• Bu konu 84 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 86)
  • Yazar
    Yazılar
  • #799217
    Anonim

      defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket edenler, yıldızlar içerisinde var olduğunu kozmoğrafya söylüyor. İşte, sükûnet içindeki sükût-u ecramdan, Sâni-i Zülcelâlin ve Kadîr-i Zülkemâlin derece-i kudret ve teshirini ve nücumun Ona derece-i inkıyad ve itaatini anla.

      حَرَكَةً فِى حِكْمَةٍ Hem, semânın yüzünde, hikmet içinde bir hareketi görmeyi âyet emrediyor. Evet, gayet acip ve azîm o harekât, gayet dakik ve geniş hikmet içindedir. Nasıl ki bir fabrikanın çarklarını ve dolaplarını bir hikmet içinde çeviren bir san’atkâr, fabrikanın azamet ve intizamı derecesinde derece-i san’at ve maharetini gösterir. Öyle de, koca güneşe, seyyârâtla beraber fabrika vaziyetini veren ve o müthiş azîm küreleri sapan taşları misillü ve fabrika çarkları gibi etrafında döndüren bir Kadîr-i Zülcelâlin derece-i kudret ve hikmeti, o nisbette nazara tezahür eder.

      تَلَئْلُئاً فِى حَشْمَةٍ تَبَسُّمًا فِى زِينَةٍ Yani, hem, semâvât yüzünde öyle bir haşmet içinde bir parlamak ve bir ziynet içinde bir tebessüm var ki, Sâni-i Zülcelâlin ne kadar muazzam bir saltanatı, ne kadar güzel bir san’atı olduğunu gösterir. Donanma günlerinde kesretli elektrik lâmbaları sultanın derece-i haşmetini ve terakkiyât-ı medeniyede derece-i kemâlini gösterdiği gibi, koca semâvât, o haşmetli, ziynetli yıldızlarıyla Sâni-i Zülcelâlin kemâl-i saltanatını ve cemâl-i san’atını öylece nazar-ı dikkate gösteriyorlar.

      مَعَ اِنْتِظَامِ الْخِلْقَةِ مَعَ اِتِّزَانِ الصَّنْعَةِ Hem diyor ki: Semânın yüzündeki mahlûkatın intizamını, dakik mizanlar içinde masnuatın mevzuniyetini gör ve anla ki, onların Sânii ne kadar Kadîr ve ne kadar Hakîm olduğunu bil.
      Evet, muhtelif ve küçük cirimleri veyahut hayvanları döndüren ve bir vazife

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
      [TD]Kadîr: sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
      [TD]Kadîr-i Zülkemâl: kudreti herşeyi kuşatan, mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; k-m-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. s-n-a)[/TD]
      [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
      [TD]azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
      [TD]cemâl-i san’at: san’atın güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cirm: cisim[/TD]
      [TD]dakik: ince[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]derece-i haşmet: heybet ve görkemin derecesi[/TD]
      [TD]derece-i inkıyad ve itaat: boyun eğme ve itaat derecesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]derece-i kemâl: mükemmellik derecesi (bk. k-m-l)[/TD]
      [TD]derece-i kudret ve hikmet: kudret ve hikmet derecesi (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]derece-i kudret ve teshir: güç ve emri altında bulundurma derecesi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
      [TD]derece-i san’at ve maharet: san’at ve maharet derecesi (bk. ṣ-n-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gayet: çok[/TD]
      [TD]harekât: hareketler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşmet: heybet, görkem[/TD]
      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
      [TD]kemâl-i saltanat: saltanatın mükemmelliği, kusursuzluğu (bk. k-m-l; s-l-ṭ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kesretli: pek çok (bk. k-s̱-r)[/TD]
      [TD]kozmoğrafya: astronomi, gök bilimi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [TD]masnuat: san’atla yaratılmış varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mevzuniyet: ölçülü olma (bk. v-z-n)[/TD]
      [TD]misillü: gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
      [TD]muazzam: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
      [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakışlar (bk. n-ẓ-r)[/TD]
      [TD]nisbet: oran, ölçü (bk. n-s-b)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nücum: yıldızlar[/TD]
      [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
      [TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sükûnet: durgunluk, sakinlik (bk. s-k-n)[/TD]
      [TD]sükût-u ecram: gök cisimlerinin sessiz hali[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]terakkiyat-ı medeniye: teknolojik ilerlemeler[/TD]
      [TD]tezahür: belirme, görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziynet: süs (bk. z-y-n)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #799218
      Anonim

        için çeviren ve bir mizan-ı mahsusla herbirini muayyen bir yolda sevk eden bir zâtın derece-i iktidar ve hikmetini ve hareket eden cirmlerin ona derece-i itaat ve musahhariyetlerini gösterdikleri gibi, koca semâvât o dehşetli azametiyle, hadsiz yıldızlarıyla ve o yıldızlar da dehşetli büyüklükleriyle ve gayet şiddetli hareketleriyle beraber, zerre miktar ve bir saniyecik kadar hudutlarından tecavüz etmemeleri, bir âşire-i dakika kadar vazifelerinden geri kalmamaları, Sâni-i Zülcelâllerinin ne kadar dakik bir mizan-ı mahsusla rububiyetini icra ettiğini nazar-ı dikkate gösterirler.

        Hem de şu âyet gibi, Sûre-i Amme’de ve sâir âyetlerde beyan olunan teshir-i şems ve kamer ve nücumla işaret ettiği gibi,

        تَشَعْشُعُ سِرَاجِهَا، تَهَلْهُلُ مِصْبَاحِهَا، تَلَئْلُؤُ نُجُومِهَا، تُعْلِنُ ِلاَهْلِ النُّهٰى، سَلْطَنَةً بِلاَ اِنْتِهَاۤءٍ


        Yani, semanın müzeyyen tavanına, güneş gibi ışık verici, ısındırıcı bir lâmbayı takmak; gece-gündüz hatlarıyla, kış-yaz sahifelerinde mektubât-ı Samedâniyeyi yazmasına bir nur hokkası hükmüne getirmek; ve yüksek minare ve kulelerdeki büyük saatlerin parlayan akrepleri misillü, kubbe-i semâda kameri zamanın saat-i kübrâsına bir akrep yapmak, mütefavit çok hilâller suretinde her geceye güya ayrı bir hilâl bırakıp, sonra dönüp kendine toplamak, menzillerinde kemâl‑i mizanla, dakik hesapla hareket ettirmek; ve kubbe-i semâda parlayan, tebessüm eden yıldızlarla göğün güzel yüzünü yaldızlamak, elbette nihayetsiz bir saltanat-ı rububiyetin şeâiridir. Zîşuura, Onu iş’âr eden muhteşem bir Ulûhiyetin işârâtıdır; ehl-i fikri imana ve tevhide davet eder.
        Bak kitab-ı kâinatın safha-i renginine,

        Hâme-i zerrîn-i kudret, gör, ne tasvir eylemiş.

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
        [TD]Ulûhiyet: İlâhlık (bk. e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]azamet: büyüklük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
        [TD]beyan olunan: açıklanan (bk. b-y-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cirm: cisim[/TD]
        [TD]dakik: ince[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]derece-i iktidar ve hikmet: iktidar ve hikmetin derecesi (bk. ḳ-d-r; ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]derece-i itaat ve musahhariyet: itaat ve boyun eğmişlik derecesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehl-i fikir: düşünenler (bk. f-k-r)[/TD]
        [TD]gayet: çok[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]güya: sanki[/TD]
        [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hat: çizgi[/TD]
        [TD]hilâl: ay; yay şeklinde görülen ay[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hudut: sınır[/TD]
        [TD]hâme-i zerrîn-i kudret: kudretin altın kalemi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icra etme: yerine getirme[/TD]
        [TD]işârât: işaretler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iş’âr etmek: bildirmek[/TD]
        [TD]kamer: ay[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl-i mizan: tam ve kusursuz ölçü (bk. k-m-l; v-z-n)[/TD]
        [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış bütün âlem (bk. k-t-b; k-v-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kubbe-i semâ: gökkubbe (bk. s-m-v)[/TD]
        [TD]mektubat-ı Samedâniye: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî sanatı anlatan eserler (bk. k-t-b; ṣ-m-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]menzil: konaklama yeri, durak (bk. n-z-l)[/TD]
        [TD]misillü: gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mizan-ı mahsus: özel ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
        [TD]muayyen: belirlenmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
        [TD]mütefavit: birbirinden farklı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
        [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
        [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saat-i kübrâ: büyük saat (bk. k-b-r)[/TD]
        [TD]safha-i rengin: süslü, parlak, rengârenk sahife[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saltanat-ı rububiyet: Allah’ın herşeyi kuşatan egemenliği (bk. s-l-ṭ; r-b-b)[/TD]
        [TD]sema: gök (bk. s-m-v)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
        [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sâir: diğer[/TD]
        [TD]tasvir: resimleme; anlatma, ifade etme (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teshir-i şems ve kamer ve nücum: güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğdirme[/TD]
        [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma (bk. v-ḥ-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
        [TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âyet: Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
        [TD]âşire-i dakika: saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şeâir: işaretler, semboller (bk. ş-a-r)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #799219
        Anonim

