Ukbaa
Talebe
Cevap: Otuzuncu Lem'a - Sayfa 575
<style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Ve öyle eden ve en ekmel bir surette o vazifeleri yapan, bilmüşahede, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Öyleyse, güneş ziyayı, ziya gündüzü istilzam ettiği derecede, kâinattaki hikmetler risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam eder.
Evet, nasıl ki ism-i Hakem ve Hakîmin cilve-i âzamı ile, âzamî derecede risalet-i Ahmediyeyi iktiza ediyor; öyle de, Esmâ-i Hüsnâdan Allah, Rahmân, Rahîm, Vedûd, Mün’im, Kerîm, Cemîl, Rab gibi çok isimlerin herbiri, kâinatta görünen bir cilve-i âzamla, âzamî derecede ve mertebe-i kat’iyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam ederler.
Meselâ, ism-i Rahmân’ın cilvesi olan rahmet-i vâsia, o Rahmeten li’l-Âlemîn ile tezahür eder. Ve ism-i Vedûdun cilvesi olan tahabbüb-ü İlâhî ve taarrüf-ü Rabbânî, o Habib-i Rabbü’l-Âlemîn ile netice verir, mukabele görür. Ve ism-i Cemîlin bir cilvesi olan bütün cemaller, yani, cemâl-i Zât, cemâl-i esmâ, cemâl‑i san’at, cemâl-i masnuat o âyine-i Ahmediyede görülür, gösterilir. Ve haşmet-i rububiyetin ve saltanat-ı ulûhiyetin cilveleri dahi, o dellâl-ı saltanat-ı rububiyet olan zât-ı Ahmediyenin risaletiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. Ve hâkezâ, bu misaller gibi, ekser Esmâ-i Hüsnânın herbiri, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) birer parlak burhandır.
Elhasıl, madem kâinat mevcuttur ve inkâr edilmiyor. Elbette kâinatın renkleri,
<tbody>
</tbody>
<style media="all" type="text/css">body { font-family: 'Trebuchet MS',Arial,serif; font-size: 12pt; }</style>Ve öyle eden ve en ekmel bir surette o vazifeleri yapan, bilmüşahede, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Öyleyse, güneş ziyayı, ziya gündüzü istilzam ettiği derecede, kâinattaki hikmetler risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam eder.
Evet, nasıl ki ism-i Hakem ve Hakîmin cilve-i âzamı ile, âzamî derecede risalet-i Ahmediyeyi iktiza ediyor; öyle de, Esmâ-i Hüsnâdan Allah, Rahmân, Rahîm, Vedûd, Mün’im, Kerîm, Cemîl, Rab gibi çok isimlerin herbiri, kâinatta görünen bir cilve-i âzamla, âzamî derecede ve mertebe-i kat’iyette risalet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) istilzam ederler.
Meselâ, ism-i Rahmân’ın cilvesi olan rahmet-i vâsia, o Rahmeten li’l-Âlemîn ile tezahür eder. Ve ism-i Vedûdun cilvesi olan tahabbüb-ü İlâhî ve taarrüf-ü Rabbânî, o Habib-i Rabbü’l-Âlemîn ile netice verir, mukabele görür. Ve ism-i Cemîlin bir cilvesi olan bütün cemaller, yani, cemâl-i Zât, cemâl-i esmâ, cemâl‑i san’at, cemâl-i masnuat o âyine-i Ahmediyede görülür, gösterilir. Ve haşmet-i rububiyetin ve saltanat-ı ulûhiyetin cilveleri dahi, o dellâl-ı saltanat-ı rububiyet olan zât-ı Ahmediyenin risaletiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. Ve hâkezâ, bu misaller gibi, ekser Esmâ-i Hüsnânın herbiri, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) birer parlak burhandır.
Elhasıl, madem kâinat mevcuttur ve inkâr edilmiyor. Elbette kâinatın renkleri,
| Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun | Cemîl: bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi Allah |
| Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri | Habib-i Rabbü’l-Âlemîn: Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sevgilisi, Hz. Muhammed |
| Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah | Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah |
| Rab: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah | Rahmeten li’l-Âlemîn: âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz |
| Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah | Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan, her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah |
| Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) | Vedûd: kullarını çok seven ve şefkat eden, Kendisine çok sevgi beslenen Allah |
| bilmüşahede: gözle görerek | burhan: güçlü, sarsılmaz delil |
| cemâl: güzellik | cemâl-i Zât: Allah’ın Zâtının güzelliği |
| cemâl-i esmâ: Allah’ın isimlerinin güzelliği | cemâl-i masnuat: Allah’ın yaratıklarındaki sanatkârane, mükemmel, kusursuz güzellikler |
| cemâl-i san’at: Allah’ın san’atının güzelliği | cilve: görünme, yansıma |
| cilve-i âzam: en büyük yansıma, görünme | dellâl-ı saltanat-ı rububiyet: Allah’ın rububiyet saltanatının ilâncısı |
| ekmel: en mükemmel | ekser: çok |
| elhasıl: kısaca, özetle | haşmet-i rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin ve yaratıcılığının haşmeti, görkemi |
| hikmet: fayda, gaye | hâkezâ: bunun gibi |
| iktiza etmek: gerektirmek | ism-i Cemîl: Allah’ın bütün güzelliklerin kaynağı ve sonsuz güzellik sahibi olduğunu ifade eden ismi |
| ism-i Hakem ve Hakîm: Allah’ın küllî hükmünü ayırdığını ve herşeyi hikmetle yarattığını bildiren ismi | ism-i Rahmân: Allah’ın sonsuz rahmet ve merhamet sahibi olduğunu ifade eden ismi |
| ism-i Vedûd: Allah’ın yarattığı varlıkları çok sevdiğini ve onlar tarafından da çok sevildiğini ifade eden ismi | istilzam etmek: gerektirmek |
| kâinat: evren | mertebe-i kat’iyet: kesinlik derecesi |
| mevcut: var | misal: benzer, örnek |
| mukabele görmek: karşılık görmek | netice: sonuç |
| rahmet-i vâsia: geniş rahmet | risalet: elçilik, peygamberlik |
| risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği | saltanat-ı ulûhiyet: hiçbir ortak kabul etmeyen Allah’ın bütün âlemdeki egemenliği |
| suret: biçim, görünüş | taarrüf-ü Rabbânî: Allah’ın kendisini tanıtması |
| tahabbüb-ü İlâhî: Allah’ın kendisini sevdirmesi | tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak |
| tezahür etmek: ortaya çıkmak, görünmek | ziya: ışık |
| zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin (a.s.m.) kendisi | âyine-i Ahmediye: Hz Muhammed’in (a s m ) Allah’ın bütün güzelliklerini yansıtan bir ayna olması |
| âzamî: en büyük |
<tbody>
</tbody>