• Bu konu 82 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 84)
  • Yazar
    Yazılar
  • #800514
    Anonim

      tâ ki, birbirine baş başa verip muallâkta durabilsinler. O halde, o ustanın kolayca gördüğü işini görmek için, yüz usta kadar, yüz derece işinden daha ziyade işler görülecek, sonra o vaziyetler alınacak.

      Üçüncü temsil: Meselâ küre-i arz, Zât-ı Ferd-i Vâhidin bir memuru, bir neferi olduğundan, yalnız o birtek nefer, o tek Zâtın tek emrini dinlediği için, mevsimlerin husulü ve gece ve gündüz vakitlerinin vücudu ve semâvattaki ulvî ve haşmetli harekâtın zuhuru ve sinemavâri semâvî levhaların tebdili gibi neticeleri istihsal için, arz gibi birtek nefer, birtek Zâtın birtek emrini almakla, o vazifenin neş’esinden gelen bir cezbe ile, meczup Mevlevî gibi iki hareketiyle semâa kalkar, bütün o muhteşem neticelerin husulüne ve zuhuruna vesile olur. Güya o tek nefer, kâinat yüzündeki muhteşem manevraya bir kumandanlık eder.

      Eğer hâkimiyet-i ulûhiyeti ve saltanat-ı rububiyeti umum kâinatı ihata eden ve hüküm ve emri umum mevcudata geçen bir Zât-ı Ferde verilmezse, o halde o neticeleri, o semâvî manevrayı ve arzî mevsimleri tahsil etmek için, küre-i arzdan bin defa büyük milyonlarla yıldızlar ve küreler, milyonlar sene uzun bir mesafeyi her yirmi dört saatte, herbir senede gezmekle o neticeler gösterilebilir.

      İşte, küre-i arz gibi birtek memur, meczup bir Mevlevî gibi mihveri ve medârı üstünde iki hareketle hâsıl olan o haşmetli neticelerin husulü ise, vahdette ne derece hadsiz suhulet olduğuna bir misal olması gibi, aynı neticeleri kazanmak için milyonlar defa o hareketten daha müşkül ve hadsiz uzun yollarla o neticeleri kazanmak ne derece müşkülâtlı, belki muhal olduğuna, şirk ve küfrün yolunda ne derece muhaller, bâtıl şeyler bulunduğuna misaldir.

      Esbaba tapanların ve tabiatperestlerin cehaletlerine bu misalle bak. Meselâ, “Bir zât, harika bir fabrikanın veya acip bir saatin veya muhteşem bir sarayın veya mükemmel bir kitabın gayet muntazam bir surette eczalarını, çarklarını

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse[/TD]
      [TD]Zât-ı Ferd: tek ve benzersiz olan Zât, Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Zât-ı Ferd-i Vâhid: bir ve tek olan, eşi ve benzeri olmayan Zât, Allah[/TD]
      [TD]acip: hayret verici[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]arz: dünya[/TD]
      [TD]arzî: dünyaya ait[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bâtıl: hak olmayan[/TD]
      [TD]cehalet: cahillik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cezbe: kendinden geçme[/TD]
      [TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]esbab: sebepler[/TD]
      [TD]hadsiz: sonsuz, sınırsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]harekât: hareketler[/TD]
      [TD]haşmetli: büyük, görkemli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]husul: meydana gelme[/TD]
      [TD]hâkimiyet-i ulûhiyet: İlâhî egemenlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâsıl olan: meydana gelen[/TD]
      [TD]hüküm: emir, hakimiyet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ihata etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
      [TD]istihsal: üretme, ortaya çıkarma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
      [TD]küfür: Allah’ı inkâr etme, inançsızlık, dinsizlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
      [TD]levha: tablo[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]manevra: eğitim, tatbikat[/TD]
      [TD]meczup: cezbeye kapılmış, kendinden geçmiş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medâr: eksen[/TD]
      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mihver: eksen, yörünge[/TD]
      [TD]misal: örnek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muallâkta: boşlukta, havada[/TD]
      [TD]muhal: imkânsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muntazam: düzenli[/TD]
      [TD]müşkül: zor[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müşkülâtlı: zor, güç[/TD]
      [TD]nefer: asker[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]netice: sonuç[/TD]
      [TD]saltanat-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semâa kalkmak: Mevlevîlerin kollarını iki tarafa açıp kendi etraflarında dönmeleri[/TD]
      [TD]semâvât: gökler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semâvî: Allah tarafından olan[/TD]
      [TD]sinemavâri: sinema filmi gibi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
      [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabiatperest: herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğini iddia eden[/TD]
      [TD]tahsil etmek: elde etmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tebdil: değişim[/TD]
      [TD]temsil: analoji, kıyaslama tarzında benzetme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
      [TD]umum: bütün[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vahdet: birlik[/TD]
      [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vesile olmak: aracı olmak[/TD]
      [TD]vücud: var oluş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
      [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #800515
      Anonim

        fevkalâde san’atıyla hazır ettikten sonra, kendisi kolayca o eczaları terkip edip işletmeyerek, belki çok uzun masraflarla o eczaları kendi kendine işlemek ve usta yerine fabrikayı, sarayı, saati yapmak, kitabı yazmak için herbir cüz’ü, herbir çarkı, hattâ kâğıdı, kalemi birer harika makine hükmüne getiriyor ve teşhirini çok istediği bütün hünerlerini, kemâlâtını izhara vesile olan o üstadlığını ve san’atını onlara havale ediyor” diye zannetmek, ne derece akıldan uzak ve cehalet olduğunu anlarsın. Aynen öyle de, esbaba ve tabiatlara icad isnad edenler, muzaaf bir cehalete düşerler. Çünkü tabiatların ve sebeplerin üstünde dahi gayet muntazam bir eser-i san’at var; onlar da sair mahlûkat gibi masnudurlar. Onları öyle yapan Zât, onların neticelerini dahi yapar, beraber gösteriyor. Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar. Ve ağacı yapan, onun üstünde meyveleri dahi o icad eder. Yoksa, ayrı ayrı tabiatların, sebeplerin vücuda gelmeleri için, yine muntazam başka tabiatları, sebepleri isteyecekler. Ve hâkezâ, git gide, nihayetsiz, mânâsız, imkânsız bir silsile-i mevhûmâtı mevcut kabul etmek lâzım gelir. Bu ise, cehaletlerin en antikasıdır.

        BEŞİNCİ İŞARET

        Çok yerlerde kat’î delillerle ispat etmişiz ki, hâkimiyetin en esaslı hassası istiklâldir, infiraddır. Hattâ hâkimiyetin zayıf bir gölgesi, âciz insanlarda dahi, istiklâliyetini muhafaza etmek için, gayrın müdahalesini şiddetle reddeder ve kendi vazifesine başkasının karışmasına müsaade etmez. Çok padişahlar, bu redd-i müdahale haysiyetiyle mâsum evlâtlarını ve sevdiği kardeşlerini merhametsizce kesmişler. Demek, hakikî hâkimiyetin en esaslı hassası ve infikâk kabul etmez bir lâzımı ve daimî bir muktezası istiklâldir, infiraddır, gayrın müdahalesini reddir.

        İşte bu çok esaslı hassa içindir ki, rububiyet-i mutlaka derecesindeki hâkimiyet-i İlâhiye, gayet şiddetle şirki ve iştiraki ve müdahale-i gayrı reddettiğinden, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan dahi gayet hararetle ve şiddetle ve pek çok tekrarla tevhidi gösterip şirki, iştiraki azîm tehditlerle reddediyor.[TABLE]

        [TR]
        [TD]

        Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân [/TD]
        [TD]

        azîm: büyük
        [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cehalet: cahillik[/TD]
        [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]daimî: sürekli[/TD]
        [TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esaslı: sarsılmaz, köklü[/TD]
        [TD]esbab: sebepler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]eser-i san’at: san’at eseri[/TD]
        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gayr: başka[/TD]
        [TD]hakikî: gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hararetle: çok yoğun bir şekilde[/TD]
        [TD]hassa: temel özellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haysiyet: özellik[/TD]
        [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükmü ve idaresi altına alma[/TD]
        [TD]hâkimiyet-i İlâhiye: İlâhî hâkimiyet, egemenlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icad: var etme[/TD]
        [TD]infikâk: ayrılma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]infirad: tek başına olma[/TD]
        [TD]isnad eden: dayandıran[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istiklâl: bağımsızlık[/TD]
        [TD]istiklâliyet: bağımsızlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izhar: gösterme, ortaya çıkarma[/TD]
        [TD]iştirak: ortaklık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kat’î: kesin[/TD]
        [TD]kemâlât: mükemmel özellikler, kusursuzluklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
        [TD]masnu: san’atlı yapılmış eser[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcut: var[/TD]
        [TD]muhafaza etmek: korumak, saklamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
        [TD]muntazam: düzenli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muzaaf: kat kat, katmerli[/TD]
        [TD]mâsum: günahsız, temiz, saf[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müdahale-i gayr: başkasının karışması[/TD]
        [TD]müsaade etme: izin verme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]netice: son, sonuç[/TD]
        [TD]nihayetsiz: sınırsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]redd-i müdahale: başkasının müdahalesini kabul etmeme[/TD]
        [TD]rububiyet-i mutlaka: Allah’ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sair: başka, diğer[/TD]
        [TD]silsile-i mevhûmât: kuruntular zinciri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tabiat: canlı cansız bütün varlıklar, doğa[/TD]
        [TD]terkip etmek: düzenlemek, bir araya getirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tevhid: Allah’ın birliği[/TD]
        [TD]teşhir: sergi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vesile: aracı, vasıta[/TD]
        [TD]vücuda gelmek: meydana gelmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âciz: güçsüz[/TD]
        [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #800516
        Anonim

          İşte, rububiyetteki hâkimiyet-i İlâhiye, tevhid ve vahdeti kat’î bir surette iktiza ettiği ve gayet kuvvetli bir dâîyi ve gayet şiddetli bir muktazîyi gösterdiği gibi, kâinat yüzündeki nihayet derecede mükemmel ve mecmu-u kâinattan, yıldızlardan tut, tâ nebâtat, hayvânat, maâdin, tâ cüz’iyat ve efrada ve zerrelere kadar görünen intizam-ı ekmel ve insicam-ı ecmel, o ferdiyete, o vahdete hiçbir cihetle şüphe getirmez bir şahid-i âdil, bir burhan-ı bâhirdir. Çünkü gayrın müdahalesi olsa, bu gayet hassas nizam ve intizam ve muvazene-i kâinat elbette bozulacaktı ve intizamsızlık eseri görünecekti.

          blank.gif1 لَوْ كَانَ فِيهِمَاۤ اٰلِهَةٌ اِلاَّ اللهُ لَفَسَدَتَا âyetinin sırrıyla, bu harika, mükemmel nizam-ı kâinat karışacaktı ve fesada girecekti. Halbuki,
          blank.gif2 فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرٰى مِنْ فُطُورٍ âyetiyle, zerrattan tâ seyyârâta, ferşten tâ Arşa kadar hiçbir cihetle kusur ve noksan ve müşevveşiyet eseri görülmediğinden, gayet parlak bir surette, bu nizam-ı kâinat ve şu intizam-ı mahlûkat ve şu muvazene-i mevcudat, ism-i Ferdin cilve-i âzamını gösterip vahdete şehadet eder.

          Hem cilve-i ehadiyet sırrıyla, en küçük bir zîhayat mahlûk, kâinatın bir misal‑i musağğarası ve küçük bir fihristesi hükmünde olduğundan, o tek zîhayata sahip çıkan, bütün kâinatı kabza-i tasarrufunda tutan Zât olabilir. Ve bir çekirdek, hilkatçe bir ağaçtan geri olmadığı ve bir ağaç küçük bir kâinat hükmünde olduğu, herbir zîhayat dahi küçük bir kâinat ve küçük bir âlem hükmünde olduğundan, bu sırr-ı ehadiyet cilvesi, şirk ve iştiraki muhal derecesine getiriyor.

          [NOT]Dipnot-1 “Eğer göklerde ve yerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de harap olup giderdi.” Enbiyâ Sûresi, 21:22.
          Dipnot-2 “Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun?” Mülk Sûresi, 67:3.
          [/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]burhan-ı bâhir: çok açık ve sarsılmaz delil[/TD]
          [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
          [TD]cilve-i ehadiyet: Allah’ın birliğinin her birşeyde görünmesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
          [TD]cüz’iyat: küçük ve ferdî şeyler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dâî: gerektiren sebep[/TD]
          [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ferdiyet: tek ve benzersiz oluş[/TD]
          [TD]ferşten Arşa: yeryüzünden göğün en yüksek tabakasına[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fesad: bozulma[/TD]
          [TD]fihriste: ana özelliklerin sıralandığı liste[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayr: başka[/TD]
          [TD]hassas: duyarlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayvânat: hayvanlar[/TD]
          [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâkimiyet-i İlâhiye: İlâhî hâkimiyet, egemenlik[/TD]
          [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]insicam-ı ecmel: çok güzel düzgünlük, uyumluluk[/TD]
          [TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]intizam-ı ekmel: çok mükemmel düzen[/TD]
          [TD]intizam-ı mahlûkat: varlıklardaki disiplin, düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ism-i Ferd: Allah’ın tek, eşi ve benzeri bulunmayan ve birliğinin herbir varlıkta görüldüğünü ifade eden ismi[/TD]
          [TD]iştirak: ortaklık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kabza-i tasarruf: hüküm ve idare eden el[/TD]
          [TD]kat’î: kesin[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren[/TD]
          [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maâdin: mâdenler[/TD]
          [TD]mecmu-u kâinat: bütün evren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misal-i musağğar: küçültülmüş örnek[/TD]
          [TD]muhal: imkânsız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muktazî: gerekçe, gerektirici sebep[/TD]
          [TD]muvazene-i kâinat: kâinattaki denge ve ölçü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muvazene-i mevcudat: kâinattaki varlıkların ölçü ve denge içinde olması[/TD]
          [TD]müşevveşiyet: karışıklık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nebâtat: bitkiler[/TD]
          [TD]nihayet: son[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nizam: düzen[/TD]
          [TD]nizam-ı kâinat: kâinattaki düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
          [TD]seyyârât: gezegenler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
          [TD]sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevhid: Allah’ın bir oluşu[/TD]
          [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
          [TD]zîhayat: canlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
          [TD]âyet: Kur’an’da yer alan her bir cümle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şahid-i âdil: adaletli ve sadece doğruları söyleyen şahit[/TD]
          [TD]şehadet etmek: şahitlik etmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #800517
          Anonim

            Bu kâinat, o sırla, değil yalnız tecezzî kabul etmez bir külldür; belki mahiyetçe, inkısam ve iştiraki ve tecezzîsi imkânsız ve müteaddit elleri kabul etmez bir küllî hükmüne geçtiğinden, ondaki her cüz, bir cüz’î ve bir ferdi hükmünde ve o küll dahi bir küllî hükmünde olduğundan, hiçbir cihetle iştirakin imkânı olmuyor. Bu ism-i Ferdin cilve-i âzamı, hakikat-i tevhidi, bu sırr-ı ehadiyetle bedâhet derecesinde ispat ediyor.

            Evet, kâinatın envâları birbiri içine girift olması ve kenetleşmesi ve herbirinin vazifesi umuma baktığı cihetle, kâinatı, rububiyet ve icad noktasında tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirdiği misilli, kâinatta faaliyet gösteren ef’âl-i umumiye-i muhîta dahi, birbirinin içinde tedahül cihetiyle, yani, meselâ hayat vermek fiili içinde, aynı anda iaşe ve terzik fiili görünüyor. Ve o iaşe, ihyâ fiilleri içinde, aynı zamanda o zîhayatın cesedini tanzim, teçhiz fiilleri müşahede olunuyor. Ve o iaşe, ihyâ, tanzim, teçhiz fiilleri içinde, aynı vakitte tasvir, terbiye ve tedbir fiilleri nazara çarpıyor. Ve hâkezâ, böyle muhit ve umumî ef’âlin birbiri içine tedahülü ve girift olması ve ziyadaki yedi renk gibi imtizaç, belki ittihad etmesi haysiyetiyle ve o ef’âlin herbiri mahiyetçe bir birlik ve vahdet içinde ekser mevcudata ihatası ve şümulü ve vahdânî birer fiil olduğundan, herhalde fâilinin birtek Zât olması ve herbiri umum kâinatı istilâ etmesi ve sair ef’âl ile muavenettârâne birleşmesi itibarıyla, kâinatı tecezzî kabul etmez bir küll hükmüne getirdiği gibi; zîhayat mahlûkların herbirisi, kâinatın bir çekirdeği, bir fihristesi, bir nümunesi hükmünde olduğundan, kâinatı rububiyet noktasında tecezzî ve inkısamı imkân haricinde bir küllî hükmüne getirmiştir.

