- Bu konu 82 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Aralık 2011: 10:09 #800529
Anonim
وَهُوَ الَّذِى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا
1
gibi âyetlerle, rızık, şifa ve yağmur münhasıran Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun kudretine hastır. Perdesiz, Ondan geldiğini ifade için, kaide-i nahviyece alâmeti hasr ve tahsis olan هُوَ الَّذِى , هُوَ الرَّزَّاقُ
2 ifade etmiştir. İlâçlara hâsiyetleri veren ve tesiri halk eden, ancak o Şâfî-i Hakikîdir.DÖRDÜNCÜ REMİZ
Hayatın yirmi sekizinci hassasında beyan edilmiştir ki: Hayat, imanın altı erkânına bakıp ispat ediyor, onların tahakkukuna işaretler ediyor.
Evet, madem bu kâinatın en mühim neticesi ve meyvesi ve hikmet-i hilkati hayattır; elbette o hakikat-i âliye, bu fâni, kısacık, noksan, elemli hayat-ı dünyeviyeye münhasır değildir. Belki, hayatın yirmi dokuz hassasıyla mahiyetinin azameti anlaşılan şecere-i hayatın gayesi, neticesi ve o şecerenin azametine lâyık bir meyvesi, hayat-ı ebediyedir ve hayat-ı uhreviyedir, taşıyla ve ağacıyla, toprağıyla hayattar olan dâr-i saadetteki hayattır. Yoksa, bu hadsiz cihazat-ı mühimme ile teçhiz edilen hayat şeceresi, zîşuur hakkında, hususan insan hakkında meyvesiz, faydasız, hikmetsiz, hakikatsiz olmak lâzım gelecek. Ve sermayece ve cihazatça serçe kuşundan meselâ yirmi derece ziyade ve bu kâinatın ve zîhayatın en mühim, yüksek ve ehemmiyetli mahlûku olan insan, serçe kuşundan, saadet-i hayat cihetinde yirmi derece aşağı düşüp en bedbaht, en zelîl bir biçare olacak. Hem en kıymettar bir nimet olan akıl dahi, geçmiş zamanın hüzünlerini ve gelecek zamanın korkularını düşünmekle kalb-i insanı mütemadiyen incitip bir lezzete
[NOT]Dipnot-1 “İnsanlar ümitsizliğe düştüklerinde yağmuru indiren ancak Odur.” Şûrâ Sûresi, 42:28.
Dipnot-2 “..öyle ki, Odur.” Şûrâ Sûresi, 42:28; “Rızık verici ancak Odur.” Zâriyat Sûresi, 51:58.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
[TD]alâmet-i hasr ve tahsis: bir özelliğin sadece bir şeye özel ve ait olduğunu gösteren işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[TD]bedbaht: talihsiz, bahtsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan edilmek: açıklanmak[/TD]
[TD]biçare: çaresiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat: donanım[/TD]
[TD]cihazat-ı mühimme: önemli cihazlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]dâr-ı saadet: mutluluk yeri; Cennet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: değerli, önemli[/TD]
[TD]elemli: acı veren, üzücü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân: esaslar, şartlar[/TD]
[TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
[TD]hakikat-i âliye: yüce gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikatsiz: asılsız, bir hakikate dayanmayan[/TD]
[TD]halk eden: yaratan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]has: özel[/TD]
[TD]hassa: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı[/TD]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet-i hilkat: yaratılış hikmeti ve gayesi[/TD]
[TD]hikmetsiz: gayesiz, faydasız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususan: özellikle[/TD]
[TD]hâsiyet: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaide-i nahviye: Arapça gramer kaidesi, dilbilgisi kuralı[/TD]
[TD]kalb-i insan: insan kalbi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıymettar: değerli[/TD]
[TD]mahiyet: bir şeyin asıl yönü, temel yapısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: varlık[/TD]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
[TD]münhasıran: sadece bir şeye mahsus olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[TD]netice: sonuç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksan: eksik[/TD]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
[TD]saadet-i hayat: hayatın mutluluğu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
[TD]tesir: etki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz edilen: donatılan[/TD]
[TD]zelîl: alçak, aşağılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuur sahibi[/TD]
[TD]âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şâfî-i Hakikî: hastalıkları iyileştiren, gerçek şifâ verici olan Allah[/TD]
[TD]şecere: ağaç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i hayat: hayat ağacı[/TD]
[TD]şifa: iyileşme, sağlıklı olma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:06 #800915Anonim
dokuz elemleri karıştırdığından, en musibetli bir belâ olur. Bu ise yüz derece bâtıldır. Demek bu hayat-ı dünyeviye, âhirete iman rüknünü kat’î ispat ediyor ve her baharda haşrin üç yüz binden ziyade nümunelerini gözümüze gösteriyor.
Acaba senin cisminde, senin bahçende ve senin vatanında senin hayatına lâzım ve münasip bütün levazımatı ve cihazatı hikmet ve inâyet ve rahmetle ihzar eden ve vaktinde yetiştiren, hattâ senin midenin bekà ve yaşamak arzusuyla ettiği hususî ve cüz’î olan rızık duasını bilen ve işiten ve hadsiz leziz taamlarla o duanın kabulünü gösteren ve mideyi memnun eden bir Mutasarrıf-ı Kadîr, hiç mümkün müdür ki, seni bilmesin ve görmesin? Ve nev-i insanın en büyük gayesi olan hayat-ı ebediyeye lâzım esbabı ihzar etmesin? Ve nev-i insanın en büyük, en ehemmiyetli, en lâyık ve umumî olan bekà duasını, hayat-ı uhreviyenin inşasıyla ve Cennetin icadıyla kabul etmesin? Ve kâinatın en mühim mahlûku, belki zeminin sultanı ve neticesi olan nev-i insanın Arş ve ferşi çınlatan umumî ve gayet kuvvetli duasını işitmeyip, küçük bir mide kadar ehemmiyet vermesin, memnun etmesin, kemâl-i hikmetini ve nihayet rahmetini inkâr ettirsin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!
Hem hiç kabil midir ki, hayatın en cüz’îsinin pek gizli sesini işitsin, derdini dinlesin ve derman versin ve nazını çeksin ve kemâl-i itinâ ve ihtimamla beslesin ve ona dikkatle hizmet ettirsin ve büyük mahlûkatını ona hizmetkâr yapsın; ve sonra en büyük ve kıymettar ve bâki ve nazdar bir hayatın gök sadâsı gibi yüksek sesini işitmesin? Ve onun çok ehemmiyetli bekà duasını ve nazını ve niyazını nazara almasın? Adeta bir neferin kemâl-i itinâ ile teçhizat ve idaresini yapsın ve mutî ve muhteşem orduya hiç bakmasın? Ve zerreyi görsün, güneşi görmesin? Sivrisineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ!