          Kalmamış bir nokta-i muzlim çeşm-i dil erbâbına,
          Sanki âyâtın Hüdâ nur ile tahrir eylemiş.
          Bak, ne mu’ciz-i hikmet, iz’an-rübâ-yı kâinat,
          Bak, ne âli bir temâşâdır feza-yı kâinat.
          Dinle de yıldızları, şu hutbe-i şirinine,
          Nâme-i nurîn-i hikmet bak ne takrir eylemiş.
          Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:
          Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i sultanına,
          Birer burhan-ı nurefşânız vücub-u Sânie; hem vahdete, hem kudrete şahitleriz biz.
          Şu zeminin yüzünü yaldızlayan nazenin mu’cizâtı çün melek seyranına,
          Bu semânın arza bakan, Cennete dikkat eden, binler müdakkik gözleriz biz.
          Tûbâ-yı hilkatten semâvât şıkkına, hep kehkeşan ağsânına,
          Bir Cemîl-i Zülcelâlin dest-i hikmetiyle takılmış binler güzel meyveleriz biz.
          Şu semâvât ehline birer mescid-i seyyar, birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyâne,
          Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i Cebbar, birer tayyareyiz biz.
          Bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Hakîm-i Zülcelâlin birer mu’cize-i kudret, birer harika-i san’at-ı Hâlıkane,
          Birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz.
          Böyle yüz bin dille yüz bin burhan gösteririz, işittiririz insan olan insana.
          Kör olası dinsiz gözü görmez oldu yüzümüzü. Hem işitmez sözümüzü. Hak söyleyen âyetleriz biz.
          Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize musahharız, müsebbihiz abîdâne
          Zikrederiz, kehkeşanın halka-i kübrâsına mensup birer meczuplarız biz.

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Cemîl-i Zülcelâl: heybeti ve yüceliği sınırsız, güzelliği sonsuz olan Allah (bk. c-m-l; ẕü; c-l-l)[/TD]
          [TD]Hakîm-i Zülcelâl: yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; c-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hüdâ: Allah[/TD]
          [TD]Kadîr-i Zülcelâl: kudreti herşeyi kuşatan ve haşmet ve yücelik sahibi olan Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Kadîr-i Zülkemâl: kudreti herşeyi kuşatan, mükemmellik sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ẕü; k-m-l)[/TD]
          [TD]Rab: herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah (bk. r-b-b)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]arz: yer, dünya[/TD]
          [TD]ağsan: dallar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
          [TD]burhan-ı nurefşan: nur saçan delil (bk. n-v-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dest-i hikmet: hikmet eli (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]dâhiye-i hilkat: yaratılış harikası (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]feza-yı kâinat: uzay (bk. k-v-n)[/TD]
          [TD]gemi-i Cebbar: herşeyi kudretine boyun eğdiren Allah’ın gemisi (bk. c-b-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]halka-i kübrâ: büyük halka (bk. k-b-r)[/TD]
          [TD]hane-i devvar: devamlı dönen ev[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]harika-i san’at-ı Hâlıkane: Yaratıcının san’at harikası (bk. ṣ-n-a; ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [TD]haşmet-i sultan: sultanın, egemenliğinin haşmeti, görkemi (bk. s-l-ṭ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hutbe-i şirin: güzel, tatlı hutbe (bk. ḫ-ṭ-b)[/TD]
          [TD]iz’an-rübâ-yı kâinat: kâinatın herkese iman veren yüzü (bk. k-v-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kehkeşan: samanyolu[/TD]
          [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meczup: cezbeye tutulmuş[/TD]
          [TD]mensup: bağlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mescid-i seyyar: gezici mescid[/TD]
          [TD]misbah-ı nevvar: nurlu, parlak lâmba (bk. n-v-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]musahhar: boyun eğen[/TD]
          [TD]mu’ciz-i hikmet: Allah’ın hikmetinin mu’cizesi (bk. a-c-z; ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
          [TD]mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müdakkik: inceden inceye araştıran[/TD]
          [TD]müsebbih: tesbih eden (bk. s-b-ḥ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nadire-i hikmet: Allah’ın hikmetinin ender bir eseri (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]name-i nurîn-i hikmet: hikmetin nurlu mektubu (bk. n-v-r; ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazenin: ince, lâtif[/TD]
          [TD]nokta-i muzlim: karanlık nokta (bk. ẓ-l-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nutka gelmek: konuşmak, dile gelmek[/TD]
          [TD]semâ: gök (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
          [TD]semâvat ehli: yüce âlemlerde yaşayan varlıklar (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]seyran: seyretme, gezme[/TD]
          [TD]sikke: mühür, işaret[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahrir eylemek: yazmak[/TD]
          [TD]takrir eylemek: bildirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tayyare: uçak[/TD]
          [TD]temâşâ: seyir[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]turra: mühür, nişan[/TD]
          [TD]tûbâ-yı hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ulvî: yüksek[/TD]
          [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücub-u Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ın varlığının gerekliliği (bk. v-c-b; ṣ-n-a)[/TD]
          [TD]zemin: yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zikretmek: Allah’ı anmak[/TD]
          [TD]âbidâne: ibadet edercesine (bk. a-b-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
          [TD]âli: yüce[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âyet: delil[/TD]
          [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âşiyâne: yuva[/TD]
          [TD]çeşm-i dil erbâbı: gönül gözü açık olanlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]çün: gibi[/TD]
          [TD]şık: bölüm[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #799251
          Anonim
            İkinci Mevkıf

            besmele.jpg

            قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ اَللهُ الصَّمَدُ blank.gif1


            Şu Mevkıfın Üç Maksadı var.

            BİRİNCİ MAKSAT

            Bir yıldızın tokatıyla yere sukut eden ehl-i şirk ve dalâletin vekili, zerrelerden yıldızlara kadar hiçbir yerde zerre miktar şirke yer bulamadığından, o tarzdaki dâvâdan vazgeçip, fakat şeytan gibi, vahdete dair teşkikât yapmak için üç mühim sual ile, ehadiyete ve vahdete dair, ehl-i tevhide vesvese yapmak istedi.

            BİRİNCİ SUAL: Zındıka lisanıyla diyor ki: “Ey ehl-i tevhid! Ben, kendi müvekkillerim namına birşey bulamadım, mevcudatta bir hisse çıkaramadım, mesleğimi ispat edemedim. Fakat siz ne ile nihayetsiz bir kudret sahibi bir Vâhid-i Ehadi ispat ediyorsunuz? Neden Onun kudretiyle beraber başka eller karışmasını kabil görmüyorsunuz?”

            Elcevap:
            Yirmi İkinci Sözde kat’î ispat edilmiş ki, bütün mevcudat, bütün zerrat, bütün yıldızlar, herbiri Vâcibü’l-Vücudun ve Kadîr-i Mutlakın vücub-u vücuduna birer burhan-ı neyyirdir. Bütün kâinattaki silsilelerin herbiri Onun vahdâniyetine birer delil-i kat’îdir. Kur’ân-ı Hakîm, hadsiz burhanlarında ispat ettiği gibi, umumun nazarına en zâhir burhanları daha ziyade zikreder. Ezcümle,

            [NOT]Dipnot-1
            “De ki: O Allah birdir. O Allah’tır, Sameddir; herşey Ona muhtaç iken O hiçbir şeye muhtaç değildir.” İhlâs Sûresi, 112:1-2.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
            [TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı mutlaka gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
            [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
            [TD]burhan-ı neyyir: nurlu, parlak delil (bk. n-v-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]delil-i kat’î: kesin delil[/TD]
            [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ehl-i tevhid: Allah’ın birliğine inanan kimseler (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]ehl-i şirk ve dalâlet: Allah’a ortak koşanlar ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ezcümle: örneğin[/TD]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kabil: mümkün[/TD]
            [TD]kat’î: kesin[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lisan: dil[/TD]
            [TD]maksat: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]mevkıf: bölüm, kısım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müvekkil: vekâlet veren, vekil tayin eden (bk. v-k-l)[/TD]
            [TD]nam: ad[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazar: dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]silsile: zincir[/TD]
            [TD]sukut etmek: düşmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teşkikât yapmak: şüphede bırakmak[/TD]
            [TD]umum: genel, herkes[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı (bk. v-ḥ-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
            [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
            [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zâhir: açık, gözle görünür (bk. ẓ-h-r)[/TD]
            [TD]zındıka: dinsizlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #799252
            Anonim
              وَلَئِنْ سَئَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللهُ blank.gif1 وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ


              gibi pek çok âyatla, Kur’ân-ı Hakîm, hilkat-i arz ve semâvâtı, vahdâniyete bedâhet derecesinde bir burhan gösteriyor ki, ister istemez, zîşuur olan her adam, hilkat-i arz ve semâvâtta bizzarure Hâlık-ı Zülcelâlini tasdik etmeye mecburdur ki, لَيَقُولُنَّ اللهُ der.

