• Bu konu 84 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 61 ile 75 arası (toplam 86)
  • Yazar
    Yazılar
  • #799380
    Anonim

      ve şükür ve ibâdât cihâzâtını nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşru bir surette sarf ettiğinizden, bil’istihkak cezasını çekiyorsunuz. Çünkü Cenâb-ı Hakka ait muhabbeti nefsinize verdiniz; mahbubunuz olan nefsinizin hadsiz belâsını çekiyorsunuz. Çünkü hakikî bir rahatı, o mahbubunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakikî mahbub olan Kadîr-i Mutlaka tevekkül ile teslim etmiyorsunuz, daima elem çekiyorsunuz.

      Hem Cenâb-ı Hakkın esmâ ve sıfâtına ait muhabbeti dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san’atını, âlemin esbabına taksim ettiniz; belâsını çekiyorsunuz. Çünkü, o hadsiz mahbuplarınızın bir kısmı size Allahaısmarladık demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor. Bir kısmı sizi hiç tanımıyor, tanısa da sizi sevmiyor, sevse de size bir faide vermiyor. Daima hadsiz firaklardan ve ümitsiz, dönmemek üzere zevâllerden azap çekiyorsunuz.

      İşte, ehl-i dalâletin saadet-i hayatiye ve tekemmülât-ı insaniye ve mehâsin-i medeniyet ve lezzet-i hürriyet dedikleri şeylerin içyüzleri ve mahiyetleri budur. Sefahet ve sarhoşluk bir perdedir; muvakkaten hissettirmez. “Tuh onların aklına!” de.

      Amma Kur’ân’ın cadde-i nuraniyesi ise, bütün ehl-i dalâletin çektiği yaraları hakaik-i imaniye ile tedavi eder. Bütün evvelki yoldaki zulümatı dağıtır. Bütün dalâlet ve helâket kapılarını kapatır. Şöyle ki:

      İnsanın zaaf ve aczini ve fakr ve ihtiyacını, bir Kadîr-i Rahîme tevekkül ile tedavi eder.blank.gif1 Hayat ve vücudun yükünü Onun kudretine, rahmetine teslim edip, kendine yüklemeyip, belki kendisi o hayatına ve nefsine biner hükmünde bir rahat makam bulur.blank.gif2 Kendisinin “nâtık bir hayvan” değil, belki hakikî bir insan ve makbul bir misafir-i Rahmân olduğunu bildirir. Dünyayı, bir misafirhane-i Rahmân

      [NOT]Dipnot-1
      bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:122; A’râf Sûresi, 7:89; Enfâl Sûresi, 8:45; Tevbe Sûresi, 9:129; Yûnus Sûresi, 10:71, 85; Hûd Sûresi, 11:56; Yûsuf Sûresi, 12:67; İbrahim Sûresi, 14:12; Zümer Sûresi, 39:38.

      Dipnot-2
      bk. Bakara Sûresi, 2:112, 131; Nisâ Sûresi, 4:125; Neml Sûresi, 27:44; Zümer Sûresi, 39:54.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]Kadir-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Kadîr-i Rahîm: çok merhametli ve şefkatli olan ve sonsuz güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; r-ḥ-m)[/TD]
      [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bil’istihkak: hak etmek suretiyle (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]cadde-i nuraniye: nurlu, aydınlık cadde (bk. n-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihazât: cihazlar, donanım[/TD]
      [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
      [TD]elem: acı, sıkıntı, keder[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]esbab: sebepler (bk. s-b-b)[/TD]
      [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç hali (bk. f-ḳ-r)[/TD]
      [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD]
      [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)[/TD]
      [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]helâket: mahvolma, yok oluş[/TD]
      [TD]ibâdât: ibadetler (bk. a-b-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
      [TD]lezzet-i hürriyet: hür olmanın verdiği lezzet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
      [TD]mahiyet: esas nitelik, özellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]makbul: kabul gören[/TD]
      [TD]mehâsin-i medeniyet: medeniyetin güzellikleri (bk. ḥ-s-n)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]misafir-i Rahmân: sonsuz rahmet sahibi olan Allah’ın misafiri (bk. r-ḥ-m)[/TD]
      [TD]misafirhane-i Rahmân: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kulları için bir konak gibi hazırladığı dünya (bk. r-ḥ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
      [TD]muvakkaten: geçici olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nefs: can, hayat, kişinin kendisi (bk. n-f-s)[/TD]
      [TD]nâtık: konuşan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
      [TD]saadet-i hayatiye: hayatın mutluluğu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sefâhet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük; beyinsizce davranış[/TD]
      [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
      [TD]taksim: paylaştırma, bölüştürme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tekemmülât-ı insaniye: insana ait mükemmellikler, ilerlemeler (bk. k-m-l)[/TD]
      [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme (bk. v-k-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
      [TD]zaaf: zayıflık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zevâl: sona erme, yokluk (bk. z-v-l)[/TD]
      [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
      [TD]âsâr-ı san’at: san’at eserleri (bk. ṣ-n-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şükür: medih, övgü (bk. ş-k-r)[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #799381
      Anonim

        olduğunu göstermekle ve dünyadaki mevcudat ise esmâ-i İlâhiyenin âyineleri olduklarını ve masnuatı ise her vakit tazelenen mektubât-ı Samedâniye olduklarını bildirmekle, insanın fenâ-yı dünyadan ve zevâl-i eşyadan ve hubb-u fâniyattan gelen yaralarını güzelce tedavi eder ve evhamın zulümatından kurtarır.

        Hem mevt ve eceli, âlem-i berzaha giden ve âlem-i bekâda olan ahbaplara visal ve mülâkat mukaddimesi olarak gösterir. Ehl-i dalâletin nazarında bütün ahbabından bir firak-ı ebedî telâkki ettiği ölüm yaralarını böylece tedavi eder. Ve o firak, ayn-ı lika olduğunu ispat eder.

        Hem kabrin âlem-i rahmete ve dâr-ı saadete ve bağıstan-ı cinâna ve nuristan-ı Rahmân’a açılan bir kapı olduğunu ispat etmekle, beşerin en müthiş korkusunu izale edip, en elîm ve kasavetli ve sıkıntılı olan berzah seyahatini en leziz ve ünsiyetli ve ferahlı bir seyahat olduğunu gösterir. Kabir ile ejderha ağzını kapatır, güzel bir bahçeye kapı açar. Yani, kabir ejderha ağzı olmadığını, belki bağistan‑ı rahmete açılan bir kapı olduğunu gösterir.

        Hem mü’mine der: İhtiyarın cüz’î ise, kendi Mâlikinin irade-i külliyesine işini bırak.blank.gif1 İktidarın küçük ise, Kadîr-i Mutlakın kudretine itimat et.blank.gif2 Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşün.blank.gif3 Ömrün kısa ise, ebedî bir ömrün var, merak etme.blank.gif4 Fikrin sönük ise, Kur’ân’ın güneşi altına gir, imanın nuruyla bak ki, yıldız böceği olan fikrin yerine herbir âyet-i Kur’ân birer yıldız misillü sana ışık verir.blank.gif5 Hem hadsiz emellerin, elemlerin varsa, nihayetsiz bir sevap ve hadsiz bir rahmet seni

        [NOT]Dipnot-1
        bk. Tâhâ Sûresi, 20:25-27; Mü’min Sûresi, 40:38-45.
        Dipnot-2
        bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:159, 173; Nisâ Sûresi, 4:81; Mâide Sûresi, 5:23; Enfâl Sûresi, 8:61.
        Dipnot-3
        bk. Tevbe Sûresi, 9:38; Yûnus Sûresi, 10:24; Kehf Sûresi, 18:45; 29:64; Lokman Sûresi, 31:33.
        Dipnot-4
        bk. Bakara Sûresi, 2:201; Âl-i İmran Sûresi, 3:148; Nisâ Sûresi, 4:77; En’âm Sûresi, 6:32.
        Dipnot-5
        bk. Bakara Sûresi, 2:2, 185; Âl-i İmran Sûresi, 3:138; Yûnus Sûresi, 10:57; Yûsuf Sûresi, 12:111.[/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
        [TD]Mâlik: herşeyin sahibi olan Allah (bk. m-l-k)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
        [TD]ayn-ı lika: kavuşmanın ta kendisi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bağıstan-ı cinân: Cennet bahçeleri[/TD]
        [TD]bağıstan-ı rahmet: rahmet bahçeleri (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]berzah: kabir[/TD]
        [TD]beşer: insan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cüz’î: küçük, az (bk. c-z-e)[/TD]
        [TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
        [TD]ecel: ölüm zamanı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
        [TD]elem: acı, sıkıntı, keder[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
        [TD]emel: arzu, istek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
        [TD]evham: vehimler, kuruntular[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fenâ-yı dünya: dünyanın geçiciliği (bk. f-n-y)[/TD]
        [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]firak-ı ebedî: sonsuz ayrılık (bk. f-r-ḳ; e-b-d)[/TD]
        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y; b-ḳ-y)[/TD]
        [TD]hubb-u fâniyat: fâni olan şeyleri sevme (bk. ḥ-b-b; f-n-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
        [TD]iktidar: güç, kudret (bk. ḳ-d-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]irade-i külliye: Allah’ın herşeyi kuşatan iradesi (bk. r-v-d; k-l-l)[/TD]
        [TD]itimat etmek: güvenmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izale etmek: gidermek[/TD]
        [TD]kasavetli: üzüntülü, sıkıntılı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]leziz: lezzetli[/TD]
        [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mektubat-ı Samedâniye: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. k-t-b; ṣ-m-d)[/TD]
        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
        [TD]misillü: gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
        [TD]mülâkat: kavuşma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müthiş: dehşetli, korkunç[/TD]
        [TD]mü’min: iman etmiş, Allah’a inanan (bk. e-m-n)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazar: bakış açısı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nur: aydınlık, ışık (bk. n-v-r)[/TD]
        [TD]nuristan-ı Rahmân: sonsuz rahmet sahibi olan Allah’ın nurlu memleketi (bk. n-v-r; r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
        [TD]telâkki: anlama, kabul etme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]visal: kavuşma[/TD]
        [TD]zevâl-i eşya: varlıkların kaybolup gitmesi (bk. z-v-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
        [TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi (bk. a-l-m; b-ḳ-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem-i berzah: dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
        [TD]âlem-i rahmet: rahmet âlemi (bk. a-l-m; r-ḥ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âyet-i Kur’ân: Kur’ân âyeti[/TD]
        [TD]ünsiyetli: dost, canayakın[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #799382
        Anonim

          bekliyor.blank.gif1 Hem hadsiz arzuların, makàsıdın varsa, onları düşünüp muztarip olma. Onlar bu dünyaya sığışmaz. Onların yerleri başka diyardır ve onları veren de başkadır.blank.gif2

