• Bu konu 84 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
11 yazı görüntüleniyor - 76 ile 86 arası (toplam 86)
  • Yazar
    Yazılar
  • #799394
    Anonim

      Enbiya ve evliyaya muhabbetin ise: Ehl-i gaflete karanlıklı bir vahşetgâh görünen âlem-i berzah, o nuranîlerin vücutlarıyla tenevvür etmiş menzilgâhları suretinde sana göründüğü için, o âleme gitmeye tevahhuş, tedehhüş değil, belki bilâkis temayül ve iştiyak hissini verir; hayat-ı dünyeviyenin lezzetini kaçırmaz. Yoksa, onların muhabbeti, ehl-i medeniyetin meşâhir-i insaniyeye muhabbeti nev’inden olsa, o kâmil insanların fenâ ve zevâllerini ve mazi denilen mezar-ı ekberinde çürümelerini düşünmekle, elemli hayatına bir keder daha ilâve eder. Yani, “Öyle kâmilleri çürüten bir mezara ben de gireceğim” diye düşünür, mezaristana endişeli bir nazarla bakar, ah çeker. Evvelki nazarda ise, cisim libasını mazide bırakıp kendileri istikbal salonu olan berzah âleminde kemâl-i rahatla ikametlerini düşünür, mezaristana ünsiyetkârâne bakar.

      Hem güzel şeylere muhabbetin, madem Sânileri hesabınadır,blank.gif1 “Ne güzel yapılmışlar” tarzındadır. O muhabbetin bir leziz tefekkür olduğu halde, hüsünperest, cemâlperest zevkinin nazarını daha yüksek, daha mukaddes ve binler defa daha güzel cemâl mertebelerinin definelerine yol açar, baktırır. Çünkü, o güzel âsârdan ef’âl-i İlâhiyenin güzelliğine intikal ettirir. Ondan esmânın güzelliğine, ondan sıfâtın güzelliğine, ondan Zât-ı Zülcelâlin cemâl-i bîmisâline karşı kalbe yol açar. İşte bu muhabbet bu surette olsa, hem lezzetlidir, hem ibadettir ve hem tefekkürdür.

      Gençliğe muhabbetin ise, madem Cenâb-ı Hakkın güzel bir nimeti cihetinde sevmişsin. Elbette onu ibadette sarf edersin, sefahette boğdurup öldürmezsin. Öyle ise, o gençlikte kazandığın ibadetler, o fâni gençliğin bâki meyveleridir. Sen ihtiyarlandıkça, gençliğin iyilikleri olan bâki meyvelerini elde ettiğin halde,

      [NOT]Dipnot-1
      bk. Sâd Sûresi, 38:32.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
      [TD]berzah âlemi: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
      [TD]bâki: devamlı, kalıcı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
      [TD]cemâl-i bîmisâl: benzersiz güzellik (bk. c-m-l; m-s̱-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cemâlperest: güzelliğe düşkün (bk. c-m-l)[/TD]
      [TD]cihet: yön[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ef’âl-i İlâhiye: kâinattaki varlıkları ortaya çıkaran İlâhi fiiller[/TD]
      [TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler (bk. ğ-f-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i medeniyet: dünyaya yalnız dünya için ve maddî zevk ve menfaatleri için bakanlar[/TD]
      [TD]elemli: acı veren, üzücü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
      [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evliya: velîler, Allah dostları (bk. v-l-y)[/TD]
      [TD]fenâ: geçip gitme, yok olma (bk. f-n-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fâni: geçici (bk. f-n-y)[/TD]
      [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hüsünperest: güzelliğe düşkün (bk. ḥ-s-n)[/TD]
      [TD]ikamet: yerleşme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]intikal: ulaşma[/TD]
      [TD]istikbal: gelecek zaman[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iştiyak: şevkle ve istekle yönelme[/TD]
      [TD]kemâl-i rahat: tam anlamıyla rahatlık (bk. k-m-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâmil: olgun, mükemmelliğe ulaşmış (bk. k-m-l)[/TD]
      [TD]libas: elbise[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mazi: geçmiş[/TD]
      [TD]menzilgâh: konaklama yeri (bk. n-z-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mezar-ı ekber: en büyük mezar (bk. k-b-r)[/TD]
      [TD]meşâhir-i insaniyet: insanların meşhurları, ünlü kişiler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
      [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış (bk. ḳ-d-s)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
      [TD]nev: tür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nuranî: nurdan varlık (bk. n-v-r)[/TD]
      [TD]sarf etmek: harcamak (bk. ṣ-r-f)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sefahet: helâl olmayan zevk ve eğlenceye düşkünlük, beyinsizlik[/TD]
      [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sıfât: sıfatlar; Allah’ın yüce Zâtını niteleyen İlâhî özellikler[/TD]
      [TD]tedehhüş: dehşete düşme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde mahlûkat üzerinde düşünme (bk. f-k-r)[/TD]
      [TD]temayül: eğilim ve istek gösterme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tenevvür: aydınlanma, nurlanma (bk. n-v-r)[/TD]
      [TD]tevahhuş: ürkme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vahşetgâh: ürkütücü yer[/TD]
      [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zevâl: ortadan kaybolma (bk. z-v-l)[/TD]
      [TD]âlem-i berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi (bk. a-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âsâr: eserler, varlıklar[/TD]
      [TD]ünsiyetkârâne: dostça, canayakın bir şekilde[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #799395
      Anonim

        gençliğin zararlarından, taşkınlıklarından kurtulursun. Hem ihtiyarlıkta daha ziyade ibadete muvaffakiyet ve merhamet-i İlâhiyeye daha ziyade liyakat kazandığını düşünürsün. Ehl-i gaflet gibi beş on senelik bir gençlik lezzetine mukabil, elli senede “Eyvah, gençliğim gitti” diye teessüf edip gençliğe ağlamayacaksın. Nasıl ki, öylelerin birisi demiş:

        لَيْتَ الشَّبَابَ يَعُودُ يَوْمًا فَاُخْبِرَهُ بِمَا فَعَلَ الْمَشِيبُ

        Yani, “Keşke gençliğim birgün dönseydi, ihtiyarlık benim başıma neler getirdiğini şekvâ ederek haber verecektim.”

        Bahar gibi ziynetli meşherlere muhabbet ise, madem san’at-ı İlâhiyeyi seyran itibarıyladır. O baharın gitmesiyle, temâşâ lezzeti zâil olmaz. Çünkü, bahar, yaldızlı bir mektup gibi verdiği mânâları her vakit temâşâ edebilirsin. Senin hayalin ve zaman, ikisi de sinema şeritleri gibi, sana o temâşâ lezzetini idame ettirmekle beraber, o baharın mânâlarını, güzelliklerini sana tazelendirirler. O vakit muhabbetin esefli, elemli, muvakkat olmaz; lezzetli, safâlı olur.

