- Bu konu 200 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
24 Kasım 2010: 21:19 #666127
Anonim
S.A. kardeşler hadi tefeül çekelim herkes kendinden bir öncekine Risale-i nur’dan yahut Zübeyir abinin kitaplarından tefeül çeksin (çekebilir mi desek daha doğru olacak emr-i vaki olmasın) benden önceki olmadığı için ben şimdi çekemiyorum 🙂
24 Kasım 2010: 21:57 #781514Anonim
Yine kimsecikler yok hep böyle oluyo 🙁 üzülüyom ama ben :030:
24 Kasım 2010: 22:29 #781516Anonim
@MÜSTAHDEM 223070 wrote:
S.A. kardeşler hadi tefeül çekelim herkes kendinden bir öncekine Risale-i nur’dan yahut Zübeyir abinin kitaplarından tefeül çeksin (çekebilir mi desek daha doğru olacak emr-i vaki olmasın) benden önceki olmadığı için ben şimdi çekemiyorum 🙂
Bu konuya denk geldigim sirada elimde Mesnevi vardi.
Cekelim bakalim…:)Bismillahirrahmanirrahim…
İ’lem eyyühel-aziz! bir şeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. ne kadar zeki olursa olsun o şeyin ahvâli hakkında ihtilâfları olduğu zaman yakın olanın sözü muteberdir.
binaenaleyh, avrupa feylesofları, maddiyatta şiddet-i tevaggulden dolayı iman, İslâm ve kur’anın hakaikından pek uzak mesafelerde kalmışlardır. onların en büyüğü, yakından hakaik-ı İslâmiyeye vukufu olan âmi bir adam gibi de değildir.
ben öyle gördüm; nefs-ül emir de benim gördüğümü tasdik eder.
binaenaleyh şimşek, buhar gibi fenni meseleleri keşfeden feylesoflar, hakkın esrârını, kur’an nurlarını da keşfedebilir diyemezsin.
zira onun aklı gözündedir. göz, kalb ve ruhun gördüklerini göremez. çünki kalblerinde can kalmamıştır.
gaflet, o kalbleri tabiat bataklığında çürütmüştür.24 Kasım 2010: 22:52 #781517Anonim
Allah razı olsun FaKiR_ kardeş bu aralar meşgul olduğum bir konuya tevafuk etti. Birisi yakın olduğum birşey hakkında (hiç bilmeden, tanımadam, önyargı ile) sürekli yakın olduğum bu şeyin yanlış olduğundan bahsedip beni vazgeçirmeye çalışıyor. Bu kısmı ona okumak lazım. Bu arada konuma cevap yazıldığı için mesrur oldum :003::003::003:
Kendi kusurlarını gören, kardeşlerininkini örten, kendi kabahatini büyük, din ve dava kardeşinin kabahatini küçük gören, hatta göremeyen müslümanlar, Allah ve Rasulullahın rahmet ve mağfiretine nail olan, yüksek ahlaklı, yüksek seciyeli müslümanlardır.Öyle fertlerden müteşekkil azlar çoktur, küçükler büyüktür, zayıflar kuvvetlidir. (Zübeyir GÜNDÜZALP- Nefis Muhasebesi)
25 Kasım 2010: 04:25 #781518Anonim
Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedardır, azap çekiyor, perişandır. Bilhassa ehl-i dalâlet ve ehl-i gaflet, rahmet-i umumiye-i İlâhiyeden ve hikmet-i tamme-i Sübhâniyeden habersiz olduğundan, nev-i beşere rikkat-i cinsiye, alâkadarlık cihetiyle, kendi eleminden başka nev-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleriyle dahi müteellim olup azap çekiyor. Çünkü, lüzumsuz ve mâlâyâni bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyasî boğuşmalara ve kâinatın hâdisâtına merakla dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler ve bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde, “Zarara razı olana şefkat edilmez” mânâsındaki اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَيُنْظَرُلَهُ kaide-i esasiyesiyle şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selb etmişler. Onlara acınmayacak ve şefkat edilmez. Ve lüzumsuz başlarına belâ getirirler.
Kastamonu Lahikası
25 Kasım 2010: 07:58 #781520Anonim
@MÜSTAHDEM 223077 wrote:
Yine kimsecikler yok hep böyle oluyo 🙁 üzülüyom ama ben :030:
bende geldim kardeşim üzülme…
Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var.
