- Bu konu 1,655 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
5 Haziran 2013: 17:27 #814294
Anonim
Halimin hazin sayfalarını bir de sana açsam!
Sen bilir misin hissizliğin yorgunluğunu,
Kalb ikliminde solgunun umutsuzluğunu,
Çaresiz sukutun sineme hicran akıttığını,
Halimin kuraklığında şevkim kalmadığını.Düşlerimde, ne kadarda umuda uzansam,
Olmayacak hayaller avuntusunu yaşasam,
Yalnızlık acısını hazanın yaprağına yazsam,
Halimin hazin sayfalarını birde sana açsam.Kokunla şevki bahara yaslanarak uzansam,
Hasretimin dallarında senin halini solusam,
O an tamamen sessizliğin hükmünü tanısam,
Aşkın umutlarında kalbimin sahibine varsam.Öyle ömür yaşadım ki halimin o susuzluğunda,
Muhabbetin yıllarca uzağında bağ bozumunda,
Yapraksız dallar yozluğunda korkuları yanında,
Fakirliğin kucağında çaresizliğimin korkularıyla.Melül melül baktım yıllarca hasretin sancısıyla,
Varlığın bilinmeyen adresine yazında sıcağında,
Bilginin kıtlığında, idrakimin fevkalade uzağında,
Umutların solgunluğunda, avuntunun kucağında.Ben sana ne söyleye bilirim, bilirim ki sen eminsin,
Ruhunun enginliğinde kalbini nizam eden nefessin,
Hakkı bilen, kanaatle güçlenen sabrın müdavimisin,
Gülün kokusuyla şekillenen bahtiyarın ta kendisisin.Sana nasıl bu sefil halimi anlatırım çaresiz kalırım,
Haline müdrik olmak için ne bahanelerde dolaşırım,
Uzaklardan nazarımla yaklaşırım ancak sakinleşirim,
O devranında Salih olmak için varlığımdan geçerdim.Bilirim ve sessizliğimde kendi halimde kelam ederim,
Yazmanın yanıklığını sinemde her zaman hissedenim, Aşkın ikliminde, adresin mücerretliğinde yine sefilim,
Ben kendi dertlerimle hüzün içinde nefeslen hederim.Mustafa CİLASUN
6 Haziran 2013: 16:58 #814300Anonim
[TABLE=”class: ncode_imageresizer_warning”]
[TR]
[TD=”class: td1, width: 20″]
[/TD]
[TD=”class: td2″]Resimi Büyüt[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
Küresellik adına
Ne türlü şirret oyunlar tezgâhlanıyor
Güç sahibi
ne emrediyorsam ona tabi ol ve uygula istiyor
İktidar olmak nedir bilir misin diye kinaye ediyor
sinsiliğini arlanmadan gösteriyorİnsan öncelikle
Kim olduğunu ve neye karşı sorumluluk aldığını
Kuvvet dengesinin sarsılmaması için hesabın iyi yapılacağını
Varlık adına
ruhunu ve kalbini ortaya koyarken
enaniyeti unutacağını bilmeliydiAdalet ve hak adına
Bilgi ve tecrübenin
istişaredeki bereketin hassasiyetiyle
Plan ve prağram yaparak
hizmetkârlığın mütevazılığında karar kılmalıydı
Şöhret ve ihtişam neye lazımdı
azamet sahibinin emrinde bulunmak en bulunmaz ikramdıZaten kimin ne olduğu belliydi
Şehret meye veya tefsir edilmeye ihtiyacı olan suizandı
Kaç asırdır içimizi kemiren
birbirimize düşüren
hedefler tayin eden kimlerdi
Ülkeleri ancak tayin edilenler yönetirdi
emir ve komuta zincirine bağlı kalmak aşikârdıEcnebi devletler zaten vardı
Kendi ideal ve ülküleri uğruna kim bilir neler yapmazlardı
Zülüm ve işkencenin
desise ve cürümün
işgal ve gaspın hangi sayfasını boş bıraktı
Rabbinin eğitim ve öğretiminden vazgeçen esir yürekler bizzat parçalandı
sonra hak aranmadıİnsanı yabana atma
Meydana gelen ve gelecek her vakıayı ayıplayıp kınama
Failleri tespit etmek
garez ve kin ile şiddeti cebredenleri deşifre etmek kimin muradı
Seni ve iktidarı ve dolayısıyla devleti arkadan vurmaya çalışan mecrayı hakkıyla ve acilen tanıMustafa CİLASUN
7 Haziran 2013: 17:12 #814314Anonim
Nerdeyim, meşkûk bir halde, halin hazan perdesindeyim!
Orjinal boyutu icin tiklayin 800x532px and 57KB.

