• Bu konu 274 yanıt içerir, 46 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 151 ile 165 arası (toplam 276)
  • Yazar
    Yazılar
  • #787668
    Anonim

      Ey Alem-i İslam! Uyan,Kur’an’a sarıl,İslamiyet’e maddi ve manevi bütün varlığınla mütevvecih Ol!…

      Ve Ey Kur’an’a bin yıllık tarihinin şehadetiyle hadim olan ve İslamiyet nurunun zemin yüzünde naşiri bulunan yüksek ecdadın Evladı!…

      Kur’an’a yönel ve onu anlamaya,okumaya ve anlatacak,onun bu zamanda bir mucize-i manevisi olan Nur Risalelerini mutalaa etmeye Çalış!..

      Lisanın,Kur’an’ın ayetlerini aleme duyururken,hal ve etvar ve ahlakın da onun manasını neşretsin;Lisan-ı halinle de Kur’an’ı Oku!…

      O zaman sen,dünyanın efendisi,alemin reisi ve insaniyetin vasıta-i saadeti olursun.

      Tarihçe-i Hayat

      #787728
      Anonim

        Bismillahirrahmanirrahim
        “Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lâzım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.”
        Biz de Üstadımızdan sorduk:
        “Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men ediyorsunuz?”
        Cevaben Üstadımız dedi ki:
        Bu dehşetli zamanda,
        eski zamandaki firavunların dünyevî şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi,
        enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mânâ-yı harfîden mânâ-yı ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri
        ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile,
        eski zamandaki lillâh için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar.
        Ben de Risale-i Nur’daki âzamî ihlâsı kırmamak için ve o ihlâsın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum.
        Hem şarkta, hem garpta, hem kim olursa olsun, okudukları Fatihalar o ruha gider.
        Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat,
        elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle, beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek” dedi. (Emirdağ Lâhikası)
        Bediüzzaman Said Nursi

        #787807
        Anonim

          Arza bak ne söylüyor! Sema ile aralarında alışverişi bulunduğu için:” Beni halk edebilen, ancak mecmu-u kainatı halkeden zattır” diyor.Çünkü, aralarında tesanüt var.

          #787832
          Anonim

            Risale-i Nur Külliyatı’ndan… Risale-i Nur, İslâmiyet’in gayet keskin ve elmas bir kılıncıdır.
            Bu hakikatlara bir delil ise, Bediüzzaman’ın zalim hükümdarlara ve kumandanlara, ölümü istihkar ederek, hakikatı pervasızca tebliğ etmesi ve dünyayı saran dinsizlik kuvvetine mukabil, hakaik-i Kur’aniye ve imaniyeyi, kendini feda ederek, istibdadın en koyu devrinde neşretmesi ve bu kudsî hakikata, cansiperane hizmet etmesidir.
            Tamamı

            Sözler | KONFERANS

            #787913
            Anonim

              Harp kardeş bölümün adı üstünde klavyeyle yazmak kopyalamak değil dimi…kurallara uygun hareket edersek daha güzel olur kerdeş:)

              #787920
              Anonim

                Her mü’minin namazı,onun bir nevi Mi’racı hükmündedir.

                Ve o huzura layık olan kelimeler ise,Mi’rac-ı Ekber-i Muhammed ( Aleyhissalatu Vesselam ) da söylenen sözlerdir.

                Onları zikretmekle,o kudsi sohbet tahattur edilir.

                O tahatturla o mübarek kelimelerin manaları cüz’iyetten külliyete çıkar ve o kudsi ve ihatalı manalar tasavvur edilir veya edilebilir.

                Ve o tasavvur ile kıymeti ve nuru teali edip genişlenir.

                Altıncı Şua*Birinci Sual

                #787964
                Anonim

                  İ’lem Eyyühe’l Aziz!

                  Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği nimetler,ister afaki olsun,ister enfüsi olsun,bazı şerait altında insana gelip vusul buluyor.Mesela,ziya,hava,gıda,savt ve sada gibi nimetlerden insanın istifade edebilmesi,ancak,göz,kulak,ağız,burun gibi vesaitin açılmasıyla olur.Bu vesait,Allah’ın halk ve icadıyla olur.İnsanın eli,kesb ve ihtiyarında yalnız o vesaiti açmaktır.

                  Binaenaleyh,o nimetleri yolda bulmuş gibi sahipsiz,hesapsız olduğunu zannetmesin.Ancak,Mün’im-i Hakikinin kastıyla gelir,insan da ihitayariyle alır.Sonra ihtiyaca göre in’am edenin iradesiyle bedeninde initşar eder.

                  Mesnevi Nuriye

                  #788072
                  Anonim

                    @NİSANUR 242650 wrote:

                    Harp kardeş bölümün adı üstünde klavyeyle yazmak kopyalamak değil dimi…kurallara uygun hareket edersek daha güzel olur kerdeş:)

                    sayın üye size birşey soran olmadıki niye böyle bir şey söylüyorsunuz….size hiç yakışmadı söyliyim.herkes kendine yakışanı yapsın lütfen forumda bilip bilmedende konuşmayın..herşeyin bir nedeni vardır….selametle…..

