• Bu konu 82 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 84)
  • Yazar
    Yazılar
  • #674774
    Anonim

      Otuzuncu Lem’a

      Otuz Birinci Mektubun Otuzuncu Lem’ası ve Eskişehir Hapishanesinin bir meyvesi, Altı Nüktedir.

      Denizli Medrese-i Yusufiyesinin bir ders-i âzamı Meyve Risalesi olduğu ve Afyon Medrese-i Yusufiyesinin kıymettar bir ders-i ekmeli el-Hüccetü’z-Zehrâ olması gibi, Eskişehir Medrese-i Yusufiyesinin gayet kuvvetli bir ders-i âzamı da, İsm-i Âzamı taşıyan altı ismin altı nüktesini beyan eden bu Otuzuncu Lem’adır.

      İsm-i Âzamdan Hayy-ı Kayyûma dair parçada pek derin ve geniş meseleleri herkes birden bilemez ve zevk etmez, fakat hissesiz de kalmaz.
      Birinci Nükte

      İsm-i Kuddûs’ün bir nüktesine dairdir.

      Bu Küddûs nüktesi, Otuzuncu Sözün Zeylinin Zeyli olması münasiptir.

      besmele.jpg

      وَاْلاَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ blank.gif1

      âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan Kuddûs isminin bir cilvesi, Şaban-ı Şerifin âhirinde, Eskişehir Hapishanesinde bana göründü. Hem mevcudiyet-i İlâhiyeyi kemâl-i zuhurla, hem vahdet-i Rabbâniyeyi kemâl-i vuzuhla gösterdi. Şöyle ki, gördüm:

      Bu kâinat ve bu küre-i arz, daim işler bir büyük fabrika ve her vakit dolar boşalır bir han,


      [NOT]Dipnot-1 “Yeri de döşeyip düzenledik. Biz ne güzel donatıcıyız!” Zâriyât Sûresi, 51:48.

      [/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Afyon: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Denizli: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Eskişehir: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah [/TD]
      [TD]beyan: açıklama, anlatım [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
      [TD]daim: devamlı, sürekli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ders-i ekmel: mükemmel bir ders [/TD]
      [TD]ders-i âzam: büyük bir ders [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]el-Hüccetü’z-Zehrâ: Bediüzzaman Said Nursi’nin Afyon hapishanesinde iken kaleme aldığı ve iman hakikatlerinin anlatıldığı Risale-i Nur Külliyatı’ndan bir eser[/TD]
      [TD]ismi-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusurdan ve çirkinlikten uzak olduğunu ve her şeyi tertemiz yaptığını ifade eden ismi [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kemâl-i vuzuh: tam bir açıklık [/TD]
      [TD]kemâl-i zuhur: tam olarak görünme, ortaya çıkma [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey [/TD]
      [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kıymettar: değerli [/TD]
      [TD]lem’a: parıltı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medrese-i Yusufiye: Hz. Yusuf’un (a.s.) hapiste kalmasına benzetilerek, iman ve Kur’ân hizmetinden dolayı tutuklananların hapsedildiği yer mânâsında hapishane[/TD]
      [TD]mevcudiyet-i İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın varlığı [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nükte: derin ve ince anlamlı söz[/TD]
      [TD]vahdet-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın birliği [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zevk etmek: zevk almak[/TD]
      [TD]zeyl: ilâve, ek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âhir: son [/TD]
      [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan ismi [/TD]
      [TD]Şaban-ı Şerif: mübârek üç aylardan ikincisi ve Hicrî aylardan sekizincisi olan Şaban ayı[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]


      #800014
      Anonim

        bir misafirhanedir. Halbuki böyle işlek fabrikalar, hanlar ve misafirhaneler muzahrafatla, enkazlarla, süprüntülerle çok kirleniyorlar, bulaşık oluyorlar ve ufunetli maddeler her tarafında teraküm ediyorlar. Eğer pek çok dikkatle bakılmazsa ve tanzif edilmezse ve süpürülüp temizlenmezse, içinde durulmaz; insan onda boğulur.

        Halbuki bu fabrika-i kâinat ve misafirhane-i arz o derece pâk, temiz ve naziftir ve o kadar kirsiz ve bulaşıksızdır ve ufunetsizdir ki, bir lüzumsuz şey ve bir menfaatsiz madde ve tesadüfî bir kir bulunmaz. Zâhirî bulunsa da, çabuk bir istihale makinesine atılır, temizlenir.

        Demek bu fabrikaya bakan Zât, çok iyi bakıyor. Ve bu fabrikanın öyle tanzifçi bir Sahibi var ki, o koca fabrikayı ve o büyük sarayı küçük bir oda gibi süpürtür, temizler, tanzim ve tanzif eder. Ve o pek büyük fabrikanın büyüklüğü nisbetinde muzahrafatı ve enkazından kalma kirli maddeleri, süprüntüleri bulunmuyor. Belki büyüklüğü nisbetinde temizliğine ve nezafetine dikkat ediliyor.

        Bir insan, bir ayda yıkanmazsa ve küçük odasını süpürmezse çok kirlenir, pislenir. Demek bu saray-ı âlemdeki paklık, sâfilik, nuranîlik, temizlik, mütemadiyen hikmetli bir tanziften, bir dikkatli tathirden ileri geliyor. Ve eğer o daimî tathir ve süpürmek ve dikkatle bakmak olmasaydı, bir senede bütün hayvanların yüz bin milletleri arzın yüzünde boğulacaklardı. Ve semâvâtın fezasında tahribe ve mevte mazhar olan kürelerin ve peyklerin, belki yıldızların enkazları, başımızı ve diğer hayvânâtın başlarını, belki küre-i arzın başını, belki dünyamızın başını kıracaklardı, dağlar büyüklüğündeki taşları başımıza yağdıracaklardı. Ve bizi bu vatan-ı dünyevîmizden kaçıracaklardı. Halbuki, eskiden beri o yukarı âlemlerdeki tahrip ve tamirden, medar-ı ibret olarak, yalnız birkaç semâvî taşlar düşmüşse de, hiç kimsenin başını kırmamış.

        Hem zeminin yüzünde her sene mevt ve hayatın değişmeleri ve döğüşmeleri yüzünden, yüz binler hayvânat milletlerinin cenazeleri ve iki yüz bin nebâtâtın taifelerinin enkazları, ber ve bahrin yüzlerini fevkalâde öyle kirleteceklerdi ki, zîşuur, o yüzleri değil sevmek, âşık olmak, belki öyle çirkinlikten nefret edip mevte ve ademe kaçacaklardı.

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
        [TD]bahr: deniz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ber: kara[/TD]
        [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]enkaz: yıkıntı, harabenin parçaları[/TD]
        [TD]fabrika-i kâinat: bir fabrikayı andıran kâinat, evren [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
        [TD]feza: uzay[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayvânat: hayvanlar [/TD]
        [TD]hikmetli: faydalı, gayeli [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istihale: dönüştürme[/TD]
        [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak [/TD]
        [TD]medar-ı ibret: ibret kaynağı [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]menfaatsiz: faydasız[/TD]
        [TD]mevt: ölüm [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]misafirhane-i arz: yeryüzü misafirhanesi[/TD]
        [TD]muzahrafat: atıklar, pislikler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
        [TD]nazif: temiz [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
        [TD]nezafet: temizlik [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nisbetinde: oranında [/TD]
        [TD]nuranîlik: nurluluk, parlaklık [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]peyk: uydu[/TD]
        [TD]saray-ı âlem: âlem sarayı; sarayı andıran bir güzellikte yaratılan kâinat [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvât: gökler [/TD]
        [TD]semâvî: gökten gelen [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sâfilik: temizlik, arınmışlık [/TD]
        [TD]tahrib: yok olma, bozulma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
        [TD]tanzif: temizleme [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzif etmek: temizlemek [/TD]
        [TD]tanzim etmek: düzenlemek [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tathir etmek: temizlemek[/TD]
        [TD]teraküm etmek: birikmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tesadüfî: rastgele[/TD]
        [TD]ufunet: kokuşmuşluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vatan-ı dünyevî: dünya vatanı[/TD]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zâhirî: görünüşte [/TD]
        [TD]zîşuur: şuur sahibi [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem: evren [/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]


        #800015
        Anonim

          Bir kuş kolayca kanatlarını ve bir kâtip rahatça sahifelerini temizlediği gibi, bu tayyare-i arzın ve bu tuyur-u semâviyenin kanatları ve bu kitab-ı kâinatın sahifeleri de öylece temizleniyor, güzelleşiyor ki, âhiretin hadsiz güzelliğini görmeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, bu güzelliğine âşık olurlar, perestiş ederler.

