• Bu konu 100 yanıt içerir, 43 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 102)
  • Yazar
    Yazılar
  • #723677
    Anonim
      necim;87545 wrote:
      “Lezaiz çağırdıkça sanki yedim demeli, Sanki yedim diyen bir camiyi yemedi.” düsturu lezzetin bitmesinden kaynaklanacak olası elemi nasıl da izale ediyor…
      Allah razı olsun açıklama için…

      Ecmain olsun..

      #724554
      Anonim

        muvakkat lezzetten ziyade muvakkat eleme tebessüm etmeli hos geldin demeli.gecmiş lezaiz ahh vahh dedirtir.ah müstetir bir elemin tercümanıdır.gecmiş alam ohh dedirtir .o ohh muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir 🙂
        üstadım hakikat cekirdeklerinde öz olarak ne güzel acmıs meseleyi. bu cekirdek ten hoca bi ağac cıkabilir konu güsel bence yorumlar devam etmeli
        tarihci abi allah razı olsun

        #724600
        Anonim
          nur-uhafi;89360 wrote:
          muvakkat lezzetten ziyade muvakkat eleme tebessüm etmeli hos geldin demeli.gecmiş lezaiz ahh vahh dedirtir.ah müstetir bir elemin tercümanıdır.gecmiş alam ohh dedirtir .o ohh muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir 🙂
          üstadım hakikat cekirdeklerinde öz olarak ne güzel acmıs meseleyi. bu cekirdek ten hoca bi ağac cıkabilir konu güsel bence yorumlar devam etmeli
          Tarihci abi Allah razı olsun

          Ecmain olsun teşekkür ederim.. Biz şiir yazamıyoruz işte bunları ancak idare et 🙂

          #724602
          Anonim

            abi risale okumak anlamak aktarmak ifade etmek herseyin fevkınde elham. ben hobi olsun die yazıyorum:)

            #724604
            Anonim
              nur-uhafi;89467 wrote:
              abi risale okumak anlamak aktarmak ifade etmek herseyin fevkınde elham. ben hobi olsun die yazıyorum:)

              doğrudur, Senin hobi istidat gerektiren bir hobi 😉

              #724596
              Anonim

                teceddüd vücudumuzda ki hücreler ve zerreler içinde gecerli her an bi değişim ve yenilenme var.ve gelen giden hüceyrat ve zerrelerinde bizden imanlı bi şekilde cıkması için her an tevhidi vird edinmeliyiz

                #724678
                Anonim

                  teşekkürler gül kardeşim…

                  #724681
                  Anonim

                    Quote:
                    MazaAllah. Allah her nefeste imanli eylesin ins.. Kelimeyi son nefeste ikrar edenler icin mujdeler var ama…
                    ikrar edemeyenlerin akibeti nedir, bilmiyorum..:006:

                    son nefeste imanli olmak duasi; Seytanin insanogluna oynadigi Son oyuna bir perde olur, Allah’in izniyle… zira seytan son nefeste insanin yanina gelerek ondan imanini satin almak, calmak ister… belki sahid olmussunuzdur; sekerattaki bir insana su verirler, dudaklarini islatirlar, sebebinin seytan onu su ile kandirmasin diye oldugunu biliyorum..Allahu Alem..

                    bu konuda hadisi serifler vardir mutlaka.. arastiralim ins.

                    Sergerdan abiye tesekkur ediyorum…asagidaki metin onun verdigi linkten alinti, goz onunde bulunsun istedim;

                    Değerli Kardeşimiz;

                    Şeytan ölüm anında yalnızca vesvese verir bu da insanın imanını almak demek değildir. İnsan bu dünyada nasıl yaşamışsa ölüm anındaki şeytanın vesvesesine karşı da durumu öyle olur. Hayatını İslam ve iman dairesinde geçiren insanların imanını şeytan alamaz, verdiği vesvese de tesir etmez. Ancak yaşantısı İslamiyete uygun olmayan insanlar şetanın bu vesvesesinden korkmalıdır. Kısacası sekerattaki durumumuzu şuanki yaşantımız belirleyecektir.