        Dünyaya muhabbetin ise, madem Cenâb-ı Hakkın namınadır. O vakit dünyanın dehşetli mevcudatı, sana ünsiyetli bir arkadaş hükmüne geçer. Mezraa-i âhiret cihetiyle sevdiğin için, herşeyinde âhirete faide verecek bir sermaye, bir meyve alabilirsin. Ne musibetleri sana dehşet verir, ne zevâl ve fenâsı sana sıkıntı verir. Kemâl-i rahatla o misafirhanede müddet-i ikametini geçirirsin. Yoksa, ehl-i gaflet gibi seversen, yüz defa sana söylemişiz ki, sıkıntılı, ezici, boğucu, fenâya mahkûm, neticesiz bir muhabbet içinde boğulur, gidersin.

        İşte, bazı mahbupların, Kur’ân’ın irşad ettiği surette olduğu vakit, herbirisinden yüzde ancak bir letâfetini gösterdik. Kur’ân’ın gösterdiği yolda olmazsa, yüzden bir mazarratına işaret ettik. Şimdi, şu mahbupların, dâr-ı bekâda, âlem-i âhirette, Kur’ân-ı Hakîmin âyât-ı beyyinâtıyla işaret ettiği neticeleri işitmek ve anlamak istersen, işte o çeşit meşru muhabbetlerin dâr-ı âhiretteki neticelerini bir Mukaddime ve Dokuz İşaret ile, yüzden bir faidesini icmâlen göstereceğiz.

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dehşet: korku, ürküntü[/TD]
        [TD]dâr-ı bekà: sonsuzluk yurdu (bk. b-ḳ-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu (bk. e-ḫ-r)[/TD]
        [TD]ehl-i gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan kimseler (bk. ğ-f-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]elemli: acı veren[/TD]
        [TD]esefli: hayıflandıran, üzen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fenâ: son bulma (bk. f-n-y)[/TD]
        [TD]icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]idame: devam ettirme[/TD]
        [TD]irşad: doğru yol gösterme (bk. r-ş-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl-i rahat: tam anlamıyla rahatlık (bk. k-m-l)[/TD]
        [TD]letâfet: hoşluk, gözellik (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]liyakat: lâyık olma[/TD]
        [TD]mahbup: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazarrat: zararlar, ziyanlar[/TD]
        [TD]merhamet-i İlâhiye: Allah’ın merhameti (bk. r-ḥ-m; e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
        [TD]mezraa-i âhiret: âhiretin tarlası (bk. e-ḫ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]meşher: sergi[/TD]
        [TD]meşru: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
        [TD]mukabil: karşılık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
        [TD]musibet: belâ, felaket[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
        [TD]muvakkat: geçici[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müddet-i ikamet: kalış süresi[/TD]
        [TD]nam: ad[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]safâlı: huzur ve keyif veren[/TD]
        [TD]san’at-ı İlâhî: Allah’ın san’atı (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyran: gezinti[/TD]
        [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teessüf: hayıflanma, üzülme[/TD]
        [TD]temâşâ: seyir[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zevâl: kaybolup gitme (bk. z-v-l)[/TD]
        [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziynetli: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
        [TD]zâil olma: kaybolma, geçip gitme (bk. z-v-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
        [TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi (bk. a-l-m; e-ḫ-r)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âyât-ı beyyinat: ap açık âyetler (bk. b-y-n)[/TD]
        [TD]ünsiyetli: dostane, canayakın[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şekvâ: şikâyet[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #799396
        Anonim

          MUKADDİME: Cenâb-ı Hak, celîl ulûhiyetiyle, cemil rahmetiyle, kebîr rububiyetiyle, kerîm re’fetiyle, azîm kudretiyle, lâtif hikmetiyle, şu küçük insanın vücudunu bu kadar havas ve hissiyatla, bu derece cevârih ve cihazatla ve muhtelif âzâ ve âlâtla ve mütenevvi letâif ve mâneviyatla teçhiz ve tezyin etmiştir ki, tâ mütenevvi ve pek çok âlât ile, hadsiz envâ-ı nimetini, aksâm-ı ihsânâtını, tabakat-ı rahmetini o insana ihsas etsin, bildirsin, tattırsın, tanıttırsın. Hem, tâ bin bir esmâsının hadsiz envâ-ı tecelliyatlarını, insana o âlât ile bildirsin, tarttırsın, sevdirsin.

          Ve o insandaki pek kesretli âlât ve cihâzâtın herbirisinin ayrı ayrı hizmeti, ubûdiyeti olduğu gibi, ayrı ayrı lezzeti, elemi, vazifesi ve mükâfâtı vardır.

          Meselâ, göz, suretlerdeki güzelliklerini ve âlem-i mubsaratta güzel mu’cizât-ı kudretin envâını temâşâ eder. Vazifesi, nazar-ı ibretle Sâniine şükrandır. Nazara mahsus lezzet ve elem malûmdur, tarife hacet yok.

          Meselâ, kulak, sadâların envâlarını, lâtif nağmelerini ve mesmuat âleminde Cenâb-ı Hakkın letâif-i rahmetini hisseder. Ayrı bir ubûdiyet, ayrı bir lezzet, ayrı da bir mükâfâtı var.

          Meselâ, kuvve-i şâmme, kokular taifesindeki letâif-i rahmeti hisseder. Kendine mahsus bir vazife-i şükrâniyesi, bir lezzeti vardır. Elbette mükâfâtı dahi vardır.

          Meselâ, dildeki kuvve-i zâika, bütün mat’ûmâtın ezvâkını anlamakla, gayet mütenevvi bir şükr-ü mânevî ile vazife görür.Ve hâkezâ, bütün cihâzât-ı insaniyenin ve kalb ve akıl ve ruh gibi büyük ve mühim letâifin böyle ayrı ayrı vazifeleri, lezzetleri ve elemleri vardır.

          İşte, Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, bu insanda istihdam ettiği bu cihâzâtın