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]bedâhet: çok açık bir şekilde görünme[/TD]
            [TD]cesed: beden[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet: yön, şekil[/TD]
            [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz: kısım, parça[/TD]
            [TD]cüz’î: ferd[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
            [TD]ef’âl-i umumiye-i muhîta: herşeyi kuşatan genel fiiller, işler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ekser: pek çok[/TD]
            [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ferd: birey[/TD]
            [TD]fihriste: içindekiler, içerik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]fâil: işi yapan[/TD]
            [TD]girift: karmaşık, iç içe[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat-i tevhid: Allah’ın bir ve tek olduğu ve ondan başka ilâh olmadığı gerçeği[/TD]
            [TD]haysiyet: özellik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
            [TD]iaşe: besleme, yedirip içirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icad: yaratma, var etme[/TD]
            [TD]ihata: içine alma, kuşatma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihyâ: hayat verme[/TD]
            [TD]imkân: olabilirlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]imtizaç: birbiriyle karışma, kaynaşma[/TD]
            [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ism-i Ferd: Allah’ın ferdlerden kâinata kadar bütün varlıkları birlik içinde tutmayı ifade eden ismi[/TD]
            [TD]istilâ etmek: kaplamak, yayılmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itibarıyla: bakımından[/TD]
            [TD]ittihad etmek: birleşmek, birlikte hareket etmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]iştirak: ortak olma, katılma[/TD]
            [TD]kâinat: evren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]küll: bütün[/TD]
            [TD]küllî: tür, kapsamlı varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahiyet: bir şeyin neden ibaret olduğu, temel yapı[/TD]
            [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
            [TD]misilli: benzeri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muavenettârâne: yardım ederek[/TD]
            [TD]muhit: herşeyi içine alan, kuşatan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
            [TD]müşahede olunmak: gözlemlenmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nazara çarpmak: göze takılmak[/TD]
            [TD]nümune: örnek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
            [TD]sair: başka, diğer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sırr-ı ehadiyet: Allah’ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı[/TD]
            [TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasvir: şekil ve görünüm verme[/TD]
            [TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tedahül: iç içe olma[/TD]
            [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]terbiye: belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma[/TD]
            [TD]terzik: rızık verme, besleme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teçhiz: donatma[/TD]
            [TD]umum: bütün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]umumî: genel[/TD]
            [TD]vahdet: birlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdânî: bir tek elden çıkan, bir tek zâtı gösteren[/TD]
            [TD]ziya: ışık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zîhayat: canlı[/TD]
            [TD]şümul: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #800518
            Anonim

              Demek kâinat öyle bir külldür ki, bir cüz’e rab olmak, umum o külle rab olmakla olur. Ve öyle bir küllîdir ki, herbir cüz, bir ferd hükmüne geçip, birtek ferde rububiyetini dinlettirmek, umum o küllîyi musahhar etmekle olabilir.

              ALTINCI İŞARET

              Ferdiyet-i Rabbâniye ve vahdet-i İlâhiye, bütün kemâlâtın HAŞİYE-1 medarı, esası olduğu ve kâinatın hilkatindeki hikmetlerin ve maksatların menşei ve madeni olduğu gibi, zîşuur ve zîaklın, hususan insanın metalibinin ve arzularının husul bulmasının menbaı ve çare-i yegânesidir. Eğer ferdiyet olmazsa, beşerin bütün metalip ve arzuları sönecek. Hem hilkat-i kâinatın neticeleri hiçe inecek, hem mevcut ve muhakkak olan ekser kemâlâtın in’idâmına vesile olacak.

              Meselâ, insanda en şedit ve sarsılmaz ve aşk derecesinde bir arzu-yu bekà var. Ve o matlabı vermek için, bütün kâinatı sırr-ı ferdiyetle kabzasında tutan ve bir menzili kapayıp öbür menzili açmak gibi kolay bir surette dünyayı kapayıp âhireti açabilir bir Zât, o arzu-yu bekàyı yerine getirebilir. Ve bu arzu gibi, ebede uzanmış ve kâinatın etrafına yayılmış, beşerin binler arzuları, sırr-ı ferdiyete ve hakikat-i tevhide bağlıdırlar. Eğer o ferdiyet olmazsa, onlar olmaz, akîm kalırlar.

              [NOT]Haşiye-1 Hattâ hadsiz kemal ve cemâl-i İlâhînin tahakkukuna en zâhir burhan ve en kuvvetli bir delil, vahdettir. Çünkü, kâinatın Sânii, Vâhid-i Ehad bilinse, bütün kâinattaki kemâlât ve cemaller, o Sâni-i Vâhidde bulunan kudsî kemâlâtın ve cemallerin gölgeleri ve cilveleri ve işaretleri ve tereşşuhatları olduğu bilinecek. Yoksa, kâinatın kemâlâtı ve cemalleri, mahlûkata ve şuursuz bir kısım esbaba ait kalacaktı. O vakit, akl-ı beşer nazarında, kemâlât-ı İlâhiyenin hazine-i sermediyesi anahtarsız, meçhul kalırdı.[/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Ferdiyet-i Rabbaniye: Rab olan Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
              [TD]Sâni-i Vâhid: tek olan ve herşeyi san’atlı yapan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Sâni’: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
              [TD]Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]akl-ı beşer: insan aklı[/TD]
              [TD]akîm: neticesiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]arzu-yu bekà: sonsuz yaşama isteği[/TD]
              [TD]beşer: insan, insanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]burhan: güçlü ve sağlam delil[/TD]
              [TD]cemâl: güzellik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
              [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
              [TD]ekser: çoğunluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esas: temel[/TD]
              [TD]esbab: sebepler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ferd: birey[/TD]
              [TD]ferdiyet: teklik, birlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hadsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
              [TD]hakikat-i tevhid: Allah’ın bir ve tek olduğu ve ondan başka ilâh olmadığı gerçeği[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hazine-i sermediye: bitmek tükenmek bilmeyen hazine[/TD]
              [TD]haşiye: dipnot[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hikmet: gaye, amaç[/TD]
              [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hilkat-i kâinat: evrenin yaratılışı[/TD]
              [TD]husul: meydana gelme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hususan: özellikle[/TD]
              [TD]in’idâm: yok olma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kabza: el, tutam[/TD]
              [TD]kemâl ve cemâl-i İlâhî: Allah’ın mükemmellik, kusursuzluk ve güzelliği[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler[/TD]
              [TD]kemâlât-ı İlâhiye: Allah’a ait mükemmel özellikler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak[/TD]
              [TD]kâinat: evren[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]küll: bütün[/TD]
              [TD]küllî: tür, geniş, kapsamlı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahlûkat: yaratıklar[/TD]
              [TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]matlab: istek[/TD]
              [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menba: kaynak[/TD]
              [TD]menzil: yer, mekân[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]menşe: kaynak[/TD]
              [TD]metalip: istekler, arzular, talep edilen şeyler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcut: var[/TD]
              [TD]meçhul kalmak: bilinmez olmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muhakkak: gerçekliği kesin olarak bilinen[/TD]
              [TD]musahhar etmek: boyun eğdirmek, emri altına almak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
              [TD]netice: sonuç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rab: ilâh, yaratıcı[/TD]
              [TD]rububiyet: her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
              [TD]sırr-ı ferdiyet: bütün varlıkları yaratanın tek olması sırrı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tahakkuk: gerçekleşme[/TD]
              [TD]tereşşuhat: sızıntılar, izler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]umum: bütün[/TD]
              [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vahdet-i İlâhiye: Allah’ın birliği[/TD]
              [TD]vesile: aracı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zahir: açık, âşikâr[/TD]
              [TD]zîakıl: akıl sahibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli[/TD]
              [TD]âhiret âlemi: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]çare-i yegâne: tek çare[/TD]
              [TD]şedit: şiddetli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şuursuz: bilinçsiz[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #800519
              Anonim

                Ve vahdetle bütün kâinata birden tasarruf eden bir Zât-ı Ferd olmazsa, o matlaplar yerine gelmez. Farazâ gelse de çok nâkıs olur.

                İşte bu sırr-ı azîm içindir ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, tevhid ve ferdiyeti pek çok tekrarla, kuvvetli bir hararetle, yüksek bir halâvetle ders verdiği gibi, bütün enbiya ve asfiya ve evliya, en büyük zevklerini ve saadetlerini, kelime-i tevhid olan Lâ ilâhe illâ Hû’da buluyorlar.

