• Bu konu 225 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 227)
  • Yazar
    Yazılar
  • #807558
    Anonim

      Gıybet

      Gıybetçilerin, yahud, itikadi konularda yanlış görüşe sâhib olanların sözlerini kesmek, tashih etmek, nezâketsizlik değildir, bilâkis istikametdir. Dini vazifedir, adalettir.

      Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, hakka tecavüz etmedikçe kimsenin sözünü kesmez, hakka tecavüz edince de, ya onu men ederek sözünü keser veya o meclisden kalkıp giderdi.

      Nezâket hususunda ölçülü hareket edilmelidir. Muhatabım yaşça benden büyük, ben onun sözlerine nasıl karşı gelebilirim, yahud da dinlemez isem bana darılır gibi boş mülâhazaları bırakmak lâzımdır.

      Hakikati gizleyip de tasdik mânâsına devamlı başını sallayanlar hiç şüphe yok ki gıybette müsâvidirler. Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri buyurdular ki:

      “Miraç gecesi göklere çıkarıldığım zaman bir gurub insan gördüm. Göğüslerinden etleri koparılarak, lokma lokma ağızlarına veriliyordu. Bu sırada kendilerine şu sözler söyleniyordu. Kardeşleri nizin etlerinden yemekde olduğunuzu yeyin!…

      Ben bu manzarayı görünce “Ya Cebrail kimdir bunlar?” diye sordum. Cevaben dedi ki: – Bunlar senin ümmetinin gıybet edenleridir.

      #807559
      Anonim

        Gıybet (devamı)

        Cabir ve Ebu Sâid rivayet ederler:

        Hâce-i Kâinat efendimiz hazretleri buyurdular:

        “Gıybetden sakının, muhakkak gıybet zinâdan daha kötüdür. Zira kişi zinâ eder, sonra tevbe ederse Allah tevbelerini kabul edebilir. Halbuki gıybet edeni hakkında gıybet ettiği kişi afvetmedikçe Allah da afvetmez.”
        ***
        Bursa’da, Uludağ eteklerindeki muhterem üstazımızın devlethanelerinde idik. Üç kişi İstanbul’daki bir kişinin aleyhinde konuşuyor, yani gıybetini yapıyorlardı. Fakir de , görüşlerine kalben iştirak etmiyor isem de sükût ediyordum (Bu hareket, yersiz ve hatalı idi)

        Çok alçak sesle konuşulmasına rağmen, keşfen bu hale muttali olan muhterem üstazımız hazretleri yatak odalarının kapısını açtılar, koridoru geçerek bulunduğumuz odanın kapısını tıklattılar.

        Kapı açıldı, gadablı bir halde, gıybet edilen şahsın ismini zikrederek, “yoksa o buraya mı geldi?” buyurdular. Hiç oturmadan tekrar yatak odalarına çekildiler.

        #807560
        Anonim

          Gıybet (devamı)

          Kendileri gıybet kokusundan o kadar kaçınırlardı ki bir defa olsun “bu zat şu zattan daha bilgilidir, daha fazîletlidir.

          Şu şahsın seviyesi şu şahıstan daha düşükdür. Şu eser şu eserden daha kıymetlidir, daha üstündür” gibi kıyaslamalar dahi yapmazlardı. İcabında “şu eserleri okuyunuz, istifade edersiniz” buyururlardı.

          Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:

          – Müslüman kardeşin hakkında, onun hoşlanmadığı bir şekilde konuşduğun zaman gıybet etmiş, onu çekiştirmiş olursun, buyurmuşlardır.

          Bilhassa kalblerine, dillerine, kulluk vazifelerine, Allah dostları, ârifler, sâdıklar, gönül ehilleri hakim olurlar.

          Dili işletmek pek kolay olması bakımından nefislerinin de yardımı ile gıybet etmekde zahiren fazla bir güçlük yoktur.

          Sakız çiğneme ne kadar zor olsa bile sakızı bir türlü ağzından alamadığı gibi, gıybete mübtelâ olanlar da bir türlü gıybeti terk edemezler.