[TABLE]
[TR]
[TD]Arş: Allah’ın büyüklüğünün ve yüceliğinin tecelli ettiği en yüksek makam[/TD]
[TD]Mutasarrıf-ı Kadîr: herşeyde istediği gibi tasarruf eden ve herşeye gücü yeten Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk[/TD]
[TD]belâ: büyük sıkıntı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: devamlı olan, sonsuz[/TD]
[TD]bâtıl: hak olmayan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
[TD]cisim: beden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: sınırlı, küçük[/TD]
[TD]derman: ilâç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: değer, önem[/TD]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]ferş: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
[TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
[TD]hayat-ı uhreviye: âhiret hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir: öldükten sonra ahirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hizmetkâr: hizmet yapan kimse[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâşâ: asla öyle değil[/TD]
[TD]icad: var etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtimam: özen gösterme, önem verme[/TD]
[TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik[/TD]
[TD]inşa: kurma, bina etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kabil: mümkün[/TD]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i hikmet: her şeyin en mükemmel bir şekilde belli bir gaye ve hedefe yönelik yaratılması[/TD]
[TD]kemâl-i itinâ: mükemmel seviyede özen gösterme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]kıymettar: değerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazımat: ihtiyaçlar[/TD]
[TD]leziz: lezzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: varlık[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhteşem: görkemli[/TD]
[TD]musibet: belâ, başa gelen acı durumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mutî: emre uyan, itaat eden[/TD]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazdar: nazlı[/TD]
[TD]nefer: asker[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice: son, sonuç[/TD]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: sınırsız[/TD]
[TD]niyaz: dua, yalvarma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nümune: örnek[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükün: esas, temel[/TD]
[TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadâ: ses[/TD]
[TD]taam: yemek, yiyecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhizat: cihazlar, donanım[/TD]
[TD]umumî: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:08 #800916Anonim
Hem hiçbir cihetle akıl kabul eder mi ki, hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihayet derecede şefkatli ve kendi san’atını çok sever ve kendini çok sevdirir ve kendini sevenleri ziyade sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyade kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni’ine fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan ruhu, mevt-i ebedî ile idam edip, kendinden o sevgili muhibbini ve habibini ebedî bir surette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin? Yüz bin defa hâşâ ve kellâ! Bu kâinatı cilvesiyle süslendiren bir cemâl-i mutlak ve umum mahlûkatı sevindiren bir rahmet-i mutlaka, böyle hadsiz bir çirkinlikten ve kubh-u mutlaktan ve böyle bir zulm-ü mutlaktan, bir merhametsizlikten, elbette nihayetsiz derece münezzehtir ve mukaddestir.
Netice: Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler, dâr-ı bekàda ve Cennet-i bâkiyede hayat‑ı bâkiyeye mazhar olacaklardır. Âmennâ.
Ve hem nasıl ki yeryüzünde bulunan parlak şeylerin güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıkları ziyanın lem’alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar yine hayalî güneşçiklere âyinelik etmeleri bilbedâhe gösteriyor ki, o lem’alar, yüksek birtek güneşin cilve-i in’ikâsıdırlar ve güneşin vücudunu muhtelif dillerle yad ediyorlar ve ışık parmaklarıyla ona işaret ediyorlar. Aynen öyle de, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun Muhyî isminin cilve-i âzamıyla berrin yüzünde ve bahrin içinde zîhayatların kudret-i İlâhiye ile parlayıp, arkalarından gelenlere yer vermek için “Yâ Hayy” deyip perde-i gaybda gizlenmeleri, bir hayat-ı sermediye sahibi olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına
[TABLE]
[TR]
[TD]Cennet-i bâkiye: devamlı ve kalıcı olan Cennet[/TD]
[TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Kadîr-i Hakîm: sonsuz güç ve kudret sahibi ve herşeyi hikmetle yapan Zât, Allah[/TD]
[TD]akis: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bahr: deniz[/TD]
[TD]ber: kara[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[TD]cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevher: asıl, öz[/TD]
[TD]cihet: taraf, yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
[TD]cilve-i in’ikâs: görüntünün yansıması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
[TD]dâr-ı beka: sonsuzluk yeri, âhiret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ebedî: sonsuz[/TD]
[TD]fıtraten: yaratılış açısından[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]habib: sevgili[/TD]
[TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayalî: hayale dayalı[/TD]
[TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat[/TD]
[TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkâr etmek: reddetmek[/TD]
[TD]kubh-u mutlak: sınırsız çirkinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kudreti[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: nail olmak, elde etmek[/TD]
[TD]mevt-i ebedî: tekrar dirilmemek üzere ölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhabbet: sevgi[/TD]
[TD]muhib: seven kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münezzeh: kusur ve eksiklikten uzak[/TD]
[TD]netice: son, sonuç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: son[/TD]
[TD]nur-u muhabbet: muhabbet nuru, sevgi ışığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]perde-i gayb: gayb perdesi; görünmeyen âlemleri gözümüzden gizleyen perde[/TD]
[TD]perestiş eden: aşırı derece seven[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rahmet-i mutlaka: sınırsız rahmet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rencide etmek: incitmek[/TD]
[TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sû-i istimal: kötüye kullanma[/TD]
[TD]sırr-ı rahmet: şefkat ve merhametteki sır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[TD]vücud: var olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yad etmek: anmak[/TD]
[TD]yâ Hayy: ey gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah’ım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulm-ü mutlak: sınırsız zulüm[/TD]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmennâ: iman ettik[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:10 #800917Anonim
ve vücub-u vücuduna şehadetler, işaretler ettikleri gibi; umum mevcudatın tanziminde eseri görünen ilm-i İlâhîye şehadet eden bütün deliller ve kâinata tasarruf eden kudreti ispat eden bütün burhanlar ve tanzim ve idare-i kâinatta hükümfermâ olan irade ve meşieti ispat eden bütün hüccetler ve kelâm-ı Rabbânî ve vahy-i İlâhînin medarı olan risaletleri ispat eden bütün alâmetler, mu’cizeler ve hâkezâ yedi sıfât-ı İlâhiyeye şehadet eden bütün delâil, bil’ittifak Zât-ı Hayy‑ı Kayyûmun hayatına delâlet, şehadet, işaret ediyorlar. Çünkü, nasıl birşeyde görmek varsa hayatı da var; işitmek varsa hayatın alâmetidir; söylemek varsa hayatın vücuduna işaret eder; ihtiyar, irade varsa hayatı gösterir. Aynen öyle de, bu kâinatta âsârıyla vücutları muhakkak ve bedihî olan kudret-i mutlaka ve irade-i şâmile ve ilm-i muhit gibi sıfatlar, bütün delâilleriyle, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına ve vücub-u vücuduna şehadet ederler ve bütün kâinatı bir gölgesiyle ışıklandıran ve bir cilvesiyle bütün dâr-ı âhireti zerrâtıyla beraber hayatlandıran hayat-ı sermediyesine şehadet ederler.
