• Bu konu 113 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 115)
  • Yazar
    Yazılar
  • #788791
    Anonim

      Şimdi baharın gelmesiyle azami manada fettahiyet hakikatını müşahede edeceğiz..bu suretleri açan elbette birisi vardır.aynı aynda sonsuz sayıdaki mahlukatta bunu gösteriyor..birde senede iki defa yenilendirmek süretiyle ayrı ayrı,simalar,suretler veriyor insanda…bunu yapan elbette birisi vardır.bu fiil yani suretleri açma fiili,tabiatın,esbabın işi olamaz..kim düşünebilir bu kadar süretleri..hemde ayrı ayrı,birbirine benzemeden,karıştırmadan verebilir bu suretleri..bir ressam bile bu kadar süretleri çizemez..peki bir süret şekli ressamsız olmuyorda ..bu kadar ressamın bile taklidini yapamıyacağı suretler ustasız olur mu?işte bu suretleri açan elbette birisi vardır .O da Fettah olan Allah.

      #788792
      Anonim

        Fettah ismi ile bu kadar bizden.

        yeni açılımları olan eklesin..

        devam edecek..inşaallah..konu uzun.

        bakalım ne kadar faydalı olacak..

        bu konu baştan başa marifetullahı anlatıyor..

        #789397
        Anonim

          Risalei nurda işlenen,esma dersleri anlaşılırsa risalei nur birazda olsa anlaşılır.

          Çünkü risalenin çok yerinde esma dersi yapılıyor.

          Bu konu çok önemlidir.

          Biraz gayret gösterip anlamaya çalışalım.

          Bunu yaparsak her yerde ,esmayı okumaya başlarız.

          Temizlik yaparken Kuddus ismini,

          amaçlı,gayeli çalışırken hakim ismini,

          rızık yerken rezzak ismini,

          hastalıktan şafi ismini vesaire okumaya başlarız.

          #789398
          Anonim

            El-Hâlık / El-Bâri

            Hâlık: “Eşyayı bir takdir ve ölçü ile yaratan; yoktan var eden.”
            Bâri’: “Eşyayı muhtelif şekiller ve suretlerle birbirinden mümtaz surette yaratan.”
            “Her varlığı, bir misali olmaksızın var eden.”
            “O Allah ki, Hâlık’tır, Bâri’dir, Musavvir’dir. En güzel isimler O’nundur.” (Haşr, 59/24)
            Bütün varlık âlemi bu iki ismin tecellileriyle doludur. Bir vişne çekirdeğinde vişne ağacının, kiraz çekirdeğinde de kiraz ağacının planını yerleştirmek bir takdir işidir, bir ilim eseridir ve o çekirdeklerin böylece yaratılmış olmaları Hâlık ismini gösterir.
            Bu çekirdekler, ağaç haline geldiklerinde ve meyve verdiklerinde birbirlerinden daha net biçimde ayrılırlar. İşte bu ayrılık, bu farklılaşma, bu imtiyaz Bâri’ ismini ilan eder.
            Aynı türün fertleri arasında da bir imtiyaz sözkonusudur.
            Bu hakikat insanlık âleminde bütün berraklığıyla okunur:
            Nutfelerde insanın bütün organlarının şekilleri, yerleri büyüklükleri ve sayıları genetik program halinde yazılıdır. Bununla birlikte, Allah, her insana da diğerinden bir farklılık, bir başkalık lütfetmiştir. Bu başkalıkla, insanlar birbirlerinden temyiz edilir, ayrılırlar.
            O halde, bir insan, yaratılışı ile Hâlık ismini, diğer insanlardan farklı olmasıyla da Bâri’ ismini gösterir.
            İmam Gazâlî Hazretleri, meseleye biraz farklı yaklaşır ve bu iki isim arasındaki farkı şöyle nazara verir:
            “Allah, eşyayı takdir etmesi ve bu takdire uygun olarak yaratması itibariyle Hâlık’tır. Onları yokluktan varlığa çıkarması itibariyle de Bârî’dir.”

            Sorularla İslamiyet(Alaattin Başar)

            #789399
            Anonim

              El-Mütekebbir

              “Büyüklüğünü her şeyde ve her hadisede gösteren.”
              “Kibriya ve azamet kendisine mahsus olan.”
              “Her şey, nezdinde hakir bulunan.” (Gazâlî)
              “O …Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir.”( Haşr, 59/23)
              Büyüklüğünü göstermekle, ‘büyüklenmek’ farklı şeylerdir. Sonsuz derecede aciz ve fakir olan insanoğlunun, büyüklenmeye kalkışması, onun hakkında kötü bir sıfat olur.
              Allah, insanların anladığı mânâda büyüklenmekten münezzehtir.

