- Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Eylül 2012: 21:29 #807787
Anonim
BİR GÜNÜ SIHHATLE YAŞAMANIN ŞÜKRÜ
Vaktiyle bir abid vardı.
Bir gün şiddetlice dişi ağrıdı. Acılar içinde kıvranıp, huzuru kaçtı. Bir doktora gitti.
Doktor salih bir zattı. Herkese iyilik eder, hidayete kavuşmalarına vesile olurdu. Abide dedi ki:
Allahü Teâlâ’nın izni ile seni diş ağrısından kurtarır isem, karşılık olarak ne vereceksin? Abid hiç düşünmeden dedi ki.
Ne istersen veririm.
Bütün ibadetlerinin sevabını istiyorum.
Kendi kendine, “İyi olunca gene ibadet eder, tekrar sevap kazanırım” diyerek vermeğe razı oldu.
Diş tabibi, bir ilaç verince ağrısı tamamen kesildi. Abid Allahü Teâlâ hazretlerine çok şükretti.
21 Eylül 2012: 21:30 #807788Anonim
Abidin şükrünü duyan salih doktor şunları söyledi:
Ey âbid! Ey Allah’ın daimi olarak ibadet eden kulu! Senin bütün iyi amellerin, dünyada bir gün sıhhatle yaşamanın karşılığı bile değildir.
Bir dişinin ağrımaması için bütün ibadetlerinin sevabını verdin.
Diğer dişlerinin ağrımaması için başında ve vücudunun diğer uzuvlarında ağrı, sızı bulunmaması için ne vereceksin?
Görüyorsun insan oğlu çok acizdir, çok zavallıdır.
Bütün ömrümüzü ibadetle geçirsek ve yapılan her ibadet de kabul olsa, acaba rahat bir nefes alıp vermemizin şükrünü ödeyebilir miyiz!
O halde; ibadetlerimize karşılık Allahü azze ve celle hazretlerinden bir şey beklemek uygun olur mu? Biz kuluz. Kulun vazifesi acizliğini, zavallılığını bilip, itiraf etmektir.
21 Eylül 2012: 21:31 #807789Anonim
ŞÜKÜR –devamı–
Bir şairde ne güzel demiş :
Ey gönül şükretmezsen, sen ne yapmış olursun?
Hükmünü beğenmezsen, sen bir şey edemezsin.
Sayısız nimet ve hak, vardır senin boynunda
Sen nasıl oturursun? Ve kalkıp şükretmezsin.İBADET EDEBİLME NİMETİ
İbrahim Düssukî kuddise sirruh şöyle buyurur: “Ey kardeşim!
Sakın kendine has bir işi yapabildiğin iddiasına kapılmayasın.
Sonra, kendi gayretinle bir hak sahibi olduğunu iddia etmeye de yeltenmeyesin.
İyi bilmelisin ki eğer bir oruç tutuyor isen o orucu sana tutturan Hak Teala’dır.
Namaz mı kılıyorsun?
Ayakta mı duruyorsun?
Seni ayakta durduran gene O.
Keza yaptığın bütün ameller böyle, bir amelin varsa, O, çalışmanı istediği için çalışıyorsun.
Hasılı öyle olacaksın ki, her şeyi O’ndan göreceksin…
Bir şeyi gördüğün zaman, gör-dürenin, O’nun olduğunu bileceksin.
Bu hale devam edip manevî bir şerbet içtiğin zaman, yine ondan bileceksin.
devamı var
21 Eylül 2012: 21:32 #807790Anonim
ŞÜKÜR –devamı–
O içirdi, diyeceksin.. başka değil.
Bir şeyden mi sakınıyorsun, ittikan mı var? Sana bu ittika halini nasip eden kim? Yine O… böylece bileceksin.
Yüksek bir makama mı çıktın? Derecen mi yükseldi; senin dereceni artıran, seni yükselten gene O’dur.
Maddî veya manevî her hangi bir hal nailiyetine erdiğin zaman, yine bu nailiyeti
O’ndan bileceksin.Ortada, senin için bir şey yok… Sana düşen ancak itirafdır.
Ki bir asi olduğunu bilesin… Kendine mal edebileceğin tek iyiliğin yoktur.
Bu hüküm yerindedir. Sana iyilik eden ve elinle iyilik ettiren O’dur.
Sonra senin için hüküm veren O’dur. Yaptıklarının iyi veya kötülüğünü O bilir.
Dilerse kabul eder, isterse kabul etmez.”
