlerini tefsir edecek müfessirleri elçi olarak göndermesin ve o mescid-i ekberde hadsiztarzlarda ibadet edenlere imamları tayin etmesin ve o üstadlara ve müfessirlere ve imamlara fermanları vermesin? Hâşâ, yüz bin hâşâ!
Hem cemâl-i rahmetini ve hüsn-ü şefkatini ve kemâl-i rububiyetini zîşuurlara göstermek ve onları şükre ve hamde sevk etmek için bu kâinatı öyle bir ziyafetgâhve bir teşhirgâh ve öyle bir seyrangâh ki, hadsiz çeşit çeşit, leziz nimetler vegayet antika, hadsiz harika san’atlar içinde dizilmiş bir tarzda halk eden bir Sâni-i Rahîm ve Kerîm, hiç mümkün müdür ve hiç akıl kabul eder mi ki, o ziyafetgâhtakizîşuur mahlûklarla konuşmasın ve onlara o nimetlere mukàbil elçileri vasıtasıylavazife-i teşekküriyeyi ve tezahür-ü rahmetine ve sevdirmesine karşı vazife-i ubudiyeti bildirmesin. Hâşâ, binler hâşâ!
Hem hiç mümkün müdür: Bir Sâni san’atını sever, beğendirmek ister, hattâ ağızların bin çeşit zevklerini nazara alması delâletiyle, takdir ve tahsinlerle karşılanmak[TABLE]
[TR]
[TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Samedânî: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın Kur’ân’ı, kâinat kitabı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Sübhânî: her türlü kusur ve noksandan uzak olan Allah’ın Kur’ân’ı, kâinat kitabı[/TD]
[TD]Mâbûd-u Bilhak: hakkıyla ibadete lâyık olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]Sâni-i Rahîm: özel şefkat ve merhamet tecellîsi olan, herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[TD]cemâl-i rahmet: rahmetin güzelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]cismanî: maddi yapısı olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: işaret etme, delil olma[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayet: son derece[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[TD]hüsn-ü şefkat: şefkatin güzelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibadet-i fıtriye: yaratılıştan gelen ibadet[/TD]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştigal etmek: meşgul olmak, ilgilenmek[/TD]
[TD]kemâl-i rubûbiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mükemmelliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı Samedânî: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kitabı, kâinat[/TD]
[TD]kitab-ı kebir: büyük kitap, kâinat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]leziz: lezzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[TD]mescid-i Rahmânî: çok merhametli olan Allah’ın yarattığı mescid[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mescid-i ekber: en büyük mescid[/TD]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: benzerini yapma noktasında başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey[/TD]
[TD]mâbudiyet: ibadet edilmeye lâyık olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânidar: anlamlı[/TD]
[TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müfessir: açıklayan, yorumlayan kimse[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyrangâh: gezinti yeri[/TD]
[TD]tahsin: beğenme, güzelliğini ilân etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefsir etmek: açıklamak, yorumlamak[/TD]
[TD]tezahür: belirme, görünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezahür-ü rahmet: rahmet belirmesi, görünmesi[/TD]
[TD]tezyin etmek: süslemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşhirgâh: sergi yeri[/TD]
[TD]tâife: topluluk, grup[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulûhiyet: ilâhlık[/TD]
[TD]vazife-i teşekküriye: teşekkür vazifesi, şükür görevi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i ubudiyet: ibadet vazifesi, kulluk görevi[/TD]
[TD]ziyafetgâh: ziyafet yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait deliller, bütün varlıklar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:23 #805875Anonim
arzu eder ve herbir san’atıyla kendini hem tanıttırmak, hem sevdirmek, hem bir çeşit mânevî cemâlini göstermek ister bir tarzda bu kâinatı antika san’atlarla süslendirdiği halde kâinattaki zîhayatın kumandanları olan insanlara onların büyüklerinden bir kısmıyla konuşup elçi olarak göndermesin; güzel san’atları takdirsiz ve fevkalâde hüsn-ü esmâsı tahsinsiz ve tanıttırması ve sevdirmesimukabelesiz kalsın? Hâşâ, yüz bin hâşâ!
Hem bütün zîhayatın ihtiyacat-ı fıtriyeleri için dualarına ve hâl diliyle edilen bütün ilticalara ve arzulara vakti vaktine, kast ve ihtiyar ve iradeyi gösterir bir tarzda hadsiz in’âmlarıyla ve nihayetsiz ihsanatıyla fiilen ve halen sarih birsurette konuşan bir Mütekellim-i Alîm, hiç mümkün müdür, hiç akıl kabul eder mi, en cüz’î bir zîhayat ile fiilen ve halen konuşsun ve tam derdine derman yetiştirenihsanıyla derdini dinlesin ve ihtiyacını görsün ve bilsin; ve bütün kâinatın enmüntehap neticesi ve arzın halifesi ve ekser mahlûkat-ı arziyenin kumandanları olan insanların mânevî reisleriyle görüşmesin? Onlarla, belki her zîhayatla fiilen vehalen konuştuğu gibi, onlarla kavlen ve kelâmen konuşmasın ve onlara fermanları ve suhuf ve kitapları göndermesin? Hâşâ, hadsiz hâşâ!