                    #788076
                    Anonim

                      @harp 242924 wrote:

                      sayın üye size birşey soran olmadıki niye böyle bir şey söylüyorsunuz….size hiç yakışmadı söyliyim.herkes kendine yakışanı yapsın lütfen forumda bilip bilmedende konuşmayın..herşeyin bir nedeni vardır….selametle…..

                      Benim daha önce yaptığım bir uyarıyı nisa kardeş tekrar yapmış. Ters bir durum yok yani.

                      #788077
                      Anonim

                        @HuSeYni 242929 wrote:

                        Benim daha önce yaptığım bir uyarıyı nisa kardeş tekrar yapmış. Ters bir durum yok yani.

                        valla abim bu sıralar çok yoğun ödevler işler görevlerim varda işte ondan yani….
                        Dünya bir saniye dengesini bozsa…
                        Dünya bir saniye dengesini bozsa…
                        28 Mart 2011 / 00:01
                        Günün Risale-i Nur dersi…

                        Bismillahirrahmanirrahim
                        İşte, gel, Güneş ile muhtelif on iki seyyarenin muvazenelerine bak. Acaba bu muvazene, güneş gibi, Adl ve Kadîr olan Zât-ı Zülcelâli göstermiyor mu?
                        Ve bilhassa, seyyarattan olan gemimiz, yani küre-i arz, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede gezer, seyahat eder. Ve o harika sür’atiyle beraber, zeminin yüzünde dizilmiş, istif edilmiş eşyayı dağıtmıyor, sarsmıyor, fezaya fırlatmıyor.
                        Eğer sür’ati bir parça tezyid veya tenkis edilseydi, sekenesini havaya fırlatıp fezada dağıtacaktı. Ve bir dakika, belki bir saniye muvazenesini bozsa, dünyamızı bozacak, belki başkasıyla çarpışacak, bir kıyameti koparacak.
                        Ve bilhassa zeminin yüzünde, nebâtî ve hayvânî dört yüz bin taifenin tevellüdat ve vefiyatça ve iaşe ve yaşayışça rahîmâne muvazeneleri, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Adl ve Rahîmi gösteriyor.
                        Ve bilhassa o hadsiz milletlerin hadsiz efradından birtek ferdin âzâsı, cihazatı, duyguları o derece hassas bir mizanla birbiriyle münasebettar ve muvazenettedir ki, o tenasüp, o muvazene, bedâhet derecesinde bir Sâni-i Adl ve Hakîmi gösteriyor.
                        Ve bilhassa her ferd-i hayvânînin bedenindeki hüceyrâtın ve kan mecrâlarının ve kandaki küreyvâtın ve o küreyvattaki zerrelerin o derece ince ve hassas ve harika muvazeneleri var; bilbedâhe ispat eder ki, her şeyin dizgini elinde ve her şeyin anahtarı yanında ve bir şey birşeye mâni olmuyor, umum eşyayı birtek şey gibi kolayca idare eden birtek Hâlık-ı Adl ve Hakîmin mizanıyla, kanunuyla, nizamıyla terbiye ve idare oluyor.
                        Haşrin Mahkeme-i Kübrâsında, mizan-ı âzam-ı adaletinde cin ve insin muvazene-i a’mâllerini istib’âd edip inanmayan, bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvazene-i ekbere dikkat etse, elbette istib’âdı kalmaz.
                        Ey israflı, iktisatsız, ey zulümlü, adaletsiz, ey kirli, nezafetsiz, bedbaht insan! Bütün kâinatın ve bütün mevcudatın düstur-u hareketi olan iktisat ve nezafet ve adaleti yapmadığından, umum mevcudata muhalefetinle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine mazhar oluyorsun.
                        Neye dayanıyorsun ki, umum mevcudatı zulmünle, mizansızlığınla, israfınla, nezafetsizliğinle kızdırıyorsun?
                        Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzamından olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisat ve israfsızlık üzerinde hareket ediyor, iktisadı emrediyor.
                        Ve ism-i Adlin cilve-i âzamından gelen kâinattaki adalet-i tâmme, umum eşyanın muvazenelerini idare ediyor. Ve beşere de adaleti emrediyor. Sûre-i Rahmân’da,
                        “Göğü yükseltip aleme nizam ve ölçü verdi.” (Rahman Sûresi: 55:7)
                        “Ta ki adaletten ve dinin emirlerinden ayrılarak ölçüde sınırı aşmayın” (Rahman Sûresi: 55:
                        âyetindeki, dört mertebe, dört nevi mizana işaret eden, dört defa mizan zikretmesi, kâinatta mizanın derece-i azametini ve fevkalâde, pek büyük ehemmiyetini gösteriyor. Evet, hiçbir şeyde israf olmadığı gibi, hiçbir şeyde de hakikî zulüm ve mizansızlık yoktur. (Lemalar)
                        Bediüzzaman Said Nursi
                        SÖZLÜK:
                        MUHTELİF : Çeşitli. Farklı.
                        MUVÂZENE : Ölçülülük, dengeli olma; tartma, ölçme, düşünme, karşılaştırma.
                        ADL : Adâletli; Allah’ın isimlerinden.
                        KADÎR : Her şeye gücü yeten sonsuz kudret sahibi Allah.
                        ZÂT-I ZÜLCELÂL : Celâl ve büyüklük sâhibi Cenab-ı Hak.
                        SEYYÂRÂT : Gezegenler. Bir yerde durmayıp yer değiştiren şeyler.
                        TEZYİD : Arttırma, çoğaltma.
                        TENKİS : Başaşağı etme. Noksan eksik
                        SEKENE : Sâkinler, kalanlar, oturanlar, meksûn olanlar.
                        NEBÂTÎ : Bitki cinsinden, bitkiye âit, yerden biten cinsten olan.
                        TÂİFE : Kavim, kabîle, takım, hususî bir sınıf meydana getiren insanlar.
                        TEVELLÜDÂT : Doğumlar.
                        VEFİYAT : Vefâtlar, ölümler.
                        İÂŞE : Geçindirmek, beslemek, yaşatmak.
                        ÂZÂ : Üye; organ, bedenin her bir uzvu.
                        MİZÂN : Terâzi, tartı, ölçü, denge.
                        TENÂSÜB : Uygunluk, uyma, tutma; yakınlaşma.
                        MUVÂZENE : Ölçülülük, dengeli olma; tartma, ölçme, düşünme, karşılaştırma.
                        BEDÂHET : Açıklık. Belli, açık.
                        SÂNİ : Herşeyi sanatla yaratan Allah.
                        HAKÎM : Herşeyi gaye ve faydalarla yaratan Allah.
                        MECRÂ : Suyun aktığı yol, kanal.
                        KÜREYVÂT : Mikroskobik hayvanlar, hücreler.
                        HAŞR : Yeniden dirilip toplanmak. ikinci diriliş.
                        MAHKEME-İ KÜBRÂ : En büyük mahkeme; âhirette kurulacak olan büyük mahkeme.
                        MUVÂZENE-İ A’MÂL : Amellerin tartılması.
                        İSTİB’ÂD : Uzaklaşma, uzak görme, ihtimal vermeme, olmayacak sanma
                        İSRAF : Boşyere harcama.
                        İKTİSAT : Tutum, biriktirme. Lüzumundan fazla veya noksan sarfiyattan kaçınma.
                        NEZÂFET : Temizlik.
                        BEDBAHT : Bahtsız, mutsuz, kötü, fenâ
                        CİLVE-İ ÂZAM : En büyük tecellî, görüntü.