Bir merhaba
demeyi ne kadar çok isterdim
Yıllara sâri yutkunduğum kederin elemiyle sabahladığım gecelerinAnlamaya muktedir olmak için
gösterdiğim gayretin, bin hüzünle efkârlı nefesin
Esaretinde inim inim inletmiştin, ne yapsam ve nereye baksam suçlayandı o melalinGözlerinden
dökülen yaşların meali miydim
Sinem için demlediğim kederin gizeminde arandığın dikenli dilinMeşkûk bir halde, halin hazan
perdesinde ve hıçkırığın bizar bırakan o kadrinde
Ruhumun mahzun serinliğinde, kalbimi titreten ve ürküten o haykırışın nedenlerindeNe yapmıştım
kalbin ülfetinden arınmıştım
Suskunluğun rahlesinde sabahlara denk umman sesini aranmıştımFirakın abat olduğu, firkatin inşiraha
mebni gönüllere ilham olduğu aşkı anmıştım
Sevdanın yalanlarından, nefesin heyecanlı sunumlarından mustarip olarak ağladımNe yapmalıyım
sualiyle ve edebin kavliyle
Yıllarca sabrederek, gözlerinin yargılayan halinden kaçarak halimeNakşeden ne kadar sancılarım
zuhur ettiyse, bir hikmeti gerekçesi vardır mıdır diye
Umut içinde, hali bizar bıraktıran sahnesinde, çilenin ulviyetine amade aşk esiniyleHiç
yazmamıştım, yalnızlığa bırakmıştım
Gülerken ağlayan, susarken yüreğin yangınlığında dalan hicrandımHalimin avareliğine şahit olan
kim varsa, hastamı acaba kuşkusuyla bakıyorlardı
Sense ne derler kaygısıyla ve bilmem ki her nasılsa farklı hülyaların sultasındaydınNe halimin
derinliğine vakıftın nede ardın
Hayatın sosyolojik hallerinden bihaber olan bir can olarak hardınKuşku ve korkularınla, önyargılı
savlarınla hiçbir vakit kalbin sesine kanmadın
Ne kadar aynı dili konuşuyor olsak ta, duygular farklı lehçelerde olunca hoyrattınNasıl anlardım,
hiç fırsat vermeyen candın
Anlatmaya başladığım bir an, hıçkırıkların sergileniyordu an be anBilmem ki hala ne istiyordun,
esaretin pençesinde inlettiğin yetmiyordu biliyordum
Çaresiz susmayı edep telakki edip, bir hikmeti var diyerek sabırla anı bekliyordumMustafa CİLASUN
7 Haziran 2013: 17:58 #814315Anonim
Kim şerri sıfat bilirse, mana adına kefensizdir!
[TABLE=”class: ncode_imageresizer_warning”]
[TR]
[TD=”class: td1″]
[/TD]
[TD=”class: td2″]Click this bar to view the original image of 720x478px and 42KB.
[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
Maddiliğe gömülmüşBir insan, öldürücü silah hükmündedir
Şavaşın en büyüğü içerde yapılması gerekirken, bu dışarıya saldırıyor
Doğduğu evreni yabancı görüyor, kendinden olmayan herkesi bir rakip ve tehlike görüyor
Kendi içselliğimizde
Dengeyi aramak ve bulmak durumundayız
İnsanın yatay ve dikey tarihlerini bir bütünlük içinde kurmalıyız
Onu ne sadece manevilik içinde tutmak, ne de maddiliğe gömmek zorundayız
Klasik felsefede
İnsanın yatay ve dikey kesiştiği noktaya bir gül oturtulur
Bu mükemmeliyet noktadıdır, bir zemine basarak zimle ve sabırla yükselmek
Yeryüzü gerçeğini unutmadan göğe yükselmenin en tabi nişanesi ve irfanniyet olgusudur
Çağdaş insanın
Zannedersem en ayırıcı özelliği sahiplenmektir
Modern insan, maddi imkanlar nispetinde ancak kendini var hisseder
Sahip olduğun kadar varsın zehabı üzerine güç ve kuvvet adına varlığından vazgeçer
Peygamber
Haber getiren demektir
Haberi getiren ve ona kulak olan, onun hallerine bakar ve gözlemler
Duyan ve görmeyen şahıs, haberi, hakikati/hayatı yapar ve bu minval üzere gider
Ananevi eğitim üç aşamalıdır, ilme’l yakin, ayne’l yakin, hakka’l yakindır, el hak bilinmelidir
İnsan, Rabbinin
Öğretmenliğinde öğrenciliğini yaşadığında kamil olur
Kulağa ve gözüne düşeni kalbine indirir, kalbi bir rahme dönüşür ve orada doğum gerçekleşir
Duyulan, gözlemlenen ve üzerinde düşünülen şey marifetullaha inkılap eder; marifetullahtan muhabbetullah hasıl olur
Mustafa CİLASUN
8 Haziran 2013: 17:05 #814357Anonim
Hayatın satır aralarında tahayyül ederken!