          Demek bu saray-ı âlem ve bu fabrika-i kâinat, ism-i Kuddûs’ün bir cilve-i âzamına mazhardır ki, o tanzif-i kudsîden gelen emirleri, değil yalnız denizlerin âkilü’l-lâhm tanzifatçıları ve karaların kartalları, belki kurtlar ve karıncalar gibi, cenazeleri toplayan sıhhiye memurları dahi dinliyorlar.

          Belki o kudsî evâmir-i tanzifiyeyi, bedende cereyan eden kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ dahi dinleyip bedenin hüceyrâtında tanzifat yaptıkları gibi, nefes dahi o kanı tasfiye eder, temizler.

          Ve o emri, gözkapakları gözleri temizlemek ve sinekler kanatlarını süpürmek için dinledikleri gibi, koca hava ve bulut dahi dinler. Hava, zeminin sathına, yüzüne konan toz toprak süprüntülere üfler, tanzif eder. Bulut süngeri, zemin bahçesine su serper, toz toprağı yatıştırır. Sonra, gökyüzünü çok zaman kirletmemek için, çabuk süprüntülerini toplayıp kemâl-i intizamla çekilir, gizlenir. Göğün güzel yüzünü ve gözünü, silinmiş ve süpürülmüş, parıl parıl parlar gösteriyor.

          Ve o evâmir-i tanzifiyeyi, yıldızlar, unsurlar, madenler, nebatlar dinledikleri gibi, bütün zerreler dahi dinliyorlar ki, hayret-engiz tahavvülât fırtınaları içinde o zerreler nezafete dikkat ediyorlar. Bir yerde lüzumsuz toplanmıyorlar, kalabalık etmiyorlar. Mülevves olsalar çabuk temizleniyorlar. En temiz ve en nazif ve en parlak ve en pâk vaziyetleri, en güzel, en sâfi, en lâtif suretleri almak için, bir dest-i hikmet tarafından sevk olunuyorlar.

          İşte bu tek fiil, yani, birtek hakikat olan tanzif, ism-i Kuddûs gibi bir İsm-i Âzamdan, kâinatın daire-i âzamında görünen bir cilve-i âzamdır ki, doğrudan doğruya mevcudiyet-i Rabbâniyeyi ve vahdâniyet-i İlâhiyeyi, Esmâ-i Hüsnâsıyla beraber, güneş gibi, geniş ve dürbün gibi olan gözlere gösterir.

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri [/TD]
          [TD]cereyan eden: akan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma [/TD]
          [TD]daire-i âzam: en büyük daire [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dest-i hikmet: hikmet eli [/TD]
          [TD]evâmir-i tanzifiye: temizliği sağlayan emirler, kanunlar [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fabrika-i kâinat: bir fabrika gibi işleyen kâinat, evren [/TD]
          [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikat: gerçek, esas [/TD]
          [TD]hayret-engiz: hayret verici[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüceyrât: hücrecikler[/TD]
          [TD]iman: Allah’a inanma [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ism-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusurdan ve çirkinlikten uzak olduğunu her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi [/TD]
          [TD]kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı [/TD]
          [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren [/TD]
          [TD]kâtip: yazıcı, yazar [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar[/TD]
          [TD]lâtif: güzel, hoş [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mazhar: ayna olma, yansıma yeri [/TD]
          [TD]mevcudiyet-i Rabbâniye: herşeye hâkim olan ve herşeyi istediği şekilde terbiye eden Allah’ın varlığı [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mülevves: kirli, pis[/TD]
          [TD]nazif: temiz [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nebat: bitki[/TD]
          [TD]nezafet: temizlik [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]perestiş etmek: aşırı derece sevmek[/TD]
          [TD]saray-ı âlem: âlem sarayı [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]satıh: yüzey[/TD]
          [TD]suret: biçim, görünüş [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sâfi: temiz, arınmış [/TD]
          [TD]sıhhiye memuru: sağlık memuru[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tahavvülât: değişimler[/TD]
          [TD]tanzif etmek: temizlemek [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tanzif-i kudsî: kutsal temizleme [/TD]
          [TD]tanzifat: temizlemeler [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasfiye etmek: arıtmak, temizlemek [/TD]
          [TD]tayyare-i arz: uzayda uçak gibi uçan dünya[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tuyur-u semâviye: semâvî kuşlar [/TD]
          [TD]unsur: kâinatı oluşturan temel maddeler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vahdâniyet-i İlâhiye: Allah’ın bir ve tek olması [/TD]
          [TD]vaziyet: durum[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zemin: yer[/TD]
          [TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat [/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âkilü’l-lâhm: etle beslenen[/TD]
          [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olan ismi [/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #800016
          Anonim

            Evet, nasıl ki, Risale-i Nur’un çok cüzlerinde kat’î burhanlarla ispat edilmiş ki, ism-i Hakem ve ism-i Hakîmin bir cilvesi olan fiil-i tanzim ve nizam; ve ism-i Adl ve Âdilin bir cilvesi olan fiil-i tevzin ve mizan; ve ism-i Cemîl ve Kerîmin bir cilvesi olan fiil-i tezyin ve ihsan; ve ism-i Rab ve Rahîmin bir cilvesi olan fiil-i terbiye ve in’âm, bu daire-i âzam-ı âlemde, herbiri birtek hakikat ve birtek fiil olduklarından, birtek Zâtın vücub-u vücudunu ve vahdetini gösteriyorlar. Aynen öyle de, ism-i Kuddûsün bir mazharı ve bir cilvesi olan fiil-i tanzif ve tathir dahi, o Zât-ı Vâcibü’l-Vücudun hem güneş gibi mevcudiyetini, hem gündüz gibi vahdâniyetini gösteriyorlar.

            Ve mezkûr tanzim, tevzin, tezyin, tanzif misilli o ef’âl-i hakîmâne, âzamî dairede vahdet-i nev’iyeleri noktasında birtek Sâni-i Vâhidi gösterdikleri gibi; Esmâ-i Hüsnânın ekserîsinin, belki bin bir esmânın herbirinin böyle birer cilve-i âzamı, bu daire-i âzamda vardır. Ve o cilveden gelen fiil, büyüklüğü nisbetinde vuzuh ve kat’iyetle Vâhid-i Ehadi gösterir.

            Evet, herşeyi kanun ve nizamına itaat ettiren hikmet-i âmme; ve herşeyi süslendirip yüzünü güldüren inâyet-i şâmile; ve herşeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat herşeyi beslendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iâşe; ve herşeyi umum eşyaya münasebettar ve müstefid ve bir derece mâlik eden hayat ve ihyâ gibi, kâinatın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedihî hakikatler ve