Demek, iman-ı billâh, kat’iyetiyle ve hadsiz hüccetleriyle ve bikütübihî ve rusülihî, yani peygamberlere ve mukaddes kitaplara imanı ispat eder.Hem hiç bir cihet-i imkânı var mı ve hiç akıl kabul eder mi ki, bütün masnuatıyla kendini tanıttırana ve sevdirene ve teşekküratı fiilen ve halen isteyene mukàbil,kâinatı velveleye veren hakikat-i Kur’âniye ile Zülcelâl o San’atkârı ekmel bir tarzda tanıyıp ve tanıttırıp ve sevip ve sevdirip ve teşekkür edip ve ettirip veSübhânallah, Elhamdü lillâh, Allahu ekber’lerle küre-i arzı semâvâta işittirecek derecede konuşturup ve kara ve denizleri cezbeye getirecek bir vaziyetle,
[TABLE]
[TR]
[TD]Allahu ekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mütekellim-i Alîm: gizli ve âşikâr her şeyi bilen ve kendi Zâtına lâyık şekilde konuşan Allah[/TD]
[TD]San’atkâr: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” anlamında bir tesbih[/TD]
[TD]Zülcelâl: büyüklük, haşmet ve yücelik sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arzın halifesi: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
[TD]bikütübihî: kitaplara[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâl: güzellik[/TD]
[TD]cezbe: Allah sevgisiyle kendinden geçer bir hale gelme, çekilme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet-i imkan: mümkün olma yönü[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî, az, küçük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekmel: en mükemmel, kusursuz[/TD]
[TD]ekser: pek çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[TD]fevkalade: olağanüstü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fiilen: davranışla, gerçekte; bizzat, fiilî olarak[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın gerçeği, esas mânâsı[/TD]
[TD]halen: hareket ve davranışla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüsn-ü esmâ: isimlerin güzelliği[/TD]
[TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsanat: bağışlar, iyilikler[/TD]
[TD]ihtiyac-ı fitrî: yaratılıştan gelen ihtiyaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: dileme, istek, tercih[/TD]
[TD]iltica: sığınma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
[TD]in’am: nimetlendirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, istek, kast etme[/TD]
[TD]kast: amaç, hedef[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[TD]kavlen: sözle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâmen: söz ve konuşma ile[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yer küre, dünya[/TD]
[TD]mahlûkat-ı arziye: yeryüzündeki yaratıklar, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
[TD]mukabelesiz: karşılıksız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış[/TD]
[TD]mukàbil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntehap: seçilmiş, seçkin[/TD]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rusulihî: peygamberler[/TD]
[TD]sarih: açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife halindeki kitaplar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tahsin: takdir etme, beğenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşekkürat: teşekkürler[/TD]
[TD]velvele: coşku, haykırış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:24 #805876Anonim
bin üç yüz sene zarfında nev-i beşerin kemiyeten beşten birisini ve keyfiyeten veinsaniyeten yarısını arkasına alıp o Hâlıkın bütün tezahürat-ı rububiyetine geniş veküllî bir ubudiyetle mukabele eden ve bütün makàsıd-ı İlâhiyesine karşı Kur’ân’ın sûreleriyle kâinata ve asırlara bağıran, ders veren, dellâllık eden ve nev-i insanın şerefini ve kıymetini ve vazifesini gösteren ve bin mu’cizatıyla tasdik edilen Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, en müntehap mahlûku ve en mükemmel elçisi ve en büyük resûlü olmasın? Hâşâ ve kellâ, yüz bin defa hâşâ!
Demek, Eşhedû en lâ ilâhe illâllah hakikati, bütün hüccetleriyle ve eşhedû enne Muhammede’r-Resulullah hakikatini ispat eder.
Hem hiç imkân var mı ki, bu kâinatın Sânii, mahlûkatını yüz bin dillerle birbiriyle konuştursun ve onların konuşmalarını işitsin ve bilsin ve kendisi konuşmasın?Hâşâ!Hem hiç akıl kabul eder mi ki, kâinattaki makàsıd-ı İlâhiyesini bir fermanla bildirmesin? Ve muammâsını açacak ve “Mahlûkat ne yerden geliyorlar? Ve ne yere gidecekler? Ve niçin böyle kàfile kàfile arkasında buraya gelip bir parça durup geçiyorlar?” diye üç dehşetli sual-i umumîye hakiki cevap verecek Kur’ân gibi bir kitabı göndermesin? Hâşâ!