Yaratılışımız bir aşk hikayesidir
Allahtan geldik, O’ndan ayrıldık ve yine O’ na döneceğiz
Aşk, aslımıza olan özlem ve onunla bütünleşme çabası manasına da gelir
Bir anlamda kendimize/bütünlüğümüze sevgidir aşk, provan algı, aşkın kaynağını burada görmediği için onu dünyevileştiriyorVarlık, varlığa dair fani olan beden
Aşkın objesi yapılıyor ve doğalolarak cinselliğe indirgeniyor
Aşkın büyük hakikatlerden biri olduğu nedense hakkıyla idrak edilemiyor
Allah’ın kainatı yaratmayı arzulaması ve bunu sevmesi, varlığın ilk sebebinin sevgi/ aşk olduğu anlamına geliyorVarlığa ait ve birbirinden ayrı cüzler
Arasında fevkalade kuvvetli birçekim var, kainatta sari bir aşk hali var
Aşk, bir birinin uzağına düşmüş parçaları bir araya getirir, biz buna vuslat diyoruz
Aşkın şiddeti, parçaların birbirine olan uzaklığı nispetinde artar, kişinin O ‘ na uzaklığı nispetindedirAşk bahsinde hep şu ayrım yapılır
İlahi aşk, mecazi aşk, ariflerböyle bir ayrımın olmadığını söylerler
Hedefi ne ve kim olursa olsun,aşk üzere gerçekleşen şey mahiyet olarak hep aynıdır
Değişen maşuktur; maşuka yönelmenin mahiyeti değişmez, kimler yıllarca faniyi idealize ederek aşık olurAşk, bir derttir, söyletir
Şiir edebiyatın bir üst dilidir,edep, bir tür yoğurma ve terbiye tarzıdır
Edebiyat ise edep ile birlikte anılıyor, dolayısıyla şiirinde edebi muhakkak ki olmalı
Kavuşma arzusu, aşk olarak belirlendikten sonra, vuslat gerçekleştiğinde arzudan doğan acı/ aşk kalmazMustafa CİLASUN
8 Haziran 2013: 19:14 #814358Anonim
Sufiliğin dilinden ve kalbin sır perdesinden!
Hakiki dost Allah’tır
Dost olarak bilinen insan düşman mertebesine çıkabilir
Düşmanda bir süre sonra dost görülebilir, bu bakımdan ifrat ve tefrite dikkat edilir
Zira insan ve halleri bakideğil, değişim geçirir, irfan eğitimi bu anlamda çok önemlidirÇünki irfan, her halin
Bir tecelli olduğu inancını verir, sekülerizm, milliyetçilik gibi
Modern kalıpların tersine, irfanayrıştırmaz, “bir” leştirir, farklılıklarda ki ne
götürür
Büsbütün sanallaşmış bugünün gerçekliğinde insanı bu yakınlıkta tanımak ne kadar mümkünGörmeden, dokunmadan
Bir hukuk geliştirmeden insanlaryakınlaşıyor ve bu hisse kapılıyor
Hayır, bu ortam ve bağlam dostluğu mümkün kılmaz; imtihandan geçmeyen inkılap etmez
“Dost” kelimesi Farsçadan geliyor,”arkadaş” ise kok olarak Türkçedir,”arka”sını dayadığı taş anlamına gelir, arka-taşBu sebeple arka-taş önemlidir
Kişiyi güvende tuttuğu gibi,güçünün ortaya çıkmasını sağlar
“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim” deriz, arkadaşı kendisini seçmiş olur
Her cüz, “arka” sını yaslayacağı bir “taş” bulmak süretiyle bütünlüğe ermek, kendisi olmak istiyorDostluk, arkadaşlığın ötesinde bir şey
İnsanın dostu mahremi sayılır,böyle olduğundan insan dostu
Yanında çıplak kalmaktan çekinmez, kaygısızca soyunur, dost ağır söylese de
Zoruna gitmez, bu yüzden sultanların musahipleri olmuştur, herkesin korkup sustuğu halde,
muhasip sultana hatasını söylemiş ve açığını göstermiştirMustafa CİLASUN
10 Haziran 2013: 17:36 #814375Anonim
Yitik kimlik olarak farkı yadedilen derviş!
