• Bu konu 1,655 yanıt içerir, 13 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1,051 ile 1,065 arası (toplam 1,657)
  • Yazar
    Yazılar
  • #814294
    Anonim
      Halimin hazin sayfalarını bir de sana açsam!

      manzara-resimleri-hd-full-hd-10-aliraci-2335-6762.jpg


      Sen bilir misin hissizliğin yorgunluğunu,
      Kalb ikliminde solgunun umutsuzluğunu,

      Çaresiz sukutun sineme hicran akıttığını,
      Halimin kuraklığında şevkim kalmadığını.

      Düşlerimde, ne kadarda umuda uzansam,
      Olmayacak hayaller avuntusunu yaşasam,

      Yalnızlık acısını hazanın yaprağına yazsam,
      Halimin hazin sayfalarını birde sana açsam.

      Kokunla şevki bahara yaslanarak uzansam,
      Hasretimin dallarında senin halini solusam,

      O an tamamen sessizliğin hükmünü tanısam,
      Aşkın umutlarında kalbimin sahibine varsam.

      Öyle ömür yaşadım ki halimin o susuzluğunda,
      Muhabbetin yıllarca uzağında bağ bozumunda,

      Yapraksız dallar yozluğunda korkuları yanında,
      Fakirliğin kucağında çaresizliğimin korkularıyla.

      Melül melül baktım yıllarca hasretin sancısıyla,
      Varlığın bilinmeyen adresine yazında sıcağında,

      Bilginin kıtlığında, idrakimin fevkalade uzağında,
      Umutların solgunluğunda, avuntunun kucağında.

      Ben sana ne söyleye bilirim, bilirim ki sen eminsin,
      Ruhunun enginliğinde kalbini nizam eden nefessin,

      Hakkı bilen, kanaatle güçlenen sabrın müdavimisin,
      Gülün kokusuyla şekillenen bahtiyarın ta kendisisin.

      Sana nasıl bu sefil halimi anlatırım çaresiz kalırım,
      Haline müdrik olmak için ne bahanelerde dolaşırım,

      Uzaklardan nazarımla yaklaşırım ancak sakinleşirim,
      O devranında Salih olmak için varlığımdan geçerdim.

      Bilirim ve sessizliğimde kendi halimde kelam ederim,
      Yazmanın yanıklığını sinemde her zaman hissedenim,
      Aşkın ikliminde, adresin mücerretliğinde yine sefilim,
      Ben kendi dertlerimle hüzün içinde nefeslen hederim.

      Mustafa CİLASUN

      #814300
      Anonim
        [TABLE=”class: ncode_imageresizer_warning”]
        [TR]
        [TD=”class: td1, width: 20″]wol_error.gif[/TD]
        [TD=”class: td2″]Resimi Büyüt[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]
        65621_576521379049488_1300389051_n.jpg

        Küresellik adına
        Ne türlü şirret oyunlar tezgâhlanıyor
        Güç sahibivirgul.gif ne emrediyorsam ona tabi ol ve uygula istiyor
        İktidar olmak nedir bilir misin diye kinaye ediyorvirgul.gif sinsiliğini arlanmadan gösteriyor

        İnsan öncelikle
        Kim olduğunu ve neye karşı sorumluluk aldığını
        Kuvvet dengesinin sarsılmaması için hesabın iyi yapılacağını
        Varlık adınavirgul.gif ruhunu ve kalbini ortaya koyarkenvirgul.gif enaniyeti unutacağını bilmeliydi

        Adalet ve hak adına
        Bilgi ve tecrübeninvirgul.gif istişaredeki bereketin hassasiyetiyle
        Plan ve prağram yaparakvirgul.gif hizmetkârlığın mütevazılığında karar kılmalıydı
        Şöhret ve ihtişam neye lazımdıvirgul.gif azamet sahibinin emrinde bulunmak en bulunmaz ikramdı

        Zaten kimin ne olduğu belliydi
        Şehret meye veya tefsir edilmeye ihtiyacı olan suizandı
        Kaç asırdır içimizi kemirenvirgul.gif birbirimize düşürenvirgul.gif hedefler tayin eden kimlerdi
        Ülkeleri ancak tayin edilenler yönetirdivirgul.gif emir ve komuta zincirine bağlı kalmak aşikârdı

        Ecnebi devletler zaten vardı
        Kendi ideal ve ülküleri uğruna kim bilir neler yapmazlardı
        Zülüm ve işkenceninvirgul.gif desise ve cürümünvirgul.gif işgal ve gaspın hangi sayfasını boş bıraktı
        Rabbinin eğitim ve öğretiminden vazgeçen esir yürekler bizzat parçalandıvirgul.gif sonra hak aranmadı

        İnsanı yabana atma
        Meydana gelen ve gelecek her vakıayı ayıplayıp kınama
        Failleri tespit etmekvirgul.gif garez ve kin ile şiddeti cebredenleri deşifre etmek kimin muradı
        Seni ve iktidarı ve dolayısıyla devleti arkadan vurmaya çalışan mecrayı hakkıyla ve acilen tanı

        Mustafa CİLASUN

        #814314
        Anonim

          Nerdeyim, meşkûk bir halde, halin hazan perdesindeyim!