              Birinci Mevkıfta nasıl bir zerreden başladık, tâ yıldızlara ve semâvâta kadar sikke-i tevhidi gösterdik. Kur’ân-ı Hakîm, şu nevi âyatla, yıldızlardan ve semâvâttan tutup, tâ zerrelere kadar şirki tard eder. Şöyle işaret eder ve mânen der:

              Semâvât ve arzı böyle muntazam halk eden bir Kadîr-i Mutlakın, devâir-i masnuatından olan manzume-i şemsiye bilbedâhe Onun kabza-i tasarrufundadır. Madem o Kadîr-i Mutlak, şemsi, seyyârâtıyla kabza-i tasarrufunda tutuyor ve tanzim ve teshir ve tedvir ediyor.blank.gif2 Elbette, o manzume-i şemsiyenin bir cüz’ü ve şems ile bağlanan küre-i arz dahi kabza-i tasarrufunda ve tedbir ve tedvirindedir.blank.gif3 Madem küre-i arz, kabza-i tasarrufunda ve tedbir ve tedvirindedir; bilbedâhe, arzın yüzünde yazılan ve icad edilen ve yerin meyveleri ve gayâtı hükmünde olan masnuat dahi Onun kabza-i rububiyetinde ve terbiyesindedir.

              Madem bütün zeminin yüzüne serilen ve serpilen ve yüzünü yaldızlayan ve ziynetlendiren ve her zaman tazelenen, gelip giden ve zemin onlarla dolup boşalan

              [NOT]Dipnot-1
              “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onunâyetlerindendir.” Rum Sûresi, 30:22.
              Dipnot-2
              bk. Ra’d Sûresi, 13:2; İbrahim Sûresi,14:33 Nahl Sûresi, 16:12; Hac Sûresi, 22:18; Ankebût Sûresi, 29:61; Yâsîn Sûresi, 36:38.
              Dipnot-3
              bk. Bakara Sûresi, 2:29; Hac Sûresi, 22:65; Zümer Sûresi, 39:67.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]

              Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; ẕü; c-l-l)[/TD]
              [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]arz: yer, dünya[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bedâhet: ap açıklık[/TD]
              [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
              [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cüz’: kısım, parça (bk. c-z-e)[/TD]
              [TD]devâir-i masnuat: san’atla yapılmış şeylerin oluşturduğu daireler (bk. ṣ-n-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]gayât: gayeler[/TD]
              [TD]halk etmek: yaratmak (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hilkat-i arz ve semâvât: göklerin ve yerin yaratılması (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v)[/TD]
              [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kabza-i rububiyet: rububiyet eli; herşeyi terbiyesi ve egemenliği altında bulundurma (bk. r-b-b)[/TD]
              [TD]kabza-i tasarruf: emri altında bulundurma (bk. ṣ-r-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
              [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi (bk. n-ẓ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
              [TD]mevkıf: bölüm, kısım[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
              [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
              [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
              [TD]sikke-i tevhid: Allah’ın birliğini gösteren işaret, mühür (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma (bk. n-ẓ-m)[/TD]
              [TD]tard etmek: kovmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama (bk. ṣ-d-ḳ)[/TD]
              [TD]tedbir: idare etme, ihtiyacını karşılama (bk. d-b-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
              [TD]teshir: boyun eğdirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği, ortağının ve benzerinin olmayışı (bk. v-ḥ-d)[/TD]
              [TD]yaldızlayan: parlatan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zemin: yer[/TD]
              [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziynetlendiren: süslendiren (bk. z-y-n)[/TD]
              [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyat: âyetler[/TD]
              [TD]şems: güneş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #799253
              Anonim

                umum masnuat kabza-i kudret ve ilmindedir ve adl ü hikmetinin mizanıyla ölçülüp ve tanzim edilir. Madem bütün envâ Onun kabza-i kudretindedir. Elbette, o envâın muntazam ve mükemmel fertleri ve âlemin küçük misal-i musağğarları ve envâ-ı kâinatın bilânçoları ve kitab-ı âlemin küçücük fihristeleri hükmünde olan cüz’î fertleri, bilbedâhe Onun kabza-i rububiyetinde ve icadındadır ve tedvir ve terbiyesindedir.

                Madem herbir zîhayat, kabza-i tedbir ve terbiyesindedir. Elbette, o zîhayatın vücudunu teşkil eden hüceyrât ve küreyvât ve âzâ ve âsab, bilbedâhe Onun kabza-i ilim ve kudretindedir.

                Madem herbir hüceyre ve kandaki herbir küreyvat Onun taht-ı emrindedir ve daire-i tasarrufundadır ve Onun kanunuyla hareket ederler. Elbette, bütün bunların madde-i esasiyesi ve bütün onlardaki nakş-ı san’ata ve nesc-i nakşa mekikler ve yaylar hükmünde olan zerrat dahi, bizzarure Onun kabza-i kudretinde ve daire-i ilmindedir. Ve Onun emriyle, izniyle, kuvvetiyle muntazam harekât yapar, mükemmel vezâif görür.

                Madem herbir zerrenin hareketi ve vazife görmesi Onun kanunuyla, izniyle, emriyledir. Elbette, teşahhusât-ı vechiye ve herkesin yüzünde herkesten onu temyiz edecek birer alâmet-i farika bulunması ve simalar gibi seslerde, dillerde ayrı ayrı farklar bulunması, bilbedâhe, Onun ilim ve hikmetiyledir.

                İşte, şu silsileye, mebde’ ve müntehâyı zikrederek işaret eden şu âyete bak:

                وَمِنْ اٰيَاتِهِ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَاخْتِلاَفُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْ اِنَّ فِى ذٰلِكَ َلاٰياَتٍ لِلْعَالِمِينَ blank.gif1


                Şimdi deriz: Ey ehl-i şirkin vekili! İşte, silsile-i kâinat kadar kuvvetli burhanlar,

                [NOT]Dipnot-1
                “Göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da Onun âyetlerindendir. İlim sahipleri için elbette bunda deliller vardır.” Rum Sûresi, 30:22.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]adl: adalet (bk. a-d-l)[/TD]
                [TD]alâmet-i farika: ayırt edici işaret[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                [TD]bizzarure: zorunlu olarak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]burhan: delil[/TD]
                [TD]cüz’î: küçük (bk. c-z-e)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]daire-i ilim: ilim dairesi (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]daire-i tasarruf: tasarruf ve kullanım dairesi (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i şirk: Allah’a ortak koşanlar[/TD]
                [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]envâ-ı kâinat: var olan şeylerin türleri, varlıkların çeşitleri (bk. k-v-n)[/TD]
                [TD]fihriste: indeks, içindekiler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]harekât: hareketler[/TD]
                [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
                [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kabza-i ilim ve kudret: kudreti ve ilmi altında bulundurması (bk. a-l-m; ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]kabza-i kudret: kudret eli (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kabza-i rububiyet: terbiyesi ve idaresi altında bulundurma (bk. r-b-b)[/TD]
                [TD]kabza-i tedbir: idaresi altında bulundurma (bk. d-b-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat (bk. k-t-b; a-l-m)[/TD]
                [TD]küreyvat: kürecikler; alyuvar ve akyuvarlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]madde-i esasiye: temel madde[/TD]
                [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mebde’: başlangıç[/TD]
                [TD]mekik: nakış dokumada kullanılan âlet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                [TD]müntehâ: son[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nakş-ı san’at: san’at işlemesi (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a)[/TD]
                [TD]nesc-i nakş: nakşın dokuması (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]silsile: zincir[/TD]
                [TD]silsile-i kâinat: kâinat halkası, varlıklar zinciri (bk. k-v-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]taht-ı emrinde: emri altında[/TD]
                [TD]tanzim etmek: düzenlemek (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tedvir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
                [TD]temyiz: ayırt etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teşahhusât-ı vechiye: yüze ait belirmeler, insanın simasındaki ayırdedilme özelliği[/TD]
                [TD]teşkil eden: oluşturan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umum: bütün[/TD]
                [TD]vezâif: vazifeler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücud: beden (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                [TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
                [TD]âsab: sinirler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âzâ: âzalar, organlar[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #799254
                Anonim

                  meslek-i tevhidi ispat eder ve bir Kadîr-i Mutlakı gösterir. Madem hilkat-i semâvât ve arz, bir Sâni-i Kadîri ve o Sâni-i Kadîrin nihayetsiz bir kudretini ve o nihayetsiz kudretin nihayetsiz kemâlde olduğunu gösterir. Elbette, şeriklerden istiğna-yı mutlak var. Yani, hiçbir cihette şeriklere ihtiyaç yok. İhtiyaç olmadığı halde neden bu zulümatlı meslekte gidiyorsunuz? Ne zorunuz var ki oraya giriyorsunuz?

                  Hem de şürekâya hiçbir ihtiyaç olmadığı ve kâinat onlardan müstağni-yi mutlak oldukları halde, şerik-i ulûhiyet gibi, rububiyet ve icad şerikleri dahi mümtenidirler, vücutları muhaldir. Çünkü, semâvât ve arzın Sâniindeki kudret, hem nihayet kemâlde, hem nihayetsiz olduğunu ispat ettik. Eğer şerik bulunsa, mütenâhi diğer bir kudret, o nihayetsiz ve gayet kemâldeki kudreti mağlûp edip bir kısım yer zaptetmek ve ona nihayet vermek ve mânen âciz bırakıp, hadsiz olduğu halde tahdit etmek ve hiçbir mecburiyet olmadan, bir mütenâhi şey, nihayetsiz bir şeye, nihayetsiz olduğu bir vakitte nihayet vermek ve mütenâhi yapmak lâzım gelir ki, bu, muhâlâtın en gayr-ı makulü ve mümteniâtın en katmerlisidir.