          #807561
          Anonim

            Gıybet (devamı)

            Gıybet, zamanımızda diyânetin, Allah bilgisi ve Allah korkusunun azlığı dolayısıyla en fazla rağbet gören manevî hastalıkların en kötülerindendir.

            Kurtulmak için hem irâdenize sahib olmak, sâlihlerle, iyilerle ihtilâtı çoğaltmak, sohbetlerinde bulunmak lâzımdır. “Estaizübillah ve Hüve maâkum eyne ma küntüm”, âyetinin mânâsını bilen kişi daima uyanık olur.

            Allahü Teâlanın murâkabesinde olan kişinin, her hat ve hareketi, edeb üzere Rabbımız zülcelâl vel kemâl hazretlerinin rızasına muvafık olur. Hafif, yersiz hareketlerden çekinir.

            Sebebsiz yere ayak ayak üzerine atarak, gerilerek, yatarcasına oturamaz, aşırı dünyayı sevenlerden, gıybetçilerden aslandan kaçar gibi kaçar.

            musa topbaş

            #807562
            Anonim

              TEVBE ZAMANI ..:: 2 ::

              Mevlânâ Sâdeddîn Kaşgârî kuddise sirruh buyurur:

              -İlâç diye öte-beri yemekden ise, perhiz etmek daha yerindedir.

              Çok yiyende çok hastalık olur. Onları def etmek için de ilâç alırlar.

              İyileşince de gene tıka basa yemeğe koyulurlar. Yine ilaç, yine sıhhat, yine yemek.

              Neticede ilaç da faide vermez ve marazı arttırmaktan başka bir işe yaramaz.

              Günah ile tevbe de böyledir. Günah arkasından tevbe, yine günah yine tevbe.

              Neticede bu türlü tevbe de ayrı bir günah olub çıkar.

              Onun içindir ki, Allah ehli herşeyde perhizi severler. Ve herşeyi bırakıb Allah ile meşgul olurlar.Ve bir gaflet anında öbür dünyaya göçmemek için çok dikkatli bulunurlar.

              Muhammed ibni Sîrîn şöyle der:

              -Aman bir hayır işleyip de sonra onu terk etmekten sakın. Zira tevbe edib de sonra tevbesini bozan ve iflâh bulan bir kimse görülmemiştir.

              devamı var

              #807591
              Anonim


                TEVBE ZAMANI ..:: 2

                Günahlardan dönen kişiye yaraşan; tevbesini bozmamak için ecelini gözlerinin önüne getirmek, geçmişde işlemiş olduğu günahlar üzerinde düşünmek,

                Tevbe ve istiğfarı çok yapmak, tevbe nimetini verdiği ve ona muvaffak etdiği için Allah’a şükretmek ve kıyamet gününü sevabı hakkında tefekkür eylemekdir.

                Zira şüphesiz ki âhiret sevabını düşünen güzel amelleri işlemeğe daha çok rağbet eder.

                Âhiret azâbını düşünen de kötü, çirkin ve haram fiillerden kendisini alıkoyar.

                Ebu’l-Fazli Muhammed bin Hasen Halebî kuddise sirruh der ki:

                – “Allah Teâlâ insanoğlundan bir kimseye, keramet tacı giydireceği zaman, ona tevbe nasib eder.

                Bir sevdiğinin hizmeti ile de meşgul eder. İş bu hizmet de, onun ikrama nail olmasına sebeb olur.”

                Tevbe, Allah’a ta’zim ve gazab-ı ilâhisinden kaçınmak için olmalıdır.

                Eğer başka bir niyet için olursa bu tevbe kabul olunmaz.

                Günahkârın, günahını kalben kendi ihtiyarı ile terketmesi lâzımdır.

                Eğer yalnız dili ile tevbe edib, kalbinden günahının terki için kararlı olmazsa, tevbesi sahih olamaz.

                Bir günah işleyen derhal tevbe ederse, Allah Teâlâ ve tekaddes hazretleri çok merhametli, çok afvedici olduğu için o tevbeyi kabul eder, yalnız tevbe eden kimse üç hususa riayet etmelidir:

                Birincisi; günah işleyenin işlediği günahından dolayı, samimi bir şekilde pişman olmasıdır.

                ikincisi; o günahı derhal terketmelidir.