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri [/TD]
            [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan Allah [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah [/TD]
            [TD]Sâni-i Vâhid: tek olan ve herşeyi san’atlı yapan ve birliği herşeyi kuşatan Allah [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde ayrı ayrı görülen Allah [/TD]
            [TD]Zât-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı mutlaka gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
            [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
            [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme
            [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz: kısım, bölüm [/TD]
            [TD]daire-i âzam: en büyük daire [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]daire-i âzam-ı âlem: büyük kâinat dairesi [/TD]
            [TD]ef’âl-i hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik olarak yapılan işler [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ekserî: çoğunluk [/TD]
            [TD]esmâ: isimler [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]eşya: varlıklar[/TD]
            [TD]fiil-i tanzif ve tathir: temizleme fiili, işi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fiil-i tanzim ve nizam: düzenleme işi ve düzen [/TD]
            [TD]fiil-i terbiye ve in’âm: terbiye etme ve nimetlendirme fiili [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fiil-i tevzin ve mizan: birşeyi ölçülü ve dengeli yapma fiili, işi [/TD]
            [TD]fiil-i tezyin ve ihsan: herşeyi güzel ve süslü bir şekilde yapma fiili, işi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: esas, gerçek [/TD]
            [TD]hikmet-i âmme: herşeyi kuşatan hikmet, gaye ve fayda [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihyâ: hayat verme [/TD]
            [TD]inâyet-i şâmile: herşeyi içine alan İlâhî yardım ve koruma [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi [/TD]
            [TD]ism-i Cemîl: Allah’ın bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi olduğunu ifade eden ismi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ism-i Hakem: Allah’ın herşeyi hükmü altında bulundurmasını ifade eden ismi [/TD]
            [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ism-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusurdan ve çirkinlikten uzak olduğunu ve her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi [/TD]
            [TD]ism-i Rab: Rab ismi [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itaat ettirmek: emre uydurmak[/TD]
            [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’î: kesin[/TD]
            [TD]kâinat: evren [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhar: ayna, görüntü yeri [/TD]
            [TD]mevcudiyet: varlık [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
            [TD]misilli: benzeri [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mâlik: sahip [/TD]
            [TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müstefid: faydalanma, yararlanma[/TD]
            [TD]nisbetinde: oranında[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rahmet-i vâsia: geniş rahmet [/TD]
            [TD]rızk-ı umumî-i iâşe: bütün canlıların yaşaması için verilmiş olan umumî rızık [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tanzif: temizleme [/TD]
            [TD]tanzim: düzenleme [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tathir: temizlik[/TD]
            [TD]tevzin: ölçülü yapma [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezyin: süsleme [/TD]
            [TD]umum: bütün, genel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdet: birlik, teklik [/TD]
            [TD]vahdet-i nev’i: tür birliği [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu [/TD]
            [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücub-u vücud: varlığının gerekli ve zorunlu oluşu [/TD]
            [TD]zîhayat: canlı [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Âdil: adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah [/TD]
            [TD]âzamî: en büyük[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #800017
            Anonim

              vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâk, Hayy ve Muhyîyi bilbedâhe gösteriyorlar. Eğer herbiri birer burhan-ı bâhir-i vahdâniyet olan o yüzer geniş fiillerden tek birisi Vâhid-i Ehade verilmezse, yüzer vecihte muhaller lâzım gelir.

              Meselâ, onlardan değil hikmet, inayet, rahmet, iaşe, ihyâ gibi bedihî hakikatler ve vahdanî deliller, belki yalnız tanzif fiili Kâinat Hâlıkına verilmezse, o vakit ehl-i dalâletin o meslek-i küfrîsinde lâzım gelir ki, ya tanzifle alâkadar zerreden, sinekten tut, tâ unsurlara, yıldızlara kadar bütün mahlûkatın herbiri, koca kâinatın tezyin ve tevzin ve tanzim ve tanzifini bilecek, düşünecek ve ona göre davranacak bir kabiliyette olacak; veyahut Hâlık-ı Âlemin sıfât-ı kudsiyesi kendisinde bulunacak; veyahut bu kâinatın tezyinat ve tanzifâtı ve varidat ve masarifinin muvazenelerini tanzim etmek için, kâinat büyüklüğünde bir meclis-i meşveret bulundurulacak ve hadsiz zerreler, sinekler, yıldızlar o meclisin âzâları olacak. Ve hâkezâ, bunlar gibi hurafeli, safsatalı yüzer muhaller bulunacak, tâ ki her tarafta görünen ve müşahede olunan umumî ve ihatalı ulvî tezyin ve tathir ve tanzif vücut bulabilsin. Bu ise, bir muhal değil, belki yüz bin muhal ortaya girer.

              Evet, eğer gündüzün ziyası ve zemindeki umum parlak şeylerde temessül eden hayalî güneşçikler güneşe verilmezse ve birtek güneşin cilve-i in’ikâsıdır denilmezse, o vakit zemin yüzünde parlayan bütün cam parçalarında ve su katrelerinde ve karın şişeciklerinde, belki havanın zerrelerinde birer hakikî güneş bulunmak lâzım gelir—tâ ki o umumî ziya vücut bulabilsin.

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Hayy: gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah [/TD]
              [TD]Hâlık-ı Âlem: evreni ve içindeki herşeyi yaratan Allah [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah [/TD]
              [TD]Kâinat Hâlıkı: evrenin ve herşeyin sahibi olan Allah [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah [/TD]
              [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Rezzâk: bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah [/TD]
              [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zât-ı Hakîm: herşeyi bir maksat ve gayeye yönelik olarak hikmetle yapan Zât, Allah [/TD]
              [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
              [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]burhan-ı bâhir-i vahdâniyet: Allah’ın birliğini gösteren açık ve kesin delil [/TD]
              [TD]cilve-i in’ikâs: yansımanın görüntüsü [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar, inançsız kimseler [/TD]
              [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: doğru gerçek [/TD]
              [TD]hakikî: asıl, gerçek [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayalî: hayale dayalı [/TD]
              [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hurafe: delile dayanmayan saçma inanış[/TD]
              [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme [/TD]
              [TD]ihatalı: herşeyi kuşatan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ihyâ: hayat verme [/TD]
              [TD]inayet: iyilik ve yardımda bulunma [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kabiliyet: yetenek [/TD]
              [TD]katre: damla[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren [/TD]
              [TD]mahlûkat: varlıklar [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]masarif: masraflar, giderler [/TD]
              [TD]meclis-i meşveret: danışma meclisi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meslek-i küfrî: Allah’ı inkâr etmeye dayalı yol, metod [/TD]
              [TD]muhal: imkansız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muvazene: denge [/TD]
              [TD]müşahede: gözlemleme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet [/TD]
              [TD]safsata: yalan ve uydurma şey[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sıfât-ı kudsiye: her türlü eksik ve çirkinlikten uzak özellikler [/TD]
              [TD]tanzif: temizleme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tanzifât: temizlik işleri [/TD]
              [TD]tanzim: düzenleme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tathir: temizleme[/TD]
              [TD]temessül eden: görünen [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tevzin: ölçülü yapma, dengeleme [/TD]
              [TD]tezyin: süsleme [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tezyinat: süslemeler [/TD]
              [TD]ulvî: yüce[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]umum: bütün, genel[/TD]
              [TD]unsur: madde, element[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vahdânî: bir tek elden çıkan, bir tek zâtı gösteren [/TD]
              [TD]varidat: gelirler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vecih: yön[/TD]
              [TD]vücut bulmak: ortaya çıkmak (bk v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zemin: yer[/TD]
              [TD]ziya: ışık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âzâ: organlar[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]


              #800018
              Anonim

                İşte hikmet dahi bir ziyadır. Rahmet-i muhita bir ziyadır. Tezyin, tevzin, tanzim, tanzif, muhit birer ziyadırlar ki, o Şems-i Ezelînin şualarıdırlar. İşte gel, bak, dalâlet ve küfür nasıl hiç çıkılmaz bataklığa girer. Ve dalâletteki cehalet, ne derece ahmakane olduğunu gör, “Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân” de.

