• Bu konu 82 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
9 yazı görüntüleniyor - 76 ile 84 arası (toplam 84)
  • Yazar
    Yazılar
  • #801035
    Anonim

      Saniyen: Tegayyür ve tebeddül, hudüsten ve tekemmül etmek için tazelenmekten ve ihtiyaçtan ve maddîlikten ve imkândan ileri geliyor. Zât-ı Akdes ise, hem kadîm, hem her cihetçe kemâl-i mutlakta, hem istiğnâ-yı mutlakta, hem maddeden mücerred, hem Vâcibü’l-Vücud olduğundan, elbette tegayyür ve tebeddülü muhaldir, mümkün değildir.

      BEŞİNCİ ŞUA

      İki Meseledir.

      BİRİNCİ MESELESİ: İsm-i Kayyûmun cilve-i âzamını görmek istersek, hayalimizi bütün kâinatı temâşâ edecek, biri en uzak şeyleri, diğeri en küçük zerreleri gösterecek iki dürbün yapıp, birinci dürbünle bakıyoruz, görüyoruz ki: İsm-i Kayyûmun cilvesiyle, küre-i arzdan bin defa büyük milyonlar küreler, yıldızlar, direksiz olarak, havadan daha lâtif olan madde-i esiriye içinde kısmen durdurulmuş, kısmen vazife için seyahat ettiriliyor.

      Sonra, o hayalin, hurdebinî olan ikinci dürbünüyle, küçük zerrâtı görecek bir suretle bakıyoruz. O sırr-ı kayyûmiyetle, zîhayat mahlûkat-ı arziyenin herbirinin zerrât-ı vücudiyeleri, yıldızlar gibi muntazam bir vaziyet alıp hareket ediyorlar ve vazifeler görüyorlar. Hususan zîhayatın kanındaki “küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ” tabir ettikleri, zerrelerden teşekkül eden küçücük kütleleri, seyyar yıldızlar gibi, Mevlevîvâri iki hareket-i muntazama ile hareket ediyorlar görüyoruz.

      Bir hülâsatü’l-hülâsa: HAŞİYE-1 İsm-i Âzamın altı ismi, ziyadaki yedi renk gibi imtizaç ederek teşkil ettikleri ziya-yı kudsiyeye bakmak için, bir hülâsanın zikri münasiptir. Şöyle ki:

      [NOT]
      Haşiye-1 Otuzuncu Lem’anın altı risaleciğinin esası ve mevzuu ve İsm-i Âzam’ın sırrını taşıyan altı mukaddes isimlerin gayet kısa bir hülâsasıdır.
      [/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Mevlevîvâri: Mevlânâ’nın dönerek zikreden müridleri gibi; Mevlevîler gibi dönerek[/TD]
      [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
      [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
      [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]esas: temel[/TD]
      [TD]hareket-i muntazama: düzenli hareket[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşiye: dipnot[/TD]
      [TD]hudüs: sonradan meydana gelme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hurdebinî: mikroskobik[/TD]
      [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
      [TD]hülâsatü’l-hülâsa: özetin özeti[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]imtizaç: birbiriyle karışma, kaynaşma[/TD]
      [TD]ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ifade eden ismi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ism-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
      [TD]istiğnâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kadîm: varlığının başlangıcı olmayan[/TD]
      [TD]kemâl-i mutlak: sınırsız, mükemmellik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren[/TD]
      [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvar ve akyuvarlar[/TD]
      [TD]lem’a: parıltı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lâtif: şirin, berrak[/TD]
      [TD]madde-i esiriye: kâinatı kapladığına inanılan esir ismindeki çok şeffaf madde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlûkat-ı arziye: dünyadaki yaratıklar[/TD]
      [TD]mevzu: bahis, konu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhal: imkansız[/TD]
      [TD]mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muntazam: düzenli[/TD]
      [TD]mücerred: soyutlanmış[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münasip: uygun[/TD]
      [TD]risalecik: kitapçık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
      [TD]seyyar: gezici, dolaşan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
      [TD]sırr-ı kayyûmiyet: Allah’ın herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının sırrı, gücü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabir edilen: ifade edilen[/TD]
      [TD]tagayyür: başkalaşma, değişme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tebeddül: değişme[/TD]
      [TD]tekemmül etmek: gelişmek, mükemmelleşmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]temâşâ etmek: bakmak, seyretmek[/TD]
      [TD]teşekkül eden: oluşan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]teşkil etmek: oluşturmak[/TD]
      [TD]vaziyet: durum[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zerrât: atomlar; zerreler[/TD]
      [TD]zerrât-ı vücudiye: beden hücreleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zikretmek: anmak, dile getirmek[/TD]
      [TD]ziya: ışık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziya-yı kudsiye: kutsal ışık[/TD]
      [TD]zîhayat: canlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şua: ışık, ışın[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #801036
      Anonim

        Bütün kâinatın mevcudatını böyle durduran, bekà ve kıyam veren ism-i Kayyûmun bu cilve-i âzamının arkasından bak: İsm-i Hayyın cilve-i âzamı, o bütün mevcudat-ı zîhayatı cilvesiyle şulelendirmiş, kâinatı nurlandırmış, bütün zîhayat mevcudatı cilvesiyle yaldızlıyor.