          Hem der: Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin.blank.gif3 Sen, kudreti nihayetsiz bir Kadîr, rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelâlin memlûküsün.blank.gif4 Öyle ise, sen kendi hayatını kendine yükleyip zahmet çekme. Çünkü hayatı veren Odur, idare eden de Odur.blank.gif5 Hem dünya sahipsiz değil ki! Sen kendi kafana dünya yükünü yüklettirerek ehvâlini düşünüp merak etme. Çünkü onun sahibi Hakîmdir, Alîmdir.blank.gif6 Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma.

          Hem insanlar, hayvanlar gibi mevcudat başıboş değiller; belki vazifedar memurdurlar,blank.gif7 bir Hakîm-i Rahîmin nazarındadırlar. Onların âlâm ve meşakkatlerini düşünüp ruhuna elem çektirme;blank.gif8 ve onların Hâlık-ı Rahîminin rahmetinden daha ileri şefkatini sürme.blank.gif9 Hem sana düşmanlık vaziyetini alan mikroptan tâ tâun ve tufan ve kaht ve zelzeleye kadar bütün eşyanın dizginleri o Rahîm-i Hakîmin elindedirler.blank.gif10 O Hakîmdir, abes iş yapmaz; Rahîmdir, rahîmiyeti çoktur. Yaptığı her işinde bir nevi lütuf var.blank.gif11Hem der: Şu âlem çendan fânidir; fakat ebedî bir âlemin levazımatını yetiştiriyor. Çendan zâildir, geçicidir; fakat bâki meyveler veriyor, bâki bir zâtın bâki esmâsının cilvelerini gösteriyor. Ve çendan lezzetleri az, elemleri çoktur; fakat

          [NOT]Dipnot-1
          bk. Bakara Sûresi, 2:157, 218; Âl-i İmran Sûresi, 3:107; Nisâ Sûresi, 4:96, 175; A’râf Sûresi, 7:156.
          Dipnot-2
          bk. Mâide Sûresi, 5:65; Tevbe Sûresi, 9:21; Yûnus Sûresi, 10:9; Furkan Sûresi, 25:24; Şuarâ Sûresi, 26:85; Zümer Sûresi, 39:10; Lokman Sûresi, 31:8; Yâsin Sûresi, 36:55.
          Dipnot-3
          bk. A’râf Sûresi, 7:188; Yûnus Sûresi, 10:49; Lokman Sûresi, 31:24; Cin Sûresi, 72:21.
          Dipnot-4
          bk. Bakara Sûresi, 2:186; Âl-i İmran Sûresi, 3:20, 30; Mâide Sûresi, 5:118; İbrahim Sûresi, 14:31; Hicr Sûresi, 15:40, 49; İsrâ Sûresi, 17:53, 65; Kehf Sûresi, 18:102; Enbiyâ Sûresi, 21:105.
          Dipnot-5
          bk. Bakara Sûresi, 2:38; Âl-i İmran Sûresi, 3:156; En’âm Sûresi, 6:122; A’râf Sûresi, 7:158.
          Dipnot-6
          bk. Bakara Sûresi, 2:107; Âl-i İmran Sûresi, 3:26, 189; Mâide Sûresi, 5:17, 18, 40, 120.
          Dipnot-7
          bk. Mü’minûn Sûresi, 23:115-116; Kıyâmet Sûresi, 75:36.
          Dipnot-8
          bk. Fâtiha Sûresi, 1:3; Bakara Sûresi, 2:37, 143, 160, 163, 173; En’âm Sûresi, 6:18, 73, 83, 128.
          Dipnot-9
          bk. A’râf Sûresi, 7:151; Yûsuf Sûresi, 12:64, 92; Enbiyâ Sûresi, 21: 83; Mü’minûn Sûresi, 23:109, 118.
          Dipnot-10
          bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:26, 83; Mü’minûn Sûresi, 23:88; Yâsîn Sûresi, 36:83; Hadîd Sûresi, 57:29.
          Dipnot-11
          bk. Şûrâ Sûresi, 42:19.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Alîm: herşeyi hakkıyla bilen, sonsuz ilim sahibi Allah (bk. a-l-m)[/TD]
          [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde yaratan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hakîm-i Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Rahîm-i Hakîm: herşeyi hikmetle yapan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m; ḥ-k-m)[/TD]
          [TD]Rahîm-i Zât-ı Zülcelâl: rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]abes: anlamsız, boş[/TD]
          [TD]bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
          [TD]ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ehvâl: korkular[/TD]
          [TD]elem: acı, sıkıntı, keder[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
          [TD]eşya: varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fuzulî: lüzumsuz[/TD]
          [TD]fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [TD]kaht: kıtlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lütuf: iyilik, ihsan, bağış (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [TD]makàsıd: gayeler, hedefler (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]memlûk: kul, köle (bk. m-l-k)[/TD]
          [TD]memur: görevli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
          [TD]meşakkat: sıkıntı, güçlük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muztarip: ıztırap çeken, sıkıntılı[/TD]
          [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
          [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rahîmiyet: merhamet edicilik (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]tufan: büyük su baskını[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tâun: salgın ve ölümcül hastalık[/TD]
          [TD]vazifedar: vazifeli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zelzele: sarsıntı, deprem[/TD]
          [TD]zâil: yok olup gidici, geçici (bk. z-v-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
          [TD]âlâm: elemler, acılar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]çendan: gerçi[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #799383
          Anonim

            Rahmân-ı Rahîmin iltifâtâtı, zevâlsiz hakikî lezzetlerdir. Elemler ise, sevap cihetiyle mânevî lezzet yetiştiriyor.blank.gif1 Madem meşru daire, ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine safâlarına, keyiflerine kâfidir. Gayr-ı meşru daireye girme. Çünkü o dairedeki bir lezzetin bazan bin elemi var. Hem hakikî ve daimî lezzet olan iltifâtât-ı Rahmâniyeyi kaybetmeye sebeptir.blank.gif2

            Hem dalâletin yolunda sabıkan beyan edildiği gibi, esfel-i sâfilîne insanı öyle bir sukut ettiriyor ki,blank.gif3 hiçbir medeniyet, hiçbir felsefe ona çare bulamadıkları ve o derin zulümat kuyusundan hiçbir terakkiyât-ı beşeriye, hiçbir kemâlât-ı fenniye insanı çıkaramadığı halde, Kur’ân-ı Hakîm, iman ve amel-i salihle, o esfel-i sâfilîne sukuttan, insanı âlâ-yı illiyyîne çıkarır. Ve delâil-i kat’iye ile çıkarmasını ispat ediyor ve o derin kuyuyu terakkiyât-ı mâneviyenin basamaklarıyla ve tekemmülât-ı ruhiyenin cihâzâtıyla dolduruyor.blank.gif4

            Hem beşerin uzun ve fırtınalı ve dağdağalı olan ebed tarafındaki yolculuğunu gayet derecede teshil eder ve kolaylaştırır. Bin, belki elli bin senelik mesafeyi bir günde kestirecek vesaiti gösterir.blank.gif5

            Hem Sultan-ı Ezel ve Ebed olan Zât-ı Zülcelâli tanıttırmakla, insanı Ona bir memur abd ve bir vazifedar misafir vaziyetini verir. Hem dünya misafirhanesinde, hem berzahî ve uhrevî menzillerde kemâl-i rahatla seyahatini temin eder. Nasıl ki, bir padişahın müstakim bir memuru, onun daire-i memleketinde, hem her vilâyetin hudutlarından suhuletle ve tayyare, gemi, şimendifer gibi sür’atli