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]Hakîm-i Mutlak: sınırsız hikmet sahibi olan Allah (bk. ḥ-k-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah (bk. s-n-a)[/TD]
          [TD]aksâm-ı ihsânât: bağışların kısımları (bk. ḥ-s-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
          [TD]celîl: yüce, haşmetli (bk. c-l-l)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemil: güzel (bk. c-m-l)[/TD]
          [TD]cevârih: organlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihazât: cihazlar, duyu ve organlar[/TD]
          [TD]cihazât-ı insaniye: insanın cihazları, organları[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]elem: acı, sıkıntı, üzüntü[/TD]
          [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]envâ-ı nimet: nimet çeşitleri (bk. n-a-m)[/TD]
          [TD]envâ-ı tecellîyat: tecellîlerin, yansımaların türleri (bk. c-l-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
          [TD]ezvâk: zevkler, lezzetler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hacet: ihtiyaç (bk. ḥ-v-c)[/TD]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]havas: duygular[/TD]
          [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
          [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
          [TD]istihdam: çalıştırma, kullanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kebîr: büyük (bk. k-b-r)[/TD]
          [TD]kerîm: cömert, ikram sahibi (bk. k-r-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kesretli: çok (bk. k-s̱-r)[/TD]
          [TD]kudret: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kuvve-i zâika: tad alma duyusu[/TD]
          [TD]kuvve-i şâmme: koku alma duyusu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]letâif: mânevî yapıdaki ince duygular (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [TD]letâif-i rahmet: rahmetin güzellikleri (bk. l-ṭ-f; r-ḥ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
          [TD]mahsus: özgü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]malûm: bilinen (bk. a-l-m)[/TD]
          [TD]mat’ûmât: yenecek şeyler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mesmuat: işitilenler (bk. s-m-a)[/TD]
          [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
          [TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâneviyat: mânevi âleme ait olan şeyler (bk. a-n-y)[/TD]
          [TD]mükâfât: ödül[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mütenevvi: çeşitli[/TD]
          [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar-ı ibret: ibretli bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
          [TD]nağme: ahenk, güzel ses[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]re’fet: merhamet, şefkat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması (bk. r-b-b)[/TD]
          [TD]sadâ: ses[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: resim, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
          [TD]tabakat-ı rahmet: rahmet tabakaları (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]taife: topluluk[/TD]
          [TD]tarif: anlatma, açıklama (bk. a-r-f)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]temâşâ etmek: seyretmek[/TD]
          [TD]tezyin: süsleme (bk. z-y-n)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]teçhiz: donatma[/TD]
          [TD]ubûdiyet: kulluk (bk. a-b-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye layık olma, İlâhlık (bk. e-l-h)[/TD]
          [TD]vazife-i şükrâniye: şükür vazifesi (bk. ş-k-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i mubsarat: görünen varlıklar âlemi (bk. a-l-m; b-ṣ-r)[/TD]
          [TD]âlât: âletler, organlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âzâ: âzalar, organlar[/TD]
          [TD]şükr-ü mânevî: mânevî şükür (bk. ş-k-r; a-n-y)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şükran: minnettarlık, teşekkür (bk. ş-k-r)[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #799397
          Anonim

            elbette herbirerlerine lâyık ücretlerini verecektir. O müteaddit envâ-ı muhabbetin sabıkan beyan edilen dünyadaki muaccel neticelerini, herkes vicdan ile hisseder ve bir hads-i sadık ile ispat edilir. Âhiretteki neticeleri ise, kat’iyen vücutları ve tahakkukları, icmâlen Onuncu Sözün on iki hakikat-i kàtıa-i sâtıasıyla ve Yirmi Dokuzuncu Sözün altı esas-ı bâhiresiyle ispat edildiği gibi, tafsilen

            اَصْدَقُ الْكَلاَمِ وَاَبْلَغُ النِّظَامِ كَلاَمُ اللهِ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ الْعَلاَّمِ blank.gif1

            olan Kur’ân-ı Hakîmin âyât-ı beyyinâtıyla, tasrih ve telvih ve remiz ve işârâtıyla kat’iyen sabittir. Daha uzun burhanları getirmeye lüzum yok. Zaten başka Sözlerde ve Cennete dair Yirmi Sekizinci Sözün Arabî olan İkinci Makamında ve Yirmi Dokuzuncu Sözde çok burhanlar geçmiştir.

            BİRİNCİ İŞARET: Leziz taamlara, hoş meyvelere şâkirâne muhabbet-i meşruanın uhrevî neticesi, Kur’ân’ın nassıyla, Cennete lâyık bir tarzda leziz taamları, güzel meyveleridir.blank.gif2 Ve o taamlara ve o meyvelere müştehiyâne bir muhabbettir. Hattâ dünyada yediğin meyve üstünde söylediğin “Elhamdü lillâh” kelimesi, Cennet meyvesi olarak tecessüm ettirilip sana takdim edilir. Burada meyve yersin, orada “Elhamdü lillâh” yersin. Ve nimette ve taam içinde in’âm-ı İlâhîyi ve iltifat-ı Rahmânîyi gördüğünden, o lezzetli şükr-ü mânevî, Cennette gayet leziz bir taam suretinde sana verileceği, hadisin nassıyla,blank.gif3 Kur’ân’ın işârâtıyla ve hikmet ve rahmetin iktizasıyla sabittir.blank.gif4

            İKİNCİ İŞARET: Dünyada meşru bir surette nefsine muhabbet, yani, mehâsinine bina edilen muhabbet değil, belki noksaniyetlerini görüp tekmil etmeye bina edilen şefkat ile onu terbiye etmek ve onu hayra sevk etmek neticesi, o nefse

            [NOT]Dipnot-1
            Sözün en doğrusu ve nazmın en beliği, bütün mülkün hakikî Mâliki olan, kudreti herşeye galip bulunan ve ilmi herşeyi kuşatan Allah’ın kelâmıdır
            Dipnot-2
            bk. Bakara Sûresi, 2:25; Yasîn Sûresi, 36:55-57; Sâffât Sûresi, 37:41-42; Zuhruf Sûresi, 43:72; Duhan Sûresi, 44:51-57; Tûr Sûresi, 52:19-20; Rahmân Sûresi, 55:68; Vakıa Sûresi, 56:20, 32.
            Dipnot-3
            bk. Tirmizî, Deavât 59; İbni Mâce, Edeb 56; İbni Hibban, es-Sahîh 3:109; el-Hâkim, el-Müstedrek 1:680.
            Dipnot-4
            bk. Bakara Sûresi, 2:25; Yâsîn Sûresi, 36:55-57; Sâffât Sûresi, 37:41-42; Zuhruf Sûresi, 43:72; Tûr Sûresi, 52:19-20; Duhan Sûresi, 44:51-57; Rahmân Sûresi, 55:68.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Arabî: Arapça[/TD]
            [TD]Kur’ân-ı Hakim: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
            [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]elhamdü lillâh: “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir” (bk. ḥ-m-d)[/TD]
            [TD]envâ-ı muhabbet: sevgi türleri, çeşitleri (bk. ḥ-b-b)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esas-ı bâhire: açık ve âşikâr esas[/TD]
            [TD]hads-i sadık: doğru sezgi (bk. s-d-ḳ)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat-i kàtıa-i sâtıa: parlak ve kesin gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]hayr: iyilik, güzellik (bk. ḫ-y-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [TD]icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
            [TD]iltifat-ı Rahmânî: Allah’ın sonsuz rahmetiyle lütuf ve ikramda bulunması (bk. r-ḥ-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]in’âm-ı İlâhîye: Allah’ın nimetlendirmesi (bk. n-a-m; e-l-h)[/TD]
            [TD]işârât: işaretler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
            [TD]leziz: lezzetli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
            [TD]meşru: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muaccel: peşin[/TD]
            [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muhabbet-i meşrua: helâl, dine uygun sevgi (bk. ḥ-b-b; ş-r-a)[/TD]
            [TD]müteaddit: birçok[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müştehiyâne: iştahlı bir şekilde[/TD]
            [TD]nass: açık ve kesin hüküm[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nefis: can, kişinin kendisi; hayvanî ihtiyaçlara olan doğal eğilim (bk. n-f-s)[/TD]
            [TD]noksaniyet: eksiklik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
            [TD]remiz: işaret[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sabıkan: daha önceden[/TD]
            [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taam: yiyecek[/TD]
            [TD]tafsilen: ayrıntılı olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahakkuk: gerçekleşme (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
            [TD]takdim etme: sunma (bk. ḳ-d-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasrih: açıkça ifade etme[/TD]
            [TD]tecessüm: cisimleşme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tekmil etmek: tamamlamak (bk. k-m-l)[/TD]
            [TD]telvih: ince işaret şeklinde açıklama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunluğa kavuşturma (bk. r-b-b)[/TD]
            [TD]uhrevî: âhirete dair (bk. e-ḫ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücut: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âyât-ı beyyinât: ap açık âyetler[/TD]
            [TD]şâkirâne: şükrederek (bk. ş-k-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şükr-ü mânevî: mânevî şükür (bk. ş-k-r; a-n-y)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #799398
            Anonim