                  Hem şerikler müstağniyetün anhâ ve mümteniatün bizzat, yani hiç onlara ihtiyaç olmadığı gibi vücutları muhal oldukları halde, onları dâvâ etmek sırf tahakkümîdir. Yani, aklen, mantıken, fikren o dâvâyı ettirecek bir sebep olmadığı için, mânâsız sözler hükmündedir; ilm-i usulce “tahakkümî” tabir edilir. Yani, mânâsız dâvâ-yı mücerrettir. İlm-i kelâm ve ilm-i usulün düsturlarındandır ki, denilir:

                  لاَعِبْرَةَ لِلاِحْتِمَالِ الْغَيْرِ النَّاشِى عَنْ دَلِيلٍ وَلاَينُاَفِى اْلاِمْكَانُ الذَّاتِىُّ الْيَقِينَ الْعِلْمِىَّ


                  Yani, “Bir delilden, bir emareden neş’et etmeyen bir ihtimalin ehemmiyeti yok; kat’î ilme şek katmaz, yakîn-i hükmîyi sarsmaz.” Meselâ, zâtında Barla Denizi
                  (yani Eğirdir Gölü), imkân ve ihtimal var ki, pekmez olsun, yağa inkılâb

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Eğirdir Gölü: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                  [TD]Sâni-i Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḳ-d-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]arz: yer, dünya[/TD]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                  [TD]dâvâ-yı mücerret: delilsiz iddia, sadece bir iddia[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
                  [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gayet: sonsuz[/TD]
                  [TD]gayr-ı makul: akla uymayan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                  [TD]hilkat-i semâvat ve arz: göklerin ve yerin yaratılışı (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                  [TD]ilm-i kelâm: iman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan bilim dalı (bk. a-l-m; k-l-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ilm-i usul: usul ilmi, metodoloji (bk. a-l-m)[/TD]
                  [TD]imkân: olabilirlik (bk. m-k-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkılâb etmek: dönüşmek[/TD]
                  [TD]istiğna-yı mutlak: sınırsız zenginlik, hiçbir şeye muhtaç olmayış (bk. ğ-n-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kat’î: kesin[/TD]
                  [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                  [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mecburiyet: zorunluluk[/TD]
                  [TD]meslek-i tevhid: tevhid yolu (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhal: imkânsız[/TD]
                  [TD]muhâlât: olması imkânsız şeyler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mânen: mânevî olarak (bk. a-n-y)[/TD]
                  [TD]mümteinatün bizzat: bizzat varlığı imkânsız olanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mümteni: imkansız[/TD]
                  [TD]mümteniât: olması imkansız şeyler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müstağni-yi mutlak: hiçbir şekilde ihtiyacı olmayan (bk. ğ-n-y; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                  [TD]müstağniyetün anha: kendilerine hiç ihtiyaç olmayanlar (bk. ğ-n-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mütenâhi: sonu olan, biten[/TD]
                  [TD]neş’et: doğma, meydana gelme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nihayet: son derece[/TD]
                  [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]semâvât: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                  [TD]tahakkümî: zoraki ve delilsiz iddia (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahdit etmek: sınırlamak[/TD]
                  [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]yakîn-i hükmî: ilimle kesinlik kazanmış husus, inanç, bilgi (bk. y-ḳ-n; ḥ-k-m)[/TD]
                  [TD]zaptetmek: tutmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zulümatlı: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                  [TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şek: şüphe[/TD]
                  [TD]şerik: ortak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şerik-i ulûhiyet: ilâhlığa ortak dâvâ etme (bk. e-l-h)[/TD]
                  [TD]şürekâ: ortaklar[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #799255
                  Anonim

                    etmiş olsun. Fakat, madem bir emareden o imkân ve ihtimal neş’et etmiyor; onun vücuduna ve su olduğuna kat’î ilmimize tesir etmez, şek ve vesvese vermez.

                    İşte, bunun gibi, mevcudatın her tarafından, kâinatın her köşesinden sorduk. Birinci Mevkıfta gösterildiği gibi, zerrattan yıldızlara kadar ve İkinci Mevkıfta görüldüğü gibi, hilkat-i semâvât ve arzdan, tâ simalardaki teşahhusâta kadar hangi şeyden sorulduysa, lisan-ı hâl ile vahdâniyete şehadet ve sikke-i tevhidi gösterdi; sen de gördün. Öyle ise, kâinatın mevcudatında bir emare yok ki, şirk ihtimali ona bina edilsin. Demek, dâvâ-yı şirk, sırf tahakkümî ve mânâsız söz ve dâvâ-yı mücerret olduğundan, şirki iddia etmek mahz-ı cehalet, ayn-ı belâhettir.

                    İşte, ehl-i dalâletin vekili, buna karşı diyeceği kalmıyor. Yalnız diyor ki: “Şirke emare, kâinattaki tertib-i esbabdır, herşeyin bir sebeple bağlı olduğudur. Demek esbabın hakikî tesirleri vardır. Tesirleri varsa şerik olabilirler.”
                    Elcevap: Meşiet ve hikmet-i İlâhiyenin muktezasıyla ve çok esmânın tezahür etmek istemesiyle, müsebbebat esbaba raptedilmiş, herbir şey bir sebeple bağlanmış. Fakat çok yerlerde ve müteaddit Sözlerde kat’î ispat etmişiz ki, esbabda hakikî tesir-i icadî yok.blank.gif1 Şimdi yalnız bu kadar deriz ki:

                    Esbab içinde, bilbedâhe en eşrefi ve ihtiyarı en geniş ve tasarrufatı en vâsi, insandır. İnsanın dahi en zâhir ef’âl-i ihtiyariyesi içinde en zâhiri, ekl ve kelâm ve fikirdir. Yani yemek, söylemek, düşünmektir. Şu yemek, söylemek, düşünmek ise, gayet muntazam, acip, hikmetli birer silsiledir. O silsilenin yüz cüz’ünden, insanın dest-i ihtiyarına verilen, ancak bir cüz’üdür. Meselâ, yemekten, bedenin tagaddî-i hüceyrâtından tut, tâ semerâtın teşekkülüne kadar olan silsile-i ef’al içinde insanın dest-i ihtiyarına verilen, yalnız ağızdaki dişlerin değirmenini tahrik

                    [NOT]Dipnot-1
                    bk. Enfâl Sûresi, 8:17; Sâffât Sûresi, 37:96[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]acip: hayrette bırakan[/TD]
                    [TD]ayn-ı belâhet: aptallığın ta kendisi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                    [TD]cüz’: kısım, parça (bk. c-z-e)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dest-i ihtiyar: irade ve dileme eli (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                    [TD]dâvâ-yı mücerret: delilsiz iddia, sadece bir iddia[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dâvâ-yı şirk: Allah’a ortak koşma iddiasında bulunma[/TD]
                    [TD]ef’âl-i ihtiyariye: kişinin kendi isteğiyle yaptığı işler (bk. f-a-l; ḫ-y-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                    [TD]ekl: yeme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
                    [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esmâ: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v)[/TD]
                    [TD]eşref: en şerefli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fikir: düşünme (bk. f-k-r)[/TD]
                    [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]hikmet-i İlâhî: Allah’ın herşeyi bir sebep ve gayeye bağlaması (bk. ḥ-k-m; e-l-h)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hilkat-i semâvat ve arz: göklerin ve yerin yaratılması (bk. ḫ-l-ḳ; s-m-v)[/TD]
                    [TD]ihtiyar: irade, dileme, tercih (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]imkân: olabilirlik (bk. m-k-n)[/TD]
                    [TD]kat’î: kesin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kelâm: konuşma (bk. k-l-m)[/TD]
                    [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lisan-ı hâl: hal dili[/TD]
                    [TD]mahz-ı cehalet: sırf cahillik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                    [TD]mevkıf: bölüm, kısım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meşiet: irade, dileme[/TD]
                    [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                    [TD]müsebbebat: sebeplerle meydana gelmiş şeyler, sonuçlar (bk. s-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müteaddit: birçok, çeşitli[/TD]
                    [TD]neş’et: doğma, meydana gelme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rapt etmek: bağlamak[/TD]
                    [TD]semerât: meyveler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sikke-i tevhid: Allah’ın birliğini gösteren işaret, mühür (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                    [TD]silsile: zincir[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]silsile-i ef’al: fiiller zinciri (bk. f-a-l)[/TD]
                    [TD]sima: yüz, çehre[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tagaddî-i hüceyrât: hücrelerin gıda alması, beslenmesi[/TD]
                    [TD]tahakkümî: zoraki ve delilsiz olma (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
                    [TD]tasarrufat: dilediği gibi kullanma ve idare etme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tertib-i esbab: sebeplerin düzenlenmesi (bk. s-b-b)[/TD]
                    [TD]tesir-i icadî: yaratma kabiliyeti (bk. v-c-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tezahür: belirme, görünme (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                    [TD]teşahhusât: belirlenmeler, şekillenmeler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teşekkül: oluşum[/TD]
                    [TD]vahdâniyet: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vesvese: şüphe, kuruntu[/TD]
                    [TD]vâsi: geniş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                    [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zâhir: açık, görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                    [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şek: şüphe[/TD]
                    [TD]şerik: ortak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #799256
                    Anonim

                      edip onu çiğnemektir. Ve söylemek silsilesinden, yalnız mehâric-i huruf kalıplarına havayı sokup çıkarmaktır. Halbuki, ağzında birtek kelime bir çekirdek gibi iken, bir ağaç hükmündedir; hava içinde milyonlar aynı kelime gibi meyveler verir, milyonlarla dinleyenlerin kulaklarına girer. Bu misalî sünbüle, insandaki hayalin eli ancak yetişebilir. İhtiyarın kısacık eli nasıl yetişir?