            [NOT]Dipnot-1
            bk. Bakara Sûresi, 2:25, 82; Âl-i İmran Sûresi, 3:15, 198; Nisâ Sûresi, 4:14, 169; Mâide Sûresi, 5:85, 119; A’râf Sûresi, 7:42; Tevbe Sûresi, 9:22, 72, 89, 100; Hûd Sûresi, 11:23; İbrahim Sûresi, 14:22.
            Dipnot-2
            bk. Furkan Sûresi, 25:69; Yûnus Sûresi, 10:27, 52; Ra’d Sûresi, 13:5; Mü’minûn Sûresi, 23:103; Secde Sûresi, 32:14; Fussilet Sûresi, 41:28; Zuhruf Sûresi, 43:74; Muhammed Sûresi, 47:15.
            Dipnot-3
            bk. Nisâ Sûresi, 4:145; Tîn Sûresi, 95:5.
            Dipnot-4
            bk. Sâd Sûresi, 38:24; İnşikak Sûresi, 8425; Tîn Sûresi, 95:6; Asr Sûresi,103:3.
            Dipnot-5
            bk. Meâric Sûresi, 70:1-44.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]Rahmân-ı Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Sultan-ı Ezel ve Ebed: başlangıç ve sonu olmaksızın, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan (bk. s-l-ṭ; e-z-l; e-b-d)[/TD]
            [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
            [TD]amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]berzahî: kabirle ilgili[/TD]
            [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beşer: insan[/TD]
            [TD]cihet: yön[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihâzât: cihazlar, donanım[/TD]
            [TD]daimî: sürekli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]daire-i memleket: memleket dairesi (bk. m-l-k)[/TD]
            [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık (bk. ḍ-l-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dağdağalı: sıkıntılı[/TD]
            [TD]delâil-i kat’iye: kesin deliller[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ebed: sonu olmayan, sonsuzluk (bk. e-b-d)[/TD]
            [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esfel-i sâfilin: aşağıların en aşağısı[/TD]
            [TD]gayet: son[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayr-i meşru: helâl olmayan, dine aykırı (bk. ş-r-a)[/TD]
            [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hudut: sınır[/TD]
            [TD]iltifâtât: iltifâtlar, lütuf ve iyilikler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iltifâtât-ı Rahmâniye: Allah’ın sonsuz rahmetiyle kullarına lütuf ve iyilikte bulunması (bk. l-ṭ-f; r-ḥ-m)[/TD]
            [TD]kemâl-i rahat: tam bir rahatlık (bk. k-m-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kemâlât-ı fenniye: ilim ve teknolojideki gelişmeler (bk. k-m-l)[/TD]
            [TD]kâfi: yeterli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]memur: görevli[/TD]
            [TD]menzil: yer, mekan (bk. n-z-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]meşru: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
            [TD]müstakim: doğru yolda olan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sabıkan: daha önceden[/TD]
            [TD]safâ: rahat ve huzur[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
            [TD]sukut: alçalış, düşüş[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tayyare: uçak[/TD]
            [TD]tekemmülât-ı ruhiye: ruha ait mükemmelleşmeler, ilerlemeler (bk. k-m-l; r-v-ḥ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]terakkiyat-ı mâneviye: mânevî ilerlemeler, yükselmeler (bk. a-n-y)[/TD]
            [TD]terakkiyât-ı beşeriye: insanlığa ait terakkiler, kalkınmalar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teshil: kolaylaştırma[/TD]
            [TD]uhrevî: âhiretle ilgili (bk. e-ḫ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vazifedar: vazifeli[/TD]
            [TD]vesait: araçlar, vasıtalar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zevâlsiz: yok olup gitmeyen, sürekli (bk. z-v-l)[/TD]
            [TD]zulümat: karanlık (bk. ẓ-l-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlâ-yı illiyyîn: yücelerin en yücesi[/TD]
            [TD]şimendifer: tren[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #799384
            Anonim

              vasıta-i seyahatle gezer, geçer. Öyle de, Sultan-ı Ezelîye iman ile intisap eden ve amel-i salih ile itaat eden bir insan, şu misafirhane-i dünya menzillerinden ve âlem-i berzah ve âlem-i mahşer dairelerinden ve hâkezâ kabirden sonraki bütün âlemlerin geniş hudutlarından berk ve burâk sür’atinde geçer, tâ saadet-i ebediyeyi bulur. Ve şu hakikati kat’î ispat eder ve asfiya ve evliyaya gösterir.

              Hem de Kur’ân’ın hakikati der ki: Ey mü’min! Sendeki nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, çirkin ve noksan ve şerûr ve sana muzır olan nefs-i emmârene verme.blank.gif1 Onu mahbub ve onun hevâsını kendine mâbud ittihaz etme.blank.gif2 Belki sendeki o nihayetsiz muhabbet kabiliyetini, nihayetsiz bir muhabbete lâyık; hem nihayetsiz sana ihsan edebilen; hem istikbalde seni nihayetsiz mes’ut eden; hem bütün alâkadar olduğun ve onların saadetleriyle mes’ut olduğun bütün zâtları ihsânâtıyla mes’ut eden; hem nihayetsiz kemâlâtı bulunan; ve nihayetsiz derecede kudsî, ulvî, münezzeh, kusursuz, noksansız, zevâlsiz cemâl sahibi olan; ve bütün esmâsı nihayet derecede güzel olan; ve her isminde pek çok envâr-ı hüsün ve cemâl bulunan; ve Cennet bütün güzellikleriyle ve nimetleriyle Onun cemâl-i rahmetini ve rahmet-i cemâlini gösteren; ve sevimli ve sevilen bütün kâinattaki bütün hüsün ve cemâl ve mehâsin ve kemâlât Onun cemâline ve kemâline işaret eden ve delâlet eden ve emare olan bir Zâtı mahbub ve mâbud ittihaz et.

              Hem der: Ey insan! Onun esmâ ve sıfâtına ait istidad-ı muhabbetini, sair bekâsız mevcudata verme, faidesiz mahlûkata dağıtma.blank.gif3 Çünkü, âsâr ve mahlûkat fânidirler.blank.gif4 Fakat o âsârda ve o masnuatta nakışları, cilveleri görünen Esmâ-i

              [NOT]Dipnot-1
              bk. Yûsuf Sûresi,12:53.
              Dipnot-2
              bk. Nisâ Sûresi, 4:135; Sâd Sûresi, 38:29; Nâziât Sûresi, 79:40; Kehf Sûresi, 18:28.
              Dipnot-3
              bk. Bakara Sûresi, 2:165; Tevbe Sûresi, 9:23-24; Kıyâmet Sûresi, 75:20-35; Dehr Sûresi, 76:27; Fecr Sûresi, 89:20-26.
              Dipnot-4
              bk. Kasas Sûresi, 28:88.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Sultan-ı Ezelî: kudret ve hükümranlığının başlangıcı olmayan Allah (bk. s-l-ṭ; e-z-l)[/TD]
              [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
              [TD]asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve velâyet sahibi halis kullar (bk. ṣ-f-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bekàsız: sürekli var olmayan, geçici (bk. b-ḳ-y)[/TD]
              [TD]berk: şimşek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]burak: Cennete mahsus bir binek[/TD]
              [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cemâl-i rahmet: Allah’ın rahmetinin güzelliği (bk. c-m-l; r-ḥ-m)[/TD]
              [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
              [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâr-ı hüsün ve cemâl: güzellik nurları (bk. n-v-r; ḥ-s-n; c-m-l)[/TD]
              [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evliya: veliler (bk. v-l-y)[/TD]
              [TD]fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]hevâ: nefsin arzu ve istekleri (bk. h-v-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hudut: sınır[/TD]
              [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüsün: güzellik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]ihsan: bağış, iyilik, lütuf (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihsânât: bağışlar, iyilikler, lütuflar (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]intisap: bağlanma (bk. n-s-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istidad-ı muhabbet: sevme kabiliyeti (bk. a-d-d; ḥ-b-b)[/TD]
              [TD]istikbal: gelecek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek[/TD]
              [TD]kat’î: kesin[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl: mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
              [TD]kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudsî: kutsal, kusursuz ve yüce (bk. ḳ-d-s)[/TD]
              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
              [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
              [TD]mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menzil: durak, yer (bk. n-z-l)[/TD]
              [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
              [TD]misafirhane-i dünya: dünya misafirhanesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
              [TD]muzır: zararlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mâbud: kendisine ibadet edilen (bk. a-b-d)[/TD]
              [TD]münezzeh: temiz, pâk (bk. n-z-h)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
              [TD]nihayet: son[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
              [TD]rahmet-i cemâl: İlâhî güzelliğin rahmet ciheti (bk. r-ḥ-m; c-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]saadet: mutluluk[/TD]
              [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sair: diğer[/TD]
              [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ulvî: yüce[/TD]
              [TD]vasıta-i seyahat: seyahat aracı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zevâlsiz: sonu olmayan, sürekli (bk. z-v-l)[/TD]
              [TD]âlem-i berzah: dünya ile âhiret arasındaki kabir âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i mahşer: mahşer âlemi; kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer (bk. a-l-m; ḥ-ş-r)[/TD]
              [TD]âsâr: eserler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şerûr: çok şerli, kötü[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #799385
              Anonim

                Hüsnâ bâkidirler, daimîdirler. Ve esmâ ve sıfâtın herbirisinde binler merâtib-i ihsan ve cemâl ve binler tabakat-ı kemâl ve muhabbet var. Sen yalnız Rahmân ismine bak ki, Cennet bir cilvesi ve saadet-i ebediye bir lem’ası ve dünyadaki bütün rızık ve nimet bir katresidir.

                İşte, şu muvazene, ehl-i dalâletle ehl-i imanın hayat ve vazife cihetindeki mahiyetlerine işaret eden

                لَقَدْخَلَقْنَا اْلاِنْسَانَ فِىۤ اَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْناَهُ اَسْفَلَ سَافِلِينَ اِلاَّ الَّذِينَ اٰمَنوُا وَعَمِلُواالصَّالِحَاتِ blank.gif1

                hem netice ve âkıbetlerine işaret eden blank.gif2 فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاۤءُ وَاْلاَرْضُ olan âyete dikkat et. Ne kadar ulvî, mu’cizâne, beyan ettiğimiz muvazeneyi ifade ederler.

