• Bu konu 113 yanıt içerir, 8 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 115)
  • Yazar
    Yazılar
  • #789545
    Anonim

      وَ هُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ KADİR Yani: Hiçbir şey ona ağır gelemez. Daire-i imkânda ne kadar eşya var, o eşyaya gayet kolay vücud giydirebilir. Ve o derece ona kolay ve rahattır ki: اِنَّمَا اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا ilh… sırrıyla, güya yalnız emreder, yapılır

      Mektubat

      #789568
      Anonim

        لَهُ الْمُلْكُ el MÜLK Yani: Ferş’ten Arş’a, seradan süreyyaya, zerrattan seyyarata, ezelden ebede kadar herbir mevcud, semavat ve arz, dünya ve âhiret, her şey onun mülküdür. Mâlikiyet mertebe-i uzması, tevhid-i a’zam suretinde onundur

        Mektubat

        #789571
        Anonim

          لَهُ الْحَمْدُ HAMD Yani: Bütün mevcudatta sebeb-i medh ü sena olan kemalât onundur

          Mektubat

          #789574
          Anonim

            وَ يُمِيتُ YUMİT Yani: Mevti veren odur. Yani: Hayatı veren o olduğu gibi; hayatı alan, mevti veren dahi yine odur

            Mektubat

            #767244
            Anonim

              HALIK; yaratılışın güzel şeklini ifade eden “halk” tabiri

              İşarat-ül İ’caz

              #789645
              Anonim

                El-Cebbar

                “Mahlukatı, iradesine uymaya mecbur eden.”
                “Dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.”
                “Yaratıkların noksanlarını düzelten, işlerini ıslah eden.”
                “O, …Azîz’dir, Cebbâr’dır, Mütekebbir’dir.”(Haşr, 59/23)
                Cebir, ‘seçme hakkından mahrum bırakma’ demektir ve iradenin zıddıdır.
                Bu kâinat ve içindeki mahlukat, yokluktan varlığa kendi iradeleriyle değil, bir cebir ile sevk edilmişlerdir.
                Güneşin güneş olması gibi Ay’ın ay, dağın dağ, denizin deniz olmaları da icbar yoluyla, yani bir zorlama ile gerçekleşmiştir.
                Şu var ki, Alîm ve Hakîm olan Allah’ın icbarı da ilim ve hikmet iledir.
                Rahîm ve Kerîm olan Allah’ın cebir ile yaptığı her tasarrufun altında rahmet ve kerem saklıdır.
                •••
                Cebir kelimesinin, hem ‘kırıkları onarmak’, hem de ‘zorla iş yaptırmak,’ mânâsına gelmesi enteresandır. Demek oluyor ki, Allah’ın cebri, ya bir hekimin hastasına uyguladığı bir cebir yahut âdil bir hükümdarın zalimleri zorla hapse sokmasındaki cebri gibidir.
                Semada yıldızlar kendi iradeleriyle değil Allah’ın cebri ile şu mevcut nizamı almışlardır. Kâinatın küçük bir misali olan insanın da, bütün organlarının şekilleri, vazifeleri, bedendeki yerleri, yine cebir ile tayin ve tespit edilmiştir. Ama ilâhî hikmet, bu dünya imtihanında insana bir irade bahşetmiş ve ihtiyarî fiillerde onu serbest bırakmıştır. Fakat, emrine isyan edenleri cebri ile Cehennemine sokacağını da önceden haber vermiştir.
                Cennet ve Cehennemin yolları cebir ile tayin edilmiştir. Yani neyin helâl neyin haram olduğunu Allah bizzat tayin ve tespit etmiştir. Ama, doğru ve yanlıştan, Cennet ve Cehennemden dilediğini seçmekte insanı serbest bırakmıştır.
                •••
                Aklı başında olan her insan, bu kâinatta cebren icra edilen ilâhî fiillerin ne kadar rahmet ve hikmet taşıdığını ibretle seyretmeli ve nefsin arzularına kapılmadan kendini o Cebbâr’a teslim ederek emri dairesinde bir ömür sürmelidir.