                YEDİNCİ İŞARET

                İşte bu tevhid-i hakikîyi bütün meratibiyle en mükemmel bir surette ders veren, ispat eden, ilân eden Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın risaleti, elbette o tevhidin kat’iyeti derecesinde sabit olmak lâzım gelir. Çünkü, madem daire-i vücudun en büyük hakikati olan tevhidi bütün hakaikiyle o zât ders veriyor; elbette tevhidi ispat eden bütün burhanlar, dolayısıyla, onun risaletini ve vazifesinin hakkaniyetini ve dâvâsının doğruluğunu dahi kat’î ispat eder denilebilir. Evet, böyle binler hakaik-i âliyeyi cem eden ferdiyet ve vahdâniyeti hakkıyla keşfedip ders veren bir risalet, gayet kat’î bir surette o tevhid, o ferdiyetin muktezasıdır ve lâzımıdır. Onlar, onu herhalde isterler.

                İşte o vazifeyi tam tamına yerine getiren zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın şahsiyet-i mâneviyesinin derece-i ehemmiyetine ve ulviyetine ve bu kâinatın bir güneşi olduğuna şehadet eden pek çok delillerden, sebeplerden üç tanesini nümune olarak beyan ediyoruz.

                BİRİNCİSİ: Umum ümmet, umum asırlarda işledikleri umum hasenâtın bir misli, es-sebebü ke’l-fâil sırrınca, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın sahife-i hasenâtına geçtiği gibi; umum ümmet, her günde ettikleri salâvat duasının

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) zâtı, kendisi[/TD]
                [TD]Zât-ı Ferd: her yönüyle tek ve benzersiz olan Zât, Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]asfiya: Hz. Peygamberin yolundan giden ilim ve takvâ sahibi büyük zâtlar[/TD]
                [TD]asır: yüzyıl[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]beyan etmek: açıklamak, anlatmak[/TD]
                [TD]burhan: güçlü ve sağlam delil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cem eden: toplayan[/TD]
                [TD]daire-i vücud: varlık dairesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]derece-i ehemmiyet: önem derecesi[/TD]
                [TD]dâvâ: savunulan bir iddia[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                [TD]es-sebebü ke’l-fâil: “sebeb olan yapan gibidir”[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]evliya: veliler, Allah dostları[/TD]
                [TD]farazâ: farz edelim ki, varsayalım[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ferdiyet: tek ve benzersiz olma, teklik[/TD]
                [TD]hakaik: hakikatler, gerçekler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakaik-i âliye: yüksek hakikatler, gerçekler[/TD]
                [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakkaniyet: doğruluk, hakka taraftar olma[/TD]
                [TD]halâvet: tatlılık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hararetle: şiddetle isteyerek[/TD]
                [TD]hasenât: iyilikler, sevaplar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
                [TD]kat’î: kesin[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kelime-i tevhid: Allah’tan başka ilâh olmadığını ifade eden cümle “Lâ ilâhe illâ Hû”[/TD]
                [TD]keşfetmek: gizli birşeyi açığa çıkarmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren[/TD]
                [TD]matlap: istek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meratib: mertebeler, dereceler[/TD]
                [TD]misil: benzer[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
                [TD]nâkıs: eksik, noksan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nümune: örnek[/TD]
                [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]saadet: mutluluk[/TD]
                [TD]sahife-i hasenât: iyiliklerin yazıldığı sayfa, sevap defteri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]salâvat: Peygamberimize edilen rahmet ve esenlik duası[/TD]
                [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sırr-ı azîm: büyük sır[/TD]
                [TD]tasarruf eden: herşeyi dilediği gibi idare edip kullanan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevhid: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etme[/TD]
                [TD]tevhid-i hakikî: araştırarak, delilleriyle Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulviyet: yücelik[/TD]
                [TD]umum: bütün[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vahdet: birlik, teklik[/TD]
                [TD]vahdâniyet: birlik, ortağının bulunmayışı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler[/TD]
                [TD]şahsiyet-i mâneviye: mânevî şahsiyet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şehadet: şahitlik[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #800520
                Anonim

                  kat’î makbuliyeti cihetiyle, o hadsiz duaların iktiza ettikleri makam ve mertebeyi düşünmekle, şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın bu kâinat içinde nasıl bir güneş olduğu anlaşılır.

                  İKİNCİSİ: Âlem-i İslâmın şecere-i kübrâsının menşei, çekirdeği, hayatı, medarı olan mahiyet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın, fevkalâde istidat ve cihazatıyla, âlem-i İslâmiyetin mâneviyâtını teşkil eden kudsî kelimâtı, tesbihâtı, ibâdâtı, en evvel, bütün mânâlarıyla hissedip yapmaktan gelen terakkiyât-ı ruhiyesini düşün, Habîbiyet derecesine çıkan ubudiyet-i Muhammediyenin (a.s.m.) velâyeti sair velâyetlerden ne kadar yüksek olduğunu anla.

                  Bir zaman, birtek tesbihin, birtek namazda, Sahabelerin tarz-ı telâkkisine yakın bir surette bana inkişafı, bir ay kadar ibadet derecesinde ehemmiyetli göründü; Sahabelerin yüksek kıymetini onunla anladım. Demek, bidâyet-i İslâmiyede kelimât-ı kudsiyenin verdiği feyiz ve nurun başka bir meziyeti var. Tazeliği haysiyetiyle başka bir letâfeti, bir tarâveti, bir lezzeti var ki, gaflet perdesi altında mürur-u zamanla gizlenir, azalır, perdelenir. Zât-ı Muhammediye (a.s.m.) ise, onları menba-ı hakikîsinden (Zât-ı Akdesten) turfanda, taze olarak, fevkalâde istidadıyla almış, emmiş, massetmiş. Bu sırra binaen, o zât, birtek tesbihten, başkasının bir sene ibadeti kadar feyiz alabilir.

                  İşte bu nokta-i nazardan, zât-ı Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmın, haddi ve nihayeti olmayan merâtib-i kemâlâtta ne derece terakki ettiğini kıyas et.

                  ÜÇÜNCÜSÜ: Bu kâinatın Hâlıkı, bu kâinattaki bütün makasıdının en ehemmiyetli medarı nev-i insan olduğundan ve bütün hitâbât-ı Sübhâniyenin en anlayışlı

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                  [TD]Habîbiyet: Allah’ın en sevgili kulu olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
                  [TD]Sahabe: Hz. Peygamberi dünya gözüyle görüp onun yolundan giden Müslümanlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
                  [TD]Zât-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in şahsiyeti[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bidâyet-i İslâmiye: İslâmiyetin başlangıcı[/TD]
                  [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ehemmiyetli: değerli, önemli[/TD]
                  [TD]evvel: önce[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                  [TD]feyiz: mânevî gıda, bereket[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gaflet: umursamazlık, dalgınlık[/TD]
                  [TD]had: sınır[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]haysiyet: özellik[/TD]
                  [TD]hitâbât-ı Sübhâniye: her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olan Allah’ın kendine has hitap ve konuşmaları[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ibâdât: ibâdetler[/TD]
                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]inkişaf: ortaya çıkma, açılma[/TD]
                  [TD]istidat: kabiliyet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kat’î: kesin[/TD]
                  [TD]kelimât: kelimeler, sözler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kelimât-ı kudsiye: kutsal kelimeler[/TD]
                  [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kâinat: evren[/TD]
                  [TD]letâfet: hoşluk, güzellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahiyet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’e ait temel özellik[/TD]
                  [TD]makam: derece, yer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]makasıd: maksatlar, gayeler[/TD]
                  [TD]makbuliyet: kabul edilmişlik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]massetmek: emmek[/TD]
                  [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]menba-ı hakikî: gerçek kaynak[/TD]
                  [TD]menşe: kaynak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]merâtib-i kemâlât: mükemmellik dereceleri[/TD]
                  [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâneviyât: mânâ âlemine ait özellikler[/TD]
                  [TD]mürur-u zaman: zamanın geçmesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nev-i insan: insan türü, insanlık[/TD]
                  [TD]nihayet: son[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nokta-i nazar: bakış açısı[/TD]
                  [TD]sair: başka, diğer[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                  [TD]tarz-ı telâkki: anlayış tarzı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tarâvet: tazelik[/TD]
                  [TD]terakki etmek: ilerlemek, yükselmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]terakkiyât-ı ruhiye: ruh ile mânevî mertebelere yükselme[/TD]
                  [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tesbihât: Allah’ın her türlü kusurdan uzak olduğunu, herşeyden büyük ve yüce olduğunu ifade eden kelimeleri tekrarlamak[/TD]
                  [TD]teşkil eden: oluşturan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]turfanda: yeni, taze[/TD]
                  [TD]ubudiyet-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in mükemmel kulluk ve ibadeti[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]velâyet: velilik[/TD]
                  [TD]âlem-i İslâm: İslâm âlemi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in mânevî şahsiyeti[/TD]
                  [TD]şecere-i kübrâ: büyük ağaç[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #800521
                  Anonim

                    bir muhatabı nev-i beşer olduğundan; o nev-i beşer içinde en meşhur, en namdar ve âsârıyla ve icraatıyla en mükemmel, en muhteşem fert olan zât-ı Muhammediyeyi (a.s.m.) o nevi namına, belki umum kâinat hesabına kendine muhatap ittihaz eden Zât-ı Ferd-i Zülcelâl, elbette onu hadsiz kemâlâtta hadsiz feyzine mazhar etmiştir.