                Birinci âyet, On Birinci Sözde tafsilen o âyetin i’cazkârâne ve îcazkârâne ifade ettiği hakikati, o Sözde beyan edildiğinden, onu oraya havale ederiz. İkinci âyet ise, yalnız bir küçük işaretle göstereceğiz ki, ne kadar ulvî bir hakikati ifade ediyor. Şöyle ki:

                Şu âyet, mefhum-u muvafık ile şöyle ferman ediyor: “Ehl-i dalâletin ölmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.”blank.gif3 Ve mefhum-u muhalifle delâlet ediyor ki, “Ehl-i imanın dünyadan gitmesiyle, semâvât ve zemin, onların üstünde ağlıyor.

                Yani, ehl-i dalâlet, madem semâvât ve arzın vazifelerini inkâr ediyor, mânâlarını bilmiyor, onların kıymetlerini iskat ediyor, Sânilerini tanımıyor. Onlara karşı bir hakaret, bir adâvet ettiğinden, elbette semâvât ve zemin, onlara ağlamak

                [NOT]Dipnot-1
                “And olsun ki, Biz insanı en güzel bir şekilde yarattık. Sonra da onu en aşağı seviyeye indirdik-ancak iman eden ve güzel işler yapanlar müstesna.” Tîn Sûresi, 95:4-6.
                Dipnot-2
                “Gök ve yer onlara ağlamadı.” Duhan Sûresi, 44:29.
                Dipnot-3
                bk. Duhân Sûresi, 44:29.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri (bk. s-m-v; ḥ-s-n)[/TD]
                [TD]Rahmân: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                [TD]adâvet: düşmanlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]arz: yer[/TD]
                [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]beyan etmek: açıklamak (bk. b-y-n)[/TD]
                [TD]bâki: sürekli, kalıcı, devamlı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: yön[/TD]
                [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapmış inançsız kimseler (bk. ḍ-l-l)[/TD]
                [TD]ehl-i iman: Allah’a ve iman esaslarına inanan kimseler, mü’minler (bk. e-m-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                [TD]ferman: emir, buyruk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]inkâr: kabul etmeme, inanmama (bk. n-k-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iskat: düşürme[/TD]
                [TD]i’câzkârâne: mu’cizeli bir şekilde, benzerini yapmaktan insanları aciz bırakacak şekilde (bk. a-c-z)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]katre: damla[/TD]
                [TD]lem’a: parıltı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik, esas[/TD]
                [TD]mefhum-u muhalif: bir sözün ters mânâsı, zıt anlam[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mefhum-u muvafık: doğrudan anlaşılan mânâ[/TD]
                [TD]merâtib-i ihsan ve cemâl: güzellik ve iyilik mertebeleri (bk. ḥ-s-n; c-m-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muvazene: karşılaştırma (bk. v-z-n)[/TD]
                [TD]mu’cizâne: mu’cizeli bir şekilde, benzerini yapmaktan insanları aciz bırakacak şekilde (bk. a-c-z)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
                [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                [TD]tabakat-ı kemâl ve muhabbet: sevgi ve olgunluk tabakaları, katmanları (bk. k-m-l; ḥ-b-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tafsilen: ayrıntılı olarak[/TD]
                [TD]ulvî: yüce[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zemin: yer[/TD]
                [TD]âkıbet: netice, sonuç[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]îcazkârâne: az sözle çok mânâlar anlatarak, vecîz bir şekilde (bk. c-v-z)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #799386
                Anonim

                  değil, belki onlara nefrin eder, onların gebermesiyle memnun olurlar. Ve mefhum-u muhalifle der: “Semâvât ve arz, ehl-i imanın ölmesiyle ağlarlar.” Zira, ehl-i iman ise, çünkü semâvât ve arzın vazifelerini bilir. Hakikî hakikatlerini tasdik ediyor. Ve onların ifade ettikleri mânâları iman ile anlıyor. “Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar” diyor. Ve onlara lâyık kıymeti veriyor ve ihtiram ediyor. Cenâb-ı Hak hesabına onlara ve onlar âyine oldukları esmâya muhabbet ediyor. İşte, bu sır içindir ki, semâvât ve zemin, ağlar gibi ehl-i imanın zevâline mahzun oluyorlar.

                  Mühim bir sual: Diyorsunuz ki: “Muhabbet ihtiyarî değil. Hem, ihtiyac-ı fıtrîye binaen, leziz taamları ve meyveleri severim. Peder ve valide ve evlâtlarımı severim. Refika-i hayatımı severim. Dost ve ahbaplarımı severim. Enbiya ve evliyayı severim. Hayatımı, gençliğimi severim. Baharı ve güzel şeyleri ve dünyayı severim. Nasıl bunları sevmeyeceğim? Nasıl bütün bu muhabbetleri Cenâb-ı Hakkın zât ve sıfât ve esmâsına verebilirim? Bu ne demektir?”

                  Elcevap: Dört Nükteyi dinle.

                  BİRİNCİ NÜKTE

                  Muhabbet çendan ihtiyarî değil. Fakat, ihtiyar ile, muhabbetin yüzü bir mahbuptan diğer bir mahbuba dönebilir. Meselâ, bir mahbubun çirkinliğini göstermekle, veyahut asıl lâyık-ı muhabbet olan diğer bir mahbuba perde veya âyine olduğunu göstermekle, muhabbetin yüzü mecazî mahbuptan hakikî mahbuba çevrilebilir.

                  İKİNCİ NÜKTE

                  Tâdât ettiğin sevdiklerini sevme demiyoruz. Belki onları Cenâb-ı Hakkın hesabına ve Onun muhabbeti namına sev deriz.

                  Meselâ, leziz taamları, güzel meyveleri, Cenâb-ı Hakkın ihsanı ve o Rahmân-ı Rahîmin in’âmı cihetinde sevmek, Rahmân ve Mün’im isimlerini sevmektir; hem mânevî bir şükürdür. Şu muhabbet yalnız nefis hesabına olmadığını ve

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah (bk. n-a-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                  [TD]Rahmân-ı Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                  [TD]arz: yer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler (bk. e-m-n)[/TD]
                  [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                  [TD]evliya: veliler (bk. v-l-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat: gerçek mahiyet, asıl ve esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [TD]hakikî: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihsan: bağış, ikram, lütuf (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                  [TD]ihtiram: saygı gösterme (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihtiyac-ı fıtrî: yaratılıştan gelen ihtiyaç (bk. ḥ-v-c; f-ṭ-r)[/TD]
                  [TD]ihtiyar: irade, tercih, seçme gücü (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihtiyarî: isteğe bağlı, iradeyle yapılan (bk. ḫ-y-r)[/TD]
                  [TD]in’âm: nimetlendirme (bk. n-a-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]leziz: lezzetli[/TD]
                  [TD]lâyık-ı muhabbet: sevgiye lâyık (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                  [TD]mahzun olma: üzülme, hüzünlenme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mecazî: gerçek olmayan (bk. c-v-z)[/TD]
                  [TD]mefhum-u muhalif: bir sözün ters mânâsı, zıt anlam[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhabbet etme: sevme (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                  [TD]nam: ad[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefis: kişinin kendisi; insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden kuvvet (bk. n-f-s)[/TD]
                  [TD]nefrin: beddua[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                  [TD]peder: baba[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş (bk. r-f-ḳ; ḥ-y-y)[/TD]
                  [TD]semâvat: gökler (bk. s-m-v)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                  [TD]taam: yiyecek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tâdât etmek: saymak[/TD]
                  [TD]valide: anne[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zemin: yer[/TD]
                  [TD]zevâl: geçip gitme (bk. z-v-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zira: çünkü[/TD]
                  [TD]çendan: gerçi[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #799387
                  Anonim

                    Rahmân namına olduğunu gösteren, meşru dairesinde kanaatkârâne kazanmak ve mütefekkirâne, müteşekkirâne yemektir.

                    Hem peder ve valideyi şefkatle teçhiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb‑ı Hakkın muhabbetine aittir.blank.gif1 O muhabbet ve hürmet, şefkat, Allah için olduğunun alâmeti şudur ki: Onlar ihtiyar oldukları ve sana hiçbir faideleri kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman, daha ziyade muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir.

                    اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَاۤ اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَاۤ اُفٍّ blank.gif2

                    âyeti, beş mertebe hürmet ve şefkate evlâdı davet etmesi, Kur’ân’ın nazarında valideynin hukukları ne kadar ehemmiyetli ve ukukları ne derece çirkin olduğunu gösterir. Madem peder kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyade iyi olmasını ister. Ona mukabil, veled dahi pedere karşı hak dâvâ edemez. Demek, valideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münakaşa yok. Zira, münakaşa ya gıpta ve hasetten gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münakaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki, pederine karşı hak dâvâ etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.

                    Ve evlâtlarını, o Zât-ı Rahîm-i Kerîmin hediyeleri olduğu için kemâl-i şefkat ve merhametle onları sevmek ve muhafaza etmek, yine Hakka aittir. Ve o muhabbet ise, Cenâb-ı Hakkın hesabına olduğunu gösteren alâmet ise, vefatlarında sabır ile şükürdür, meyusâne feryad etmemektir.blank.gif3 “Hâlıkımın, benim nezaretime verdiği sevimli bir mahlûku idi, bir memlûkü idi. Şimdi hikmeti iktiza etti, benden aldı, daha iyi bir yere götürdü. Benim o memlûkte bir zâhirî hissem varsa, hakikî bin hisse onun Hâlıkına aittir. blank.gif4 اَلْحُكْمُ ِللهِdeyip teslim olmaktır.