          Orjinal boyutu icin tiklayin 800x532px and 57KB.
          969079_586565024711790_1348440298_n.jpg

          Bir merhaba
          demeyi ne kadar çok isterdim
          Yıllara sâri yutkunduğum kederin elemiyle sabahladığım gecelerin

          Anlamaya muktedir olmak için
          gösterdiğim gayretin, bin hüzünle efkârlı nefesin
          Esaretinde inim inim inletmiştin, ne yapsam ve nereye baksam suçlayandı o melalin

          Gözlerinden
          dökülen yaşların meali miydim
          Sinem için demlediğim kederin gizeminde arandığın dikenli dilin

          Meşkûk bir halde, halin hazan
          perdesinde ve hıçkırığın bizar bırakan o kadrinde
          Ruhumun mahzun serinliğinde, kalbimi titreten ve ürküten o haykırışın nedenlerinde

          Ne yapmıştım
          kalbin ülfetinden arınmıştım
          Suskunluğun rahlesinde sabahlara denk umman sesini aranmıştım

          Firakın abat olduğu, firkatin inşiraha
          mebni gönüllere ilham olduğu aşkı anmıştım
          Sevdanın yalanlarından, nefesin heyecanlı sunumlarından mustarip olarak ağladım

          Ne yapmalıyım
          sualiyle ve edebin kavliyle
          Yıllarca sabrederek, gözlerinin yargılayan halinden kaçarak halime

          Nakşeden ne kadar sancılarım
          zuhur ettiyse, bir hikmeti gerekçesi vardır mıdır diye
          Umut içinde, hali bizar bıraktıran sahnesinde, çilenin ulviyetine amade aşk esiniyle

          Hiç
          yazmamıştım, yalnızlığa bırakmıştım
          Gülerken ağlayan, susarken yüreğin yangınlığında dalan hicrandım

          Halimin avareliğine şahit olan
          kim varsa, hastamı acaba kuşkusuyla bakıyorlardı
          Sense ne derler kaygısıyla ve bilmem ki her nasılsa farklı hülyaların sultasındaydın

          Ne halimin
          derinliğine vakıftın nede ardın
          Hayatın sosyolojik hallerinden bihaber olan bir can olarak hardın

          Kuşku ve korkularınla, önyargılı
          savlarınla hiçbir vakit kalbin sesine kanmadın
          Ne kadar aynı dili konuşuyor olsak ta, duygular farklı lehçelerde olunca hoyrattın

          Nasıl anlardım,
          hiç fırsat vermeyen candın
          Anlatmaya başladığım bir an, hıçkırıkların sergileniyordu an be an

          Bilmem ki hala ne istiyordun,
          esaretin pençesinde inlettiğin yetmiyordu biliyordum
          Çaresiz susmayı edep telakki edip, bir hikmeti var diyerek sabırla anı bekliyordum

          Mustafa CİLASUN

          #814315
          Anonim

            Kim şerri sıfat bilirse, mana adına kefensizdir!

            [TABLE=”class: ncode_imageresizer_warning”]
            [TR]
            [TD=”class: td1″]nCode.png
            [/TD]
            [TD=”class: td2″]Click this bar to view the original image of 720x478px and 42KB.
            [/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]
            225703_578645852170374_876227364_n.jpg

            Maddiliğe gömülmüş

            Bir insan, öldürücü silah hükmündedir

            Şavaşın en büyüğü içerde yapılması gerekirken, bu dışarıya saldırıyor

            Doğduğu evreni yabancı görüyor, kendinden olmayan herkesi bir rakip ve tehlike görüyor

            Kendi içselliğimizde

            Dengeyi aramak ve bulmak durumundayız

            İnsanın yatay ve dikey tarihlerini bir bütünlük içinde kurmalıyız

            Onu ne sadece manevilik içinde tutmak, ne de maddiliğe gömmek zorundayız

            Klasik felsefede

            İnsanın yatay ve dikey kesiştiği noktaya bir gül oturtulur

            Bu mükemmeliyet noktadıdır, bir zemine basarak zimle ve sabırla yükselmek

            Yeryüzü gerçeğini unutmadan göğe yükselmenin en tabi nişanesi ve irfanniyet olgusudur

            Çağdaş insanın

            Zannedersem en ayırıcı özelliği sahiplenmektir

            Modern insan, maddi imkanlar nispetinde ancak kendini var hisseder

            Sahip olduğun kadar varsın zehabı üzerine güç ve kuvvet adına varlığından vazgeçer

            Peygamber

            Haber getiren demektir

            Haberi getiren ve ona kulak olan, onun hallerine bakar ve gözlemler

            Duyan ve görmeyen şahıs, haberi, hakikati/hayatı yapar ve bu minval üzere gider

            Ananevi eğitim üç aşamalıdır, ilme’l yakin, ayne’l yakin, hakka’l yakindır, el hak bilinmelidir

            İnsan, Rabbinin

            Öğretmenliğinde öğrenciliğini yaşadığında kamil olur

            Kulağa ve gözüne düşeni kalbine indirir, kalbi bir rahme dönüşür ve orada doğum gerçekleşir

            Duyulan, gözlemlenen ve üzerinde düşünülen şey marifetullaha inkılap eder; marifetullahtan muhabbetullah hasıl olur

            Mustafa CİLASUN

            #814357
            Anonim

              Hayatın satır aralarında tahayyül ederken!

