- Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Eylül 2012: 16:30 #807820
Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Muhterem Üstaz hazretlerinin hiç bir sohbetleri yoktu ki az yemenin lüzumundan bahsedilmesin…
“Devaların başı az yemektir, perhizdir” diyerek az yemeği mükerreren ısrarla tavsiye ederlerdi:
Hadîs-i şeriflerde:
– Bir insan Allah için az yerse kalbi nur ile dolar.” ve
– Çok yiyip içmeyi itiyat haline getiren kimsenin kalbi kasvetli olur.
katılaşır, zikrullah yapamaz?” buyurulmuştur.
Yine Sertacü’l-enbiya- sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuşlardır ki:
-“Kalblerinizi açlıkla nûrlandırınız.
Nefsinizle cihad edip.
Onu terbiye edebilmek için açlığı ve susuzluğu bir silah olarak kullanın.
Cennet kapısına vuruşları açlıkla devam ettirin.
devamı var
22 Eylül 2012: 16:31 #807821Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Nefsi terbiye için Onunla savaşanın mükafatı, cephede düşmanla savaşanın mükafatı gibidir.
Allah yolunda açlık ve susuzluk yolu ile nefsi terbiye etmek için çalışmaktan daha güzel bir amel yoktur.
Kim ki mîdesini devamlı olarak dopdolu tutar ise ma’neviyat alemine giremez, maneviyattan zevk alamaz ve ibadetin tadını kaybeder.”
Yine Nûru’ı-hüda sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyorlar.
– “Oburca yemek içmek suretiyle kalblerinizi öldürmeyin.
Kalb bir fidana benzer.
Nasıl fidana aşırı su verilince sararıp, solar ve büyümez ise kalb de fazla su ile ölür, salim düşünce ve îmanî huylar kalmaz…”
Yine Kainatın efendisi buyuruyorlar:
– Sizin Allah tealaya en sevimli olanınız yemesi en az ve bedenen en hafif olanınızdır.
-İnsan yemesini azalttığı zaman içi nur dolar.
– Her hastalığın başı karnı fazla doldurmaktır.
Urve bin Zübeyr – radıyallahu anh- de şöyle diyor;
– “Ben Kur’an’ın manasını, farzlarını, helal ve harama dair hükümlerini arab şiirini ve neseb ilmini Aişe- radıyallahu anhadan daha iyi bilen birini görmedim.
Onun ağzından çıkan çok güzel ve beliğ sözler de vardır ki, bir iki tanesi şöyledir:
– Melik kapısını çalmağa devam ediniz.
Birgün size açılır.
– Ne ile çalalım dediler. Cevabı verdi:
– “Açlık ve susuzluk ile…”
22 Eylül 2012: 16:32 #807822Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Hazreti Ali- kerremallahu vecheh- buyurur ki:
Ebubekr radıyallahu anh’a her hususta bizlere takaddüm ettiğinin sebebin! sordum.
Hazret-i Ebubekr,
– Beş şey ile buyurdular.
l. İnsanları iki kısım gördüm. Bir kısmı dünyayı ister, bir kısmı ahıreti ister. Ben ise Mevlayı istedim.
2. Ben İslam olduğumdan beri doyasıya dünya taâmı yemedim.
3. Ben İslam olduğumdan beri doyasıya su içmedim.
4. Ben İslam olduğumdan beri beni iki amel karşıladı. Dünya ameli ve ahiret ameli. Ben ahiret amelini tercih ettim.
5. Daimî olarak Resulullah-sallallahu aleyhi ve sellem -in sohbetine mülazemet ettim. Bir an bile yanlarından ayrılmadım
İmam Şa’ranî hazretlerinin nasîhatları şöyledir.
– Ey oğlum! bilmelisin ki, bu yolun sıhhatle devam etmesi esası, insanı önde tutanı,
kuvvet verip tahkim edeni açlıktır, yani haddinden fazla yememek.
Şayet arzun, saadeti bulmak, saîdler defterine yazılmaksa sana açlık gerek,
yani çok yememek yemeklerin ancak bir zaruretini gidermek için olsun.
Yani açlığını giderecek kadar yemelisin.
Şunu iyi bil ki, lüzumu kadar yeyip, ötesini bırakıp kalkmak bedendeki şeytana ait yerleri temizler.