Hem hayat, melâikeye iman rüknüne dahi bakar, remzen ispat eder. Çünkü, madem kâinatta en mühim netice hayattır ve en ziyade intişar eden ve kıymettarlığı için nüshaları teksir edilen ve zemin misafirhanesini gelip geçen kafilelerle şenlendiren zîhayatlardır. Ve madem küre-i arz bu kadar zîhayatın envâıyla dolmuş ve mütemadiyen zîhayat envâlarını tecdit ve teksir etmek hikmetiyle, her vakit dolar boşanır ve en hasis ve çürümüş maddelerinde dahi kesretle zîhayatlar halk edilerek bir mahşer-i huveynat oluyor. Ve madem hayatın süzülmüş en sâfi hülâsası olan şuur ve akıl ve en lâtif ve sabit cevheri olan ruh, bu küre-i
[TABLE]
[TR]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
[TD]alâmet: belirti, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
[TD]bil’ittifak: ittifakla, birleşerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü delil[/TD]
[TD]cevher: öz, temel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
[TD]delâil: deliller, işaretler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma[/TD]
[TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: neviler, türler[/TD]
[TD]halk etme: yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasis: âdi, değersiz[/TD]
[TD]hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
[TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: sarsılmaz delil, kanıt[/TD]
[TD]hükümfermâ: hüküm süren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
[TD]idare-i kâinat: evrenin idaresi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: dileme, seçme[/TD]
[TD]ilm-i muhit: herşeyi içine alan ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi[/TD]
[TD]intişar etmek: yayılmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, isteme, tercih[/TD]
[TD]irade-i şâmile: herşeyi kuşatan irade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
[TD]kelâm-ı Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın kelâmı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesret: çokluk[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i mutlaka: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]kıymettar: değerli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: berrak, şirin, hoş[/TD]
[TD]mahşer-i huveynat: mikroskobik canlıların toplanma yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[TD]meşiet: dilek, arzu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhakkak: gerçekliği kesin olan[/TD]
[TD]mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice: son, sonuç[/TD]
[TD]nüsha: kopya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remzen: işareten[/TD]
[TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları[/TD]
[TD]tanzim: düzenleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek[/TD]
[TD]tecdit: yenileme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teksir etmek: çoğaltmak[/TD]
[TD]umum: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahy-i İlâhî: Allah tarafından peygamberlere bildirilen emir ve yasaklar[/TD]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık, var oluş[/TD]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: atomlar, zerreler[/TD]
[TD]ziyade: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: hayat sahibi, canlı[/TD]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[TD]şuur: bilinç[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:12 #800918Anonim
arzda gayet kesretli bir surette halk olunuyorlar; adeta küre-i arz, hayat ve akıl ve şuur ve ervah ile ihyâ olup öyle şenlendirilmiş. Elbette küre-i arzdan daha lâtif, daha nuranî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye, ölü, câmid, hayatsız, şuursuz kalması imkân haricindedir. Demek gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayattar vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-i semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniyeye mazhar olacak olan zîşuur, zîhayat ve semâvâta münasip sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir.
Hem hayatın sırr-ı mahiyeti, peygamberlere iman rüknüne bakıp remzen ispat eder. Evet, madem kâinat, hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelînin bir cilve-i âzamıdır, bir nakş-ı ekmelidir, bir san’at-ı ecmelidir. Madem hayat-ı sermediye, resullerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir. (Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmazsa, o hayat-ı ezeliye bilinmez. Nasıl ki bir adamın söylemesiyle diri ve hayattar olduğu anlaşılır; öyle de, bu kâinatın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitap eden bir Zâtın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek, peygamberler ve ellerinde nâzil olan kitaplardır.) Elbette kâinattaki hayat, kat’î bir surette Hayy-ı Ezelînin vücûb-u vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; o hayat-ı Ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “irsâl-i rusül” ve “inzâl-i kütüb” rükünlerine bakar, remzen ispat eder. Ve bilhassa risalet-i Muhammediye (a.s.m.) ve vahy-i Kur’ânî hayatın ruhu ve aklı hükmünde olduğundan, bu hayatın vücudu gibi hakkaniyetleri kat’îdir denilebilir.
Evet, nasıl ki hayat bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır. Ve şuur ve his dahi
[TABLE]
[TR]
[TD]Hayy-ı Ezelî: başlangıcı olmaksızın devamlı hayat sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Hayy-ı Kayyûm-u Ezelî: varlığının ve diriliğinin başlangıcı olmayıp her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât: Allah[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]celevât: cilveler, yansımalar[/TD]
[TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: değerli, önemli[/TD]
[TD]emir ve nehiy: bir şeyin yapılmasını emretme veya yasaklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervah: ruhlar[/TD]
[TD]hakkaniyet: doğruluk, hakka taraftar olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk olunmak: yaratılmak[/TD]
[TD]hayat-ı ezeliye: başlangıcı ve sonu olmayan hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat[/TD]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitap eden: konuşan[/TD]
[TD]hitâbât: hitâplar, konuşmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları[/TD]
[TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihyâ olmak: hayat verilmek[/TD]
[TD]imkân haricinde: imkânsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inzâl-i kütüb: kitapların indirilmesi[/TD]
[TD]irsâl-i rusül: peygamberlerin gönderilmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’î: kesin[/TD]
[TD]kelimât: sözler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesretli: çok[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar olmak: erişmek[/TD]
[TD]melâike: melekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[TD]münâsebât: bağlantılar, ilişkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakş-ı ekmel: en mükemmel nakış[/TD]
[TD]netice-i hilkat-i semâvât: göklerin yaratılış neticesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nuranî: nurlu, parlak[/TD]
[TD]nâzil olan: inen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remzen: işaretle[/TD]
[TD]resul: Allah’ın elçisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risalet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in peygamberliği[/TD]
[TD]rükün: temel, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]san’at-ı ecmel: en güzel san’at[/TD]
[TD]sekene: sakinler, yaşayanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı hayat: hayat sırrı[/TD]
[TD]sırr-ı mahiyet: bir şeyin özündeki sır, gizem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahy-i Kur’ânî: vahiyle gelen Kur’ân[/TD]
[TD]vaziyet: durum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması[/TD]
[TD]vücud: var olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[TD]zîşuur: şuur sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
[TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç[/TD]
[TD]şuâât: ışınlar, parıltılar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:13 #800919Anonim
hayattan süzülmüş, hayatın bir hülâsasıdır. Akıl dahi şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır. Ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır. Öyle de, maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.) dahi, hayat ve ruh-u kâinattan süzülmüş hülâsatü’l-hülâsadır ve risalet-i Muhammediye dahi (a.s.m.) , kâinatın his ve şuur ve aklından süzülmüş en sâfi hülâsasıdır. Belki maddî ve mânevî hayat-ı Muhammediye (a.s.m.) , âsârının şehadetiyle, hayat-ı kâinatın hayatıdır. Ve risalet-i Muhammediye (a.s.m.), şuur-u kâinatın şuurudur ve nurudur. Ve vahy-i Kur’ân dahi, hayattar hakaikinin şehadetiyle, hayat-ı kâinatın ruhudur ve şuur-u kâinatın aklıdır.