şualar.25 Kasım 2010: 12:01 #781532Anonim
@memluk 223110 wrote:
bende geldim kardeşim üzülme…
Bu ehemmiyetli risalenin, herkes herbir meselesini anlamaz. Fakat hissesiz de kalmaz. Büyük bir bahçeye giren bir kimsenin, o bahçenin bütün meyvelerine elleri yetişmez. Fakat, eline girdiği miktar yeter. O bahçe yalnız onun için değil; belki, elleri uzun olanların hisseleri de var.
şualar.
Hoşgeldin memluk kardeş tamam üzülmüyom artık üzülür müyüm değerli kardeşler gelmişler 😀
Yedinci İşaret: İşte bu tevhid-i hakikiyi bütün meratibiyle en mükemmel bir surette ders veren, isbat eden, ilan eden Muhammed Aleyhissalatü Vesselamın Risaleti, elbette o tevhidin kat’iyyeti derecesinde sabit olmak lazım gelir. Çünkü; madem daire-i vücudun en büyük hakikatı olan tevhidi bütün hakaikıyla O Zat ders veriyor.. elbette tevhidi isbat eden bütün bürhanlar; dolayısıyla Onun Risaletini ve vazifesinin hakkaniyetini ve davasının doğruluğunu dahi kat’i isbat eder denilebilir. Evet, böyle binler hakaik-ı aliyeyi cem’eden Ferdiyet ve Vahdaniyeti hakkıyla keşfedip ders veren bir Risalet; gayet kat’i bir surette o tevhid, o Ferdiyetin muktezasıdır ve lazımıdır. Onlar, onu her halde isterler. (Lem’alar- Otuzuncu Lem’a)
25 Kasım 2010: 16:19 #781548Anonim
(bundada var bir hikmet hayırlısı kaç kez denedimse hep bu tarz risalelerle karşılaştım:032: )
Şefkat Tokatları Risalesi

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوۤءٍ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ اَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللهُ نَفْسَهُ وَاللهُ رَؤُوفٌ بِالْعِبَادِ
1
âyetinin bir sırrını, hizmet-i Kur’âniyede arkadaşlarımın beşeriyet muktezası olarak sehiv ve hatalarının neticesinde yedikleri şefkat tokatlarını
2 beyan etmekle tefsir ediyor. Hizmet-i Kur’âniyenin bir silsile-i kerameti ve o hizmet-i kudsiyenin etrafında izn-i İlâhî ile nezaret eden ve himmet ve duasıyla yardım eden Gavs-ı Âzamın bir nevi kerameti beyan edilecek. Tâ ki, bu hizmet-i kudsiyede bulunanlar, ciddiyetlerinde, hizmetlerinde sebat etsinler.
Bu hizmet-i kudsiyenin kerameti üç nevidir.
Birinci nevi: O hizmeti ihzar etmek ve hâdimlerini o hizmete sevk etmek cihetidir.
İkinci kısım: Mânileri bertaraf etmek ve muzırların şerrini def edip onları tokatlamaktır.
Bu iki kısmın hadiseleri çoktur, hem çok uzundur.
HAŞİYE-1 Başka vakte tâliken, en hafif olan üçüncü bir kısımdan bahsedeceğiz.
Dipnot-1 “Herkes hayır olarak ne işlemiş, kötülük olarak ne işlemişse, kıyamet gününde hepsini önünde hazır bulur. O zaman ister ki, işlediği kötülüklerle kendisi arasında büyük bir mesafe bulunsun. Allah, sizi kendisinden gelecek bir azaptan sakındırıyor. Çünkü Allah kullarına çok şefkatlidir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:30.24 Mayıs 2011: 14:31 #792321Anonim
Meslektaşlarınızla-dindaşlarınızla ittifak ediniz
24 Mayıs 2011 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersiBismillahirrahmanirrahim
Ey ehl-i hak! Ey hakperest ehl-i şeriat ve ehl-i hakikat ve ehl-i tarikat! Bu müthiş maraz-ı ihtilâfa karşı birbirinizin kusurunu görmeyerek, yekdiğerinizin ayıbına karşı gözünüzü yumunuz.
(1) وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا edeb-i Furkanî ile edepleniniz. Ve haricî düşmanın hücumunda dahilî münakaşâtı terk etmek ve ehl-i hakkı sukuttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehâdis-i Nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz.