                    [NOT]Dipnot-1
                    bk. Bakara Sûresi, 2:83; Nisâ Sûresi, 4:36; En’âm Sûresi, 6:151; İbrahim Sûresi, 14:41.
                    Dipnot-2
                    “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, sakın onlara ‘Öf’ bile deme.” İsrâ Sûresi, 17:23.
                    Dipnot-3
                    bk. Bakara Sûresi, 2:156.
                    Dipnot-4
                    “Hüküm (yetki ve karar) Allah’ındır.” Mü’min Sûresi, 40:12.[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Rahmân: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                    [TD]Zât-ı Rahîm-i Kerîm: sonsuz rahmet ve ikram sahibi olan Zât, Allah (bk. r-ḥ-m; k-r-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]alâmet: işaret, belirti[/TD]
                    [TD]dâvâ: iddia[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]feryad: bağırıp çağırma[/TD]
                    [TD]fıtraten: yaratılış gereği (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gıpta: özenti, imrenme[/TD]
                    [TD]hakikî: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haset: kıskançlık[/TD]
                    [TD]hikmet: yaratılıştaki İlâhî gaye, fayda ve tanzim (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                    [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kanaatkârâne: kısmetine razı olarak, yetinerek[/TD]
                    [TD]kemâl-i şefkat ve merhamet: tam bir şefkat ve merhamet (bk. k-m-l; ş-f-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                    [TD]memlûk: köle, kul (bk. m-l-k)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meyûsâne: ümitsizce[/TD]
                    [TD]meşakkat: güçlük, sıkıntı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]meşru: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
                    [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                    [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mütefekkirâne: gerçek nimet verici olan Allah’ı düşünürek (bk. f-k-r)[/TD]
                    [TD]müteşekkirâne: verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükrederek (bk. ş-k-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nam: ad[/TD]
                    [TD]nazar: bakış, dikkat (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                    [TD]peder: baba[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                    [TD]rencide: incinme, kırılma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sebeb-i münakaşa: münakaşa sebebi (bk. s-b-b)[/TD]
                    [TD]terbiye: besleme, yetiştirme (bk. r-b-b) [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teçhiz etmek: donatmak[/TD]
                    [TD]ukuk: anne-babaya itaatsizlik ve saygısızlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]valide: anne[/TD]
                    [TD]valideyn: anne-baba[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]veled: çocuk[/TD]
                    [TD]ziyade: çok[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zâhirî: görünürde (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #799388
                    Anonim

                      Hem dost ve ahbap ise, eğer onlar iman ve amel-i salih sebebiyle Cenâb-ı Hakkın dostları iseler, blank.gif1 اَلْحُبُّفِىاللهِsırrınca, o muhabbet dahi Hakka aittir.

                      Hem refika-i hayatını, rahmet-i İlâhiyenin mûnis, lâtif bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et.blank.gif2 Fakat çabuk bozulan hüsn-ü suretine muhabbetini bağlama. Belki kadının en cazibedar, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsus bir letâfet ve nezaket içindeki hüsn-ü sîretidir. Ve en kıymettar ve en şirin cemâli ise, ulvî, ciddî, samimî, nuranî şefkatidir. Şu cemâl-i şefkat ve hüsn-ü sîret, âhir hayata kadar devam eder, ziyadeleşir. Ve o zaife, lâtife mahlûkun hukuk-u hürmeti o muhabbetle muhafaza edilir. Yoksa, hüsn-ü suretin zevâliyle, en muhtaç olduğu bir zamanda biçare hakkını kaybeder.

                      Hem enbiya ve evliyayı sevmek, Cenâb-ı Hakkın makbul ibâdı olmak cihetiyle, Cenâb-ı Hakkın namına ve hesabınadır. Ve o nokta-i nazardan Ona aittir.blank.gif3

                      Hem hayatı, Cenâb-ı Hakkın insana ve sana verdiği en kıymettar ve hayat-ı bâkiyeyi kazandıracak bir sermaye ve bir define ve bâki kemâlâtın cihâzâtını câmi’ bir hazine cihetiyle onu sevmek, muhafaza etmek, Cenâb-ı Hakkın hizmetinde istihdam etmek, yine o muhabbet bir cihette Mâbûda aittir.

                      Hem gençliğin letâfetini, güzelliğini, Cenâb-ı Hakkın lâtif, şirin, güzel bir nimeti nokta-i nazarından istihsan etmek, sevmek, hüsn-ü istimal etmek, şâkirâne bir nevi muhabbet-i meşruadır.

                      Hem baharı, Cenâb-ı Hakkın nuranî esmâlarının en lâtif, güzel nakışlarının sahifesi ve Sâni-i Hakîmin antika san’atının en müzeyyen ve şâşaalı bir meşher-i

                      [NOT]Dipnot-1
                      “Allah için sevmek.” Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Kıyâmet 60; Müsned 3:438, 440.
                      Dipnot-2
                      bk. Nahl Sûresi, 16:72.
                      Dipnot-3
                      bk. Âl-i İmran, 3:31; Buhârî, Îman 66-67; Tirmizî, Îman 10.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mâbud: Kendisine ibadet edilen Allah (bk. a-b-d)[/TD]
                      [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                      [TD]amel-i salih: Allah için yapılan iyi işler (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                      [TD]bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cazibedar: çekici[/TD]
                      [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cemâl-i şefkat: şefkat güzelliği (bk. c-m-l; ş-f-ḳ)[/TD]
                      [TD]cihazât: cihazlar, donanım[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cihet: yön[/TD]
                      [TD]câmi’: kapsayan, içine alan (bk. c-m-a)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                      [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]evliya: veliler (bk. v-l-y)[/TD]
                      [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı (bk. ḥ-y-y; b-ḳ-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hukuk-u hürmet: saygı hakkı (bk. ḥ-ḳ-ḳ; ḥ-r-m)[/TD]
                      [TD]hüsn-ü istimal etmek: güzel kullanmak (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hüsn-ü suret: dış görünüş güzelliği (bk. ḥ-s-n; ṣ-v-r)[/TD]
                      [TD]hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ibâd: kullar (bk. a-b-d)[/TD]
                      [TD]istihdam etmek: çalıştırmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istihsan etmek: beğenmek, güzel bulmak (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [TD]kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kıymettar: kıymetli[/TD]
                      [TD]letâfet: hoşluk, güzellik (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                      [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahsus: özel[/TD]
                      [TD]makbul: kabul gören[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]meşher-i san’at: san’at eserlerinin sergilendiği yer (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                      [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhabbet-i meşrua: dine uygun sevgi (bk. ḥ-b-b; ş-r-a)[/TD]
                      [TD]muhafaza etmek: korumak (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mûnis: canayakın, dost[/TD]
                      [TD]müzeyyen: süslenmiş (bk. z-y-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nakış: işleme, süsleme (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                      [TD]nam: ad[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                      [TD]nezaket: incelik, zariflik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nokta-i nazar: bakış açısı (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın şefkat ve merhameti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)[/TD]
                      [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş (bk. r-f-ḳ; ḥ-y-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ulvî: yüce[/TD]
                      [TD]zaife: zayıf, güçsüz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zevâl: sona erme (bk. z-v-l)[/TD]
                      [TD]ziyadeleşmek: artmak, fazlalaşmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                      [TD]şâkirâne: şükrederek (bk. ş-k-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şâşaalı: parlak, göz alıcı[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #799378
                      Anonim

                        san’atı olduğu cihetiyle mütefekkirâne sevmek, Cenâb-ı Hakkın esmâsını sevmektir.

                        Hem dünyayı, âhiretin mezraasıblank.gif1 ve esmâ-i İlâhiyenin âyinesi ve Cenâb-ı Hakkın mektubatı ve muvakkat bir misafirhanesi cihetinde sevmek, nefs-i emmâre karışmamak şartıyla, Cenâb-ı Hakka ait olur.

                        Elhasıl: Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mânâ-yı harfiyle sev;blank.gif2 mânâ-yı ismiyle sevme.blank.gif3 “Ne kadar güzel yapılmış” de. “Ne kadar güzeldir” deme. Ve kalbin bâtınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü, bâtın-ı kalb âyine-i Sameddir ve Ona mahsustur.

                        de.اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا حُبَّكَ وَحُبَّ مَا يُقَرِّبُنَاۤ اِلَيْكَ blank.gif4

                        İşte, bütün tâdât ettiğimiz muhabbetler, eğer bu suretle olsa, hem elemsiz bir lezzet verir, hem bir cihette zevâlsiz bir visaldir. Hem muhabbet-i İlâhiyeyi ziyadeleştirir. Hem meşru bir muhabbettir. Hem ayn-ı lezzet bir şükürdür. Hem ayn-ı muhabbet bir fikirdir.

                        Meselâ, nasıl ki bir padişah-ı âli,HAŞİYE-1 sana bir elmayı ihsan etse, o elmaya iki muhabbet ve onda iki lezzet var:

                        Biri: Elma, elma olduğu için sevilir. Ve elmaya mahsus ve elma kadar bir lezzet var. Şu muhabbet padişaha ait değil. Belki, huzurunda o elmayı ağzına atıp yiyen adam, padişahı değil, elmayı sever ve nefsine muhabbet eder. Bazan olur ki, padişah, o nefisperverâne olan muhabbeti beğenmez, ondan nefret eder. Hem elma lezzeti dahi cüz’îdir. Hem zevâl bulur; elmayı yedikten sonra o lezzet dahi gider, bir teessüf kalır.