                    İşte, bu üç nokta gibi çok noktalar var, kat’î bir surette ispat ederler ki, şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye (a.s.m.), kâinatın mânevî bir güneşi olduğu gibi; bu kâinat denilen Kur’ân-ı kebîrin âyet-i kübrâsı ve o furkan-ı âzamın ism-i âzamı ve ism-i Ferdin cilve-i âzamının bir âyinesidir. Kâinatın umum zerrâtının, umum zamanlarındaki umum dakikalarının bütün âşirelerine darb edilip, hâsıl-ı darb adedince o zât-ı Ahmediyeye salât-ü selâm, nihayetsiz hazine-i rahmetinden inmesini, Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samedden niyaz ediyoruz.

                    سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif1

                    endOfSection.gifendOfSection.gif


                    [NOT]
                    Dipnot-1 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
                    [/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Kur’ân-ı kebîr: büyük Kur’ân[/TD]
                    [TD]Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samed: herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, bir ve benzersiz olup ortağı olmayan Zât, Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Zât-ı Ferd-i Zülcelâl: sonsuz büyüklük sahibi, tek ve benzersiz olan Zât, Allah[/TD]
                    [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]darb etmek: matematikteki çarpma işlemini yapmak[/TD]
                    [TD]fert: birey, kişi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]feyz: mânevî gıda, bereket[/TD]
                    [TD]furkan-ı âzam: hakkı batıldan ayıran en büyük ve muazzam kitap, kâinat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                    [TD]hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâsıl-ı darb: çarpma işleminin sonucu[/TD]
                    [TD]icraat: faaliyet, iş yapma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ism-i Ferd: Allah’ın tek ve benzersiz oluşunu ifade eden ismi[/TD]
                    [TD]ism-i âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ittihaz eden: edinen, kabullenen[/TD]
                    [TD]kat’î: kesin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemâlât: mükemmellik ve kusursuzluk özellikleri[/TD]
                    [TD]kâinat: evren[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mazhar etmek: eriştirmek[/TD]
                    [TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]namdar: şan ve şöhret sahibi[/TD]
                    [TD]namına: adına[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                    [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                    [TD]niyaz: dua etme, yalvarıp yakarma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]salât-ü selâm: Peygamberimiz için yapılan dua[/TD]
                    [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]umum: bütün[/TD]
                    [TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zât-ı Ahmedî: Peygamberimiz Hz. Muhammed’in velâyet sahibi zâtı[/TD]
                    [TD]zât-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in şahsiyeti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âsâr: eserler[/TD]
                    [TD]âyet-i kübrâ: en büyük delil[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âşire: saatin dakika ve saniye gibi on birim küçüğü olan zaman dilimi[/TD]
                    [TD]şahsiyet-i mâneviye-i Muhammediye: Hz. Muhammed’in mânevî şahsiyeti[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #800522
                    Anonim
                      Otuzuncu Lem’anın Beşinci Nüktesi

                      besmele.jpg

                      فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْيِـى اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِـى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif1


                      âyet-i azîmenin ve

                      اَللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ لاَ تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نوْمٌ blank.gif2


                      âyet-i azîmin birer nüktesi ile, İsm-i Âzam veyahut İsm-i Âzamın iki ziyasından bir ziyası veya altı nurundan bir nuru olan ism-i Hayyın bir cilvesi, Şevvâl-i Şerifte, Eskişehir Hapishanesinde uzaktan uzağa aklıma göründü. Vaktinde kaydedilmedi ve çabuk o kudsî kuşu avlayamadık. Tebâud ettikten sonra, hiç olmazsa bazı remizlerle o hakikat-i ekberin ve nur-u âzamın bazı şualarını muhtasaran göstereceğiz.

                      BİRİNCİ REMİZ

                      İsm-i Hayy ve ism-i Muhyînin bir cilve-i âzamından olan “Hayat nedir? Ve mahiyeti ve vazifesi nedir?” sualine karşı, fihristevâri cevap şudur ki:

                      Hayat,

                      • şu kâinatın en ehemmiyetli gayesi,
                      • hem en büyük neticesi,
                      • hem en parlak nuru,
                      • hem en lâtif mâyesi,

                      [NOT]Dipnot-1 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir; O herşeye hakkıyla kadirdir.” Rum Sûresi, 30:50.
                      Dipnot-2 “Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayy ve Kayyûmdur. Onu ne uyuklama ve ne de uyku tutmaz, gafletin hiçbir çeşidi hiçbir zaman Ona ârız olamaz.” Bakara Sûresi, 2:255.
                      [/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Eskişehir Hapishanesi: (bk. bilgiler – Eskişehir)[/TD]
                      [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
                      [TD]ehemmiyetli: değerli, önemli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fihristevâri: özet şeklinde, başlıklar halinde[/TD]
                      [TD]hakikat-i ekber: en büyük gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini bildiren ismi[/TD]
                      [TD]ism-i Muhyî: Allah’ın bütün canlılara hayat verdiğini ifade eden ismi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kudsî: kutsal[/TD]
                      [TD]kâinat: evren[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lem’a: parıltı[/TD]
                      [TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
                      [TD]muhtasaran: özet olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâye: maya[/TD]
                      [TD]netice: sonuç[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nur-u âzam: en büyük nur[/TD]
                      [TD]nükte: derin ve ince anlamlı söz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]remiz: işaret[/TD]
                      [TD]tebâud etmek: uzaklaşmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ziya: ışık[/TD]
                      [TD]âyet-i azîme: büyük ve yüce âyet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
                      [TD]Şevvâl-i Şerif: Hicrî aylardan onuncusu; Ramazan’dan sonraki ay[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şua: ışık, parıltı[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #800523
                      Anonim

                        • hem gayet süzülmüş bir hülâsası,
                        • hem en mükemmel meyvesi,
                        • hem en yüksek kemâli,
                        • hem en güzel cemâli,
                        • hem en güzel ziyneti,
                        • hem sırr-ı vahdeti,
                        • hem rabıta-i ittihadı,
                        • hem kemâlâtının menşei,
                        • hem san’at ve mahiyetçe en harika bir zîruhu,
                        • hem en küçük bir mahlûku bir kâinat hükmüne getiren mu’cizekâr bir hakikati,
                        • hem güya kâinatın küçük bir zîhayatta yerleşmesine vesile oluyor gibi, koca kâinatın bir nevi fihristesini o zîhayatta göstermekle beraber, o zîhayatı ekser mevcudatla münasebettar ve küçük bir kâinat hükmüne getiren en harika bir mu’cize-i kudrettir.
                        • Hem en büyük bir küll kadar, hayat ile küçük bir cüz’ü büyülten ve bir ferdi dahi küllî gibi bir âlem hükmüne getiren ve rububiyet cihetinde kâinatı tecezzî ve iştiraki ve inkısamı kabul etmez bir küll, bir küllî hükmünde gösteren fevkalâde harika bir san’at-ı İlâhiyedir.
                        • Hem kâinatın mahiyetleri içinde Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun vücub-u vücuduna ve vahdetine ve ehadiyetine şehadet eden burhanların en parlağı, en kat’îsi ve en mükemmeli,
                        • hem masnuat-ı İlâhiye içinde en hafîsi ve en zâhiri, en kıymettarı ve en ucuzu, en nezihi ve en parlak ve en mânidar bir nakş-ı san’at-ı Rabbâniyedir.
                        • Hem sair mevcudatı kendine hâdim ettiren, nâzenin, nazdar, nazik bir cilve-i rahmet-i Rahmâniyedir.