“Böyle küçük meseleler için kıymettar vaktimi sarf etmektense, o çok kıymetli vaktimi zikir ve fikir gibi kıymettar şeylere sarf edeceğim” deyip çekilerek ittifakı zayıflaştırmayınız. Çünkü bu mânevî cihadda küçük mesele zannettiğiniz, çok büyük olabilir. Bir neferin, bir saatte, mühim ve hususî şerâit dahilindeki nöbeti bir sene ibadet hükmüne bazan geçmesi gibi, bu ehl-i hakkın mağlûbiyeti zamanında, mânevî mücahede mesâilinde, küçük bir meseleye sarf olunan senin kıymettar bir günün, o neferin o saati gibi bin derece kıymet alabilir, bir günün bin gün olabilir.
Madem liveçhillâhtır, o işin küçüğüne, büyüğüne, kıymetli ve kıymetsizliğine bakılmaz. İhlâs ve rıza-yı İlâhî yolunda zerre, yıldız gibi olur. Vesilenin mahiyetine bakılmaz, neticesine bakılır. Madem neticesi rıza-yı İlâhîdir ve mayası ihlâstır; o küçük değildir, büyüktür. (Lem’alar, Yirminci Lem’a)
(1) “Onlar boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler.” Furkan Sûresi, 25:72.
Bediüzzaman Said Nursi
SÖZLÜK:
edeb-i Furkanî : hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıran Kur’ân-ı Kerim’in ortaya koyduğu bir ahlâk kuralı
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık
liveçhillâh : Allah için
maraz-ı ihtilâf : anlaşmazlığa düşme hastalığı
şerâit : şartlar
teavün : yardımlaşma24 Mayıs 2011: 20:13 #792361Anonim
Zeylü’l-Hubâb
Öyle bir Allah’a hamd, medih ve senâlar ederiz ki, şu âlem-i kebir Onun icadıdır. Ve insan denilen şu küçük âlem de Onun ibdâıdır. Biri inşâsı, diğeri binâsıdır. Biri san’atı, diğeri sıbgasıdır. Biri nakşı, diğeri ziynetidir. Biri rahmeti, diğeri nimetidir. Biri kudreti, diğeri hikmetidir. Biri azameti, diğeri rububiyetidir. Biri mahlûku, diğeri masnûudur. Biri mülkü, diğeri memlûküdür. Biri mescidi, diğeri abdidir. Evet, bütün bu şeyler, eczasıyla beraber Allah’ın mülkü ve malı olduğu, i’câzvâri sikke ve mühürleriyle sâbittir.
اَللّٰٰهُمَّ يَا قَيُّومَ اْلاَرْضِ وَالسَّمَاۤءِ اِنَّا نُشْهِدُكَ وَجَمِيعَ مَصْنُوعَاتِكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ بِاَنَّكَ اَنْتَ اللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ وَنَسْتَغْفِرُكَ وَنَتُوبُ اِلَيْكَ وَنَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ كَمَا يُنَاسِبُ حُرْمَتَهُ وَكَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
1İ’lem eyyühe’l-aziz! Her kim kendisini Allah’a mal ederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah’a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur.
Dipnot-1 Ey yer ve göğün kayyûmu olan Allah’ım!
Seni ve Senin bütün san’at eserlerini ve mahlûklarını şahit tutarak ilân ederiz ki,
Sen, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’sın.
Sen birsin, ortağın yoktur.Günahlarımızın affı için Sana dönüyor ve af diliyoruz.
Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Muhammed’in, Senin kulun ve peygamberin olduğuna da şehadet ediyoruz.
Allah’ım, onun hürmetine münasip ve Senin rahmetine lâyık şekilde, ona ve bütün Âl ve Ashabına salât ve selâm eyle.24 Mayıs 2011: 20:37 #792364Anonim
Mükâfatımız O’ndandır!
“İhtisap” kelimesi de sevabın Allah’tan beklenmesi manâsına
gelmektedir; dünyevî beklentilere girmeme, sadece Allah’ın
hoşnutluğunu gözetme ve mükâfatı O’nun rahmetinden umma demektir.
Hayır işlerinde ve ibadetlerde ihlas ve samimiyete aykırı hiçbir husus
olmamalı; riya ve süm’alara girilmemelidir. Hiçbir amel insanların takdir
ve teveccühlerine bina edilmemeli; her şey Allah için yapılmalı ve
beklentiler de hep Allah’tan olmalıdır. O beklentilerde de yine himmet
âlî tutulmalı; yani, yapılan işler dünyevî faydalara bağlanmamalıdır.