                Sorularla İslamiyet-Alaattin BAŞAR

                #789673
                Anonim

                  “el-Mütekebbir” Ululuk sahibi,her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.

                  #789674
                  Anonim

                    “el-Halik” Her şeyin varlığını ve gecireceği halleri takdir eden,yaratan,yoktan var eden
                    büyüklükte eşi olmayan.

                    #789675
                    Anonim

                      “el-Bari”Her şeyin aza ve cihazını birbirine uygun yaratan.

                      #789900
                      Anonim

                        FETTAHİYET, yani herşey’e lâyık bir şekil açmak ve suret vermek

                        mektubat

                        #789901
                        Anonim

                          üç karanlık içinde bütün vâlidelerin erhamında insanların suretlerini ayrı ayrı, mizanlı, imtiyazlı, zînetli ve intizamlı olarak, hem şaşırmadan, yanlış etmeden, karıştırmadan basit bir maddeden açmak ve yaratmak olan fettahiyet

                          Şualar

                          #789902
                          Anonim

                            hastalıktan şifa bulduğunda, ŞAFİ isminin tecellisine

                            Mesnevi-i Nuriye

                            #789926
                            Anonim

                              El-Aziz

                              “En üstün ve şânı en yüce olan.”
                              “Mağlûp edilmesi mümkün olmayan yegâne galip.”
                              “Allah’ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma.
                              Gerçekten Allah Azîz’dir, intikam sahibidir.”(İbrahim, 14/47)
                              Azîz, izzet sahibi demektir. İzzetin zıddı ise zillettir. Meselâ, acizlik bir zillettir, sonsuz kudret ise izzet makamıdır. Fakirlik de bir zillettir, mutlak Ğanî olmak, bir izzet makamıdır. Mahkûm olmak da bir zillettir. Her şeye hâkim olmak ise izzet makamıdır.
                              “Hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakib kabul etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar.” (Şualar)
                              Hâkimiyet gibi, rububiyet, mâlikiyet, rezzâkiyet… de birer izzet makamıdırlar.
                              Misal olarak ‘rububiyet’ üzerinde kısaca duralım:
                              Bütün âlemler Allah’ın rububiyeti karşısında zilletle boyun eğmiş, O’nun dilediği şekilde terbiye görmüşlerdir. Koca güneşi, yeryüzündeki canlılara hizmet ettiren, Allah’ın izzetidir. Güneş bu hizmetiyle, zelil ve mahkûm bir mahluk olduğunu âdeta haykırmaktadır.
                              Şu münâcat cümlesi izzet mefhumunu anlamamıza ışık tutuyor:
                              “Hem sen Azîz’sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz.” (Mektûbat)
                              Allah, dünyaya halife kıldığı insana, diğer hayvanlar üzerinde bir izzet bahşetmiş ve Yasin sûresinde de buyurduğu gibi, ‘hayvanları insanlar için zelil’ kılmıştır. Nitekim, bir çocuk yüzlerce hayvanı önüne katıp götürebilir. İşte o çocuğun bu saltanatında bir izzet cilvesi vardır. Ama, bu izzet onun şahsî hüneri yahut bilgisinin eseri değil, ancak ilâhî bir ihsan, bir mevhibedir.
                              Hayvanlara da bitkiler âlemine karşı bir izzet verilmiştir. Keza, bitkilerin de hayat şerefinden tamamen mahrum olan cansız varlıklara nisbetle bir izzetleri söz konusudur.
                              •••
                              İzzetinin ilâhî bir ihsan olduğunu unutarak Allah’ın emirlerine boyun eğmeyen insan, takındığı bu mevhum izzetin cezasını çok ağır ödeyecek ve nice hükümdarları, cebbarları zelil eden Cehennem azabıyla, zilleti bütün acılığıyla tadacaktır.
                              Bu mübarek isimden alacağımız en büyük ders; zilletimizin şuurunda olmamız, bize diğer varlıklar üstünde bir izzet bahşeden Rabbimize sonsuz hamd ve şükür etmemiz ve ahirette zelil olmamak için de, günah ve isyandan şiddetle sakınmamızdır. (Prof.Dr.Alaaddin Başar)