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan zât, Allah[/TD]
                        [TD]burhan: güçlü ve sağlam delil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                        [TD]cihet: yön[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cilve-i rahmet-i Rahmâniye: sonsuz şefkat ve merhameti bütün varlık âlemini kuşatan Allah’ın rahmetinin yansıması[/TD]
                        [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ehadiyet: Allah’ın birliğinin her bir varlıkta görünmesi[/TD]
                        [TD]ekser: pek çok[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ferd: kişi[/TD]
                        [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fihriste: ana özelliklerin sıralandığı liste, içerik[/TD]
                        [TD]hafî: gizli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                        [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hülâsa: öz, esas[/TD]
                        [TD]inkısam: bölünme, kısımlara ayrılma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]iştirak: ortaklık[/TD]
                        [TD]kat’î: kesin[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                        [TD]kemâlât: kusursuzluklar, mükemmellikler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren[/TD]
                        [TD]küll: bütün, genel[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küllî: tür, geniş, kapsamlı[/TD]
                        [TD]kıymettar: değerli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahiyet: temel özellik[/TD]
                        [TD]mahlûk: varlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]masnuat-ı İlâhiye: Allah’ın san’atla yarattığı varlıklar[/TD]
                        [TD]menşe: kaynak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                        [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mu’cizekâr: mucize dolu[/TD]
                        [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı[/TD]
                        [TD]nakş-ı san’at-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’a ait san’atlı nakış[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazdar: nazlı[/TD]
                        [TD]nazik: ince, zarif[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                        [TD]nezih: temiz, hoş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nâzenin: ince, nazik[/TD]
                        [TD]rabıta-i ittihad: birlik bağı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma[/TD]
                        [TD]sair: başka, diğer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]san’at-ı İlâhiye: Allah’ın san’atı[/TD]
                        [TD]sırr-ı vahdet: birlik sırrı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
                        [TD]vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görünmesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vesile olmak: aracı olmak[/TD]
                        [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziynet: süs[/TD]
                        [TD]zâhir: açık bir şekilde görünen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zîhayat: canlı[/TD]
                        [TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem: dünya[/TD]
                        [TD]şehadet eden: şahidlik eden[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #800524
                        Anonim

                          • Hem şuûnât-ı İlâhiyenin gayet câmi bir âyinesidir.
                          • Hem Rahmân, Rezzak, Rahîm, Kerîm, Hakîm gibi çok Esmâ-i Hüsnânın cilvelerini câmi ve rızık, hikmet, inâyet, rahmet gibi çok hakikatleri kendine tâbi eden ve görmek ve işitmek ve hissetmek gibi umum duyguların menşei, madeni bir acube-i hilkat-i Rabbâniyedir.
                          • Hem hayat, bu kâinatın tezgâh-ı âzamında öyle bir istihale makinesidir ki, mütemadiyen, her tarafta tasfiye yapıyor, temizlendiriyor, terakki veriyor, nurlandırıyor. Ve zerrat kafilelerine güya hayatın yuvası olan cesedi, o zerrelere vazife görmek, nurlanmak, talimat yapmak için bir misafirhane, bir mektep, bir kışladır. Adeta Zât-ı Hayy ve Muhyî, bu makine-i hayat vasıtasıyla, bu karanlıklı ve fâni ve süflî olan âlem-i dünyayı lâtifleştiriyor, ışıklandırıyor, bir nevi bekà veriyor, bâki bir âleme gitmeye hazırlattırıyor.
                          • Hem hayatın iki yüzü, yani mülk, melekût vecihleri parlaktır, kirsizdir, noksansızdır, ulvîdir. Onun için, perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya dest-i kudret-i Rabbâniyeden çıktığını âşikâre göstermek için, sair eşya gibi zâhirî esbabı, hayattaki tasarrufât-ı kudrete perde edilmemiş bir müstesna mahlûktur.
                          • Hem hayatın hakikati, altı erkân-ı imaniyeye bakıp mânen ve remzen ispat eder. Yani,
                          • hem Vâcibü’l-Vücudun vücub-u vücudunu ve hayat-ı sermediyesini,

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın sınırsız güzellikteki isimleri[/TD]
                          [TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir gayeye yönelik olarak faydalı ve yerli yerinde yapan Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
                          [TD]Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah[/TD]
                          [TD]Rezzak: bütün varlıkların rızıklarını veren Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı gerekli olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                          [TD]Zât-ı Hayy ve Muhyî: gerçek hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Zât, Allah[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]acube-i hilkat-i Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’ın yarattığı varlıklardaki şaşkınlık veren özellikler[/TD]
                          [TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bâki: varlıkların görünmeyen yönü[/TD]
                          [TD]ceset: vücut, beden[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
                          [TD]câmi: kapsamlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dest-i kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın kudret eli[/TD]
                          [TD]erkân-ı imaniye: iman esasları[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]esbab: sebepler[/TD]
                          [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
                          [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hayat-ı sermediye: devamlı, sürekli hayat[/TD]
                          [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]inâyet: Allah’tan gelen yardım, ihsan, iyilik[/TD]
                          [TD]istihale: bir halden başka hale dönüşme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kafile: grup, topluluk[/TD]
                          [TD]kâinat: evren[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]lâtifleştirmek: hoş ve şirin hâle getirmek, berraklaştırmak[/TD]
                          [TD]mahlûk: yaratık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]makine-i hayat: hayat makinesi, canlı olan vücut fabrikası[/TD]
                          [TD]melekût: birşeyin iç yüzü, aslı, esası[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]menşe: kaynak[/TD]
                          [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mülk: varlıkların görünen yönü[/TD]
                          [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                          [TD]noksansız: eksiksiz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nurlandırmak: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
                          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]remzen: işareten[/TD]
                          [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sair: başka, diğer[/TD]
                          [TD]süflî: alçak, âdi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]talimat: eğitim[/TD]
                          [TD]tasarrufât-ı kudret: Allah’ın kudretiyle dilediği gibi icraat ve faaliyetlerde bulunması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasfiye: arındırma[/TD]
                          [TD]terakki vermek: yükseltmek, ilerletmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tezgâh-ı âzam: büyük tezgâh[/TD]
                          [TD]tâbi eden: bağlı kılan, uyduran[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                          [TD]umum: bütün[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vasıta: aracı[/TD]
                          [TD]vecih: yön[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması[/TD]
                          [TD]zerrat: zerreler, atomlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zâhirî: gözle görünen[/TD]
                          [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem-i dünya: dünya âlemi[/TD]
                          [TD]şuûnât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal özellikler[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #800525
                          Anonim

                            • hem dâr-ı âhireti ve hayat-ı bâkıyesini,
                            • hem vücud-u melâike,
                            • hem sair erkân-ı imaniyeye pek kuvvetli bakıp iktiza eden bir hakikat-i nuraniyedir.
                            • Hem hayat, bütün kâinattan süzülmüş en sâfi bir hülâsası olduğu gibi, kâinattaki en mühim bir maksad-ı İlâhî ve hilkat-i âlemin en mühim neticesi olan şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbeti netice veren bir sırr-ı âzamdır.

                            İşte, hayatın bu mezkûr yirmi dokuz ehemmiyetli ve kıymettar hassalarını ve ulvî ve umumî vazifelerini nazara al. Sonra bak, Muhyî isminin arkasında ism-i Hayyın azametini gör. Ve hayatın bu azametli hassaları ve meyveleri noktasından, ism-i Hayy nasıl bir İsm-i Âzam olduğunu bil.

                            Hem anla ki, bu hayat madem kâinatın en büyük neticesi ve en azametli gayesi ve en kıymettar meyvesidir; elbette bu hayatın dahi kâinat kadar büyük bir gayesi, azametli bir neticesi bulunmak gerektir. Çünkü ağacın neticesi meyve olduğu gibi, meyvenin de çekirdeği vasıtasıyla neticesi, gelecek bir ağaçtır. Evet, bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.

                            Ve bundan anla ki, bu hayatın gayesini “rahatça yaşamak ve gafletli lezzetlenmek ve heveskârâne nimetlenmektir” diyenler, gayet çirkin bir cehaletle, münkirâne, belki de kâfirâne, bu pek çok kıymettar olan hayat nimetini ve şuur hediyesini ve akıl ihsanını istihfaf ve tahkir edip dehşetli bir küfran-ı nimet ederler.