                      Madem esbab içinde en eşrefi ve en ziyade ihtiyar sahibi olan insan, böyle hakikî icaddan eli bağlansa, sair cemâdat ve behîmat ve anâsır ve tabiat nasıl hakikî mutasarrıf olabilirler? Yalnız, o esbab birer zarftır. Ve masnuat-ı Rabbâniyeye birer kılıftırlar. Ve hedâyâ-yı Rahmâniyeye birer tablacıdırlar. Elbette bir padişahın hediyesinin kabı veya hediyeye sarılan mendil veyahut hediye eline verilip getiren nefer, o padişahın saltanatına şerik olamazlar. Ve onları şerik tevehhüm eden, saçma bir hezeyan eder. Öyle de, esbab-ı zâhiriye ve vesait-i suriyenin, rububiyet-i İlâhiyeden hiçbir cihette hisseleri olamaz; hizmet-i ubûdiyetten başka nasipleri yoktur.

                      İKİNCİ MAKSAT

                      Ehl-i şirkin vekili, meslek-i şirki hiçbir cihetle ispat edemediğinden ve onun ispatından meyus kaldığından, ehl-i tevhidin mesleğini teşkikâtıyla ve şüpheleriyle tahrip etmeye çalışmak istediğinden, şöyle ikinci bir sual ediyor. Diyor ki:

                      “Ey ehl-i tevhid! Siz diyorsunuz ki: قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ اَللهُ الصَّمَدُ’Hâlık-ı Âlem birdir, Ehaddir, Sameddir.blank.gif1 Hem herşeyin Hâlıkı Odur.blank.gif2 Ehadiyet-i Zâtiyesiyle beraber, doğrudan doğruya herşeyin dizgini Onun elinde, herşeyin anahtarı kabzasında,blank.gif3 herşeyin nâsiyesini tutuyor,blank.gif4 bir iş bir işe mâni olmuyor,blank.gif5 bütün eşyada bütün ahvâliyle bir anda tasarruf edebilir.’blank.gif6 Böyle acip bir hakikate nasıl

                      [NOT]Dipnot-1
                      İhlâs Sûresi, 112:1-2.
                      Dipnot-2
                      bk. En’am Sûresi, 6:102; Ra’d Sûresi, 13:16; Zümer Sûresi, 39:62; Mü’min Sûresi, 40:62.
                      Dipnot-3
                      bk. Mâide Sûresi, 5:120; En’âm Sûresi, 6:59; Hicr Sûresi, 15:21; Yâsîn Sûresi, 36:83.
                      Dipnot-4
                      bk. Hûd Sûresi, 11:56.
                      Dipnot-5
                      bk. Hûd Sûresi, 11:107; Rahmân Sûresi, 55:29; Bürûc Sûresi, 85:16.
                      Dipnot-6
                      bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:26.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Ehad: bir olan ve herbir varlıkta birliği tecellî eden Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                      [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Hâlık-ı Âlem: âlemin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ; a-l-m)[/TD]
                      [TD]Samed: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Kendisine muhtaç olan Allah (bk. ṣ-m-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]acip: hayrette bırakan[/TD]
                      [TD]ahvâl: haller, vaziyetler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]anâsır: unsurlar[/TD]
                      [TD]behîmat: hayvanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
                      [TD]cihet: yön[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehadiyet-i Zâtiye: Allah’ın Zâtına ait birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                      [TD]ehl-i tevhid: Allah’ın birliğine ve herşeyin Ondan geldiğine iman edenler (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i şirk: Allah’a ortak koşanlar[/TD]
                      [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esbab-ı zahiriye: görünürdeki sebepler (bk. s-b-b; ẓ-h-r)[/TD]
                      [TD]eşref: en şerefli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hedâyâ-yı Rahmâniye: Allah’ın rahmet hediyeleri (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                      [TD]hezeyan: boş söz, saçmalama[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hizmet-i ubûdiyet: kulluk hizmeti (bk. a-b-d)[/TD]
                      [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ihtiyar: irade, dileme, tercih (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                      [TD]kabza: el[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]masnuat-ı Rabbâniye: Allah tarafından san’atla yaratılan varlıklar (bk. ṣ-n-a; r-b-b)[/TD]
                      [TD]mehâric-i huruf: harflerin çıkış yerleri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meslek-i şirk: şirk mesleği, yolu[/TD]
                      [TD]meyus: ümitsiz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]misalî: yansıma şeklindeki (bk. m-s̱-l)[/TD]
                      [TD]mutasarrıf: dilediği gibi kullanan ve idare eden (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nefer: asker, er[/TD]
                      [TD]nâsiye: alın, çehre[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rububiyet-i İlâhiye: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti, yaratıcılığı ve terbiyesi (bk. r-b-b; e-l-h)[/TD]
                      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]silsile: zincir[/TD]
                      [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa (bk. ṭ-b-a)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tablacı: tezgâhtar, sunucu[/TD]
                      [TD]tahrip: bozma, yok etme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                      [TD]tevehhüm eden: zanneden[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]teşkikât: şüpheye düşürme[/TD]
                      [TD]vesait-i suriye: görünüşteki vasıtalar, sebepler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                      [TD]şerik: ortak[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #799257
                      Anonim

                        inanılabilir? Müşahhas birtek zât nihayetsiz yerlerde nihayetsiz işleri külfetsiz yapabilir mi?”

                        Elcevap: Şu suale, gayet derin ve ince ve gayet yüksek ve geniş olan bir sırr-ı ehadiyet ve samediyetin beyanıyla cevap verilir. Fikr-i beşer ise, o sırra, ancak bir temsil dürbünüyle ve mesel rasadıyla bakabilir. Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfâtında misil ve misali yok.blank.gif1 Fakat mesel ve temsille bir derece şuûnâtına bakılabilir.blank.gif2 İşte biz de, temsilât-ı maddiye ile o sırra işaret edeceğiz.

                        BİRİNCİ TEMSİL: Şöyle ki: On Altıncı Sözde ispat edildiği gibi, birtek zât-ı müşahhas, muhtelif âyineler vasıtasıyla külliyet kesb eder; bir cüz’î-yi hakikî iken, şuûnât-ı kesireye mâlik bir küllî hükmüne geçer. Evet, nasıl cismanî şeylere cam ve su gibi maddeler âyine olup, cismanî birtek şey o âyinelerde bir külliyet kesb eder. Öyle de, nuranî şeylere ve ruhaniyata dahi, hava ve esir ve âlem-i misalin bazı mevcudatı, âyineler hükmünde ve berk ve hayal sür’atinde birer vasıta-i seyir ve seyahat suretine geçerler ki, o nuranîler ve o ruhanîler, hayal sür’atiyle o merâyâ-yı nazifede ve o menâzil-i lâtifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler. Ve her âyinede, nuranî oldukları ve akisleri onların aynı ve onların hâsiyetlerine mâlik oldukları için, cismaniyetin aksine olarak, her yerde bizzat bulunur gibi hükmederler. Kesif cismanîlerin akisleri ve misalleri, o cismaniyetin aynları olmadığı gibi, hâsiyetlerine dahi mâlik değil; ölü sayılırlar.

                        Meselâ, güneş, müşahhas bir cüz’î olduğu halde, parlak eşya vasıtasıyla bir küllî hükmüne geçer. Zemin yüzündeki bütün parlak şeylere, hattâ herbir katre suya ve cam zerreciklerine birer aksini, birer misalî güneşi, onların kabiliyetine göre verir. Güneşin hararet ve ziyası ve ziyasındaki yedi rengi ve zâtının bir nevi

                        [NOT]Dipnot-1
                        bk. Şûrâ Sûresi, 42:11.
                        Dipnot-2
                        bk. Nahl Sûresi, 16:60.[/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]akis: yansıma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ayn: aynısı, kendisi[/TD]
                        [TD]berk: şimşek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                        [TD]cismaniyet: maddî yapıya sahip olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cismanî: maddî yapısı olan[/TD]
                        [TD]cüzî: fert (bk. c-z-e)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz’î-yi hakikî: gerçek bir fert (bk. c-z-e; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]esir: bütün kâinatı kapladığına inanılan madde[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                        [TD]fikr-i beşer: insan fikri (bk. f-k-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                        [TD]hâsiyet: özellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]katre: damla[/TD]
                        [TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kesif: katı, yoğun, saydam olmayan[/TD]
                        [TD]külfetsiz: zahmetsiz, kolay[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]külliyet: çokluk, genellik (bk. k-l-l)[/TD]
                        [TD]küllî: çok, fertler topluluğu (bk. k-l-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]menâzil-i lâtife: güzel ve hoş, madde ötesi mekânlar (bk. n-z-l; l-ṭ-f)[/TD]
                        [TD]merâyâ-yı nazife: lekesiz, tertemiz aynalar (bk. n-ẓ-f)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mesel: örnek, benzer (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misal: örnek; görüntü (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]misalî: görüntüden ibaret (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misil: benzer, eş değer (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                        [TD]müşahhas: somut, maddî yapıya sahip[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                        [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nuranî: maddî yapısı olmayıp nurdan yaratılmış olan (bk. n-v-r)[/TD]
                        [TD]rasat: büyük dürbün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                        [TD]samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olması (bk. ṣ-m-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suretine geçmek: şekline bürünmek (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [TD]sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta görülen birlik tecellîsi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]temsilât-ı maddiye: maddî benzetmeler, örnekler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vasıta-i seyir: gezinti aracı[/TD]
                        [TD]zemin: yer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zerrecik: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                        [TD]ziya: ışık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zât-ı müşahhas: somut ve gerçek varlığa sahip birisi[/TD]
                        [TD]zâtı: kendisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem-i misal: görüntü âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem (bk. a-l-m; m-s̱-l)[/TD]
                        [TD]şuûnât: işler, fiiller, haller (bk. ş-e-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şuûnât-ı kesireye mâlik: pek çok halleri, özellikleri, etkinlikleri bulunan; pek çok işi yapabilen (bk. ş-e-n; k-s̱-r)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #799258
                        Anonim