Hem hiç mümkün müdür ki, on üç asrı ışıklandıran ve her saatte yüz milyonlisanlarda kemâl-i hürmetle gezen ve milyonlar hâfızların kalblerinde kudsiyetiyle yazılan ve nev-i beşerin keyfiyeten kısm-ı âzamını kanunlarıyla idare eden ve nefislerini ve ruhlarını ve kalblerini ve akıllarını terbiye ve tezkiye ve tasfiye ve talim eden ve Risale-i Nur’da kırk vech-i i’cazı ispat edilen ve kırk taife ve tabaka-i nâsa ve her tabakaya karşı bir nevi i’câzını gösterdiği kerametli ve harikalı
[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Eşhedü en lâ ilâhe illâllah: “Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]dellâllık: ilan edicilik, duyuruculuk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşhedû enne Muhammede’r-Resulullah: “Şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın resulüdür”[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: esas, gerçek[/TD]
[TD]hakiki: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâfız: Kur’ân’ı ezberleyen[/TD]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]insaniyet: insanlık[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemiyet: sayısal çokluk, nicelik[/TD]
[TD]kemâl-i hürmet: tam bir saygı ve hürmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olan olağanüstü haller[/TD]
[TD]keyfiyet: durum, nitelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık[/TD]
[TD]kàfile: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kısm-ı âzam: büyük bir kısmı[/TD]
[TD]lisan: dil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makàsıd-ı İlâhiye: Allah’ın gözettiği yüce maksatlar, gayeler[/TD]
[TD]muammâ: anlaşılması zor sır, gizem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
[TD]mu’cizât: mu’cizeler; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü hal ve işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntehap: seçilmiş, seçkin[/TD]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[TD]nevi: tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]resul: peygamber, elçi[/TD]
[TD]sual-i umumîye: genel soru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tabaka-i nâs: halk tabakası[/TD]
[TD]taife: grup, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]talim etmek: öğretmek[/TD]
[TD]tasfiye: arındırma, süzme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
[TD]tezahür-ü Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliğinin bütün varlıklarda açıkça görünmesi, yansıması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezkiye: temize çıkarma, arındırma[/TD]
[TD]ubûdiyet: Allah’a kulluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vech-i i’câz: mu’cizelik yönü[/TD]
[TD]zarfında: içinde[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:25 #805877Anonim
On Dokuzuncu Mektupta beyan olunan ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm binmu’cizatıyla onun bir mu’cizesi olarak hak kelâmullah olduğu kat’î ispat edilen Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan, hiçbir cihette imkânı var mı ki, o Mütekellim-i Ezelî ve oSâni-i Sermedînin kelâmı ve fermanı olmasın? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ!
Demek, iman-ı billâh, bütün hüccetleriyle, Kur’ân’ın kelâmullah olduğunu ispat ediyor.
Hem hiç mümkün müdür ki, zeminin yüzünü mütemadiyen zîhayatlarla doldurup boşaltan ve kendini tanıttırmak ve ibadet ve tesbihat ettirmek için bu dünyamızızîşuurlarla şenlendiren bir Sultan-ı Zülcelâl, semâvâtı ve yıldızları boş ve hâlibıraksın; onlara münasip ahâliyi yaratıp, o semâvî saraylarda iskân etmesin vesaltanat-ı rububiyetini en büyük memleketinde hademesiz, haşmetsiz, memursuz, elçisiz, yâversiz, nâzırsız, seyircisiz, âbidsiz, raiyetsiz bıraksın? Hâşâ, melekler sayısınca hâşâ!