              166083_586565371378422_431246_n.jpg

              Yaratılışımız bir aşk hikayesidir
              Allahtan geldik, O’ndan ayrıldık ve yine O’ na döneceğiz
              Aşk, aslımıza olan özlem ve onunla bütünleşme çabası manasına da gelir
              Bir anlamda kendimize/bütünlüğümüze sevgidir aşk, provan algı, aşkın kaynağını burada görmediği için onu dünyevileştiriyor

              Varlık, varlığa dair fani olan beden
              Aşkın objesi yapılıyor ve doğalolarak cinselliğe indirgeniyor
              Aşkın büyük hakikatlerden biri olduğu nedense hakkıyla idrak edilemiyor
              Allah’ın kainatı yaratmayı arzulaması ve bunu sevmesi, varlığın ilk sebebinin sevgi/ aşk olduğu anlamına geliyor

              Varlığa ait ve birbirinden ayrı cüzler
              Arasında fevkalade kuvvetli birçekim var, kainatta sari bir aşk hali var
              Aşk, bir birinin uzağına düşmüş parçaları bir araya getirir, biz buna vuslat diyoruz
              Aşkın şiddeti, parçaların birbirine olan uzaklığı nispetinde artar, kişinin O ‘ na uzaklığı nispetindedir

              Aşk bahsinde hep şu ayrım yapılır
              İlahi aşk, mecazi aşk, ariflerböyle bir ayrımın olmadığını söylerler
              Hedefi ne ve kim olursa olsun,aşk üzere gerçekleşen şey mahiyet olarak hep aynıdır
              Değişen maşuktur; maşuka yönelmenin mahiyeti değişmez, kimler yıllarca faniyi idealize ederek aşık olur

              Aşk, bir derttir, söyletir
              Şiir edebiyatın bir üst dilidir,edep, bir tür yoğurma ve terbiye tarzıdır
              Edebiyat ise edep ile birlikte anılıyor, dolayısıyla şiirinde edebi muhakkak ki olmalı
              Kavuşma arzusu, aşk olarak belirlendikten sonra, vuslat gerçekleştiğinde arzudan doğan acı/ aşk kalmaz

              Mustafa CİLASUN

              #814358
              Anonim

                Sufiliğin dilinden ve kalbin sır perdesinden!

                21176_586565478045078_1962421374_n.jpg

                Hakiki dost Allah’tır
                Dost olarak bilinen insan düşman mertebesine çıkabilir
                Düşmanda bir süre sonra dost görülebilir, bu bakımdan ifrat ve tefrite dikkat edilir
                Zira insan ve halleri bakideğil, değişim geçirir, irfan eğitimi bu anlamda çok önemlidir

                Çünki irfan, her halin
                Bir tecelli olduğu inancını verir, sekülerizm, milliyetçilik gibi
                Modern kalıpların tersine, irfanayrıştırmaz, “bir” leştirir, farklılıklarda ki ne
                götürür
                Büsbütün sanallaşmış bugünün gerçekliğinde insanı bu yakınlıkta tanımak ne kadar mümkün

                Görmeden, dokunmadan
                Bir hukuk geliştirmeden insanlaryakınlaşıyor ve bu hisse kapılıyor
                Hayır, bu ortam ve bağlam dostluğu mümkün kılmaz; imtihandan geçmeyen inkılap etmez
                “Dost” kelimesi Farsçadan geliyor,”arkadaş” ise kok olarak Türkçedir,”arka”sını dayadığı taş anlamına gelir, arka-taş

                Bu sebeple arka-taş önemlidir
                Kişiyi güvende tuttuğu gibi,güçünün ortaya çıkmasını sağlar
                “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim” deriz, arkadaşı kendisini seçmiş olur
                Her cüz, “arka” sını yaslayacağı bir “taş” bulmak süretiyle bütünlüğe ermek, kendisi olmak istiyor

                Dostluk, arkadaşlığın ötesinde bir şey
                İnsanın dostu mahremi sayılır,böyle olduğundan insan dostu
                Yanında çıplak kalmaktan çekinmez, kaygısızca soyunur, dost ağır söylese de
                Zoruna gitmez, bu yüzden sultanların musahipleri olmuştur, herkesin korkup sustuğu halde,
                muhasip sultana hatasını söylemiş ve açığını göstermiştir

                Mustafa CİLASUN

                #814375
                Anonim

                  Yitik kimlik olarak farkı yadedilen derviş!