22 Eylül 2012: 16:33 #807823Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Süleyman Daranî – kuddise sırruhu da açlık hakkında şöyle buyurur.
– Her şeyin bir pası vardır.
Kalbin pası karın tokluğudur.
– Açlık, ulu ve yüce Allah nezdinde saklı bir hazînedir.
Bunu sevdiğinden başkasına vermez.
– Açlık ahiretin anahtarı, tokluk (kesret-i taam) dünyanın anahtarıdır.
– Geceleri helal yemekten bir lokma az yemeyi, sabaha kadar namaz kılmaktan daha çok severim.
Çünkü güneş battığı vakit gece gelir.
Ama mü’min için kalbin gecesi mide dolduğu vakit gelir.
– İbadetten en çok zevk aldığım zaman açlıktan karnınım sırtıma yapıştığı vakittir.
22 Eylül 2012: 16:34 #807824Anonim
Salihlerle Beraber Olmak -devamı
Cüneyd Bağdadî- kuddise sırruh- buyurur ki
– Biz tasavvufu, dedikodu ile elde etmedik.Cenk ve harble kazanmadık.
Lakin aç ve uykusuz kalarak, dünyadan el-etek çekerek, sevilen ve göze hoş görünen şeylerden, koparak bulduk.
Bayazid Bestamî- kuddise sırruh- der ki:
– Açlık öyle bir buluttur ki, hikmet yağmurundan başka bir şey yağdırmaz.
Karnı aç olanın kalbi saf ve rakîk, tok olanın kalbi azgın olur.
Zünnun Mısrî- kuddise sırruh- der ki:
– Ben hiç bir zaman midemi doyurmadım.
Çünkü her doyurduğumda ya ma’siyet işledim, ya da ma’siyet işlerine meylettim.
Ahmed-er-Rifaî- kuddise sırruh- der ki:
– Kalbin ve basiretin safa halini bulması, bu göz nurunun gerçekleri görmekteki keskinliği az yeyip, az içmekle elde edilir.
Çünkü açlık kibri, büyüklenmeyi, çevredekilere eziyet etmeyi önler ve nefes açlıkla tadlanır.
O kadar ki devamlı Hak’la meşgul olmağa başlar.
Denemelerimde gördüm ki açlık kadar nefsi kıran hiç bir şey yoktur.
devamı var
22 Eylül 2012: 16:35 #807825Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Yahya bin Muazın sözlerinden:
– Açlık nurdur, tokluk ateş… İştah ve arzu da odun…
– Tıka-basa karnını doyuran hiç kimse yoktur ki, Hak teala, birdaha asla bulamayacağı şeyi ondan almasın.
– Açlık, sıddıkların bedenlerinin gıda aldıkları, Allah tealanın yeryüzündeki yemeğidir.
Muhterem Üstaz -kuddise sırruh- hazretleri de, orucun ve az yemenin on güzel hassasını şöylece okurlardı.
1. Açlıkta kalb safası olur, hafıza kuvvetli olur.
Toklukta ahmaklık unutkanlık olur.
2. Açlıkta kalb rikkati olur, dua ve ibadetten zevk alır.
Toklukta ise kalb katılaşır, ibadetten zevk alamaz.
3.Açlıkta kaibde züll-ü inkisar ve tevazu hasıl olur.
Toklukta tuğyan, tefahur, kibir olur.
4. Açlıkta fakir ve açlar düşünülür, toklukta unutulur, yalnız kendi nefsinin zevkini düşünür.
5. Açlıkta nefsanî, şehvanî istekler kırılır, toklukta nefs-i emmare küvvet bulur, azgınlık olur.
6. Açtıkta vücudta uyanıklık ve zindelik olur, toklukta uyku ve gaflet olur.
7. Açlıkta ibadet ve taata devam kolay olur, toklukta tenbellik ve gevşeklik olur.
8. Açlıkta beden sıhhatli olur, maraz defolur, toklukta vücud yıpranır, hastalık olur.
9. Açlıkta bedende hafiflik, ferahlık olur, toklukta ağırlık atalet olur.
10. Açlıkta sadaka vermeğe işar ve infaka şevk gelir, kıyamet gününde sadakasının gölgesinde gölgelenir.
devamı var
22 Eylül 2012: 16:48 #807826Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Tabiblere;
– Devanın en şifalısı nedir? diye sormuşlar.