Ne de olsa kalender meşrep
Paraya, karşılığı madde olan kazanımlara değer vermemektir
Onlarla meşgul olmamak değil,sadece değer vermemektir
Zengin olabilen ama zenginliğiüst bir değer olarak işaretlemeyen”gönül”den bir bakışDervişe yakından bakılıp
Bütünlüğü içinde kavrandığında,bugün eksikliği hissedilen insan
Kim olduğu”derviş olduğu yakinen görülecektir Biz onu sakinliği veteslimiyetiyle biliyoruz,
neden böyledir? Bulmuş inanmış ve teslim olduğundan böyledirDervişlerin mühimsediği tek şey vardır
Hakkıyle Rabbine teslimiyet,kesret ehli değildir derviş, tevhit ehlidir
Hayatın sahibi Allahtır; insan Allaha teslim olunca hayatın o kesretli yapısı karşısında el açmaktan kurtulur,
Allah’ı bulan herşeyi bulur, derdiniz Allah ise bütün dertler küçülürModern zamanlarda insanın derdi
“Bir” olmadığından, elbette kibirden fazla derdi var, küçükte olsa var
Küçük dertlerin nasılda büyükdertlere dönüştüğüne her vakit tanıklıkediyoruz
İnsanlar biyolojik olmaktan ziyade, psikolojik rahatsızlıkların sıkıntılarıyla uğraşıp, duruyor, uzmanları böyle söylüyorTarihte olmayan, modern zamanların
Havasıyla ortaya çıkan hastalıklardır, varlık ile materyalist ilişki kurmanın
Sonrasında karşılaştığımız arızalardır, mevcut durum, daha çok yaşanan anlam kriziyle açıklanıyor
ve fakat tedavi bakımından hangi yöntenm olacağı hususu dikkate alınmalıdırFreudçu psikinaliz, Lacancıpsikiyatri
Bir de “Sufi Psikoloji” var. Bupsikoloji dervişin yaşam algısının modern zamanların
yaralarına merhem olduğunu imler.
”Çünki” der, derviş modern zamanların vazgeçilmezleri üzerinde düşünmeye çağırırSahip olma güdüsüyle hayatı karşılamayı
Sahip olunan emtia ile ‘değer’bulmayı merkezileştirmez, insanı fonksiyonel
Aklın alanından gönlün aşkınlığına çeker. Dünya ve dünyadaki her şey daha bir
Derinlik kazanır; insanı kendinde oyalamaz, onu “öte” ye hazırlayan bir rampaya dönüşürMustafa CİLASUN
10 Haziran 2013: 18:55 #814378Anonim
İnsanın yedi olan ruhi ve kalbi katlarını anarken!
Yüce kitabımıza ve efendimizin
Hayatına baktığımızda mertebeler görürüz, varlığın ve insanın derecelendiğini
İnsan-ı kamil, en üst mertebeyiişaretliyor, demek ki altlarda da mertebe bulunmaktadır.
Peki, nedir bu mertebeler diye dikkatlice nazar edersek, işte o vakitBir pramit örneği aklıma geliyor
En geniş olan piramidin en altkısmıdır. Pramit yükseldikçe alan daralır
İnsanların çoğu, pramidin en altkısmına karşılk gelir, çoğunluk altlarda yaşar
Nitelik ve dereceye vuruldukça insanların sayısında azalma olur, zirvede çok az insan kalırİrfan geleneğinde “yedi katlı insan modeli”yle karşılaşıyoruz
Kur’anı Kerim, Hz. Peygamber’insünneti ve İslam’ın ruhundan hareketle
bu model belirlenmiş. Harici birokumaya yaslanmıyor bu model, çıplak bir metin
okumasından çıkmıyor, Kur’an’ın ruhunun verdiği ilhamla doğuyorYedi katlı insan modeli
Nefs-i emmare ile nefs-i safiye arasındakileri içeriyor
Her makamın bir husisiyeti ve özelliği var; insan hangi makamdaysa makamının
Husisiyetlerini taşıyor, nefs-iemmare insanın en alt makanını oluşturuyor
Nefs-i emmarede insan büsbütünkötü/aşağı olana açıktır, iyiye kapalı bir alandırİnsan içindeki kötü sese kulakkesilir
Bu sesin işaret ettiği yeregider, kendisinde eksiklik, yanlışlık görmez
Ve hatta günahkar olduğunu düşünmez. Arifler, bu mertebedekilerin münafık ve fa sıkların
özelliğini taşıdığını söylerler, velevki Müslüman olsa da nefs-i emmare mertebesin de yaşıyorsa münafık ve fasık gibi olurNefs-i emmareden çıkmak için Müslüman olmak yetmiyor
Daha fazlası gerekiyor, nefsin terbiye ve tezkiyesi, yani nefsin sesini kısmak
Ve böylece ruhun gürleşmesine imkan vermek, insan bir nevi içinde mirac yaşatarak
Nefs-i emmareden nefs-ilevvameye yükselmeli, Nefs-i levvamede insan nefsinden yana düşmez, eksik ve günahkar olduğunu düşünürNefs-i levvameye yükselmiş insanda
İnsan-ı kamile doğru bir seyirvardır. Kişi Nefs-i emmarede sosyolojik olarak Müslümandır.