              lâyık mahbupları Cennette veriyor. Nefis madem dünyada hevâ ve hevesini Cenâb-ı Hak yolunda hüsn-ü istimal etmiş. Cihâzâtını, duygularını hüsn-ü suretle istihdam etmiş. Kerîm-i Mutlak, ona dünyadaki meşru ve ubûdiyetkârâne muhabbetin neticesi olarak, Cennette, Cennetin yetmiş ayrı ayrı envâ-ı ziynet ve letâfetinin nümuneleri olan yetmiş muhtelif hulleyi giydirip, nefisteki bütün hasseleri memnun edecek, okşayacak yetmiş envâ-ı hüsünle vücudunu süslendirip, herbiri ruhlu küçük birer Cennet hükmünde olan hurileri o dâr-ı bekàda vereceği, pek çok âyât ile tasrih ve ispat edilmiştir.blank.gif1 Hem dünyada gençliğe muhabbet, yani, ibadette gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesi, dâr-ı saâdette ebedî bir gençliktir.blank.gif2

              ÜÇÜNCÜ İŞARET: Refika-i hayatına meşru dairesinde, yani lâtif şefkatine, güzel hasletine, hüsn-ü sîretine binaen samimî muhabbet ile refika-i hayatını da nâşizelikten, sair günahlardan muhafaza etmenin netice-i uhreviyesi ise, Rahîm‑i Mutlak, o refika-i hayatı, hurilerden daha güzel bir surette ve daha ziynetli bir tarzda, daha cazibedar bir şekilde, ona dâr-ı saadette ebedî bir refika-i hayatı ve dünyadaki eski maceraları birbirine mütelezzizâne nakletmek ve eski hatıratı birbirine tahattur ettirecek enîs, lâtif, ebedî bir arkadaş, bir muhib ve mahbub olarak verileceğini vaad etmiştir.blank.gif3 Elbette vaad ettiği şeyi kat’î verecektir.

              DÖRDÜNCÜ İŞARET: Valideyn ve evlâda muhabbet-i meşruanın neticesi, nass-ı Kur’ân ile, Cenâb-ı Erhamürrâhimîn, onların makamları ayrı ayrı da olsa, yine o mes’ut aileye sâfi olarak lezzet-i sohbeti, Cennete lâyık bir hüsn-ü muaşeret suretinde, dâr-ı bekàda ebedî mülâkat ile ihsan eder. Ve on beş yaşına girmeden,

              [NOT]
              Dipnot-1
              bk. Kehf Sûresi, 18:30-31; Duhân Sûresi, 44:50-55; Tûr Sûresi, 52:17-20; Rahmân Sûresi, 55:72; Vâkıa Sûresi, 56:22-24; Dehr Sûresi, 76:21-22; Nebe Sûresi, 78:33.
              Dipnot-2
              bk. İbrahim Sûresi, 14:23; Kehf Sûresi, 18:108; Tâhâ Sûresi, 20:76; Enbiyâ Sûresi, 21:102.
              Dipnot-3
              bk. Bakara Sûresi, 2:25; Ra’d Sûresi, 13:23-24; Yâsîn Sûresi, 36:22; Zuhruf Sûresi, 43:70.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Erhamürrâhimîn: merhametlilerin en merhametlisi olan şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. r-ḥ-m)[/TD]
              [TD]Kerîm-i Mutlak: lütuf ve cömertliği sınırsız olan Allah (bk. k-r-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rahîm-i Mutlak: rahmeti herşeyi kuşatan, sınırsız şefkat ve merhamet sahibi Allah (bk. r-ḥ-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
              [TD]binaen: –dayanarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cazibedar: cazibeli, çekici[/TD]
              [TD]cihâzât: cihazlar, organlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dâr-ı bekà: sonsuzluk yurdu (bk. b-ḳ-y)[/TD]
              [TD]dâr-ı saâdet: mutluluk yurdu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ebedî: sonu olmayan, sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
              [TD]envâ-ı hüsün: güzellik çeşitleri (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâ-ı ziynet ve letâfet: süs ve güzellik çeşitleri (bk. z-y-n; l-ṭ-f)[/TD]
              [TD]enîs: canayakın, dost[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evlâd: çocuklar[/TD]
              [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hasse: duyu[/TD]
              [TD]hatırat: hatıralar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]heves: gelip geçici arzu ve istek[/TD]
              [TD]hevâ: kişinin kendi donanımını nefsin arzu ve isteklerinin emrine vernesi (bk. h-v-y)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hulle: süslü elbise[/TD]
              [TD]huri: Cennet kızı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüsn-ü istimal: güzel ve iyi kullanma (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]hüsn-ü muaşeret: iyi ilişki, güzel geçim (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hüsn-ü suret: güzel bir şekil ve biçim (bk. ḥ-s-n; ṣ-v-r)[/TD]
              [TD]hüsn-ü sîret: ahlâk güzelliği (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihsan: bağış, iyilik (bk. ḥ-s-n)[/TD]
              [TD]istihdam: görevlendirme, çalıştırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kat’î: kesin[/TD]
              [TD]lezzet-i sohbet: sohbetin verdiği lezzet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
              [TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mes’ut: mutlu[/TD]
              [TD]meşru: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
              [TD]muhabbet-i meşrua: dine uygun, helâl sevgi (bk. ḥ-b-b; ş-r-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
              [TD]muhib: sevilen (bk. ḥ-b-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
              [TD]mülâkat: kavuşma, buluşma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mütelezzizâne: lezzet alarak[/TD]
              [TD]nass-ı Kur’ân: Kur’ân’ın kesin ve açık hükmü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nefis: can, kişinin kendisi; hayvanî ihtiyaçlara olan doğal eğilim (bk. n-f-s)[/TD]
              [TD]netice-i uhreviye: âhirete ait netice (bk. e-ḫ-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nâşize: geçimsiz, huysuz, itaatsiz[/TD]
              [TD]nümune: örnek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]refika-i hayat: hayat arkadaşı, eş (bk. r-f-ḳ; ḥ-y-y)[/TD]
              [TD]sair: diğer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
              [TD]tahattur: hatırlama[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tasrih: açıkça ifade etme[/TD]
              [TD]ubûdiyetkârâne: kulluk ederek (bk. a-b-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]valideyn: anne-baba[/TD]
              [TD]ziynetli: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #799399
              Anonim

                yani hadd-i bülûğa vasıl olmadan vefat eden çocuklar,blank.gif1وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ ile tabir edilen Cennet çocukları şeklinde ve Cennete lâyık bir tarzda, gayet süslü, sevimli bir surette, onları Cennette dahi peder ve validelerinin kucaklarına verir, veledperverlik hislerini memnun eder, ebedî o zevki ve o lezzeti onlara verir. Zira çocuklar sinn-i teklife girmediklerinden, ebedî, sevimli, şirin çocuk olarak kalacaklar.blank.gif2 Dünyadaki her lezzetli şeyin en âlâsı Cennette bulunur.blank.gif3 Yalnız, çok şirin olan veledperverlik, yani çocuklarını sevip okşamak zevki, Cennet tenasül yeri olmadığından, Cennette yoktur zannedilirdi. İşte bu surette o dahi vardır. Hem en zevkli ve en şirin bir tarzda vardır.blank.gif4 İşte, kablelbülûğ evlâdı vefat edenlere müjde!