              Zira, Kebîr, Azîm ve Aliyy ancak O’dur. Bütün varlıklarda görülen büyüklükler O’nun büyütmesiyle, yücelikler O’nun yüceltmesiyledir. O halde Mütekebbir ismini, Allah’ın büyüklüğünü ilan etmesi şeklinde anlamalı ve O’nun büyüklüğü karşısında herkesin ve her şeyin zelil, hakir, fakir ve muhtaç olduğunu bilmeliyiz.
              Ahirette, bu hakikat bütün berraklığıyla görülecektir. Ama, önemli olan, bu gerçeği şu dünyada yakalamaktır.
              Mütekebbir isminin bir tezahürünü Kur’ân-ı Kerîm şöyle haber veriyor.
              “O gün onlar (kabirlerinden) fırlayıp çıkarlar. Allah’a karşı hiçbir şeyleri gizli değildir. (Buyrulur ki ‘Bu gün mülk kimindir?’ (Şöyle cevap verilir “Tek ve Kahhâr olan Allah’ındır.” ( Mü’min, 40/16)
              Demek oluyor ki, bu mübarek isim, bize aciz, nâkıs, zayıf, fani ve hakir olduğumuzu ders vermekte ve büyüklüğünü ilan etmenin ancak Allah’a mahsus olduğunu ihtar ile nefsimizi haddi aşmaktan men etmektedir.
              Allah Resûlü (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde beş şeye hayret ettiğini bildirir. Bunlardan birisini de şöyle ifade buyurur:
              “Evvelinin bir cîfe, âhirinin bir lâşe olduğunu bildiği halde büyüklenen insana şaşarım.”
              Fatiha Sûresi’nde, “bütün hamd ve senanın, âlemleri terbiye eden, Rahmân ve Râhîm olan Allah’a ait olduğu” beyan edildikten sonra, Allah’ın ‘din gününün de sahibi olduğu’ nazara verilir. Bu âyetlerle Allah, büyüklüğünü ilan etmiş ve insanlar, aciz ve fakir bir kul olduklarının idraki içinde, “Biz ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.” diye Allah’a iltica etmişler, O’na sığınmışlar, O’na güvenmişlerdir.

              Namazın her rüknünde tekbir getiren ve bu tekbirin mânâsını tasdik etmek üzere el bağlayan, bel büken, yüzünü yerlere süren insan, Mütekebbir olmanın ancak Allah’a has olduğunu bütün duygularına böylece sindirmekte ve kulluk şerefinden hissesini böylece almaktadır.
              Kula yaraşan ve yakışan, büyüklenmek değil kulluk etmektir.
              Kulun bu isimden feyiz alması, bu varlık âleminde, Allah’ın büyüklüğünü gösteren sonsuz şahitleri güzelce dinlemesine ve seyretmesine bağlıdır.
              İnsan, Allah’ın büyüklüğünü başkalarına ilan etmekle de bu isimden ayrı bir feyze nail olur.

              Sorularla İslamiyet(Alaattin Başar)

              #789448
              Anonim

                El Mütekebbir :

                kibirlenmekteki büyüklenme ile kibriyadaki büyüklenmeyi karıştırmamak gerekir. Zati yukarıda da denildiği gibi insanların anladığı manadaki büyüklenmeden münezzehtir. Evet kibir ancak mahlukatta olabilir bu hasebledir ki buradaki büyüklenme uslubu ile mahlukattaki kibirlenme duygusu karıştırılmamalı..

                Hatta halk arasında tabiri caizse “fazla böbürlenme senden büyük Allah var” sözü bir nebze de olsa ismi mütekebbiri aklımızda şablon olarak oturtabilir..

                #789457
                Anonim

                  güzel bir konu olmuş şöyle olsa nasıl olur.Allahın isimlerine üstadımızın risale i nurda verdiği manaları yazsak ….kısa ve öz olarak tabi

                  #789458
                  Anonim

                    mesela
                    ALİM : (عَلِيمٌ) ” yani zatı ile ilim arasında zaruri , luzumi sübut vardır “ işarat-ül i’caz

                    #789465
                    Anonim

                      “Ne kadar hamd ve medh varsa, kimden gelse, kime karşı da olsa, ezelden ebede kadar hastır ve lâyıktır o Zât-ı Vâcib-ül Vücud’a ki, ALLAH denilir.”
                      Mektubat

                      #789466
                      Anonim

                        RAB رَبِّ : Yani herbir cüz’ü bir âlem mesabesinde bulunan şu âlemi bütün eczasıyla terbiye ve yıldızlar hükmünde olan o cüz’lerin zerratını kemal-i intizamla tahrik eder. Evet Cenab-ı Hak, herşey için bir nokta-i kemal tayin etmiştir. Ve o noktayı elde etmek için o şeye bir meyil vermiştir. Her şey o nokta-i kemale doğru hareket etmek üzere, sanki manevî bir emir almış gibi muntazaman o noktaya müteveccihen hareket etmektedir. Esna-yı harekette onlara yardım eden ve mâni’lerini def’eden, şübhesiz Cenab-ı Hakk’ın terbiyesidir
                        İşarat-ül İ’caz

                        #789467
                        Anonim

                          “Sâni’-i Zülcelal, İsm-i Hakîm‘in muktezasıyla, herşeyde en hafif sureti, en kısa yolu, en kolay tarzı, en faideli şekli ehemmiyetle takib ettiği gösteriyor ki; israf, abesiyet, faidesizlik, fıtratta yoktur. İsraf ise, İsm-i Hakîm‘in zıddı olduğu gibi”
                          Asa-yı Musa

                          #789468
                          Anonim

                            Vâhidiyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır demektir Meselâ Güneş’in ziyası, bütün zeminin yüzünü ihata ettiği haysiyetiyle, vâhidiyet misalini gösterir.

                            Mektubat

                            #789469
                            Anonim

                              Ehadiyet ise; herbir şeyde, Hâlık-ı Külli Şey’in ekser esması tecelli ediyor demektir. herbir şeffaf cüz’de ve su katrelerinde, Güneş’in ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması, ehadiyet misalini gösterir

                              Mektubat

                              #789543
                              Anonim

                                يُحْيِى YUHYİ; Yani: Hayat veren yalnız odur. Öyle ise, her şey’in Hâlıkı dahi yalnız odur

                                Mektubat

                                #789544
                                Anonim

                                  بِيَدِهِ الْخَيْرُ ELHAYR Yani: Bütün hayrat onun elinde, bütün hasenat onun defterinde, bütün ihsanat onun hazinesindedir

                                  Mektubat

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 115)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.