• Bu konu 274 yanıt içerir, 46 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 136 ile 150 arası (toplam 276)
  • Yazar
    Yazılar
  • #786394
    Anonim

      Madem insan bekâya âşıktır; elbette bütün kemâlâtı , lezzetleri , bekâya tâbidir. Ve madem bekâ Bakî-i Zülcelâle mahsustur.Ve madem Bâkînin esmâsı bâkiyedir.Ve madem Bâkînin âyineleri Bâkinin rengini,hükmünü alır ve bir nevi bekâya mazhar olur. Elbette insana en lâzım iş , en mühim vazife , o Bâkîye karşı alâka peydâ etmektir ve esmâsına yapışmaktır.Çünkü Bâkî yoluna sarf olunan herşey bir nevi bekâya mazhar olur.

      Üçüncü Lem’a – İkinci Nükte

      #786417
      Anonim

        Risale-i Nur Külliyatı’ndan… Duâ eden adam anlar ki, birisi var; onun hâtırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder. Tamamı
        Sözler | Yirmi Üçüncü Söz

        #786427
        Anonim

          Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez.
          21.Sözden

          #786812
          Anonim

            Risale-i Nur Külliyatı’ndan…

            Îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu, Risale-i Nur’dadır.

            Tarihçe-i Hayat | KASTAMONU HAYATI

            #786831
            Anonim

              A’mal-i kalbinin şemsi, imandır.
              A’mal-i bedeniyenin fihristesi, namazdır.
              A’mal-i maliyenin kutbu, zekattir.

              işarat-ül i’caz

              #787193
              Anonim

                [BILGI]Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevi temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan

                salavat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve ahirde yine salavat getirmeli. çünkü,

                iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.

                Mektubat *Yirmi Üçüncü Mektup[/BILGI]

                #787211
                Anonim

                  Gerçekten yazıyormuyuz yoksa kopyala yapıştıra mı başladık 🙂

                  #787212
                  Anonim

                    @HuSeYni 241063 wrote:

                    Gerçekten yazıyormuyuz yoksa kopyala yapıştıra mı başladık 🙂

                    Gerçekten yazıyorum

                    #787213
                    Anonim

                      Risale-i Nur Külliyatı’ndan… Bu zamanda en büyük tehlike olan zındıka ve dinsizlik ve anarşiklik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek bir çare var; o da Kur’ân’ın hakikatlerine sarılmaktır. Tamamı

                      Emirdağ Lâhikası – 2

                      #787216
                      Anonim

                        Bu acip asırda ehl-i îman, Risale-i Nur’a ve ehl-i fen ve mektep muallimleri Asâ-yı Mûsa’ya şiddetle muhtaç oldukları gibi; hâfızlar ve hocalar dahi Zülfikar’a şiddetle muhtaçtırlar.

                        Evet, mesela i’câz-ı Kur’âniye bahsindeki ekser âyetlerin medar-ı şüphe ve itiraz olmuş aynı yerlerde, i’câzın lem’aları ve Kur’ân’ın güzel nükteleri ispat edilmiş.

                        Umum Risale-i Nur Şâkirtleri nâmına
                        Said Nursî

                        #787217
                        Anonim

                          @ASHAB-I BEDR 241065 wrote:

                          Gerçekten yazıyorum

                          🙂 Çok uzun kısımları paylaşan kardeşler başlığı tam anlıyamadı diye düşündüm.

                          #787225
                          Anonim

                            şu kainatın öyle bir saraydırki ,o sarayda mütemadiyen tahrip ve tamir içinde çalkalanan bir şehir var.Ve o şehirde her vakit harp ve hicret içinde kaynayan bir memleket var. Ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir alem var

                            otuzuncu LEMA ikinci nüktesi

                            #787227
                            Anonim

                              milletin kalb hastalığı, zaaf ı diyanettir; bunu takviye ile sıhhat bulabilir..tarihçe-i hayat