Arkasından Nefs-imülhime geliyor, ilhama açık nefs demektir, nefs, tövbe, zikir, rabıta ve mücahedeyle
günahların ağırlığından ve şehvet bağından kurtulunca, ilham ve feyz almaya kabiliyet kazanır….Mustafa CİLASUN
11 Haziran 2013: 18:27 #814403Anonim
Canlı olan kitap, İnsan-ı kamil makamıyla fark!
Kur’an’ın hakikati metninden ziyade
Ruhuyla ilgili bir husustur. Bu da canlı Kur’an Hz.Peygambere işarettir
Hz. Peygamber nasıldı? Sorusuna, Hz. Aişe validemiz “ O yürüyen bir Kur’an’dı”
Bu çok önemlibir nokta, malum “İkra!” ile başlıyor ilk emir ve Kur’an-ı Kerim ayetleriPeki, daha okunacak bir kitap yokken
İlk ayet “İkra”hitabı neye işaret ediyor, inananlar neyi okuyacaktı
Cenab-ı Allah; ”Şüphesiz bu Kur’ an gizli bir kitabın içindedir.
Ben size bu kitabı gizli bir kiytap içinde gönderdim”Peki, öyleyse bu ne demektir?
Salt sarf ve nahivden hareketle yapılan tefsirler bu soruların cevabını veremiyor
Ariflerin tefsirleri sayesinde meselenin hikmetini ve irfani tefsirler dikkatimizi anlam
katmanlarına çekiyor. Mesaela Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifi var“Kur’ an ve insan ikiz kardeştir”
Aynı kaynaktan doğan ikiz kardeş; biri harfe bürünerek “vahiy”, diğeri
Ete kemiğe bürünerek ‘insan’ adını alımış. İbn Arabi’ nin “Elimizde tuttuğumuz Kur’ andeğil, Mushaf’ tırMushaf’ın içinde Kur’an, Kur’anın üstünde
Ümmü’l-Kitap, Ümmü’l Kita’bın üstünde de Levh-i Mahfuz var; Levh-i Mahfuz’ dan da “insan”kitabı geliyor.
Dolayısıyla insan-ı kamil ile Kur’an aynı şeydir. Hz. Ali karşıtları mızrakların ucuna Kur’ an ayetlerini takarKur’ an burada demek süretiyle kararsız kitleyi
Taraflarına çekmek için. Hz. Ali Efendimiz bu noktada muhteşem bir şey söyler
Kur’ an ayetlerini mızraklarının ucuna takan tarafa yönelen kitleye hitaben derki;“Nereye gidiyorsunuz?
Kur’ ana gitmiş oluyorsunuz, Kur’ an bemim” der.
Kur’an-ı Kerim’inmushafına değil, hakikatine işarettir bu seslenişBu bakımdanKur’an-ı Kerim’in hakikati
Mushaf’a bakarak değil, gramer özellikleri çözülerek değil, insan-ı kamil üzerinden
anlaşılabilir. Şeytanın 104 kitabı ezbere bildiği söylenir, bilgi yetmiyorki,şeytan kovulmuştur.Önemli olan yürüyen Kur!an olmaktır.
İnsan-ı kamil olduğumuzda Kur’an olur, Kur’ an konuşursunuz. İndirilen Kur’an var, bir de
konuşan/yürüyen Kur’an. Gelenek,”İnsan-ı kamil, konuşan Kur’andır” derMustafa CİLASUN
11 Haziran 2013: 19:48 #814406Anonim
Cümle varlığın birliği ve kardeşiliği!
Anadoluyumayalayan ariflerŞuortak duada buluşur:” Yarabbi! Bedenimi o kaar büyüt ki
Cehennemin hepsini ben doldurayım, bir başka cana yer kalmasın
“Başkasını yazdırmaktan çok onları cehennemden uzak tutan bir dilAnadolu Müslümanlığı; dervişEren,alperen gibi kavramlar üzerinden yaşanmış
Bu“Cümle varlığın birliği ve kardeşliği” olarak formülleştirilen
Tevhidi anlayışın nişanesi olan bir toplum tecrübesi olarak anlamalıyızVahdet-ivudud’ un açılımıVarlığın birliği anlamına geliyor, tasavvufi ve ontolojik
Bir temellendirmeden başka içtimai tarafıda bulunan bir tasavvurdur
Osmanlı’da bu esas alınmış, Müslüman, Hiristiyan, Yahudi, Bektaşi, Alevi, Kürt,
Çerkez gibi farklılıklara saygı duyulmuş, Birde çok, çokta bir, keserte vahdet,vahdette kesretBudil bir tasvvur, bügün içindeÇözüm kaynağıdır. Türkiye’nin can yakıcı meseleleri vardır
Alevi,Kürt ve azınlıklar diye sıralayabiliriz. Peki, vahdet-i vucud anlayışı
Ve mesnevi niçin bizlere hal çaresi olmasın? Batı’da sorunlar hala Aristoteles’e
Kadar gidilerek çözüme kavuşturuluyor. Biz niye İbn Arabi ve Mevlanalara gibi kurucu isimlere başvurmayalımBugününMüslümanlarının temel sorunuKlasik metinlere yaslanmaları, kurucu isimlerden dil edinmemeleridir
Dolayısıyla ekonomide, siyasette, kültürde, mimaride, sanatta ortalamanın altına düşüyorlar
Süleymaniye’nin gölgesine nasılsa gecekondu diyebileceğimiz karakterde bir mimari çıkıyor
Dede Efendi’nin Ferah feza ayin-i şerifine arabesk melodilerle hala eklenmeye çalışıyorlarBugün Uzakdoğu felsefesinin okulları var
Anaokul,ilkokul, orta, lise ve üniversite düzeyinde mektepleri mevcut
Mimar Sınanın mimarisine, Dede Efendi’nin musikisine sinen İslam’ın derinliğiYeni formlar üzerinden hayata taşınabilir,
Hz. Peygamber,”İnsanlara akılları derecesinde konuşunuz” diye buyuruyor.