Gerçi, Sahabi anlayışıyla, ayakkabımızın bağını bile kaybetsek biz onu da
Allah’tan istemeliyiz. Arkasında olduğumuz her konuda gayret etmeli,
iradenin hakkını vermeli ama neticede her şeyi Allah’tan dilemeliyiz.
Ancak, kulluğumuzu Cenâb-ı Hakk’a sunarken, O’nun Ma’bud, bizim de
kul olduğumuzu hiç hatırdan çıkarmamalı; O’nun hakkı olduğu için kulluğumuzu
O’na tahsis etmeliyiz. Dolayısıyla, ibadetlerimizi ihtiyaç ve
isteklerimize bağlamamalı, vazifemiz olduğu için onları eda etmeliyiz.
Haddizatında, Cenâb-ı Hak’tan bir şey isteme bizim zatî hakkımız değildir;
O’nun lutfedip bize verdiği haklar türündendir. O öyle lütufkârdır
ki, o hakları Kendisine karşı kullanmamıza müsaade etmiş ve kullandırmıştır.
Meselâ, bir manâda, “Siz Bana kullukta bulunun, ibadet ü taatinizi
yerine getirin -ki bu sizin vazifenizdir- Ben de, öbür âlemde
244
nimetlerimle sizi sevindireyim” demiş ve bir mukavele yaparak bize bazı
haklar vermiş; “Kulluğunuzu yaparsanız Benim üzerimde hakkınız olur”
demiştir. Demek ki, hakkı veren de, onu kullanma imkanı bahşeden de
Allah’tır.
Yoksa, bizim mahiyetimizde ve rızık olarak bize verilen nimetlerde
kaç paralık kendi sermayemiz var ki, herhangi bir hakkımız olsun! Evet,
biz mebdeden müntehaya kadar her şeyimizle O’na aidiz ve O’nun verdiği
haklarımız olsa da her şeyden önce birer kuluz. Öyleyse, bir kula
yaraşır şekilde hareket etmeli ve sadece Hâlıkımızın, Râzıkımızın ve
Rabbimizin hoşnutluğunu dilemeli, ibadetlerimizi de bu niyetle yerine
getirmeliyiz. İşte, “ihtisap” tabiri de bu hakikatlere bağlı kalarak, sadece
Allah için oruç tutmak gerektiğini ve mükâfatı O’ndan beklemenin lüzumunu
belirtmektedir.
Hâsılı; Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) “Men sâme Ramadâne
îmânen vehtisâben gufira lehu ma tekaddeme min zenbihi” buyurmuş;
Ramazan’la gelen berekete tam inanan, ihlas ve samimiyetle oruç
tutup bu mübarek ayı ibadet ü taatle değerlendiren ve sevabını da yalnızca
Allah’tan bekleyen mü’minlerin geçmişte işledikleri günahlarının
dahi affedileceğini müjdelemiştir.
Kırık Testi 5 İkindi yağmurları
1 Haziran 2011: 07:55 #792449Anonim
İ’lem Eyyühel-Aziz! Bu küre-i arz misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar, amele gibi o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyinatında çalışırlar. Eğer küre-i arzın haricinden yabancı birisi gelip misafirhanenin bir mu’cize ve harika olduğuna ve insanların da aciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sahib ve sani’ olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle harika bir masnuun sanii de mu’ciznüma olduğuna kat’iyyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezeli’nin makasıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden maada bu binadan bir şeye malik ve sahib olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve keza o çiçeklerin zevilhayata karşı gösterdiği teveddüdlerine ve tahabbüblerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki: Bir Hakim-i Kerim tarafından misafirlerine hizmetle muvazzaf bir takım hedaya ve behayadır ki, Sani’ ile masnu arasında bir vesile-i tearüf ve tahabbüb olsun.