GURUR DEĞİL,ŞÜKÜR
Gene buyurdular:
“Ey oğlum, sen bütün seneleri oruçla geçirsen ve gecelerini de namazla, ibadetle…
Temiz bir iç alemin olsa, Hak ile de halis bir muamelen..
sakın iddiaya kapılma… ve işi söze boğma…
Şuna inan ki: Sen daima âsi bir müflissin… başkası değil.
Sakın nefsin verdiği gurura kapılma..
yalanına aldanma..
Nice derviş, nefsin hevasına kapılıp gitti ve telef oldu.”
21 Eylül 2012: 21:34 #807791Anonim
ŞÜKÜR –devamı–
Hâtem Asam kuddise sirruh buyurur:
Muhteşem konaklara, verimli bağ ve bahçelere sakın aldanma! Cennetten daha güzel bir yer yoktur.
Ademin başına ne geldi ise orada geldi, ibadet keramet çokluğuna da aldanma! zira sahib olduğu bunca keramete, Allahü Teâlâ’nın kendisine İsm-i âzamı öğretmiş olmasına rağmen, Belgan bin Bagâra’nın başına gelen geldi ve Allahü Teâlâ onun hakkında: “Onun meseli köpek misâli gibidir” (A’raf/176) buyurdu.
Sen, sen ol, amel ve taat çokluğuna da aldanma! Çünkü onca taatına rağmen İblis’in başına gelen geldi.
Abidlerin ve alimlerin sohbetinde bulunuyorum diye aldanma.
Çünkü Peygamberimiz Muhammed-ül Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem’den daha büyük hiç bir kimse yokdur.
Sa’lebe’nin onun yanında bulunması ve akrabalarının onu görüp hizmetinde bulunmaları, kendilerine bir faide sağlamadı.
Halbuki zamanımızdaki zahidlerin, alimlerin ve hafızların kibrini tartsalar, emirlerin ve hükümdarların gururundan çok daha ağır gelir. (Tezkiret-ül Evliya)
Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh buyurur:
İnsanların her biri bir şeyle meşguldür ve bir şeyine güvenmektedir.
Kimisi çok oruç tutmakla meşguldür ve orucuna güvenmektedir.
Kimisi çok namaz kılmakla meşguldür ve namazına güvenmektedir.
Kimisi çok hadis rivayet etmekle meşguldür ve rivayet ettiği hadislere güvenmektedir.
Kimisi cehennem korkusuyla meşguldür ve bu korkusuna güvenmektedir.
Kimisi cenneti sevmekle ve cennete gitmek için çok ameller işlemekle meşguldür ve bu amellerine güvenmektedir.
Halbuki arif kişiler, bu amellerinin, Rablarının bir lütfü keremi ve nusreti olduğunu bildikleri için, onlarda, amellere güvenme diye bir şey olmaz.
Yalnız Halik Teâlâ ve tekaddes hazretlerinin affına sığınırlar ve bu Sebeple şükürlerini artırırlar
21 Eylül 2012: 21:35 #807792Anonim
ŞÜKÜR –devamı–
Hakiki imanı kuvvetli bir müslüman, hem lisanen, hem bedenen hem de halen şükretmekle, hamd etmekle mükellefdir.
Lisanla olanı daima “Elhamdülillah” diyerek Hak Celle ve ala hazretlerine şükür etmektir.
Bedenî hamd ve şükür ise, Allah’ın rızasını umarak, bütün azalarımızı onun emrettiği şekilde hüsnü istimal etmektir.
Mesela dil, güzel söylemek, muhatabın gönlüne sürür vermek, Kur’an-ı kerim okumak, icabettiğinde nasihat etmek için yaratılmıştır.
Bunun aksine olarak, gıybet etmek, laf taşımak, bağırmak, çağırmak, kalb kırmak, kötü sözler söylemek gibi hoşsuzluklar için yaratılmamıştır.
Halî hamd ve şükür ise gönlümüzü, Rabbımız zül celal vel kemal hazretlerine tam bağlayıp, ahlaki ilahiye ile ahlâklanmağa say-ü gayret etmektir
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri bazı kullarının kalblerine, kendisine karşı derin bir sevgi verir.
Gönüllerini aşkı ile zevklendirir ve kemale erdirir. Bu sınıfda olanlar daimî olarak Hakkı müşahede ettikleri için hakikati tamamen anlamışlardır.
Bunlardan şımarma, büyüklenme, herkesi hor görme gibi kötü huylar alınmış, güzel ahlak, tevazu, şefkat, sabır, şükür halleri ile tezyin edilmişler, ve her hareketlerinde kendilerine ihlas bahşedilerek zirveye yükseltilmişlerdir.