Hem hiçbir cihette imkânı var mı ki, bu kâinatı öyle bir kitap tarzında yazar ki, herbir ağacın bütün tarihçe-i hayatını bütün çekirdeklerinde kaydeden ve herbir otun ve çiçeğin bütün vazife-i hayatiyesini bütün tohumlarında yazan ve herbirzîşuurun bütün sergüzeşte-i hayatiyesini hardal gibi küçük kuvve-i hafızasında gayet mükemmel yazdıran ve bütün mülkünde ve devâir-i saltanatında her ameli ve her hâdiseyi müteaddit fotoğraflarla alarak muhafaza eden ve rububiyetin enehemmiyetli bir esası olan adalet, hikmet ve rahmetinin tecellîleri ve[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah[/TD]
[TD]Sultan-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi, herşeyin sultanı olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni-i Sermedî: zaman üstü ve yüce olmakla beraber her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]beyan: açıklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]devâir-i saltanat: saltanat daireleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]ferman: buyruk, emir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hademesiz: hizmetçisiz[/TD]
[TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hardal: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
[TD]haşmet: büyüklük, ihtişam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: kesin delil[/TD]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iskân etmek: yerleştirmek[/TD]
[TD]kat’î: kesin bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
[TD]kelâmullah: Allah’ın kelamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
[TD]mu’cizât: mu’cizeler; Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]nâzırsız: gözlemcisiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]raiyet: halk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]saltanat-ı Rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semavat: gökler[/TD]
[TD]semavî: göğe ait, gökteki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sergüzeşt-i hayat: hayat serüveni[/TD]
[TD]tarihçe-i hayat: hayat hikâyesi, biyografi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: görünme, yansıma[/TD]
[TD]tesbihat etmek: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vazife-i hayat: hayat vazifesi, görevi[/TD]
[TD]yâversiz: yardımcısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yer[/TD]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
[TD]âbid: Allah’a ibadet eden, kul[/TD]
[/TR]
[/TABLE]19 Temmuz 2012: 09:26 #805878Anonim
tahakkukları için koca Cennet ve Cehennemi ve sırat ve mizan-ı ekberi yaratan bir Hâkim-i Hakîm ve bir Alîm-i Rahîm, insanların kâinatı alâkadar eden amellerini yazdırmasın ve mücâzât ve mükâfat için fiillerini kaydettirmesin ve seyyiat vehasenatlarını kaderin levhalarında yazmasın? Hâşâ, kaderin Levh-i Mahfuzunda yazılan harfleri adedince hâşâ!
Demek, iman-ı billâh hakikatı, hüccetleriyle hem melâikeye iman, hem kadere iman hakikatlerini dahi kat’î ispat eder. Güneş gündüzü ve gündüz güneşi gösterdiği gibi, imanın rükünleri birbirini ispat ederler.İKİNCİ NOKTA
Başta Kur’ân, bütün semâvî kitaplar ve suhuflar ve başta MuhammedAleyhissalâtü Vesselâm olarak, bütün peygamberler (aleyhimüsselâm), bütün dâvâları beş altı esas üzerine dönüyorlar, mütemadiyen o esasları ders vermeye ve ispat etmeye çalışıyorlar. Onların peygamberliklerine ve doğruluklarına şehadet eden bütün hüccetler ve deliller, o esaslara bakıyorlar. Onların hakkaniyetlerine kuvvet veriyorlar. O esaslar ise, iman-ı billâh ve iman-ı bil’âhiret ve sâirrükünlere imandır.
Demek imanın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Herbirisiumumunu ispat eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzîkabul etmez ve inkısamı imkân hâricindedir. Nasıl ki, kökü göklerde tûbâ ağacı gibi, herbir dalı, herbir meyvesi, herbir yaprağı, o koca ağacın küllî, tükenmez hayatına dayanıyor. O kuvvetli ve güneş gibi zâhir o hayatı inkâr edemeyen, birtekmuttasıl yaprağın hayatını inkâr edemez. Eğer etse, o ağaç, dalları ve meyveleri ve yaprakları sayısınca o münkiri tekzip edecek, susturacak. Öyle de, iman, altırükünleriyle aynı vaziyettedir.
Bu makamın başında, altı nokta ve herbir nokta dahi beş nükte olarak altı erkân-ı imaniyeyi, otuz altı nüktede beyan etmek niyet edilmişti. Ve baştaki dehşetli[TABLE]
[TR]
[TD]Aleyhimüsselâm: Allah’ın selâmı onların üzerine olsun[/TD]
[TD]Alîm-i Rahîm: herşeyi hakkıyla bilen ve rahmetinin çok özel tecellîleri olan sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâkim-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan ve herşeyi hükmü altında tutan Allah[/TD]
[TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]amel: davranış, iş[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
[TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, gerçekçilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasenat: iyilikler, güzellikler[/TD]
[TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: delil[/TD]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman-ı billâh: Allah’a iman[/TD]
[TD]iman-ı bil’âhiret: âhirete iman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılan herşey[/TD]
[TD]küll: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küllî: büyük, kapsamlı, tür[/TD]
[TD]makam: konu, konum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[TD]mizan-ı ekber: mahşer günü amellerin ölçüleceği büyük terazi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muttasıl: yapışık, bitişik[/TD]
[TD]mücâzât: cezalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[TD]münkir: inkâr eden, inançsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]nükte: ince anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[TD]semâvî: Allah tarafından olan, İlâhî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyiat: kötülükler, günahlar[/TD]
[TD]suhuf: bâzı peygamberlere gelen sahife hâlindeki kitaplar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sâir: diğer, başka[/TD]
[TD]sırat: Cennete gidebilmek için herkesin üzerinden geçmesi gereken Cehennem üzerinde kurulmuş köprü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zâhir: açık, görünen[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek[/TD]
[/TR]
[/TABLE] -
YazarYazılar
- ‘On Birinci Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.