                        #788092
                        Anonim

                          “kardeşim” zaten ben herhangi bi soruya cevap vermedim.direkt olarak bi uyarıda bulundum.bu uyarıyı dikkate alıp almamak sana kalmış bişeydir.ayrıca başkalarını bilmem ama benimle konuşurken üslubuna dikkat etmeni özellikle rica ediyorum…ben kendime neyin yakışıp neyin yakışmadığını senden veya bi başkasından öğrenecek değilim ne söylediğine dikkat et ve mümkünse benimle bir daha polemik oluşturabilecek davranışlarda bulunma…”özellikle” rica ettiğimi tekrar ederek….selametle…

                          #788135
                          Anonim

                            Evet, insanın en fazla ihtiyacını tatmin eden, kalbine mukabil bir kalbin mevcud bulunmasıdır ki, her iki taraf sevgilerini, aşklarını, şevklerini mübadele ettinler ve lezaizde birbirine ortak, gam ve kederli şeylerde de yekdiğerine muavin ve yardımcı olsunlar.

                            işarat-ül icaz

                            #788201
                            Anonim

                              madem iman gibi hadsiz derecede kıymetdar bir nimet bizde vardır; ihtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur.
                              lem’alar

                              #788249
                              Anonim

                                ”Bizler, bütün ibadetlerin sana mahsus olduğunu kainata ilan ve cenabı uluhiyetine layık olmayan şeylerden münezzeh olduğuna iman ve bütün evsafı azamet ve celal ile muttasıf olduğuna itikad ediyoruz.”

                                işarat-ül icaz

                                #788250
                                Anonim

                                  ”Biz nefislerimizi, fiillerimizi günahlardan temizlemekle beraber, kalblerimizi masivandan çeviriyoruz”

                                  işarat-ül icaz

                                15 yazı görüntüleniyor - 151 ile 165 arası (toplam 276)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.