                    Bir insanın yaşantısı, onun inancını, amelini ve şahsiyetini gösteren bir ayna gibidir. Tanımadığımız bir insanla biraz konuştuktan, beraber yolculuk ettikten veya bir alışverişte bulunduktan sonra onun hakkında belli bir hükme varırız; iyi veya kötü adam deriz.

                    Fakat bir insanın hem iyi taraflarını, hem kötü taraflarını biliyorsak, onun hakkında karar verme hususunda da ölçümüz bellidir. İyi yönleri kötü yönlerinden fazla ise iyi: kötü yönleri iyi yönlerinden fazla ise kötüdür. Başka bir ifade ile, bir insanın iyilik ve kötülüğü Allah’a olan kuluğu ile ölçülür. Bir insan inandığı gibi yaşıyor, kulluk vazifelerini yerine getirmeye gayret ediyorsa, o insan Allah katında iyidir ve makbul bir kuldur. Fakat imanı olduğu halde, İslâma uymayan hal ve hareketleri varsa bu insan günahkâr insandır.

                    Bu çeşit insanlar ölünce onları nasıl bir âkibet beklemektedir? Peygamber Efendimizin bu konudaki ifadeleri açıktır:

                    “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz.”
                    Bu gerçek başka bir hadiste de şöyle dile getirilir: “Kim ne halde iken ölürse, Allah onu o şey üzerine diriltir.”1

                    Allah’a ve diğer iman esaslarına imanı sağlam olan bir insan, öldüğü zaman mü’min ve Müslüman sayıldığından Müslüman muamelesine tâbi tutulur. Böyle bir insanın âhiretteki durumuna gelince, bu hususta Peygamberimizin şu meâlde bir hadisi vardır:

                    “Kim Allah’tan başka bir İlâh olmadığını bilerek ölürse Cennete girer.”2

                    Bir insan öldükten sonra Müslümanların onun hakkındaki şehadetleri ve kanaatleri de önemlidir. Müslümanlar o adamın imanlı, iyi bir insan olduğunu söylüyorlarsa, Cenab-ı Hakkın onların şehadetine göre muamele edeceğine dair rivayetler vardır. Yine, Müslümanların aleyhinde şehadet ettikleri kimse de ona göre muameleye tâbi olacaktır. Buna göre bu dünyada iman ve ibadet üzerinde yaşayan insan inşallah ölüm anında da imanla gidecektir. Evet korku ve ümit arasında yaşamak gerekir. Ancak bu hal insanı ümitsizliğe sevketmemelidir.

                    Sorularla İslamiyet | Ölüm anında imanla gitmek için ne yapmak gerekir?

                    #725634
                    Anonim

                      Risale-i Nurda geçen şu cümleyi açıklar mısınız: “Ubudiyetin dâisi emr-i İlâhî, ve neticesi rıza-yı Haktır.” (Lem’alar)

                      Niçin ibadet ediyoruz? sorusu, beraberinde iki soruyu birlikte getiriyor. Daha doğrusu, bu sorunun içinde iki soru saklı:

                      – İbadet etmemizin sebebi, illeti nedir?

                      – İbadet etmemizin hikmeti, faydası nedir?

                      Bazıları bu soruyu sadece ikinci mânâyı kastederek sorarlar. Birinci ve en önemli noktayı unuturlar. Bunun neticesi olarak hikmet sahasında kendilerince birtakım faydalar sıralar ve bu faydaların başka yollarla da elde edilebileceğini ileri sürerek, ibadeti reddedici bir tavra girerler.

                      İllet denilince ibadet yapmamızı gerekli kılan sebebi kastederiz. Hikmetten ise yaptığımız ibadetten hâsıl olan faydayı anlarız.

                      Dünya işlerinden bir misal: Anadolu’dan İstanbul’a gelmekte olan bir tüccarın bu seyahatının illeti “ticaret”tir. Hikmeti ise daha çok zengin olmak ve dünya nimetlerinden daha fazla istifade etmek. Buna göre söz konusu şahsa, “İstanbul’a niçin gidiyorsun?” desek, “Zengin olmaya.” diye cevap vermez. Bu, hikmete ait bir cevaptır. Sorumuzun cevabı “ticaret yapmaya” şeklinde gelmelidir. Böyle bir cevap illete aittir.