        Şimdi bak, ism-i Hayyın arkasında ism-i Ferdin cilve-i âzamı, bütün kâinatı envâıyla, eczasıyla bir vahdet içine alıyor, herşeyin alnına bir sikke-i vahdet koyuyor, herşeyin yüzüne bir hâtem-i ehadiyet basıyor, nihayetsiz ve hadsiz dillerle cilvesini ilân ettiriyor.

        Şimdi ism-i Ferdin arkasından ism-i Hakemin cilve-i âzamına bak ki, yıldızlardan zerrelere kadar, hayalin iki dürbünüyle temâşâ ettiğimiz mevcudatın herbirisini, cüz’î olsun, küllî olsun, en büyük daireden en küçük daireye kadar, herbirine lâyık ve münasip olarak, meyvedar bir nizam ve hikmetli bir intizam ve semeredar bir insicam içine almış, bütün mevcudatı süslendirmiş, yaldızlandırmış.

        Sonra ism-i Hakemin cilve-i âzamı arkasından bak ki, ism-i Adlin cilve-i âzamıyla, İkinci Nüktede izah edildiği vecihle, bütün kâinatı, mevcudatıyla, faaliyet-i daime içinde öyle hayret-engiz mizanlarla, ölçülerle, tartılarla idare eder ki, ecrâm-ı semâviyeden biri, bir saniyede muvazenesini kaybetse, yani ism-i Adlin cilvesi altından çıksa, yıldızlar içinde bir hercümerce, bir kıyamet kopmasına sebebiyet verecek.

        İşte, bütün mevcudatın daire-i âzamı, kehkeşandan, yani Samanyolu tabir edilen mıntıka-i kübrâdan tut, tâ kan içindeki küreyvât-ı hamrâ ve beyzânın daire-i hareketlerine kadar herbir dairesini, herbir mevcudunu hassas bir mizan, bir ölçüyle biçilmiş bir şekil ve bir vaziyetle, baştan başa, yıldızlar ordusundan tâ zerreler

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk[/TD]
        [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
        [TD]cüz’î: küçük, ferdî[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]daire-i hareket: hareket, faaliyet alanı[/TD]
        [TD]daire-i âzam: en büyük daire[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ecrâm-ı semâviye: gök cisimleri[/TD]
        [TD]ecza: cüzler, bütünü oluşturan parçalar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
        [TD]faaliyet-i daime: sürekli çalışma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hadsiz: sayısız[/TD]
        [TD]hassas: duyarlı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayret-engiz: hayret verici[/TD]
        [TD]hercümerc: karma karışık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
        [TD]hâtem-i ehadiyet: Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]insicam: düzgünlük, uyumluluk[/TD]
        [TD]intizam: düzen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi[/TD]
        [TD]ism-i Ferd: Allah’ın eşi benzerinin olmadığını, tek olduğunu ifade eden ismi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ism-i Hakem: Allah’ın haklıyı haksızı ayıran, hükmeden, her hakkı yerine getiren hüküm sahibi olduğunu bildiren ismi[/TD]
        [TD]ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini ifade eden ismi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ifade eden ismi[/TD]
        [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kehkeşan: samanyolu[/TD]
        [TD]kâinat: evren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]küllî: büyük, geniş[/TD]
        [TD]küreyvât-ı hamrâ ve beyzâ: alyuvarlar ve akyuvarlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kıyam vermek: ayakta durmasını sağlamak[/TD]
        [TD]kıyamet: bütün kâinatın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcud: varlık[/TD]
        [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcudat-ı zîhayat: canlı varlıklar[/TD]
        [TD]meyvedar: meyveli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
        [TD]muvazene: denge[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]münasip: uygun[/TD]
        [TD]mıntıka-i kübrâ: geniş ve büyük alan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
        [TD]nizam: düzen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nükte: derin ve ince anlamlı söz[/TD]
        [TD]semeredar: meyveli, verimli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sikke-i vahdet: Allah’ın birliğini gösteren damga[/TD]
        [TD]tabir: ifade[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]temâşâ etmek: bakmak, seyretmek[/TD]
        [TD]vahdet: birlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vaziyet: durum[/TD]
        [TD]vecih: şekil, yön[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zerre: atom[/TD]
        [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şulelendirmek: aydınlatmak, ışık vermek[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #801037
        Anonim

          ordusuna kadar bütün mevcudatın emr-i blank.gif1 كُنْفَيَكُونُ ’dan gelen emirlere kemâl-i musahhariyetle itaat ettiklerini gösteriyor.