                          misali, herbir parlak cisimde bulunur. Faraza, güneşin ilmi, şuuru bulunsaydı, her âyine onun bir nevi menzili ve tahtı ve iskemlesi hükmünde olup, herşeyle bizzat temas eder, her zîşuurla âyineleri vasıtasıyla, hattâ gözbebeğiyle birer telefon hükmünde muhabere edebilirdi. Birşey, birşeye mâni olmazdı. Bir muhabere, bir muhabereye sed çekmezdi. Her yerde bulunmakla beraber, hiçbir yerde bulunmazdı.

                          Acaba, bir Zâtın bin bir isminden yalnız Nur isminin maddî ve cüz’î ve câmid bir âyinesi hükmünde olan güneş, böyle teşahhusuyla beraber, küllî yerlerde küllî işlere mazhar olsa, o Zât-ı Zülcelâl, ehadiyet-i zâtiyesiyle beraber nihayetsiz işleri bir anda yapamaz mı?

                          İKİNCİ TEMSİL:
                          Kâinat bir şecere hükmünde olduğu için, herbir şecere, kâinatın hakaikine misal olabilir. İşte, biz de şu odamızın önündeki muhteşem, muazzam çınar ağacını kâinata bir misal-i musağğar hükmünde tutup, kâinattaki cilve-i ehadiyeti onunla göstereceğiz. Şöyle ki:

                          Şu ağacın lâakal on bin meyvesi var. Herbir meyvesinin lâakal yüzer kanatlı çekirdeği var. Bütün on bin meyve ve bir milyon çekirdek, bir anda, beraber bir san’at ve icada mazhardırlar. Halbuki, şu ağacın çekirdek-i aslîsinde ve kökünde ve gövdesinde, cüz’î ve müşahhas ve ukde-i hayatiye tabir edilen bir cilve-i irade-i İlâhiye ve bir nüve-i emr-i Rabbânî ile, şu ağacın kavânîn-i teşkiliyesinin merkeziyeti, her dalın başında, herbir meyvenin içinde, herbir çekirdeğin yanında bulunur ki, hiçbirinin birşeyini noksan bırakmayarak, birbirine mâni olmayarak onunla yapılır. Ve o birtek cilve-i irade ve o kanun-u emrî ziya, hararet, hava gibi dağılıp her yere gitmiyor. Çünkü gittiği yerlerin ortalarındaki uzun mesafelerde ve muhtelif masnularda hiçbir iz bırakmıyor, hiçbir eseri görülmüyor. Eğer intişar ile olsaydı, izi ve eseri görülecekti. Belki, bizzat tecezzî ve intişar etmeden herbirisinin yanında bulunuyor. Ehadiyetine ve şahsiyetine, o küllî işler

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Nur: bütün varlığı aydınlatan ve her çeşit nuru yaratan Allah (bk. n-v-r)[/TD]
                          [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cilve-i Ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir şeyde görünmesi (bk. c-l-y; v-ḥ-d)[/TD]
                          [TD]cilve-i irade: Cenâb-ı Hakkın iradesinin yansıması, görünmesi (bk. c-l-y; r-v-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cilve-i irade-i İlâhiye: İlâhî iradenin yansıması, görünmesi (bk. c-l-y; r-v-d; e-l-h)[/TD]
                          [TD]câmid: cansız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cüz’î: ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
                          [TD]ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta kendi varlığına ve sıfatlarına işaret eden birlik tecellîsi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehadiyet-i zâtiye: Allah’ın zâtının birliği; Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                          [TD]faraza: varsayalım ki[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakaik: gerçek mahiyetler, asıl ve esaslar (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [TD]hararet: sıcaklık, ısı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                          [TD]intişar: yayılma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kanun-u emrî: Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunu (bk. ḳ-n-n)[/TD]
                          [TD]kavânîn-i teşkiliye: oluşma, meydana gelme kanunları (bk. ḳ-n-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                          [TD]küllî: fertlerden oluşan topluluk (bk. k-l-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]laâkal: en az[/TD]
                          [TD]masnu: san’at eseri varlık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mazhar: erişme; yansıma ve görünme yeri (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                          [TD]mazhar olmak: erişmek (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]menzil: ev, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
                          [TD]merkeziyet: merkezlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]misal: görüntü, örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş örnek (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muazzam: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]muhabere: haberleşme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                          [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mâni: engel[/TD]
                          [TD]müşahhas: somut, maddî varlığa sahip[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                          [TD]nüve-i emr-i Rabbânî: Rabbânî emrin çekirdeği (bk. r-b-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sed çekmek: engel koymak[/TD]
                          [TD]tabir etmek: adlandırmak (bk. a-b-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tecezzî: parçalara ayrılma (bk. c-z-e)[/TD]
                          [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teşahhus: şahıslanma, maddi yapıya sahip olma[/TD]
                          [TD]ukde-i hayatiye: hayat düğümü (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ziya: ışık[/TD]
                          [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]çekirdek-i aslî: asıl çekirdek, öz[/TD]
                          [TD]şecere: ağaç[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #799259
                          Anonim

                            münâfi olmuyor. Hattâ denilebilir ki, o cilve-i irade, o kanun-u emrî, o ukde‑i hayatiye herbirinin yanında bulunur, hiçbir yerde de bulunmaz. Güya şu muhteşem ağaçta meyveler, çekirdekler adedince o kanun-u emrînin birer gözü, birer kulağı var. Belki ağacın herbir cüz’ü, o kanun-u emrînin duygularının birer merkezi hükmündedir ki, uzun vasıtaları, perde olup bir mâni teşkil etmek değil, belki telefon telleri gibi birer vesile-i teshil ve takrib olur. En uzak, en yakın gibidir.

                            Madem, bilmüşahede, Zât-ı Ehad-i Samedin irade gibi bir sıfatının birtek cilve-i cüz’îsi bilmüşahede milyon yerde, milyonlar işe vasıtasız medar olur. Elbette, Zât-ı Zülcelâlin tecellî-i kudret ve iradesiyle, şecere-i hilkati bütün ecza ve zerratıyla beraber tasarruf edebilmesine şuhud derecesinde yakîn etmek lâzım gelir.

                            On Altıncı Sözde ispat ve izah edildiği gibi deriz ki: Madem güneş gibi âciz ve musahhar mahlûklar ve ruhanî gibi maddeyle mukayyed nim-nuranî masnular ve şu çınar ağacının mânevî nuru, ruhu hükmünde olan ukde-i hayatı ve merkez-i tasarrufu olan emrî kanunlar ve iradî cilveler, nuraniyet sırrıyla, bir yerde iken ve birtek müşahhas cüz’î oldukları halde pek çok yerlerde ve pek çok işlerde bilmüşahede bulunabilirler. Ve madde ile mukayyed bir cüz’î oldukları halde, mutlak bir küllî hükmünü alırlar. Ve bir anda, bir cüz-ü ihtiyarî ile pek çok muhtelif işleri bilmüşahede kesb ederler. Sen de görüyorsun ve inkâr edemezsin.