Evet, evet, evet! Eğer kâinattan risalet-i Muhammediyenin (a.s.m.) nuru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Eğer Kur’ân gitse, kâinat divane olacak ve küre-i arz kafasını, aklını kaybedecek, belki şuursuz kalmış olan başını bir seyyareye çarpacak, bir kıyameti koparacak.
Hem hayat, iman-ı bilkader rüknüne bakıyor, remzen ispat eder. Çünkü madem hayat âlem-i şehadetin ziyasıdır ve istilâ ediyor; ve vücudun neticesi ve gayesidir; ve Hâlık-ı Kâinatın en câmi âyinesidir; ve faaliyet-i Rabbâniyenin en mükemmel enmuzeci ve fihristesidir, temsilde hata olmasın, bir nevi programı hükmündedir. Elbette âlem-i gayb, yani mazi, müstakbel, yani geçmiş ve gelecek mahlûkatın hayat-ı mâneviyeleri hükmünde olan intizam ve nizam ve mâlûmiyet ve meşhudiyet ve taayyün ve evâmir-i tekvîniyeyi imtisale müheyyâ bir vaziyette bulunmalarını sırr-ı hayat iktiza ediyor.
Nasıl ki bir ağacın çekirdek-i aslîsi ve kökü ve müntehâsında ve meyvelerindeki çekirdekleri dahi, aynen ağaç gibi, bir nevi hayata mazhardırlar, belki ağacın kavânin-i hayatiyesinden daha ince kavânin-i hayatı taşıyorlar. Hem nasıl ki
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Kâinat: evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah[/TD]
[TD]cevher: öz, temel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmi: kapsamlı, içine alan[/TD]
[TD]divane: akılsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]enmuzec: nümune, örnek[/TD]
[TD]evâmir-i tekvîniye: Allah’ın kâinata koyduğu yaratılışa ait emirler, kanunlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]faaliyet-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın faaliyeti[/TD]
[TD]fihriste: özet, içerik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakaik: hakikatler, gerçekler[/TD]
[TD]hayat-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı kâinat: kâinatın hayatı[/TD]
[TD]hayat-ı mâneviye: maddî olmayan, mânevî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]hâlis: katışıksız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
[TD]hülâsatü’l-hülâsa: özün özü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]iman-ı bilkader: kadere iman etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imtisal: uyma, uygulama[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilâ etmek: her tarafı kaplamak[/TD]
[TD]kavânin-i hayatiye: hayat kanunları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıyamet: dünyanın sonu, bütün varlık âleminin bozulup dağılması[/TD]
[TD]mahlûkat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: nail olma, ulaşma[/TD]
[TD]mazi: geçmiş zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlûmiyet: bilinme[/TD]
[TD]mânevî: maddî olmayan, mânâya ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müheyyâ: hazır[/TD]
[TD]mükemmel: kusursuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müntehâ: en son nokta[/TD]
[TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müstakil: bağımsız[/TD]
[TD]netice: son, sonuç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit[/TD]
[TD]nizam: düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remzen: işaretle[/TD]
[TD]risalet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ruh-u kâinat: evrenin ruhu[/TD]
[TD]rükün: esas, şart[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyare: gezegen[/TD]
[TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı hayat: hayat sırrı[/TD]
[TD]taayyün: belirleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temsil: benzetme, örnek[/TD]
[TD]vahy-i Kur’ân: vahiyle gelen Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum[/TD]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zât: kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
[TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[TD]çekirdek-i aslî: ilk, asıl çekirdek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[TD]şuur: bilinç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur-u kâinat: kâinatın şuuru, idraki[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:15 #800920Anonim
bu hazır bahardan evvel geçmiş güzün bıraktığı tohumlar ve kökler, bu bahar gittikten sonra gelecek baharlara bırakacağı çekirdekler, kökler, bu bahar gibi cilve-i hayatı taşıyorlar ve kavânin-i hayatiyeye tâbidirler. Aynen öyle de, şecere-i kâinatın bütün dal ve budaklarıyla herbirinin bir mazisi ve müstakbeli var; geçmiş ve gelecek tavırlarından ve vaziyetlerinden müteşekkil bir silsilesi bulunur. Her nevi ve her cüz’ünün ilm-i İlâhiyede muhtelif tavırlarla müteaddit vücutları bir silsile-i vücud-u ilmî teşkil eder. Ve vücud-u haricî gibi, o vücud-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin mânevî bir cilvesine mazhardır ki, mukadderât-ı hayatiye, o mânidar ve canlı elvâh-ı kaderiyeden alınır.
Evet, âlem-i gaybın bir nev’i olan âlem-i ervah, ayn-ı hayat ve madde-i hayat ve hayatın cevherleri ve zatları olan ervah ile dolu olması, elbette mazi ve müstakbel denilen âlem-i gaybın bir diğer nev’i de ve ikinci kısmı dahi, cilve-i hayata mazhariyetini ister ve istilzam eder. Hem herbir şeyin vücud-u ilmîsindeki intizam-ı ekmeli ve mânidar vaziyetleri ve canlı meyveleri, tavırları, bir nevi hayat-ı mâneviyeye mazhariyetini gösterir. Evet, hayat-ı ezeliye güneşinin ziyası olan bu cilve-i hayat, elbette yalnız bu âlem-i şehadete ve bu zaman-ı hazıra ve bu vücud-u haricîye münhasır olamaz. Belki herbir âlem, kabiliyetine göre, o ziyanın cilvesine mazhardır. Ve kâinat, bütün âlemleriyle o cilve ile hayattar ve ziyadardır. Yoksa, nazar-ı dalâletin gördüğü gibi muvakkat ve zâhirî bir hayat altında herbir âlem, büyük ve müthiş birer cenaze ve karanlıklı birer virane âlem olacaktı.