Kötülük edemezler, işleri hep hayır üzerinedir.
Hep arzuları Cenab-ı Hakkın rızasıdır. Bunlara “Arif-i Billah” ismi verilir. Halkın arasında güneş misalidirler. Herkesle geçimlidirler.
Daima Cenab-ı Hakkı anarlar, darda kalanların manen maddeten yardımına koşar, Kur’an-ı Kerim okumayı, dua, istiğfar, salavat-ı şerife getirmeği ihmal etmezler.
Hülasa Cenab-ı Hakkın emirlerine ta’zimli, mahlükatına da şefkatlidirler.
Rabbımız Teâlâ hazretleri, şefi’ül-müznibin sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz ve seçilmiş has kulları hürmetine îmânımızı, îkanımızı, ihlasımızı kendisine ve sevdiklerine karşı aşkımızı, şevkimizi takviye etsin! Dünyevî uhrevî seadetler versin, cehennem azabından korusun! Bi-hürmeti Taha ve Yasin.
21 Eylül 2012: 21:36 #807793Anonim
ŞÜKÜR –devamı–
Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh hazretlerinin şükür hakkındaki sözleri:
Gelen nimetler için şükür yolunu tutmak gerektir.
Şükür de üç şekilde olur.
Lisan ile, kalb ile ve bütün duygularla.
Lisan ile şükür, bütün nimetlerin, Cenabı Allah’ın olduğunu itiraf etmektir.
Bir çok vasıta ile sana yapılan iyilikleri Allah tarafından bilmek lazım, her şeyi veren yaratan, yapan, getiren O’dur.
Şükür herkesten ziyade O’na lâyıktır.
Sana hediye getirene mi bakmak lazım, yoksa asıl hediyeyi gönderene mi yani Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretlerine, şükür ve saygılarımızı takdim etmek gerektir?
Dışa bağlanıp işin hakikatından gafil olmak bir cahillik sayılır.
Kalb ile şükür bu bir itikad halidir.
Buna inanmak ve sağlam bir manevi bağ ile sarılmalıdır. îyi bilmelidir ki içinde dışında ve durup yürümekte ne gibi iyilik varsa hepsi Cenabı Hakkın bir lütfudur.
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
Sizde olan bütün nimetler Allah’dandır. (sûre-i Nahl: 53)
Allah içinize ve dışınıza nimetleri bol bol sermiştir. (sûre-i Lokman: 20)
Allah’ın nimetlerini saymakla tüketemezsiniz. (sûre-i İbrahim: 34)
Bu ayeti celilelere inanmış olan bir iman sahibi, Cenab-ı Allah’dan başka yardımcı ve şükre layık bir kimse düşünebilir mi?
Fiilî olan şükür, bütün azaları ibadetde kullanmakla olur.
Allah’ın emri haricinde hiç bir şeye kulak vermemek ve nefse, şeytana ve şahsî arzulara uymamak gerekir.
21 Eylül 2012: 21:37 #807794Anonim
ŞÜKÜR –devamı
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
“Hakikat, sizin Allah’ı bırakıp taptıklarınız size bir rızık vermeğe muktedir olamazlar.
O halde rızkı Allah katında arayın.
Ona ibadet edin.
Ona şükredin.” (sûre-i Ankebut/17)
“Şükreden kullarım azdır.” (Sûre-i Sebe/13)
” And olsun şükrederseniz elbette sizi (nimetinizi) artırırım.
And olsun nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz benim azabım çetindir.” (Sûre-i İbrahim/7)
” Peygamber olmayıp hikmet sahibi olan Lokman’a Allah’a şükret diye bilgi verdik.
Kim şükrederse kendi nefsi için şükreder, kim nimete nankörlük ederse Allah ona muhtaç değildir.
Hamd ü senaya layık olan O’dur.” (Sûre-i Lokman/13)
ŞÜKÜR EDEBİLME NİMETİ
Allahü Teâlâ Davud aleyhesselama şöyle vahyetti:
” Nimetlerime şükret!”
Davut aleyhisselam şöyle dedi:
” İlahî nimete şükredebilmek, en büyük nimettir. Tam manasıyla şükretmek benim için nasıl mümkün olur?
Bunun üzerine Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
“Bunu anlar isen, kulların en çok şükredeni olursun
Bir gün Mûsâ aleyhisselam şu münacaatı yaptı:
“Ya Rabbi, benim için sana şükretmek, verdiğin nimetlere teşekkür borcumu ödemek mümkün olur mu?