                            Acaba, maddeden mücerred ve muallâ, hem kaydın tahdidinden ve kesafetin zulmetinden münezzeh ve müberrâ; hem şu umum envar ve şu bütün nuraniyat, onun envâr-ı kudsiye-i esmâiyesinin kesif bir gölgesi ve zılâli; hem umum vücut

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Zât-ı Ehad-i Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve birliği herbir şeyde görünen Zât, Allah (bk. v-ḥ-d; ṣ-m-d)[/TD]
                            [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz yücelik ve haşmet sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bilmüşahede: görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [TD]cilve-i cüz’î: ferdî bir yansıma, görünme (bk. c-l-y; c-z-e)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cilve-i irade/iradî cilve: Cenâb-ı Hakkın iradesinin yansıması, görünmesi (bk. c-l-y; r-v-d)[/TD]
                            [TD]cüz-ü ihtiyar: insanın elindeki çok az seçim gücü (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cüz’: parça, kısım (bk. c-z-e)[/TD]
                            [TD]cüz’î: fert (bk. c-z-e)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ecza: parçalar, kısımlar (bk. c-z-e)[/TD]
                            [TD]envâr: nurlar, ışıklar (bk. n-v-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]envâr-ı kudsiye-i esmâiye: Allah’ın isimlerinin mukaddes nurları (bk. n-v-r; ḳ-d-s; s-m-v)[/TD]
                            [TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]irade: dileme, tercih, seçme gücü (bk. r-v-d)[/TD]
                            [TD]izah: açıklama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kanun-u emrî/emrî kanun: Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunu (bk. ḳ-n-n)[/TD]
                            [TD]kesafet: yoğunluk, katılık, saydam olmama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kesb etmek: kazanmak, çalışarak elde etmek[/TD]
                            [TD]kesif: yoğun, katı, saydam olmayan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]küllî: fertlerden oluşan topluluk (bk. k-l-l)[/TD]
                            [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]masnu: san’at eseri varlık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                            [TD]medar: dayanak, vesile[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]merkez-i tasarruf: tasarruf merkezi (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                            [TD]muallâ: yüce[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                            [TD]mukayyed: kayıtlı, sınırlı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]musahhar: boyun eğdirilmiş, emre verilmiş[/TD]
                            [TD]mutlak: kayıtsız, sınırsız (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mâni: engel[/TD]
                            [TD]müberrâ: uzak, yüce[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mücerred: soyutlanmış[/TD]
                            [TD]münezzeh: arınmış, temiz, pâk (bk. n-z-h)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]münâfî: zıt, aykırı[/TD]
                            [TD]müşahhas: somut; maddî varlığa sahip[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nim-nuranî: yarı nurlu (bk. n-v-r)[/TD]
                            [TD]nuraniyat: nurdan varlıklar (bk. n-v-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nuraniyet: parlaklık, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
                            [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahdid: sınırlama[/TD]
                            [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tecellî-i kudret ve irade: Allah’ın irade ve kudretinin tecellîsi, yansıması (bk. c-l-y; ḳ-d-r; r-v-d)[/TD]
                            [TD]teşkil: oluşturma, meydana getirme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ukde-i hayat: hayat düğümü (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vesile-i teshil ve takrib: yakınlaştırma ve kolaylaştırma vesilesi[/TD]
                            [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]yakîn: şüphesiz ve kesin olarak bilme (bk. y-ḳ-n)[/TD]
                            [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zulmet: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                            [TD]zılâl: gölge[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âciz: güçsüz, zayıf (bk. a-c-z)[/TD]
                            [TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şuhud: gözle görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #799260
                            Anonim

                              ve bütün hayat ve âlem-i ervah ve âlem-i berzah ve âlem-i misal, nim-şeffaf bir âyine-i cemâli; hem sıfâtı muhîta ve şuûnâtı külliye olan birtek Zât-ı Akdesin irade-i külliye ve kudret-i mutlaka ve ilm-i muhit ile zâhir olan tecellî-i sıfâtı ve cilve-i ef’âli içindeki teveccüh-ü ehadiyetinden hangi şey saklanabilir?blank.gif1 Hangi iş Ona ağır gelebilir?blank.gif2 Hangi yer Ondan gizlenebilir?blank.gif3 Hangi fert Ondan uzak kalabilir?blank.gif4 Hangi şahıs külliyet kesbetmeden Ona yanaşabilir?blank.gif5 Hiç eşya Ondan gizlenebilir mi?blank.gif6 Hiç bir iş bir işe mâni olur mu?blank.gif7 Hiç bir yer Onun huzurundan hâli kalır mı?blank.gif8 İbn-i Abbas Radıyallahu Anhın dediği gibi, “herbir mevcuda bakar birer mânevî basarı ve işitir birer mânevî sem’i“ bulunmaz mı? Silsile-i eşya, Onun evâmir ve kanunlarının sür’atle cereyanlarına birer tel, birer damar hükmüne geçmez mi? Mevâni ve avâik Onun tasarrufuna vesâil ve vesait olamaz mı? Esbab ve vesait sırf zâhirî bir perde olamaz mı? Hiçbir yerde bulunmadığı halde her yerde bulunmaz mı? Hiç tahayyüz ve temekküne muhtaç olur mu? Hiç uzaklık ve küçüklük ve tabakat-ı vücudun perdeleri Onun kurbiyetine ve tasarrufuna ve şuhuduna mâni olabilir mi? Hem, hiç maddîlerin, mümkünlerin, kesiflerin, kesirlerin, mukayyetlerin, mahdutların hassaları ve maddenin ve imkânın ve kesafetin ve kesretin ve takayyüdün ve mahdudiyetin mahsus ve münhasır lâzımları

                              [NOT]Dipnot-1
                              bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:29, 118; İbrahim Sûresi, 14:38; Ahzâp Sûresi, 32:37, 54; Fussilet Sûresi, 41:40.
                              Dipnot-2
                              bk. Bakara Sûresi, 2:255.
                              Dipnot-3
                              bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:5; İbrahim Sûresi, 14:38.
                              Dipnot-4
                              bk. Sebe Sûresi, 34:50; Vâkıa Sûresi, 56:85; Hadîd Sûresi, 57:4; Mücadele Sûresi, 58:7.
                              Dipnot-5
                              bk. Mutaffifin Sûresi, 83:21.
                              Dipnot-6
                              bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:5; İbrahim Sûresi, 14:38.
                              Dipnot-7
                              bk. Bakara Sûresi, 2:253; Enbiyâ Sûresi, 21:23; Hac Sûresi, 22:14, 18; Bürûc Sûresi, 85:16.
                              Dipnot-8
                              bk. Nisâ Sûresi, 4:78; Mâide Sûresi, 5:17-18; Fâtır Sûresi, 35:13; Mücadele Sûresi, 58:7.[/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Radıyallahu Anh: “Allah ondan razı olsun”[/TD]
                              [TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]avâik: engeller[/TD]
                              [TD]basar: görme (bk. b-ṣ-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cereyan: hareket, akım[/TD]
                              [TD]cilve-i ef’âl: Allah’ın fiillerinin görünmesi, ortaya çıkması (bk. c-l-y; f-a-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
                              [TD]evâmir: emirler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                              [TD]hassa: nitelik, özellik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâli: uzak, ıssız[/TD]
                              [TD]ilm-i muhit: herşeyi kuşatıcı ilim (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]imkân: mümkün olma, olabilirlik (bk. m-k-n)[/TD]
                              [TD]irade-i külliye: herşeyi kuşatan irade (bk. r-v-d; k-l-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kesafet: yoğunluk, katılık, saydam olmama[/TD]
                              [TD]kesbetmek: kazanmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kesir: çok (bk. k-s̱-r)[/TD]
                              [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kudret-i mutlaka: sınırsız güç ve iktidar (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                              [TD]kurbiyet: yakınlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]külliye: kapsamlı, genel (bk. k-l-l)[/TD]
                              [TD]külliyet: genele hitap etme, kapsamlılık (bk. k-l-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahdudiyet: sınırlılık, hududu çizilmiş[/TD]
                              [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahsus: özel[/TD]
                              [TD]mevcud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mevâni: mâniler, engeller[/TD]
                              [TD]muhîta: kapsamlı, kuşatıcı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mukayyet: kayıtlı, sınırlı[/TD]
                              [TD]mâni: engel[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mümkin: varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olup varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan (bk. m-k-n)[/TD]
                              [TD]münhasır: bağlı ve sınırlı olma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nim-şeffaf: yarı şeffaf[/TD]
                              [TD]sem’: işitme (bk. s-m-a)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]silsile-i eşya: varlıklar zinciri[/TD]
                              [TD]sıfât: vasıflar, nitelikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tabakat-ı vücud: varlık tabakaları (bk. v-c-d)[/TD]
                              [TD]tahayyüz: yer tutma, yer alma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]takayyüd: kayıt altında olma, sınırlılık[/TD]
                              [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tecellî-i sıfât: Allah’ın sıfatlarının yansıması, görünmesi (bk. c-l-y; v-ṣ-f)[/TD]
                              [TD]temekkün: mekân tutma, yerleşme (bk. m-k-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]teveccüh-ü ehadiyet: Allah’ın herbir varlığa ayrı ayrı ve doğrudan teveccühü, yönelmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                              [TD]vesait: vasıtalar, araçlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vesâil: vesileler, sebepler[/TD]
                              [TD]zahirî: görünürdeki (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zâhir: açık, görünen (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                              [TD]âlem-i berzah: dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i ervah: ruhlar âlemi (bk. a-l-m; r-v-ḥ)[/TD]
                              [TD]âlem-i misal: görüntü âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem (bk. a-l-m; m-s̱-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âyine-i cemâl: güzelliğin aynası (bk. c-m-l)[/TD]
                              [TD]şuhud: görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şuûnât: fiiller, işler, faaliyetler (bk. ş-e-n)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #799261
                              Anonim

                                olan tagayyür, tebeddül, tahayyüz ve tecezzî gibi emirler, maddeden mücerred ve Vâcibü’l-Vücud ve Nuru’l-Envar ve Vâhid-i Ehad ve kuyuddan münezzeh ve huduttan müberrâ ve kusurdan mukaddes ve noksandan muallâ bir Zât-ı Akdese lâhik olabilir mi? Acz hiç Ona yakışır mı? Kusur hiç Onun dâmen‑i izzetine yanaşır mı?