          Şimdi, ism-i Adlin cilve-i âzamı arkasından, Birinci Nüktede izah edildiği gibi, ism-i Kuddûsün cilve-i âzamına bak ki, kâinatın bütün mevcudatını öyle temiz, pak, sâfi, güzel, süslü, berrak yapar gösterir ki, bütün kâinata ve bütün mevcudata Cemîl-i Mutlakın hadsiz derecede cemâl-i zâtîsine lâyık ve nihayetsiz güzel olan Esmâ-i Hüsnâsına münasip olacak güzel âyineler şeklini vermiştir.

          Elhasıl, İsm-i Âzamın bu altı ismi ve altı nuru, kâinatı ve mevcudatı ayrı ayrı güzel renklerde, çeşit çeşit nakışlarda, başka başka ziynetlerde bulunan yaldızlı perdeler içinde mevcudatı sarmıştır.

          BEŞİNCİ ŞUÂ’NIN İKİNCİ MESELESİ: Kâinata tecellî eden kayyûmiyetin cilvesi, vâhidiyet ve celâl noktasında olduğu gibi, kâinatın merkezi ve medarı ve zîşuur meyvesi olan insanda dahi, kayyûmiyetin cilvesi, ehadiyet ve cemal noktasında tezahürü var. Yani, nasıl ki kâinat sırr-ı kayyûmiyetle kaimdir; öyle de, ism-i Kayyûmun mazhar-ı ekmeli olan insan ile, bir cihette kâinat kıyam bulur. Yani, kâinatın ekser hikmetleri, maslahatları, gayeleri insana baktığı için, güya insandaki cilve-i kayyûmiyet, kâinata bir direktir.

          Evet, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, bu kâinatta insanı irade etmiş ve kâinatı onun için yaratmış denilebilir. Çünkü insan, câmiiyet-i tâmme ile bütün esmâ-i İlâhiyeyi anlar, zevk eder. Hususan rızıktaki zevk cihetiyle pek çok Esmâ-i Hüsnâyı anlar. Halbuki melâikeler onları o zevkle bilemezler.

          [NOT]
          Dipnot-1 “(Allah birşeyin olmasını murad ettiği zaman, O sadece) ‘Ol’ der, o da oluverir.” Bakara Sûresi, 2:117; Yâsin Sûresi, 36:82.
          [/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Cemîl-i Mutlak: sınırsız güzellik sahibi olan Allah[/TD]
          [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
          [TD]celâl: heybet, haşmet, görkem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemal: güzellik[/TD]
          [TD]cemâl-i zâtî: zâtında olan güzellik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
          [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cilve-i kayyûmiyet: Allah’ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının cilvesi[/TD]
          [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]câmiiyet-i tâmme: insanın İlâhî ilimlerin tecellîlerini mükemmel bir şekilde mahiyetinde toplanması[/TD]
          [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ekser: pek çok[/TD]
          [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emr-i kün feyekûn: Allah’ın birşeye “Ol” deyince onu hemen olduruveren emri[/TD]
          [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
          [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hususan: bilhassa, özellikle[/TD]
          [TD]irade etmek: dilemek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ism-i Adl: Allah’ın sonsuz adalet sahibi olduğunu bildiren ismi[/TD]
          [TD]ism-i Kayyûm: Allah’ın herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tuttuğunu ifade eden ismi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ism-i Kuddûs: Allah’ın her türlü kusur ve çirkinlikten yüce olduğunu ve her işinde sınırsız bir temizlik görüldüğünü ifade eden ismi[/TD]
          [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kaim: ayakta duran, var olan[/TD]
          [TD]kayyûmiyet: Allah’ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutması.[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kemâl-i musahhariyet: emirlere eksiksiz olarak boyun eğme[/TD]
          [TD]kâinat: evren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kıyam bulmak: ayakta kalmak, varlığı devam etmek[/TD]
          [TD]maslahat: amaç, yarar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mazhar-ı ekmel: en mükemmel şekilde bir özelliği üzerinde yansıtan[/TD]
          [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]melâike: melekler[/TD]
          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
          [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nükte: derin ve ince anlamlı söz[/TD]
          [TD]rızık: yenilip içilen şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
          [TD]sırr-ı kayyûmiyet: Allah’ın her şeyi kendi varlığıyla ayakta tutmasının sırrı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tecellî: görünüm, yansıma[/TD]
          [TD]tezahür: ortaya çıkma, görünme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziynet: süs[/TD]
          [TD]zîşuur: şuur sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #801038
          Anonim

            İşte, insanın bu ehemmiyetli câmiiyetidir ki, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insana, bütün esmâsını ihsas etmek ve bütün envâ-ı ihsânâtını tattırmak için öyle iştahlı bir mide vermiş ki, o midenin geniş sofrasını hadsiz envâ-ı mat’umatıyla kerîmâne doldurmuş.

            Hem bu maddî mide gibi hayatı da bir mide yapmış. O hayat midesine duygular, eller hükmünde gayet geniş bir sofra-i nimet açmış. O hayat ise, duyguları vasıtasıyla, o sofra-i nimetten her çeşit istifadelerle, teşekkürâtın her nev’ini yapar.