                  33425_135498946485069_7144777_n.jpg

                  Ne de olsa kalender meşrep
                  Paraya, karşılığı madde olan kazanımlara değer vermemektir
                  Onlarla meşgul olmamak değil,sadece değer vermemektir
                  Zengin olabilen ama zenginliğiüst bir değer olarak işaretlemeyen”gönül”den bir bakış

                  Dervişe yakından bakılıp
                  Bütünlüğü içinde kavrandığında,bugün eksikliği hissedilen insan
                  Kim olduğu”derviş olduğu yakinen görülecektir Biz onu sakinliği veteslimiyetiyle biliyoruz,
                  neden böyledir? Bulmuş inanmış ve teslim olduğundan böyledir

                  Dervişlerin mühimsediği tek şey vardır
                  Hakkıyle Rabbine teslimiyet,kesret ehli değildir derviş, tevhit ehlidir
                  Hayatın sahibi Allahtır; insan Allaha teslim olunca hayatın o kesretli yapısı karşısında el açmaktan kurtulur,
                  Allah’ı bulan herşeyi bulur, derdiniz Allah ise bütün dertler küçülür

                  Modern zamanlarda insanın derdi
                  “Bir” olmadığından, elbette kibirden fazla derdi var, küçükte olsa var
                  Küçük dertlerin nasılda büyükdertlere dönüştüğüne her vakit tanıklıkediyoruz
                  İnsanlar biyolojik olmaktan ziyade, psikolojik rahatsızlıkların sıkıntılarıyla uğraşıp, duruyor, uzmanları böyle söylüyor

                  Tarihte olmayan, modern zamanların
                  Havasıyla ortaya çıkan hastalıklardır, varlık ile materyalist ilişki kurmanın
                  Sonrasında karşılaştığımız arızalardır, mevcut durum, daha çok yaşanan anlam kriziyle açıklanıyor
                  ve fakat tedavi bakımından hangi yöntenm olacağı hususu dikkate alınmalıdır

                  Freudçu psikinaliz, Lacancıpsikiyatri
                  Bir de “Sufi Psikoloji” var. Bupsikoloji dervişin yaşam algısının modern zamanların
                  yaralarına merhem olduğunu imler.
                  ”Çünki” der, derviş modern zamanların vazgeçilmezleri üzerinde düşünmeye çağırır

                  Sahip olma güdüsüyle hayatı karşılamayı
                  Sahip olunan emtia ile ‘değer’bulmayı merkezileştirmez, insanı fonksiyonel
                  Aklın alanından gönlün aşkınlığına çeker. Dünya ve dünyadaki her şey daha bir
                  Derinlik kazanır; insanı kendinde oyalamaz, onu “öte” ye hazırlayan bir rampaya dönüşür

                  Mustafa CİLASUN

                  #814378
                  Anonim

                    İnsanın yedi olan ruhi ve kalbi katlarını anarken!

                    252899_213295822038714_3152936_n.jpg

                    Yüce kitabımıza ve efendimizin
                    Hayatına baktığımızda mertebeler görürüz, varlığın ve insanın derecelendiğini
                    İnsan-ı kamil, en üst mertebeyiişaretliyor, demek ki altlarda da mertebe bulunmaktadır.
                    Peki, nedir bu mertebeler diye dikkatlice nazar edersek, işte o vakit

                    Bir pramit örneği aklıma geliyor
                    En geniş olan piramidin en altkısmıdır. Pramit yükseldikçe alan daralır
                    İnsanların çoğu, pramidin en altkısmına karşılk gelir, çoğunluk altlarda yaşar
                    Nitelik ve dereceye vuruldukça insanların sayısında azalma olur, zirvede çok az insan kalır

                    İrfan geleneğinde “yedi katlı insan modeli”yle karşılaşıyoruz
                    Kur’anı Kerim, Hz. Peygamber’insünneti ve İslam’ın ruhundan hareketle
                    bu model belirlenmiş. Harici birokumaya yaslanmıyor bu model, çıplak bir metin
                    okumasından çıkmıyor, Kur’an’ın ruhunun verdiği ilhamla doğuyor

                    Yedi katlı insan modeli
                    Nefs-i emmare ile nefs-i safiye arasındakileri içeriyor
                    Her makamın bir husisiyeti ve özelliği var; insan hangi makamdaysa makamının
                    Husisiyetlerini taşıyor, nefs-iemmare insanın en alt makanını oluşturuyor
                    Nefs-i emmarede insan büsbütünkötü/aşağı olana açıktır, iyiye kapalı bir alandır

                    İnsan içindeki kötü sese kulakkesilir
                    Bu sesin işaret ettiği yeregider, kendisinde eksiklik, yanlışlık görmez
                    Ve hatta günahkar olduğunu düşünmez. Arifler, bu mertebedekilerin münafık ve fa sıkların
                    özelliğini taşıdığını söylerler, velevki Müslüman olsa da nefs-i emmare mertebesin de yaşıyorsa münafık ve fasık gibi olur

                    Nefs-i emmareden çıkmak için Müslüman olmak yetmiyor
                    Daha fazlası gerekiyor, nefsin terbiye ve tezkiyesi, yani nefsin sesini kısmak
                    Ve böylece ruhun gürleşmesine imkan vermek, insan bir nevi içinde mirac yaşatarak
                    Nefs-i emmareden nefs-ilevvameye yükselmeli, Nefs-i levvamede insan nefsinden yana düşmez, eksik ve günahkar olduğunu düşünür

                    Nefs-i levvameye yükselmiş insanda
                    İnsan-ı kamile doğru bir seyirvardır. Kişi Nefs-i emmarede sosyolojik olarak Müslümandır.
                    Arkasından Nefs-imülhime geliyor, ilhama açık nefs demektir, nefs, tövbe, zikir, rabıta ve mücahedeyle
                    günahların ağırlığından ve şehvet bağından kurtulunca, ilham ve feyz almaya kabiliyet kazanır….