Kendi ruhumuzu,eğitim yuvalarında karşılığı alınacak halde neden olmasın verebilirizMustafa CİLASUN
12 Haziran 2013: 18:01 #814431Anonim
Canımızı sıkan çok şey var, neler’e bakarsak!
Kişisel meselelerimizi bir kenara bırakırsakNeden Balkanlar’a
kuzey Afrika’ya
Ortadoğu’ya yabancılaştık
“Anadolu ruhu”nun ayırıcı özelliği olan “bütün” fikrinin yerine ikame edilen
“parça /ulus” düşüncesi arızalar çıkarttı. Dil ve din gruplarında oluşan mutsuzluklara kapı araladıElbette ki ”radikal modernleşme”nin katkısı göz ardı edilemezYüzyılın başındaki Anadolu’ya çekilme mecburi ve şekliydi. Modernleşme
üzerinden gerçekleşen ise Anadolu’nun
ruhundan çekilmesi demekti. Bölücü ideolojiler ihdas edildi ve nitekim de gerçekleştiFakat en calib-i dikkat olanı da maalesefAnadolu’muzun yiğit ve vatansever olan gençlerine kutsallık kutusu
İçinde ve din yerine zihinlere zerk edildiğinde
birlik kurmak mümkün olamıyor
Çünkü bu düşünce
ötekini kabul etmiyor
düşmanlaştırıyor ve böylece kendisi var oluyorBaşka türlü modernleşme yaşanabilirdi
Red-i mirasa gerek kalmayabilirdi. Tanpınar’ın yorumuyla; “devam ederek
değişen
değişerek devam eden” bir yola gidilebilirdi. Mümkün olan ve uygulanan bir şeydi bu.
Mesela
Büyük Britanya denilen İngiltere
Kraliyet ailesinin hala devam eden etkisiGelenek ile modernizmin sentezine
Karşılık gelen İngiltere
bugün dünyanın ekonomik ve siyasi güçlerinden biri
Sosyal bilimciler” Geleneğiyle barışık olmayan yenilikçi olamaz” diyor. İşte 1917 Ekim
Devrimi ve sonuçları. Bugün Rusya devrim yaralarını bir senteze giderek sarmaya çalışıyorGeçenlerde Putin
Rus Patriyark Kilisesi’ni ziyaret etti
Ve dedi ki: Maalesef biz laikliği çok sert algıladık ve sizi sahanın dışına ittik
Artık o günler geride kaldı
bundan böyle mutlu
müreffeh ve huzurlu bir Rusya için
sizlerle beraber çalışacağız. Sizi sahada aktif olmaya davet ediyorum” dediği hatırlanmalıDöneceğimiz yer tabii ki İslam’ın tasavvufi ruhudur
O bizim ortak muhayyile ve paydamızdır çünkü. Anadolu da yaşayan herkes
Bir şekilde bu ruhla akrabalık içindedir
Anadolu
küçük hikayelerden oluşan büyük bir hikayedirMustafa CİLASUN
12 Haziran 2013: 19:48 #814433Anonim
Hakikatin” Bir”liği düşüncesinden hareketle!
Ananevi tasavvurda kadın ve erkekHakikatin farklı iki formda tecellisi anlamına geliyor
Üst yapıda bu ayrılık, bu ikilik yok; bizatihi birlik/bütünlüğü var
Fiziki evrenin, dünya hayatının bir gerekliliğidir bu ayrışma, mutlak olmayan, izafi olan ikilikEril ve dişi olanların birbirine akması
Dünya hayatı için gerekli, çünkü hayat bu ikiliğin münasebetiyle mümkün oluyor
Kur’an-ıKerim de, “Biz her şeyi çift yarattık!” deniyor. Yani sadece kadın ve erkek üzerinde
görülmüyor erillik ve dişilik, yani kozmik yapının bütününde karşımıza çıkıyorVarlık nedir? Hayat nedir sualleri
Ve hatta varlık ve hayatta erkek olmak ne manaya gelir?