            Ve bu hayat midesinden sonra, bir insaniyet midesini vermiş ki, o mide, hayattan daha geniş bir dairede rızık ve nimet ister. Akıl ve fikir ve hayal, o midenin elleri hükmünde, semâvat ve zemin genişliğinde o sofra-i rahmetten istifade edip şükreder.

            Ve insaniyet midesinden sonra, hadsiz geniş diğer bir sofra-i nimet açmak için, İslâmiyet ve iman akidelerini, çok rızık ister bir mânevî mide hükmüne getirip, onun rızık sofrasının dairesini mümkinat dairesinin haricinde genişletip, esmâ-i İlâhiyeyi de içine alır kılmıştır ki, o mide ile ism-i Rahmânı ve ism-i Hakîmi en büyük bir zevk-i rızkî ile hisseder, “Elhamdü lillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî” der. Ve hâkezâ, bu mânevî mide-i kübrâ ile hadsiz nimet-i İlâhiyeden istifade edebilir. Ve bilhassa o midedeki muhabbet-i İlâhiye zevkinin daha başka bir dairesi var.

            İşte, Zât-ı Hayy-ı Kayyûm, insanı bütün kâinata bir merkez, bir medar yaparak, kâinat kadar geniş bir sofra-i nimet insana açtığının ve kâinatı insana musahhar ettiğinden ve kâinatın insan ile mazhar olduğu sırr-ı kayyûmiyetle bir cihette kaim olduğunun hikmeti ise, insanın mühim üç vazifesidir:

            BİRİNCİSİ: Kâinatta münteşir bütün envâ-ı nimeti insanla tanzim etmek.

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Elhamdü lillâhi alâ Rahmâniyyetihî ve alâ hakîmiyyetihî: hamd ve şükür sonsuz merhamet sahibi ve herşeyi hikmetle, bir gaye ve maksatla yaratan Allah’a aittir.[/TD]
            [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
            [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]câmiiyet: kapsamlılık[/TD]
            [TD]ehemmiyet: önem[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]envâ-ı ihsânât: ihsan çeşitleri[/TD]
            [TD]envâ-ı mat’umat: çeşit çeşit yiyecekler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]envâ-ı nimet: nimet çeşitleri[/TD]
            [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
            [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haricinde: dışında[/TD]
            [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
            [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iman akideleri: iman esasları[/TD]
            [TD]ism-i Hakîm: Allah’ın herşeyi hikmetle yaptığını bildiren ismi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ism-i Rahmân: Allah’ın sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olduğunu bildiren ismi[/TD]
            [TD]istifade: faydalanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istifade etmek: faydalanmak[/TD]
            [TD]kaim: ayakta duran, var olan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kerîmâne: çok cömert bir şekilde[/TD]
            [TD]kâinat: evren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhar olmak: elde etmek, erişmek[/TD]
            [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mide-i kübrâ: büyük ve geniş mide[/TD]
            [TD]muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]musahhar etmek: emrine vermek[/TD]
            [TD]mühim: önemli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mümkinat: olması imkan dahilinde olan şeyler[/TD]
            [TD]münteşir: yayılmış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nev’i: çeşit[/TD]
            [TD]nimet: iyilik, lütuf[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nimet-i İlâhiye: Allah’ın nimeti[/TD]
            [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yenilip içilecek şey[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]semâvat: gökler[/TD]
            [TD]sofra-i nimet: nimet sofrası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sırr-ı kayyûmiyet: Ezelî ve ebedî olan kendi varlığı ile bütün yarattıklarının da varlığını sağlama sırrı[/TD]
            [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teşekkürât: teşekkürler[/TD]
            [TD]zemin: yeryüzü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zevk-i rızkî: yiyip içme zevki[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #801026
            Anonim

              Ve insanın menfaati ipiyle tesbih taneleri gibi tanzim eder, nimetlerin iplerinin uçlarını insanın başına bağlar, rahmet hazinelerinin umum çeşitlerine insanı bir liste hükmüne getirir.

              İKİNCİ VAZİFESİ: Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hitâbâtına, insan, câmiiyeti haysiyetiyle en mükemmel muhatap olmak ve hayretkârâne san’atlarını takdir ve tahsin etmekle en yüksek sesli bir dellâl olmak ve şuurdârâne teşekkürâtın bütün envâıyla, bütün envâ-ı nimetine ve çeşit çeşit hadsiz ihsânâtına şükür ve hamd ü senâ etmektir.

              ÜÇÜNCÜ VAZİFESİ: Hayatı ile, üç cihetle Zât-ı Hayy-ı Kayyûma ve şuûnâtına ve sıfât-ı muhitasına âyinedarlık etmektir.