                    Mustafa CİLASUN

                    #814403
                    Anonim

                      Canlı olan kitap, İnsan-ı kamil makamıyla fark!

                      228197_211129688921994_6882240_n.jpg

                      Kur’an’ın hakikati metninden ziyade
                      Ruhuyla ilgili bir husustur. Bu da canlı Kur’an Hz.Peygambere işarettir
                      Hz. Peygamber nasıldı? Sorusuna, Hz. Aişe validemiz “ O yürüyen bir Kur’an’dı”
                      Bu çok önemlibir nokta, malum “İkra!” ile başlıyor ilk emir ve Kur’an-ı Kerim ayetleri

                      Peki, daha okunacak bir kitap yokken
                      İlk ayet “İkra”hitabı neye işaret ediyor, inananlar neyi okuyacaktı
                      Cenab-ı Allah; ”Şüphesiz bu Kur’ an gizli bir kitabın içindedir.
                      Ben size bu kitabı gizli bir kiytap içinde gönderdim”

                      Peki, öyleyse bu ne demektir?
                      Salt sarf ve nahivden hareketle yapılan tefsirler bu soruların cevabını veremiyor
                      Ariflerin tefsirleri sayesinde meselenin hikmetini ve irfani tefsirler dikkatimizi anlam
                      katmanlarına çekiyor. Mesaela Peygamber Efendimizin bir hadis-i şerifi var

                      “Kur’ an ve insan ikiz kardeştir”
                      Aynı kaynaktan doğan ikiz kardeş; biri harfe bürünerek “vahiy”, diğeri
                      Ete kemiğe bürünerek ‘insan’ adını alımış. İbn Arabi’ nin “Elimizde tuttuğumuz Kur’ andeğil, Mushaf’ tır

                      Mushaf’ın içinde Kur’an, Kur’anın üstünde
                      Ümmü’l-Kitap, Ümmü’l Kita’bın üstünde de Levh-i Mahfuz var; Levh-i Mahfuz’ dan da “insan”kitabı geliyor.
                      Dolayısıyla insan-ı kamil ile Kur’an aynı şeydir. Hz. Ali karşıtları mızrakların ucuna Kur’ an ayetlerini takar

                      Kur’ an burada demek süretiyle kararsız kitleyi
                      Taraflarına çekmek için. Hz. Ali Efendimiz bu noktada muhteşem bir şey söyler
                      Kur’ an ayetlerini mızraklarının ucuna takan tarafa yönelen kitleye hitaben derki;

                      “Nereye gidiyorsunuz?
                      Kur’ ana gitmiş oluyorsunuz, Kur’ an bemim” der.
                      Kur’an-ı Kerim’inmushafına değil, hakikatine işarettir bu sesleniş

                      Bu bakımdanKur’an-ı Kerim’in hakikati
                      Mushaf’a bakarak değil, gramer özellikleri çözülerek değil, insan-ı kamil üzerinden
                      anlaşılabilir. Şeytanın 104 kitabı ezbere bildiği söylenir, bilgi yetmiyorki,şeytan kovulmuştur.

                      Önemli olan yürüyen Kur!an olmaktır.
                      İnsan-ı kamil olduğumuzda Kur’an olur, Kur’ an konuşursunuz. İndirilen Kur’an var, bir de
                      konuşan/yürüyen Kur’an. Gelenek,”İnsan-ı kamil, konuşan Kur’andır” der

                      Mustafa CİLASUN

                      #814406
                      Anonim

                        Cümle varlığın birliği ve kardeşiliği!

                        300637_252185244816438_7360932_n.jpg

                        Anadoluyumayalayan arifler

                        Şuortak duada buluşur:” Yarabbi! Bedenimi o kaar büyüt ki
                        Cehennemin hepsini ben doldurayım, bir başka cana yer kalmasın
                        “Başkasını yazdırmaktan çok onları cehennemden uzak tutan bir dil

                        Anadolu Müslümanlığı; derviş

                        Eren,alperen gibi kavramlar üzerinden yaşanmış
                        Bu“Cümle varlığın birliği ve kardeşliği” olarak formülleştirilen
                        Tevhidi anlayışın nişanesi olan bir toplum tecrübesi olarak anlamalıyız

                        Vahdet-ivudud’ un açılımı

                        Varlığın birliği anlamına geliyor, tasavvufi ve ontolojik
                        Bir temellendirmeden başka içtimai tarafıda bulunan bir tasavvurdur
                        Osmanlı’da bu esas alınmış, Müslüman, Hiristiyan, Yahudi, Bektaşi, Alevi, Kürt,
                        Çerkez gibi farklılıklara saygı duyulmuş, Birde çok, çokta bir, keserte vahdet,vahdette kesret

                        Budil bir tasvvur, bügün içinde

                        Çözüm kaynağıdır. Türkiye’nin can yakıcı meseleleri vardır
                        Alevi,Kürt ve azınlıklar diye sıralayabiliriz. Peki, vahdet-i vucud anlayışı
                        Ve mesnevi niçin bizlere hal çaresi olmasın? Batı’da sorunlar hala Aristoteles’e
                        Kadar gidilerek çözüme kavuşturuluyor. Biz niye İbn Arabi ve Mevlanalara gibi kurucu isimlere başvurmayalım