                            İKİNCİ REMİZ

                            İsm-i Hayyın bir cilve-i âzamı ve ism-i Muhyînin bir tecellî-i eltafı olan bu

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Muhyî: bütün canlılara hayat veren Allah[/TD]
                            [TD]Zât-ı Hayy ve Muhyî: gerçek hayat sahibi olan ve bütün canlılara hayat veren Zât, Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                            [TD]cehalet: cahillik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cilve-i âzam: en büyük yansıma[/TD]
                            [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu[/TD]
                            [TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]erkân-ı imaniye: iman esasları[/TD]
                            [TD]gaflet: âhiretten ve Allah’ın bildirdiği şeylerden habersiz olma, umursamama[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat-i nuraniye: nurlu, parlak gerçek[/TD]
                            [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hassa: temel özellik[/TD]
                            [TD]hayat-ı bâkıye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz hayat, âhiret hayatı[/TD]
                            [TD]heveskârâne: hevesine düşkün bir şekilde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hilkat-i âlem: âlemin yaratılışı[/TD]
                            [TD]hülâsa: öz, esas[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihsan: bağış[/TD]
                            [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ism-i Hayy: Allah’ın gerçek hayat sahibi olduğunu ve her canlıya hayat verdiğini ifade eden ismi[/TD]
                            [TD]ism-i Muhyî: Allah’ın bütün canlılara hayat verdiğini bildiren ismi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istihfaf etmek: hafife almak[/TD]
                            [TD]kâfirâne: kâfirce, inkâr ederek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kâinat: evren[/TD]
                            [TD]küfran-ı nimet: nimete karşı nankörlük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kıymettar: değerli[/TD]
                            [TD]maksad-ı İlâhî: Allah’ın maksadı, hedefi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mezkûr: adı geçen, anılan[/TD]
                            [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mühim: önemli[/TD]
                            [TD]münkirâne: inkâr edercesine[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
                            [TD]netice: son, sonuç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nimetlenmek: Allah’ın rızık olarak verdiklerinden faydalanmak[/TD]
                            [TD]remiz: işaret[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sair: başka, diğer[/TD]
                            [TD]sâfi: temiz, arınmış[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sırr-ı âzam: en büyük sır[/TD]
                            [TD]tahkir etmek: aşağılamak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tecellî-i eltaf: çok lâtif, çok hoş olan bir güzelliğin yansıması[/TD]
                            [TD]ulvî: yüce[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umumî: bütün, genel[/TD]
                            [TD]vasıta: aracı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücud-u melâike: meleklerin varlığı[/TD]
                            [TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şuur: bilinç, anlayış[/TD]
                            [TD]şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #800526
                            Anonim

                              hayatın Birinci Remizdeki fihristesi, zikredilen bütün mertebeleri ve vasıfları ve vazifeleri beyan etmek, o vasıflar adedince risaleler yazmak lâzım geldiğinden, Risale-i Nur’un eczalarında o vasıfların, o mertebelerin, o vazifelerin bir kısmı izah edildiğinden, kısmen tafsilâtı Risale-i Nur’a havale edip, burada birkaç tanesine muhtasaran işaret edeceğiz.

                              İşte, hayatın yirmi dokuz hassalarından yirmi üçüncü hassasında şöyle denilmiştir ki: Hayatın iki yüzü de şeffaf, kirsiz olduğundan, esbab-ı zâhiriye ondaki tasarrufât-ı kudret-i Rabbâniyeye perde edilmemiştir.

                              Evet, bu hassanın sırrı şudur ki: Kâinatta gerçi herşeyde bir güzellik ve iyilik ve hayır vardır. Ve şer ve çirkinlik gayet cüz’îdir ve vâhid-i kıyasîdirler ki, güzellik ve iyilik mertebelerini ve hakikatlerinin tekessürünü ve taaddüdünü göstermek cihetiyle, o şer ise hayır ve o kubh dahi hüsün olur. Fakat zîşuurların nazar-ı zâhirîsinde görünen zâhirî çirkinlik ve fenalık ve belâ ve musibetten gelen küsmekler ve şekvâlar Zât-ı Hayy-ı Kayyûma teveccüh etmemek için, hem aklın zâhirî nazarında habis, pis görünen şeylerde, kudsî, münezzeh olan kudretin bizzat ve perdesiz onlarla mübaşereti kudretin izzetine münâfi gelmemek için, zâhirî esbablar o kudretin tasarrufâtına perde edilmişler. O esbab ise icad edemiyorlar; belki haksız olan şekvâlara ve itirazlara hedef olmak ve izzet ve kudsiyet ve münezzehiyet-i kudreti muhafaza içindirler.

                              Yirmi İkinci Sözün İkinci Makamının Mukaddimesinde beyan edildiği gibi, Hazret-i Azrâil (a.s.) kabz-ı ervah vazifesi hususunda Cenâb-ı Hakka münâcât etmiş, demiş: “Senin kulların benden küsecekler.” Cevaben ona denilmiş: “Senin vazifen ile vefat edenlerin ortasında hastalıklar ve musibetler perdesini bırakacağım. Vefat edenler sana değil, belki itiraz ve şekvâ oklarını o perdelere atacaklar.”

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Hazret-i Azrâil: [[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
                              [TD]belâ: büyük sıkıntı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                              [TD]cihet: yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cüz’î: ferdî, az[/TD]
                              [TD]ecza: kısımlar, bölümler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler[/TD]
                              [TD]esbab-ı zâhiriye: görünürdeki maddî sebepler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fena: kötü, çirkin[/TD]
                              [TD]fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü, içerik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]habis: kötü, pis[/TD]
                              [TD]hakikat: doğru gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hassa: temel özellik[/TD]
                              [TD]hüsün: güzellik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]icad etmek: var etmek, yaratmak[/TD]
                              [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]izzet: büyüklük, yücelik[/TD]
                              [TD]kabz-ı ervah: ruhları teslim alma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kubh: çirkinlik[/TD]
                              [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kudsiyet: kusur ve noksandan uzak oluş, kutsallık[/TD]
                              [TD]kudsî: her türlü kusur ve noksandan uzak, kutsal[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâinat: evren[/TD]
                              [TD]kısmen: bir miktar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]makam: derece, yer, konum[/TD]
                              [TD]mertebe: derece[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhafaza: koruma[/TD]
                              [TD]muhtasaran: özet olarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
                              [TD]musibet: belâ, büyük sıkıntı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mübaşeret: doğrudan temas[/TD]
                              [TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten uzak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münezzehiyet-i kudret: kudret ve güç açısından eksiği, noksanı ve kusuru olmama hâli[/TD]
                              [TD]münâcât etmek: Allah’a yalvarmak, dua etmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
                              [TD]nazar: bakış[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nazar-ı zâhirî: dış görünüşü dikkate alan bakış açısı[/TD]
                              [TD]remiz: işaret[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]risale: Risale-i Nur’u oluşturan bölümlerden herbiri[/TD]
                              [TD]taaddüd: çok sayıda olma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tafsilât: ayrıntılar[/TD]
                              [TD]tasarrufât: faaliyetler, istediği şekilde yönlendirmeler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tasarrufât-ı kudret-i Rabbâniye: herşeyi terbiye ve idare eden Allah’ın sonsuz kudretiyle varlıklar üzerinde dilediğini yapması[/TD]
                              [TD]tekessür: çoğalma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]teveccüh etme: yönelme[/TD]
                              [TD]vasıf: özellik, sıfat[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vâhid-i kıyasî: ölçü birimi[/TD]
                              [TD]zikredilen: anılan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zâhirî: dış görünüşte olan[/TD]
                              [TD]zîşuur: şuur sahibi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
                              [TD]şekvâ: şikâyet[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şer: kötülük[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #800527
                              Anonim

                                Bu münâcâtın sırrına göre, ölümün ve vefatın ehl-i iman hakkında hakikî güzel yüzünü görmeyen ve ondaki rahmetin cilvesini bilmeyenlerin küsmeleri ve itirazları Zât-ı Hayy-ı Kayyûma gitmemek için Hazret-i Azrâil’in (a.s.) vazifesi de bir perde olduğu gibi, sair esbablar dahi zâhirî perdedirler. Evet, izzet, azamet ister ki, esbab perdedâr-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Fakat vahdet ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

                                Fakat hayatın hem zâhirî, hem bâtınî, hem mülk, hem melekût vecihleri kirsiz, noksansız, kusursuz olduğundan, şekvâları ve itirazları davet edecek maddeler onda bulunmadığı gibi, izzet ve kudsiyet-i kudrete münâfi olacak pislik ve çirkinlik olmadığından, doğrudan doğruya, perdesiz olarak, Zât-ı Hayy-ı Kayyûmun “ihyâ edici, hayat verici, diriltici” isminin eline teslim edilmişlerdir. Nur da öyledir, vücut ve icad da öyledir. Onun içindir ki, icad ve halk, doğrudan doğruya, perdesiz, Zât-ı Zülcelâlin kudretine bakar. Hattâ yağmur bir nevi hayat ve rahmet olduğundan, vakt-i nüzulü bir muttarid kanuna tâbi kılınmamış—tâ ki her vakt-i hâcette eller dergâh-ı İlâhiyeye rahmet istemek için açılsın. Eğer yağmur, güneşin tulûu gibi, bir kanuna tâbi olsaydı, o nimet-i hayatiye, her vakt-i hâcette rica ile istenilmeyecekti.