                Üçüncüsü; istikbâlde o günahı bir daha işlememeğe azimli olmalıdır.

                Mü’min işlemiş olduğu günahını daima büyük görmelidir.

                Allah dostları en ufak zellelerini dahi, dağlar gibi cesim görmüşler, derin bir mahviyet içinde, Rabbımız zül-celal velkemal hazretlerine gözyaşları ve büyük bir teessür içinde istiğfar etmişlerdir.

                #807592
                Anonim

                  TEVBE ZAMANI ..:: 2

                  Halbuki itikadı zayıf, imânı kamale ermemiş kişiler ise dağlar gibi büyük büyük günahlar işlerler, hatalı sözler sarfederler, o işledikleri cesim günah ve kabahatlerini nefisleri, kendilerine basit, küçük ve ehemmiyetsiz gösterir ve istiğfar etmeye dahi lüzum görmezler.

                  Bütün peygamberan-ı izam, ashâbı güzin radıyallahu anhum ecmain hazeratı, büyük veliler, Allah dostları, işlemiş oldukları pek ufacık zellelerini dahi büyük görmüşler, nedâmet üzere, Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerine afvedilmeleri için iltica ve istiğfar etmişlerdir.

                  Sahabe-i güzin hazeratının en güzidesi, gözbebeği mesâbesinde olan Ebu Bekri’s-
                  Sıddîk radıyallahu anh hazretleri Cenhab-ı Hakk’a hitaben:

                  “Ya Rabb! Suçlarım kumlar gibi sayılmaz.

                  Sen bu günahkâr âsî kulunu afvet” deyerek yalvarmış ve daimi olarak tevbe ve istiğfar etmişdir.

                  Bizlere, aciz kullara düşen, yapmakda olduğumuz günah, isyan ve nisyanlarımızı, daima olarak tevbe ve istiğfar etmek ve yapmış olduğumuz günahları nasıl olsa afvolunuyor deyerek, ikinci defa işlemeğe cür’et etmeyib, tevbemizde ihlâs üzere sebatkâr olmak olmalıdır.

                  #807593
                  Anonim

                    TEVBE ZAMANI ..:: 2

                    Abdülkâdir Geylânî kuddise sirruh buyurur:

                    -Ey ahali! Hayat kapısı açık bulunduğu müddetçe onu ganimet bilin.

                    Hayatta oldukça onu değerlendirin.

                    Zira yakında o kapı size kapanacak.

                    Ömürleriniz tamamlanacak, hayatınız sona erecekdir.

                    Hayırlar işlemeğe kadir olduğunuz müddetçe onları işlemeyi ganimet bilin.

                    Tevbe kapısı açık iken bu kapıyı ganimet bilin ve oradan girin.

                    Dua kapısı açık iken onu ganimet bilin ve ihlâslı yakarışlarla Allah’a dua edin.

                    Sâlih mü’min kardeşlerimizin sıkıntılı anlarını ganimet bilin.

                    Böyle anlarda, sırf Allah rızası için onların yardımına koşun…

                    Gene buyuruyorlar:

                    -Günahlarınızdan ve kötü tavırlarınızdan dönünüz.

                    Tevbe ediniz! Bu tevbe sizin kalblerinizde dikilmiş fidanlardır.

                    Yanınızdaki binaların temelleridir.

                    Şeytanın binasını yıkınız. Allah’ın binasını yapınız.

                    İşte o zaman Mevlâ’ya ulaşırsınız. Rabbınıza kavuşursunuz.

                    Ben öz-esas üzerinde duruyorum.

                    Kabuk-posa üzerinde durmuyorum.

                    Şu zahirî dış haller bir posadan ibarettir.

                    Ben onun terbiyesi üzerinde durmuyorum.

                    Bilakis, özünüzün, ruhunuzun, kalbinizin, sırrınızın terbiyesi üzerinde duruyorum.

                    Kışır, kabukdan ibaret zahirlerinizi ise bir kenara atıyorum.