                        BugününMüslümanlarının temel sorunu

                        Klasik metinlere yaslanmaları, kurucu isimlerden dil edinmemeleridir
                        Dolayısıyla ekonomide, siyasette, kültürde, mimaride, sanatta ortalamanın altına düşüyorlar
                        Süleymaniye’nin gölgesine nasılsa gecekondu diyebileceğimiz karakterde bir mimari çıkıyor
                        Dede Efendi’nin Ferah feza ayin-i şerifine arabesk melodilerle hala eklenmeye çalışıyorlar

                        Bugün Uzakdoğu felsefesinin okulları var
                        Anaokul,ilkokul, orta, lise ve üniversite düzeyinde mektepleri mevcut
                        Mimar Sınanın mimarisine, Dede Efendi’nin musikisine sinen İslam’ın derinliği

                        Yeni formlar üzerinden hayata taşınabilir,
                        Hz. Peygamber,”İnsanlara akılları derecesinde konuşunuz” diye buyuruyor.
                        Kendi ruhumuzu,eğitim yuvalarında karşılığı alınacak halde neden olmasın verebiliriz

                        Mustafa CİLASUN

                        #814431
                        Anonim

                          Canımızı sıkan çok şey var, neler’e bakarsak!

                          484855_586566324711660_502152374_n.jpg

                          Kişisel meselelerimizi bir kenara bırakırsak

                          Neden Balkanlar’avirgul.gif kuzey Afrika’yavirgul.gif Ortadoğu’ya yabancılaştık
                          “Anadolu ruhu”nun ayırıcı özelliği olan “bütün” fikrinin yerine ikame edilen
                          “parça /ulus” düşüncesi arızalar çıkarttı. Dil ve din gruplarında oluşan mutsuzluklara kapı araladı

                          Elbette ki ”radikal modernleşme”nin katkısı göz ardı edilemez

                          Yüzyılın başındaki Anadolu’ya çekilme mecburi ve şekliydi. Modernleşme
                          üzerinden gerçekleşen ise Anadolu’nunvirgul.gif ruhundan çekilmesi demekti. Bölücü ideolojiler ihdas edildi ve nitekim de gerçekleşti

                          Fakat en calib-i dikkat olanı da maalesef

                          Anadolu’muzun yiğit ve vatansever olan gençlerine kutsallık kutusu
                          İçinde ve din yerine zihinlere zerk edildiğindevirgul.gif birlik kurmak mümkün olamıyor
                          Çünkü bu düşüncevirgul.gif ötekini kabul etmiyorvirgul.gif düşmanlaştırıyor ve böylece kendisi var oluyor

                          Başka türlü modernleşme yaşanabilirdi
                          Red-i mirasa gerek kalmayabilirdi. Tanpınar’ın yorumuyla; “devam ederek
                          değişenvirgul.gif değişerek devam eden” bir yola gidilebilirdi. Mümkün olan ve uygulanan bir şeydi bu.
                          Meselavirgul.gif Büyük Britanya denilen İngilterevirgul.gif Kraliyet ailesinin hala devam eden etkisi

                          Gelenek ile modernizmin sentezine
                          Karşılık gelen İngilterevirgul.gif bugün dünyanın ekonomik ve siyasi güçlerinden biri
                          Sosyal bilimciler” Geleneğiyle barışık olmayan yenilikçi olamaz” diyor. İşte 1917 Ekim
                          Devrimi ve sonuçları. Bugün Rusya devrim yaralarını bir senteze giderek sarmaya çalışıyor

                          Geçenlerde Putinvirgul.gif Rus Patriyark Kilisesi’ni ziyaret etti
                          Ve dedi ki: Maalesef biz laikliği çok sert algıladık ve sizi sahanın dışına ittik
                          Artık o günler geride kaldıvirgul.gif bundan böyle mutluvirgul.gif müreffeh ve huzurlu bir Rusya için
                          sizlerle beraber çalışacağız. Sizi sahada aktif olmaya davet ediyorum” dediği hatırlanmalı

                          Döneceğimiz yer tabii ki İslam’ın tasavvufi ruhudur
                          O bizim ortak muhayyile ve paydamızdır çünkü. Anadolu da yaşayan herkes
                          Bir şekilde bu ruhla akrabalık içindedirvirgul.gif Anadoluvirgul.gif küçük hikayelerden oluşan büyük bir hikayedir

                          Mustafa CİLASUN

                          #814433
                          Anonim

                            Hakikatin” Bir”liği düşüncesinden hareketle!