              Birinci vecih: İnsan, kendi acz-i mutlakıyla Hâlıkının kudret-i mutlakasını ve derecâtını ve aczin dereceleriyle kudretin mertebelerini hissetmektir. Ve fakr-ı mutlakıyla rahmetini ve rahmetinin derecelerini idrak etmek ve zaafıyla Onun kuvvetini anlamaktır. Ve hâkezâ, noksan sıfatlarıyla Hâlıkının evsâf-ı kemâline mikyasvâri âyine olmak… Gecede nurun daha ziyade parlamasına nazaran, gece zulmetinin elektrik lâmbalarını göstermeye mükemmel bir âyine olduğu gibi, insan dahi böyle nâkıs sıfatlarıyla kemâlât-ı İlâhiyeye âyinedarlık eder.

              İkinci vecih: İnsan, cüz’î iradesiyle ve azıcık ilmiyle ve küçücük kudretiyle ve zâhirî mâlikiyetiyle ve hanesini bina etmesiyle, bu kâinat ustasının mâlikiyetini ve san’atını ve iradesini ve kudretini ve ilmini, kâinatın büyüklüğü nisbetinde anlar, âyinedarlık eder.

              Üçüncü vecihteki âyinedarlığın iki yüzü var:

              Birisi: Esmâ-i İlâhiyenin ayrı ayrı nakışlarını kendinde göstermektir. Adeta insan, câmiiyetiyle kâinatın küçük bir fihristesi ve bir misal-i musağğarası hükmünde olup, umum esmânın nakışlarını gösteriyor.

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
              [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
              [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük[/TD]
              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]câmiiyet: geniş kapsamlı oluş[/TD]
              [TD]cüz’î irade: Allah tarafından insana verilen sınırlı irade[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]dellâl: ilan edici, duyurucu[/TD]
              [TD]derecât: dereceler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
              [TD]envâ-ı nimet: nimet çeşitleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
              [TD]evsâf-ı kemâl: mükemmel sıfatlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fakr-ı mutlak: sınırsız fakirlik[/TD]
              [TD]fihriste: içindekiler, içerik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
              [TD]hamd ü senâ etmek: teşekkür etmek ve övmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayretkârâne: hayret ederek[/TD]
              [TD]haysiyet: özellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hitâbât: hitâplar[/TD]
              [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]idrak etmek: anlamak, kavramak[/TD]
              [TD]ihsânât: bağışlar, iyilikler, lütuflar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]irade: dileme, tercih, seçme gücü[/TD]
              [TD]kemâlât-ı İlâhiye: Allah’a ait mükemmellikler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
              [TD]kudret-i mutlaka: Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâinat: evren[/TD]
              [TD]menfaat: fayda[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
              [TD]mikyasvâri: ölçü şeklinde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş örnek[/TD]
              [TD]muhatap: kendisine hitap edilen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mâlikiyet: sahiplik[/TD]
              [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
              [TD]nimet: iyilik, lütuf[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nisbetinde: oranında[/TD]
              [TD]nur: aydınlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
              [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sıfât-ı muhita: herşeyi kuşatan sıfatlar[/TD]
              [TD]tahsin etmek: güzel bulmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
              [TD]teşekkürât: teşekkürler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]umum: bütün[/TD]
              [TD]vecih: şekil, yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zaaf: zayıflık[/TD]
              [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zulmet: karanlık[/TD]
              [TD]zâhirî: dış görünüşte olan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyinedarlık: aynalık, ayna tutuculuk[/TD]
              [TD]şuurdârâne: bilinçli bir şekilde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şuûnât: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zât’a ait temel özellikler[/TD]
              [TD]şükür: Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #801039
              Anonim

                • İkinci yüzü: Şuûnât-ı İlâhiyeye âyinedarlık eder. Yani, kendi hayatıyla Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun hayatına işaret ettiği gibi, kendi hayatında inkişaf eden sem’ ve basar gibi duyguların vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun sem’ ve basar gibi sıfatlarına âyinedarlık eder, bildirir.
                • Hem insan, hayatında bulunan ve inkişaf etmeyen ve his ve hassasiyet suretinde galeyan eden ve kesretli bir surette olan çok ince hayatî duygular, mânâlar ve hisler vasıtasıyla, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun şuûnât-ı kudsiyesine âyinedarlık eder. Meselâ, o hassasiyet içinde, sevmek, iftihar etmek, memnun olmak, mesrur olmak, müferrah olmak gibi mânâlarla—Zât-ı Akdesin kudsiyetine ve gınâ-yı mutlakına münasip ve lâyık olmak şartıyla—o neviden olan şuûnâtına âyinedarlık eder.