                      O halde, “Niçin ibadet ediyorsun?” şeklindeki bir sorunun cevabı da “Rabbim emrettiği için.” şeklinde olacaktır. Bu emri tutmanın pek çok da faydası vardır; gerek dünyada, gerek âhirette. Ama ibadet bu faydalar için yapılmaz. Bunlar meselenin hikmet yönüdür.

                      Abdin işi ibadettir; emir dinlemek, yasaklardan sakınmaktır. Kula kulluk yaraşır. İbadetini bu şuurla yapan bir kuluna, Rabbinin yapacağı ihsanlar, ikramlar ve Cennette vereceği dereceler ibadetin hikmet yönüdür.

                      İslâm’ın her emri ve yasağı bu hakikattan haber veriyor. Bunlardan sadece birkaç misâl:

                      Meselâ oruç tutmanın tıp yönünden birçok faydaları var. Bütün bu faydalar orucun hikmet yönüdür. “Oruç niçin tutulur?” sorusunun cevabı, sanıldığı gibi bu faydalar değildir. Oruç, Allah’ın bir emri olduğu için tutulur. Bu ibadetin belli bir ayı vardır: Ramazan.

                      Bir kimse, ramazan dışında on ay nafile oruç tutsa da Ramazan’da tutmasa bu ibadeti yerine getirmiş olmaz. Eğer mesele sadece orucun hikmet yönü, yâni faydaları olsa, bu ikinci halde fayda on katına çıkmıştır, ama farz olan oruç hâlâ tutulmamıştır.

                      Yine orucun belli bir başlama ve bitiş vakti vardır. Kişi, orucuna imsaktan hemen sonra başlasa da, iftarını yatsıdan birkaç saat sonra yapsa orucu makbul olmaz. Daha fazla bir süre aç kalmıştır, ama oruç tutmamıştır. Hikmet fazlasıyla tamam olsa bile, illet kaybolduğundan bu ibadet makbul sayılmaz.

                      Oruç tıbbî faydaları için tutulmadığı gibi, içki içmek de tıbbî zararları için haram değildir.

                      Bir başka örnek:

                      Kendi kendine ölen yahut darbe ile öldürülen bir koyunun etini yemek haramdır. Bu noktada birtakım tıbbî veya biyolojik izahlar getirilebilir. Bütün bunlar, meselenin hikmet yönüdür. Bunlar sayılıp dökülürken şu husus unutulur: “Pekâlâ, Allah’dan başkasının ismiyle kesilen bir hayvanı yemek niçin haramdır?”

                      Bu soruya ne cevap verilecektir? Kesilmekse kesilmiş, kan akmaksa akmıştır. Demek ki işin esası, hayvan kesmenin tıbbî faydaları değil. Esas olan, insanın kulluk şuurundan ayrılmaması, Allah namına hareket etmesidir.

                      #735408
                      Anonim

                        La ilahe illallah Muhammeden Abduhu ve Resuluhu…

                        Ey Rabbimiz bizi bu kelime uzere yasat , bu kelime uzere oldur ve bu kelime uzere dirilt .. Aminnnnnnnnnnn








                        guncelleme..

                        #735432
                        Anonim

                          allah herkese son nefesinde imanli ölüm nasip etsin insallah amin ,allah razi olsun kardesim dua ile.

                          #739120
                          Anonim

                            Esas olan, insanın kulluk şuurundan ayrılmaması, Allah namına hareket etmesidir.

                            :045:

                            Allah razı olsun !

                            #752445
                            Anonim

                              Ahiretimi de terk ettim ne demektir

                              Üstadın, “Kur’an-ı Hâkîm’in hakikatına değil dünya saadetimi, belki lüzum olsa ahiret saadetimi dahi feda etmeye karar verdim.” cümlesini nasıl anlamalıyız? Ahireti feda etmek ne demektir ve nasıl olur?