                            267305_266624366687068_2367419_n.jpg

                            Ananevi tasavvurda kadın ve erkek

                            Hakikatin farklı iki formda tecellisi anlamına geliyor
                            Üst yapıda bu ayrılık, bu ikilik yok; bizatihi birlik/bütünlüğü var
                            Fiziki evrenin, dünya hayatının bir gerekliliğidir bu ayrışma, mutlak olmayan, izafi olan ikilik

                            Eril ve dişi olanların birbirine akması
                            Dünya hayatı için gerekli, çünkü hayat bu ikiliğin münasebetiyle mümkün oluyor
                            Kur’an-ıKerim de, “Biz her şeyi çift yarattık!” deniyor. Yani sadece kadın ve erkek üzerinde
                            görülmüyor erillik ve dişilik, yani kozmik yapının bütününde karşımıza çıkıyor

                            Varlık nedir? Hayat nedir sualleri
                            Ve hatta varlık ve hayatta erkek olmak ne manaya gelir?
                            Niçin bu soruların cevabını arayan bir eğitim mümkün olmasın? Bugünkü erkeğin
                            Sıkıntısını aşmak adına, kaybettiğimiz ama hafızamızda duran bilge erkeği yeniden inşa etmek adına

                            Hatta erkeğin mesuliyetinin altının çizilmesi
                            Formel eğitimin yanında kalbin de eğitilmesi; erkeğin erkân ve edepten geçmesi
                            Bilmediğimiz bir erkek değil bu; bir dönem yaşadı buralarda. Bu erkeği yoğuran ocaklar,
                            dergâhlarımız oldu, oralarda insan bu mekanlarda hem aklen ve hem de kalben besleniyordu

                            Böylelikle ortaya bir erkek/kadın modeli çıkıyor
                            Şimdilerden başka erkek ve başka türlü bir kadın. Birbirlerinin mukabili
                            Ve birbirlerinin yardımcısı olan. Sorun; kadını Rabbinin emaneti olarak görmeyen
                            Kalbini yitiren, sadece bedeniyle kalan erkek zavallı ve sefil bir erkek olarak karşımıza çıkıyor

                            Geleneğin rol dağılımına ve bu dağılımında
                            Ortaya çıkan görece farklılıklara feminist teoriyle yaklaşırsak yanılırız
                            Erkeğin reisliği ve kadının ev hanımlığı ”efendi-köle” dikotomisiyle okunamaz
                            Anane veya dini metinlerdeki kimi esasları bütününden bağımsız okursak, doğal olarak
                            netice itibarıyla tahakkümcü bir erkeğe varmış oluruz

                            Erkeğin şekillenmesinde yanlış okumaların tesiri var
                            Geleneğin ruhu deforme olmuş; erkek tahakküm etmiş, kadın da uğradığı mahkûmiyet
                            sebebiyle buğz etmiş bu durunm bir erkeğin ve kadının asla bütünleşemeyecekleri iki farklı
                            varlık olarak kabul görmesiyle sonuçlanmıştır

                            Mustafa CİLASUN

                            #814453
                            Anonim

                              İki doğum ve iki ölüm’ün esrarını anarken!


                              Orjinal boyutu icin tiklayin 960x540px and 115KB.
                              944216_586566658044960_1802504634_n.jpg

                              Hayır, ölüm somn değil

                              Başka bir yere doğuştur, Hz. İsa’ ya atfedilen
                              Hz.Peygamberimiz ve arifler tarafından paylaşılan şöyle bir söz bulunmaktadır
                              İki doğum ve iki ölüm var” Birinci doğum “su” dan doğumdur; annerahminde bedenin oluşması

                              Ve bu daha çok insanın
                              Beden olarak yeryüzüne gelişi manasına gelir
                              İkinci doğum ise; insanın ruhen doğması, olması, kemaleermesi demektir
                              Bu nasıl gerçekleşir? Bilginlerin ve ariflerin işaret ettiği terbiyeden geçerektabii

                              Gerçek doğumun ikincisi olduğu söylenir
                              Öyledir, çünkü “Birinci doğumdan maksat ikinci doğumun olmasıdır” denir
                              İnsan-ı kamil, ancak ikinci doğumla mümkündür, bununiçin Hz.Peygamber’in
                              Sözüne vuran hakikati yaşamak gerekmektedir: “Ölmeden evvel ölünüz”hadisleri

                              Ölmeden evvel ölmek… bedenen
                              Gerçekleşenden evvel ölebilmek, ne muhteşem bir ufuktur bu. Bunasıl olur?
                              Azrail, Hz. Mevlana’nın ruhunu almaya geldiğinde, Mevlana, Ölmüşün nesini alacaksın ki?” demiştir. Kendinden/bedeninden geçmek, ruha sıçramak; Hakikatte, Allah’ta fani olmaktır

                              Evet, iki kere doğmak lazım
                              Önce bedenen doğmak, sonra bedenden geçip mana alemine doğmak
                              Peygamber Efendimiz,” ölmeden evvel ölünüz!” derken bu ufku göstermesi aşikar
                              Çünkü yalnız O var; her şey O’ndan geliyor, O’nagidiyor. Varlığın, doğumun hakikatini bilen ölümden korkmaz

                              Ne demişti Hak aşığı Yunus?
                              “Yunus öldü düye sala verirler, Ölem hayvan imiş aşıklar ölmez”
                              Allah’ın rahmet sıfatı vardır; rahmeti, gazabını geçmiştir. Ama gazabıdavardır
                              Çünkü adalet, cezalendırmayı da gerektirir. Bu sebeple dini eğitimde korkutma gözardı edilemez

                              Mustafa CİLASUN

                              #814511
                              Anonim

                                Niyazi Mısri’ yi anarken düşündürdükleri!