İşte, kadere ve kazâya iman rüknü dahi, geniş bir vecihte sırr-ı hayatla anlaşılıyor ve sabit oluyor. Yani, nasıl ki âlem-i şehadet ve mevcut hazır eşya, intizamlarıyla
[TABLE]
[TR]
[TD]ayn-ı hayat: hayatın kendisi[/TD]
[TD]cevher: öz, temel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
[TD]cilve-i hayat: hayatın yansıması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
[TD]elvâh-ı kaderiye: kader programının yazılı olduğu levhalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ervah: ruhlar[/TD]
[TD]evvel: önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]güz: sonbahar[/TD]
[TD]hayat-ı ezeliye: başlangıcı olmayan devamlı hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı mâneviye: maddî olmayan hayat[/TD]
[TD]hayat-ı umumiye: kâinatın tümünün canlı olduğunu bildiren ve her tarafta geçerli olan hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]ilm-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan, sınırsız ilmi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman rüknü: iman esası[/TD]
[TD]intizam-ı ekmel: çok mükemmel düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması[/TD]
[TD]kavânin-i hayatiye: hayat kanunları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kazâ: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması[/TD]
[TD]kâinat: evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]madde-i hayat: hayatın öz varlığı[/TD]
[TD]mazhar: elde eden, erişen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: elde etme, edinme[/TD]
[TD]mazi: geçmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcut: var[/TD]
[TD]muhtelif: çeşitli, bir çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukadderât-ı hayatiye: kader kalemiyle yazılmış hayat programları, alın yazısı[/TD]
[TD]muvakkat: geçici[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: mânâya ait, maddî olmayan[/TD]
[TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münhasır: ait, sınırlı[/TD]
[TD]müstakbel: gelecek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteaddit: çok sayıda[/TD]
[TD]müteşekkil: meydana gelen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müthiş: dehşet veren[/TD]
[TD]nazar-ı dalâlet: hak yoldan sapmış, inançsızlık bakışı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: çeşit[/TD]
[TD]silsile: zincir[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]silsile-i vücud-u ilmî: ilim halinde olan varlıklar zinciri[/TD]
[TD]sırr-ı hayat: hayat sırrı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavır: durum[/TD]
[TD]teşkil etmek: oluşturmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi: bağlı, uyan[/TD]
[TD]vaziyet: durum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: şekil, yön[/TD]
[TD]virane: harap[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud-u haricî: maddî vücut, beden[/TD]
[TD]vücud-u ilmî: ilim halinde var olan varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık[/TD]
[TD]zaman-ı hazır: şimdiki zaman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zat: bir şeyin kendisi[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyadar: ışıklı[/TD]
[TD]zâhirî: dış görünüşte olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[TD]âlem-i ervah: ruhlar alemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
[TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere-i kâinat: kâinat ağacı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:17 #800921Anonim
ve neticeleriyle hayattarlıkları görünüyor; öyle de, âlem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mahlûkatın dahi mânen hayattar bir vücud-u mânevîleri ve ruhlu birer sübut-u ilmîleri vardır ki, Levh-i Kazâ ve Kader vasıtasıyla o mânevî hayatın eseri, mukadderat namıyla görünür, tezahür eder.
BEŞİNCİ REMİZ
Hem hayatın on altıncı hassasında denilmiş ki: Hayat birşeye girdiği vakit, o cesedi bir âlem hükmüne getirir; cüz ise küll gibi, cüz’îye dahi küllî gibi bir câmiiyet verir.
Evet, hayatın öyle bir câmiiyeti var; adeta umum kâinata tecellî eden ekser Esmâ-i Hüsnâyı kendinde gösteren bir câmi âyine-i ehadiyettir. Bir cisme hayat girdiği vakit küçük bir âlem hükmüne getirir; adeta kâinat şeceresinin bir nevi fihristesini taşıyan bir nevi çekirdeği hükmüne geçiyor. Nasıl ki bir çekirdek, onun ağacını yapabilen bir kudretin eseri olabilir; öyle de, en küçük bir zîhayatı halk eden, elbette umum kâinatın Hâlıkıdır.
İşte bu hayat, bu câmiiyetiyle en gizli bir sırr-ı ehadiyeti kendinde gösterir. Yani, nasıl ki azametli güneş, ziyasıyla ve yedi rengiyle ve aksiyle, güneşe mukabil olan herbir katre suda ve herbir cam zerresinde bulunuyor. Öyle de, herbir zîhayatta, kâinatı ihata eden esmâ ve sıfât-ı İlâhiyenin cilveleri beraber onda tecellî ediyor. Bu nokta-i nazardan hayat, kâinatı, rububiyet ve icad cihetinde inkısam ve tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne, belki iştiraki ve tecezzîsi imkân haricinde bulunan bir küllî hükmüne getirir.
Evet, seni yaratan, bütün nev-i insanı yaratan Zât olduğunu, bilbedâhe senin
[TABLE]
[TR]
[TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Levh-i Kazâ ve Kader: Allah tarafından olacak bütün olayların belirlendiği ve yazıldığı Kazâ ve Kader Levhası[/TD]
[TD]Zât: Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]akis: yansıma[/TD]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilbedâhe: açık bir şekilde[/TD]
[TD]cesed: beden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmi: kapsamlı, içine alan[/TD]
[TD]câmiiyet: geniş kapsamlı oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz: kısım, parça[/TD]
[TD]cüz’î: ferdî[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: pek çok[/TD]
[TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fihriste: özet, program[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haricinde: dışında[/TD]
[TD]hassa: özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]icad: var etme, yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata eden: kuşatan[/TD]
[TD]imkân: olabilirlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştirak: ortak olma, katılma[/TD]
[TD]katre: damla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küll: bütün[/TD]
[TD]küllî: tür, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: varlıklar[/TD]
[TD]mukabil: karşılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukadderat: Allah tarafından belirlenmiş olaylar[/TD]
[TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: mânâya ait[/TD]
[TD]namıyla: adıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]netice: sonuç[/TD]
[TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nevi: çeşit[/TD]
[TD]nokta-i nazar: bakış açısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]rububiyet: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sübut-u ilmî: bir şeyin ilmen var olması, ilim dünyasında varlığının sabit olması[/TD]
[TD]sıfât-ı İlâhiye: Allah’ın sıfatları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı[/TD]
[TD]tecellî etmek: görünmek, yansımak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[TD]tezahür etmek: ortaya çıkmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umum: bütün[/TD]
[TD]vasıtasıyla: aracılığıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud-u mânevî: mânevî varlık[/TD]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[TD]âlem: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i gayb: görünmeyen âlem, gayb âlemi[/TD]
[TD]âyine-i ehadiyet: Allah’ın birliğini yansıtan ayna[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şecere: ağaç[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:19 #800922Anonim
yüzündeki sikkesi gösteriyor. Çünkü mahiyet-i insaniye birdir, inkısamı gayr-ı mümkündür. Hem hayat vasıtasıyla ecza-yı kâinat onun efradı hükmüne ve kâinat ise nev’i hükmüne geçer; sikke-i ehadiyeti mecmuunda gösterdiği gibi, herbir cüzde dahi o sikke-i ehadiyeti ve hâtem-i samediyeti göstererek, şirk ve iştiraki her cihetle tard eder.
Hem hayatta san’at-ı Rabbâniyenin öyle fevkalâde harika mucizeleri var ki, bütün kâinatı halk edemeyen bir zat, bir kudret, en küçük bir zîhayatı halk edemez. Evet, bir nohut tanesinde bütün Kur’ân’ı yazar gibi, çamın gayet küçük bir tohumunda koca çam ağacının fihristesini ve mukadderâtını yazan kalem, elbette semâvâtı yıldızlarla yazan kalem olabilir. Evet, bir arının küçük kafasında, kâinat bahçesindeki çiçekleri tanıyacak ve ekser envâıyla münasebettar olacak ve bal gibi bir hediye-i rahmeti getirecek ve dünyaya geldiği günde şerâit-i hayatı bilecek derecede bir istidadı, bir kabiliyeti, bir cihazı derc eden Zât, elbette bütün kâinatın Hâlıkı olabilir.