                Evet, kâinat sarayını ter temiz tutan bu ulvî, umumî tanzif, elbette ism-i Kuddûsün cilvesi ve muktezasıdır. Evet, nasıl ki bütün mahlûkatın tesbihatları ism-i Kuddûsa bakar; öyle de, bütün nezafetlerini de Kuddûs ismi ister. HAŞİYE-1 Nezafetin bu kudsî intisabındandır ki, 1 اَلنَّظَافَةُ مِنَ اْلاِيمَانِ hadisi, nezafeti imanın nurundan saymış ve blank.gif2 اِنَّ اللهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَâyeti dahi, tahareti muhabbet-i İlâhiyenin bir medarı göstermiş.

                endOfSection.gifendOfSection.gif


                [NOT]Haşiye-1 Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid’alar mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız.Dipnot-1 “Temizlik îmândandır.” Bu hususta bir çok hadis rivâyet edilmiştir. Müslim, Tahâret: 1; Dârimî, Vudû’: 2; Müsned, 5:342, 344; el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 291.
                Dipnot-2 “Muhakkak ki Allah çok tevbe edenleri ve temiz olanları sever.” Bakara Sûresi, 2:222.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Elhamdü lillâhi alâ dîni’l-İslâm ve kemâli’l-îmân: İslâm dinini ve kusursuz bir imanı nasip ettiği için Allah’a hamd olsun [/TD]
                [TD]bid’a: dinde olmayıp sonradan dine aykırı şekilde ortaya çıkan şey [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]bâtıl: hak olmayan[/TD]
                [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
                [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hadis: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek söz, fiil ve hareketi veya onun onayladığı başkasına ait söz, iş veya davranış [/TD]
                [TD]haslet: huy, karakter[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]haşiye: dipnot[/TD]
                [TD]hikmet: herşeyin anlamlı ve bir gayeye yönelik olarak tam yerli yerinde yaratılması [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iman: inanç [/TD]
                [TD]intisab: bağlanma, mensup olma [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ism-i Kuddûs: Allah’ın kusur ve noksanlıklardan mukaddes pak, temiz olduğunu ifade eden ismi [/TD]
                [TD]itikad: inanç[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak [/TD]
                [TD]kâinat: evren [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]küfür: inkâr [/TD]
                [TD]mahlûkat: varlıklar [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]medar: sebep, kaynak[/TD]
                [TD]muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhit: kuşatan, kapsayan[/TD]
                [TD]mukteza: bir şeyin gereği [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nezafet: temizlik [/TD]
                [TD]rahmet-i muhita: herşeyi kuşatan geniş rahmet [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]taharet: temizlik[/TD]
                [TD]tanzif: temizleme [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tanzim: düzenleme [/TD]
                [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevzin: ölçülü yapma, dengeleme [/TD]
                [TD]tezyin: süsleme [/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulvî: yüce[/TD]
                [TD]umumî: genel[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ziya: ışık[/TD]
                [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Şems-i Ezelî: başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran Allah [/TD]
                [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]


                #800019
                Anonim

                  Otuzuncu Lem’anın İkinci Nüktesi

                  وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلاَّ بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ blank.gif1


                  âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan Adl isminin bir cilvesi, Birinci Nükte gibi, Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa göründü. Onu yakınlaştırmak için yine temsil yoluyla deriz:

                  Şu kâinat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkanan bir şehir var. Ve o şehirde her vakit harp ve hicret içinde kaynayan bir memleket var. Ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir âlem var.

                  Halbuki, o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir muvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor; bilbedâhe ispat eder ki, bu hadsiz mevcudatta olan hadsiz tahavvülât ve vâridat ve masarif, herbir anda umum kâinatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir birtek Zâtın mizanıyla ölçülür, tartılır. Yoksa, balıklardan bir balık, bin yumurtacıkla ve nebâtattan haşhaş gibi bir çiçek, yirmi bin tohumla ve sel gibi akan unsurların, inkılâpların hücumuyla, şiddetle muvazeneyi bozmaya çalışan ve istilâ etmek isteyen esbab başıboş olsalardı veyahut maksatsız, serseri tesadüf ve mizansız, kör kuvvete ve şuursuz, zulmetli tabiata havale edilseydi, o muvazene-i eşya ve muvazene-i kâinat öyle bozulacaktı ki, bir senede, belki bir günde hercümerc olurdu. Yani, deniz karma karışık şeylerle dolacaktı, taaffün edecekti. Hava gazât-ı muzırra ile zehirlenecekti. Zemin ise bir mezbele, bir mezbaha, bir bataklığa dönecekti. Dünya boğulacaktı.

                  [NOT]Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın. Herşeyi Biz ancak belirli bir miktarla indiririz.” Hicr Sûresi, 15:21.
                  [/NOT]
                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]

                  Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah
                  [/TD]
                  [TD]

                  Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)
                  [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                  [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esbab: sebepler [/TD]
                  [TD]gazât-ı muzırra: zararlı gazlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                  [TD]harp: savaş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]havale etmek: bir işi başka birine bırakma[/TD]
                  [TD]hayret-engiz: hayret verici[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hercümerc: karmakarışık[/TD]
                  [TD]hicret: göç[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkılâp: değişme, dönüşme[/TD]
                  [TD]istilâ etmek: işgal altına almak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren [/TD]
                  [TD]lem’a: parıltı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]maksatsız: gayesiz, hedefsiz [/TD]
                  [TD]masarif: masraflar, giderler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
                  [TD]mevt: ölüm [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mezbaha: hayvan kesim evi[/TD]
                  [TD]mezbele: çöplük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mizan: ölçü, denge [/TD]
                  [TD]mizansız: ölçüsüz [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvazene: denge [/TD]
                  [TD]muvazene-i eşya: varlıkların ölçü ve dengesi [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvazene-i kâinat: kâinat dengesi [/TD]
                  [TD]mütemadiyen: sürekli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nazar-ı teftiş: denetleme bakışı [/TD]
                  [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
                  [TD]taaffün etmek: çürümek, kokuşmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa [/TD]
                  [TD]tahavvülât: değişimler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahrip: yıkılma [/TD]
                  [TD]temsil: benzetme, örnek [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
                  [TD]tevzin: ölçülü yapma, dengeleme [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]umum: bütün[/TD]
                  [TD]unsur: madde, element[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vâridat: gelirler[/TD]
                  [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zulmetli: karanlıklı [/TD]
                  [TD]âlem: dünya, evren [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
                  [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şuursuz: bilinçsiz [/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]


                  #800020
                  Anonim

                    İşte, cesed-i hayvânînin hüceyrâtından ve kandaki küreyvât-ı hamrâ ve beyzâdan ve zerrâtın tahavvülâtından ve cihazat-ı bedeniyenin tenasübünden tut, tâ denizlerin vâridat ve masarifine, tâ zemin altındaki çeşmelerin gelir ve sarfiyatlarına, tâ hayvânat ve nebâtâtın tevellüdat ve vefiyatlarına, tâ güz ve baharın tahribat ve tamiratlarına, tâ unsurların ve yıldızların hidemat ve harekâtlarına, tâ mevt ve hayatın, ziya ve zulmetin ve hararet ve burudetin değişmelerine ve döğüşmelerine ve çarpışmalarına kadar, o derece hassas bir mizanla ve o kadar ince bir ölçüyle tanzim edilir ve tartılır ki, akl-ı beşer hiçbir yerde hakikî olarak hiçbir israf, hiçbir abes görmediği gibi, hikmet-i insaniye dahi herşeyde en mükemmel bir intizam, en güzel bir mevzuniyet görüyor ve gösteriyor. Belki, hikmet-i insaniye, o intizam ve mevzuniyetin bir tezahürüdür, bir tercümanıdır.

                    İşte, gel, Güneş ile muhtelif on iki seyyarenin muvazenelerine bak. Acaba bu muvazene, güneş gibi, Adl ve Kadîr olan Zât-ı Zülcelâli göstermiyor mu? Ve bilhassa, seyyarattan olan gemimiz, yani küre-i arz, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede gezer, seyahat eder.

                    Ve o harika sür’atiyle beraber, zeminin yüzünde dizilmiş, istif edilmiş eşyayı dağıtmıyor, sarsmıyor, fezaya fırlatmıyor. Eğer sür’ati bir parça tezyid veya tenkis edilseydi, sekenesini havaya fırlatıp fezada dağıtacaktı.

                    Ve bir dakika, belki bir saniye muvazenesini bozsa, dünyamızı bozacak, belki başkasıyla çarpışacak, bir kıyameti koparacak. Ve bilhassa zeminin yüzünde, nebâtî ve hayvânî dört yüz bin taifenin tevellüdat ve vefiyatça ve iaşe ve yaşayışça rahîmâne muvazeneleri, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Adl ve Rahîmi gösteriyor.