                              #790555
                              Anonim

                                Bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelal’i KAYYUM‘dur. Yani bizâtihî kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya onunla kaimdir, devam eder ve vücudda kalır, beka bulur. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyumiyet kesilse, kâinat mahvolur

                                Lem’alar

                                #791314
                                Anonim

                                  El-Mü’min

                                  “Kendisine sığınanları emin kılan.”
                                  “Emniyet verici.”
                                  “Kullarını iman şerefiyle şereflendiren.”
                                  “Peygamberlerini doğrulayıp tasdik eden.”
                                  “O, …Selâm’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir.”
                                  (Haşr, 59/23)

                                  Bu ismin verdiği emniyet ile, insan kendi bedenindeki sayısız denecek kadar çok faaliyetin nizam ve intizamla yürüdüğünden emin olarak, başka işlerle uğraşır. Ve yine, insanlar bu isme istinat ile, zeminin kaymayacağından ve yıldızların düşmeyeceğinden emin olarak işlerini tam bir emniyet içinde yürütürler.
                                  İman şerefine erişen bir kul, “Her şeyin dizgini O’nun elinde; her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” diyerek, Allah’a teslim olur ve tevekkül eder. Kendisini, dünya musibetlerinden kabir azabına, mahşerin dehşetinden Cehennem ateşine kadar her türlü tehlike ve zarardan ancak Allah’ın emin kılabileceğine iman ederek, O’nun rızası üzere çalışır ve huzur bulur.
                                  Bu ism-i şerifin, Selâm isminden sonra gelmesi de bu noktada ayrı bir önem taşır.

                                  Nur Külliyatı’nda bu yakın ilgi şöyle dile getirilir:
                                  “İmana gel ki elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selâmette kalasın.” (Mesnevî-i Nuriye)

                                  İmana gelen insan, hayır olsun şer olsun her şeyi Allah’ın yarattığını bilir. Allah’ı hakiki mâlik bildiğinden mülk âlemindeki hiçbir varlıktan korkmaz.
                                  Hastalıklara karşı Şâfi’ ismine sığınır. Sebeplere teşebbüs niyetiyle, ilaçlarını kullansa da şifayı Allah’tan bekler ve neticeden emin olarak rahat eder. Bu netice en kötü ihtimalle ölümdür.

                                  Ölüm ise Allah’ın Mümît isminin tecillisiyledir. Allah, Muhyî ismini tecelli ettirmekle hayat verdiği kulunu, ölüm hadisesiyle kabre gönderir. Ve kabir, iman ehli için dünyadan daha güzeldir.

                                  Kâinatın teşekkülünden kıyametin kopmasına, güneşin doğup batmasından, canlıların dünyaya gelip göçmelerine kadar bütün hadiseleri, ilâhî isimlerin tecellisi olarak seyreden bir mü’min, her türlü elemden emin olarak, dünyada Cennet hayatı yaşar.

                                  Bu ismin tecellisiyle emniyet içinde yaşamak, sadece mü’min kullara mahsus değildir. Yuvasından çıkıp uçan bir kuş, rızık hususunda hiç bir endişe taşımaz. Nereye gidip neler yapacağını önceden planlamaksızın, bir ilâhî ilham ile ve tam bir emniyet içinde rızkını arar ve bulur.

                                  Bu hakikat bütün hayvanlar âlemi için de geçerlidir. (Prof.Dr.Alaaddin Başar)

                                15 yazı görüntüleniyor - 46 ile 60 arası (toplam 115)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.