                BEŞİNCİ İŞARET: Dünyada blank.gif5 اَلْحُبُّفِىاللهِhükmünce salih ahbaplara muhabbetin neticesi, Cennette blank.gif6 عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ ile tabir edilen, karşı karşıya kurulmuş Cennet iskemlelerinde oturup, hoş, şirin, güzel, tatlı bir surette, dünya maceralarını ve kadîm olan hatıratlarını birbirine nakledip eğlendirmeleri suretinde, firaksız, sâfi bir muhabbet ve sohbet suretinde ahbaplarıyla görüştüreceği, Kur’ân’ın nassıyla sabittir.blank.gif7

                ALTINCI İŞARET: Enbiya ve evliyaya Kur’ân’ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi, o enbiya ve evliyanın şefaatlerinden berzahda, haşirde istifade etmekle beraber, gayet ulvî ve onlara lâyık makam ve füyuzattan o muhabbet vasıtasıyla istifaza etmektir.blank.gif8 Evet, blank.gif9 اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ اَحَبَّ sırrınca, âdi bir adam, en yüksek bir makama, muhabbet ettiği âli-makam bir zâtın tebaiyetiyle girebilir.

                [NOT]Dipnot-1
                “Ebediyen yaşlanmayacak çocuklar…” Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 76:19.
                Dipnot-2
                “Fakat şer’an yedi yaşına gelen bir çocuğa namaz gibi farzlara peder ve valideleri onları alıştırmak için, teşvikkârâne emretmek ve on yaşına girse şiddetle namaz kıldırmak ve alıştırmak şeriatta var. Demek, “Vacip olmadığı halde, nafile nevinden yedi yaşından hadd-i bülûğa kadar büyükler gibi namaz kılıp oruç tutan çocuklar, mütedeyyin büyükler gibi büyük mükâfatı görmek için otuz üç yaşında olacaklar”. bk. Risale-i Nur Külliyatı-2, Nesil Yayınları, s. 1836 (Emirdağ Lâhikası-II).
                Dipnot-3
                bk. Bakara Sûresi, 2:25; Tevbe Sûresi, 9:72; Fâtır Sûresi, 35:33; Yâsîn Sûresi, 36:55.
                Dipnot-4
                bk. Tirmizî, Sıfatü’l-Cennet 23; İbni Mâce, Zühd 39; Dârimî, Rikâk 110; Müsned 3:80.
                Dipnot-5
                “Allah için sevmek” Ebû Dâvûd, Sünnet 15; Tirmizî, Kıyâmet 60; Müsned 3:438, 440.
                Dipnot-6
                “Karşılıklı kurulmuş koltuklarda…” Hicr Sûresi, 15:47; Sâffât Sûresi, 37:44.
                Dipnot-7
                bk. Yâsîn Sûresi, 36:56; Dehr Sûresi, 76:13; Mutaffifin Sûresi, 83:23.
                Dipnot-8
                bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:31; Buhârî, Tevhid 19,24, Müslim, Îman 322, 327, 334-345.
                Dipnot-9
                “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Buhari, Edeb 96; Müslim, Birr 165; Tirmizi, Zühd 50, Daavât 98.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]ahbap: sevgililer, dostlar (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                [TD]berzah: kabir âlemi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ebedî: sonsuz (bk. e-b-d)[/TD]
                [TD]enbiya: peygamberler (bk. n-b-e)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]evliya: veliler (bk. v-l-y)[/TD]
                [TD]firak: ayrılık (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]füyuzât: feyizler, nimet ve bolluklar (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                [TD]hadd-i bülûğ: ergenlik çağı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşir: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
                [TD]istifaza: feyizlenme (bk. f-y-ḍ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kablelbülûğ: büluğdan önce[/TD]
                [TD]kadîm: eski (bk. ḳ-d-m)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                [TD]nass: açık ve kesin hüküm[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]peder: baba[/TD]
                [TD]salih: iyi işler yapan, dinin emirlerine uyan kimse (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sinn-i teklif: sorumluluk yaşı[/TD]
                [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sâfi: saf, temiz (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                [TD]tabir edilen: adlandırılan (bk. a-b-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tarif: anlatma, açıklama (bk. a-r-f)[/TD]
                [TD]tebaiyet: tabi olma, uyma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tenasül: üreme, nesil yetiştirme[/TD]
                [TD]ulvî: yüce[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]valide: anne[/TD]
                [TD]vasıl olma: ulaşma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]veledperverlik: çocuk sevme ve yetiştirme[/TD]
                [TD]âdi: normal, sıradan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âli-makam: yüce makam sahibi[/TD]
                [TD]âlâ: yüce[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şefaat: günahlarımızın bağışlanması için Allah katında makbul kişilerin aracılık yapması, destek olması (bk. ş-f-a)[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #799400
                Anonim

                  YEDİNCİ İŞARET: Güzel şeylere ve bahara meşrû muhabbetin, yani, “ne kadar güzel yapılmış” nazarıyla, o âsârın arkasındaki ef’âlin güzelliğini ve intizamını ve intizam-ı ef’al arkasındaki güzel esmânın cilvelerini ve o güzel esmanın arkasında sıfâtın tecelliyatını ve hâkezâ, sevmekliğin neticesi ise, dâr-ı bekâda o güzel gördüğü masnûattan bin def’a daha güzel bir tarzda esmânın cilvesini ve esmâ içindeki cemâl ve sıfâtını, Cennette görmektir. Hattâ İmam-ı Rabbânî Radıyallahü anh demiş ki: “Letâif-i Cennet, cilve-i esmânın temessülâtıdır.” Teemmel!

                  SEKİZİNCİ İŞARET: Dünyada, dünyanın âhiret mezraasıblank.gif1 ve esmâ-i İlâhiye âyinesi olan iki güzel yüzüne karşı mütefekkirâne muhabbetin uhrevî neticesi, dünya kadar, fakat fâni dünya gibi fâni değil, bâki bir Cennet verilecektir.blank.gif2 Hem dünyada yalnız zayıf gölgeleri gösterilen esmâ, o Cennetin âyinelerinde en şâşaalı bir surette gösterilecektir.