(Bediüzzaman Said Nursi – Mesnevi-i Nuriye’den)
Lügatler
Âciz :güçsüz, zayıf
Amele :işçi
Behaya : güzel, parlak, lâtif şeyler; hediyeler
Fakir :ihtiyaç sahibi, muhtaç, yoksul
Hakîm-i Kerîm : herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah
Hariç :dış, dışarı, dışında
Harika :hayret uyandıran, hayranlık veren, imkânların üstünde olan
Hedaya :hediyeler
Hükmetmek :idare etmek, hakim olmak,yönetmek
İ’lem Eyyühel Aziz :Ey aziz kardeşim, bil ki
İktidar :güç, takat, kudret, idare
Kat’iyet :kesinlik, şüphesizlik
Keza : bunun gibi, aynı, aynı biçimde
Küre-i arz :yeryüzü, dünya
Maada :başka, fazla, bundan gayrı
Makasıd :maksatlar, gayeler
Mâlik: sahip
Masnu :yapılan, yapılmış, sanatlı yapılmış
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumelerMisafir :ikamet yeri dışında olan, konuk, yolcu
Misafirhane :misafir ağırlanan yer
Mu’cize :insanların yapmaktan aciz kaldıkları, ancak Allah tarafından yapılabilen ve ancak Allah tarafından peygamberlere nasip olan harika hadiseler
Mu’ciznüma :mucize gösteren
Muhtaç :ihtiyacı olan
Muvazzaf :vazifeli, bir işle meşgul
Mülk :mal, sahip olunan şey
Sahip :koruyan, elinde tutan, mâlik olan
Sâni’ : her şeyi mükemmel ve sanatla yaratan Allah
Sultan-ı ezeli : başlangıcı olmayan zamanın Sultanı(Allah)
Tahabbüb :sevgi besleme, sevgi duyma
Tebessüm: gülümseme, gülme
Tekraren :tekrar ederek, yineleyerek
Teveddüd :birini kendine sevdirme
Tezyinat :süslemeler, donatmalar, ziynetler
Ücret :hizmet karşılığı verilen şey
Vesile-i tearüf ve tahabbüb: birbirlerini tanıma ve birbirlerini sevme vesilesi, aracı
Zevil hayat :hayat sahipleri4 Haziran 2011: 12:16 #792668Anonim
Her yüz, yüzer cihetle Allah’a şehadet eder
04 Haziran 2011 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersiBismillahirrahmanirrahim
Eşya, vücut ve teşahhusatlarında, nihayetsiz imkânat yolları içinde mütereddit, mütehayyir, şekilsiz bir surette iken,
birden bire gayet muntazam, hakîmâne öyle bir teşahhus vechi veriliyor ki,
meselâ herbir insanın yüzünde, bütün ebnâ-yı cinsinden herbirisine karşı birer alâmet-i farika o küçük yüzde bulunduğu ve zâhir ve bâtın duygularıyla, kemâl-i hikmetle teçhiz edildiği cihetle, o yüz, gayet parlak bir sikke-i ehadiyet olduğunu ispat eder.
Herbir yüz, yüzer cihetle bir Sâni-i Hakîmin vücuduna şehadet ve vahdetine işaret ettikleri gibi, bütün yüzlerin heyet-i mecmuasıyla izhar ettikleri o sikke, bütün eşyanın Hâlıkına mahsus bir hâtem olduğunu akıl gözüne gösterir.
Ey münkir! Hiçbir cihetle kabil-i taklit olmayan şu sikkeleri ve mecmuundaki parlak sikke-i samediyeti hangi destgâha havale edebilirsin? (Otuz Üçüncü Söz)
Bediüzzaman Said Nursi
SÖZLÜK:
âciz : güçsüz
alâmet-i farika : ayırt edici işaret
bâtın : görünmeyen, iç
bilmüşahede : gözle görüldüğü gibi
câmid : cansız
ebnâ-yı cins : kendi cinsinden olanlar
efrat : fertler
envâ : türler
erzak : rızıklar
faaliyet-i hakîmane ve basîrâne ve rahîmâne : şefkat ve merhametle, görerek ve bilerek yapılan hikmetli işler, icraatlar
fâsık-ı gafil : âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan günahkâr kimse
hakîmâne : hikmetli biçimde
Hâlık : herşeyi yaratan Allah
hâtem : mühür, damga
heyet-i mecmua : genel yapı, bütün
imkânat : olabilirlikler, varlığı ile yokluğu ihtimal dahilinde olanlar
izhar : gösterme
kabil-i taklit : taklidi mümkün
kemâl-i hikmet : tam ve mükemmel bir hikmet
kemâl-i mizan ve intizam : mükemmel bir ölçü ve düzen
kıyamet : dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması
muntazam : düzenli
münkir : inkârcı, inançsız
münkir-i cahil : cahil inkârcı
mütehayyir : şaşkın, hayrete düşen
mütereddit : teredütte kalan, kararsız
nebâtât : bitkiler
nihayetsiz : sonsuz
Sâni-i Hakîm : herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah
sikke : mühür, işaret
sikke-i ehadiyet : Allah’ın herbir varlıkta birliğini gösteren mühür
sikke-i samediyet : hiç kimseye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah’a ait mühür, işaret
suret : şekil, biçim
şehadet : şahitlik, tanıklık
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
taife : grup, topluluk
talimat : emirler, eğitimler
teçhiz : donatma
terhisat : görevlerin sona ermesi
teşahhus : şahıslanma, belirlenme
teşahhusat : şahıslanmalar, belirlenmeler
vahdet : birlik
vech : şekil
vücud : varlık
zâhir : görünen, dış
zaman-ı Âdem : Âdem peygamberin zamanı
zemin : yer
ziyade : fazla, çok8 Temmuz 2011: 06:19 #794221Anonim
OTUZ BİRİNCİ SÖZ MİRAC-I NEBEVİYEYE(A.S.M.)DAİRDİR
5.1.DÖRDÜNCÜ ESAS-MİRACIN SEMERÂTI VE FÂİDESİ
Miracın semerâtı ve faidesi nedir?Elcevap: Şu şecere-i tûbâ-i mâneviye olan Miracın beş yüzden fazla meyvelerinden, nümune olarak yalnız beş tanesini zikredeceğiz.