                                İKİNCİ MAKSADIN HÂTİMESİ: Bir zaman, ehadiyete dair bir tefekkürde bulunduğum zaman, odamın yanındaki çınar ağacının meyvelerine baktım; Arabiyü’l-ibâre bir silsile-i tefekkür kalbe geldi. Nasıl gelmişse, öyle Arabî olarak yazıp, sonra kısa bir meâlini söyleyeceğim. İşte:

                                نَعَمْ فَاْلاَثْمَارُ وَالْبُذُورُ مُعْجِزَاتُ الْحِكْمَةِ، خَوَارِقُ الصَّنْعَةِ، هَدَايَا الرَّحْمَةِ، بَرَاهِينُ الْوَحْدَةِ، بَشَاۤئِرُ لُطْفِهِ فِى دَارِ اْلاَخِرَةِ، شَوَاهِدُ صَادِقَةٌ، بِاَنَّ خَلاَّقَهَا لِكُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ، كُلُّ اْلاَثْمَارِ وَالْبُذُورِ مَرَايَاءُ الْوَحْدَةِ فِى اَطْرَافِ الْكَثْرَةِ، اِشَارَاتُ الْقَدَرِ، رُمُوزَاتُ الْقُدْرَةِ، بِاَنَّ تاَكَ الْكَثْرَةَ مِنْ مَنْبَعِ الْوَحْدَةِ، تَصْدُرُ شَاهِدَةً لِوَحْدَةِ الْفَاطِرِ فِى الصُّنْعِ وَالتَّصْوِيرِ، ثُمَّ اِلَى الْوَحْدَةِ تَنْتَهِى ذَاكِرَةً لِحِكْمَةِ الْقَادِرِ فِى الْخَلْقِ وَالتَّدْبِيرِ، وَكَذَا هُنَّ تَلْوِيحَاتُ الْحِكْمَةِ بِاَنَّ صَانِعَ الْكُلِّ بِكُلِّيَّةِ النَّظَرِ اِلىَ الْجُزْئِىِّ يَنْظُرُ، ثُمَّ اِلٰى جُزْئِهِ، اِذْ اِنْ كَانَ ثَمَرًا فَهُوَ الْمَقْصُودُ اْلاَظْهَرُ مِنْ خَلْقِ هٰذَا الشَّجَرِ فَالْبَشَرُ ثَمَرٌ لِهٰذِهِ الْكَاۤئِنَاتِ، فَهُوَ الْمَطْلُوبُ اْلاَزْهَرُ لِخَالِقِ الْمَوْجُودَاتِ. وَالْقَلْبُ كَالنُّوَاةِ فَهُوَ الْمِرْاٰةُ اْلاَنْوَرُ لِصَانِعِ الْكَاۤئِنَاتِ مِنْ هٰذِهِ الْحِكْمَةِ صَارَ اْلاِنْسَانُ اْلاَصْغَرُ فِى هٰذِهِ الْمَخْلُوقَاتِ هُوَ الْمَدَارُ اْلاَظْهَرُ لِلنَّشْرِ وَالْمَحْشَرِ فِى هٰذِهِ الْمَوْجُودَاتِ وَالتَّخْرِيبِ وَالتَّبْدِيلِ لِهٰذِهِ الْكَاۤئِنَاتِ.

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Arabiyyü’l-ibâre: Arapça yazılmış yazı[/TD]
                                [TD]Nuru’l-Envar: bütün nurlar Kendi nurunun zayıf bir gölgesi olan nurların nuru, Allah (bk. n-v-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Zât-ı Akdes: her türlü kusur ve eksiklikten uzak olan Zât, Allah (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                                [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dâmen-i izzet: izzet eteği, şeref ve yücelik dairesi (bk. a-z-z)[/TD]
                                [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hudud: sınır[/TD]
                                [TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kuyud: kayıtlar, sınırlamalar[/TD]
                                [TD]lâhik: eklenen, ilâve edilen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]meâl: açıklama, anlam[/TD]
                                [TD]muallâ: yüce[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mukaddes: kutsal, her türlü kusur ve eksiklikten yüce (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                                [TD]müberrâ: uzak, yüce[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mücerred: soyut, soyutlanmış[/TD]
                                [TD]münezzeh: arınmış, temiz, pâk (bk. n-z-h)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]silsile-i tefekkür: düşünme zinciri (bk. f-k-r)[/TD]
                                [TD]tagayyür: başkalaşma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tahayyüz: yer tutma, yer alma[/TD]
                                [TD]tebeddül: değişme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tecezzî: parçalara ayrılma (bk. c-z-e)[/TD]
                                [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme (bk. f-k-r)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #799262
                                Anonim

                                  Bu Arabî fıkranın mebdei şudur:

                                  فَسُبْحَانَ مَنْ جَعَلَ حَدِيقَةَ اَرْضِهِ: مَشْهَرَ صَنْعَتِهِ، مَحْشَرَ خِلْقَتِهِ، مَظْهَرَ قُدْرَتِهِ، مَدَارَ حِكْمَتِهِ، مَزْهَرَ رَحْمَتِهِ، مَزْرَعَ جَنَّتِهِ، مَمَرَّ الْمَخْلُوقَاتِ، مَسِيلَ الْمَوْجُودَاتِ، مَكِيلَ الْمَصْنُوعَاتِ، فَمُزَيَّنُ الْحَيْوَانَاتِ، مُنَقَّشُ الطُّيُورَاتِ، مُثَمَّرُ الشَّجَرَاتِ، مُزَهَّرُ النَّبَاتَات،ِ مُعْجِزَاتُ عِلْمِهِ، خَوَارِقُ صُنْعِهِ، هَدَايَا جُودِهِ، بَشَائِرُ لُطْفِهِ، تَبَسُّمُ اْلاَزْهَارِ مِنْ زِينَةِ اْلاَثْمَارِ، تَسَجُّعُ اْلاَطْيَارِ فِى نَسْمَةِ اْلاَسْحَارِ، تَهَزُّجُ اْلاَمْطَارِ عَلٰى خُدُودِ اْلاَزْهَارِ تَرَحُّمُ الْوَالِدَاتِ عَلٰى اْلاَطْفَالِ الصِّغَارِ، تَعَرُّفُ وَدُودٍ تَوَدُّدُ رَحْمٰنٍ تَرَحُّمُ حَنَّانٍ تَحَنُّنُ مَنَّانٍ لِلْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ وَالرُّوحِ وَالْحَيَوَانِ وَالْمَلَكِ وَالْجَاۤنِّ.

                                  [NOT]İşte bu Arabî tefekkürün kısa bir meâli şudur ki:

                                  Bütün meyveler ve içindeki tohumcuklar, hikmet-i Rabbâniyenin birer mu’cizesi, san’at-ı İlâhiyenin birer harikası, rahmet-i İlâhiyenin birer hediyesi, vahdet-i İlâhiyenin birer burhan-ı maddîsi, âhirette eltâf-ı İlâhiyenin birer müjdecisi, kudretinin ihatasına ve ilminin şümulüne birer şahid-i sadık oldukları gibi, şunlar, âlem-i kesretin aktârında ve şu ağaç gibi tekessür etmiş bir nevi âlemin etrafında vahdet âyineleridirler. Enzârı kesretten vahdete çeviriyorlar. Lisan-ı hâl ile herbirisi der: “Dal budak salmış şu koca ağacın içinde dağılma, boğulma. Bütün o ağaç bizdedir. Onun kesreti, vahdetimizde dahildir.”

                                  Hattâ, her meyvenin kalbi hükmünde olan herbir çekirdek dahi, vahdetin birer maddî âyinesi oldukları gibi, zikr-i kalbiyy-i hafî ile, koca ağacın zikr-i cehrî suretiyle çektiği ve okuduğu bütün esmâyı zikreder, okur.


                                  Hem o meyveler, tohumlar, vahdetin âyineleri oldukları gibi, kaderin meşhud[/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Arabî: Arapça[/TD]
                                  [TD]aktâr: her taraf[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]burhan-ı maddî: maddî delil[/TD]
                                  [TD]eltâf-ı İlâhiye: Allah’ın lütufları, ikramları (bk. l-ṭ-f; e-l-h)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]enzâr: nazarlar, dikkatler (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                  [TD]esmâ: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fıkra: bölüm, kısım[/TD]
                                  [TD]hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın hikmeti (bk. ḥ-k-m; r-b-b)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ihata: kapsayıcılık, kuşatıcılık[/TD]
                                  [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kesret: çokluk (bk. k-s̱-r)[/TD]
                                  [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lisan-ı hâl: hal dili[/TD]
                                  [TD]mebde’: başlangıç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meâl: açıklama, anlam[/TD]
                                  [TD]meşhud: görünen (bk. ş-h-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey (bk. a-c-z)[/TD]
                                  [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)[/TD]
                                  [TD]san’at-ı İlâhiye: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                                  [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme (bk. f-k-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tekessür etmek: çoğalmak (bk. k-s̱-r)[/TD]
                                  [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vahdet-i İlâhiye: Allah’ın birliği (bk. v-ḥ-d; e-l-h)[/TD]
                                  [TD]zikr-i cehrî: açıktan yapılan sesli zikir[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zikr-i kalbiyy-i hafî: kalben yapılan gizli zikir[/TD]
                                  [TD]zikretmek: Allah’ı anmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                                  [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlem-i kesret: çokluk âlemi, varlıklar âlemi (bk. a-l-m; k-s̱-r)[/TD]
                                  [TD]şahid-i sadık: doğru şahit (bk. s-d-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şümul: kapsam[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 86)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.