                        [NOT]Dipnot-1
                        bk. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s. 497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s. 205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafa 1:495.
                        Dipnot-2
                        bk. Sâd Sûresi, 38:31-33.
                        Dipnot-3
                        bk. Kasas Sûresi, 28:77.
                        Dipnot-4
                        Allahım! Bize Senin muhabbetini ve bizi Sana yaklaştıracak şeylerin muhabbetini nasip et!
                        Haşiye-1
                        Bir zaman iki aşiret reisi, bir padişahın huzuruna girmişler, yazılan aynı vaziyette bulunmuşlar.[/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]ayn-ı lezzet: lezzetin ta kendisi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ayn-ı muhabbet: sevginin ta kendisi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                        [TD]bâtın: iç[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bâtın-ı kalb: kalbin içi[/TD]
                        [TD]cihet: yön[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz’î: az (bk. c-z-e)[/TD]
                        [TD]elem: acı, keder, üzüntü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
                        [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
                        [TD]ihsan etmek: bağışta bulunmak (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                        [TD]mahsus: özgü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mektubat: mektuplar (bk. k-t-b)[/TD]
                        [TD]mezraa: tarla[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meşru: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
                        [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi (bk. ḥ-b-b; e-l-h)[/TD]
                        [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bilip tanıtan mâna (bk. a-n-y)[/TD]
                        [TD]mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı (bk. a-n-y; s-m-v)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mütefekkirâne: tefekkür ederek, düşünerek (bk. f-k-r)[/TD]
                        [TD]nefis: can, kişinin kendisi; hayvanî ihtiyaçlara olan doğal eğilim (bk. n-f-s)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nefisperverâne: nefsini sevip gözeten (bk. n-f-s)[/TD]
                        [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere teşvik eden duygu (bk. n-f-s)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]padişah-ı âli: yüce hükümdar[/TD]
                        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teessüf: üzülme, hayıflanma[/TD]
                        [TD]tâdât etmek: saymak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]visal: kavuşma[/TD]
                        [TD]zevâl: geçip gitme, yok olma (bk. z-v-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zevâlsiz: yok olmayan, sürekli (bk. z-v-l)[/TD]
                        [TD]ziyadeleştirmek: artırmak, fazlalaştırmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                        [TD]âyine-i Samed: Samed aynası; Kendisinin hiçbir şeye ihtiyacı olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Cenâb-ı Hakkın tecellî ettiği ayna (bk. ṣ-m-d)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #799389
                        Anonim

                          İkinci muhabbet ise, elma içindeki, elma ile gösterilen iltifâtât-ı şâhânedir. Güya o elma, iltifât-ı şâhânenin nümunesi ve mücessemidir diye başına koyan adam, padişahı sevdiğini izhar eder. Hem iltifâtın gılâfı olan o meyvede öyle bir lezzet var ki, bin elma lezzetinin fevkindedir. İşte şu lezzet ayn-ı şükrandır. Şu muhabbet, padişaha karşı hürmetli bir muhabbettir.

                          Aynen onun gibi, bütün nimetlere ve meyvelere zâtları için muhabbet edilse, yalnız maddî lezzetleriyle gafilâne telezzüz etse, o muhabbet nefsanîdir. O lezzetler de geçici ve elemlidir. Eğer Cenâb-ı Hakkın iltifâtât-ı rahmeti ve ihsânâtının meyveleri cihetiyle sevse ve o ihsan ve iltifâtâtın derece-i lütuflarını takdir etmek suretinde kemâl-i iştiha ile lezzet alsa, hem mânevî bir şükür, hem elemsiz bir lezzettir.

                          ÜÇÜNCÜ NÜKTE

                          Cenâb-ı Hakkın esmâsına karşı olan muhabbetin tabakatı var. Sabıkan beyan ettiğimiz gibi, bazan âsâra muhabbet suretiyle esmâyı sever. Bazan esmâyı, kemâlât-ı İlâhiyenin ünvanları olduğu cihetle sever. Bazan insan, câmiiyet-i mahiyet cihetiyle hadsiz ihtiyacat noktasında esmâya muhtaç ve müştak olur ve o ihtiyaçla sever. Meselâ, sen bütün şefkat ettiğin akraba ve fukara ve zayıf ve muhtaç mahlûkata karşı âcizâne istimdat ihtiyacını hissettiğin halde biri çıksa, istediğin gibi onlara iyilik etse, o zâtın “in’âm edici” ünvanı ve “kerîm” ismi ne kadar senin hoşuna gider; ne kadar o zâtı o ünvanla seversin. Öyle de, yalnız Cenâb-ı Hakkın Rahmân ve Rahîm isimlerini düşün ki, sen sevdiğin ve şefkat ettiğin bütün mü’min âbâ ve ecdadını ve akraba ve ahbabını dünyada nimetlerin envâıyla ve Cennette envâ-ı lezâizle ve saadet-i ebediyede onları sana gösterip ve kendini onlara göstermesiyle mes’ut ettiği cihette o Rahmân ismi ve Rahîm ünvanı ne kadar sevilmeye lâyıktırlar; ve ne derece o iki isme ruh-u beşer muhtaç olduğunu kıyas edebilirsin. Ve ne derece اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى رَحْمٰنِيَّتِهِ وَعَلٰى رَحِيمِيَّتِهِblank.gif1 yerindedir, anlarsın.

                          [NOT]Dipnot-1
                          “Şefkat ve merhameti dünya ve âhireti kuşatmasından ve rahmetinin çok özel cilveleri olmasından dolayı Allah’a hamd ve senâlar olsun.”[/NOT]

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Rahmân: çok merhamet sahibi ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                          [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                          [TD]ayn-ı şükran: medih ve övgünün ta kendisi (bk. ş-k-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                          [TD]cihet: yön[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]câmiiyet-i mahiyet: mahiyetin kapsamlılığı (bk. c-m-a)[/TD]
                          [TD]derece-i lütuf: lütuf ve iyilik derecesi (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ecdad: atalar, cedler[/TD]
                          [TD]elem: acı, üzüntü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                          [TD]envâ-ı lezâiz: lezzetlerin çeşitleri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                          [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gafilâne: umursamazca, duyarsızcasına (bk. ğ-f-l)[/TD]
                          [TD]gılâf: kılıf, örtü[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                          [TD]hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihsânât: bağışlar, iyilikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                          [TD]ihtiyacat: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iltifât: lütuf ve iyilikle muamele[/TD]
                          [TD]iltifât-ı şâhâne: yüksek iltifât, padişahın lütufla yaptığı özel muamele[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iltifâtât: lütuf ve iyilikle yapılan muameleler[/TD]
                          [TD]iltifâtât-ı rahmet: Allah’ın sonsuz rahmetinin iltifâtları (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]in’âm edici: nimetlendirici (bk. n-a-m)[/TD]
                          [TD]istimdat: yardım isteme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]izhar etmek: göstermek (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                          [TD]kemâl-i iştiha: tam bir iştah (bk. k-m-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâlât-ı İlâhiye: İlâhî mükemmellikler (bk. k-m-l; e-l-h)[/TD]
                          [TD]kerîm: cömert, ikram sahibi (bk. k-r-m)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                          [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                          [TD]mücessem: cisme bürünmüş, maddî yapısı olan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müştak: çok arzulu ve istekli, düşkün[/TD]
                          [TD]nefsanî: nefse ait (bk. n-f-s)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                          [TD]nümune: örnek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ruh-u beşer: insan ruhu (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                          [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk (bk. e-b-d)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sabıkan: daha önceden[/TD]
                          [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tabakat: tabakalar[/TD]
                          [TD]telezzüz: lezzet alma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zât: kendi[/TD]
                          [TD]âbâ: babalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âcizâne: âciz bir şekilde (bk. a-c-z)[/TD]
                          [TD]âsâr: eserler[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #799390
                          Anonim

                            Hem alâkadar olduğun ve perişaniyetlerinden müteessir olduğun, senin bir nevi hânen ve içindeki mevcudat senin o hânenin ünsiyetli levazımatı ve sevimli müzeyyenatı hükmünde olan dünyayı ve içindeki mahlûkatı kemâl-i hikmetle tanzim ve tedbir ve terbiye eden Zâtın Hakîm ismine ve Mürebbî ünvanına senin ruhun ne kadar muhtaç, ne kadar müştak olduğunu, dikkat etsen anlarsın.

                            Hem bütün alâkadar olduğun ve zevâlleriyle müteellim olduğun insanları, mevtleri hengâmında adem zulümatından kurtarıp şu dünyadan daha güzel bir yerde yerleştiren bir Zâtın Vâris, Bâis isimlerine, Bâkî, Kerîm, Muhyî ve Muhsin ünvanlarına ne kadar ruhun muhtaç olduğunu, dikkat etsen anlarsın.