                    Ve bilhassa o hadsiz milletlerin hadsiz efradından birtek ferdin âzâsı, cihazatı,

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah [/TD]
                    [TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah [/TD]
                    [TD]Zât-ı Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Zât, Allah [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah [/TD]
                    [TD]abes: faydasızlık, anlamsızlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]akl-ı beşer: insan aklı[/TD]
                    [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]burudet: soğukluk[/TD]
                    [TD]cesed-i hayvânî: hayvanların bedeni[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihazat-ı bedeniye: bedeni oluşturan organlar[/TD]
                    [TD]efrad: fertler, bireyler [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                    [TD]ferd: kişi [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]feza: uzay[/TD]
                    [TD]güz: sonbahar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
                    [TD]hakikî: asıl, gerçek [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hararet: ısı[/TD]
                    [TD]harekât: hareketler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayvânat: hayvanlar [/TD]
                    [TD]hayvânî: hayvansal [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hidemat: hizmetler[/TD]
                    [TD]hikmet-i insaniye: insan aklının ürünü olan fen ve felsefe ilmi [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüceyrât: hücrecikler[/TD]
                    [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]intizam: disiplin, düzen [/TD]
                    [TD]israf: boş yere harcama [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istif etmek: düzgünce yerleştirmek[/TD]
                    [TD]küre-i arz: yerküre[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar[/TD]
                    [TD]masarif: masraflar, giderler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mevt: ölüm [/TD]
                    [TD]mevzuniyet: ölçülü olma [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mizan: ölçü, terazi [/TD]
                    [TD]muhtelif: farklı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muvazene: denge [/TD]
                    [TD]mükemmel: eksiksiz [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                    [TD]nebâtî: bitkisel[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde [/TD]
                    [TD]sarfiyat: harcamalar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sekene: bir yerde oturanlar, sakinler [/TD]
                    [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]seyyare: gezegen[/TD]
                    [TD]sür’at: hız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahavvülât: değişimler[/TD]
                    [TD]tahribat: tahripler, yıkımlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                    [TD]tamirat: tamir işlemleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tanzim etmek: düzenlemek [/TD]
                    [TD]tenasüb: uygunluk [/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tenkis etmek: eksiltmek[/TD]
                    [TD]tevellüdat: doğumlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tezahür: görünme, ortaya çıkma [/TD]
                    [TD]tezyid etmek: arttırmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]unsur: madde, element[/TD]
                    [TD]vefiyat: vefatlar, ölümler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vâridat: gelirler[/TD]
                    [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zerrât: atomlar[/TD]
                    [TD]ziya: ışık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zulmet: karanlık [/TD]
                    [TD]âzâ: organlar[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #800021
                    Anonim

                      duyguları o derece hassas bir mizanla birbiriyle münasebettar ve muvazenettedir ki, o tenasüp, o muvazene, bedâhet derecesinde bir Sâni-i Adl ve Hakîmi gösteriyor.

                      Ve bilhassa her ferd-i hayvânînin bedenindeki hüceyrâtın ve kan mecrâlarının ve kandaki küreyvâtın ve o küreyvattaki zerrelerin o derece ince ve hassas ve harika muvazeneleri var; bilbedâhe ispat eder ki, herşeyin dizgini elinde ve herşeyin anahtarı yanında ve birşey birşeye mâni olmuyor, umum eşyayı birtek şey gibi kolayca idare eden birtek Hâlık-ı Adl u Hakîmin mizanıyla, kanunuyla, nizamıyla terbiye ve idare oluyor.

                      Haşrin Mahkeme-i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mâllerini istib’âd edip inanmayan, bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvazene-i ekbere dikkat etse, elbette istib’âdı kalmaz.

                      Ey israflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz, ey kirli, nezafetsiz, bedbaht insan! Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?

                      Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor.

                      Ve ism-i Adlin cilve-i âzamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın muvazenelerini idare ediyor. Ve beşere de adaleti emrediyor. Sûre-i Rahmân’da,

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah [/TD]
                      [TD]Hâlık-ı Adl u Hakîm: herşeyi adaletle ve hikmetle yaratan Allah [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Mahkeme-i Kübrâ: âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme [/TD]
                      [TD]Sâni-i Adl: herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan ve sonsuz adâlet sahibi olan Allah [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Sûre-i Rahmân: Rahmân Sûresi, Kur’ân’ı Kerim’in 55. sûresi[/TD]
                      [TD]adalet-i tâmme: tam ve eksiksiz adalet [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bedbaht: talihsiz, bahtsız[/TD]
                      [TD]bedâhet: çok açık, âşikâr[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]beşer: insan[/TD]
                      [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                      [TD]cihazat: organlar, cihazlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme [/TD]
                      [TD]düstur-u hareket: hareket etme kanunu, kuralı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                      [TD]ferd-i hayvânî: her bir hayvan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma [/TD]
                      [TD]hiddet: öfke[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet-i âmme-i kâinat: bütün kâinatta geçerli olan hikmet [/TD]
                      [TD]hüceyrât: hücrecikler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iktisat: tutumluluk, savurganlık yapmama [/TD]
                      [TD]ins: insan, insanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi [/TD]
                      [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yarattığını ifade eden ismi [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]israf: savurganlık [/TD]
                      [TD]istib’âd: akıldan uzak görme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren [/TD]
                      [TD]küreyvât: alyuvarlar ve akyuvarlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mazhar olmak: elde etmek, üzerine almak [/TD]
                      [TD]mecrâ: akım yeri [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
                      [TD]mizan: ölçü, denge [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mizan-ı âzam-ı adalet: büyük adalet terazisi [/TD]
                      [TD]muhalefet: aykırı davranma, ters düşme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muvazene-i a’mâl: yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması [/TD]
                      [TD]muvazene-i ekber: en büyük düzen, denge [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muvazenet/muvazene: denge, denklik [/TD]
                      [TD]mânen: manevî olarak [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâni: engel[/TD]
                      [TD]münasebettar: bağlantılı, ilgili [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nezafet: temizlik [/TD]
                      [TD]nizam: düzen [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tenasüp: uygunluk [/TD]
                      [TD]terbiye etme: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]umum: bütün[/TD]
                      [TD]zulüm: haksızlık [/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]


                      #800022
                      Anonim

                        وَالسَّمَاۤءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ اَلاَّ تَطْغَوْا فِى الْمِيزَانِ وَاَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلاَ تُخْسِرُوا الْميِزَانَ blank.gif1


                        âyetindeki, dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden, dört defa mizan zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde, pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık yoktur.

                        Ve ism-i Kuddûsün cilve-i âzamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleştiriyor. Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor.

                        İşte, hakaik-i Kur’âniyeden ve desâtir-i İslâmiyeden olan adalet, iktisat, nezafet hayat-ı beşeriyede ne derece esaslı birer düstur olduğunu anla. Ve ahkâm-ı Kur’âniye ne derece kâinatla alâkadar ve kâinat içine kök salmış ve sarmış bulunduğunu ve o hakaiki bozmak, kâinatı bozmak ve suretini değiştirmek gibi, mümkün olmadığını bil.

                        Ve bu üç ziya-yı âzam gibi, rahmet, inâyet, hafîziyet misillü yüzer ihatalı hakikatler haşri, âhireti iktiza ve istilzam ettikleri halde, hiç mümkün müdür ki, kâinatta ve umum mevcudatta hükümfermâ olan rahmet, inâyet, adalet, hikmet, iktisat ve nezafet gibi pek kuvvetli, ihatalı hakikatler, haşrin ademiyle ve âhiretin gelmemesiyle merhametsizliğe, zulme, hikmetsizliğe, israfa, nezafetsizliğe, abesiyete inkılâp etsinler?