Niçin bu soruların cevabını arayan bir eğitim mümkün olmasın? Bugünkü erkeğin
Sıkıntısını aşmak adına, kaybettiğimiz ama hafızamızda duran bilge erkeği yeniden inşa etmek adınaHatta erkeğin mesuliyetinin altının çizilmesi
Formel eğitimin yanında kalbin de eğitilmesi; erkeğin erkân ve edepten geçmesi
Bilmediğimiz bir erkek değil bu; bir dönem yaşadı buralarda. Bu erkeği yoğuran ocaklar,
dergâhlarımız oldu, oralarda insan bu mekanlarda hem aklen ve hem de kalben besleniyorduBöylelikle ortaya bir erkek/kadın modeli çıkıyor
Şimdilerden başka erkek ve başka türlü bir kadın. Birbirlerinin mukabili
Ve birbirlerinin yardımcısı olan. Sorun; kadını Rabbinin emaneti olarak görmeyen
Kalbini yitiren, sadece bedeniyle kalan erkek zavallı ve sefil bir erkek olarak karşımıza çıkıyorGeleneğin rol dağılımına ve bu dağılımında
Ortaya çıkan görece farklılıklara feminist teoriyle yaklaşırsak yanılırız
Erkeğin reisliği ve kadının ev hanımlığı ”efendi-köle” dikotomisiyle okunamaz
Anane veya dini metinlerdeki kimi esasları bütününden bağımsız okursak, doğal olarak
netice itibarıyla tahakkümcü bir erkeğe varmış oluruzErkeğin şekillenmesinde yanlış okumaların tesiri var
Geleneğin ruhu deforme olmuş; erkek tahakküm etmiş, kadın da uğradığı mahkûmiyet
sebebiyle buğz etmiş bu durunm bir erkeğin ve kadının asla bütünleşemeyecekleri iki farklı
varlık olarak kabul görmesiyle sonuçlanmıştırMustafa CİLASUN
13 Haziran 2013: 18:02 #814453Anonim
İki doğum ve iki ölüm’ün esrarını anarken!
Orjinal boyutu icin tiklayin 960x540px and 115KB.
Hayır, ölüm somn değilBaşka bir yere doğuştur, Hz. İsa’ ya atfedilen
Hz.Peygamberimiz ve arifler tarafından paylaşılan şöyle bir söz bulunmaktadır
“İki doğum ve iki ölüm var” Birinci doğum “su” dan doğumdur; annerahminde bedenin oluşmasıVe bu daha çok insanın
Beden olarak yeryüzüne gelişi manasına gelir
İkinci doğum ise; insanın ruhen doğması, olması, kemaleermesi demektir
Bu nasıl gerçekleşir? Bilginlerin ve ariflerin işaret ettiği terbiyeden geçerektabiiGerçek doğumun ikincisi olduğu söylenir
Öyledir, çünkü “Birinci doğumdan maksat ikinci doğumun olmasıdır” denir
İnsan-ı kamil, ancak ikinci doğumla mümkündür, bununiçin Hz.Peygamber’in
Sözüne vuran hakikati yaşamak gerekmektedir: “Ölmeden evvel ölünüz”hadisleriÖlmeden evvel ölmek… bedenen
Gerçekleşenden evvel ölebilmek, ne muhteşem bir ufuktur bu. Bunasıl olur?
Azrail, Hz. Mevlana’nın ruhunu almaya geldiğinde, Mevlana, Ölmüşün nesini alacaksın ki?” demiştir. Kendinden/bedeninden geçmek, ruha sıçramak; Hakikatte, Allah’ta fani olmaktırEvet, iki kere doğmak lazım
Önce bedenen doğmak, sonra bedenden geçip mana alemine doğmak
Peygamber Efendimiz,” ölmeden evvel ölünüz!” derken bu ufku göstermesi aşikar
Çünkü yalnız O var; her şey O’ndan geliyor, O’nagidiyor. Varlığın, doğumun hakikatini bilen ölümden korkmazNe demişti Hak aşığı Yunus?
“Yunus öldü düye sala verirler, Ölem hayvan imiş aşıklar ölmez”
Allah’ın rahmet sıfatı vardır; rahmeti, gazabını geçmiştir. Ama gazabıdavardır
Çünkü adalet, cezalendırmayı da gerektirir. Bu sebeple dini eğitimde korkutma gözardı edilemezMustafa CİLASUN
14 Haziran 2013: 16:55 #814511Anonim
Niyazi Mısri’ yi anarken düşündürdükleri!