                  Hem dünyayı mezraa-i âhiret yüzünde sevmenin neticesi, dünyayı fidanlık, yani ancak fidanları bir derece yetiştiren küçük bir mezraası hükmünde olacak öyle bir Cenneti verecek ki, dünyada havas ve hissiyât-ı insaniye küçük fidanlar olduğu halde, Cennette en mükemmel bir surette inkişaf ve dünyada tohumcuklar hükmünde olan istidatları, envâ-ı lezâiz ve kemâlâtla sünbüllenecek surette ona verileceği, rahmetin ve hikmetin muktezası olduğu gibi, hadisin nususuylablank.gif3 ve Kur’ân’ın işârâtıylablank.gif4 sabittir.

                  Hem madem dünyanın, her hatânın başı olan mezmum muhabbetiblank.gif5 değil, belki esmâya ve âhirete bakan iki yüzünü, esmâ ve âhiret için sevmiş ve ibadet-i fikriye ile o yüzleri mamur etmiş, güya bütün dünyasıyla ibadet etmiş. Elbette dünya

                  [NOT]Dipnot-1
                  bk. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:19; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s.497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s.205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1:495.
                  Dipnot-2
                  bk. Buhârî, Rikâk 51, Ezan 129; Müslim, Îman 308, 311; Tirmizî, Cehennem 10.
                  Dipnot-3
                  bk. Buhârî, Bed’ü’l-Halk 8, Tevhid 35; Müslim, Îman 312, Cennet 2-5; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 32:2.
                  Dipnot-4
                  bk. Enbiyâ Sûresi, 21:102; Secde Sûresi, 32:17; Fussilet Sûresi, 41:31; Zuhruf Sûresi, 43:71.
                  Dipnot-5
                  bk. el-Beyhakî, Şuabü’l-Îman 7:338; ed-Deylemî, el-Müsned 3:30.[/NOT]

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Radıyallahü anh: “Allah ondan razı olsun”[/TD]
                  [TD]bâki: sürekli, devamlı (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                  [TD]cilve: görüntü, akis (bk. c-l-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cilve-i esmâ: Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması (bk. c-l-y; s-m-v)[/TD]
                  [TD]dâr-ı bekà: sonsuzluk yurdu (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ef’âl: fiiller (bk. f-a-l)[/TD]
                  [TD]envâ-ı lezâiz ve kemâlât: lezzetlerin ve mükemmelliklerin çeşitleri (bk. k-m-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esmâ: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v)[/TD]
                  [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri (bk. s-m-v; e-l-h)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fâni: geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
                  [TD]hatâ: yanlışlık, suç, günah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]havas: hisler, duyular[/TD]
                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hissiyât-ı insaniye: insanın hisleri, duyuları[/TD]
                  [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ibadet-i fikriye: düşünme ibadeti (bk. a-b-d; f-k-r)[/TD]
                  [TD]inkişaf: açılma, gelişme (bk. k-ş-f)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                  [TD]intizam-ı ef’al: fiillerin, işlerin düzenliliği (bk. n-ẓ-m; f-a-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
                  [TD]işârât: işaretler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]letâif-i Cennet: Cennetin güzellikleri (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                  [TD]mamur: imar edilmiş, şenlendirilmiş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]masnûat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                  [TD]mezmum: aşağılanmış, kınanmış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mezraa: tarla[/TD]
                  [TD]mezraa-i âhiret: âhiretin tarlası (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meşrû: helâl, dine uygun (bk. ş-r-a)[/TD]
                  [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
                  [TD]mütefekkirâne: varlıklar üzerinde Allah’ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünerek (bk. f-k-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nazar: bakış (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                  [TD]nusus: nasslar, kesin ve açık hükümler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                  [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sıfât: sıfatlar, Allah’ın yüce Zâtını niteleyen kutsal özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                  [TD]tecellîyat: tecellîler, yansımalar (bk. c-l-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teemmel: “derin ve dikkatlice düşün!”[/TD]
                  [TD]temessülât: belirmeler, görünmeler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]uhrevî: âhirete ait (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                  [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki hayat (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âsâr: eserler[/TD]
                  [TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şâşaalı: gösterişli, parlak[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #799401
                  Anonim

                    kadar bir mükâfat alması, mukteza-yı rahmet ve hikmettir. Hem madem âhiretin muhabbetiyle onun mezraasınıblank.gif1 sevmiş ve Cenâb-ı Hakkın muhabbetiyle âyine-i esmâsını sevmiş. Elbette dünya gibi bir mahbub ister. O da dünya kadar bir Cennettir.

                    Sual: O kadar büyük ve hâli bir Cennet neye yarar?

                    Elcevap: Nasıl ki, eğer mümkün olsaydı, hayal sür’atiyle zemin aktârını ve yıldızların ekserini gezsen, “Bütün âlem benimdir” diyebilirsin. Melâike ve insan ve hayvanların iştirakleri, senin o hükmünü bozmaz. Öyle de, o Cennet dahi dolu olsa, “O Cennet benimdir” diyebilirsin. Hadiste “Bazı ehl-i Cennete verilen beş yüz senelik bir Cennet“ sırrı,blank.gif2 Yirmi Sekizinci Sözde ve İhlâs Lem’asında beyan edilmiştir.

                    DOKUZUNCU İŞARET: İman ve muhabbetullahın neticesi, ehl-i keşif ve tahkikin ittifakıyla, dünyanın bin sene hayat-ı mes’udânesi bir saatine değmeyen Cennet hayatı; ve Cennet hayatının dahi bin senesi bir saat müşahedesine değmeyen bir kudsî, münezzeh cemâl ve kemâl sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin müşahedesi, rüyetidir ki,HAŞİYE-1 hadis-i kat’îblank.gif3 ile ve Kur’ân’ın nassıylablank.gif4 sabittir. Hazret‑i Süleyman Aleyhisselâm gibi muhteşem bir kemâl ile meşhur bir zâtın rüyetine iştiyaklı bir merak, Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir cemâl ile mümtaz bir zâtın şuhuduna meraklı bir iştiyak, herkes vicdanen hisseder. Acaba dünyanın bütün mehâsin ve kemâlâtından binler derece yüksek olan Cennetin bütün