                    Sizi terbiye ediyorum. Taaa, Peygamberimizin gözü sizi tutuncaya kadar…

                    Ya Rab! Günahımız çok, sayıya gelmez. Fakat senin rahmetin, afvediciliğin nihayetsiz, sınırsız.

                    Hem bizleri tevbe kapında daim eyle, hem de işlemiş olduğumuz günahları tekrar ettirme, bizleri hıfz eyle. Âmin

                    – Bu yazı Altınoluk dergisinin Aralık 1998 tarihli sayısından alınmıştır.

                    musa topbaş

                    #807594
                    Anonim

                      DÜNYA HAYATI

                      Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

                      “-Bilin ki, dünya hayatı bir oyundur, eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüşdür.” (Hadîd: 20)

                      Abdülkadir Geylanî kuddise sirruh:

                      -Ey dünyaya rağbet edenler! Onunla mağrur olanlar, Ey akıllı ve hesablı kişiler olduklarını söyleyenler, Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerinin yukarıdaki sözünü işitmediniz mi?

                      Oyun, eğlence ve süs ise aklı başındaki şahıslara değil, cahil çocuklara yaraşır.

                      Ben, size bildiriyorum. Ben size Allah’ın sizi oyun için yaratmadığını söylüyorum.

                      Allah teâlâyı unutarak yalnız dünya ile meşgul olan, oynuyor demekdir.

                      Yalnız dünya ile kanaat edip âhireti ve Allah’ı unutan, hiçbir şey olmayanla kanaat etmiş demektir.

                      Çünkü yarın ölecek ve elinde dünyadan hiçbir şey kalmayacakdır.

                      Âhiretle meşgul olunuz.

                      Kalblerinizle, Allah teâlâya yöneliniz, O’nunla meşgul olunuz. O’nun fazlından ve kerem elinden gelen rızıkları alınız.

                      devamı var

                      #807596
                      Anonim

                        DÜNYA HAYATI (devamı)


                        O belâlar ve müsîbetler diyarıdır.

                        Orada hayat, hiç bir kimse için tam manasıyla hoş, tatlı ve dertsiz değildir.

                        Hele bir de o kişi hikmet ehlinden biri ise.

                        Nitekim denir ki:

                        -Hikmet ehlinden olan kişinin gözü bu dünyada hiç bir zaman aydınlık olmaz.

                        Çünkü onun gözü hep ölümü görüp durmaktadır.

                        Arabînin birisi çadırlı bir kabileye misafir olur.

                        Onu yedirirler, içirirler ve çadırda yatırırlar.

                        Arabî derin bir uykuya dalar.

                        Kabile giderken, üzerinden çadırı söker… güneşin sıcağı kendisine vurunca uyanan arabî:

                        -Dünya hayatı: Kurduğun bir çadırın gölgesine benzer.

                        Bir gün olur, muhakkak senin gölgen de zâil olur, diye söyler.

                        #807597
                        Anonim

                          DÜNYA HAYATI (devamı)

                          Yunus Emre hazretleri bir şiirinde der ki;

                          Hey yârenler, bu dünyanın
                          Sonu vîran olur bir gün
                          Buna mağrur olanların
                          İşi pişman olur bir gün.

                          Âriflere bu dünya hayal ü düş gibidir
                          Kendini sana veren, hayal ü düşden geçer.
                          Bu dünyanın sevgisi, ağulu aşa benzer
                          Sonunu sayan kişi, ağulu aşdan geçer.

                          Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

                          -Ey iman edenler, şüphe yok ki, Allah’ın vâ’di bir gerçekdir.

                          O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın.

                          Çok aldatıcı şeytan da sakın sizi Allah’ın (mühleti) ile aldatmasın.

                          Hasan Basrî kuddise sirruh yukarıdaki âyet-i kerimeyi okuduktan sonra buyurdu ki:

                          -Bunu, yâni “Dünya hayatı sizi aldatmasın!” sözünü kim söylüyor? Dünyayı yaratan söylüyor.

                          Dünya hayatını, onu yaratandan daha iyi bilen birisi olabilir mi? Sakının ey insanlar, dünya hayatının aldatıcılığından sakının!

                          Dünya hayâtının aldatıcı meşgaleleri çokdur.