                            İşte, insanın mahiyeti ulviye, fıtratı câmia olduğundan, binler envâ-ı hâcât ile binbir esmâ-i İlâhiyeye, herbir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır. Muzaaf ihtiyaç, iştiyaktır. Muzaaf iştiyak, muhabbettir. Muzaaf muhabbet dahi aşktır. Ruhun tekemmülâtına göre, merâtib-i muhabbet, merâtib-i esmâya göre inkişaf eder. Bütün esmâya muhabbet dahi, çünkü o esmâ Zât-ı Zülcelâlin ünvanları ve cilveleri olduğundan, muhabbet-i zâtiyeye döner. Şimdi, yalnız nümune olarak, bin bir esmâdan yalnız Adl ve Hakem ve Hak ve Rahîm isimlerinin bin bir mertebelerinden bir mertebeyi beyan edeceğiz. Şöyle ki:

                            Hikmet ve adl içindeki Rahmânü’r-Rahîm ve Hak ismini âzamî bir dairede görmek istersen, şu temsile bak: Nasıl ki, bir orduda dört yüz muhtelif taifeler bulunduğunu farz ediyoruz ki, herbir taife beğendiği elbiseleri ayrı, hoşuna gittiği erzakı ayrı, rahatla istimal edeceği silâhları ayrı ve mizacına deva olacak ilâçları

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]
                            Adl
                            : her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah (bk. a-d-l)[/TD]
                            [TD]Bâis: yeniden yaratan, ölülerin tekrar dirilten Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Bâkî: Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekâ veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                            [TD]Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Hakem: haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren hüküm sahibi Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
                            [TD]Muhsin: yarattıklarına bağış ve iyiliklerde bulunan Allah (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                            [TD]Mürebbî: herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah (bk. r-b-b)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Rahmânü’r-Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                            [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Vâris: herşeyin gerçek sahibi ve vârisi olan ve herşeyin mülkünü elinde tutan Allah[/TD]
                            [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                            [TD]adl: adalet, hak sahibine hakkını verme (bk. a-d-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                            [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cilve: görüntü, akis[/TD]
                            [TD]câmia: kapsamlı (bk. c-m-a)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]envâ-ı hâcât: ihtiyaç çeşitleri (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                            [TD]erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                            [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]farz etmek: varsaymak[/TD]
                            [TD]fıtrat: yaratılış (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fıtraten: yaratılış itibariyle (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                            [TD]hengâm: zaman, an[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hikmet: İlâhî gaye ve fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]hâne: ev[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkişaf: açığa çıkma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
                            [TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek[/TD]
                            [TD]kemâl-i hikmet: mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
                            [TD]mahiyet: nitelik, özellik, esas[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                            [TD]merâtib-i esmâ: isimlerin mertebeleri (bk. s-m-v)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]merâtib-i muhabbet: sevgi dereceleri (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                            [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
                            [TD]mizaç: tabiat, yaratılış[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                            [TD]muhabbet-i zâtiye: Allah’ın yüce zâtına sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                            [TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müteellim: elemli, acı duyan[/TD]
                            [TD]müteessir: etkilenen, üzüntülü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müzeyyenat: süsler (bk. z-y-n)[/TD]
                            [TD]müştak: arzulu, istekli, düşkün[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                            [TD]nümune: örnek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]taife: topluluk[/TD]
                            [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tedbir: idare etme, çekip çevirme (bk. d-b-r)[/TD]
                            [TD]tekemmül: mükemmelleşmeler, olgunlaşmalar (bk. k-m-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]temsil: kıyaslama tarzında benzetme, analoji (bk. m-s̱-l)[/TD]
                            [TD]terbiye: besleme, yetiştirme (bk. r-b-b)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ulviye: yüce[/TD]
                            [TD]zevâl: sona erme, geçip gitme (bk. z-v-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
                            [TD]âzamî: en büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ünsiyetli: canayakın, dost[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #799391
                            Anonim

                              ayrı oldukları halde, bütün o dört yüz taife, ayrı ayrı, takım bölük tefrik edilmeyerek, belki birbirine karışık olduğu halde, onları kemâl-i şefkat ve merhametinden ve harikulâde iktidarından ve mu’cizâne ilim ve ihatasından ve fevkalâde adalet ve hikmetinden, misilsiz birtek padişah, onların hiçbirini şaşırmayarak, hiçbirini unutmayarak, bütün ayrı ayrı onlara lâyık elbise, erzak, ilâç ve silâhlarını, muinsiz olarak, bizzat kendisi verse, o zât acaba ne kadar muktedir, müşfik, âdil, kerîm bir padişah olduğunu anlarsın. Çünkü, bir taburda on milletten efrad bulunsa, onları ayrı ayrı giydirmek ve teçhiz etmek çok müşkül olduğundan, bilmecburiye, ne cinsten olursa olsun bir tarzda teçhiz edilir.

                              İşte, öyle de, Cenâb-ı Hakkın adl ve hikmet içindeki ism-i Hak ve Rahmânü’r-Rahîm’in cilvesini görmek istersen, bahar mevsiminde, zeminin yüzünde çadırları kurulmuş, muhteşem, dört yüz bin milletten mürekkep nebâtat ve hayvânat ordusuna bak ki, bütün o milletler, o taifeler birbiri içinde oldukları halde, herbirinin libası ayrı, erzakı ayrı, silâhı ayrı, tarz-ı hayatı ayrı, talimatı ayrı, terhisatı ayrı oldukları halde ve o hâcatlarını tedarik edecek iktidarları ve o metâlibi isteyecek dilleri olmadığı halde, daire-i hikmet ve adl içinde, mîzan ve intizam ile Hak ve Rahmân, Rezzak ve Rahîm, Kerîm ünvanlarını seyret, gör. Nasıl hiçbirini şaşırmayarak, unutmayarak, iltibas etmeyerek terbiye ve tedbir ve idare eder.

                              İşte, böyle hayret verici muhit bir intizam ve mîzan ile yapılan bir işe başkalarının parmakları karışabilir mi? Vâhid-i Ehad, Hakîm-i Mutlak, Kàdîr-i Külli Şeyden başka, bu san’ata, bu tedbire, bu rububiyete, bu tedvire hangi şey elini uzatabilir? Hangi sebep müdahale edebilir?blank.gif1

                              [NOT]Dipnot-1
                              bk. Fâtır Sûresi, 35:3; Zümer Sûresi, 39:62; Mü’min Sûresi, 40:62; Tûr Sûresi, 52:35.[/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Hak: varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                              [TD]Hakîm-i Mutlak: herşeyi hikmetle yapan, sınırsız hikmet sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah (bk. k-r-m)[/TD]
                              [TD]Kàdir-i Külli Şey: sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah (bk. ḳ-d-r; k-l-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Rahmânü’r-Rahîm: kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                              [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Rezzak: bütün varlıkların rızıklarını veren Allah (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                              [TD]Râhman: çok merhamet sahibi ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği herbir şeyde görülen Allah (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                              [TD]adl: adalet, hak sahibine hakkını verme (bk. a-d-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bilmecburiye: zorunlu olarak[/TD]
                              [TD]bölük: takımlardan oluşan askerî birlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
                              [TD]daire-i hikmet ve adl: hikmet ve adalet dairesi (bk. ḥ-k-m; a-d-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]efrad: fertler (bk. f-r-d)[/TD]
                              [TD]erzak: rızıklar, yiyecek ve içecekler (bk. r-z-ḳ)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                              [TD]harikulâde: olağanüstü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hayvânat: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                              [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâcat: ihtiyaçlar (bk. ḥ-v-c)[/TD]
                              [TD]ihata: içine alma, kuşatma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iktidar: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [TD]iltibas: karıştırma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]kemâl-i şefkat ve merhamet: tam bir şefkat ve merhamet (bk. k-m-l; ş-f-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kerîm: ikram sahibi, cömert (bk. k-r-m)[/TD]
                              [TD]libas: elbise[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]metâlib: istekler, arzular (bk. ṭ-l-b)[/TD]
                              [TD]misilsiz: benzersiz (bk. m-s̱-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mizan: ölçü (bk. v-z-n)[/TD]
                              [TD]muhît: kapsamlı, kuşatıcı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muin: yardımcı[/TD]
                              [TD]muktedir: güç ve iktidar sahibi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cizane: mu’cizeli bir şekilde (bk. a-c-z)[/TD]
                              [TD]mürekkep: oluşmuş[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müşfik: şefkatli (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
                              [TD]müşkül: zor[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                              [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tabur: dört bölükten meydana gelen askerî birlik[/TD]
                              [TD]taife: topluluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]takım: en küçük askerî topluluk[/TD]
                              [TD]talimat: eğitimler (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tarz-ı hayat: hayat tarzı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                              [TD]tedarik: elde etme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tedbir: idare etme, ihtiyacını karşılama (bk. d-b-r)[/TD]
                              [TD]tedvir: çekip çevirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tefrik: ayırma (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                              [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma (bk. r-b-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]terhisat: görevin sona ermesi[/TD]
                              [TD]teçhiz: donatma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zemin: yer[/TD]
                              [TD]âdil: adaletli (bk. a-d-l)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #799392
                              Anonim

                                DÖRDÜNCÜ NÜKTE

                                Diyorsun: Benim taamlara, nefsime, refikama, valideynime, evlâdıma, ahbabıma, evliyaya, enbiyaya, güzel şeylere, bahara, dünyaya müteallik, ayrı ayrı muhtelif muhabbetlerimin, Kur’ân’ın emrettiği tarzda olsa, neticeleri, faideleri nedir?

                                Elcevap: Bütün neticeleri beyan etmek için büyük bir kitap yazmak lâzım gelir. Şimdilik, yalnız icmâlen bir iki neticeye işaret edilecek. Evvelâ dünyadaki muaccel neticeleri beyan edilecek. Sonra, âhirette tezahür eden neticeleri zikredilecek. Şöyle ki:

                                Sabıkan beyan edildiği gibi, ehl-i gaflet ve ehl-i dünya tarzında ve nefis hesabına olan muhabbetlerin, dünyada belâları, elemleri, meşakkatleri çoktur; safâları, lezzetleri, rahatları azdır. Meselâ şefkat, acz yüzünden elemli bir musibet olur. Muhabbet, firak yüzünden belâlı bir hırkat olur. Lezzet, zevâl yüzünden zehirli bir şerbet olur. Âhirette ise, Cenâb-ı Hakkın hesabına olmadıkları için, ya faidesizdir veya azaptır (eğer harama girmişse).blank.gif1


                                Sual:
                                Enbiya ve evliyaya muhabbet nasıl faidesiz kalır?