                Hem insan, nasıl ki hayat-ı câmiasıyla Zât-ı Zülcelâlin sıfât ve şuûnâtına bir mikyas-ı marifettir ve cilve-i esmâsına bir fihristedir ve şuurlu bir âyinedir ve hâkezâ çok cihetlerle Zât-ı Hayy-ı Kayyûma âyinedarlık eder. Öyle de, insan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır. Meselâ, kâinatta Levh-i Mahfuzun gayet kat’î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hafızadır. Ve âlem-i misalin vücuduna kat’î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir. HAŞİYE-1 Ve kâinattaki ruhanîlerin bir delil-i vücudu

                [NOT]Haşiye-1 Evet, nasıl ki insanın anâsırları kâinatın unsurlarından; ve kemikleri taş ve kayalarından; ve saçları nebat ve eşcârından; ve bedeninde cereyan eden kan ve gözünden, kulağından, burnundan ve ağzından akan ayrı ayrı suları arzın çeşmelerinden ve madenî sularından haber veriyorlar, delâlet edip onlara işaret ediyorlar. Aynen öyle de, insanın ruhu âlem-i ervahtan; ve hafızaları Levh-i Mahfuzdan; ve kuvve-i hayaliyeleri âlem-i misalden; ve hâkezâ herbir cihazı bir âlemden haber veriyorlar ve onların vücutlarına kat’î şehadet ederler.[/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı[/TD]
                [TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
                [TD]Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]anâsır: unsurlar[/TD]
                [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]basar: görme[/TD]
                [TD]cereyan: akım[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihaz: alet[/TD]
                [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cilve-i esmâ: Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması[/TD]
                [TD]delil-i vücud: varlığının ispatı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
                [TD]eşcâr: ağaçlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fihriste: içindekiler, içerik[/TD]
                [TD]galeyan etmek: coşup taşmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]gınâ-yı mutlak: sınırsız zenginlik[/TD]
                [TD]hakaik: gerçekler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hassasiyet: duyarlı olma[/TD]
                [TD]hayat-ı câmia: çok kapsamlı olan hayat[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayatî: hayatla bağlantılı[/TD]
                [TD]haşiye: dipnot[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                [TD]iftihar etmek: övünmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak[/TD]
                [TD]kat’i: kesin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kesretli: çok sayıda[/TD]
                [TD]kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kuvve-i hafıza: hafıza duygusu, bellek[/TD]
                [TD]kuvve-i hayaliye: hayal duygusu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren[/TD]
                [TD]mesrur olmak: sevinmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mikyas: ölçek[/TD]
                [TD]mikyas-ı marifet: Allah’ı tanıma ölçüsü[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mizan: terazi[/TD]
                [TD]müferrah olmak: ferahlamak, rahatlamak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nebat: bitki[/TD]
                [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nümune: örnek[/TD]
                [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sem’: işitme[/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sıfât: sıfatlar, özellikler[/TD]
                [TD]vâhid-i kıyasî: ölçü birimi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücud: var olma[/TD]
                [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem-i ervah: ruhlar âlemi[/TD]
                [TD]âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âyinedar: bir şeyin özelliklerini yansıtan, ayna olan[/TD]
                [TD]âyinedarlık etmek: ayna olmak, yansıtmak, göstermek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şehadet eden: şahidlik eden[/TD]
                [TD]şuurlu: bilinçli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şuûnat-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’ın işleri ve icraatları[/TD]
                [TD]şuûnât: Allah’ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden özellikler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şuûnât-ı kudsiye: Allah’ın tertemiz ve noksansız olan işleri, mukaddes özellikler[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #801040
                Anonim

                  ve nümunesi, insandaki kuvvelerdir ve lâtifelerdir. Ve hâkezâ, insan, küçük bir mikyasta, kâinattaki hakaik-i imaniyeyi şuhud derecesinde gösterebilir.

                  İşte, insanın mezkûr vazifeler gibi çok mühim hizmetleri var. Cemâl-i bâkîye âyinedir. Kemâl-i sermediyeye dellâl-ı muzhirdir. Ve rahmet-i ebediyeye muhtac-ı müteşekkirdir. Madem cemal, kemal, rahmet bâkidirler ve sermedîdirler; elbette o cemâl-i bâkînin âyine-i müştâkı ve o kemâl-i sermedînin dellâl-ı âşıkı ve o rahmet-i ebediyenin muhtac-ı müteşekkiri olan insan, bâki kalmak için bir dâr-ı bekàya girecek ve o bâkilere refakat için ebede gidecek ve o ebedî cemal ve o sermedî kemal ve daimî rahmete, ebedü’l-âbâdda refakat etmek gerektir, lâzımdır. Çünkü ebedî bir cemal, fâni bir müştâka ve zâil bir dosta razı olmaz. Çünkü cemal, kendini sevdiği için, sevmesine mukabil muhabbet ister. Zeval ve fenâ ise, o muhabbeti adâvete kalb eder, çevirir. Eğer insan ebede gidip bâki kalmazsa, fıtratındaki cemâl-i sermediyeye karşı olan esaslı muhabbet yerine adâvet bulunacaktır. Onuncu Sözün haşiyesinde beyan edildiği gibi, bir zaman bir dünya güzeli, bir âşıkını huzurundan çıkarıyor. O adamdaki aşk, birden adâvete dönüyor ve diyor ki: “Tuh, ne kadar çirkindir!” diyerek, kendine teselli vermek için cemâlinden küsüyor, cemâlini inkâr ediyor.