                                ÜÇÜNCÜ REMİZ

                                Yirmi dokuzuncu hassasında denilmiştir ki: Kâinatın neticesi hayat olduğu gibi, hayatın neticesi olan şükür ve ibadet dahi, kâinatın sebeb-i hilkati ve ille-i gayesi ve maksud neticesidir.

                                Evet, bu kâinatın Sâni-i Hayy-ı Kayyûmu, bu kadar hadsiz envâ-ı nimetiyle kendini zîhayatlara bildirip sevdirdiğine mukabil, elbette zîhayatlardan o nimetlere karşı teşekkür; ve sevdirmesine mukabil sevmelerini; ve kıymettar san’atlarına

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Hazret-i Azrâil: [[/TD]
                                [TD]Sâni-i Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratıp ayakta tutan Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Zât-ı Hayy-ı Kayyûm: her an diri olup her canlıya hayat veren ve herşeyi ayakta tutan Zât, Allah[/TD]
                                [TD]Zât-ı Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan zât, Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                                [TD]bâtınî: görünmeyen, iç yönde olan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]celâl: azamet, yücelik, haşmet[/TD]
                                [TD]cilve: görünme, yansıma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dergâh-ı İlâhiye: Allah’ın yüce katı[/TD]
                                [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler, mü’minler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]envâ-ı nimet: nimet çeşitleri[/TD]
                                [TD]esbab: sebepler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hadsiz: sınırsız, sayısız[/TD]
                                [TD]hakikî: gerçek, asıl[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]halk: yaratma[/TD]
                                [TD]hassa: özellik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]icad: var etme[/TD]
                                [TD]ihyâ etmek: canlandırmak, hayat vermek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ille-i gaye: birşeyin var olma gayesi[/TD]
                                [TD]izzet: büyüklük, yücelik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                                [TD]kudsiyet-i kudret: kudretin her türlü eksiklikten uzak olması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâinat: evren[/TD]
                                [TD]kıymettar: kıymetli, değerli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maksud: kastedilen, hedef alınan şey[/TD]
                                [TD]melekût: varlıkların görünmeyen iç yönü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                [TD]muttarid: düzenli olarak devam eden[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mülk: varlıkların görülebilen dış yönü[/TD]
                                [TD]münâcât: dua[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
                                [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]netice: son, sonuç[/TD]
                                [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nimet-i hayatiye: hayatı devam ettiren nimet[/TD]
                                [TD]noksansız: eksiksiz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]perdedâr-ı dest-i kudret: Allah’ın kudret elinin önünde perdeci[/TD]
                                [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]remiz: ince işaret[/TD]
                                [TD]rica: ümit[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sair: başka, diğer[/TD]
                                [TD]sebeb-i hilkat: yaratılış sebebi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tesir-i hakikî: gerçek tesir kaynağı[/TD]
                                [TD]tulû: doğması[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tâbi: bağlı, uyan[/TD]
                                [TD]vahdet: birlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vakt-i hâcet: ihtiyaç zamanı[/TD]
                                [TD]vakt-i nüzul: inme vakti[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vecih: yön[/TD]
                                [TD]vücut: varlık, var olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zâhirî: dış görünüşte olan[/TD]
                                [TD]zîhayat: canlı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şekvâ: şikâyet[/TD]
                                [TD]şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #800528
                                Anonim

                                  mukabil medh ü senâ etmelerini; ve evâmir-i Rabbânîsine karşı itaat ve ubudiyetle mukabele etmelerini ister.

                                  İşte bu sırr-ı rububiyete göre teşekkür ve ubudiyet, bütün envâ-ı hayatın ve dolayısıyla bütün kâinatın en ehemmiyetli gayesi olduğundandır ki, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan pek çok hararetle ve şiddetle ve halâvetle şükür ve ibadete sevk ediyor. Ve “İbadet Cenâb-ı Hakka mahsus ve şükür Ona lâyık ve hamd Ona hastır” diye çok tekrarla beyan ediyor. Demek bu şükür ve ibadet doğrudan doğruya Mâlik-i Hakikîsine gitmek lâzım olduğunu ifade için, hayatı bütün şuûnâtıyla perdesiz kabza-i tasarrufunda tutmasına delâlet eden

                                  وَهُوَ الَّذِى يُحْيِـى وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلاَفُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِblank.gif
                                  1
                                  وَهُوَ الَّذِى يُحْيِـى وَيُمِيتُ فَاِذَا قَضٰىۤ اَمْرًا فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ blank.gif2
                                  فَيُحْيِـى بِهِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا blank.gif3


                                  gibi âyetler, pek sarih bir surette vasıtaları nefyedip, doğrudan doğruya hayatı Hayy-ı Kayyûmun dest-i kudretine münhasıran veriyor.

                                  Evet, minnettarlık ve teşekkürü davet eden ve muhabbet ve senâ hissini tahrik eden, hayattan sonra rızık ve şifa ve yağmur gibi vesile-i şükran şeyler dahi doğrudan doğruya Zât-ı Rezzâk-ı Şâfîye ait olduğunu, esbab ve vesait bir perde olduğunu,

                                  هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُblank.gif4 وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ blank.gif5

                                  [NOT]
                                  Dipnot-1 “Dirilten de, öldüren de ancak Odur. Geceyle gündüzü değiştirmek de ancak Onun eseridir.” Mü’minûn Sûresi, 23:80.
                                  Dipnot-2 “Dirilten de, öldüren de ancak Odur. O birşeyin olmasını dilediği zaman Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Mü’min Sûresi, 40:68.
                                  Dipnot-3 “Yeryüzünü ölümünün ardından diriltir.” Rum Sûresi, 30:24.
                                  Dipnot-4 “Rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Odur.” Zâriyat Sûresi, 51:58.
                                  Dipnot-5 “Hastalandığımda bana şifa veren ancak Odur.” Şuarâ Sûresi, 26:80.
                                  [/NOT]

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                                  [TD]Hayy-ı Kayyûm: her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan Kur’ân[/TD]
                                  [TD]Mâlik-i Hakikî: herşeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Zât-ı Rezzâk-ı Şâfî: bütün canlıların rızkını veren ve hastalıklara Şifâ veren Zât, Allah[/TD]
                                  [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]delâlet eden: delil olan[/TD]
                                  [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]envâ-ı hayat: hayat çeşitleri, yaşayış seviyeleri[/TD]
                                  [TD]esbab: sebepler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evâmir-i Rabbânî: herşeyin Rabbi olan Allah’ın emirleri[/TD]
                                  [TD]halâvetle: tatlılıkla, hoşlukla[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
                                  [TD]hararetle: yoğun bir şekilde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]has: özel[/TD]
                                  [TD]itaat: emre uyma, boyun eğme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kabza-i tasarruf: hüküm ve idare eden el[/TD]
                                  [TD]kâinat: evren[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahsus: özgü[/TD]
                                  [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]minnettarlık: şükran duymak, iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek[/TD]
                                  [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mukabele etmek: karşılık vermek[/TD]
                                  [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]münhasıran: mahsus olarak[/TD]
                                  [TD]nefyetmek: reddetmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                                  [TD]sarih: açık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]senâ: övgü[/TD]
                                  [TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]suret: şekil[/TD]
                                  [TD]sırr-ı rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tahrik eden: harekete geçiren[/TD]
                                  [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vasıta: aracı[/TD]
                                  [TD]vesait: araçlar, vasıtalar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vesile-i şükran: teşekkür aracı[/TD]
                                  [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şifa: iyileşme, sağlıklı olma[/TD]
                                  [TD]şuûnât: işler, durumlar, hâller; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şükür: teşekkür etme, Allah’a karşı minnet duyma[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 84)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.