- Bu konu 160 yanıt içerir, 12 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Ocak 2010: 20:43 #764035
Anonim
Eğer beşerin tahte’l-bahirleri, âyât-ı Kur’âniyeden mevkî isteseler, o dairenin tahte’l-bahirleri, yani, bahr-i muhît-i havaîde ve esir denizinde yüzen zemin ve yıldızlar ona diyecekler: “Yanımızda senin yerin görünmeyecek derecede azdır.” 20. söz
Gerçi bu saatte o kardeşi bulup soramayız da doğru mu diye..(=9 Ocak 2010: 21:50 #764038Anonim
İhtar : Semada büyük bir denizin bulunduğuna edilen zehab, mecazın hakikat zannedildiğinden ileri gelmiştir. Evet, cevv-i hava, denizin rengini andırır ve küre-i havaiyede münteşir bahr-i muhitten fazla su vardır. Binaenaleyh cevv-i havayı denize teşbih etmek baid değildir. Fakat mana-yı hakiki ile bakılırsa hatadır.
İşaratül-İcaz | Münafıklar Bahsi | 1289 Ocak 2010: 22:05 #764040Anonim
Sual:Bir zerre, onun Yaratıcısına ne olamaz ?
14 Ocak 2010: 17:33 #764461Anonim
Suâli tam anlayamadık..(?)
14 Ocak 2010: 20:12 #764469Anonim
Yani sual ediyoruz ki ; bir zerre, Şems-i Ezelînin tecellîsine mazhar olurken onun Yaratıcısına ne olamaz ?
14 Ocak 2010: 21:14 #764485Anonim
@zerrat 176351 wrote:
Yani sual ediyoruz ki ; bir zerre, Şems-i Ezelînin tecellîsine mazhar olurken onun Yaratıcısına ne olamaz ?
İ’lem Eyyühel-Aziz! Şu âlemi ziyalandıran şemsin, bir sineğin gözüne tecelli ile girip ışıklandırması mümkündür. Ve ateşten bir kıvılcımın gözüne girip tenvir etmesi imkân haricidir. Çünki gözü patlatır.
Kezalik bir zerre, Şems-i Ezelî’nin tecellisine mazhar olur. Fakat Müessir-i Hakikî’ye zarf olamaz…
(Mesnevi-i Nuriye – 87)14 Ocak 2010: 21:20 #764486Anonim
sual:Risale-i Nur ve şakirdlerinin Kur’anın işaretine ve kutubların iltifatına mazhariyetinin sırrı nedir?
14 Ocak 2010: 22:09 #764491Anonim
Risale-i Nur bu derece kuvvetli işaret-i Kur’âniyeye ve şakirtleri bu kadar kıymetli beşaret-i Furkan’iyeye ve aktâbların iltifatına mazhariyetin sırrı ve hikmeti, musibetin azameti ve dehşetidir ki, hiçbir eserin mazhar olmadığı bir kudsî takdir ve tahsin almış. Demek ehemmiyet onun fevkalâde büyüklüğünden değil, belki musibetin fevkalâde dehşetine ve tahribatına karşı mücahedesi cüz’î ve az olduğu halde gayet büyük öyle bir ehemmiyet kesb etmiş ki, bu âyette işaret ve beşaret-i Kur’âniyede ifade eder ki, ‘Risale-i Nur dairesi içine girenler tehlikede olan imanlarını kurtarıyorlar ve imanla kabre giriyorlar ve Cennete gidecekler’ diye müjde veriyorlar.Evet, bazı vakit olur ki, bir nefer gördüğü hizmet için bir müşirin fevkıne çıkar, binler derece kıymet alır.
Şualar | Birinci Şuâ | 600-601
14 Ocak 2010: 22:33 #764492Anonim
Sual: Dünyada en yüksek hakikat nedir ve neden ?