                  Evet, insan bilmediği şeye düşman olduğu gibi, eli yetişmediği veyahut tutamadığı şeylerin adâvetkârâne kusurlarını arar, adeta düşmanlık etmek ister. Madem bütün kâinatın şehadetiyle Mahbub-u Hakikî ve Cemîl-i Mutlak, bütün güzel Esmâ-i Hüsnâsıyla kendini insana sevdiriyor ve insanların kendini sevmelerini istiyor; elbette ve herhalde, kendisinin hem mahbubu, hem habibi olan insana fıtrî bir adâveti verip derinden derine kendinden küstürmeyecek. Ve fıtraten en ziyade sevimli ve muhabbetli ve perestiş için yarattığı en müstesnâ mahlûku olan insanın fıtratına bütün bütün zıt olarak bir gizli adâveti,

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Cemîl-i Mutlak: sonsuz güzellik sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Mahbub-u Hakikî: gerçek sevgili, Allah[/TD]
                  [TD]adâvet: düşmanlık, kin[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]adâvetkârâne: düşmancasına[/TD]
                  [TD]beyan etmek: açıklamak, anlatmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz[/TD]
                  [TD]cemal: güzellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cemâl-i bâkî: kalıcı ve devamlı güzellik[/TD]
                  [TD]cemâl-i sermedî: sürekli devam eden güzellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                  [TD]delil-i vücud: varlığı gösteren delil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dellâl-ı muzhir: gizli güzellikleri ortaya çıkararak ilân eden[/TD]
                  [TD]dellâl-ı âşık: ilân edici âşık, hem âşık olan, hem aşkını ilân eden[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]dâr-ı bekà: sonsuzluk âlemi, âhiret[/TD]
                  [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                  [TD]ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esaslı: köklü[/TD]
                  [TD]fenâ: gelip geçicilik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
                  [TD]fıtrat: yaratılış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fıtraten: yaratılış açısından[/TD]
                  [TD]fıtrî: doğal, yaratılıştan gelen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]habib: sevgili[/TD]
                  [TD]hakaik-i imaniye: iman hakikatleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haşiye: dipnot[/TD]
                  [TD]huzur: yakınında olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                  [TD]inkâr etmek: kabul etmemek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemal: olgunluk, mükemmellik[/TD]
                  [TD]kemâl-i sermedi: sürekli devam eden mükemmellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kusur: eksiklik, hatâ[/TD]
                  [TD]kâinat: evren[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lâtife: ince duygu[/TD]
                  [TD]mahbub: sevgili[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahlûk: varlık[/TD]
                  [TD]mezkûr: adı geçen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mikyas: ölçek[/TD]
                  [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhtac-ı müteşekkir: kendisine verilen nimetlere şükreden, pek çok şeye muhtaç olan[/TD]
                  [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müstesnâ: seçkin, benzeri olmayan[/TD]
                  [TD]müştâk: düşkün, âşık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nümune: örnek[/TD]
                  [TD]perestiş: aşırı derece sevme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                  [TD]rahmet-i ebediye: Allah’ın sonsuz şefkati[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]refakat: arkadaşlık[/TD]
                  [TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teselli vermek: avutmak, acısını dindirmek[/TD]
                  [TD]zeval: yok olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
                  [TD]zâil: geçip gidici, yok olucu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âyine-i müştâk: istekli, iştiyaklı ayna[/TD]
                  [TD]şehadet: şahidlik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şuhud: görme, şahid olma[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #801041
                  Anonim

                    insanın ruhuna vermeyecek. Çünkü insan, sevdiği ve kıymetini takdir ettiği bir cemâl-i mutlaktan ebedî ayrılmaktan gelen derin yarasını, ancak ona adâvetle, ondan küsmekle ve onu inkâr etmekle tedavi edebilir. İşte, kâfirlerin Allah’ın düşmanı olması bu noktadan ileri geliyor. Öyleyse, herhalde o cemâl-i ezelî, kendisinin âyine-i müştâkı olan insan ile ebedü’l-âbâd yolunda seyahatinde beraber bulunmak için, alâ külli hal, bir dâr-ı bekàda bir hayat-ı bâkiyeye insanı mazhar edecek.