– Az yemektir, demişler. Hikmet ehline;
-İbadete en ziyade şevk veren nedir? diye sormuşlar
– Az yemektir, demişler. Alimlere:
– İlim hıfzında efdal şey nedir? diye sormuşlar
– Az yemektir demişler. Amirlere:
– En lezzetli gıdalı taam nedir? diye sormuşlar
– Az yemektir demişler
Muhterem üstaz sami efendi hazretleri yemek hususlarında da çok dikkatli idiler.
Yemek evvelinde ve sonunda muhakkak ellerini yıkarlardı.
Sofraya gayet ta’zinli olarak iki dizleri üzerine otururlardı.
Kat’-iyyen arkalarına dayanmazlardı.
önlerine ne konursa onu huzurla yerler, besmele ile başlayıp hamdele ile bitirirlerdi. (yani elhamdülillah diyerek).
Yemeğe tuzla başlarlar, lokmaları gayet küçük alırlar, çok çiğnerler, yemeği ağır ağır sükunetle yerlerdi.
Daima önlerinden alırlardı.
Yemek çok sıcak ise soğuması için üzerine üflemezler, serinlemesi için beklerlerdi.
Bilhassa yemeğin, sessizlik, uyanıklık, huzur içinde yenilmesine çok itina ederlerdi.
Agahlıkla yenilmeyen gıdanın gaflete vesile olacağına ihsas ederlerdi.
Yemek seçmezler, az olmak şartıyla hepsinden birer ikişer lokma alırlardı.
Uyanıklıkla yenen her lokmanın da ma’neviyatın tekamülüne yardımcı olduğunu beyan buyururlardı.
devamı var
22 Eylül 2012: 16:49 #807827Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Önlerine ne konulursa, kuru ekmek dahi olsa büyük bir tazimle şükürle yerlerdi.
Bir defa olsun az pişmiş, tuzlu veya tuzsuz, tatlı veya tatsız, lezzetli veya lezzetsiz olmuş gibi sözler sarf ettikleri vakî değildir.
Yerde yemeği tercih ederler, masada hazırlanmış ise onu da kabullenirlerdi.
Yemek taksimli bir şekilde ayrı ayrı tabaklara konuluyorsa, sofrada bulunan eşhasın yemekleri tam olarak önlerine konulmadan yemezler, onları beklerlerdi.
Tamamlanınca hep beraber yemeğe başlarlardı.
Her şeyin vaktinde yapılmasını istedikleri gibi, nizam bakımından yemeğin de saatinde hazır olmasını arzu ederlerdi.
Önlerine kat’iyyen yemek dökmezler, peçeteyi de yemeği müteakip aynı eski şekline sokardı.
22 Eylül 2012: 16:49 #807828Anonim
Salihlerle Beraber Olmak –
BİR ŞAM YOLCULUĞU
Muhterem Üstâz – kuddise sırruh – hazretleri yemek, içmek ve emsali mevzulara hiç temas etmezlerdi Bir hac yolculuğu hazırlığını yapılıyordu, âdetleri hilafına buyurmuşlardı ki:
– “Çay, ekmek, helva, peynir alınsın, Şamda lazım olur”
Refikleri arasında müzakere edildi.İstişare sonunda bahsedilen bu gıda maddelerinin Şam’da daha iyileri bulunduğu ve oradan temin edilmesinin daha uygun olduğu, kararına varıldı.
Bu yersiz istişare ve varılan sonuç çok hatalı idi.
Nihayet Şam-ı Şerife uğranıldı.
Vakit oldukça ilerlemişti.
Yermük oteline inildi.
Yakın olması dolayısıyle sabah namazına sancakdar camiine gidimişti.
Farz namazı kılınırken dışarıda mitralyöz ve top sesleri duyulmaya başlamıştı.
Mühim bir ihtilal başlangıcı olduğunu anlamıştık.