BİRİNCİ MEYVE
Erkân-ı imaniyenin hakaikini gözle görüp, melâikeyi, Cenneti, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelâli gözle müşahede etmek, kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur-u ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki, şu kâinatı perişan ve fâni karma karışık bir vaziyet-i mevhumeden çıkarıp, o nur ve o meyve ile o kâinatı kudsî mektubât-ı Samedâniye, güzel âyine-i cemâl-i Zât-ı Ehadiye vaziyeti olan hakikatini göstermiş, kâinatı ve bütün zîşuuru sevindirip mesrur etmiş.Hem o nur ve o meyve ile beşeri müşevveş, perişan, âciz, fakir, hâcâtı hadsiz, a’dâsı nihayetsiz ve fâni, bekàsız bir vaziyet-i dalâletkârâneden, o insanı o nur, o meyve-i kudsiye ile, ahsen-i takvimde bir mu’cize-i kudret-i Samedâniyesi ve mektubât-ı Samedâniyenin bir nüsha-i câmiası ve Sultan-ı Ezel ve Ebedin bir muhatabı, bir abd-i hassı ve kemâlâtının istihsancısı, halîli ve cemâlinin hayretkârı, habibi ve Cennet-i bâkiyesine namzet bir misafir-i azizi suret-i hakikîsinde göstermiş, insan olan bütün insanlara nihayetsiz bir sürur, hadsiz bir şevk vermiştir.
Lügatler :a’dâ : düşmanlar
abd-i has : özel ve seçilmiş kul
âciz : güçsüz, zayıf
âhiret : öteki dünya
ahsen-i takvim : en güzel biçim, tam kıvam
cemâl : güzellik
elhamdü lillâh : “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir”
erkân-ı imaniye : imanın rükünleri, şartları
fâni : geçici, ölümlü
hâcât : ihtiyaçlar
hadsiz : sınırsız
hakaik : gerçek mahiyetler, esaslar
hakikat : gerçek mahiyet, esas
halîl : dost
havaî : havaya ait
istib’ad : akıldan uzak görme
istihsancı : beğenen, güzel bulan
kâinat : evren, yaratılmış herşey
kemâlat : mükemmellikler, üstün özellikler
kudsî : kutsal, kusursuz ve yüce
melâike : melekler
mesrur : sevindirme
meyve-i Cennet : Cennet meyvesi
meyve-i kudsiye : kutsal, kusursuz ve yüce meyve
mücessem : cisme bürünmüş, maddî yapısı olan
müşahede etmek : görmek
müşevveş : düzensiz, karma karışık
nihayetsiz : sonsuz
nur-u ezelî ve ebedî : başlangıcı ve sonu olmayan nur
nümune : örnek
nüsha-i câmia : çok geniş ve kapsamlı nüsha, kopya
semerât : meyveler
suret : şekil, görüntü
şecere-i tûbâ-i mâneviye : mânevî tûbâ ağacı
vaziyet : durum, hal
zîşuur : şuur sahibi, bilinçli
8 Temmuz 2011: 15:09 #794272Anonim
Risale-i Nur Külliyatı’ndan… Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir. Her şey O’nun emriyle halledilir. O’nu bulsan, bütün matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun. Tamamı
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.