                    [NOT]Dipnot-1
                    bk. el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 4:19: es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene s: 497; Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-Merfûa s. 205; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1:495.
                    Dipnot-2
                    bk. Beğavî, Şerhu’s-Sünne 15:232; es-Suyûtî, el-Fethu’l-Kebîr 1:62, 3:422; el-Heysemî, Müsnedü’l-Hâris, 2:655; Gümüşhanevî, Ramûz’l-Ehâdîs s.113.
                    Haşiye-1
                    Hadisin nassıyla, o şuhud, bütün lezâiz-i Cennetin o derece fevkindedir ki, onları unutturur. Ve şuhuddan sonra ehl-i şuhudun hüsn-ü cemâli o derece fazlalaşır ki, döndükleri vakit, saraylarındaki aileleri çok dikkatle, zorla onları tanıyabilirler, [el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 4:556] hadiste vârid olmuştur.
                    Dipnot-3
                    bk. Buhârî, Mevâkıt 16, 26, Ezan 129; Müslim, Mesâcid 211-212; Ebû Dâvûd, Sünnet 19.
                    Dipnot-4
                    Kıyâmet Sûresi, 75:22-23.[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Aleyhisselâm: Allah’ın selâmı onun üzerine olsun (bk. s-l-m)[/TD]
                    [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hazret-i Süleyman: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [TD]Hazret-i Yusuf: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah (bk. ẕü; c-l-l)[/TD]
                    [TD]aktâr: dört bir taraf[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beyan: açıklama (bk. b-y-n)[/TD]
                    [TD]cemâl: güzellik (bk. c-m-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i Cennet: Cennet ehli, Cennetlikler[/TD]
                    [TD]ehl-i keşif ve tahkik: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Cenâb-ı Allah’ın lütfu ve ihsanıyla bilen kimseler (bk. k-ş-f; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ehl-i şuhud: şahit olanlar, kalp gözüyle görenler (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [TD]ekser: pekçok (bk. k-s̱-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fevkinde: üstünde[/TD]
                    [TD]hadis-i kat’î: doğruluğu kesin hadis (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadîs: Peygamberimize ait söz, emir veya davranış (bk. ḥ-d-s̱)[/TD]
                    [TD]hayat-ı mes’udâne: mutlu bir hayat (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                    [TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüsn-ü cemâl: maddî-mânevî güzellik (bk. ḥ-s-n; c-m-l)[/TD]
                    [TD]ittifak: birleşme, fikir birliği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]iştirak: katılma[/TD]
                    [TD]iştiyak: çok kuvvetli arzu ve istek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâl: mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
                    [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudsî: kutsal, kusursuz ve yüce (bk. ḳ-d-s)[/TD]
                    [TD]lezâiz-i Cennet: Cennet lezzetleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                    [TD]mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]melâike: melekler (bk. m-l-k)[/TD]
                    [TD]mezraa: tarla[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhabbet: sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                    [TD]muhabbetullah: Cenâb-ı Hakka duyulan sevgi (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
                    [TD]mukteza-yı rahmet ve hikmet: rahmet ve hikmetin gereği (bk. r-ḥ-m; ḥ-k-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mümtaz: seçkin, üstün[/TD]
                    [TD]münezzeh: kusur ve eksiklikten arınmış, temiz (bk. n-z-h)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müşahede: görme (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [TD]nass: açık ve kesin hüküm[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rüyet: görme[/TD]
                    [TD]varid: söylenen, gelen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zemin: yer[/TD]
                    [TD]âlem: kâinat, evren (bk. a-l-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âyine-i esmâ: Allah’ın isimlerini gösteren ayna, varlıklar (bk. s-m-v)[/TD]
                    [TD]İhlâs Lem’ası: Yirminci Lem’a (bk. ḫ-l-ṣ)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şuhud: görme, şahit olma (bk. ş-h-d)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #799402
                    Anonim

                      mehâsin ve kemâlâtı, bir cilve-i cemâli ve kemâli olan bir Zâtın rüyeti ne kadar mergub, merak-âver ve şuhudu ne derece matlub ve iştiyakâver olduğunu kıyas edebilirsen et.

                      اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا فِى الدُّنْيَا حُبَّكَ وَحُبَّ مَا يُقَرِّبُنَاۤ اِلَيْكَ وَاْلاِسْتِقَامَةَ كَمَاۤ اَمَرْتَ وَفِى اْلاٰخِرَةِ رَحْمَتَكَ وَرُؤْيَتَكَ blank.gif1سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif2اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِۤ اَجْمَعِينَ اٰمِينَ blank.gif3Tenbih

                      Şu Sözün âhirinde uzun tafsilâtı uzun görme. Ehemmiyetine nisbeten kısadır; daha uzun ister.

                      Bütün Sözlerde konuşan ben değilim. Belki, işârât-ı Kur’âniye namına hakikattir. Hakikat ise hak söyler, doğru konuşur. Eğer yanlış birşey gördünüz; muhakkak biliniz ki, haberim olmadan fikrim karışmış, karıştırmış, yanlış etmiş.

                      endOfSection.gifendOfSection.gif

                      [NOT]Dipnot-1
                      Allah’ım! Bize, dünyada Senin muhabbetini ve bizi Sana ve yaklaştıracak şeylerin muhabbetini ve Senin emrettiğin şekilde istikameti, âhirette de rahmetini ve rüyetini nasip et!
                      Dipnot-2
                      “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
                      Dipnot-3
                      Allah’ım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âmin.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]cilve-i cemâl ve kemâl: güzellik ve mükemmelliğin yansıması (bk. c-l-y; c-m-l; k-m-l)[/TD]
                      [TD]hak: doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]iştiyakâver: çok şiddetle arzu edilen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]işârât-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın işaretleri[/TD]
                      [TD]kemâlât: mükemmellikler, üstünlükler (bk. k-m-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]matlub: istenen (bk. ṭ-l-b)[/TD]
                      [TD]mehâsin: güzellikler (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]merak-âver: merak verici, düşündürücü[/TD]
                      [TD]mergub: rağbet edilen, beğenilen[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhakkak: kesin (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                      [TD]nam: ad[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nisbeten: kıyasla, oranla (bk. n-s-b)[/TD]
                      [TD]rüyet: görme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                      [TD]tenbih: ikaz, uyarı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                      [TD]şuhud: görme, şahit olma (bk. ş-h-d)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #799708
                      Anonim
                        Münâcât

                        Yâ Rab! Nasıl büyük bir sarayın kapısını çalan bir adam, açılmadığı vakit, o sarayın kapısını, diğer makbul bir zâtın sarayca menus sadâsıyla çalar, tâ ona açılsın. Öyle de, biçare ben dahi, Senin dergâh-ı rahmetini, mahbub abdin olan Üveysü’l-Karânî’nin nidâsıyla ve münâcâtıyla şöyle çalıyorum. O dergâhını ona açtığın gibi, rahmetinle bana da aç. Ekulü kemâ kale:

                        اِلٰهِى اَنْتَ رَبِّى وَاَنَا الْعَبْدُ وَاَنْتَ الْخَالِقُ وَاَنَا الْمَخْلُوقُوَاَنْتَ الرَّزَّاقُ وَاَنَا الْمَرْزُوقُ وَاَنْتَ الْمَالِكُ وَاَنَا الْمَمْلُوكُوَاَنْتَ الْعَزِيزُ وَاَنَا الذَّلِيلُ وَاَنْتَ الْغَنِىُّ وَاَنَا الْفَقِيرُوَاَنْتَ الْحَىُّ وَاَنَا الْمَيِّتُ وَاَنْتَ الْبَاقِى وَاَنَا الْفَانِىوَاَنْتَ الْكَرِيمُ وَاَنَا اللَّئِيمُ وَاَنْتَ الْمُحْسِنُ وَاَنَا الْمُسِيئُوَاَنْتَ الْغَفُورُ وَاَنَا الْمُذْنِبُ وَاَنْتَ الْعَظِيمُ وَاَنَا الْحَقِيرُوَاَنْتَ الْقَوِىُّ وَاَنَا الضَّعِيفُ وَاَنْتَ الْمُعْطِى وَاَنَا السَّاۤئِلُ blank.gif1