                          Bir kimse kendisine bir meşgale açarsa o meşgale de ona on meşgale daha açar.

                          Ne avâre insan oğlu ki, helâl kazancından dolayı hesaba çekileceği, haram kazancından dolayıda azab göreceği şu dünya hayatına razı olur.

                          Âhiret kaygusunu hiç hatırlamaz.

                          Yarın Allah’ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünmez.

                          Amellerini sırf Allah rızası için yapmaz.

                          Dinin esaslarına bir zarar gelse hiç oralı olmaz.

                          Fakat dünyalık menfaatına bir zarar geldi mi hemen başlar ağlayıp sızlanmağa!..

                          devamı var

                          #807598
                          Anonim

                            DÜNYA HAYATI (devamı)

                            Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem:

                            “-Dünyanın ömrü bir saattir” buyurmuşlardır.

                            O bir saati yani kısa ömrü ibâdet ve ubûdiyet ile geçirmeğe bakın.

                            Bu dünya muhabbetini içinden söküp atmanın ve dünya esâretinden kurtulmanın bir yolu da cömertlikdir.

                            Cömert olanlar, bu dünya hayatında ele geçirdikleri malların hesabını verirken, yarın kıyamette zorlanmazlar.

                            Cömertlik öyle bir huydur ki, insanı cennete çeker, cimrilik de öyle bir huydur ki insanı cehenneme çeker.

                            Resûlü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular:

                            -Şüphesiz ki nûr kalbe girince kalb genişler ve ferahlar.

                            -Ey Allah’ın Resûlü! Bunun belli bir alâmeti var mı? diye sorulunca:

                            Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cevaben:

                            -İnsanın, aldatıcı dünyadan uzaklaşıp, ebedilik âlemine yönelmesi ve ölüm gelmeden, onun için hazırlık yapmasıdır, buyurmuşlardır. (Bakara tefsiri, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu)

                            Rivayete göre:

                            İsâ aleyhisselâm bir gün gök gürültüsü ve şimşeklerle başlayan şiddetli bir doluya yakalanır.

                            Sığınılacak bir yer arar.

                            İleride bir çadır görür ve oraya koşar.

                            Çadırın içinde bir kadın görür, oradan uzaklaşır.

                            Bir mağara görür, kapısına gider ki, içinde bir arslan var.

                            Hemen mağaranın kapısını kapatır ve:

                            -Ya Rab! Herkese bu kadar nimetler verdin, ama bana bir sığınak bile vermedin, der.

                            Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri:

                            -Senin sığınağın benim rahmetimdir buyurur.
                            (Altınoluk sohbetleri Cilt: 1 s:205)

                            – Bu yazı Altınoluk dergisinin Eylül 1999 tarihli sayısından alınmıştır.

                            #807599
                            Anonim

                              DÜNYA – AHİRET

                              Bir gün Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Cebrâil aleyhisselâm’dan cehennemi sordu.

                              Cebrâil aleyhisselâm uzun uzun cehennemi anlatdı.

                              Peygamber efendimiz anlatılanlara dayanamayıp bayıldı.

                              Ayıldığında buyurdu ki:

                              -Ey Cebrâil, böyle şiddetli, felâketli yere benim ümmetim girecek mi?

                              -Evet,ümmetinin büyük günah işleyenleri cehenneme girecekdir.

                              Bunun üzerine Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, çok ağladı.

                              Sonra odasına çekildi, sadece namaz için dışarı çıkıyor, bunun dışında kimseyle görüşmüyordu.

                              Peygamber efendimizin dışarı çıkmasının üçüncü günü Hazreti

                              Ebûbekir radıyallahu anh, kapısının önüne gelerek:

                              -Resûlullah’ı görmek mümkün mü? diye seslendi, fakat içeriden bir cevap gelmeyince, ağlayarak oradan ayrıldı.

                              Sonra Hazreti Ömer radıyallahu anh gelip aynı sözleri söyledi.

                              Ona da cevab gelmeyince, ağlayarak oradan ayrıldı.