Acele otele dönüldüğünde top ve silah sesleri ziyadaleşmiçtmişti.
devamı var
22 Eylül 2012: 16:50 #807829Anonim
Salihlerle Beraber Olmak –
Bu mühüm vaziyette dışarı çıkma yasağı konulmuş,dükkanların bilaistisna hepsi üçgün kapalı kalmıştı.
Hülasa hayal edilen, Şam’ın çay, ekmek, peynir ve helvasından mahrum kalınmıştı.
Valizlerdeki çörek ve bisküvi kırıntıları ile idare edildi.
Muhammediyyü’l-meşreb olan bu kerîm zat en ufak bir işaretle olsun, refiklerni mahcub etmedi.
Ama bizler utancımızdan yerin dibine geçmiştik..
Kibar-ı ehlullah arasında daha Muhammediyyü’l-meşreb olanların sayısı azın da azıdır.
Çok büyük makamdaki velilerin bile zaman zaman settaru’1-uyub ve afvedicilik hususunda bocaladıkları görülmüştür.
Bu hallerine rağmen keşif ve keramete ehemmiyet vermezler bu bahsi yersiz görürlerdi.
Ve nasıl gizlenmesi îcab ederse onda da mahir idiler.
Bazı mecburi uyarma durumunda kaldıkları müstesna…
“En büyük keramet; ihlas ve istikamet üzere, nefeslerin daimi zikrullah ile muhafazası ve her an Hak teala ve tekaddes hazretlerinin huzurlarında sıdk, ihlas ve züll ü inkisar halinde bulunmaktır” buyururlardı…
kaddesallahu sırrahul azîz1987 MAYIS ALTINOLUK
22 Eylül 2012: 16:52 #807831Anonim
Affedicilik, Kabahat Örtücülük
Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
“Kim arkadaşının ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter.
Kim ki müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa Allah da onun ayıbını açığa vurur.
Hatta evinde bile onu rezil eder.” (İbn Mâce)
KUR’ÂN-I KERİM’DEN
Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyurur:
“Mü’minler o muttakî kimselerdir ki, onlar hem sevinç, hem keder, hem varlık, hem darlık zamanlarında fakirlere ihsan ederler, kızdıkları zamanda öfkelerini yutarlar, halkın kusurlarını affederler. (Al-i İmran/134).
“Mü’minler fazilet sahipleridir ki, onlar şirk gibi günahların büyüklerinden ve zina gibi açık fenalıklardan çekinirler ve her ne zaman gazablanırlarsa onlar darıldıkları kimselerin kusurlarını affederler” (eş-Şüra/37).
22 Eylül 2012: 16:53 #807832Anonim
Affedicilik, Kabahat Örtücülük
“Ya Ekrame’r – rusül! Halk ile münasebetlerde afv u mülayemete yapış, aklen ve şer’-an iyi olan şeyleri emret.
Delil kabul etmeyen musırr cahillerden yüz çevir, mücadele etme.” (el-A’raf/199).
“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur.
Onlardan sakının.
Fakat kendilerine afv ile, safh ile muamele eder, kabahatlerini örter iseniz, bilmiş olun ki Allah da sizlere karşı Gafurdur, Rahîm’dir.” (et-Tegabun/14).
“Öfkesini yenenler, insanların suçunu bağışlayanlar da cennetliktir.
Allah iyilik edenleri sever.” (Al-i İmran/134)
“İçinizdeki fazilet ve servet sahipleri kendi akrabalarına, öksüzlere, biçarelere ve Allah yolunda hicret edenlere yardımda bulunmamak için yemin etmesinler.
Onların kabahatlerine afv ile, safh ile mukabelede bulunsunlar.
Ya sizler Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?
Allah Gafur’dür, Rahîm’dir. (Nür/82)
“Affetmeniz takvaya daha yakın bir harekettir. Aranızda lutf ile muameleyi unutmayın.
Şüphe yoktur ki Allah işlediklerinizi görüyor” (Bakara 257)
“Kötülüğün cezası, onun aynı olan bir kötülüktür.
Bununla beraber kim affeder, barışırsa Allah mutlaka ecrini verir.” (Şura suresi/40)
devamı var
22 Eylül 2012: 16:53 #807833Anonim
Affedicilik, Kabahat Örtücülük
ALLAH RASULÜNDEN
Ebû Kebşe radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Rasul-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Nefsim yed-i kudretinde olan Allah hakkına söylerim:
Üç şey vardır ki eğer yemin etme itiyadında olsaydım bunların gerçek olduklarına yemin ederdim:
Sadaka olarak verdiğiniz şey malı eksiltmez.