                        Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! Bir sineğin hakk-ı hayatını rahîmâne muhafaza eden


                        [NOT]Dipnot-1 “Gökyüzünü yükseltip nizam ve ölçü verdi. Tâ ki ölçüde sınırı aşmayasınız! Ölçüyü ve tartıyı adaletle yerine getirin ve âhiretteki mizanınızı ziyana düşürmeyin!” Rahmân Sûresi, 55:7-9.
                        [/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
                        [TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                        [TD]ahkâm-ı Kur’âniye: Kur’ân’ın hükümleri, esasları [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]alâkadar: alakalı, ilgili[/TD]
                        [TD]beşer: insan, insanlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme [/TD]
                        [TD]derece-i azamet: büyüklük derecesi [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]desâtir-i İslâmiye: İslâmiyetin düsturları, prensipleri [/TD]
                        [TD]düstur: kural[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
                        [TD]esaslı: köklü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                        [TD]hafîziyet: Allah’ın herşeyi koruyup saklaması [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakaik: gerçekler [/TD]
                        [TD]hakaik-i Kur’âniye: Kur’ân’ın hakikatleri, gerçekleri [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat: doğru gerçek [/TD]
                        [TD]hakikî: asıl, gerçek [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakk-ı hayat: yaşama hakkı [/TD]
                        [TD]hayat-ı beşeriye: insan hayatı [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma [/TD]
                        [TD]hikmet: fayda, gaye [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
                        [TD]hükümfermâ: hüküm süren [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihatalı: kapsamlı[/TD]
                        [TD]iktisat: tutumluluk [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iktiza etmek: gerektirmek [/TD]
                        [TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik [/TD]
                        [TD]ism-i Kuddûs: Allah’ın kusur ve noksanlıklardan mukaddes, pak ve temiz olduğunu ve her şeyi temiz yaptığını ifade eden ismi [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]israf: boş yere kullanma, savurganlık [/TD]
                        [TD]istilzam etmek: gerekli kılmak, gerekli görmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren [/TD]
                        [TD]merhametsiz: acımasız [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mertebe: derece[/TD]
                        [TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]misilli: gibi, benzeri [/TD]
                        [TD]mizan: ölçü, denge [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muhafaza eden: koruyan [/TD]
                        [TD]nevi: çeşit[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nezafet: temizlik [/TD]
                        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rahîmâne: çok şefkatli bir şekilde [/TD]
                        [TD]suret: biçim, görünüş [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tanzif: temizleme [/TD]
                        [TD]umum: bütün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zikretmek: anmak[/TD]
                        [TD]ziya-yı âzam: en büyük ışık [/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat [/TD]
                        [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]


                        #800023
                        Anonim

                          bir rahmet, bir hikmet, acaba haşri getirmemekle, umum zîşuurların hadsiz hukuk-u hayatlarını ve nihayetsiz mevcudatın nihayetsiz hukuklarını zayi eder mi? Ve, tabiri caizse, rahmet ve şefkatte ve adalet ve hikmette hadsiz hassasiyet ve dikkat gösteren bir haşmet-i Rububiyet ve kemâlâtını göstermek ve kendini tanıttırmak ve sevdirmek için bu kâinatı hadsiz harika san’atlarıyla, nimetleriyle süslendiren bir saltanat-ı Ulûhiyet, böyle, hem umum kemâlâtını, hem bütün mahlûkatını hiçe indiren ve inkâr ettiren haşirsizliğe müsaade eder mi? Hâşâ! Böyle bir cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaka, bilbedâhe, müsaade etmez.

                          Evet, âhireti inkâr etmek isteyen adam, evvelce bütün dünyayı bütün hakaikiyle inkâr etmeli. Yoksa, dünya bütün hakaikiyle, yüz bin lisanla onu tekzip ederek bu yalanında yüz bin derece yalancılığını ispat edecek. Onuncu Söz kat’î delillerle ispat etmiştir ki, âhiretin vücudu, dünyanın vücudu kadar kat’î ve şüphesizdir.


                          endOfSection.gifendOfSection.gif

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi; her şeyin dengelenmesi [/TD]
                          [TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik [/TD]
                          [TD]evvelce: daha önce[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                          [TD]hakaik: gerçekler [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hassasiyet: duyarlılık[/TD]
                          [TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]haşirsizlik: yeniden dirilmenin olmaması
                          [/TD]
                          [TD]haşmet-i Rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idareciliğinin haşmeti, görkemi [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak faydalı ve yerli yerinde olması [/TD]
                          [TD]hukuk: haklar [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hukuk-u hayat: hayat boyu sahip olunan haklar [/TD]
                          [TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inkâr etmek: kabul etmemek [/TD]
                          [TD]kat’î: kesin[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler [/TD]
                          [TD]kubh-u mutlak: mutlak çirkinlik [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâinat: evren [/TD]
                          [TD]lisan: dil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar [/TD]
                          [TD]mevcudat: varlıklar [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müsaade etmek: izin vermek[/TD]
                          [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nimet: iyilik, lütuf [/TD]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]saltanat-ı Ulûhiyet: bütün varlıkların tek İlâhı olan ve hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın saltanatı [/TD]
                          [TD]tabiri caizse: söylenmesi uygun ise [/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tekzip etmek: yalanlamak[/TD]
                          [TD]umum: bütün[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vücud: varlık [/TD]
                          [TD]zayi etmek: kaybetmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zîşuur: akıl ve şuur sahibi [/TD]
                          [TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat [/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]


                          #800024
                          Anonim

                            İsm-i Âzamın altı nurundan üçüncü nuruna işaret eden Üçüncü Nükte

                            اُدْعُ اِلٰى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ blank.gif1


                            âyetinin bir nüktesi ve bir İsm-i Âzam veya İsm-i Âzamın altı nurundan bir nuru olan ism-i Hakemin bir cilvesi, Ramazan-ı Şerifte Eskişehir Hapishanesinde göründü. Ona yalnız bir işaret olarak, beş noktadan ibaret Üçüncü Nükte acele olarak yazıldı, müsvedde olarak kaldı.

                            ÜÇÜNCÜ NÜKTENİN BİRİNCİ NOKTASI

                            Onuncu Sözde işaret edildiği gibi, ism-i Hakemin tecellî-i âzamı şu kâinatı öyle bir kitap hükmüne getirmiş ki, her sahifede yüzer kitap yazılmış; ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş; ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur; ve her harfinde yüzer kelime var; ve her noktasında kitabın muhtasar bir fihristeciği bulunur bir tarza getirmiştir. O kitabın sahifeleri, satırları, tâ noktalarına kadar yüzer cihette Nakkaşını, Kâtibini öyle vuzuhla gösteriyor ki, o kitab-ı kâinatın müşahedesi, kendi vücudundan yüz derece daha ziyade Kâtibinin vücudunu ve vahdetini ispat eder. Çünkü bir harf kendi vücudunu bir harf kadar ifade ettiği halde, kâtibini bir satır kadar ifade ediyor.

                            Evet, bu kitab-ı kebîrin bir sahifesi, zemin yüzüdür. O sahifede nebâtat, hayvânat taifeleri adedince kitaplar birbiri içinde, beraber, bir vakitte, yanlışsız, gayet mükemmel bir surette, bahar mevsiminde yazıldığı gözle görünüyor.

                            Bu sayfanın bir satırı, bir bahçedir. O bahçede bulunan çiçekler, ağaçlar, nebatlar adedince manzum kasideler beraber, birbiri içinde, yanlışsız yazıldığını gözümüzle görüyoruz.

                            O satırın bir kelimesi, çiçek açmış, meyve vermek üzere yaprağını vermiş bir

                            [NOT]Dipnot-1 “Rabbinin yoluna hikmetle çağır.” Nahl Sûresi, 16:125.

                            [/NOT]

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
                            [TD]Kâtip: yazan, varlıkları bir kitap gibi yazan Allah [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Nakkaş: her bir varlığı nakışlı şekilde yaratan Allah [/TD]
                            [TD]Ramazan-ı Şerif: Ramazan ayı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]adedince: sayısınca [/TD]
                            [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
                            [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü[/TD]
                            [TD]hayvânat: hayvanlar [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ism-i Hakem: Allah’ın haklıyı haksızdan ayırdığını, herbir şey hakkında küllî hüküm sahibi olduğunu ve onların hangi keyfiyette olacağına dair hükmünün bulunduğunu ifade eden ismi [/TD]
                            [TD]ism-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kaside: büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir (burada mecazî anlamda kullanılmıştır) [/TD]
                            [TD]kitab-ı kebîr: büyük bir kitabı andıran kâinat [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı [/TD]
                            [TD]kâinat: evren [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]manzum: kâfiyeli ve ölçülü bir şekilde yazılan [/TD]
                            [TD]mevcut: var olma [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
                            [TD]müsvedde: karalama halinde yazı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müşahede: gözlemleme [/TD]
                            [TD]nebat: bitki[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
                            [TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]suret: biçim, şekil [/TD]
                            [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tarz: biçim, şekil[/TD]
                            [TD]tecellî-i âzam: en büyük yansıma, görünüm [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vahdet: birlik [/TD]
                            [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücud: varlık [/TD]
                            [TD]zemin: yer[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                            [TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]


                            #800141
                            Anonim

                              ağaçtır. İşte bu kelime, muntazam, mevzun, süslü yaprak, çiçek ve meyveleri adedince, Hakem-i Zülcelâlin medh-ü senâsına dair mânidar fıkralardır.