                              Cevap:

                              Üstad Hz. nin ahireti feda etmekten maksadı, “lüzum olsa” ve farz-ı muhal manasındadır. Yani nefsini her türlü fedakârlığa ikna etmek içindir. Aynen Hz. Ebû Bekir efendimizin müminlerin kurtuluşu için cehenneme girmeye razı olması gibi bir fedakârlık ve çok yüksek seviyede bir şefkat tezahürüdür. Bununla elde edilmeye çalışılan asıl gaye ise Allah’ın rızasıdır. Böyle bir fedakarlıkla Allah’ın rızasını kazanacak biri, hiç cehenneme atılır mı?

                              Ayrıca bu cümleden hiç bir şekilde “bu uğurda gerekirse cehenneme götürecek yanlışları bile yaparım” manası çıkamaz. Allah’ın rızası, onun gazabını icab edecek şeylerle kazanılamayacağı ve bunun kasdedilmeyeceği ise aşikârdır.

                              Aşağıda, Üstad Hz.nin bu konudaki bazı beyanlarını aldık. Dikkatle okunursa, kasdedilen mana açıkça anlaşılımaktadır:

                              “ben cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” (Tarihçe-i Hayat)

                              “Umum âlem-i İslâmı alâkadar eden bir hakikatın hatırı için değil yalnız dünya hayatını, belki lüzum olsa uhrevî hayatımı ve saadetimi dahi ehl-i imanın Risale-i Nur ile saadetleri için feda etmeyi nefsim de kabul ediyor.” (Şualar)

                              “Uzun seneler ihtiyarım haricinde olarak hizmet-i imaniyemi maddî ve manevî kemalât ve terakkiyatıma ve azabdan ve Cehennem’den kurtulmama ve hattâ saadet-i ebediyeme vesile yapmaklığıma, yahut herhangi bir maksada âlet yapmaklığıma manevî gayet kuvvetli manialar beni men’ ediyordu. Bu derunî hisler ve ilhamlar beni hayretler içinde bırakıyordu. Herkesin hoşlandığı manevî makamatı ve uhrevî saadetleri, a’mal-i sâliha ile kazanmak ve bu yola müteveccih olmak hem meşru hakkı olduğu, hem de hiç kimseye hiç bir zararı bulunmadığı halde ben ruhen ve kalben men’ ediliyordum. Rıza-yı İlahîden başka fıtrî vazife-i ilmiyenin sevkiyle, yalnız ve yalnız imana hizmet hususu bana gösterildi. Çünki şimdi bu zamanda hiçbir şeye âlet ve tâbi’ olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtrî ubudiyetle, bilmeyenlere ve bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir surette bildirmek; bu keşmekeş dünyasında, imanı kurtaracak ve muannidlere kat’î kanaat verecek bir tarzda; yani hiç bir şeye âlet olmayacak bir tarzda, bir Kur’an dersi vermek lâzımdır ki; küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inadçı dalaleti kırsın, herkese kat’î kanaat verebilsin. Bu kanaat da bu zamanda, bu şerait dâhilinde, dinin hiçbir şahsî, uhrevî ve dünyevî, maddî ve manevî bir şeye âlet edilmediğini bilmekle husule gelebilir. Yoksa komitecilik ve cem’iyetçilikten tevellüd eden dehşetli dinsizlik şahsiyet-i maneviyesine karşı çıkan bir şahıs en büyük manevî bir mertebede bulunsa, yine vesveseleri bütün bütün izale edemez. Çünki imana girmek isteyen muannidin nefsi ve enesi diyebilir ki: “O şahıs dehasıyla, hârika makamıyla bizi kandırdı.” Böyle der ve içinde şübhesi kalır.” (Emirdağ Lahikası 2, Konuşan Yalnız Hakikattir)

                              #752450
                              Anonim

                                “ben cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ânımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.” (Tarihçe-i Hayat)

                                burayı okuyunca içim eriyor resmen nasıl bir fedakarlıktır Cenab-ı Hakk üstadımızdan ebeden razı olsun cennetinin en güzel yerinde peygamberimize komşu eylesin amin bizi de şefaatine nail eylesin amin
                                Allah razı olsun garib kardeşim:gül:

                                #752452
                                Anonim

                                  anlaması anlaşılası güç büyük bir fedakarlık ehli dünya nın anlaması daha bir güç oluyor tabiki

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 102)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.