                              Sonra Selmân-ı Fârisî radıyallahu anh geldi. Ona da bir cevab verilmeyince, ağlayarak

                              Hazreti Ali radıyallahu anh’ın evine gidib durumu anlatdı. Hazreti Fâtımâ

                              radıyallahu anhâ hane-i saadete koşdu:

                              -Ey Allah’ın Resûlü ben, kızınız Fâtımâ’yım, dedi Resûlü ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, o anda secdeye kapanmış ümmeti için ağlıyordu.

                              Hazreti Fâtımâ, kapı açılıb içeri girince babasının ağlamakdan yüzünün sarardığını,
                              avurdlarının çökmüş olduğunu gördü.

                              -Babacığım! Size böyle ne oldu? diye sordu.

                              Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki:

                              -Ey Fâtımâ! Bana Cebrâil gelib, cehennemi, tabakalarını anlatdı.

                              Ümmetimden büyük günah işleyenlerin, cehenneme atılacağını bildirdi.

                              İşte beni ağlatan kederlendiren budur.Sonra Hazreti Fâtımâ Muhammed (s.a.) ümmetinden günah işleyenlerin cehenneme nasıl gireceklerini sordu.

                              Resûlü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle anlatdı:

                              -Günahkârlar tutulub cehenneme götürülürken “Ya Muhammed… Ya Muhammed” diye bağırarak giderler.

                              Fakat cehenneme yaklaşıb cehennem melekleri görününce, bunu unuturlar.

                              devamı var

                              #807645
                              Anonim

                                DÜNYA – AHİRET (devamı)

                                Melekler:

                                -Sizler kimlersiniz? diye sorarlar.

                                -Biz kendilerine, Kur’an inmiş olanlardan ve Ramazan’da oruç tutanlardanız, derler.

                                Melekler de:

                                -Kur’an-ı Kerim Muhammed aleyhisselâmın ümmetine inmişdir, derler.

                                Bunun üzerine peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ismini hatırlayıb:

                                -Bizler Muhammed aliyhesselâmın ümmetindeniz, derler.

                                Melekler de:

                                -Kur’an-ı Kerim’deki Allah teâlâ’ya âsî olan kimselerin hallerini bildiren âyetlerden, haberiniz yok muydu, diye sorar.

                                Onlar da:

                                -Vardı. Fakat gaflete geldik, şeytana uyduk, derler.

                                Hallerine çok üzülürler. Meleklerden izin isteyib hallerine uzun uzun ağlarlar.

                                Gözyaşları kalmaz, gözlerinden kan akmağa başlar.

                                Sonra melekler onlara derler ki:

                                -Bu ağlamanız boşunadır.

                                Eğer dünyada böyle ağlasaydınız, faydası olurdu.

                                Şimdi burada ağlamazdınız.

                                Sonra meleklere emir gelir:

                                “-Atın onları cehenneme!”

                                devamı var

                                #807646
                                Anonim

                                  DÜNYA – AHİRET (devamı)

                                  O müthiş günde mahlûkâtın o andaki izdihamını düşün!

                                  Yedi kat gök ve yedi kat yer ehli, melekler, cinler, insanlar, şeytanlar, vahşi hayvanlar, kuşlar orada toplanacaklar.

                                  Güneş sıcaklığı artmış olarak üzerlerine vuracak, muhlûkâtın tepesine iki yay kadar yaklaşacak.

                                  Mahşer yerinde, kâinatın mutlak sahibi Allah’ın arşının gölgesinden başka hiç bir gölge kalmayacak. Onunla da ancak Allah’a yakın olanlar, Allah’ın ahlâkı ile ahlâklananlar gölgelenebilecek.

                                  Güneşin harareti, eritecek derecede olacak.

                                  Kişi sıcakdan şiddetle sıkılacak.

                                  Sonra mahlûkat itişip-kalkışacak, izdihamdan birbirlerini itecekler, birbirlerini çiğneyecekler.

                                  Bu izdihama, bir de Allah’ın huzuruna sevkedilirken, utanma hissinden meydana gelen sıkıntı eklenecek. Her kılın dibinden ter fışkıracak.

                                  O mahşer yerinin temiz toprağı üzerine akacak.

                                15 yazı görüntüleniyor - 76 ile 90 arası (toplam 227)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.