                        [NOT]Dipnot-1
                        Ey İlâhım! Rabbim Sensin. Çünkü ben bir kulum. Nefsimin terbiyesinden âcizim. Demek beni terbiye eden Sensin. • Hem Sensin Yaratıcı. Çünkü ben yaratılmış bir varlığım, yapılıyorum. • Hem rızık veren Sensin. Çünkü ben rızka muhtacım ve ona elim yetişmiyor. Demek rızkımı veren Sensin. • Hem Sensin Mâlik, Mülkün gerçek sahibisin. Çünkü ben bir memluk ve köleyim; benden başkası bende tasarruf ediyor. Demek benim sahibim Sensin. • Hem Sen izzet sahibisin, yücesin. Ben ise zelilim; Halbuki üzerimde bir izzet ve bir onur cilvesi görünüyor. Demek Senin izzetinin aynasıyım. • Hem Sensin sınırsız zengin. Çünkü ben muhtaç ve fakirim; bana bu fakir hâlimle ulaşamayacağım bir zenginlik veriliyor. Demek mutlak zengin Sensin, veren Sensin. • Hem ölümü olmayan devamlı hayat sahibi Sensin. Çünkü ben ölümlüyüm; dirilmem ve ölmemde Senin daimî hayat sıfatının cilvesi görünüyor. • Hem Sensin Bâkî. Çünkü ben fâniyim; ömrümün sona ermesinde Senin varlığının devamlı ve bâkî olduğunu anlıyorum. • Hem Sen şeref sahibi yüceler yücesisin. Çünkü ben kötülükler içinde bocalıyorum; Demek şeref ve haysiyet Senden geliyor. • Hem sonsuz ihsan sahibi Sensin. Ben ise günâh işleyen bir kulum. Fakat pişman olup tevbe edince bana ihsan kapıları açılıyor. Demek ihsanınla bağışlayıp sonsuz güzellikler bahşeden Sensin. • Hem günahları affeden yalnız Sensin. Ben ise, günahkârım. Demek günahları affedecek Senin kapından başka kapı yoktur. • Hem büyüklük ve azamet sahibi Sensin. Ben ise hakir ve küçüğüm. Küçüklüğüme bakarak Senin büyüklüğünün her türlü övgüden daha yüce olduğunu anlıyorum. • Hem kuvveti bütün kâinatı kaplamış ve bütün varlıkları zapt ederek hükmü altına almış olan Sensin. Çünkü ben aciz ve zayıfım; bende zayıflığın aksine bir güç görünüyor. Demek güç ve kuvvet Senden geliyor. • Hem kâinatı rahmet hediyeleriyle dolduran ve istekleri en güzel şekilde karşılayan Sensin. Çünkü ben sözlerimle ve hâlimle daima yalvararak istiyorum, dileniyorum. Demek veren ve hediye eden Sensin. [/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]abd: kul (bk. a-b-d)[/TD]
                        [TD]biçare: çaresiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]dergâh-ı rahmet: Allah’ın rahmet kapısı (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                        [TD]ekulü kemâ kale: “Ben de onun dediği gibi derim”[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahbub: sevgili (bk. ḥ-b-b)[/TD]
                        [TD]makbul: kabul gören[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]menus: alışmış[/TD]
                        [TD]münâcât: Allah’a yakarış (bk. n-c-v)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nidâ: sesleniş[/TD]
                        [TD]rahmet: şefkat, merhamet (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sadâ: ses[/TD]
                        [TD]yâ Rab: ey Rabbim (bk. r-b-b)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Üveysü’l-Karânî: (bk. bilgiler)[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #799709
                        Anonim
                          وَاَنْتَ اْلاَمِينُ وَاَنَا الْخَاۤئِفُ وَاَنْتَ الْجَوَّادُ وَاَنَا الْمِسْكِينُوَاَنْتَ الْمُجِيبُ وَاَنَا الدَّاعِى وَاَنْتَ الشَّافِى وَاَنَا الْمَرِيض ُ

                          فَاغْفِرْلِى ذُنُوبِى وَتَجَاوَزْ عَنِّى وَاشْفِ اَمْرَاضِى يَا اَللهُ يَاكَافِى يَا رَبِّ يَا وَافِى يَا رَحِيمُ يَا شَافِى يَا كَرِيمُ يَا مُعَافِى فَاعْفُ عَنِّى مِنْ كُلِّ ذَنْبٍ وَعَافِنِى مِنْ كُلِّ دَاٍۤء وَارْضَ عَنِّى اَبدًا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ blank.gif1وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ blank.gif2


                          endOfSection.gifendOfSection.gif

                          [NOT]Dipnot-1
                          Hem vadinde ve sözünde emîn olan ve güvenenlerin güvenini boşa çıkarmayan Sensin. Çünkü ben korku ve kaygı içindeyim; Sana dayanıp güvendiğimde bütün korkularımdan kurtuluyorum. Demek emîn olan ve güven veren Sensin. • Hem cömert olan Sensin. Çünkü ben miskinim ve hayatıma lâzım olan şeyleri elde etmekten acizim. Fakat acizliğime rağmen bir zenginlik içindeyim. Demek cömertçe ihsan eden Sensin. • Hem dualara cevap veren Sensin. Çünkü ben hâlimle ve dilimle daima dua edip istiyorum, niyaz edip yalvarıyorum. Arzularım yerine geliyor. İsteklerime cevap veriliyor. Demek arzu ve isteklerime cevap veren Sensin. • Hem her türlü hastalığa şifâ veren Sensin. Çünkü ben hastayım. Hastalıktan her kurtuluşumda Senin şifa verici tecellini görüyorum. Demek her türlü hastalığa şifa veren Sensin. • Benim günahlarımı affet. Hatalarımı bağışla. Hastalıklarıma şifa ver, ey bütün kemâl sıfatların sahibi ve noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah! Ey güzel isimlerinin sonsuz hazineleri her şeyin her ihtiyacını her zaman en mükemmel şekilde karşılayan Kâfî! Ey varlıkları yaratıp onları en münasip organ ve duygularla donatan ve ihtiyaçlarını en güzel şekilde karşılayarak onları yaratılış gayelerine sevk eden Rab! Ey vaadini yerine getirmesinde şüphe olmayan ve bütün varlıkların ihtiyaçlarını kudret ve rahmetiyle gideren Vâfî! Ey rahmet ve merhameti her şeyi kuşatmakla birlikte imanlı ve ihlâslı kullarına çok özel ikram ve şefkati olan Rahîm! Ey maddî ve mânevî her çeşit hastalığa şifâ veren Şâfî! Ey sayısız rahmet meyvelerini ve nimetlerini bütün canlıların önlerine seren ve iyiliği bol olan Kerîm! Ey maddî ve mânevî dertleri gideren, afiyet ve sağlık veren Muâfî! Benim bütün günahlarımı bağışla. Benim bütün dertlerime âfiyet ver. Beni ebediyen rızana mazhar et. Rahmetinle ey merhametlilerin en merhametlisi.


                          Dipnot-2
                          “Onların duâları, “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” sözleriyle sona erer.” Yûnus Sûresi, 10:10.
                          [/NOT]

                        11 yazı görüntüleniyor - 76 ile 86 arası (toplam 86)
                        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.