Orjinal boyutu icin tiklayin 720x360px and 57KB.
“Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş.
Burhan aradım aslıma, aslım bana burhan imiş” derken neleri şerh ediyor
Şimdi bu mısralar zaman ve mekana kayıtlı olabilir mi?Herdem insana, hakikate
Dokunmaz mı? Peki, ne söylüyor: hastayım ve hastalığıma ilaç arıyorum,
tedavi olmak istiyorum; derdime derman, yaralarıma merhem..Meğerse yanlış yapıyormuşum; derdimi ortadan kaldırmak değil, derdimin kendisi derman imişNasıl bir derttir bu?
Diş ağrısı, mide ağrısı değildir bu; asıl derttir
İnsanın aslıyla, bütünlüğüyle, hakikatiyle yaşadığı yabancılık
Burhan;delil demek, insanın varlığına işaret, “Varoluşumu belirleyen, altını çizen delil ve işaretler peşindeyim” diyorVarolayım, var olduğumu hissedeyim
Meğerse varlığım ‘ aslım’ da gizliymiş; kopup geldiğim ruh’ta bütünlükte
Şu dünyanın ara sokaklarında değil, içimde/ kendimde aramalıymışım delil ve işaretleri“Sağı solu gözler idim, dost yüzünü görsem deyü.
Ben taşrada arar iken, ol can içinde can imiş” Muhşeşem bir ilahiyatı içeriyor
Allah’ı sağda solda, dışarda, medrese formu içinde; merkezde değil de taşra kıyılarda aramanın beyhudeliğine işaret ediyorDostyüzü, yani can, dışarda değil
Canın bizatihi kendiside, içinde aranacağını beyan ediyor
Nasıl buyuruyordu Allah? “Ben kendi ruhumdan üfledim size. Size şah damarınızdan daha yakınım”Allah’ınvarlığı yaratıp sonra bir kenara
Çekildiğini düşünürseniz,
ve varlık ayrımını yapmış olursunuz
“Hayır”,diyor Mısri, “ben ve
diye bir ayrım yok. Ben O’ndan gayri değilim, O’nun tecellisi olarak varım” Bu anlam üzere bakarsak ben ve başkası ayrımı kalmaz.
Hadis-ikudsinin “Kullarım güzel amellerle bana yaklaştıklarında onların gören
gözleri,tutan elleri, yürüyen ayakları, duyan kulakları olurum” açılımıyle bütünleşiyorMustafa CİLASUN
14 Haziran 2013: 19:44 #814514Anonim
Ey Rabbim bu ne büyük bir lütuf!
Orjinal boyutu icin tiklayin 720x493px and 60KB.
Artık vakit gelmişti
İbretin ve inşirahın aklı ve izanı zorlayan lahzalarıydı
Yürek atışı hızlanırken, telaş ve heyecan kuşatırken acziyet zamanıydı
Çare adına, derman vaadında ne varsa bir bir sıralanıyor ve fakat güç yetmiyorduAklın dereceleri vardır
Ruhu yücelmek, kalbi nazargah bilmek için
Ölmeden evvel ölmeyi beceremeyen bir miskinliğin içinde ne kardır
Hangi har olursa olsun, ardan yoksunsa, kemaliyetten uzaksa neye yarayacaktırGözümün önüne geliyordu
Son çare olarak yapacaklarım ve unutmamak adına çabalarım dinmiyordu
Çırpınırken ses çıkmıyor,gayret etsende nefes geçit vermiyor,orda yığılıp kalacaksın
Gidilecek yer belliydi, mazeret için hangi saik geçerliydi, ecel vaktine sevdası bir olan demdiÖlmenin bir telaşı yoktu
Kan çekilirken vehmedilen hiçbir panik halimde bulunmuyordu
Buna sebep handan olmam mı, cehlimle cürete abanmam mı, kat a bu yoktu
Rabbime gitmekten ve O’ na kavuşmaktan niçin bu kadar endişe zerkedilen korkuEy Rabbim sen bilirsin
Sen sahibim ve varlığımın yegane hakimisin
Gazabından çok rahmetine bel bağladım, öyle inandım ve bu hal üzere yaşadım
İhdas edilen kültür dininden ziyade ananevi dini hassasiyetle yaşadım, ibadetten ziyade, ubudiyet dini olarak inandımHer yanlış ve hata zafiyetimdendir
Kastı aşan nefsim ve azalarım her bakımdan muzdarip ve pişmandır
Ruhum,senin ruhundan neşet eden sevdadır, aklım ve iradem ancak seninle şavktır
Sen bilirsin, en yüce hükmün sahibisin, gönül hassasiyetine önem veren RABBİMSİNMustafa CİLASUN
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.