Vücudumda bulunan her kılda senin iki lütfün var.”
21 Eylül 2012: 21:38 #807795Anonim
ŞÜKÜR –devamı
Allahü Teâlâ hazretleri buyurdu:
“Ya Mûsâ! Nimetlerime şükretmeğe karşı aczini anladınsa bu sana yeter şükür sayılır.”
Allahü Teâlâ hazretleri buyurur:
“Şükreden kullarım azdır.” (Sûre-i Sebe/13)
Bu ayeti bazı büyük zatlar şöyle tefsir ediyorlar:
Şükretme nimetlerini bilenler azdır.
Mûsâ aleyhisselam şöyle münâcaat ediyordu:
İlahî! Âdem sana nasıl şükretsin? Onu kudretinle yarattın, canına ruhundan üfledin.
Onu cennetine koydun, meleklere emrettin: Ona secde ettiler.
Şu cevabı aldı:
Ya Mûsâ! Adem bütün bunları benden bildi, ona göre hamdini yaptı.
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazret-i Ali keremellahü vecheh’e hitaben:Ya Ali! Hiç bir müslümana lanet etme.
Hatta hiç bir canlıya lanet etme ki, lanet sana dönmesin.
Allahü Teâlâ’nın nimetlerine şükreden, belalarına sabreden ve günahlarına istiğfar eden kimse, istediği kapıdan cennete girer.
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
” Yediğinin şükrünü eda eden, sabırla oruç tutan gibidir.”
21 Eylül 2012: 21:39 #807796Anonim
ŞÜKÜR –devamı
Atâ anlatıyor radıyallahu anh:
Hazret-i Aişe radıyallahu anha’ya:
Allah Resûlünden şahit olduğun en şaşırtıcı hadiseyi bize haber ver, dedim. Hazret-i
Aişe ağladı ve dedi ki:
O’nun hangi hali şaşırtıcı değildi ki. Bir gece geldi. Benimle beraber yatağa girdi.Tenim tenine değdi. Sonra dedi ki:
Ey Ebubekir’in kızı, beni bırak! Rabbıma ibadet edeyim.
Ben dedim ki: Senin yanında olmağı seviyorum, fakat senin arzuna uymayı tercih ederim.
Kendisine izin verdim, kalkdı, su ibriğine gitti, abdest aldı. Suyu çok çok dökerek israf etmedi. Sonra namaza, durdu.
Ağladı, öyle ki, gözyaşları, göğsüne doğru aktı. Sonra rükuya gitti, gene ağladı.
Sonra secde etti, gene ağladı. Sonra basını secdeden kaldırdı, gene ağladı.
Bu ağlaması sabaha kadar devam etti. Sabah namazı vakti Bilal geldi.
Ezan okudu. Ben o zaman dedim ki:
Ey Allah’ın Resûlü, seni ağlatan sebep nedir? Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetti.
Buyurdular ki:
Şükür eden bir kul olmayayım mı? Bu şükrü ben neden yapmayayım?21 Eylül 2012: 21:39 #807797Anonim
ŞÜKÜR –devamı
Halbuki Allahü Teâlâ buyuruyor:
“Hakikat göklerin ve yer’in yaradılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıp kısalmasında) temiz akıl sahipleri için elbet ibret verici deliller vardır.
Onlar, o salim akıl sahipleri öyle insanlardır ki; ayakta iken, oturur iken, yanları üzerine yatarken hep Allah’ı hatırlayıp anarlar, göklerin ve yer’in yaratılışı hakkında inceden inceye düşünürler (derler ki): Ey Rabbımız, sen bunları boşuna yaratmadın?
Sen bundan pak ve münezzehsin, Artık bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran: 190-191)
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri, Davud aleyhisselama sabredenlerin vasfı hakkında şöyle buyurur:
Onların yeri Darüsselam olan Cennettir.
Oraya girdikleri vakit, onlara şükretmeleri ilham olunur.
Şükür sözlerin en güzelidir.
Onlar şükrettikçe ben de nimetlerimi onlara artırır ve daha ziyadesini onlara gösteririm.
21 Eylül 2012: 21:40 #807798Anonim
ŞÜKÜR –devamı
Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
Siz zikreden dil, şükreden kalbe sahib olunuz!
İbni Mes’ud radıyallahü anh buyurur:Şükür imanın yarısıdır.
Resulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurur:
“Sübhanallah” diyene on hasene,”La ilahe illallah” diyene yirmi
hasene “Elhamdülillah”diyene otuz hasene vardır.
Önce takdis, sonra tevhid ve sonra da şükür vardır,
Şükürde takdis ve tevhid vardır.
Gene buyuruyorlar:
Zikrin efdali tevhid, duanın da en makbulü hamdetmekdir. (Tirmizî)
Elhamdülillah demenin katlı mükafatı gibi, hiç bir zikrin mükafatı olamaz.
İmam Gazali kuddisse sirruh buyurur:
Manaları kalbe yerleşmedikden sonra, bu kelimelerin yalnız dilde söylenmelerine, bu mükafatların verileceğini sanma.
“Sübhanallah”, takdise, “La ilahe illallah”, tevhide, “Elhamdülillah” da, bütün nimetlerin gerçek bir olan Allah’dan geldiğine delalet eden kelimelerdir.
Mükafat iman ve yakîn babından olan marifetleredir.
Bunları düşünüp anlamak gerek
Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:
” Biz hakikat insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik, ancak iman edenler müstesna.” (Sûre-i Tîn /4-6)
21 Eylül 2012: 21:41 #807799Anonim
ŞÜKÜR –devamı–
Allahü Teâlâ hazretleri kullarına, kendisine yaklaştırmak için, bir çok imkanlar ve sebebler, vermiştir.
Kul bunu akıllıca kullanmasını başarırsa Allahü Teâlâ’nın rızasını kazanmış olur.
Yoksa Rabb-ül âlemin hazretlerinin bizim ibadet ve taatımıza ihtiyacı yokdur.
Verilen nimetlere şükrederse Allah’ı memnun etmiş olur.
Bu nimetleri isyanda kullanırsa nankörlük etmiş ve Allah’ın gadabına müstehak olmuş olur.
Her itaat eden, itaati ölçüsünde Allah’a şükretmiş, masiyet işleyen de Allah Telâlâya asi olmuş olur.
1988 ARALIK ALTINOLUK
21 Eylül 2012: 21:42 #807800Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Ekseriya Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinin ve ashab-ı kiram hazeratının menakıblarından, bilhassa fazla tafsîlatlı olması bakımından Selman-ı Farisi -radıyallahu anh- efendimizin ibretli menakıbını sık sık okurlardı.
Bu pek şerefli menakıbda neler yoktu ki?
Ateşperest bir gencin İslam’ı kabûlünden itibaren Allah sevgisi, din uğrunda, en sevdiği anasının babasının evini terkederek
250 yahut 280 senelik uzun ömür içinde Allah teala ve tekaddes hazretlerine karşı ubüdiyyet vazîfesini eksiksiz olarak îfa ettiği belirtiliyordu.
Bu pek kıymetli ömür içinde Rabbü’l-alemînin rızası yolunda her türlü zahmetlere, sıkıntılara, hakaretlere rağmen içindeki nihayetsiz îman ve aşkında en ufak bir azalma olmamış, bilakis îmanı, şevki ve fedakarlığı ziyadeleşmişti.
Allah rızası için, hayli salih kimselere, karşılıksız olarak hizmet etmişti.
21 Eylül 2012: 21:43 #807801Anonim
Salihlerle Beraber Olmak
Sonunda mefhar-ı mevcudat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimize kavuşmak için elindeki avucundakini vermekten geri durmamıştı.
Her türlü zorluklara uğramış buna rağmen onu azminden hiç bir şey geri alamamıştı.
Nihayet Cenab-ı Vacibü’l-Vücüd hazretleri O’nun dileğni tahakkuk ettirmiş ve Hazret-i Selman, Eşref-i mahlûkat olan Sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin huzurlarında bulunmak şerefine nail olmuşlardır.
Selman-ı Farisî hazretleri, zühd, istikamet, salah ehli idi. Fedakarlık, feragat, samimiyet, güzel ahlak sahibi idi.
Teslîm tevekkül, iz’an, basiret sahibi idi. Bu güzel sıfatlarından dolayı, Ashab-ı kiram hazeratı kendisini aralarında paylaşamaz olmuşlardı.
İranlı olmasına rağmen muhacirîn-i kiram, “Selman bizdendir”; ensar-ı kiram’da yine “Selman bizdendir” diyorlardı.
Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de memnuniyetlerinden dolayı, hem ashab’ı te’lîf, hem Selman’ı taltif için “Selman bizdendir, ehl-i beyttendir” buyurmuşlardır.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.