                    Evet, madem insan fıtraten bir cemâl-i bâkîye müştak ve muhib bir surette halk edilmiştir. Ve madem bâkî bir cemal, zâil bir müştâka razı olamaz. Ve madem insan bilmediği veya yetişemediği veya tutamadığı bir maksuddan gelen hüzün ve elemden teselli bulmak için, o maksudun kusurunu bulmakla, belki gizli adâvet etmekle kendini teskin eder. Ve madem bu kâinat insan için halk edilmiş ve insan ise marifet ve muhabbet-i İlâhiye için yaratılmış. Ve madem bu kâinatın Hâlıkı, esmâsıyla sermedîdir. Ve madem esmâlarının cilveleri daim ve bâkî ve ebedî olacaktır. Elbette ve herhalde insan bir dâr-ı bekàya gidecek ve bir hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaktır. Ve insanın kıymetini ve vazifelerini ve kemâlâtını bildiren, rehber-i âzam ve insan-ı ekmel olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, insana dair beyan ettiğimiz bütün kemâlâtı ve vazifeleri en ekmel bir surette kendinde ve dininde göstermesiyle gösteriyor ki: Nasıl kâinat insan için yaratılmış ve kâinattan maksud ve müntehap insandır. Öyle de, insandan dahi en büyük maksud ve en kıymettar müntehap ve en parlak âyine-i Ehad ve Samed, elbette Ahmed-i Muhammeddir.

                    عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بِعَدَدِ حَسَنَاتِ اُمَّتِهِ يَاۤ اَللهُ يَا رَحْمٰنُ يَا رَحِيمُ،

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Ahmed-i Muhammed: tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş olan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                    [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
                    [TD]Muhammed-i Arabî: Arapların içinden çıkan peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]adâvet: düşmanlık, kin[/TD]
                    [TD]alâ külli hal: her durumda[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
                    [TD]bâkî: kalıcı, sürekli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                    [TD]cemâl-i bâkî: sonsuz ve devamlı güzellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cemâl-i ezelî: başlangıcı ve sonu olmayan güzellik[/TD]
                    [TD]cemâl-i mutlak: sonsuz güzellik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                    [TD]daim: devamlı, sürekli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dair: ilgili[/TD]
                    [TD]dâr-ı bekà: sonsuzluk âlemi, âhiret[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                    [TD]ebedü’l-âbâd: sonsuzların sonsuzu, âhiret hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ekmel: en mükemmel[/TD]
                    [TD]elem: acı, keder[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                    [TD]fıtraten: yaratılış açısından[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                    [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hüzün: üzüntü[/TD]
                    [TD]inkâr etmek: inanmamak, reddetmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]insan-ı ekmel: en mükemmel insan[/TD]
                    [TD]kemâlât: faziletler, iyilikler, üstün özellikler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kusur: eksiksiz, hatâ[/TD]
                    [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin olan birşeyi inkâr eden kimse[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kâinat: evren[/TD]
                    [TD]kıymettar: değerli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maksud: kast edilen, hedef alınan şey[/TD]
                    [TD]marifet: Allah’ı tanıma ve bilme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mazhar etmek: eriştirme, elde etme[/TD]
                    [TD]muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhib: seven[/TD]
                    [TD]müntehap: seçilmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müştak: âşık, düşkün[/TD]
                    [TD]rehber-i âzam: en büyük rehber[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sermedî: devamlı, sürekli[/TD]
                    [TD]seyahat: yolculuk[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [TD]takdir etmek: değer vermek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]teskin etmek: sakinleştirmek, rahatlatmak[/TD]
                    [TD]zâil: geçip gidici, yok olucu[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âyine-i Ehad ve Samed: tek ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’a ayna olan[/TD]
                    [TD]âyine-i müştak: Allah’ın güzel isimlerini bir ayna gibi üzerinde yansıtan ve Onun sonsuz güzelliğine düşkün olan insan[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #801042
                    Anonim

                      يَافَرْدٌ يَاحَىٌّ يَاقَيُّومٌ يَاحَكَمٌ يَاعَدْلٌ يَاقُدُّوسٌ، نَسْئَلُكَ بِحَقِّ فُرْقَانِكَ الْحَكِيمِ، وَبِحُرْمَةِ حَبِيبِكَ اْلاَكْرَمِ، وَبِحَقِّ اَسْمَاۤئِكَ الْحُسْنٰى، وَبِحُرْمَةِ اِسْمِكَ اْلاَعْظَمِ، اَنْ تَحْفَظَنَا مِنْ شَرِّ النَّفْسِ وَالشَّيْطَانِ وَمِنْ شَرِّ الْجِنِّ وَاْلاِنْسَانِ؛ اٰمِينَ. blank.gif1


                      سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif2

                      endOfSection.gifendOfSection.gif



                      [NOT]Dipnot-1 Ümmetinin hasenatı adedince ona ve âline salât ve selâm olsun. Ya Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm, yâ Ferd, yâ Hayy, yâ Kayyûm, yâ Hakem, yâ Adl, yâ Kuddûs! Furkan-ı Hakîminin hakkı için ve Habib-i Ekreminin hürmetine, Esmâ-i Hüsnânın hakkı için ve İsm-i Âzamın hürmetine Senden niyaz edip istiyoruz: Bizi nefsin ve şeytanın ve cin ve insanın şerrinden muhafaza buyur. Âmin.
                      Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.

                      [/NOT]

                    9 yazı görüntüleniyor - 76 ile 84 arası (toplam 84)
                    • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.