Elhasıl, hayat nasıl ki kâinatın yüzünde parlak bir sikke-i tevhiddir; ve herbir zîruh dahi hayat noktasında bir sikke-i ehadiyettir; ve hayatın herbir ferdinde bulunan nakş-ı san’at bir mühr-ü samediyettir; ve zîhayatların adedince bu kâinat mektubunu Zât-ı Hayy-ı Kayyûm ve Vâhid-i Ehad namına hayatlarıyla imza ediyorlar; ve o mektupta tevhid mühürleri ve ehadiyet hâtemleri ve samediyet sikkeleridirler. Öyle de, hayat gibi, herbir zîhayat dahi, bu kitab-ı kâinatta birer mühr-ü vahdâniyet olduğu gibi, herbirinin yüzünde ve simasında birer hâtem-i ehadiyet konulmuştur.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
[TD]cihaz: organ, duyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: şekil, yön[/TD]
[TD]cüz: kısım, parça[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derc etmek: içine yerleştirmek[/TD]
[TD]ecza-yı kâinat: kâinatın unsurları, kısımları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler[/TD]
[TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta görünmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekser: pek çok[/TD]
[TD]elhasıl: özet olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
[TD]ferd: kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
[TD]fihriste: ana özelliklerin sıralandığı liste, içerik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mümkün: imkansız[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hediye-i rahmet: rahmet hediyesi[/TD]
[TD]hâtem: mühür, damga[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâtem-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta bir olduğunu gösteren mührü[/TD]
[TD]hâtem-i samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olmasını gösteren damga[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hükmüne geçme: bir şeyle aynı hükmü alma[/TD]
[TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidad: kabiliyet[/TD]
[TD]iştirak: ortak olma, katılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[TD]mahiyet-i insaniye: insana ait temel özellik, insanın içyapısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mecmu: bir şeyin tamamı[/TD]
[TD]mukadderât: başa gelecek olanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’cize: insanların benzerini yapmakta âciz kaldıkları olağanüstü şey[/TD]
[TD]mühr-ü samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, fakat her şeyin Kendisine muhtaç olduğunu gösteren mühür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühr-ü vahdâniyet: Allah’ın bir oluşu, ortağının bulunmayışını gösteren mühür[/TD]
[TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme[/TD]
[TD]namına: adına[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
[TD]samediyet: Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Kendisine muhtaç olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]san’at-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın san’atı[/TD]
[TD]semâvât: gökler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke: işaret, damga[/TD]
[TD]sikke-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren damga[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke-i tevhid: Allah’ın birliğini gösteren işaret, damga[/TD]
[TD]sima: yüz, çehre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tard etmek: uzaklaştırmak, kovmak[/TD]
[TD]tevhid: Allah’ın birliği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vasıtasıyla: aracılığıyla[/TD]
[TD]zât: kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerâit-i hayat: hayat şartları[/TD]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:20 #800923Anonim
Hem nasıl ki hayat, cüz’iyâtı adedince ve zîhayat efradı sayısınca Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vahdetine şehadet eden imzalar ve mühürlerdir. Öyle de, ihyâ ve diriltmek fiili dahi, efradı adedince tevhide imza basıyor. Meselâ, ihyânın bir ferdi olan ihyâ-yı arz, güneş gibi parlak bir şahid-i tevhiddir. Çünkü, baharda zeminin dirilmesinde ve ihyâsında üç yüz bin envâın ve her nev’in hadsiz efradı beraber, birbiri içinde, noksansız, kusursuz, mükemmel, muntazam ihyâ edilir ve dirilirler. Evet, böyle bir tek fiille hadsiz muntazam fiilleri yapan, elbette bütün mahlûkatın Hâlıkıdır ve bütün zîhayatları ihyâ eden Hayy-ı Kayyûmdur ve rububiyetinde iştiraki mümkün olmayan bir Vâhid-i Ehaddir.
Şimdilik hayatın hassalarından bu kadar az ve muhtasar yazıldı. Başka hassaların beyanı ve tafsilâtını Risale-i Nur’a ve başka zamana havale ediyoruz.

[TABLE]
[TR]
[TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah[/TD]
[TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şey üzerinde görülen Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]cüz’iyât: ferdler; bir türün bireyleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler[/TD]
[TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferd: birey[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hassa: özellik[/TD]
[TD]ihyâ etmek: hayat vermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihyâ-yı arz: yeryüzünün diriltilmesi[/TD]
[TD]iştirak: ortak olma, katılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[TD]nev’i: çeşit, tür[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rububiyet: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma[/TD]
[TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: Allah’ın birliği[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zemin: yeryüzü[/TD]
[TD]zîhayat: canlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şahid-i tevhid: Allah’ın birliğinin şahit ve delili[/TD]
[TD]şehadet eden: şahidlik eden[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:25 #800924Anonim
Hâtimeİsm-i Âzam herkes için bir olmaz; belki ayrı ayrı oluyor. Meselâ, İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın hakkında Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs, altı isimdir. Ve İmam-ı Âzamın İsm-i Âzamı Hakem, Adl, iki isimdir. Ve Gavs-ı Âzamın İsm-i Âzamı yâ Hayydır. Ve İmam-ı Rabbânînin İsm-i Âzamı Kayyûm, ve hâkezâ, pek çok zatlar daha başka isimleri İsm-i Âzam görmüşlerdir.