Sadaka verin.
Uğradığı haksızlığı Allah rızası için bağışlayan bir kimsenin de kıyamet günü Allah katında izzet ve şerefi çoğalır.Dilencilikten bir kapı açana da Allah Teâlâ ihtiyaç kapısını açar.” (Tirmizî).
Hazret-i Aişe radıyallahu anha anlatıyor:
“Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in, bir kere olsun, uğradığı haksızlıktan dolayı intikam almağa kalkıştığını görmedim.
Ancak haram irtikabında en çok kızanlardan biri olurdu.
Yine bunun gibi iki şey arasında muhayyer buyurulduğu takdirde, günah olmadıkça daima kolay olanını tercih ederdi.”
Ukbe radıyallahu anh anlatıyor:
“Bir gün Rasul-i Ekremle karşılaştım.
Yâ O benim elimden veya ben O’nun elinden tuttum. Buyurdular ki:
Ey Ukbe, dikkat et! Sana dünya ve ahiret ehlinin en üstün ahlâkından haber vereyim: Gelmeyene gitmen, vermeyene vermen ve sana kötülük edeni affetmendir.” (İbn-i Ebi’d-dünya’dan)
devamı var
22 Eylül 2012: 16:54 #807834Anonim
Affedicilik, Kabahat Örtücülük
Enes radıyallahu anh’den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
“Allah Teâlâ kıyâmet gününde mahlûkatını mahşer yerinde topladığı zaman,
Arş’ın altından bir dellal üç defa:
Ey iman edenler! Allah Teâlâ sizi affetti. Siz de birbirinize olan hakkınızı bağışlayın! diye seslenir.” Ebû Said Ahmed, Kitabu’t – Tebsıre’de.)
Hadis-i şerifde varid olmuştur ki:
‘ ‘Allah Teâlâ mahlûkaatı cem’ettiği zaman bir münâdî:
Nerede ehl-i fazilet olanlar? diye çağırır. Ehl-i fazilet hemen kalkıp süratle cennete koşarlar. Melekler onları karşılayıp:
Cennete süratle koşup gittiğinizi görüyorıız. Siz kimlersiniz? derler. Onlar da kendilerinin ehl-i fazilet olduklarını söylerler.
Melekler onlara faziletlerinin ne olduğunu sorduklarında:
Zulme uğradığımızda sabrettik, kötülük gürdüğümüzde de affettik, derler. Meleklerde
Öyle ise hemen girin cennete. Böyle amel işleyenlerin ecri ne güzeldir! derler.
22 Eylül 2012: 16:55 #807835Anonim
Affedicilik, Kabahat Örtücülük
Mesleme radıyallahu anh’den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
“Bir kimse bir müslümanın bir ayıbını örterse, Allah Teâlâ onun dünyada ve ahirette ayıbını örter.
Bir sıkıntısını giderirse Allah Teâlâ kıyamet gününün sıkıntılarını ondan giderir. Kim müslüman kardeşinin hacetini görürse Allah Teâlâ da onun hacetini görür.”
“Bir kimse bir müslümanın günahını öğrenip de gizlerse Allah Teâlâ da kıyamet günü onun günahını örter.”
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivâyete göre Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurur:
“Kimin ki sadaka olarak verdiği malı azalmış ise ve kim ki kendisine zulmedeni ve haksızlık edeni affetmişse Allah onların şerefini artırır.”
Rasûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular:
‘ ‘Kim bir ayıp örterse, diri diri kuma gömülen kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap alır.” (Ebu Davud, Nesaî, Hakim.)
Gene buyurdular:
“Kim bir mü’min arkadaşının ayıbını görmez, onu gizlerse, şüphesiz Allah Teâlâ bu hareketi sebebiyle onu cennete koyar.” (Taberanî).
Gene buyurdular:
“Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter.
Kim ki müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa Allah da onun ayıbını açığa vurur.
Hatta evinde bile onu rezil eder” (İbn-i Mâce).
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.