                                Orjinal boyutu icin tiklayin 720x360px and 57KB.
                                226936_211129325588697_8069538_n.jpg

                                “Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş.
                                Burhan aradım aslıma, aslım bana burhan imiş” derken neleri şerh ediyor
                                Şimdi bu mısralar zaman ve mekana kayıtlı olabilir mi?

                                Herdem insana, hakikate
                                Dokunmaz mı? Peki, ne söylüyor: hastayım ve hastalığıma ilaç arıyorum,
                                tedavi olmak istiyorum; derdime derman, yaralarıma merhem..Meğerse yanlış yapıyormuşum; derdimi ortadan kaldırmak değil, derdimin kendisi derman imiş

                                Nasıl bir derttir bu?
                                Diş ağrısı, mide ağrısı değildir bu; asıl derttir
                                İnsanın aslıyla, bütünlüğüyle, hakikatiyle yaşadığı yabancılık
                                Burhan;delil demek, insanın varlığına işaret, “Varoluşumu belirleyen, altını çizen delil ve işaretler peşindeyim” diyor

                                Varolayım, var olduğumu hissedeyim
                                Meğerse varlığım ‘ aslım’ da gizliymiş; kopup geldiğim ruh’ta bütünlükte
                                Şu dünyanın ara sokaklarında değil, içimde/ kendimde aramalıymışım delil ve işaretleri

                                “Sağı solu gözler idim, dost yüzünü görsem deyü.
                                Ben taşrada arar iken, ol can içinde can imiş” Muhşeşem bir ilahiyatı içeriyor
                                Allah’ı sağda solda, dışarda, medrese formu içinde; merkezde değil de taşra kıyılarda aramanın beyhudeliğine işaret ediyor

                                Dostyüzü, yani can, dışarda değil
                                Canın bizatihi kendiside, içinde aranacağını beyan ediyor
                                Nasıl buyuruyordu Allah? “Ben kendi ruhumdan üfledim size. Size şah damarınızdan daha yakınım”

                                Allah’ınvarlığı yaratıp sonra bir kenara
                                Çekildiğini düşünürseniz, allah.gif ve varlık ayrımını yapmış olursunuz
                                “Hayır”,diyor Mısri, “ben ve allah.gif diye bir ayrım yok. Ben O’ndan gayri değilim, O’nun tecellisi olarak varım”

                                Bu anlam üzere bakarsak ben ve başkası ayrımı kalmaz.
                                Hadis-ikudsinin “Kullarım güzel amellerle bana yaklaştıklarında onların gören
                                gözleri,tutan elleri, yürüyen ayakları, duyan kulakları olurum” açılımıyle bütünleşiyor

                                Mustafa CİLASUN

                                #814514
                                Anonim

                                  Ey Rabbim bu ne büyük bir lütuf!


                                  Orjinal boyutu icin tiklayin 720x493px and 60KB.
                                  308437_252185001483129_1621255_n.jpg

                                  Artık vakit gelmişti
                                  İbretin ve inşirahın aklı ve izanı zorlayan lahzalarıydı
                                  Yürek atışı hızlanırken, telaş ve heyecan kuşatırken acziyet zamanıydı
                                  Çare adına, derman vaadında ne varsa bir bir sıralanıyor ve fakat güç yetmiyordu

                                  Aklın dereceleri vardır
                                  Ruhu yücelmek, kalbi nazargah bilmek için
                                  Ölmeden evvel ölmeyi beceremeyen bir miskinliğin içinde ne kardır
                                  Hangi har olursa olsun, ardan yoksunsa, kemaliyetten uzaksa neye yarayacaktır

                                  Gözümün önüne geliyordu
                                  Son çare olarak yapacaklarım ve unutmamak adına çabalarım dinmiyordu
                                  Çırpınırken ses çıkmıyor,gayret etsende nefes geçit vermiyor,orda yığılıp kalacaksın
                                  Gidilecek yer belliydi, mazeret için hangi saik geçerliydi, ecel vaktine sevdası bir olan demdi

                                  Ölmenin bir telaşı yoktu
                                  Kan çekilirken vehmedilen hiçbir panik halimde bulunmuyordu
                                  Buna sebep handan olmam mı, cehlimle cürete abanmam mı, kat a bu yoktu
                                  Rabbime gitmekten ve O’ na kavuşmaktan niçin bu kadar endişe zerkedilen korku

                                  Ey Rabbim sen bilirsin
                                  Sen sahibim ve varlığımın yegane hakimisin
                                  Gazabından çok rahmetine bel bağladım, öyle inandım ve bu hal üzere yaşadım
                                  İhdas edilen kültür dininden ziyade ananevi dini hassasiyetle yaşadım, ibadetten ziyade, ubudiyet dini olarak inandım

                                  Her yanlış ve hata zafiyetimdendir
                                  Kastı aşan nefsim ve azalarım her bakımdan muzdarip ve pişmandır
                                  Ruhum,senin ruhundan neşet eden sevdadır, aklım ve iradem ancak seninle şavktır
                                  Sen bilirsin, en yüce hükmün sahibisin, gönül hassasiyetine önem veren RABBİMSİN

                                  Mustafa CİLASUN

                                15 yazı görüntüleniyor - 1,051 ile 1,065 arası (toplam 1,657)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.