15 Ocak 2010: 10:55 #764510Anonim
@zerrat 176399 wrote:
Sual: Dünyada en yüksek hakikat nedir ve neden ?
Evet dünyada en yüksek hakikat, peder ve vâlidelerin evlâdlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünki onlar, hayatlarını kemal-i lezzetle evlâdlarının hayatı için feda edip sarfediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş herbir veled; o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnud etmektir.
(Mektubat – 259)15 Ocak 2010: 10:59 #764511Anonim
sual;dünya cihetinde hakaik-ı îmaniyenin neşrindeki vazifedar, makam sahibi olsa, daha iyi te’sir eder denilebilir.Gerçekten öylemidir?Yoksa buna maniler varmıdır varsa nelerdir?
15 Ocak 2010: 14:42 #764527Anonim
Birşey daha kaldı ki; dünya cihetinde, hakâik-ı îmâniyenin neşrindeki vazifedar, makam sahibi olsa daha iyi tesir eder, denilebilir. Bunda da iki mâni var:
Birisi: Farazâ velâyet olsa da, bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında, velâyetin mâhiyetindeki ihlâs ve mahviyete münâfidir. Nübüvvetin vereseleri olan Sahabeler gibi izhâr ve dâvâ edemezler; onlara kıyas edilmez.
İkinci Mâni: Pekçok cihetlerle çürütülebilir ve fânî ve cüz’î ve. muvakkat ve kusurlu bir şahıs sahip olsa, Nurlara ve hakâik-ı îmâniyenin fütûhâtına zarar gelir. Fakat bir nokta var ki, mûcib-i şükrandır. Ehl-i siyâsetteki düşmanlarım, mezkûr hakîkatleri bilmedikleri için, şerefli, izzetli eski Said’i düşünüp mütemâdiyen Nurlar bedeline benim şahsıma ihânet ve tenkîs etmekle meşgul oluyorlar. Bâzı mutaassıp enaniyetli hocaları da şahsımın aleyhine çeviriyorlar. Güyâ Nurları söndürmeye çalışıyorlar. Halbuki Nurları daha ziyâde parlattırmaya vesîle oluyorlar. Nurlar, âdi şahsımdan değil, Kur’ân güneşinin menbâından nurları alıyor.
Emirdağ Lâhikası-I, s. 223-224.
Hizmet Rehberi | Altıncı Bölüm | 20015 Ocak 2010: 14:52 #764531Anonim
Sual: İşte şu hakîkatin mânevî ve sermedî güneşi olan Kur’ân-ı Kerîm’in nur tecellîsine, bu asrımızda, mazhar olan nedir ve nasıl mazhar olmaktadır ?
15 Ocak 2010: 20:46 #764558Anonim
Hangi hakikatin..?
15 Ocak 2010: 20:59 #764561Anonim
@zerrat 176512 wrote:
Sual: İşte şu hakîkatin mânevî ve sermedî güneşi olan Kur’ân-ı Kerîm’in nur tecellîsine, bu asrımızda, mazhar olan nedir ve nasıl mazhar olmaktadır ?
İşte şu kitab-ı kebîrin mânevî ve sermedî güneşi olan Kur’an-ı Kerîmin nur-u tecellisine bu asrımızda “Nur” ismiyle müsemma olan Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsi mazhar olmuştur.
O Nurlar ki; zulümattan ayrılmak istemiyen yarasa tabiatlı, gaflet uykusu ile gündüzünü gece yapan sefahetperest, aklı gözüne inmiş, zulümatta kalarak gözü görmez olanlara ve yolunu şaşıranlara karşı projeksiyon gibi nurlarını îman hakikatlarına tevcih ederek sırat-ı müstakîmi büsbütün kör olmayanlara gösteriyor. Nur topuzunu ehl-i küfr ve münkirlerin başına vurup “Ya aklını başından çıkar at hayvan ol, yahut da aklını başına alarak insan ol!” diyor.
s.t.g. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.