                                Elcevap: Ehl-i teslisin İsâ Aleyhisselâma ve Râfızîlerin Hazret-i Ali Radıyallahu Anha muhabbetleri faidesiz kaldığı gibi.blank.gif2 Eğer o muhabbetler, Kur’ân’ın irşad ettiği tarzda ve Cenâb-ı Hakkın hesabına ve muhabbet-i Rahmân namına olsalar, o zaman hem dünyada, hem âhirette güzel neticeleri var.

                                Amma dünyada ise, leziz taamlara, güzel meyvelere muhabbetin, elemsiz bir nimet ve ayn-ı şükür bir lezzettir.

                                Nefsine muhabbet ise, ona acımak, terbiye etmek, zararlı hevesattan men etmektir.blank.gif3 O vakit nefis sana binmez, seni hevâsına esir etmez. Belki sen nefsine

                                [NOT]Dipnot-1
                                bk. Bakara Sûresi, 2:165; Âl-i İmran Sûresi, 3:14; Tevbe Sûresi, 9:23-24; İbrahim Sûresi, 14:3.
                                Dipnot-2
                                bk. Müsned 1:160; el-Hâkim, el-Müstedrek 3:132; el-Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr, 3:281.
                                Dipnot-3
                                bk. Haşir Sûresi, 59:9; Nâziât Sûresi, 79:40; A’lâ Sûresi, 87:14; Şems Sûresi, 91:9.[/NOT]

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)[/TD]
                                [TD]Hazret-i Ali: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Radıyallahu Anh: Allah ondan razı olsun[/TD]
                                [TD]Râfızî: Şiî gruplarından aşırı bir gruba dahil olan kişi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]acz: âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                                [TD]ahbap: sevilenler, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ayn-ı şükür: tamamıyla şükür (bk. ş-k-r)[/TD]
                                [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i dünya: dünyaya dalıp, âhireti düşünmeyenler[/TD]
                                [TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler (bk. ğ-f-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehl-i teslis: Allah’ı baba, oğul ve mukaddes ruh diye üçlü unsur olarak kabul eden Hıristiyanlar[/TD]
                                [TD]elem: üzüntü, acı, sıkıntı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]elemli: acı veren[/TD]
                                [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]evliya: velîler, Allah’ın dostları (bk. v-l-y)[/TD]
                                [TD]evlâd: çocuklar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                                [TD]hevesat: hevesler, gelip geçici istekler, arzular[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hevâ: insanın donanımını nefsin arzu ve isteklerinin emrine vermesi (bk. h-v-y)[/TD]
                                [TD]hüdâ: hidayet, doğru yol (bk. h-d-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hırkat: yanma, ayrılık ateşi[/TD]
                                [TD]icmâlen: kısaca, özet olarak (bk. c-m-l)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]irşad: doğru yolu gösterme (bk. r-ş-d)[/TD]
                                [TD]leziz: lezzetli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]men etmek: yasaklamak[/TD]
                                [TD]meşakkat: güçlük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muaccel: peşin[/TD]
                                [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muhabbet-i Rahmân: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah’a duyulan sevgi (bk. ḥ-b-b; r-ḥ-m)[/TD]
                                [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]musibet: belâ, felaket[/TD]
                                [TD]müteallik: alakalı, ilgili[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nam: ad[/TD]
                                [TD]nefis: can, kişinin kendisi; hayvanî ihtiyaçlara olan doğal eğilim (bk. n-f-s)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nükte: ince ve derin mânâ[/TD]
                                [TD]refika: eş (bk. r-f-ḳ)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sabıkan: daha önceden[/TD]
                                [TD]safâ: gönül rahatlığı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
                                [TD]taam: yiyecek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                                [TD]valideyn: anne-baba[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zevâl: geçip gitme, yok olma (bk. z-v-l)[/TD]
                                [TD]zikretmek: anmak; hatırlatmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                                [TD]İsâ: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şefkat: acıyarak ve esirgeyerek sevme (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #799393
                                Anonim

                                  Refika-i hayatına muhabbetin, madem hüsn-ü sîret ve maden-i şefkat ve hediye-i rahmet olduğuna bina edilmiş. O refikaya samimî muhabbet ve merhamet edersen, o da sana ciddî hürmet ve muhabbet eder. İkiniz ihtiyar oldukça o hal ziyadeleşir, mes’udâne hayatını geçirirsin. Yoksa, hüsn-ü surete muhabbet nefsânî olsa, o muhabbet çabuk bozulur, hüsn-ü muaşereti de bozar.

                                  Peder ve valideye karşı muhabbetin, Cenâb-ı Hak hesabına olduğu için, hem bir ibadet, hem de onlar ihtiyarlandıkça hürmet ve muhabbeti ziyadeleştirirsin. En âli bir hisle, en merdâne bir himmetle onların tûl-ü ömrünü ciddî arzu edip bekàlarına dua etmek, tâ “Onların yüzünden daha ziyade sevap kazanayım” diye samimî hürmetle onların elini öpmek, ulvî bir lezzet-i ruhanî almaktır. Yoksa, nefsanî, dünya itibarıyla olsa, onlar ihtiyar oldukları ve sana bâr olacak bir vaziyete girdikleri zaman, en süflî ve en alçak bir hisle vücutlarını istiskal etmek, sebeb-i hayatın olan o muhterem zâtların mevtlerini arzu etmek gibi vahşî, kederli, ruhanî bir elemdir.

                                  Evlâdına muhabbet ise, Cenâb-ı Hakkın senin nezaretine ve terbiyene emanet ettiği sevimli, ünsiyetli o mahlûklara muhabbet ise, saadetli bir muhabbet, bir nimettir. Ne musibetleriyle fazla elem çekersin, ne de ölümleriyle meyusâne feryad edersin. Sabıkan geçtiği gibi, “Onların Hâlıkları hem Hakîm, hem Rahîm olduğundan, onlar hakkında o mevt bir saadettir” dersin. Senin hakkında da, onları sana veren Zâtın rahmetini düşünürsün, firak eleminden kurtulursun.

                                  Ahbaplara muhabbetin ise, madem Allah içindir. O ahbapların firakları, hattâ ölümleri, sohbetinize ve uhuvvetinize mâni olmadığı için, o mânevî muhabbet ve ruhanî irtibattan istifade edersin. Ve mülâkat lezzeti daimî olur. Allah için olmazsa, bir günlük mülâkat lezzeti, yüz günlük firak elemini netice verir.HAŞİYE-1

                                  [NOT]Haşiye-1
                                  Allah için bir saniye mülâkat, bir senedir. Dünya için olsa, bir sene, bir saniyedir.[/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                                  [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Hâlık: herşeyin yaratıcısı Allah (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                  [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ahbap: sevilenler, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                  [TD]bekà: devam etme (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bâr olmak: yük olmak[/TD]
                                  [TD]elem: acı, üzüntü[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evlâd: çocuklar[/TD]
                                  [TD]feryad: bağırıp çağırma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                                  [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hediye-i rahmet: rahmetin bir hediyesi (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                  [TD]himmet: ciddî gayret[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hürmet: saygı (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                                  [TD]hüsn-ü muaşeret: güzel geçim (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hüsn-ü suret: dış görünüşün güzelliği (bk. ḥ-s-n; ṣ-v-r)[/TD]
                                  [TD]hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]irtibat: bağlılık[/TD]
                                  [TD]istifade: yararlanma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istiskal etmek: ağır bulup hoşlanmamak[/TD]
                                  [TD]lezzet-i ruhanî: ruhun aldığı lezzet (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lillâh: Allah için[/TD]
                                  [TD]maden-i şefkat: şefkat kaynağı (bk. ş-f-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                  [TD]mani: engel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]merdâne: mert kişiye yakışır şekilde[/TD]
                                  [TD]mes’udâne: mutlu olarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
                                  [TD]meyusâne: ümitsizce[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                                  [TD]muhterem: hürmete layık, saygıdeğer (bk. ḥ-r-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]musibet: belâ, felaket[/TD]
                                  [TD]mülâkat: kavuşma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nefsânî: nefsin hoşuna gider şekilde (bk. n-f-s)[/TD]
                                  [TD]nezaret: gözetim (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]peder: baba[/TD]
                                  [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]refika: eş (bk. r-f-ḳ)[/TD]
                                  [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş (bk. r-f-ḳ; ḥ-y-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ruhanî: ruha ait (bk. r-v-ḥ)[/TD]
                                  [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]saadetli: mutlu[/TD]
                                  [TD]sabıkan: daha önceden[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]samimî: içten[/TD]
                                  [TD]sebeb-i hayat: hayat sebebi (bk. s-b-b; ḥ-y-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]süflî: alçak, aşağılık[/TD]
                                  [TD]tûl-u ömür: uzun ömür[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
                                  [TD]ulvî: yüce[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]valide: anne[/TD]
                                  [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ziyade: fazla, çok[/TD]
                                  [TD]ziyadeleşmek: artmak, çoğalmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âli: yüce[/TD]
                                  [TD]ünsiyet: canayakın, dost[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 61 ile 75 arası (toplam 86)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.