                              Güya çiçek açmış her ağaç gibi, o ağaç dahi, Nakkaşının medîhelerini tegannî eden manzum bir kasidedir.Hem güya Hakem-i Zülcelâl, zeminin meşherinde teşhir ettiği antika ve acip eserlerine binler gözle bakmak istiyor.

                              Hem güya o Sultan-ı Ezelînin o ağaca verdiği murassâ hediye ve nişanları ve formaları, hususî bayramı ve resm-i küşâdı olan baharda, padişahın nazarına arz etmek için, öyle müzeyyen, mevzun, muntazam, mânidar bir şekil almış ve öyle hikmetli bir şekil verilmiştir ki, herbir çiçeğinde, herbir meyvesinde, birbiri içinde çok vecihler ve delillerle Nakkaşının vücuduna ve esmâsına şehadet ederler.

                              Meselâ, herbir çiçekte, herbir meyvede bir mizan var. Ve o mizan, bir intizam içinde; ve o intizam, tazelenen bir tanzim ve tevzin içinde; ve o tevzin ve tanzim, bir ziynet ve san’at içinde; ve o ziynet ve san’at, mânidar kokular ve hikmetli tatlar içinde bulunduğundan; herbir çiçek, o ağacın çiçekleri adedince, Hakem-i Zülcelâle işaretler ediyor.

                              Ve bu bir kelime olan bu ağaçta, bir harf hükmünde olan bir meyvede bulunan bir çekirdek noktası, bütün ağacın fihristesini, programını taşıyan küçük bir sandukçadır. Ve hâkezâ, buna kıyasen, kâinat kitabının bütün satırları, sahifeleri, böyle, ism-i Hakem ve Hakîmin cilvesiyle, yalnız herbir sahifesi değil, belki herbir satırı ve herbir kelimesi ve herbir harfi ve herbir noktası, birer mu’cize hükmüne getirilmiştir ki, bütün esbab toplansa, bir noktasının nazîrini getiremezler, muaraza edemezler.

                              Evet, bu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın herbir âyet-i tekvîniyesi, o âyetin noktaları ve hurufu adedince mu’cizeler gösterdiklerinden, elbette serseri tesadüf, kör kuvvet,

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Hakem-i Zülcelâl: herbir şey nasıl olacaksa onun keyfiyeti hakkında genel hükmü veren sonsuz haşmet sahibi Allah [/TD]
                              [TD]Hakîm: herşeyi belirli maksat ve faydalara uygun ve tam yerli yerinde yaratan, hikmet sahibi Allah [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Kur’ân-ı Azîm-i Kâinat: büyük bir Kur’ân gibi ince ve derin mânâlar ifade eden kâinat [/TD]
                              [TD]Nakkaş: herşeyi san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatının başlangıcı olmayan Sultan, Allah [/TD]
                              [TD]acip: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]adedince: sayısınca [/TD]
                              [TD]antika: eski ve kıymetli sanat eseri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]arz etmek: sunmak, göstermek, bildirmek[/TD]
                              [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler [/TD]
                              [TD]esmâ: isimler [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fihriste: özet, içindekiler bölümü[/TD]
                              [TD]forma: özel işaretli giysi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hikmetli: belli bir amaç ve hedefe yönelik olma [/TD]
                              [TD]huruf: harfler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hususî: özel[/TD]
                              [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam: disiplin, düzen [/TD]
                              [TD]ism-i Hakem: herbir şey nasıl olacaksa, o şeyin keyfiyeti hakkında Cenâb-ı Hakkın küllî hükme sahip olduğunu bildiren ismi [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kaside: on beş beyitten az olmayan ve büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir [/TD]
                              [TD]kâinat: evren [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kıyasen: benzeterek, kıyaslayarak[/TD]
                              [TD]manzum: kâfiyeli ve ölçülü bir şekilde yazılan [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                              [TD]medîhe: övgü [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mevzun: ölçülü [/TD]
                              [TD]meşher: sergi yeri[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mizan: ölçü, denge [/TD]
                              [TD]muaraza etme: karşı koyma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muntazam: düzenli [/TD]
                              [TD]murassâ: kıymetli taşlarla süslenmiş[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mu’cize: bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü şey [/TD]
                              [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müzeyyen: süslenmiş [/TD]
                              [TD]nazar: bakış [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nazîr: benzer, eş [/TD]
                              [TD]nişan: bir kişiyi onurlandırmak için verilen madalya[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]resm-i küşâd: ilk açılış töreni[/TD]
                              [TD]sandukça: küçük sandık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tanzim: düzenleme [/TD]
                              [TD]tegannî eden: şarkı söyleyen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
                              [TD]tevzin: ölçülü yapma, dengeleme [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]teşhir etmek: sergilemek[/TD]
                              [TD]vecih: yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücud: varlık [/TD]
                              [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ziynet: süs [/TD]
                              [TD]âyet-i tekvîniye: maddî alemde gözle görülen âyet [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şehadet etmek: şahitlik, tanıklık etmek [/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]


                              #800142
                              Anonim

                                gayesiz, mizansız, şuursuz tabiat, hiçbir cihetle o hakîmâne, basîrâne olan has mizana ve gayet ince intizama karışamazlar. Eğer karışsaydılar, elbette karışık eseri görünecekti. Halbuki hiçbir cihette intizamsızlık müşahede olunmuyor.

                                ÜÇÜNCÜ NÜKTENİN İKİNCİ NOKTASI

                                İki Meseledir.

                                BİRİNCİ MESELESİ: Onuncu Sözde beyan edildiği gibi, nihayet kemalde bir cemal ve nihayet cemalde bir kemal, elbette kendini görmek ve göstermek, teşhir etmek istemesi, en esaslı bir kaidedir. İşte bu esaslı düstur-u umumîye binaendir ki, bu kitab-ı kebîr-i kâinatın Nakkaş-ı Ezelîsi, bu kâinatla ve bu kâinatın herbir sahifesiyle ve herbir satırıyla, hattâ harfleri ve noktalarıyla kendini tanıttırmak ve kemâlâtını bildirmek ve cemâlini göstermek ve kendisini sevdirmek için, en cüz’îden en küllîye kadar herbir mevcudun müteaddit lisanlarıyla cemâl-i kemâlini ve kemâl-i cemâlini tanıttırıyor ve sevdiriyor.

                                İşte, ey gafil insan! Bu Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâli ve’l-Cemal, sana karşı kendisini herbir mahlûkuyla böyle hadsiz ve parlak tarzlarda tanıttırmak ve sevdirmek istediği halde, sen Onun tanıttırmasına karşı imanla tanımazsan ve Onun sevdirmesine mukabil ubudiyetinle kendini Ona sevdirmezsen, ne derece hadsiz muzaaf bir cehalet, bir hasâret olduğunu bil, ayıl.

                                İKİNCİ NOKTANIN İKİNCİ MESELESİ: Bu kâinatın Sâni-i Kadîr ve Hakîminin mülkünde iştirak yeri yoktur. Çünkü herşeyde nihayet derecede intizam bulunduğundan, şirki kabul edemez. Çünkü müteaddit eller bir işe karışırsa, o iş karışır. Bir memlekette iki padişah, bir şehirde iki vali, bir köyde iki müdür bulunsa, o memleket, o şehir, o köyün her işinde bir karışıklık başlayacağı gibi, en ednâ bir vazifedar adam, o vazifesine başkasının müdahalesini kabul etmemesi gösteriyor ki, hâkimiyetin en esaslı hassası, elbette istiklâl ve infiraddır. Demek intizam vahdeti ve hâkimiyet infiradı iktiza eder.