Bu Beşinci Nükte ism-i Hayy hakkında olduğu münasebetiyle, hem teberrük, hem şahit, hem delil, hem kudsî bir hüccet, hem kendimize bir dua, hem bu risaleye bir hüsn-ü hâtime olarak, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşenü’l-Kebîr namındaki münâcât-ı âzamında, marifetullahta gayet yüksek ve gayet câmi derece-i marifetini göstererek böyle demiştir; biz de hayalen o zamana gidip, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın dediğine âmin diyerek, aynı münâcâtı kendimiz de söylüyor gibi, sadâ-yı Muhammedî Aleyhissalâtü Vesselâm ile deriz:
[TR]
[TABLE=”width: 4″]
[TD]يَا حَىُّ قَبْلَ كُلِّ حَىٍّ [/TD]
[TD]يَا حَىُّ بَعْدَ كُلِّ حَىٍّ
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى لاَ يُشْبِهُهُ شَىْءٌ[/TD]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى لَيْسَ كَمِثْلِهِ حَىٌّ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى لاَ يُشَارِكُهُ حَىٌّ[/TD]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى لاَ يَحْتَاجُ اِلىَ حَىٍّ
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى يُمِيتُ كُلَّ حَىٍّ
[/TD]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى يَرْزُقُ كُلَّ حَىٍّ
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
[TABLE]
[TR]
[TD]Adl: her hak sahibine hakkını veren, sonsuz adalet sahibi olan Allah[/TD]
[TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Cevşenü’l-Kebîr: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Ferd: eşi ve benzeri bulunmayan bir ve tek olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Gavs-ı Âzam: (bk. bilgiler – Abdulkâdir-i Geylânî)[/TD]
[TD]Hakem: haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren hüküm sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hayy: gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren Allah[/TD]
[TD]Kayyûm: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kuddûs: her türlü kusur ve çirkinlikten uzak olan ve her şeyi temiz yapan Allah[/TD]
[TD]Radıyallahu Anh: Allah ondan razı olsun[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]câmi: kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i marifet: Allah’ı tanıma ve bilme derecesi[/TD]
[TD]hayalen: hayal ederek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
[TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hüccet: sarsılmaz, güçlü delil, kanıt[/TD]
[TD]hüsn-ü hâtime: güzel son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ifade eden ismi[/TD]
[TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]marifetullah: Allah’ı hakkıyla bilme ve tanıma[/TD]
[TD]münasebetiyle: sebebiyle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâcât: Allah’a yalvarış, dua[/TD]
[TD]münâcât-ı âzam: en büyük dua[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]namında: adında[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]risale: eser, kitapçık[/TD]
[TD]sadâ-yı Muhammedî: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) dua için seslenmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teberrük: bereket vesilesi[/TD]
[TD]zat: kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmin: kabul eyle, ey Allah’ım[/TD]
[TD]İmam-ı Ali: (bk. bilgiler – Ali (r.a.))[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]İmam-ı Âzam: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:28 #800925Anonim
[TABLE=”width: 4″]
[TR]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى يُحْيِـى الْمَوْتٰى
[/TD]
[TD]يَا حَىُّ الَّذِى لاَ يَمُوتُ
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
سُبْحَانَكَ يَا لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ نَجِّنَا مِنَ النَّارِ اٰمِينَ
1
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
2


[NOT]Dipnot-1 Ey her zîhayattan önce var olan Hayy, Ey her zîhayattan sonra bâkî olan Hayy, Ey kendisine benzer hiçbir şey bulunmayan Hayy, Ey kendisi gibi hiç hayat sahibi bulunmayan Hayy, Ey hiçbir şeriki bulunmayan Hayy, Ey hiçbir hayat sahibine hiçbir vecihle muhtaç olmayan Hayy, Ey bütün canlılara ölümü veren Hayy, Ey bütün canlıları rızıklandıran Hayy, Ey ölüleri dirilten Hayy, Ey kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy, Sen aczden ve şerikten münezzeh ve mukaddessin. Senden başka ilâh yok ki bize imdad etsin. El-aman, el-aman, bizi azap ateşinden ve Cehennemden kurtar. Âmin.
Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]18 Aralık 2011: 17:30 #800926Anonim
Otuzuncu Lem’anın Altıncı Nüktesiİsm-i Kayyûma bakar.
İsm-i Hayyın bir hülâsası, Nur Çeşmesinin bir zeyli olmuş. Bu ism-i Kayyûm dahi, Otuzuncu Sözün zeyli olması münasip görüldü.İTİZAR: Bu çok ehemmiyetli meseleler ve çok derin ve geniş ism-i Kayyûmun cilve-i âzamı, hem muntazaman değil, belki ayrı ayrı lem’alar tarzında kalbe hutur ettiğinden, hem gayet müşevveş ve acele ve tetkiksiz müsvedde halinde kaldığından, elbette tabirat ve ifadelerde çok noksanlar, intizamsızlıklar bulunacaktır. Meselelerin güzelliklerine benim kusurlarımı bağışlamalısınız.
İHTAR: İsm-i Âzama ait nükteler, âzamî bir surette geniş, hem gayet derin olduğundan, hususan ism-i Kayyûma ait meseleler ve bilhassa Birinci Şuâı HAŞİYE-1 maddiyyunlara baktığı için, daha ziyade derin gittiğinden, elbette her adam her meseleyi her cihette anlamaz. Fakat herkes her meseleden bir derece hisse alabilir. “Birşey bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz” kaidesiyle, “Bu mânevî bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum” diye vazgeçmek kâr-ı akıl değildir. İnsan ne kadar koparsa o kadar kârdır. İsm-i Âzama ait meselelerin ihata edilmeyecek derecede genişleri olduğu gibi, akıl görmeyecek derecede inceleri de vardır. Hususan ism-i Hayy ve Kayyûma ve bilhassa hayatın iman erkânına karşı remizlerine ve bilhassa kazâ ve kader rüknüne hayatın işaretine ve ism-i Kayyûmun Birinci Şuâına herkesin fikri yetişmez, fakat hissesiz de kalmaz. Belki herhalde imanını kuvvetlendirir. Saadet-i ebediyenin anahtarı
[NOT]
Haşiye-1 Bu risaleyi okuyan eğer mütefennin değilse Birinci Şuâyı okumasın, ikinciden başlasın; veya âhirde okusun.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Nur Çeşmesi: Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan mevzulardan oluşan kitapçık[/TD]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]erkân: temel unsurlar ve şartlar[/TD]
[TD]haşiye: dipnot[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hutur etmek: hatırlamak, kalbe doğmak[/TD]
[TD]hülâsa: öz, özet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihata etmek: kuşatmak, içine almak[/TD]
[TD]ihtar: uyarma, hatırlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iman: Allah inancı[/TD]
[TD]intizamsızlık: düzensizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ve varlıklarını devam ettirdiğini ifade eden ismi[/TD]
[TD]itizar: özür dileme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaide: kural[/TD]
[TD]kazâ ve kader: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması ve Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâr-ı akıl: akıl kârı[/TD]
[TD]lem’a: parıltı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddiyyun: maddeciler, materyalistler[/TD]
[TD]muntazaman: düzenli olarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasip: uygun[/TD]
[TD]müsvedde: karalama halinde kaleme alınan yazı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütefennin: fen ilimleriyle uğraşan, bilim adamı[/TD]
[TD]müşevveş: düzensiz, karmakarışık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]noksan: eksik[/TD]
[TD]nükte: ince ve derin anlamlı söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]risale: kitapçık, bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rükün: temel unsur ve şart[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk, Cennet hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[TD]tabirat: tabirler, ifadeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tetkiksiz: incelemeksizin[/TD]
[TD]zeyil: ilave, ek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[TD]âhir: son[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âzamî: en büyük[/TD]
[TD]İsm-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu bildiren ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
[TD]şuâ: ışın, parıltı[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
18 Aralık 2011: 17:33 #800927Anonim
olan imanın kuvvetleşmesi ehemmiyeti çok azîmdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade olması, bir hazinedir. İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farukî diyor ki: “Bir küçük mesele-i imaniyenin inkişafı, benim nazarımda yüzler ezvak ve kerametlere müreccahtır.”
بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ
1 لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ
2
وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَنَا خَزَاۤئِنُهُ
3 مَا مِنْ دَاۤبَّةٍ اِلاَّ هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا
4
gibi, kayyûmiyet-i İlâhiyeye işaret eden âyetlerin bir nüktesi ve İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın iki ziyasından ikinci ziyası veyahut İsm-i Âzamın altı nurundan altıncı nuru olan Kayyûm isminin bir cilve-i âzamı, Zilkade ayında aklıma göründü. Eskişehir Hapishanesindeki müsaadesizliğim cihetiyle, o nur-u âzamı elbette tamamıyla beyan edemeyeceğim. Fakat Hazret-i İmam-ı Ali (r.a.) Kaside-i Ercûzesinde “Sekîne” nam-ı âlîsiyle beyan ettiği İsm-i Âzam ve Celcelûtiyesinde yine pek muhteşem isimlerle İsm-i Âzam içinde bulunan o altı ismi en âzam, en ehemmiyetli tuttuğu için ve onların bahsi içinde kerametkârâne bize teselli verdiği için, bu ism-i Kayyûma dahi, evvelki beş esmâ gibi, hiç olmazsa muhtasar bir surette, Beş Şua ile o nûr-u âzama işaret edeceğiz.
[NOT]Dipnot-1 “Herşeyin hüküm ve tasarrufu Onun elindedir.” Yâsin Sûresi, 36:83.
Dipnot-2 “Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona aittir.” Zümer Sûresi, 39:63.
Dipnot-3 “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın.” Hicr Sûresi, 15:21.
Dipnot-4 “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Celcelûtiye: Peygamberimizin (a.s.m.) derslerine dayanarak, ebced ve cifir hesabıyla ilgili, Hz. Ali tarafından yazılan bir kaside[/TD]
[TD]Eskişehir Hapishanesi: (bk. Bilgiler – Eskişehir)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hazret-i İmam-ı Ali: (bk. bilgiler – Ali (r.a.))[/TD]
[TD]Kaside-i Ercûze: Hz. Ali tarafından yazılan ve istikbalden haber veren kaside[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kayyûm: herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan Allah[/TD]
[TD]Sekîne: içinde on dokuz harfli, on dokuz âyet bulunan çok önemli bir dua[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön, taraf[/TD]
[TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyet: önem[/TD]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ: isimler[/TD]
[TD]evvelki: önceki[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezvak: zevkler; mânevî lezzetler[/TD]
[TD]iman: Allah inancı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
[TD]ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ve varlıklarını devam ettirdiğini ifade eden ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kayyûmiyet-i İlâhiye: Allah’ın her zaman ve her yerde var olması ve bütün varlıkların ancak Onunla var olabilmeleri[/TD]
[TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak bazı kişi ve varlıklarda görülen olağanüstü hâl ve özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kerametkârâne: kerametli bir şekilde[/TD]
[TD]mesele-i imaniye: imana dair mesele[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtasar: kısa, özet[/TD]
[TD]müreccah: tercih edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsaadesizlik: şartların elverişli olmaması[/TD]
[TD]nam-ı âlî: yüce isim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış[/TD]
[TD]nûr-u âzam: çok büyük nur[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: derin anlamlı söz[/TD]
[TD]suret: biçim, şekil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teselli vermek: avutmak, acısını dindirmek[/TD]
[TD]zilkade: Hicrî ayların on birincisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyet: Kur’ân’da yer alan her bir cümle[/TD]
[TD]âzam: en büyük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İmam-ı Rabbânî Ahmed-i Farukî: (bk. Bilgiler – İmam-ı Rabbânî)[/TD]
[TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuâ: ışık, ışın[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
24 Aralık 2011: 14:26 #778692Anonim
BİRİNCİ ŞUA
Bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâli Kayyûmdur, yani, bizatihî kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya Onunla kaimdir, devam eder ve vücutta kalır, bekà bulur. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyûmiyet kesilse, kâinat mahvolur.
Hem o Zât-ı Zülcelâl kayyûmiyetiyle beraber, Kur’ân-ı Azîmüşşanda ferman ettiği gibi, لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ dür. Yani, ne zâtında, ne sıfâtında, ne ef’âlinde nazîri yoktur, misli olmaz, şebîhi yoktur, şerîki olmaz. Evet, bütün kâinatı bütün şuûnâtıyla ve keyfiyâtıyla kabza-i rububiyetinde tutup bir hane ve bir saray hükmünde, kemâl-i intizamla tedbir ve idare ve terbiye eden bir Zât-ı Akdese, misil ve mesîl ve şerîk ve şebîh olmaz, muhaldir.
Evet, bir Zât ki,
- Ona yıldızların icadı zerreler kadar kolay gele,
- ve en büyük şey, en küçük şey gibi kudretine musahhar ola,
- ve hiçbir şey hiçbir şeye, hiçbir fiil hiçbir fiile mâni olmaya,
- ve hadsiz efrad, bir fert gibi nazarında hazır ola,
- ve bütün sesleri birden işite,
- ve umumun hadsiz hâcâtını birden yapabile,
- ve kâinatın mevcudatındaki bütün intizamat ve mizanların şehadetiyle, hiçbir şey, hiçbir hal daire-i meşiet ve iradesinden hariç olmaya,
ve hiçbir mekânda olmadığı halde, herbir yerde ve herbir mekânda kudretiyle, ilmiyle hazır ola,
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: büyüklük sahibi ve herşeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[TD]Kayyûm: herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân[/TD]
[TD]Zât: şahıs, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
[TD]bizatihî kaim: varlığı başka bir sebebe bağlı olmayan, kendi zâtıyla var olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâki: sürekli olan, sonsuz[/TD]
[TD]daim: devamlı, sürekli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i meşiet ve irade: Allah’ın istek ve iradesinin yansıdığı daire, alan[/TD]
[TD]efrad: fertler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ef’âl: fiiller[/TD]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferman etmek: buyurmak[/TD]
[TD]fert: tek kişi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hadsiz: sayısız[/TD]
[TD]hane: ev[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizamat: düzenler, dengeler[/TD]
[TD]kabza-i rububiyet: rububiyet eli; herşeyi terbiyesi ve egemenliği altında bulundurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaim: ayakta duran, var olan[/TD]
[TD]kayyûmiyet: Allah’ın bütün herşeyi ayakta tutması, varlığını devam ettirmesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i intizam: mükemmel bir düzen[/TD]
[TD]keyfiyât: temel özellikler, oluşumlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın bütün âlemleri kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
[TD]kâinat: evren, âlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahvolmak: yok olmak[/TD]
[TD]mekân: yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesîl: misil, benzer, eş[/TD]
[TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misil: benzer[/TD]
[TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhal: imkânsız[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğmiş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni: engel[/TD]
[TD]nazarında: bakışında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazîr: benzer, eş[/TD]
[TD]nisbet-i kayyûmiyet: varlıkların her zaman var olan Allah ile bağlantısı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıfât: özellikler, sıfatlar[/TD]
[TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terbiye etmek: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirmek, olgunlaştırmak[/TD]
[TD]umum: bütün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücutta kalmak: var olmak[/TD]
[TD]şebîh: benzer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şehadet: şahitlik[/TD]
[TD]şerîk: ortak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuâ: ışık, ışın[/TD]
[TD]şuûnât: fiiller, temel özellikler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.