                              #787381
                              Anonim

                                Risale-i Nur Külliyatı’ndan… Ey, bin seneden beri İslâmiyetin bayraktarlığını yapan bir milletin torunları olan cengâver ruhlu kardeşlerim! Bu zamanın ve gelecek asırların Müslümanları ve bizler, Kur’ân-ı Azimüşşânın tefsiri olan öyle bir rehbere muhtacız ki, tahkikî imân dersleriyle, imân mertebelerinde terakki ve teâli ettirsin. Hem korkak değil, bilâkis Risale-i Nur talebeleri gibi cesur ve kahraman ve faal ve amel-i salih sahibi, mütedeyyin, müttaki ve bununla beraber, şahsî rahatlık ve menfaatlarını imân ve İslâmiyetin kurtuluşu uğrunda fedâ eden, fedâi ve mücahid Müslümanlar yetiştirsin, neme lâzımcılıktan kurtarsın. Hem, taarruz ve işkenceler ve ölüm ihtimalleri karşısında, tahkikî imân kuvvetinden gelen bir cesaretle, Kur’ân ve İslâmiyet cephesinden asla çekilmeyen, “Ölürsem şehidim, kalırsam Kur’ân’ın hizmetkârıyım” diyen ve yılgınlık haline düşmeyen sâdık ve ihlâslı, yalnız Allah rızası için hizmet eden, Nur talebeleri gibi İslâmiyet hâdimleri yetiştirsin, böyle muazzez Müslümanlar meydana getirsin. Tamamı

                                Sözler | KONFERANS

                                #787663
                                Anonim

                                  Risale-i Nur Külliyatı’ndan

                                  Yeryüzünü bir sofra-i nimet yapmış ki, her bahar mevsiminde, üç yüz bin envâ-ı masnûatıyla tezyin ediyor. Had ve hesaba gelmez envâ-ı ihsânâtıyla dolduruyor. Öyle bir tarzda ki, nihayet ihtilât içinde ve karışmış oldukları halde, nihayet derecede imtiyaz ve farkla birbirlerinden ayrılıyor. Başka cihetleri buna kıyas et. Nasıl böyle bir sarayın Sâniinden gaflet edilebilir?
                                  Hem nasıl ki bulutsuz gündüz ortasında güneşin deniz yüzünde, bütün kabarcıklar üstünde ve karada bütün parlak şeylerde ve karın bütün parçalarında cilvesi göründüğü ve aksi müşahede edildiği halde güneşi inkâr etmek ne derece acip bir divanelik hezeyanıdır. Çünkü, o vakit birtek güneşi inkâr ve kabul etmemekle, katarat sayısınca, kabarcıklar miktarınca, parçalar adedince hakikî ve bil’asâle güneşçikleri kabul etmek lâzım geliyor. Her zerrecikte ki ancak bir zerre sıkışabildiği halde koca bir güneşin hakikatini içinde kabul etmek lâzım geldiği gibi; aynen öyle de, şu sıravâri içinde her zaman hikmetle değişen ve düzgünlük içinde her vakit tazelenen şu muntazam kâinatı görüp Hâlık-ı Zülcelâli evsâf-ı kemâliyle tasdik etmemek, ondan daha berbat bir dalâlet divaneliğidir, bir mecnunluk hezeyanıdır. Zira herşeyde, hattâ herbir zerrede bir ulûhiyet-i mutlaka kabul etmek lâzımdır. Tamamı
                                  Sözler | Onuncu Söz | Mukaddime
                                  Esma-ül Hüsna

                                  El-Evvel: Başlangıcı olmadığı gibi, bütün varlıkların başlangıcı da Onun ilim ve kudretine bağlı olan; herşeyin ilk hali ve aslı Onun ezelî ilminin düsturlarıyla tanzim edilen.
                                  El-Âhir: Sonu olmayan, herşeyden sonra varlığı devam eden; bütün varlıkların neticesi kendisine bakan ve Ona dönecek olan; herşeyin son noktası, nesli, geleceği ve neticesi Onun emir ve kudretiyle tanzim edilen.

                                15 yazı görüntüleniyor - 136 ile 150 arası (toplam 276)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.