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah [/TD]
                                [TD]Hâkim-i Hakem-i Hakîm-i Zülcelâli ve’l-Cemal: herşeyin hâkimi, her varlığın küllî hükmünü veren, her şeyi hikmetle ve yerli yerinde yaratan, sonsuz büyüklük ve güzellik sahibi [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Nakkaş-ı Ezelî: başlangıcı olmayan ve bütün varlıkları bir nakış halinde yaratan Allah [/TD]
                                [TD]Sâni-i Kadîr: sonsuz güç ve iktidar sahibi ve herşeyi san’atla yaratan Allah [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]basîrâne: görerek [/TD]
                                [TD]beyan etmek: açıklamak [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                                [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemâl: güzellik [/TD]
                                [TD]cemâl-i kemâl: mükemmellikteki güzellik [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                                [TD]cüz’î: ferdî, küçük, sınırlı [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]düstur-u umumîye: genel düstur, kural[/TD]
                                [TD]ednâ: en aşağı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]esaslı: köklü[/TD]
                                [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan kimse
                                [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                                [TD]hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hassa: özellik[/TD]
                                [TD]hasâret: zarar, kayıp [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik [/TD]
                                [TD]iktiza etmek: gerektirmek [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]infirad: tek başına olma [/TD]
                                [TD]intizam: disiplin, düzen [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istiklâl: bağımsızlık[/TD]
                                [TD]iştirak: ortak olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kaide: kural, prensip[/TD]
                                [TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kemâl-i cemâl: güzellikteki mükemmellik [/TD]
                                [TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kitab-ı kebîr-i kâinat: büyük kâinat kitabı [/TD]
                                [TD]kâinat: evren [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küllî: geniş ve kapsamlı [/TD]
                                [TD]lisan: dil[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mahlûk: varlık [/TD]
                                [TD]mevcud: varlık [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mizan: ölçü, denge [/TD]
                                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
                                [TD]mülk: sahip olunan şey [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müteaddit: birçok, çeşitli [/TD]
                                [TD]müşahede olunma: gözlemlenme [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nihayet: son derece, sınırsız[/TD]
                                [TD]nükte: derin anlamlı söz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa [/TD]
                                [TD]teşhir etmek: sergilemek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ubudiyet: kulluk [/TD]
                                [TD]vahdet: birlik [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vazifedar: görevli[/TD]
                                [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuur: bilinç [/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]


                                #800143
                                Anonim

                                  Madem hâkimiyetin bir muvakkat gölgesi, muavenete muhtaç ve âciz insanlarda böyle müdahaleyi reddederse, elbette, derece-i rububiyette hakikî bir hâkimiyet-i mutlaka, bir Kadîr-i Mutlakta, bütün şiddetiyle müdahaleyi reddetmek gerektir. Eğer zerre kadar müdahale olsaydı, intizam bozulacaktı.

                                  Halbuki bu kâinat öyle bir tarzda yaratılmış ki, bir çekirdeği halk etmek için, bir ağacı halk edebilir bir kudret lâzımdır. Ve bir ağacı halk etmek için de, kâinatı halk edebilir bir kudret gerektir. Ve kâinat içinde parmak karıştıran bir şerik bulunsa, en küçük bir çekirdekte de hissedar olmak lâzım gelir. Çünkü o, onun nümunesidir. O halde, koca kâinatta yerleşmeyen iki rububiyet bir çekirdekte, belki bir zerrede yerleşmek lâzım gelir. Bu ise, muhâlâtın ve bâtıl hayâlâtın en mânâsız ve en uzak bir muhâlidir. Koca kâinatın umum ahval ve keyfiyâtını mizan-ı adlinde ve nizam-ı hikmetinde tutan bir Kadîr-i Mutlakın aczini—hattâ bir çekirdekte dahi—iktiza eden şirk ve küfür ne kadar hadsiz derecede muzaaf bir hilâf, bir hata, bir yalan olduğunu ve tevhid ne derece hadsiz muzaaf bir derecede hak ve hakikat ve doğru olduğunu bil, “Elhamdü lillâhi ale’l-îmân”blank.gif1 de.


                                  ÜÇÜNCÜ NOKTA

                                  Sâni-i Kadîr, ism-i Hakem ve Hakîmi ile, bu âlem içinde binler muntazam âlemleri derc etmiştir. O âlemler içinde en ziyade kâinattaki hikmetlere medar ve mazhar olan insanı bir merkez, bir medar hükmünde yaratmış. Ve o kâinat dairesinin en mühim hikmetleri ve faideleri insana bakıyor. Ve insan dairesi içinde dahi, rızkı bir merkez hükmüne getirmiş; âlem-i insanîde ekser hikmetler, maslahatlar, o rızka bakar ve onunla tezahür eder. Ve insanda, şuur ve rızıkta zevk vasıtasıyla, ism-i Hakîmin cilvesi parlak bir surette görünüyor. Ve şuur-u

                                  [NOT]Dipnot-1

                                  İman nimetini veren Allah’a şükürler olsun.

                                  [/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kuvvet sahibi, Allah [/TD]
                                  [TD]Sâni-i Kadîr: herşeye gücü yeten ve herşeyi san’atla yaratan Allah [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]acz: güçsüzlük [/TD]
                                  [TD]ahvâl: hâller, durumlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]bâtıl: hak olmayan[/TD]
                                  [TD]cilve: görünme, yansıma [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]derc etmek: yerleştirmek[/TD]
                                  [TD]derece-i rububiyette: bütün kâinatı kaplayan terbiye ve idare edicilik seviyesinde [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ekser: çok [/TD]
                                  [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat: doğru gerçek [/TD]
                                  [TD]hakikî: asıl, doğru, gerçek [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]halk etme: yaratma [/TD]
                                  [TD]hayâlât: hayaller[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hikmet: fayda, gaye [/TD]
                                  [TD]hilâf: ayrılık, terslik [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hissedar: pay sahibi[/TD]
                                  [TD]hâkimiyet: hükümranlık, egemenlik [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hâkimiyet-i mutlaka: sınırsız ve tam bir egemenlik [/TD]
                                  [TD]iktiza eden: gerektiren [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]intizam: düzen, tertip [/TD]
                                  [TD]ism-i Hakem ve Hakîm: herbir şey nasıl olacaksa, o şeyin keyfiyeti hakkında Cenâb-ı Hakkın genel bir hükme sahip olduğunu ve bütün eşyayı ve zerreleri o hükme göre bir düzen içinde gayelerine sevk ettiğini ifade eden Allah’ın iki ismi [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi [/TD]
                                  [TD]keyfiyat: durumlar, özellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kudret: güç, iktidar [/TD]
                                  [TD]kâinat: evren [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]küfür: Allah’ı inkâr etmek [/TD]
                                  [TD]maslahat: fayda, gaye [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mazhar olan: erişen, sahip olan [/TD]
                                  [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mizan-ı adl: adalet terazisi [/TD]
                                  [TD]muavenet: yardım[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhâl: imkansız[/TD]
                                  [TD]muhâlât: imkânsız olan şeyler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muntazam: düzenli [/TD]
                                  [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
                                  [TD]mühim: önemli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nizam-ı hikmet: Cenâb-ı Hakkın hikmetinin verdiği düzen [/TD]
                                  [TD]nümune: örnek [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi [/TD]
                                  [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]suret: biçim, şekil [/TD]
                                  [TD]tevhid: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek [/TD]
                                  [TD]umum: bütün[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vasıta: araç[/TD]
                                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âciz: güçsüz [/TD]
                                  [TD]âlem: dünya, evren [/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlem-i insanî: insanlık âlemi [/TD]
                                  [TD]şerik: Allah’a ortak koşulan şey[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
                                  [TD]şuur: bilinç [/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]


                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 84)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.